Etiket: Hastalığı

  • Pkos

    POLİKİSTİK OVER SENDROMU :

    Tanım : Tüm dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrinolojik hastalıklardan biridir. Üreme çağındaki bayanların %5-10’unda PKOS görülmektedir. Nedeni henüz tam olarak bilinmemek ile birlikte hastalığın gelişiminden genetik ve çevresel faktörlerin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Hastalığın tanısında kullanılan 3 ana kriter vardır ve bunlardan en az ikisinin bir arada bulunması tanı koydurur.

    Hiperandrojenizmin (Erkeklik hormonu artışı) klinik ve labaratuvar bulgularının olması

    Adet düzensizliği olması

    Yumurtalıklarda Polikistik yapı görülmesi

    Semptomlar: Hastalarda genellikle ergenlik ile başlayan kronik bir adet düzensizliği vardır. Adet düzensizliğinin yanında bir çok hastada kanda artan Erkeklik hormonlarının (Androjenler) derecesi ile orantılı olarak Akne, Yağlı cilt, Kıllanma artışı ve Erkek tipi saç dökülmesi görülmektedir. Bu şikayetler ile başvuran bayanların yumurtalıklarına ultrason ile bakıldığında Tipik Polikistik yapı (Multipl sayıda milimetrik kistler) görülmektedir. Polikistik overli bayanların overlerinde görülen kistlerin her sağlıklı bayanda görülen folikül kistleri ile ilgisi yoktur.

    Polikistik Over hastalığı kilodan bağımsız olarak insülin direncine yol açmaktadır. Bu nedenle PKOS diyabet gelişimi için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Hastalar kilo artışına yatkındırlar ve tanı anında bir çok hasta fazla kilolu veya obezdir.

    Tedavi : PKOS tedavisi birden fazla basamaktan oluşmaktadır . Bu basamakları basitçe sıralamak gerekirse

    Adet düzensizliğine bağlı olarak ortaya çıkabilecek Endometrial Hiperplazi, Kansızlık, Rahim Kanseri , Psikolojik problemler ile mücadele edebilmek için Adet Düzenleyici Hormonal tedavi.

    Çoçuk sahibi olmak isteyen bayanlarda infertilite tedavisi

    Hiperandrojenizm bulgularını (Akne, Kıllanma Artışı, Saç Dökülmesi) azaltmak için Antiandrojen ilaç ve hormonların başlanması

    PKOS’un uzun dönem metabolik etkileri (insülin direnci, Diyabet, Kolesterol yüksekliği, Obezite ve Koroner kalp hastalığı) ile mücadele için gerekli tedbirlerin alınması.

    Tanı anında kilo fazlası olan veya Obez olan hastalarda mutlaka kilo kaybına yönelik tedavi başlanması. Kilo kaybı hastalığın hemen tüm bulguları üzerinde olumlu etki yapmaktadır.

  • Gut hastalığı ile ilgili güncel bilgiler

    Kralların hastalığı olarak adlandırılan GUT hastalığı sık görülen iltihaplı romatizmal hastalıklardan biridir. Kralların hastalığı ya da zengin hastalığı ismi protein ağırlıklı ya da çok yemek yiyen kişilerde görülmesinden dolayı kullanılmaktadır. Fakat hastalık genetik bir takım geçişler gösterebilmekte ve dolayısıyla zayıf ya da yemek yemeden bağımsız olarak da ortaya çıkabilmektedir. Hastalık sıklıkla erkeklerde görülmekle birlikte menapoz sonrası kadınlarda da görülebilmektedir. Hastalık çoğunlukla 40-50 yaşlarındaki erkeklerin hastalığıdır.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Hastalık ataklar halinde seyretmektedir. Çoğunlukla da ilk atağını ayak baş parmağında gerçekleştirmektedir. Hasta gecenin bir yarısı ayak baş parmağındaki ağrı ile uyanır. Ayak baş parmağı şiş, kızarık ve belirgin olarak ağrılıdır. Ayak baş parmağı haricinde ayak bileği diz gibi eklemlerde de ilk atak olabilir. Bu ataklardan sonra çoğunlukla ikinci bir atak gelebilmektedir. Hastanın kanındaki ürik asit seviyeleri düşmedikçe de ataklar tekrar etmektedir. Gut hastalığı genellikle tek eklemde iltihap meydana getirmektedir. İlerleyen ataklarda birden fazla eklem de etkilenmektedir. Atakların tekrar etmesi yada gerekli önlemlerin alınmaması durumunda böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulur ?

