Etiket: Hastalığı

  • Çölyak hastalığının tedavisi

    Buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan hamur karıldığı zaman hamura kıvam verici bir madde olan GLUTEN ismli bir proteine karşı gelişen bir gıda alerjisi olan çölyak yaşam boyu devam eden tek gıda allerjisidir.

    Hastalığın belirtileri ekgıdalara başlandıktan sonra yani kişi alerjen ile (unlu gıdalarla) tanıştıktan sonra başlamaktadır. Hastalık yaşamn 6. ayından sonra görülmektedir ve yenidoğan çağında görülmemektedir.

    Hastalık genetik, çevresel ve otoimmün (vücudun savunma mekaniznasının rol oynadığı bir süreç sonunda gelişmektedir. Bir ailede Çölyaklı bir kişi var ise diğer aile bireyleri de çölyak hastalığı açısından araştırılmalıdır. %8-20 oranında diğer kardeş ve aile bireylerinde de hastalık görülme olasılığı olduğu akla getirlmelidir.Görülüş sıklığı 1/200 olarak tahmin edilmektedir.

    Hastalık incebarsağın başlangıç kısmını tutmakta belirtiler alerjen ile tanışmadan belli süre sonra ortaya çıkmakta bazende yıllarca sessiz kalabilmektedir. Hastalık başlama yaşına göre farklı belirtiler vermetedir.

    Süt çocukluğu çağında: Kilo almada yavaşlama, karında şişlik, kas erimesi, huzursuzluk (geceleri), kusma, 2 haftayı geçen ishal ( şekilsiz, miktarı fazla olabilen, yağlı pis kokulu dışkılama, ekşimsi ) görülmektedir. Tedaviye yanıt alınamayan demir eksikliği anemisi, raşitizm gelişebilmektedir.

    Çocuk büyüdükçe bu belirtiler silikleşir. Büyüme gelişmede yavaşlama, kilo alamama, sebebi belli olmayan karın ağrıları olmaya başlar. Kansızlık, saç dökülmesi, kemik erimesi, eklem ağrıları, ergenlikte gecikme, adet görmede gecikme olur. Okul başarısı düşer ve dikatsizlik olabilir.

    Hastalık sadece çocukluk çağında görülmez, bazen stres, operasyonlar araya giren enfeksiyonlar, uzun süreli antibiyotik kullanımı, gebelik gibi durumlar erişkinlerde de hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebilir.

    Bazen şeker hastalığı, epilepsi, otizim, romatoid artrit, şeker hastalığı, tiroid bezi hastalıkları, infertilite ve down sendromu ile beraber olabilir. Bu gibi durumlarda çölyak araştırılmalıdır.

    Hastalık tanısı için belirtileri olan hastaların kandan yapılan serolojik testler ile araştırılması ( antigliadin antikor, endomisyum antikor, doku transglutaminaz ) sonrasında şüphe edilen kişeye gastroenteroloji uzmanınca yapılacak olan endoskopi ile incebarsaktan alınan parçanın patolojik incelenmesi ile kesin tanı konulur. Biyopsi alınmadan diyete başlanmamalıdır.

    Tedavi; gluten içeren gıdaların diyetten çıkartılmasıdır. Buğday, arpa, çavdar ve yulafın yerine alternatif olarak GLUTEN içermeyen mısırunu, pirinçunu, mercimekunu, nohutunu, kestaneunu ve soya ununun diyette kullanılmasıdır. Gluten bir çok gıda maddesinde koruyucu olarak bulunduğu için çölyak hastası etiket okuma alışkanlığını edinmelidir. Gıda üreticisi firmalarda etiketlendirme yapaken ürünlerinin gluten içerip içermediği konusunda etikette bilgi vermelidirler. Çölyak artık bir hastalık değil bir yaşam biçimi kabul edilmektedir. Bunun için Çölyak konusunda tüm toplum bilinçlendirilmelidir. Çölyaklı kişinin kendisi ve aile bireyleri yanında arkadaşları, öğretmeni, çalışma arkadaşları da bilgilendirilmelidir. Bu konuda biz hekimeler ellerinden geleni yapmalıdır.

    HER ŞEY GELECEĞİMİZİ EMANET EDECEĞİMİZ ÇOCUKLARIMIZ İÇİN….

  • Yaşlılık Döneminde Depresyon Nedir? Nasıl Baş Edilir?

    Yaşlılık Döneminde Depresyon Nedir? Nasıl Baş Edilir?

    İçe kapanma, duygulanma ve sık ağlamalar, hareketlerde yavaşlama, dikkatin azalması, uyku bozukluğu, kilo değişikliği ve unutkanlık gibi bellek problemleri “yaşlılığın doğal bir sonucu” olarak kabul EDİLMEMELİ ve depresyonla ilişkili olabileceği düşünülerek gerekli incelemeler yapılmalıdır. Çünkü tanı konamayan ve dolayısıyla tedavi edilmeyen depresyon,
    Ek tıbbi durumların (şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, kanser, bunama, karaciğer ve böbrek hastalığı gibi) daha da kötüleşmesine,
    Aile içi ilişkilerin bozulması ve gerginliklerin artmasına,
    Hastanın ve ailesinin yaşam kalitesinin düşmesine,
    Beklenenden erken ölümlere,
    İntihar ile sonuçlanabilen ölümlere neden olabilir.
    Depresyon belirtilerinin varlığı danışmayı ve tıbbi yardım almayı gerektiren bir durumdur. Doğru tanımlanıp tedavi edilen hastalık %80-90 oranında iyileşmekte ve hastalar eski normal yaşantılarına geri dönmektedir.

    Nedir? Nasıl Oluşur?
    Depresyon, sık görülen ve yıkıcı sonuçları olabilen bir psikiyatrik hastalıktır. Gençlik döneminde görülebileceği gibi yaşlılık döneminde de görülebilir. Fakat, bu dönem hastalığın oluşumu, tanınması ve tedavisi noktasında birtakım farklılıklar içerebilir.
    Yaşlanmayla birlikte, beyin hücreleri ve damarlarda bozulma, nörotransmitter denilen bazı maddelerin veya hormonların artması veya azalması gibi doğal biyokimyasal değişimler veya eklenen tıbbi hastalıklar depresyonu ortaya çıkarabilir. Kişinin gençlik yıllarındaki psikiyatrik durumu, genetik faktörler (örneğin, aile üyelerinden birinde depresyon varlığı) veya çevresel olaylar (örn; bir yakınının ölümü, hastalanma, alıştığı muhitten taşınma, maddi zorluklar, emeklilik) da hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabilir. 

