Etiket: Hastalık

  • Frengi

    Treponema pallidum denen bakterinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Başka hastalıklardan ayırdedilemeyecek kadar çok sayıda belirti ve bulgulara sahip bir hastalıktır.

    Bulaşma

    Frengi yarasının insandan insana doğrudan teması yoluyla bulaşır. Yara genelde dış cinsel organlarda oluşur. Vajen, anüs veya rectum içi gibi. Ağız ve dudakta da olabilir. Vajinal, anal veya oral cinsel ilişki sırasında bulaşır. Gebe kadının bebeğine de bulaşır. Frengi, tuvaletlerden, kapı kollarından, yüzme havuzlarından, sıcak su kazanlarından, banyo kazanlarından, kullanılmış giysilerden ve bulaşıklardan bulaşmaz.

    Belirti ve bulgular

    Frengi bulaşan kişilerde yıllarca belirti olmayabilir ve tedavi olmazlarsa geç dönem komplikasyonların oluşma riski artar. İnsandan insana yarayla bulaşmasına rağmen bu yaralar tanınmayabilir. Böylece, kişi enfeksiyonunun farkına varamaz.

    1.Devir

    Frenginin ilk devresi genelde tek bir yara ile karakterizedir. Bu yaraya şankr denir. Birden fazla da olabilir. Frengi enfeksiyonunun başlangıcı ile ilk belirtilerin ortaya çıkışı arasında 10-90 gün ( ortalama 21 gün ) vardır. Şankr, genelde sert,yuvarlak, küçük ve ağrısızdır. Frengi mikrobunun girdiği noktada başlar. Şankr 3-6 hafta sürer ve tedavisiz iyileşir. Yeterli tedavi edilmeyen kişiler hastalığın 2. devresine geçerler.

    2.Devir

    İkinci devir deri ve mukoza döküntüleri ile karakterizedir. Tipik olarak vücudun bir veya birden fazla bölgesinde döküntü şeklinde başlar. Genelde kaşıntı yoktur. Bu döküntü şankr iyileştikten hemen sonra veya birkaç hafta sonra başlar. Tipik olarak, kaba,kırmızı veya kırmızı-kahverengi lekeler halinde olup ayak tabanı ve avuç içlerinde görülür. Bazen diğer hastalıkların döküntülerine benzeyen değişik döküntüler de olur. Bazıları o kadar soluktur ki farkedilemez. Deri döküntülerine ek olarak, ateş, lenf bezlerinde şişme, boğaz ağrısı, bölgesel saç dökülmesi, başağrısı, kilo kaybı, kas ağrısı ve halsizlik görülür. Tedaviyle ya da tedavisiz kaybolur. Tedavi olmadıysa hastalık sessiz döneme geçer ve hatta geç döneme doğru ilerleyebilir.

    3.Devir ve Sessiz Devir

    Frenginin sessiz devri 1. ve 2. devir belirtileri kaybolunca başlar. Kişi, tedavi olmazsa belirti ve bulgu olmaksızın enfeksiyonu taşır. Hastalık vücutta kalır. Bu sessiz dönem yıllarca sürebilir. 3. devir yani geç dönem hastaların % 15 ‘inde gelişir. Enfeksiyon bulaştıktan 10-20 yıl sonra ortaya çıkar. Frenginin bu geç döneminde, hastalık iç organlarda harabiyete sebep olmaya başlar.Beyin, sinirler, gözler,kalp, kan damarları, karaciğer, kemikler, eklemler hastalanır. Geç devir frengide, kas hareketlerinde koordinasyon bozukluğu, felç, körlük ve bunama görülür. İç organ harabiyetleri ölümcül olabilir.

    Gebe kadına ve bebeğine etkisi

    Gebelik sırasında bebek bu bakteri ile enfekte olabilir. Annenin kaç zamandır enfekte olduğuna bağlı olarak ölü doğum veya doğum sonrası bebek ölümü görülür. Enfekte bebek belirti ve bulgu olmaksızın doğabilir. Hemen tedavi edilmezse birkaç hafta içinde ciddi sorunlar gelişir. Tedavi olmamış bebekte büyüme geriliği veya ölüm olur.

    Tanı

    Karanlık alan mikroskopisi denilen yöntemle yaradan alınan sürüntüde bakteri aranır.

    Kan testleriyle tanıya gidilir. Enfeksiyon alındıktan kısa bir süre sonra frengiye karşı antikorlar oluşur. Bunlar etkin, güvenilir ve ucuz testlerdir. Hastalık tamamen tedavi olsa bile kanda düşük düzeyde antikorlar aylarca ve yıllarca kalabilir. Tedavi olmamış frengili gebe kadınlar bebeklerini enfekte edip ölümüne sebep olacağından tüm gebe kadınların frengi yönünden testlerinin yapılması gerekir.

    Frengi ve HIV arasındaki ilişki

    Frenginin sebep olduğu genital yara ile HIV’ in bulaşıcılığı artar. Frenginin varlığında HIV bulaşma riski 2-5 kez artar.

    Yaraya ve ülsere sebep olan veya deri ve müköz membranların bütünlüğünü bozan ülseratif lezyonlarla seyreden cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ,frengi gibi, derinin koruyucu mekanizması bozulur. Enfeksiyonlara eğilim artar. Frengiye bağlı genital ülserler kolayca kanar. Cinsel ilişki sırasında oral veya rektal mukoza ile temas ettiğinde de HIV ‘ in bulaşma riski artar. Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da olması HIV ‘ in bulaşmasını kolaylaştırır.

    Tedavi

    Frenginin erken dönemlerinde tedavi kolaydır. Etkene yönelik antibiyotik tedavisi uygulanır. Tedavi ile frengi mikrobu ölür ve daha ileri yıkımlara sebep olması engellenmiş olur. Ama halihazırda bir harabiyete neden olduysa bunu tedavi edemez.

    Etkin bir tedavisi olduğundan cinsel yolla hastalık bulaşma riski olan kişilerin frengi yönünden zaman zaman araştırılması gerekir.

    Frengi tedavisi gören kişinin yarası tamamen düzelene kadar cinsel ilişkide bulunması yasaklanır. Bu kişilerin birlikte oldukları diğer kişileri uyararak frengiyle ilgili testlerin yapılmasını ve gerekirse tedavi olmalarını sağlaması gerekir.

    Frengi tekrar eder mi?

    Frengi olmak hastalığın tekrar oluşmasını engellemez. Başarılı bir tedaviden sonra bile hastalık yeniden bulaşabilir.

    Bir kişinin frengi olduğu testlerle ortaya çıkar. Çünkü, frengi yaraları vajen, rektum ve ağız içinde gizlenebilir.Böylece, kişi cinsel ilişkide bulunduğu kişinin hasta olduğunu açıkça göremez. Bu nedenle, şüpheli durumlarda tedaviden sonra yeniden test gerekebilir.

    Korunma

    Frengi de dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan en emin korunma şekli cinsel temastan uzak durmak ya da testleri yapılmış, enfekte olmadığı bilinen tek bir eşle uzun süreli bir beraberliktir.

    Alkol ve uyuşturucu kullanımından da uzak durmak frenginin bulaşmasından korunmada önemlidir. Çünkü, bu gibi hallerde riskli cinsel eylemlere katılmak kolaylaşır. Cinsel temesta olan eşlerin birbirlerine kendi HIV durumlarını ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklarının varsa hikayesini anlatmaları bu hastalıklardan korunma önlemlerinin alınmasını kolaylaştırır.