    GUT hastalığının tanısı hastanın şiş olan eklemini görmekle ve tipik tutulum yerlerini bilmekle konulmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi hastalardaki ilk atak çoğunlukla ayak baş parmağında ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında kan tetkikleri bize oldukça yardımcıdır. Özellikle serumdaki ürik asit adlı maddenin seviyesi belirgin olarak yükselme göstermektedir. Ürik asit seviyesi aynı zamanda tedavinin takibinde de rol oynamaktadır.

    Gut Hastalığının Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    GUT hastalığının tedavisinde yaşam stilinde değişiklikler ve ilaç tedavisi olarak ikiye ayırabiliriz. Her iki kısımın da ayrı ayrı önemi bulunmaktadır. Yaşam stili değişikliğinden kastım, kilo verme, proteinden fakir beslenme, alkol tüketimini , kuruyemiş tüketimini kısıtlama gibi genel önlemlerin alınması önem taşımaktadır. Atakların yoğun protein içeriğiyle beslenme sonrası gelişebildiğini bilmekteyiz bunun için diyet büyük önem taşımaktadır.

    Diyet haricinde atağı geçirici tedaviler ve kan ürik asit seviyesini düşürücü ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların ne kadar süre kullanılacağı, hastaların ne kadar aralıklarla kontrole geleceği gibi durumlar hastadan hastaya değişiklik göstermektedir. Ayrıca GUT hastalarında çoğunlukla kolesterol seviyelerinde de yükseklik olmaktadır. Bunun içinde belli aralıklarla serum ürik asit ve kolesterol seviyelerini değerlendirmek gerekmektedir.

  • Skleroderma hastalığına güncel bakış

    Skleroderma hastalığı başlıca cildi tutan bir hastalık olmakla birlikte bir çok hayati organı etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Bağ dokusu hastalıklarının çoğunda olduğu gibi bayanlarda hastalık daha sık olarak görülmektedir. Hastalık tedavi edilmediği zaman ciddi organ tutulumlarıyla ölüme neden olabilmektedir.

    Skleroderma Hastalarının Şikayetleri Nelerdir ?

    Hastalığın ilk bulgusu raynoud bulgusu denilen ellerde ve ayaklarda soğukta olan sararma, morarma yakınmalarıdır. Bu yakınmalar hastalığın ortaya çıkışından aylar, yıllar önce başlamaktadır. Soğuk dışında stres gibi durumlarda da benzer yakınmalar ortaya çıkabilmektedir. Raynoud bulgusundan aylar yıllar sonra ciltte kalınlaşma sertleşme bulguları gelişir. Alın kırışıklıkları kaybolmaya başlar, dudakların çevresinde çizginlenmeler, dudaklarda incelme, parmak uçlarında yaralar görülemeye başlabilir.

    Hastalığın iç organ tutulumu ise sinsi şekilde ilerler. Özellikle kalp ve akciğer tutulumu büyük önem taşımaktadır. Öksürük, giderek artan nefes darlığı, çarpıntı hissi önemli bulgulardandır.

    Skleroderma Hastalığının Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalığı tamamen yerleşmiş kişilerde tanı hasta muayene odasına girdiği zaman konulabilir. Ancak daha erken gelmiş olan vakalarda hastanın anlattıkları, muayene bulguları ve tırnak yataklarını değerlendirdiğimiz kapilleroskopi muayenesi tanı koydurucu olacaktır. Hastaların önemli kısmında kan testleri tanıda yardımcı olabilmektedir.

    Hastalığın Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    Skleroderma hastalarında tedavi için tutulan organları belirlemek gerekmektedir. Bunun için çok iyi bir fizik muayene gerekmektedir. Bunun dışında her hastanın mutlak surette testleri, kalp ve akciğer değerlendirmeleri için tomografi ve ekokardiografi filmi, solunum testlerinin yapılması gerekir. Buradan elde edilecek bulgulara göre tedavi düzenlendir. Hastaya uzun süreli kullanımları için ilaçlar verilir. Hastalığın ilk tedavisinin yanında takipleri büyük önem taşımaktadır. Bir romatoloğun sürekli olarak kan tetkiklerini, ve diğer testlerini takip etmesi gerekmektedir.

    İlaç tedavilerinin yanı sıra hastalara mutlaka genel önerilerde bulunmak gerekmektedir. Soğuktan mutlak surette korunma, güneşten korunma, sigarayı bırakması gibi genel önerilerde bulunulur.