    Peki Hastalığı Nasıl Tanıyacağız? Belirtileri Nelerdir?
    Depresyon geçici bir ruh hali değildir. Yani, bir olay karşısında sıkıntı hissedilmesi veya mutsuz olunması depresyon olduğu anlamına gelmez. Depresyon hastalığı diyebilmek için, birtakım belirtilerin sürekli olarak görülüyor olması (en az 2 haftalık bir süredir) ve kişinin günlük yaşantısını ciddi bir şekilde etkiliyor olması gerekmektedir. Aşağıda, depresyon belirtileri sıralanmıştır (yaşlılığa DAHA ÖZGÜ olarak nitelendirilenler tırnak içerisinde gösterilmiştir);
    *Keder, elem, üzüntü ve mutsuzluk hali 
    *Bir şey yapmak istememe, hevessiz olma 
    *Eskiden zevk alınan şeylerden artık zevk alınamıyor olması
    *Kendini ümitsiz, değersiz ve çaresiz hissetme
    *Geçmişteki başarısızlıklar veya hatalardan dolayı kendini suçlayıp durma
    *Parasal, sağlık vb. konularda düşünüp durma, aşırı ve yersiz endişeler
    *Olağan dışı duygulanma ve sık ağlamalar
    *Gelecekten beklentinin kaybolması ve ölüm düşünceleri 
    *Düşüncelerde yavaşlama ve kararsızlıkların artması
    *Dikkatin azalması ve yoğunlaşmada güçlük
    *“Yerinde duramama ve huzursuzluk hali”
    *“Uyku bozukluğu (uykusuzluk veya aşırı uyuma)”
    *“İştah ve kilo değişiklikleri (kilo kaybı veya kilo alımı)”
    *Doktorların herhangi bir sebep bulamadığı “Bedensel yakınmalar” (Baş ağrısı veya vücutta yaygın ağrılar, uyuşmalar, kabızlık, gaz ve şişkinlik, baş dönmesi, idrar yolları ile ilgili yakınmalar, saç dökülmesi..) olarak sayılabilir.

    AİLELER Dikkatli Olmalı..
    Aileler riskli durumlar konusunda bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü yaşlılarda depresyonu en sık tetikleyen durumlardan biri tıbbi hastalıklardır. Aynı zamanda, tıbbi hastalıkların varlığı depresyonu kötüleştirebilir. 
    *Bunama=Demans (En sık sebebi olan “Alzheimer Hastalığı”) 
    *Guatr 
    *Yüksek tansiyon, 
    *Şeker hastalığı, 
    *Kalp ve solunum sistemi hastalıkları, 
    *Karaciğer ve böbrek hastalığı
    *İnme
    *Kanser riskli durumlar arasında sayılabilir.
    Bu hastalıkların varlığında yakın bir takip, gerekli önlemlerin alınması açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, yeni ortaya çıkan belirtiler (örn, iştah ve uyku düzenindeki değişiklikler, unutkanlık vb. bellek problemleri, çevresindekileri tanımama, evde olmayan birini görme veya çevresindekilerden kötülük göreceği, zehirleneceği yönünde şüpheli, tuhaf inanışlar veya davranışlar, yerinde duramama ve huzursuzluk hali) dikkatle incelenmelidir. Ek olarak, hastanın aldığı-çıkardığı sıvı miktarı, kullandığı ilaçları ve düzenli olarak alıp almadığı da kontrol edilerek uygun önlemler alınmalıdır. 
    Ayrıca bazen depresyon, bunama benzeri belirtilerin yoğun olması nedeniyle BUNAMA ile KARIŞABİLİR (PSÖDODEMANS) ve gereksiz tedavilerin başlanması ve zaman kayıplarına neden olabilir. 
    Yapılması Gerekenler..
    Ailede yaşlı olan kişiler, mümkün olduğunca vakit ayrılarak etkin bir şekilde dinlenmeli, konuşmaları için yeterli zaman ayrılmalı ve isteklerine olabildiğince kulak verilmelidir. Çünkü yaşlı kişiler, rahatsızlık vermek istemediği, anlaşılmayacağını düşündüğü veya sıkıntılı olmanın, hatta depresyonda olmanın bir “karakter zayıflığı veya akıl hastalığı” olduğunu düşündüğü için yakınlarına yaşadıklarını söylemekten çekinebilir veya korkabilirler. 
    Sabırlı ve hoşgörülü bir ortamda, hastanın yakından takip edilmesi anlaşıldığı, değer verildiği ve yalnız olmadığı hissine, dolayısıyla rahatlamasına ve olumsuz duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmesine sebep olacaktır. Bu tutum, ailenin depresyon belirtilerini daha iyi anlaması, uygun önlemler alması ve gerektiğinde bir doktorla görüşerek psikoterapi, ilaç ve diğer tedaviler konusunda işbirliği yapması açısından oldukça önemlidir. 
    Depresyon tanısının konması ve tedavisinin planlanması ANCAK, iyi bir klinik değerlendirme ve ilişkili tüm psikiyatrik ve tıbbi durumların detaylı bir şekilde araştırılması ile mümkün olacaktır..

  • Takıntı & Temizlik…

    Takıntı & Temizlik…

    Obsesif kompulsif bozukluklar sınıfında değerlendirilen “HASTALIK HASTALIĞI” inatçı hastalıklardandır. Dönem dönem kontrol altına alınsa bile tekrar etme riski yüksektir. Sadece terapiler yeterli gelmeyebilir ancak hem ilaç hem terapi uygulanması birlikte daha verimli sonuç verebilir. Ailenin de desteği olması ve hastanın durumunu anlaması çok önemlidir.

    TEMİZLİK HASTALIĞI

    Her 100 kişiden ikisinde görülebilir. Dürtüsel bir temizlik arzusu ve temizledikçe bitmeyen kirliliklerin yarattığı sıkıntılar. Tabi bunun da çeşitleri var. Abdest almaya girip bir saatten önce çıkamayanlar. Banyoya girip köpük köpük yıkanan ve saatler sonra çıkabilen. Galip Derviş karakterindeki dedektifin kapı kolları ve kullanılmış eşyalara dokunamaması gibi aşırı titiz olanlar. Evin her köşesini temizleyip sonra eksik kalan kısımlarını bahane edip temizlik bezini alıp tekrar bir tur atanlar…

    İşte temizlik takıntısı olan belkide bunun bir hastalık olduğunu anlamak için uzun süre bu belirtilerle savaşarak yaşayanlar aslında “OKB”nin bir uzantısı olan “Temizlik Hastalığı”na yakalanmıştır.

    İnsan Nasıl Temizlik Hastalığına Yakalanır?

    Aşırı kaygılı mizaca sahip olanlar, şüpheci ve evhamlarından arınamayanlar başlarda masumca gibi görünen ortamı temizleme arzusu sürekli kendini tekrar ediyor ve artık kontrol edilemiyorsa ciddiye alınması gerekir. Neden böyle bir rahatsızlığa kapıldığını açıklayak somut bilgilere ulaşmak kolay değil. Kişilik yapıları ve genetik yatkınlıkları kişinin zorlandığı ve aşırı stresle mücadele ettiği bir dönemde hastalığa dönüşmüş olabilir.