    Frengi gibi genital ülserle seyreden hastalıklar, hem kadınların hem de erkeklerin genital bölgelerinde kondomla kapatılabilen bölgelerde olduğu gibi kondomun örtemediği bölgelerde de oluşabilirler. Doğru ve sürekli kondom kullanımı enfekte bölgenin temasını engellediği sürece frengi, bunun yanında genital herpes ve şankroid , bulaşma riskini azaltır.

    Spermisitlerle ( özellikle N-9 ) kayganlaştırılmış kondomların diğer kayganlaştırılmış kondomlara göre korunmada üstünlüğü yoktur. N-9 ile kayganlaştırılmış kondomlar cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV den korunmada önerilmemektedir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların geçişi ,frengi de dahil olmak üzere, genital bölgenin yıkanması, idrar yapma veya cinsel ilişki sonrasında duş yapmakla engellenemez.

    Herhangi bir olağandışı akıntı, yara veya döküntü özellikle genital bölgede farkedildiğinde cinsel ilişkinin sonlandırılarak acilen uzman bir hekime danışılması gerekir.

  • Kadınlarda İdrar Kaçırma

    Kadınlarda İdrar Kaçırma

    İdrar kaçırma: Günlük işler sırasında kontrolsüz ve istemsiz bir şekilde idrarın yapılmasıdır. Tüm kadın yaş grupları içerisinde ortalama % 15-55 oranında görülmektedir ve yaşla birlikte bu oran artmaktadır. Bu durum farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir. Nedenler arasında aşırı kilo, iri bebek doğurmak, müdahaleli doğumlar, yaşlılık, menopoz, diabet, nörojenik hastalıklar, hipertansiyon, kalp hastalıkları, bağ dokusu hastalıkları, sigara, alkol ve idrar torbasını uyarıcı yiyecek ve içecekler sayılabilir.

    İdrar kaçırma kesinlikle yaşlanma sürecinin sonucu olan normal bir durum değildir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Az gelişmiş ülkelerde ve toplumumuzda idrar kaçırma insanların rahatlıkla konuşamadığı bir hastalıktır. İdrar kaçırma, kadınların sosyal hayatını ciddi bir şekilde kısıtlayabilir hatta bazı kadınlarda depresyona sokacak kadar ileri boyutlara varan psikososyal bir sorun haline gelebilir. Günümüzde idrar kaçırmanın tedavisinde idrar kaçırmanın tipine göre davranış tedavileri, medikal tedaviler ve cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Ve bu tedavilerin başarı oranları yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

    Doktorunuza idrar kaçırma şikayetlerinizi söylemekten çekinmeyin. Bu durumun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilin. Üzülmeyin artık her şeyin çözümü var, sadece doktorunuza danışın.

  • El ekzeması nedir?

    El ekzeması nedir?

    Yunanca kökenli bir sözcük olan ekzema, “kaynama” olarak Türkçeye çevrilebilir. Ekzemada deri kaynayan bir suyun fokurdamasını andırır. Bazı yörelerde ekzemadaki küçük su dolu kabarcıklar, mayalanan bir hamurda oluşan küçük hava kabarcıklarına benzetilerek hastalık “mayasıl” olarak da ifade edilmektedir. Ellere yerleşimli ekzema ise toplumda oldukça sık görülen bir deri hastalığıdır. Ellerde kuruluk, kızarıklık, kepeklenme, su dolu kabarcıklar ve sulantı ile karşımıza çıkmaktadır. Deri reaksiyonu geliştirmeye yatkınlık gösteren kişilerin ellerinin çeşitli maddelere maruz kalması sonrasında gelişebilmektedir. Su, kuru hava, sabun, deterjan, kimyasal maddeler, lastik eldivenler, kişisel bakım ürünleri ile aşırı temas sonrasında deride tahriş gelişebilmektedir. Zararsız görünen bebek ürünleri hatta su bile hastalığın ilerlemesine neden olabilmektedir.

    El ekzeması nedenlerine göre çeşitleri
    Hastalığın nedenlerine göre içten ve dıştan kaynaklı olmak üzere başlıca iki grupta incelenebilmektedir. İçten kaynaklı ekzemalar Atopik ekzema ( genetik olarak alerjik yatkınlıkla ilişkilidir), dizhidrotik ekzema (sıklıkla topluiğne başı büyüklüğünde su kabarcıkları şeklindendir), numuler ekzema (madeni para büyüklüğünde görülür) olarak adlandırılır.Dıştan kaynaklananlar ise temas edilen allerjen maddelerle tetiklenen deri yanıtlarıdır. Dıştan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak el ekzeması, allerjik temas ekzeması veya tahriş temas ekzeması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Fotosensitif ekzema (Işığa duyarlılık nedeniyle gelişen ekzema) ise hem içten hem de dıştan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir. Ayrıca bu iki neden dışında kişinin sadece kaşımasıyla gelişen nörodermatit de elde ekzemasına neden olabilir.

    Kimlerde görülür? Kimler artmış risk grubudur?
    Hastalık tüm dünyada görülebilmekle birlikte özellikle kalıtsal olarak deri reaksiyonu vermeye yatkın bireylerde daha sık görülebilmektedir. Bu kişilerde saman nezlesi, astım ve yiyecek alerjisi öyküsü saptanabilir. Temizlik, bulaşıkla yoğun uğraşan kişilerde, işi nedeniyle tahriş ve alerjik maddelere maruz kalan fırın işçileri ,kuaförler ve tuğla işçileri gibi meslek sahiplerinde,diş teknisyeni,doktor,hemşire gibi meslek gruplarında, çimento ve boya işi ile uğraşanlarda daha sık olarak karşımıza çıkabilmektedir. Kişinin mesleği kadar hobileri de önemlidir.Resim, maket, bahçe işi vs ile uğraşan kişilerin hobileri sırasında temas ettiği malzemeler de sorgulanmalıdır. Bazı kişilerde tedavi amacıyla kullanılan kortizonlu kremlere bağlı da gelişebilir.

    Ekzema klinik tablosu ve evreleri
    Ekzemanın akut (başlangıç) döneminde, kızarık ve şiş bir zeminde çok sayıda su dolu kabarcıklar ve bunların hızla açılmasıyla sulantı ve kabuklanmalar ortaya çıkar. Subakut (akut dönem ardından gelişen) dönemde, hafif kızarık bir zeminde çok sayıda kepeklenme ve kabuklanma gözlenir. Kepekler, özellikle kenar kısımlarda, küçük halkalar şeklindedir. Kronik (İlerlemiş) dönemde, deri kalınlaşır, üzerinde kepeklenme belirgindir, yarıklar gelişebilir. Hastalık nedenine göre de farklı dönemlerde seyredebilir ve her dönemde kaşıntı olabilir.

    Tetikleyen faktörler
    Günlük hayatımızda kullandığımız ve karşılaştığımız maddeler hastalığın bir nedeni veya alevlendiricisi olabilir. Bazı ilaçlar ve güneş ışınları özellikle ışığa duyarlılığa bağlı gelişenekzemalarda hastalığı tetikleyebilir. Mesleki olarak yağlı ürünlerle metalik sıvılarla temas ve soğutucu malzemeler iritasyona neden olabilmektedir.
    Ekzema yaşam kalitesini nasıl etkiler?
    Kaşıntı hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Günlük hayatın olumsuz etkilenmesinin yanı sıra çocukların okul hayatlarında, erişkinlerin iş hayatlarında sorunlarına yol açabilir.