  • Romatizmal hastalıklar

    İskelet sistemi başta olmak üzere birçok organ ve sistemi tutan bağ dokusu hastalıklarıdır. Normalde mikroplarla savaşan bağışıklık sisteminin kontrolden çıkarak kendi hücrelerine saldırması neticesinde gelişir. Hastalık tablosu genetik yatkınlığı olan bireylerde çevresel faktörlerin tetiklemesiyle ortaya çıkar. Bu hastalıklar etkilenen organ ve sisteme göre sınıflandırılır ve farklı isimlerle anılır. Bunlar arasında en çok bilinenler: Romatoid Artrit (RA), Juvenil İdyopatik Artrit (JIA), Sistemik Lupus Eritematozus (SLE), Anti-fosfolipid Sendrom (AFS), Skleroderma, Reynaud Fenomeni, Sjogren sendromu, Dermatomiyozit, Polimiyozit, Vaskülitler, Behçet Hastalığı, Spondilartrit (Ankilozan Spondilit, İnflamatuar (İltihaplı) Barsak Hastalığı ile İlişkili Artrit, Psöriatik (Sedef hastalığına bağlı) Artrit, Sarkoidoz, Akut Eklem Romatizması ve Ailesel Akdeniz Ateşidir.

    Romatizmal Hastalıklarda Tanı Koyma

    Fizik muayene

    Tanıda yol gösterici olan en önemli ipuçları hasta muayenesi ile elde edilir. Örneğin RA’de küçük eklemlerin simetrik tutulumu ve sabah tutukluğu tipiktir. Hastalık ilerlediğinde küçük eklemlerde erozyon ve şekil bozukluğu gelişir. SLE’de ise yüzde kelebek şeklinde olan ve burun sırtını kapsayan döküntü olması önemli bir bulgudur. Hastalığın ağır komplikasyonlardan biri olan “Lupus nefriti” böbreklerin hastalığa iştirak etmesi sonucunda ortaya çıkar. AFS’de damarların içerisinde pıhtılaşma ve tıkanıklık oluşturma (tromboz) eğilimi vardır. Sklerodermada deri sertleşerek elastikiyeti azalırken, Raynaud fenomeninde parmak uçlarında morarma ve ağrılı ülserler gelişir. Sjogren sendromunda göz ve ağız kuruluğu en önemli şikâyetlerdir. Dermatomiyozitli hastalarda üst göz kapaklarında, polimiyozitli hastalarda ise boyun ve göğüste gözlenen kızarıklık şeklindeki döküntüler karakteristiktir. Vaskülitler damarların iltihaplanmasıdır ve etkilenen organa göre farklı bulgular verir. Örneğin akciğerler etkilendiğinde kanlı balgam, böbrekler etkilendiğinde kanlı idrar görülür. Göz dibindeki damarların iltihaplanması körlüğe neden olur. Bazen de sinir sistemini besleyen damarlar etkilenir ve deride uyuşukluk, karıncalanma, yanma ve ağrı gibi belirtiler ortaya çıkar. Behçet hastalığında ağızda ve genital bölgede aftlar çıkar, gözde üveyit adı verilen iltihaplı bir hastalık gelişir. Damarlarda pıhtılaşma ve tıkanıklık olması Behçet hastalığında görülen önemli bir komplikasyondur. Ankilozan spondilitte leğen kemikleri ile omurga arasındaki eklemlerde ve omurgayı oluşturan yapılarda iltihaplanma olur. Şiddetli kalça, bel, sırt, boyun ve göğüs ağrıları vardır, eklem hareketlerinde kısıtlılık görülür. İnflamatuvar (iltihaplı) bağırsak hastalıklarında (Crohn hastalığı, ülseratif kolit) büyük (diz, dirsek) ve/veya küçük (bilekler, parmaklar) eklemlerde asimetrik ve gezici bir iltihaplanma olur. Bazen ankilozan spondiliti andıran bulgular da gelişebilir. Tendonların kemiklere bağlandığı noktalarda ltihaplanma olması, bu hastalıkta görülen başka bir komplikasyondur. Psöriyatikartritte (sedef hastalığına bağlı) gelişen eklem iltihaplanmasında da sıklıkla büyük ve küçük eklemler etkilenir. Bazen de omurga ve kalça eklemleri hastalığa yakalanır. Hastalık ilerlediği zaman küçük eklemlerde erozyon ve şekil bozukluğu meydana gelir. Sarkoidoz başlıca deri, solunum sistemi ve eklemleri ilgilendiren bir hastalık tablosu ortaya çıkarır. Akut eklem romatizması boğaz enfeksiyonu sonrasında ateş yüksekliği ve büyük eklemlerde artrit gelişmesi ile karakterizedir. Kalp kapaklarında yetmezlik gelişmesi ve kalp kasının hastalığa iştirak etmesi bu hastalığın en kötü komplikasyonlarıdır. Ailesel Akdeniz Ateşinde zaman zaman tekrarlayan ateş yüksekliği, karın ve göğüs ağrısı şikâyetleri vardır. Bazen büyük eklemlerde de asimetrik artrit tablosu gelişir, ancak erozyon ve şekil bozukluğuna yol açmaz.