    Ben Temizlik Hastası Mıyım?

    • Sürekli ellerini mi yıkıyorsun?
    • Evi çok sık mı temizliyorsun?
    • Eve misafir geldiğinde pislettiğini düşünüyor ve arkasından her şeyi temizleme ihtiyacı mı duyuyorsun?
    • Boş zamanlarının çoğu temizlik yaparak mı geçiyor?

    Eğer cevaplarınız “Evet” se, siz de bir temizlik hastasısınız.

    Ne Tür Zorlanmalar Bu Hastalığa Davetiye Çıkartır?

    Anne ve baba modelinden biri çok düzenli ve titiz, aşırı kuralcı ise bunun yanında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler bunu tetiklemiş olabilir. Bunun yanında, yakın bir tarihte yakınlarından birini kaybetmek, iflas etmiş olmak, boşanma veya bir travma da takıntılara sebep olmuş olabilir.

    Hayatını Nasıl Etkiler?

    Ev ortamına yakın aile bireyleri bile gelmek istemeyebilir. Çok istediği halde misafir geldiğinde kontrolsüz yaşadığı huzursuzluk onu mutsuz eder. Aslında kimseye zarar vermez en çok da kendisine zarar verir. Zamanla temizliğe ayırdığı zaman yetmez olur. Konsantrasyonu bozulur, iş performansı düşer. Evli ise çocuklarla geçinmekte zorluk çeker. Günün sonunda enerjisi tükenmiş ve bitkin düşmüş hisseder. Bel ağrıları kas ağrıları eksik olmak. Uzun sürmesi depresyon ve başka psikolojik rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Hastalığın kendiliğinden geçmesini bekleyenler zaman kaybeder. 6 ay geçmiş olsa bile yardım almayan hastalarda genellikle iyileşme görülmez. Tedavi birkaç aşamada planlanır. Önce; Önce hasta durumu hakkında bilgilendirilir. Hastalığın ilerlemesini önlemek için alınması gereken tedbirler paylaşılır. Kimyasal yollarla hastalığın dürtüsel yönleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, antidepresan ilaçlar, bilişsel davranışçı terapi uygulamaları bunları kapsar. Hastalığın direncine ve kişinin kişilik yapısına uygun bir ilaç başlanır ve bir süre sonra da terapiler başlar. Bu rahatsızlıkları çok kısa süre içinde iyileştirmek mümkün görünmemektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÇOCUK ve ERGENLERDE (OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK) TAKINTI HASTALIĞI

    ÇOCUK ve ERGENLERDE (OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK) TAKINTI HASTALIĞI

    Obsesyon ve kompulsiyon tanımları nelerdir?

    Çeşitli Türkçe kaynaklarda obsesyona “takıntı” kompulsiyona ise “zorlantı” tanımlaması getirilse de artık çoğu kaynak obsesyon ve kompulsiyon terimleri kullanılmaktadır. Tanımlayacak olursak obsesyon kişinin kontrolü dışında ortaya çıkan tekrarlayıcı düşüncelerdir. Ortaya çıktıklarında kişilerde rahatsızlık hissi meydana getirirler. Bu rahatsızlık hissinin kaybolması için kompulsiyon denilen bir takım davranışlar sergilenmektedir. Hastalar bu türden düşünce ve eşlik eden davranışların mantıksız olduğunu çoğu defa bilirler ve bunlardan kurtulamadıklarından şikayet ederler.

    Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanımı nedir?

    OKB çeşitli obsesyonlar ve kompulsiyonlarla birlikte seyreden ve kişinin bu düşünce davranış ikilisi nedeni ile günlük hayatını olumsuz etkileyen kronik seyirli ciddi bir psikiyatrik hastalıktır. Kişiler genellikle bu düşüncelerin doğurduğu sıkıntı hissini bastırmak için sergiledikleri davranışlar, ve düşüncelerin tekrarlamaması amacıyla kaçındıkları belirli durumlar nedeniyle bir çok günlük aktivite sırasında çeşitli sınırları aşmazlar ki buna ritüel (adet) denilmektedir. Örneğin kirlilik takıntıları nedeniyle sürekli ellerini yıkayan bir hasta, elleri kirlenmesin düşüncesiyle belirli nesnelere dokunmak istemeyebilir. Bu da gün içerisinde sürekli belirli aktivitelerden kaçınmayı, planlanan işlerin hep benzer yollar izlenerek yapılması durumuna yol açar. Hastalık çoğunlukla 15-40 yaşları arasında başlayarak dalgalı bir seyir izler.

    Çocuk ve Ergenlerde OKB görülür mü?

    Evet görülür. Günümüzde OKB’nin çocuklukta ve erişkinlikte benzer belirtilerle ortaya çıktıkları ve olguların yarısına yakınında çocuk-ergen döneminde başladığı anlaşılmıştır.

    OKB Çocuk ve Ergenlerde sık gözlenen bir hastalık mıdır?

    Kısmen sık olarak görülmektedir. Yapılan çalışmalar %1-3 oranında olduğunu söylemektedir. Türkiye’de yapılan bir örneklemde 200 çocukta birinde görülmekte olduğunu söylemektedir. Çocukluk döneminde erkeklerde daha fazla görülürken ergenlikle birlikte kızlar ve erkeklerde eşit oranda görülür.

    Gelişimin bir parçası sayılan normal olarak görülen takıntılar ve ritüel davranışlar var mıdır?

    Evet gelişimin bir parçası olarak bir takım ritüel haline gelen davranışlar görülebilir. Bunlar hastalık belirtisi değildir. Normal olarak görülen törensi davranışları ve görülme yaşlarını aşağıda ki tabloda özetlemeye çalıştım. Bu ritüeller genellikle günlük hayatın bir parçasıdır ve çocuğun yaşam kalitesini etkilemezler. Yaşamlarının süre olarak önemsiz bir parçasını oluştururlar. Genellikle sıkıntı vermezler. Aksine endişe ve kaygı ile baş etme becerilerini artırırlar.

    Normal olarak görülen takıntı ve ritüeller ne zaman hastalık olmaya başlar?

    Öncelikle şunu belirtmem gerekir. Bu davranışlar çoğu zaman bir hastalık belirtisi değildir. Ancak obsesyonlar ve kompulsiyonlar çocuğun günlük hayatını zora sokacak duruma gelirse, 2 haftadan uzun sürerse, çocuk bunların saçma düşünce olduğunu kabul etse bile bu durumdan sıkıntı duyarsa bu durum OKB’yi düşündürebilir ve bir çocuk ve ergen psikiyatrisine başvurulması gerekir.

    OKB nedenleri nelerdir?