    Ekzema tanısı nasıl konulur?
    Kesin tanı için doktor tarafından hastadan ayrıntılı bir öykü alınır. Öyküde sorumlu maddelerin değerlendirilebilmesi için patch (yama) testi yapılmaktadır.
    Tahriş temas ekzemasının tanısı basit olarak derinize hangi maddelerin ekzemaya neden olduğunu ve hangi sıklıkta buna yol açtığını bilerek konabilir.
    Allerjik temas ekzeması tanısı, deri ve zührevi hastalıklar bölümünde yapılan patch (yama) testleri ile olmaktadır. Standart hazırlanan allerjen maddeler ve hastaların temas ettiği malzemelerden süphelenilen maddeler küçük yamalar içerisinde sırtınıza yapıştırılır. İki gün sonra açılır, doktor ve hemşire sırtınıza bakarak hangi maddeye karşı tepki olduğuna karar verir. Tahriş ve alerjik yanıtın kesinleştirilmesi ve olası uzayan alerjik yanıtların değerlendirilebilmesi için 24-48 saat sonra aynı bölge tekrar değerlendirilir. Ayrıca, ayırıcı tanıda düşünülen hastalıklar öykü, fizik muayene ve çeşitli yöntemlerle araştırılır.
    Ayırıcı tanıda hangi araştırma yöntemleri önerilir?
    Ele yerleşim gösteren mantar hastalıklarını dışlamak için kazıma yönteminin ardından mikroskopik ve mikrobiyolojik incelemeler ile mantar arama yapılabilir. Çeşitli deri hastalıklarını dışlamak için gerek görülürse biyopsi alınarak patolojik değerlendirme yapılabilir. İç hastalıklarına eşlik edilen durumlar için laboratuvar ve radyolojik incelemeler yapılabilir.

    Tedavi yöntemleri nelerdir?
    -Tedavi esası sebebinin ortaya konarak etkenle temastan kaçınmaktır. Tamamen uzak durabilmek bazen zor olabilmektedir.
    Su ve sabunla uzun süreli temas derinin doğal koruyucu tabakasının kaybına neden olmaktadır. Doktorunuzun önereceği nemlendirici ve bariyer kremler bu konuda yardımcı olabilir. Barier krem ve köpükler etkenlerin deriye girmesine fiziksel olarak engelleyebilir. Ancak içeriğinin yağlı olması ve kalın tabaka oluşturması rahatsız edici olabilir.
    -Uzun seyirli hastalığı olan kişilerde birkaç ay süreli tedavi gerekebilmektedir. Topikal steroidli kremler kaşıntı ve kızarıklığın düzelmesinde, derinin iyileşmesinde kullanılmaktadır. Topikal steroidli kremler tam etkisinin görülmesi ve yan etkisinin gelişmemesi için doktorun önereceği şekilde kullanılmalıdır. Hastalıkta sulantı fazla ise doktorun önereceği ilaçlar ile ıslak pansuman uygulaması, kalınlık belirgin ise deriyi eritici tedaviler gündeme gelebilir.
    -Hastalık çok şiddetli ise deri dışında steroidler ağız, damar, kas uygulamaları yoluyla verilebilir.
    -Bu tedavilere yanıt alınamıyorsa pimekrolimus, siklosporin, metotreksat, fototerapi gibi diğer tedavi seçenekleri uygulanabilmektedir.
    -Hastalığa ikincil enfeksiyon varsa uygun tedavi yapılmalıdır.
    -Tedaviye başlamadan önce gebelik, emzirme, dahili hastalıklar, farklı sebeplerden ötürü düzenli olarak kullanılan ilaçlar ile ilgili doktor mutlaka bilgilendirilmelidir.
    Koruyucu önlemler nelerdir?
    Tahriş ve alerjiye neden olan durumlara temasının azaltılması en önemli önlemlerden biridir. Bunun için aşağıdaki uyarılara önem verilmelidir.
    -Temizlik, bulaşık, çocuk bakımı gibi işlerde yardımcı desteği veya bulaşık ve çamaşır makinesi kullanılmasıdır.
    -Kısa süreli profilaktik eldiven kullanımı önemlidir. Uzun süre eldiven kullanımının terlemeyi arttırabileceği unutulmamalıdır. Eldiven içine pamuklu eldiven giyilmesi uygun olacaktır.
    -Doktor önerirse bariyer ve nemlendirici kremler sürülmelidir.

    -Saç şampuanlama sırasında kısa süre ile eldiven giyilmesi zayıf iritan maddelerin deriye olumsuz etkisini azaltacaktır.
    -Tuvalet temizleme gibi uygulamalar sırasında deterjan ile ellerin temasın kesilmelidir.
    -Ellerin parfümsüz sabunla yıkanması önerilmelidir.
    -Domates, portakal, limon gibi maddelerle doğrudan el temasının engellenmelidir.
    -Saç boyama sırasında olası alerjenlerden kaçınılması ve korunulması önemlidir.
    – Sıcak veya soğuk su yerine ellerin ılık su ile yıkanması daha uygundur.
    -İş yaparken yüzüklerin çıkarılması yüzüklerin altında kalabilecek iritan maddeleri azaltacaktır.
    -Resim, çiçek maket vs gibi hobileriniz varsa bu işlemler sırasında kullandığınız maddeler sorgulanmalıdır.
    -Eğer mesleki nedenli bir ekzema düşünülüyorsa kısa süreli meslek değişikliği kalıcı bir sorun varsa hekimlerin önerisi ile meslek değişikliği gündeme gelebilir.

  • Saçkıran (alopesi areata)

    Saçkıran (alopesi areata)

    Alopesi areata nedir?

    Alopesi tıp dilinde saç kaybı anlamına gelmektedir. Alopesi areatada ise saçlarda aniden yuvarlak saçsız alanlar oluşturacak şekilde dökülme olmasıdır.

    Alopesi areatanın nedeni nedir?

    Alopesi areata otoimmun bir hastalıktır. Otoimmun hastalıklarda bilinmeyen bir nedenle bağışıklık sistemi kendi hücrelerini yabancı olarak görüp bu hücrelerle savaşmaya başlar. Bu durumda kıl kökleri etrafında bulunan lenfosit denen hücreler sitokin diye adlandırılan kimyasallar salgılarlar ve bu da saçlarda dökülmeye neden olur.

    Hastalığın ailesel özelliği var mıdır?
    Alopesi areata ailenin bir bireyinden fazlasında görülebilir veya ailenin diğerlerinde pernisiyöz anemi ve vitiligo gibi diğer immun hastalıklar bulunabilir.

    Hastalık bulaşıcı mıdır?

    Alopesi areata bulaştırıcı değildir.

    Alopesi areatanın nedeni nedir?

    Hastalığın yenilen gıdalarla bir ilişkisi yoktur. Diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi hastalık stresli bir olaydan sonra başlayabilir, fakat bu olguların hepsinde yoktur.

    Hastalık nasıl görülür?

    Alopesi areata belirgin bir rahatsızlık vermediği için, genellikle berberler tarafından saptanır. Saçın büyümesi durur ve kökünden ayrılır. Alpopesi areata üç evre gösterir. İlk olarak saçlar aniden dökülür, sonra dökülen alanda genişleme olur. Son olarak da saçlar başlangıçta renkleri beyaz veya gri olarak çıkmaya başlarlar. Bu ayları hatta yılları alabilir. Yeni kıllar çıkarken diğerleri dökülebilir.

    Saçların tamamı dökülebilir mi?

    Etkilenen hastaların %5 ine kadar olanında tüm saçlar dökülebilir. Bu duruma alopesi totalis denilir ve çok uzun sürebilir. Hastaların %1 inden azında vücut kılları tamamiyle dökülür, bu durum alopesi üniversalis olarak bilinir.

    Hastalığın başka bir zararı var mıdır?