    Laboratuvar

    Romatizmal hastalıklarda kanda yapılan bazı laboratuvar testleri tanı koymada önemli rol oynar. Örneğin RA’da RF (romatoid faktör), SLE’de ANA (anti-nükleer antikor) ve anti-dsDNA, AFS’de AKA-IgG ve AKA-IgM (kardiyolipin antikorlar), Sklerodermada anti-Scl 70, Sjogren sendromunda anti-SSA, anti-SSB, dermatomiyozitte ve polimiyozitte anti-jo1, vaskülitlerde ANCA (anti-nötrofil sitoplazmik antikor) testleri bu testlerden bazılarıdır. Tanı koymaya yardımcı olan, ancak varlığı tek başına bir anlam ifade etmeyen testler de vardır. Ankilozan spondilitte HLA-B27 ve Behçet hastalığında HLA-B5 bu kapsamdaki testlerdir. Ayrıca belli bir romatizmal hastalığa özgü olmayan, ancak hastalık seyrini değerlendirmede önemli olan bazı testler vardır. Bunlar genellikle hastalığın aktivitesi ile ilgilidir. Sedimantasyon, CRP (c-reaktif protein) ve fibrinojen bunlardan birkaçıdır.

    Tedavi

    Romatizmal hastalıklarda tedavi başlıca 3 şekilde yapılır. Bunlar tıbbi tedavi (ilaç tedavisi), fizik tedavi ve cerrahi tedavidir. Tıbbi tedavide kullanılan ilaçlar bağışıklık yanıtını baskılayarak ya da düzelterek etkili olur. Kortizon içeren ilaçlar tıbbi tedavide başvurulan en önemli ilaç gruplarından biridir. Birçok tedavi protokolünde ana ilaç ya da yardımcı ilaç olarak kullanılır. Diğer grup ilaçlar hidroksiklorokin, sulfasalazin, altın tuzları, D-penisilamin, metotreksat, leflunomide, azatiopürin ve siklofosfamid gibi geleneksel ilaçlar ve tümör nekroz faktörü(TNF)-α blokerleri, anakinra, abatasept ve rituksimab gibi biyolojik ajanlardır.

    Bu ilaçların iyileştirici etkileri bağışıklık sistemi üzerinden olduğu için hastada meydana gelen klinik ve laboratuvar değişikliklerinin kapsamlı laboratuvarlarda düzenli olarak takip edilmesi gerekir. Zira bu ilaçların enfeksiyon sıklığında (kısa vade) artma ya da kansere neden olma (uzun vade) gibi önemli yan etkileri vardır.

  • Sorularla tiroid hastalıkları hakkında merak ettikleriniz

    Sorularla tiroid hastalıkları hakkında merak ettikleriniz

    1. HİPOTİROİDİ NEDİR VE BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Hipotiroidi, doku düzeyinde tiroid hormonu yetersizliği veya nadiren etkisizliği sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.

    – Primer hipotiroidi: Tiroid bezi yetersizliğinden kaynaklanan nedenlere bağlı

    – Sekonder hipotiroidi: TSH yetersizliğine bağlı hipotiroidi

    – Tersiyer hipotiroidi: TRH yetersizliğne bağlı hipotiroidi

    Hipotiroidi belirtileri: halsizlik, yorgunluk, kilo alma, unutkanlık, konsantrasyon zorluğu, , cilt kuruluğu, saçlarda dökülme, üşüme, kabızlık, seste kalınlaşma, düzensiz ve yoğun adet kanamaları, kısırlık, kas sertliği, kas ağrıları, depresyon, demans görülebilir.

    2. HİPERTİROİDİ/TİROTOKSİKOZ NEDİR VE BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Tirotoksikoz: kaynağı ne olursa olsun, tiroid hormon fazlalığını ifade eden genel bir terimdir.