    Günümüzde yapılan çalışmalar OKB’nin artık bir beyin hastalığı olduğunu göstermektedir. Özellikle orbitofrontal korteks, singulat korteks ve nuc. Kaudatus gibi beyin bölgelerindeki bozulmaların bu hastalığın gelişmesinde önemli yer tutar. Ayrıca serotonin adı verilen bir beyin kimyasalında ki bozukluk yapılan çalışmalarda gözlemlenmiştir. Bir kısım OKB hastalarında ise hastalığın başlangıcından hemen önce streptekok adı verilen bir mikrobun enfeksiyonunun gözlemlenmesi bu mikrobun hastalığın gelişmesinde etkili olabileceği akla getirmektedir. Ancak bu tür enfeksiyonların sonrasında başlayan hastalık genellikle çok nadirdir.

    OKB ebeveyn tutumları sonucu gelişir mi?

    Hayır, yapılan çalışmalar aile tutum ve davranışlarının, okul sorunlarının ve çevresel faktörlerin hastalığın gelişiminde etken olmadığı belirtilmektedir.

    OKB hangi psikiyatrik hastalıklarla birliktelik gösterir?

    Özellikle çocuk ve ergenlerde OKB bir takım psikiyatrik durumlarla birlikte gözlenir. En sık birlikteliği Tik Bozukluğudur. Tikler ani ortaya çıkan sıçrayıcı kas hareketleridir. Bazı vakalarda garip sesler şeklinde de meydana gelebilir. Yapılan beyin görüntüleme çalışmaları tiklerin ve obsesyonların aynı beyin bölgelerinden kaynaklandığını göstermektedir. Ayrıca yukarıda belirtiğim enfeksiyöz olaylar neticesinde gelişen OKB’ye genellikler tiklerde eşlik eder. İkinci eşlik eden durum ise Dikkat eksikliğidir. Dikkat sorunları obsesyonların bir neticesi olabileceği gibi ayrı bir antite olarak da görülebilir. Özellikle ergenlerde OKB ile birlikte Depresyon sıklıkla görülür.

    OKB nasıl tedavi edilir?

    OKB hastalığı tedavisinde 2 temel yöntem vardır. İlaç tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi. En uygun olan her iki yöntemin bir arada kullanılmasıdır. Bazı hafif vakalarda tek başına terapi yeterli iken çoğu vakada ilaç tedavisi mutlak gereklidir. İlaç tedavilerinde başlıca silahlar antidepresanlardır. Ancak depresyondaki dozlarından daha yüksek dozlarda ve daha uzun müddette kullanılmalıdır. Genellikle ilk atakta iki yıl tedaviye devam etmek gerekir. İlaç tedavisine yanıt genel olarak 8-12 haftada yanıt alınır. Çocuk ve ergenlerde onay almış ve güvenle kullanabileceğimiz bir çok OKB ilacı mevcuttur. Bu ilaçlar kesinlikle bağımlılık yapmaz. Yan etkileri genelde ılımlıdır. Tedavi sırasında beklenmedik bir etki gördüğünüzde mutlaka hekiminize başvurunuz.

    OKB olan çocuk ve ergenlerin aileleri çocuklarına nasıl davranmalılar?

    Öncelikle ailelerimiz bu hastalıkla alakalı bilgilenmeleri çok önemli. Şunu akıldan çıkarmamak lazım sürekli el yıkayan ya da garip sorular soran çocuğunuz aslında bu davranışları kesinlikle yapmak istemiyor ve bu durumdan en müzdarip olan da yine çocuğumuz. O yüzden kesinlikle suçlayıcı tavırlara girilmemelidir. Obsesyonlara karşı uzun ikna edici konuşmalar aksine çocuğun kafasını karıştırmak ve hastalık yüzünden kendisini kötü hissetmesine neden olmaktan öteye gitmez. Kızmak, bağırmak, cezalandırıcı tutumlar sergilemek hastalığın gidişatını daha kötüye götürdüğü gibi depresyon gibi pek çok hastalığa zemin hazırlayacaktır. Aile içi iletişimini artırmak, sosyal ya da sportif faaliyetlere yönlendirmek ve hastalığın belirtilerini gündemde tutmamak en önemli yapılacak tavırlardır. OKB’ye sanki grip nezle yada kronik bir bedensel hastalıkmış gibi tepki göstermek ve çocuğumuza hep birlikte bu hastalığın üstesinden geleceğimiz güvencesini vermek onu rahatlatacak ve tedaviye karşı motivasyon sağlayacaktır.

  • Buğday alerjisi ve gluten enteropatisi, çölyak hastalığı

    Buğday alerjisi ve gluten enteropatisi, çölyak hastalığı

    Buğday proteini, inek sütünden sonra ilk muhatap olduğumuz yabancı proteindir. Küçük yaştan itibaren her gün buğday tüketiriz. Kronikleşen buğday alerjisinin fark edilmesi bu nedenle güçleşir.

    Tarımda en çok manipülasyona uğrayan tahıl türü olan buğdayın hasılatını yükseltmek amacıyla kullanılan teknikler ve ilaçlar buğday proteinini değişime uğramaktadır. Bu da proteinin alerjik potansiyelini artırmaktadır.

    Buğday alerjisi; cilt (nörodermatitis), solunum sistemi (kronik bronşit, astım vs.) ve bağırsakta (kolit, Crohn hastalığı) kendini gösterir. Ateş nöbetleri, çarpıntı, kronik yorgunluk ve eklem ağrılarına sık rastlanır.

    Gerçek buğday alerjisi veya hassasiyeti buğdaydaki proteine karşıdır. Bu rahatsızlık bilinen Gliadin alerjisinden ayrı bir tanıdır. Gliadin sadece buğdayda değil, diğer tahıl ürünlerinde de bulunur. Buğday alerjisine gliadin alerjisinden daha çok rastlanır ama bu pek bilinmez. Buğday alerjisi perhizinde dikkat etmek gereken, gliadin içermediği bildirilen yiyeceklerin buğday içerebileceğidir.

    Çölyak hastalığı (ya da Gluten Enteropatisi); bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus denilen yapıların bozulmasına sebep olan ve dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim sistemi hastalığıdır.

    Küçük çocuklarda kusma, ishal, karın şişliği, iştahsızlık, kilo alamama ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkabileceği gibi daha ileri yaşlarda sadece kansızlık, boy kısalığı, kemik zayıflığı ve nedeni bilinemeyen karaciğer hastalığı gibi çok değişik belirtilerle de kendini gösterir.

    Çölyak hastası olan kişiler buğdayda arpada çavdarda ve kesin olmamakla birlikte, yulafta bulunan ve gluten olarak adlandırılan bir proteine tahammül edememektedir.

    Çölyaklı hastalar gluten içeren yiyecekler yediklerinde, onların bağışıklık sistemleri bunu ince bağırsaklara zarar vererek yanıtlar. Özellikle çok küçük ve parmak şekline benzeyen villus olarak adlandırılan ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar kaybolur (düzleşir ve görevini yapamaz hale gelir.)