    Alopesi areata fiziksel bir rahatsızlığa neden olmaz, ama psikolojik olarak hastayı etkiler.

    Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Ne yazık ki hastalıkta kesin çözüm sağlayabilecek tedavi yoktur. Hastalık yavaş bir şekilde kendiliğinden iyileşebilir. Bazen yeni gelen saçlar beyaz veya gri renktedir, daha sonra orijinal renklerine dönerler.

    Saçsız alana kortizon enjekte edilmesi saçların çıkışını hızlandırabilir. Bu tedavi intralezyonel kortizon enjeksiyonu olarak bilinir. Saçlardaki yeniden büyüme sadece enjeksiyon yapılan yerde görülür. Bu tedavi yeni alanlarda saç dökülmesini engellemez. Bununla beraber saçlar çıkmaya başlarsa ilave olarak yapılan enjeksiyonlar saçların çıkmasına yardımcı olur. Hastalığın tedavisinde birçok farklı alternetif yöntem kullanılır. Fakat bu tedavilerin sonuçları değişkendir. Bazı losyonların kullanılması
    bazı kişilerde saçların çıkmasına neden olmaktadır. Bu amaçla kortizonlu ilaçlar veya minoksidil ve tahriş edici bir ajan olan ditranol kullanılabilir.

    İmmunoterapi denen tedavide düşük bir konsantrasyonda alerjik reaksiyon oluşturabilecek bir madde dökülen alan uygulanır ve bir alerjik kontakt dermatit oluşması sağlanır. Bu amaçla sıklıkla diphenylcyclopropenone (diphencyprone) kullanılır. Ne yazık ki bu tedavi tahriş edici ve rahatsızlık vericidir, sıklıkla lenf bezlerinde büyümeye neden olur.

    Yaygın saç kaybı durumunda güvenilir bir tedavi yöntemi yoktur. Kortizon içeren haplar, PUVA dediğimiz bir ışık tedavisi uygulanabilir. Fakat bu tedavilerin bir takım yan etkileri vardır.

  • Deri hastalıkları ve psikiyatrik problemler

    Bugün sizlerle stres faktörlerinin, vücudun en büyük organı olan derimizde hangi şikayetlere neden olduğunu paylaşacağım. Hepimiz bir hayat telaşesi içersinde , zamana yenik düşerek savrulurken biyokimyasal olarak beynimiz çalışmaya devam ediyor. Maddi kaygılar, iş stresi, aile ve çocuk ve daha bahsedemediğim bütün koşuşturmalar sırasında vücudumuzun salgıladığı hormon ve maddeler hedef organlarımızda hasar veriyor.

    Deri hastalıkları içinde stres ile ilişkilendirilen en önemli hastalık tahmin edebileceğiniz gibi Sedef hastalığıdır. Bunun yanında saç dökülmelerinde de stresin etken olduğunu sıklıkla gözlemleriz. Alopesi Areata dediğimiz toplumumuzda saçkıran olarak adlandırılan hastalığının nedenleri arasındada psikolojik nedenler yer alır. Ürtiker yani kurdaşen, bizi en savunmasız en stresli ve üzüntülü anımızda ziyaret edebilir. Viral hastalıklardan özellikle el ve ayakta görülen siğiller halen psikosomatik etyolojisi araştırılan bir durumdur. Yine vücudumuzda görülen pitriazis rose (gül hastalığı), liken gibi hastalıklarda tetikleyici faktör olarak hastanın psikosomatik durumu mutlak değerlendirilmelidir.

    Halkımız çok net görür ve söyler; ‘’Bu dert onu bitirdi’’ cümlesi neredeyse deyimleşmiştir. Özellikle, içine kapanık, içindekileri dışa yansıtamayan kişilerde hastalığın birincil sebebi olmasa bile ataklar halinde devam etmesinde, artmasında en önemli nedenlerden biri olduğunu düşünenlerdenim. Bu sebeple hastalarıma sadece cildiye uzmanı olarak değil, terapist gibi yaklaşırım. Küçük bir çocuğun gözündeki endişe, bazen anne babasının ilgisizliği, bazen okulda bir arkadaşı yada öğretmeniyle olan iletişimsizlik, yeni bir kardeş olması, kardeşlere ebebeynlerin ayrıcalığıyla kronik bir hastalığa dönüşüverir. Bazen de hastalığın tekrar etmesi ve uzun sürmesi kişiyi kısır bir döngüye sokarak neden, sonuç olabilir.

    Hastalarımla özellikle paylaştığım bir şeyi burada sizlerle de paylaşmak isterim. Deri hastalıkları vitrinde en önde görülen, dikkat çeken, ‘’ah bak ne olmuş dedirttiren ‘’ hastalıklardır. Ama bana göre yukarıda da adını saydığım bir çok hastalıkta vücudun stres gerilimini azaltan esnek bir organdır deri. Tabiki görülmesi sizi rahatsız eder, ama bu dışa vurum olmasa, vücudumuzun görünmeyen organlarında tahribatlar verse ve hızla ilerlese daha mı iyi olur???

    Bir diğer problem de deri hastalıklarının, görünüm ve vücut algısı düşünüldüğünde, hastalığa verilen duygusal tepkilerdir. Deri hastalığı olan kişiler, bu sorun yüzünden daha fazla alkol ve sigara kullanılabilirler. Depresyonla sonuçlanan vakalar sıktır. Yatan ve ayaktan tedavi edilen deri hastalarının psikiyatrik bozukluk prevalansı, genel popülasyondan yüksektir. Özellikle el-ayak ekzaması, erişkin tip atopik ekzama ve seboreik dermatitte bu psikolojik faktörler daha ön plandadır.

    Dermatologlar sıkıntı ve önemli yaşam olaylarının inflamatuar deri hastalığını kötüleştirdiğini bilirler. Bu nedenle ki bize başvuran hastalar, daha önce hekim görmüştü, bunu stres sıkıntı tetikler dedi derler. Literatürde Alopesi areata (saç kıran), idiyopatik ürtiker (kurdeşen), aftlar, rosasea, nörodermatit gibi hastalıkların depresif bulgularla beraber görüldüğü bildirilmiştir.

    Hastalarda genellikle hastalığın sebebi ve sonucu birbirine karışır. Burada biz hekimlere düşen en önemli görev, neden sonuç ilişkisini dikkatle araştırmaktır. Bazı hastalıklar depresyon ve anksiyete bozukluğu zemininde oluşabildiği gibi, bazı hastalıkların uzun sürmesi, görsel rahatsızlık sonuç olarak depresyona neden olabilir.

    Bazende deri bulguları, lezyonların yeri ile sembolleştirilir. Kocasının kendisine ilgisi azalmış bir bayanda selülit, empotansı olan bir erkekte peniste döküntü, cinsel tacize uğrayan bir ergenin kalçalarında kaşıntı yaşanan stresi lokalize edebilir.

    Bazı deri hastalıklarında ise birincil hastalık gerçekten psikiyatrik hastalıktır. Hasta bu deri bulgularını fazlasıyla abartır. Fiziksel bir belirti olmasa bile vücut algısı bozulmuş olabilir. Bazen de kaşıntılı lezyonu, yada saç dökülmesini kendisi oluşturmuş olabilir. Artefakt dermatiti, parazitoz delüzyonu, dismorfofobi bu hastalıklardan bazılarıdır.

    Hastalar kadar biz hekimler de bakış açımızı değiştirdiğimizde, bu hastalıkların daha kolay tedavi edilebildiğini göreceğimize inanıyorum. Bu hastalıkların nedenleri ve sonuçları arasında mutlak birçok sebep var ancak bu sebep hem hekimlerce hem hastalarca en fazla göz ardı edilen sebep. Her insan kendi içindeki Dünyayı yaşar. Bizler dışarıdan bazen izleyici, bazen misafir olabiliriz. Müdahil olduğumuz durumlarda hep pozitif bakarak zorlukların üzerinden gelmeliyiz. Gerektiğinde profesyonel olarak psikiyatri uzmanlarından da destek alarak, içinde bulunduğumuz kaosun önce farkına vararak, sonra bu durumdan çıkabilmek için mücadelemizi vermeliyiz.

  • İnternetten sağlık

    Sevgili okurlarım, bir hekim olarak sizleri her hafta olmasada mümkün olduğunca sık deri hastalıkları ve sağlığı açısından makalelerimle bilgilendirmeye çalışıyorum. Ancak iş, hastalık olunca biraz ciddi bir durum halini alıyor. Bu nedenle de benim yazarlık kariyerim, bu gazetedeki arkadaşlarımı takip ettiğimde anlıyorum ki biraz sekteye uğruyor. Biraz da ben kendimi hastalıkları düşününce tıkanmış hissediyorum, genel mi ayrıntılı mı anlatmam gerekli bazen bilemiyorum. Bu nedenle bugünden sonrası yazılarımda güncel hayatımızda daha çok yer alan deri ile ilgili problemleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Facebook sayfamda takipçilerimle güncel hayatta merak ettikleri, uzmanlığımla ilgili sorunları bana iletmelerini istedim. Bu konuda sanıyorum ki daha faydalı bir işe imza atabiliriz.

    Biliyorsunuz sağlıkla ilgili internet üzerinde birçok site mevcut. Birçoğumuz artık interneti hayatımız içersinde rahatlıkla kullanıyor, istediğimiz bilgiye ulaşıyoruz. Ancak bu bilgilerin çoğu yeterli olmadığı gibi filtrelenmişte olmuyor. O yüzden halkımız bize internet üzerinden birebir ulaşarak, kendi kişisel sorunlarını çözümlemeye çalışıyorlar. Özellikle Deri ve Zührevi hastalıklar alanında uzman olan meslektaşlarımın da benimle aynı durumda olduğunu yakinen biliyorum.

    Biz hekimler hastalıklar hakkında yazı yazmaya bu kadar zorlanırken, hasta diyaloglarını tabi ki Hipokrat yemini çerçevesinde ‘’Anılarımız ‘’ adlı bir kitapta toplasak eminim bir ansiklopedi çıkarabiliriz. Ben bugün bu diyaloglardan çok, bu sorularda ki yanlış bakış açılarından size bahsetmek istiyorum.

    Örneğin bazı hastalar internet ortamından sorarlar; hocam bitkisel bir krem kullandım, her derde deva oluyor yazmış internette, satın aldım. Ama yüzümde kızarıklık ve leke yaptı. Ne yapmalıyım ? Aman doktorum yetiş !

    Öncelikle yüzünüze tedavi amaçlı uygulanacak herhangi bir ürünü, uzman hekiminizin deri tipinizi ve sorununuzu belirlemeden ASLA kullanmayınız. Ayrıca tedavi amaçlı kullanılan ürünlerin, gündüz mü akşam mı kullanılacağı, güneş hassasiyeti yapıp yapmadığı, hengi mevsim kullanılacağı çok önemlidir.Ha bu arada fikrimce her derde deva olan bir ilaç icadı olsaydı inanın böylesine ARGE çalışmaları yapan firmalar bundan mutlak haberdar olurdu.

    Bilgiyi çok bilen mi az bilen mi korkaktır diye sorsanız tabi ki çok bilen derdim. Ne yazık ki Türkiye’de kontrolsüz satış psikolojileri artık halkımıza zarar vermeye başladı ve yetkililere de buradan küçük bir mesaj vermiş olalım. Denetimsiz hak, başkalarının haklarını ne yazık ki hunharca sömürüyor.

    Sık sorulan sorulardan biride genç yaş grubundan geliyor. Aknelerim, izlerim diyen birçok genç, yüzünü su bazlı ürünlerle sabah akşam yıkamayı ne yazık ki hiç bilmiyor. Belki yazılarımda defaiyetle bundan bahsedebilirim. Akne problemi de olan genç yaş ergende deri için en önemli olan deri temizliğidir. Onların ize dönüşmemesi için, izlerin daha çabuk gerilemesi için, derinin yağlanmaması için , yine uygun ürünlerle nemlendirme 2. önemli olandır. 3. Basamak uygun ürünlerle güneşten korunmadır. Bu arada güneş koruyucu satan dermato-kozmetik eczane yada kozmetik ürün satan mağazalardaki çalışan aradaşlara küçük bir mesaj vermek istiyorum. Lütfen hastaların deri tipine ve sorununa uygun ürünleri veriniz. Bu bilgi ve birikiminiz yoksa lütfen bir bilene danışınız.

    Bir hasta yine internet ortamından sorar. Hocam, şüpheli bir birlikteliğim oldu. Ben AIDS olmuş olabilirmiyim hocam?, bir diğeri uzman hekime başvurmuştur ve birçok tetkik ve takip tetkikleri de yapılmıştır ama hala sorar, Hocam tahlillerim negatif ama benim sonra AIDS olma ihtimalim var mı ? Tabiki bu tür soruların internet üzerinden gelmesi, insanların bu konuda ne kadar çekingen, olduğunun göstergesidir. Ancak meslektaşlarımın da hemfikir olduğu bir konu şüpheli cinsel ilişki yaşayan insanların da sayısı ne yazık ki Türkiye’de az değil.

    Öncelikle şöyle bir konuyu aydınlığa kavuşturmamız gereklidir. Cinsel ilişki kavramının başında ŞÜPHELİ fikri varsa lütfen kendiniz için KORUNMACI olunuz. Bunun yöntemleri zaten çok net bilinmektedir. Bunun yanında şüpheli bir ilişki sonrası cinsel yolla sadece AIDS değil birçok hastalığın bulaşabileceğini aklınızdan çıkarmayın. HIV pozitifliği sonrası AIDS hastalığı klinik bulguları bir süreci gerektirir. Ancak siz Sifiliz yani frengi olduğunuzda yada diğer bakteriyel enfeksiyonlar bulaştığında hemen şikayetleriniz başlar. Eğer birde başka bir partneriniz varsa, ona da bulaşacağını asla unutmayın. Kadınlara bulaşan genital siğil tipleri bugün kanser nedenleri arasındadır. Hamile bir annenin taşıdığı bir hastalık ne yazık ki sakat bir bebek yada düşüklerle karşımıza çıkabilir. Sonuç olarak Şüpheli kelimesinin,sadece sizi değil , sevdiklerinizi de ilgilendirdiğini LÜTFEN UNUTMAYINIZ !!!

    Bugün sizlerle, sizleri daha çok ilgilendiren konularda spot bilgilerle, bir miktar da yazarlık yeteneğimi de kullanarak bilgiler vermeye çalıştım. Açıkçası benim içinde zorlanmadan, akıp giden bir yazı oldu. Faydalı olmuştur dileğiyle, efendim sağlıcakla kalınız.