    Yiyeceklerdeki besinler bu villuslardan geçerek kan dolaşımı içine emilirler. Villuslar olmadan kişi; ne kadar yiyecek yerse yesin; beslenemez.

    Çölyak hastalığı genetik bir hastalıktır, yani ailevi kalıtım söz konusudur. Bazen hastalık bir ameliyat, çocuk doğumu, hamilelik, viral enfeksiyon ya da şiddetli duygusal stresten sonra tetiklenebildiği gibi ilk seferde de aktif olabilir. Hastalık yaşamının her hangi bölümünde ortaya çıkabilmektedir. Çölyak kimi kişilerde çocukluk, kimilerinde ergenlik, kimilerinde ise orta yaş grubunda ortaya çıkabilmektedir.

    Tanı Yöntemi

    Çölyak hastalığının kesin tanısı ancak deneyimli bir gastroenterolog tarafından yapılacak kan tahlilleri ve ince bağırsak biyopsisi ile tanımlanabilir.

    Çölyak Hastalığının ve Buğday alerjisinin biorezonans ile tedavisi

    Biorezonans tedavisinde alerjiye neden olan besinin zararlı bir besin olmadığı bilgisi immun sisteme verilmekte, böylece vücut buğdaya karşı savunma sistemini artık devreye sokmamaktadır. Biorezonans terapilerinin sonunda tekrar buğday yenmeye başlanabilir. Vücut, buğdayı artık yabancı bir besin maddesi olarak algılamadığı için alerjik reaksiyon oluşmaz.

    Tedavi süresince (kişiye göre 2-3 ay) buğdaysız beslenme

    Biorezonans tedavisinde en önemli tedbir tüm tedavi sürecinde tamamen buğday ve buğday içeren yiyecekleri tüketmemek ve hatta dokunmamaktır. Sadece buğday ve buğday içeren yiyeceklerden uzak durmak değil, buğday proteini kodundan da uzak durmak esastır. Dünyada bulunan her maddenin kendine has bir titreşimi mevcut olduğu gibi, buğdayın da bir titreşim kodu vardır. Buğday içeren yiyecekleri yemeseniz bile, dokunduğunuzda bu titreşim koduyla temasa geçersiniz. Bazı hastalarda alerjik reaksiyon o kadar yüksektir ki, tedavi süresince buğdaya temas olursa yüksek derecede alerjik bir reaksiyon gösterirler. Buğday hassasiyetiniz veya alerjiniz tespit edildiyse tedavi bitene kadar kesinlikle buğdayla herhangi bir temasınız olmaması gereklidir.

  • Beyincik metastazları

    Tüm beyin tümörlerinin % 25′ i metastaz denilen vucudun başka organındaki birincil kanser hastalığının beyine veya beyinciğe yayılmasına metastazik beyin tümörleri adı verilmektedir.

    Tüm beyin metaztazların yaklaşık % 20-30’u ise beyincik metastazları teşkil etmektedirler. Özellikle Akciğer, meme, mide ve barsaklar, idrar yolları, deri ve diğer kas kaynaklı kanserler beyinciğe yayılım yapma özelliğindedirler. Beyincik matastazlarının yaklaşık % 40-50 si soliter (nodül) lezyonlar iken diğer % 50-60 ise mikst (kistik, soliter) olma eğilimindedirler. Büyük kistik beyincik tümörleri çevresinde küçük soliter lezyonu olanlar. Von Hippel-Lindau hastalığı olabilir. Beyincik metastazları bir ileri yaş hastalığıdır. Vucudun birincil organ kanserleri genellikle ileri yaşlarda görüldüğü için bunların beyine yayılmasıda ileri yaşlarda daha sık görülmektedir. Çocukluk çağınde beyincik metastazları daha nadir görülür.

    Beyincik metastazları klinik şikayet ve bulguları

    Beyincik metastazlarının çoğu vucudun birincil organındaki kanser hastalığı nedeniyle bir şekilde (ya ameliyat olmuş yada biopsi yapılmış) böylece primer hastalığı bilinerek beyin cerrahisi kliniğine sevkedilirler. Bu hastalar genellikle birincil organ hastalığı nedeniyle diğer bölümlerce ameliyat, radyoterapi ve kemoterapi seçenekleriyle kombine veya tek, tek tedavi gören hastalardır. Çok nadiren beyincik metastazlarının primer hastalığı bilinmeden beyin cerrrahi polikliniklerine veya acile gelirler.

    Şikayet ve bulgular

    Bu hastalarda öncelikle beyincikteki basınç artmasına bağlı kafa içi basıncı artmasıyla baş ağrısı, bulantı ve kusma, çift görme, dengesizlik, baş dönmesi öncü şikayetlerdir. Baş ağrıları başlangıçta geceleri olurken tümör büyüdükçe gündüzleride devamlı hale gelir. Sabah bulantıları beyincik lezyonlarında karekteristik olarak sık görülmektedir. Artan kafa içi basıncı sonrası çift görme ve bazen bulanık görme gibi göz şikayetleri belirgindir. Gözlerde basınç artması (papil ödemi) görülür. Kafa içi basınç artmasına ( KİBA) bağlı 6. kranial sinir felci takriben bu hastaların % 15’de görülmektedir. Trunkal (gövde) ataksi sıktır. Serebellar koordinasyon bozuklukları, tremor, dismetri görülür. Nistagmus daha az sıklıkla görülür. Serebeller fits daha nadir görülen bir tablodur.

    Beyincik metastazlarında teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin Magnetig Rezonans (MR) tekniği bu lezyonların teşhisinde oldukça önemli güvenilir noninvazif bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörlerinde (örneğin epandimom, kistik serebellar astrositomlar) gibi tümörlerde lezyonda kalsifikasyonların olup olmadığını gösterilmesinde MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Primer organ hastalığı araştırmak için PET-CT oldukça önemli bilgiler sunmaktadır. Böyle metastazlı hastalarda sistemik labratuvar testlerinden tümör belirteçleri oldukça ilave bilgiler vermektedir. Sonuç olarak bir beyincik metastazı düşünüldüğünde bunların teşhisi günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Böyle bir beyincik metastazı düşünlenlerde öncelikle tümörün herniasyon riski nedeniyle hastalar hızlı bir şekilde değerlendirilmelidir. Hastayı genel ve sistemik olarak düşünülülerek onkolojik konseyden (radyasyon onkoloğu, medikal onkolok nöroşirüjyen) tartışılarak sonra hastanın sağ kalım iyi bir şekilde tartışıldıktan sonra tedavi şeçeneklerini planlanması gerekmektedir. Çünkü beyincik metastazları malesef beyin metastazları gibi hastalara onkolojik tedavileri için yeteri kadar zaman tanımamaktadır. Çünkü beyincik metastazları daha hızlı beyin herniasyonuna girmektedirler.