  • Siğiller

    Siğil (Verruka) grubu hastalıklar Human Papilloma Virus’lara (HPV) bağlı olarak gelişen selim, deri enfeksiyonlarıdır. Klasik tip siğiller HPV 1,2,4,7,27 ve 57 tipleri ile oluşur. Özellikle okul çağındaki çocuklar ve gençlerde sık görülür. İnsandan insana derideki çatlak ve yaralardan direkt siğil teması ile geçer. Aile içinde ve okulda bulaşma tipik olup, ortak banyo ve havuzlardan da bulaşır.Virüsün bulaştığı yüzey ve eşyalarla temas yoluyla yayılabilir.Yalınayak yapılan aktivitelerle ayaklarda gelişebilir.Hayvanlardan insana geçebilir. Kasaplarda , balıkçılarda, mezbaha işçilerinin ellerinde basit siğillerin görülme sıklığı daha yüksektir. 6 aya kadar uzayabilen kuluçka süresi vardır. Sıklıkla el sırtında, parmaklar ve tırnak çevresinde yerleşmekle birlikte deri ve mukozaların herhangi bir yerinde yerleşebilir.

    Siğillerin görünümleri nasıldır? Klinik görünüm HPV tipine, siğilin yerleştiği bölgeye ve kişinin bağışıklık durumuna göre değişir. Basit siğiller özellikle el parmakları, dirsek, dizler gibi travmaya maruz kalan alanlarda, deri renginde, üzeri pürtüklü deri kabartıları şeklindedir. Tırnaklarını ısıranlarda tırnak kenarı ve dudaklarda görülebilir. Ayak tabanı gibi basınca maruz kalan bölgelerde deriden kabarık olmayan, küçük siyah noktacıklar şeklinde görülebilir. Düz siğiller en sık yüz, boyun, el sırtı, bilek ve dizlerde yerleşir. Erkeklerde sakal bölgesinde ince saplı siğiller oluşabilir. Tıraş ile travma edildikçe yüzde yayılma gösterir. Anogenital bölgedeki siğiller, yassı, deriden hafif kabarık, bazen karnabahar görünümünde kitleler şeklinde olabilir.

    Sık sorulan bir soru ; siğiller kansere yol açar mı?

    Bazı HPV ‘lerin neden olduğu siğiller, ki bunlar anogenital siğillerdir, başta rahim ağzı olmak üzere, peniz ve anal kanserlere neden olabilmektedir. Bu nedenle anogenital siğili olan erkeklerin eşleri de ayrıntılı genital muayene edilmelidir. Hem tedavileri yapılmalı hemde koruyuculuk açısından aşılama yapılmalıdır.

    Siğillerin tanısı nasıl konur?

    Tanı genellikle klinik görünümle net olarak konabilir. Şüpheli olgularda deri biyopsisi alınarak tanı desteklenir. PCR ve DNA probu ile gelişmiş moleküler tekniklerle neden olan virus tipi belirlenir.

    Siğiller hangi hastalıklarla birlikte sık görülür?

    Çocukluk ve genç erişkinlik döneminde bulaşma ile siğiller oluşabilir. Bunun yanında yaygın, tedaviye dirençli siğiller; Hodgkin hastalığı, AIDS, böbrek transplantasyonu, bağışıklık sistemi bozulmuş ve immunsupresif tedavi alan hastalarda ve atopik ekzamalılarda daha sık görülmektedir.

    Siğiller nasıl tedavi edilir?

    Siğillerde uygulanacak tedavi hastanın yaşı, siğilin yerleşim yeri, yaygınlığı, süresi ve hastanın bağışıklık durumuna göre seçilir. İlk ve erken tedavi siğilin yayılmasını ve tekrar etmesini engeller. Siğiller üzerine çeşitli kimyasal ajanları içeren, krem, pomad, jel ve solüsyon formunda topikal tedaviler uygulanabilir. İyileşmeyen basit siğil ve anogenital siğillerde sıvı azot gazı ile kriyoterapi tedavisi ilk seçenek tedavilerdendir. 1-3 hafta arayla birkaç seans uygulanır. Gövde yerleşimli siğillerde radyofrekans elektrokoterizasyon daha sık tercih edilir. Son zamanlarda özellikle anogenital siğil ve dirençli ayak tabanı siğillerinin tedavisinde ve nüksü önlemek için immunomodulatör ilaçlar topikal olarak kullanılmaktadır. Lazer ile siğillerin tedavisi genelde düz siğillerde el ayak yerleşiminde tercih edilebilir. Tedaviler sırasında bağışıklık sistemini uyaran çinko’nun kullanılmasının tedavi başarısını arttırdığı söylenmektedir.

    Siğiller tedavisi olan, ama zaman gerektiren bir hastalıktır. Birçok hastalık gibi , hastalığın bulaşmasını önleme, öncelikle yapılması gereken bir yöntemdir. Siğili olan kişiler kaşıma ve travma ile başka bir bölgeye yayabilir. Topluma açık yerlerde kaplıca ve havuzlarda yalınayak dolaşılmaması önemli bir önlemdir. Aile içinde siğili olan varsa, terlik ve havlu kullanımına dikkat edilmelidir. Anogenital siğiller cinsel temas ile bulaşacağından mutlak kondom kullanılmalı, partnerlerin her ikisi de muayene edilmelidir. Hayvanlarla teması olan meslek gruplarında eldiven kullanımı son derece önemlidir. Kuaför ve berberler kullandıkları malzemelerde steriliteye dikkat etmeli, gerekirse kişiye özel ekipmanlar temin edilmelidir.

    Bugün sizlerle hayatımızın bir döneminde bizi meşgul etmiş, sık görülen bir hastalık olan siğillerden bahsettim. Bir başka deri hastalığında aydınlanmak üzere sağlıcakla kalın lütfen…

  • Sedef hastalığı (psoriasis)

    Toplumun %2 ‘sini ilgilendiren sedef hastalığı, bulaşıcı bir hastalık olmayıp, iyileşirken iz bırakmaz. Deri hücrelerinin döngüsü artarak deri tam yapılanmasını sağlayamaz. Bazı kişiler özellikle ailede sedef hastalığı olanlar bu hastalığa daha yatkındır. Ancak yinede bügünkü koşullarda sebepleri halen tam aydınlatılamamıştır. Boğaz enfeksiyonları, stres yada deri hasarı gibi faktörler hastalığı tetikleyebilir. Aşırı alkol alımı, sigara, kullanılan ilaçlar sedefi kötüleştirebilir. Bu hastalık psikolojik durumla yakından ilgili olduğundan, stresli ve depresyonda olunduğunda ataklar, tedaviye direnç görülebilir.

    Peki ama nedir bu sedef hastalığı ? Sedef bazen kaşıntılı olabilen, üzeri beyaz sedef renkli kepeklenmelerle giden kızarık döküntülerdir. En sık saçlı deri, kalça, diz ve dirseklerde görülür. Eklem tutulumu da yaptığından, bazen hastalarımızı Fizik Tedavi uzmanları ile birlikte tedavi ederiz. Tırnak tutulumu ile, yüksük tırnak, renk ve şekil bozuklukları görülebilir. Sedefli hastaların en büyük kaygısı, görünüm ve toplumun onlara bakış açısıdır. Bu kaygı onların yaşam kalitesini bozar.

    Sık sorulan bir soru da Sedef hastalığı tedavi edilebilir mi? dir. Hastalık çeşidine ve şiddetine göre tedavi edilir. Dışarıdan deriye sürme topikal tedaviler başlangıç aşaması ve çocuklarda tercih edilir. Fototerapi denilen UVA ve UVB tedavileri hastalıkta yanıt alınan başarılı tedavilerdir. Bunun yanında ağızdan sistemik tedavilerle de hastalığı kontrol altında tutmak mümkündür ancak bu tedaviler klinik takip ve kan testleri gerektirir. Sedef hastalığının ağır formları için enjeksiyonla uygulanan yeni çıkan tedavi protokolleride vardır.

    Sedef hastalığı stres kontrolü önemli olan, hastalık ve stres kısır döngüsü içinde devam eden bir hastalık olduğundan, bizler hastalarımıza psikiyatri hekiminden destek almaları gerektiğini sıklıkla söyleriz. Hastalarımız bu öneride ilk olarak ben delimiyim? diye reaksiyon verselerde, sonrası tedavi olduklarında sedef hastalığının da gerilediğini görmeleri onları bu kısır döngüden çıkarır.

    Hastalıklardan uzak, güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

  • Cildimizde yaz hastalıkları

    CİLDİMİZDE YAZ HASTALIKLARI

    Yaz mevsiminin sonuna yaklaştığımız şu günlerde sıcaklar tüm hızıyla devam ediyor. Her ne kadar yaz mevsimi çoğumuz için dinlenme, kış yorgunluğunu atma fırsatı sunsa da , bazı kişiler için sıkıntılı günler anlamına da gelebiliyor. Çünkü bu mevsimde nezle , grip yaşamasak da bazı cilt hastalıkları ile yaz mevsiminde eskisine göre giderek artan sıklıkta karşılaşıyoruz. Özellikle açık tenli kişiler bu cilt problemlerinden daha fazla etkileniyorlar. Çünkü günümüzde tatil anlayışımız yüz yıl öncesinden çok farklı: yazın güney ve batı sahillerine deniz tatiline gitmek büyük-büyük annelerimizin aklına gelmezdi bile! Kıyısı olan yerleşim yerlerinde çok sıcak günlerde denize girildiğinde de insanlar derileri görünmeyecek giysilerle suya girerlerdi. Beyaz bir cilt ayrıcalık simgesiydi o yıllarda! Ancak sürekli açık havada çalışmak zorunda olan işçiler kararırlardı.

    1940lı yılların ortalarında BİKİNİ denen deniz giysisi icat edildikten sonra alışkanlıklar da hızla değişmeye başladı. 1950lerden sonra yanık ten sağlık ve çekicilik simgesi oldu. İnsanlar güneş altında daha fazla zaman geçirmeye başladılar. Bu arada ozon tabakası da delindi ve güneşin zararlı UV ışınları yeryüzüne giderek daha yoğun dozlarda ulaşmaya başladı. Sonuç: giderek daha fazla sayıda insan yaz mevsiminde yaşadığı cilt sorunları nedeniyle doktora başvurmaya başladı. Bu sorunların yazın keyfimizi kaçırmaması için karşılaşabileceğimiz durumlara ve alabileceğimiz önlemlere göz atalım:

    GÜNEŞ ALERJİSİ:

    Güneş alerjisinin başlıca iki tipi vardır:

    Polimorf ışık dermatozu en sık rastlanan tiptir. Bu hastalıkta etken doğrudan doğruya UV ışığa karşı gelişen aşırı duyarlılıktır. Döküntüler , bahar aylarının son günlerinde , henüz tatil mevsimi açılmadan , kısa kollu ve yakası açık giysiler giymeye başladığımızda, önceden güneş görmeyen vücut bölgelerinin güneşle ilk temasını izleyen 3-4 gün içinde kendini gösterir. Genellikle kolların dirsekten aşağı kısmı, boyun, dekolte , bacakların dizden aşağısı ve ayakların üst yüzlerinde şiddetli kaşıntı, kızarıklık ve kabarıklıklar şeklinde döküntüler ortaya çıkar. Kontrol altına alınmadığı takdirde bu döküntüler 2-3 ay kadar devam edip yaz sonuna doğru kendi kendine iz bırakmadan kaybolurlar. Her yıl aynı dönemde tekrarlama eğilimindedirler. Tedavisinde güneş koruyucular, kaşıntı giderici losyonlar ve antihistaminiklerden faydalanırız. Önceden bu alerjiyi yaşamış olanlar mevsiminde şikayetleri başlamadan doktora başvurduklarında bu dönemi daha rahat geçirebilecek önlemler önerilir.

    Fotoalerjik reaksiyonlar : Bazı antibiyotikler, bazı şeker hastalığı ilaçları, idrar söktürücüler ve bazı antidepresanlar gibi ağızdan alınan ilaçlar, maydanozgiller , turunçgiller,incir sütü, turpgiller ve bazı çayır bitkilerinin deriye teması, bazı kozmetiklerde , losyon ve parfümlerde kullanılan kimi esanslar ve kimyasal maddeler cildin güneş ışığı ile temasının ardından güneş alerjisini tetikleyebilir. Güneşle temastan 4-6 saat sonra ortaya çıkan reaksiyonlar genellikle geçici özellikte olup tekrarlama eğilimi göstermezler. Kaşıntıyı rahatlatıcı önlemler yeterli olur. 24-48 saatte ortaya çıkan alerjilerin ise vücudun önceden duyarlanmasına bağlı olduğu düşünülür. Bunlar tekrarlama eğiliminde olduklarından tetikleyici etkenin bulunup mutlaka bunlardan uzak kalınması gerekir.

    MAYORKA AKNESİ: Özellikle cildi yağlı olan yetişkin kadınlarda görülür. UVA ışınlarına maruz kaldıktan kısa süre sonra boyun, dekolte , omuzlar ve kollarda kırmızı ufak kabarıklıklar şeklinde kendini gösterir. Özellikle plajda kullanılan güneş kremlerindeki yağ ve kimyasal ürünlerin tetiklediği düşünülmektedir. Sonbaharda kendi kendine iyileşir. Cilt tipine uygun fazla yağlı olmayan jel tarzı güneş ürünlerinin tercih edilmesi bu sorunun ortaya çıkma riskini azaltacaktır.

    GÜNEŞ YANIĞI : Yoğun güneş ışığına uzun süre korunmasız maruz kalınması ile ortaya çıkan doğal bir deri reaksiyonudur. Güneş temasından 4-8 saat sonra deride kızarma, acıma, şişme, ağrı ile kendini gösterir. İleri vakalarda deride su toplama olur. En şiddetli seviyesine genellikle 2. Günde ulaşır. Bu tür vakalara genellikle hafta sonu günübirlik denize giden kişilerde Salı-Çarşamba günleri rastlarız. Güneş yanığı yaşamamak için ışınların en kuvvetli olduğu 11-16:00 saatleri arasında güneşte oturmamak, cilt tipine uygun güneş koruyucu krem ve losyonları sık aralıklarla, suya her girip çıktıktan sonra tekrarlamak, açık renkli giysi, şapka, gözlük gibi fiziki korunma tedbirlerini ihmal etmemek temel önlemlerdir. Unutmamalıyız ki, acısı birkaç günde geçse bile güneş yanığı , uzun vadede cilt yaşlanmasını ve deri kanseri riskini arttıran en önemli risk faktörlerinin başında gelir. Yaşam boyu 5 kezden fazla güneş yanığı geçirmek deri kanseri riskini 2 kat arttırmaktadır. Melanoma adı verilen en tehlikeli deri kanseri tipinin ağır güneş yanığı gibi kısa süreli yoğun güneşe maruz kalma sonucu ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Özellikle çocukluk çağında içi su dolu kabarcıkların gelişimi şeklinde geçirilen tek bir ağır güneş yanığı, yaşam boyu deri kanseri geliştirme riskini arttırmaktadır.