    Tedavi

    1:Tıbbı tedavi

    A:Kemoterapi

    B.Radyo terapi

    1:Gelenksel radyoterapi

    2:Sterotaksik radyoterapi

    2:Cerrahi tedavi

    3 Kombine tedavi

    A: Cerrahi tedavi

    B: Radyoterapi

    C: Kemoterapi

    Beyincik metastazları cerrahi tedavisinde ameliyat kararı alınırken bir çok soruyu cevaplamak gerekmektedir. Primer organ hastalığı biliniyor ve soliter tek lezyonlar özellikle büyük çapta ( >3 cm) ve beyin herniasyon riski olanlarda hastanın genel sistemik sağlık durumu iyi olanlar ve 3 aydan fazla sağ kalımı olanlarda beyincik amaliyatı kararı alınmalıdır. Ancak genel sağlık durumu çok yetersiz ve kötü olanlar ve sağ kalımı çok kısa olanlar cerrahi tedavi kararı alınmamalıdır. Primeri bilinmeyen beyindeki lezyonun eğer histopatalojisi bilinmeyor ise cerrahi tedavi kararı alınmalıdır. Böyle hastalarda ameliyat sonrası beyincik metastazı kesinleştirlenler ameliyat sonrası onkolojik tedaviye (radyoterapi ve kemoterapi) alınmalıdır. Beyincik metastazları cerrahi tedavisinde temel amaç tümörü tamamı çıkartılmalıdır. Tamamı alınan beyincik metastazlarında ameliyat sonrası onkolojik tedaviye verilmelidir.

    Sonuç olarak

    Beyincik metastazları amaliyat öncesi onkoljik konseyde tartışılaması gerekir. Beyincik metastazı amaliyatı kararı alınanlarda hastalar açısından oldukça sanslıdır. Çünkü beyincik hastalıkları beyin hastalıkları gibi olmayıp hastaya malesef diğer alternatif onkolojik tedavileri tamamalama fırsatı vermemektedir. Malesef onkolojik tedavileri yarım kalmaktadır. Ameliyat hayat kuratıcı bir seçenek olup çünkü hastalar birincil hastalığından değil beyincikteki metastazından ölüm kaçınılmazdır. Ayrıca günümüzde tecrübeli ellerde beyincik metastaz ameliyatlarında kokulacak bir durum olmayıp bu cerrahın tecrübesiyle oldukça pareleldir. Beyincik anotomisi beyin anotomisiden oldukça farklı olup çok tecrübe gerektirmektedir. Benim beyincik metastaz ameliyatlarından son 20 yıldır hiç ölüm görülmedi. Beyincik metastazı tamamı başarı ile alınırsa hasta ilave nörolojik defisit olmadan birincil hastalığın sağ kalım süresiyele hayatta kalacaktır.

  • Fibromiyalji sendromu hakkında

    Fibromiyalji, toplumun %2-4’ünde görülen, kadınlarda görülme oranı erkeklerden 4 kat fazla olan, kişinin yaşam kalitesini ciddi derecede bozan kronik bir hastalıktır.

    Fibromiyalji hastalığının diğer bir adı da yumuşak doku romatizmasıdır.

    Gerçek romatizmadan farkı, kanda romatizmayla ilgili bulguların normal olmasıdır.

    Fibromiyalji hassas yapılı, mükemmeliyetçi, çok titiz kişilerin, yönetici hastalığı olarakta bilinir.

    Hastalık tek bir şikayetten ziyade, yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, uyku düzensizlikleri, depresif ataklar ve bazen de spastik kolit denilen birçok problemin eşlik ettiği bir sendrom olarak tanımlanır.

    Fibromiyalji nedeni

    Fibromiyalji hastalığının nedeni tam açıklanamamakla beraber, belirtilere yol açan bozukluğun merkezi sinir sisteminden kaynaklandığı düşünülmektedir (santral sensitizasyon). Bir çok faktör, ayrı ayrı ya da bir arada fibromyaljiyi başlatabilir.  Genetik faktörler, viral enfeksiyon, fiziksel travma (cerrahi operasyon, düşme yada motorlu araç kazası), emosyonel travma, ilaç değişiklikleri (kortikosteroid kesilmesi)  gibi etkenler, fibromyalji hastalığının ortaya çıkmasından sorumlu tutulmaktadırlar. Bu hastalarda serotonin seviyesinde düşüklük, substans P ve glutamat seviyesinde artış, hipotalamo-pituiter-adrenal aksta bozukluk, otonom sinir sistemindeki bozukluklar, bazı aminoasitlerin düşüklüğü, uyku bozukluğu sonucu IGF-1 seviyesinin düşük olduğu da bilinmektedir.

    Tamamlayıcı tıp açısından bakıldığında, hastalığın temelinde bir lenfatik dolaşım bozukluğunun olduğu görülmektedir. Fibromiyaljili bir hastada, hassas ve ağrılı olarak bulduğumuz tetik noktalarının çoğu, aslında lenfatik sisteme gönderilmek üzere, parçalanmış artıkların akıtıldığı noktalardır.

    Otonom sinir sisteminde disfonksiyon olmadan, fibromiyalji sendromunun ortaya çıkması mümkün değildir, ayrıca hastalarda, asit baz açısından değerlendirildiğinde vücutlarında yoğun bir asit yapının olduğu da dikkat çekmektedir.

    Fibromiyaljide semptom ve bulgular

    3 aydan uzun süren yaygın vücut ağrısı

    kaslarda ve eklemlerde hissedilen ağrı günden güne, haftadan haftaya değişebilir

    ağrının yeri vücudun farklı yerlerinde dolaşma eğilimi gösterse de en sık boyun, bel, kollar, göğüs, kalça ve bacaklarda hissedilir

    ağrı özellikle kötü uyku, soğuk ve nemli havalar, ve psikolojik stresle, mekanik yüklenmelerle artabilir

    dinlendirmeyen niteliksiz uyku

    sabahları ve günün ilerleyen saatlerinde yorgunluk

    gerilim veya migren tipi baş ağrısı, başta sersemlik hissi

    konsantrasyon güçlüğü

    eller, kollar, ayaklar, bacaklar veya yüzde hissizlik veya karıncalanma.

    karın ağrısı, şişlik, kabızlık, ishal gibi mide-bağırsak sistemiyle ilgili şikayetler

    adet öncesi gerginlik, ağrılı adet dönemleri

    idrara sık çıkma

    Fibromiyalji tedavisi

    Fibromiyaljinin önlenmesi ve tedavisi için modern tıp açısından henüz kesin bir çözüm bilinmemektedir. Sağlıklı bir diyet, germe ve gevşeme egzersizlerini düzenli yapmak, yeterli su içmek, bedeni asitleştiren besinlerden uzak kalmak , hastaların yakınmalarını azaltmaktadır.