    HERPES SİMPLEKS=BASİT UÇUK : Viral bir hastalık olan dudak uçuğu vücutta sinir köklerinde uyur halde bulunur. Vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı hallerde uçuk mikrobu aktif hale geçer. Ateşli hastalıklar, yorgunluk, stres gibi etkenlerin yanı sıra, güneşin UV ışınlarının da bağışıklık sistemimizi baskılayıcı etkisi vardır. Bu yüzden önceden vücudunda Herpes virüsü taşıyan kişilerin genellikle tatillerinin ilk günü güneşlenmelerini takip eden saatler içinde dudakları uçuklar. Böyle bir tatsızlık yaşamamak için güneşe çıkmadan 24 saat önce koruyucu dozda uçuk ilacı almak faydalı olacaktır.

    İSİLİK: Yazın en sık görülen hastalıklardandır. Ter bezlerinin ağzının fazla üretime bağlı olarak tıkanmasıyla ortaya çıkar. Gözeneklerin altında biriken ter zerrecikleri dokuyu tahriş ederek döküntü ve kaşıntı yapar. En sıklıkla bebeklerde, fazla kilolu kişilerde, sıcak ve nemli ortamlarda çalışanlarda görülür. En çok boyunda, koltukaltı ve kasıklarda, diz ve dirseklerin iç yüzünde, meme altlarında ve belde kemer çizgisinde küçük kırmızı kabarcıklar şeklinde kendini gösterir. Çok şiddetli kaşıntı yapabilir. Tedavisinde öncelikle isilikli kişi serin bir ortamda tutulmalıdır. Serinletici ılık duş almak faydalıdır. Kaşıntılı durumlarda ferahlatıcı , mentollü losyonlar önerilir. Bunlar yeterli olmadığı takdirde doktora başvurulmalıdır.

    MANTAR HASTALIKLARI : Mantar hastalığı bütün deri yüzeyinde görülebilir. Dermatofit veya kandida denilen mikroorganizmaların yol açtığı yüzeysel deri enfeksiyonlarıdır. Derinin özellikle koltukaltı, kasıklar, ayak parmaklarının arası gibi sıcak ve nemli bölgelerinde daha sık rastlanırlar. Yaz mevsiminde terlemenin artması, hareketsiz kalınması, deniz ve havuza girme sonrası vücudun iyi kurulanmaması ve ıslak mayo ile kalınması yaz mevsiminde bu hastalıkla daha sık karşılaşmamıza neden olurlar. Bu hastalıktan uzak kalmak için genel olarak hijyen ve bakım önemlidir. Mantarlar bulaşıcı olduğu için giysi, mayo, havlu, saç fırçası gibi kişisel kullanılan gereçler risk grubunda olan veya mantar geçiren insanlarla paylaşılmamalıdır. Doktorun vereceği krem, sprey şeklinde sürülen veya ağızdan alınan ilaçlarla mantar hastalığı hızla iyileşir. Hastalığın tekrarlamaması için vücudun kuru ve serin tutulması, banyodan , denizden, havuzdan sonra iyi kurulanmak çok önemlidir.

  • Vajinal akıntılar

    Vajinal akıntılar

    Öncelikle bilinmesi gereken her vaginal akıntı bir hastalık değildir. Vajen normalde, içinde bir miktar akıntı barındırır. O halde hangi akıntı hastalık, hangi akıntı fizyolojik, yani normal akıntıdır bunu ayırd etmek gerekir.

    Normalde vajen, ancak geç menapoz dönemlerinde tamamen kuru bir hal alabilir ki esas tedavi edilmesi gereken rahatsız edici durum budur. Menapoz öncesi dönemde vajen kup-kuru olmaz. Tıpkı ağzımızın içinin kupkuru olmadığı gibi. 

    Farklı olarak vaginal akıntı miktarı bir adetin bitimiden diğer adetin başlamasına kadar olan süre içinde de farklı miktarlarda ve nitelikte olur. Yani kadının vaginal akıntı miktarı hergün aynı değildir. Örneğin iki adetin ortasına rastlayan günlerde miktarı artar ve daha yapışkan bir hal alır. Adetten birkaç gün önce de miktarda artış olur , cinsel uyaranlar yine vaginal akıntı miktarını arttırır. Normal yani fizyolojik kabul ettiğimiz bu tür akıntılara topluca Fluor Genitalis denilir. 

    Özelliği başlangıçta renksiz, kumaş üzerinde kuruduğunda kumaşta “saman kağıdı” rengine benzer lekelenme yapan rahatsız edici bir kokuya da sahip olmayan fizyolojik bir akıntıdır. Adete yakın günlerde ve iki adetin tam ortasındaki günlerde biraz daha artar.

    Bu durumda hangi tür akıntılar patolojik yani bir hastalık düşündürecek akıntılardır?

    Eğer akıntınız yukarıda tanımladığım niteliklerden başka bir nitelikteyse mesela koyu kahverengi, sarı-yeşil-kirli görünümlü, içinde süt kesiği gibi partiküller bulunduruyorsa veya kokulu ise, vajen içinde kaşınma veya yanma gibi şikayetlere sebep oluyorsa ozaman bu akıntı tedavi edilmesi gereken bir akıntı olarak değerlendirilebilir ve birçlk zaman tedavi gerektiri.

    Normal Vaginal Akıntı olarak tanımladığımız Fluor Genitalis türü akıntılar, kusurlu kıyafet ve uygulamalar nedeniyle artarak nitelik olarak normal olmasına rağmen, rahatsız edici bir hal alabilir. Vajen normalde havayla temas etmesi gereken bir organdır. Bu yüzden nesiller boyu ve hemen her kültürde kadın kıyafetleri vajen havalanmasını sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Etekler, entariler böyledir. Ancak son yüzyılda kadınların sosyal hayatta işgal ettikleri yer ister istemez kullandıkları kıyafetlere de yansımakta bu anlamda daha sağlıksız giyinmek zorunda kalmaktadırlar. Kilotlu çoraplar, taytlar, sentetik materyalden imal edilmiş iç çamaşırları, pedler hatta oturarak çalışan hanımların kullandıkları sandalye ve koltukların sentetik kumaşları vaginal akıntı miktarını arttırır. Artmış bir vaginal akıntı heryerde bolca bulunan bakteriler mantarlar için bir besi yeri haline gelir. Bu ortamda üreyen bakteriler enfeksiyona sebep olurlar. 

    Vaginal enfeksiyonlara ve akıntıya sebep olan önemli faktörlerden biri de gebeliktir. Normalde vajen içinde bulunan bir tür mikroorganizma, burada hastalık yapıcı diğer mikroorganizmaların üremesini ve hastalık oluşturmasını önler. Gbelikte değişen hormonal işleyiş nedeniyle normal vaginal akıntının asitliği artar artan asidite sözü edilen bu koruyucu mikroorganizmaların azalmasına böylelikle vagenin savunmasının düşmesine neden olur. Özellikle mantar enfeksiyonları kolayca oluşur. Tedavi edilse bile gebelik süresince tekrarlama eğilimi çok yüksektir. Sık rastlanılan şeker hastalığı da benzer bie etki ile vajen savunmasını olumsuz yönde etkileyerek vaginal enfeksiyonlarda artışa sebep olabilir.
    Günümüzde sık kullanılan antibiyotiklerden bazıları (özellikle penisilin grubu antibiyotikler), cortisol ve kanser ilaçları gibi vücudun top yekün savunma sistemiini olumsuz etkileyen ilaçlar da sözü edilen, vajende normalde bulunması gereken mikroorganizmaları yok ederek, vajenin savunma gücünü azaltır ve akıntıların ortaya çıkmasına sebep olabilir.
    Bilinmesi gereken bir diğer önemli konu da her vaginal akıntı cinsel yolla bulaşan bir hastalık değildir. Evli çiftlerde zaman zaman çatışmalara sebep olabilen bu durumu da akılda tutmak gerekir.