    Fibromyalji hastalarında Nöralterapi ve Ozon tedavisi ile kalıcı çözüm sağlamak mümkündür.

  • Ozon tedavisi nedir, hangi hastalıklarda kullanılır?

    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3).

    Ozon, atmosferde genel olarak iki atomlu halde bulunan normal atmosferik oksijene (O2) nazaran çok daha yüksek enerji taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle ozon “super oksijen” olarak bilinir.

     Ozon; oksijenin normal atmosferik birleşimine göre bazı farklılıklar gösterir. Oda sıcaklığında renksiz olan ozon gazının karakteristik bir kokusu vardır. Fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında doğal olarak oluşur ve hissedilebilir. Ozon gazının ismi bu karakteristik kokusundan dolayı Yunanca “koklamak ” manasına gelen ozein’den türetilmiştir.

     Uzaydan ve özellikle güneşten gelen yoğun zararlı ışınları emerek, yeryüzüne inmesine engel olan atmosferin stratosfer tabakasındaki ozon için eski tarihlerde “Tanrının Nefesi ” adı verilmiştir. 

    Ozon Nasıl Etki Ediyor?

    – Ozon doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır.
    – Alyuvarlar elastikiyetini artırarak kılcal damarlardan geçişini kolaylaştırır.
    – Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini artırır.
    – Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir, enfeksiyon ve kansere direnci artırır.
    – Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliği ile bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkları iyileştiricidir.
    – Güçlü antimikrobik etkisi olan ozon – bakteri, virüs ve mantarları öldürür.
    – Kanser hücrelerinin çoğalmasını ve yayılmasını engeller.
    – Kanser tedavisi (Kemoterapi) sırasında tedaviye duyarlılığı artırır, yan etkilerini azaltır.
    – Hücrenin fonksiyonları için gerekli enerjiyi sağlayan, ATP’nin üretimini arttırarak: hücrelerin yasam enerjisini artırır.
    – Detoks etkisi sağlar:karaciğer , böbrek ve cildin fonksiyonlarını düzenleyerek, vücudumuzda biriken toksik ve kimyasal maddelerin temizlenmesinde yardımcı olur.
    - Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak AĞRI KESİCİ özellik gösterir.

    Ozon Tedavisi:

    Birçok patolojik durumu düzeltir veya tamamen iyileştirir.Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde, ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer.

    Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji ,stres ve uyku bozuklukları

    Dolaşım bozukluklarına bağlı olan hastalıklarda: Reynaud fenomeni ve Burger hastalığı.

    Migren ve baş ağrılarının tedavisinde oldukça etkilidir.

    Şeker hastalarında, geçmeyen yaralarda ve diabetik nöropatik ağrılarda

    Metabolik sendrom: Bel çevresinde yağlanma, hipertansiyon, yüksek kanşekeri, HDL kolestrolün düşük, trigliserit değerlerinin yüksek olması.

    Romatizmal hastalıklar: Osteoartrit, Romatoid artrit , Ankilozan spondilit,

    Otoimmun hastalıklar : Multipl skleroz, Sedef hastalığı (psoriasis), Chron hastalığı, Behçet hastalığı,Lupus , Hashimato tiroiditi ve Gut hastalığı

    Ani İşitme kaybı, Kulak çınlaması ve Baş dönmesi

    Kanserde, kemoterapi ve radyoterapiye destek tedavi

    KOAH (Kronik bronşit) ve Allerjik Astım

    Alerjik rinit, atopik dermatit, ürtiker

    Gözde sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu)

    Enflamasyonlu bağırsak hastalıkları: Ülseratif kolit ,crohn hastalığında ve spastik kolon-irritabl barsak sendromu

    Fistüllerde (anal fistül v.b.) enflamasyonu engelleyici, hücreleri yenileyici  özelliklerinden dolayı yüz güldürücü sonuçlar alınır.

    Alzheimer, Parkinson gibi nörolojik hastalıklar, muskuler distrofi veya kas-sinir sistemini tutan hastalıklarda son derece etkilidir.

    Avaskuler nekroz

    Bel ve boyun fıtıklarının tedavisinde

    Hepatit B ve Hepatit C de, karaciğeri kanser ve sirozdan korumak

    Viral hastalıklar : Zona, Herpes virüs (genital), HİV

    Kadın genital yollarındaki tedaviye dirençli mantar enfeksiyonlarında

    Anti-aging (Yaşlanmayı geciktirmede)

  • Ozon tedavileri

    OZONTERAPİ NERELERDE KULLANILIR?

    • Zayıflama

    • Sellülit tedavileri

    • Antiaging (Yaşlanmayı geciktirme)

    İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu ,zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir.Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonu ile genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş hissetmektedirler. Profesyonel sporcular ve kadınlar bu tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar. Ozon fiziksel dayanıklılığı arttırmaktadır.

    • Detoks

    • Vücut direncini arttırma

    • Her türlü Allerjiler

    • Hipotiroidi

    • Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı) na bağlı anjiopatilerde

    • Yara tedavisi: İyileşmeyen yaralar, yanık, ülserler, bası yaraları vb.

    Enfeksiyonlu yaraların lokal tedavisi, mesela açık yatak yaraları (decubitus ülserler), alt bacağın ülserleri (Ulcus cruris), şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları ve kangren, tıbbi ozonun klasik uygulama alanlarına ait olan proseslerdir. Burada biz öncelikle, mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için ozonun dezenfektan özelliğinden, diğer deyişle bakterisid ve fungisid etkisinden yararlanırız. Yaranın temizlenmesinden itibaren, düşük dozda ozon uygulayarak iyileşme süreci hızlandırılır.

    • Romatizmal Hastalıklar (Kireçlenme ve eklem rahatsızlıklarında)

    Enflamasyonlu eklem hastalıklarını üç evreye ayırdığımızda, özellikle evre 1 ve 2, bir başka deyişle ağır kemik deformasyonlarının olmadığı durumlar, medikal ozon uygulamalarına cevap verir. Gonartroz (diz eklemi enflamasyonu) ya da diz ve omuz eklemlerindeki aktif arthritic form tedaviye cevap veren sınıfa dahildir. Standart tıbbi metodlara – spesifik egsersiz terapileri – ilave olarak bu gibi durumlarda intraartiküler ozon enjeksiyonu başarıyla uygulanır. Bağışıklık sistemini güçlendirme ve kıkırdak metabolizmasını aktive etme özelliklerine ek olarak burada ozonun tamamıyla antienflamatuar özelliğinden faydalanıyoruz.

    • Oto-ümmün Hastalıklar: Hashimoto tiroiditi vb.

    • Fibromyalji

    • Periferik Dolaşım bozuklukları: Burger hastalığı, iskemik arter hastalığı vb.

    • Kemik-Eklem hastalıkları: Gonartroz (Diz kireçlenmesi), tendinit vb.

    • Koruyucu Genel Sağlık alanında: Stres etkilerini giderme, genel sağlık düzeyini yükseltir.

    •Karaciğer enflamasyonu (Hepatit A,B,C )

    Karaciğerin enflamasyonu, tıbbi ozon için klasik tedaviler arasında sayılır. Hepatit A (HVA = hepatitis virus A) diğerlerine göre problemsiz ve tamamen iyileşebilirken, virüsün diğer şekli, hepatit B (HVB = hepatitis virus B), sıklıkla kronik bir şekilde seyreder. Burada klasik tıbbi tedavi metodlarına ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya da rektal yolla ozon/oksijen gazının kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemler ayrıca kuluçka süresi yıllar süren ve kronikleşene kadar bir karaciğer hastalığı olarak teşhis edilemeyen hepatit C hastalığına da uygulanır.

    •Sık sık çıkan Herpes simplex(Uçuk virüsü), herpes zoster (Zona hastalığı)ve Genital Herpes (HSV virüsü) de

    •Kanser hastalıklarına karşı koruyucu Kanser hastalarında ozon tedavisi tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılıdır. Burada ozonu immun sistem (bağışıklık sistemi) aktivasyonunda kullanmaktayız -düşük dozlarla. İmmun hücreler – örneğin lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve natural killer hücreler (katil hücreler) – cytokin denilen interferonu da içeren haberci proteinleri üretmek için ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla aktif hale getirilir. Aslında, ozon vücudun kendi interferon ve interlökinlerini artan miktarlarda üretmesini sağlar. Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan bir immün reaksiyonu başlatılır, bu aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına katkıda bulunur

    •Bağırsak hastalıklarında (sürekli konstipasyon ,Chrohn ve kolitde)

    Enflamasyonlu bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal Ozon gazı üflenmesi şeklinde yapılan lokal uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Birçok durumda arka arkaya 10 seans ozon uygulanması yeterli olur. 248 hasta üzerinde yapılan proktitis klinik çalışmasında sadece hastaların %10’unda birkaç 10 seanslık uygulama gerekmiştir.

    •Akciğer hastalıklarında özellikle alerjik astım ve pnömonide

    •Alerjik nezlede

    •Kronik yorgunluk da

    •Koroner kalp hastalıklarında ve kolesterolün düşürülmesinde

    •Akne

  • Meniere sendromu

    İç kulakta bulunan ve dengeden sorumlu sıvılardaki basınç artışının neden olduğu bir hastalıktır. İç kulak sıvılarındaki bu basınç artışının sebebi genellikle belli değildir. Sıvı üretimi atılımdan fazla olursa, ya da sıvıların boşaldığı kanallarda tıkanıklık olursa basınç artışı gelişebilir.
    Hastalık genellikle önce bir kulağı etkiler ve vakaların %25 ile %50 'sinde ileride ikinci kulak da etkilenir. Sendromun başlangıcında labirent denilen iç kulak bölümünde sıvı artışı görülmektedir. Bu sıvı fazlası iç kulak zarında basınç yaparak zarı bozar ve bazen de yırtar. Sonuç olarak denge ve işitme kaybı olur.
    Meniere Hastalığı ataklar halinde seyreder. Ataklar sırasında baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, kulak uğultusu, işitme kaybı ve kulakta dolgunluk hissi görülür.
    Atakların arası birkaç saat, birkaç ay, hatta birkaç yıl olabilir. Süresi de birkaç saat ya da birkaç gün olabilir.
    Atakların geliş şekli ve sıklığı kişiye göre değişir.
    Hastalığın en ciddi belirtisi baş dönmesidir. Baş dönmesi nöbetler halinde gelir. Bu esnada kişi dengesini kurmakta zorlanır. Hareketsiz olduğu halde hareket ediyormuş gibi hisseder. Baş dönmelerinin devam etmesi sonucu mide bulantısı ve de kusma başlar.
    Ataklardan hemen önce veya sonrasında işitme kaybı görülebilir. Erken dönemlerde atak sonrasında işitme kaybı normale döner, ancak hastalığın ilerleyen dönemlerinde bu işitme kaybı kalıcı olabilir.
    Ataklar sırasında yaşananlar ve sonrasında kişide meydana gelen halsizlik ve bitkinlik durumu nedeniyle kişi normal hayatından bir süreliğine kopar, yaşam kalitesi düşer.
    Hastalığın sebebi kesin olarak açıklanamamakla beraber, bağışıklık sistemindeki rahatsızlıkların da Meniere Sendromuna neden olabildiği gibi, bunun yanı sıra iç kulak iltihabı, kafa travması, genetik yatkınlık ve alerji gibi durumların da Meniere Hastalığına yol açtığı bilinmektedir.
    Fiziksel ve duygusal stresler hastanın ataklarını arttırır. Ayrıca uykusuzluk ve uyku düzenindeki bozukluk, aşırı yorgunluk, kafein, sigara, alkol kullanımı da atakları tetikleyebilir.
    Meniere Hastalığının Tedavisi:
    Baş dönmelerinin ardından gelen bulantı ve kusmaları durdurmak için klasik tedavi yöntemleri çerçevesinde ilaçlar kullanılabilir..
    Ayrıca vücuttaki fazla suyu (ödem) atmak için idrar söktürücü ilaçlar alınabilir.
    Krizlerin sıklığı ve şiddeti kontrol edilemezse ameliyata başvurulabilir. Ameliyatla iç kulaktaki ve zarlardaki basınç ortadan kaldırılır. Bazen dengeyi bozan sinir kesilir. Bazen de tüm iç kulağın yok edildiği uygulamalar yapılır.
    Meniere Hastalığının Akupunktur İle Tedavisi:
    Bu hastalığın patalojisinde hem kan hem de lenf akımı düzensizliğinin sonucunda iç kulaktaki lenfatik sistemin bozulması görülür. Buradaki kanlanma doğru sağlandığında iç kulağa giden kan akımı da buna bağlı olarak düzenlenecektir.
    Akupunktur uygulamasının baş ve boyun lenf akışını düzenleyici etkisi bulunmaktadır.
    İç kulaktaki sıvının yapım ve atılım sürecindeki bütün problemler Meniere tablosunu ağırlaştıracaktır. Kulak ve vücut akupunkturunun ödem çözücü etkisi ile denge olumlu yönde tekrar sağlanacaktır.
    Akupunkturun tansiyonu dengeleyici etkisi sonucunda ani basınç değişiklikleri de önlenmiş olur.
    Akupunktur tedavisinin hormonal sistemde yarattığı pozitif etki sonucunda depresyon ortadan kalkar, uyku düzeni normale döner, dolayısıyla bu gibi faktörlerin tetiklediği atakların önüne geçilmiş olur.