    Hipertiroidi: tiroid bezinden hormon yapımının artmasından kaynaklanan tiroid hormon fazlalığını ifade eder.

    Hipertiroidi belirtileri: halsizlik, sinirlilik, çarpıntı, kilo kaybı, nefes darlığı, sicağa tahammülsüzlük, iştah artışı, oligomenore, terleme, diyare, göz belirtileri.

    3. GEBELİKTE TİROİD FONKSİYON TESTLERİNDE HEDEF NEDİR VE NE ZAMAN TEDAVİ EDİLMELİDİR?

    TEMD (Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği) önerisi

    1. trimester: TSH 0.1mIU/L-2.5mIU/L arasında olmalı

    2. trimester: TSH 0.2mIU/L-3mIU/L arasında olmalı

    3. trimester: TSH 0.3mIU/L-3mIU/L arasında olmalı

    Gebelikte hipotiroidi görülmesinin en önemli sebebi iyot yeterli bölgelerde otoimmün tiroid hastalığıdır. İyot eksikliği olan bölgelerde ise iyot eksikliğidir.

    4. TİROİDİTLER KAÇA AYRILIR?

    – Kronik otoimmün tiroidit

    -Ağrılı tiroidit

    1. subakut granülomatöz tiroidit

    2. infeksiyöz tiroidit

    3. radyasyon tiroiditi

    4. travmaya bağlı tiroidit

    -Ağrısız tiroidit

    1. subakut lenfositik tiroidit (sessiz tiroidit)

    2. postpartum tiroidit

    3. ilaca bağlı tiroidit (interferon, interlökin-6, amiodaron)

    4. fibröz tiroidit (Riedl struma)

    5. HASHİMOTO TİROİDİTİ NEDİR VE HANGİ HASTALIKLARLA BİRLİKTE GÖRÜLÜR?

    Hashimoto tiroiditi, tiroid bezinin kronik otoimmün destrüktif inflamasyon ile seyreden hastalığıdır. Tüm toplumlarda çok sık görülür. Tiroid bezinde genişleme ile başlar, hipotiroidi ile sonuçlanır. Genellikle asemptomatiktir.

    HASHİMOTO TİROİDİTİ; Addison hastalığı, tip 1 diyabet, hipogonadizm, hipoparatiroidi, pernisiyöz anemi ile birlikte “tip 2 otoimmün poliglandüler sendromun” bir komponenti olarak izlenebilir.

    6. HASHİMOTO HASTALIĞINDAN ŞÜPHELENİLECEK DURUMLAR HANGİLERİDİR?

    1. Diğer nedenlere bağlanamayan hipotiroidi

    2.Tiroid disfonksiyonu/guatr olmadan anti-TPO veya anti-Tg pozitifliği

    3. Tiroid lenfoma şüphesi olan vakalar

    4.Ultrasonografik incelemede hipoekoik, heterojen görünüm

    7. GEBELİKTE TİROİD HASTALIĞI İÇİN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    1. Ailede veya kendisinde tiroid hastalığı anamnezi (hipertiroidi veya hipotiroidi, postpartum tiroidit)

    2. Daha önce tiroid ameliyatı geçirmiş olmak

    3. Tip 1 diyabet veya diğer otoimmün hastalıkların mevcudiyeti

    4. Tiroid hastalığı düşündüren klinik bulgular varlığı, guatr

    5. Daha önceden tiroid otoantikorların varlığı

    6. Anemi, kolesterol yüksekliği, hiponatremi

    7. Baş, boyun radyoterapisi almış kadınlar

    8. İnfertilite tedavisi görmüş kadınlar

    9. Daha önce düşük veya ölüdoğum hikayesi olanlar

    8. TİROİD NODÜLLERİNE YAKLAŞIM NASIL OLUR?

    Tiroid nodüllerinin takibi değerlendirilmesinde şüpheli sonografik özellikleri olan, tekrarlayana biyopsilerde yetersiz materyal tesbit edilen, uzun süreli takibi planlanan nodüllerde kalsitonin düzeyi bir kez ölçülmelidir (tiroid medüller kanseri açısından)

    Tiroid USG: Genel toplum taraması için önerilen bir test değildir. Muayenede tiroidde anormallik saptanan her hastaya ultrasonografik inceleme yapılmalıdır. Ayrıca palpasyon normal olsa bile tiroid malignitesi riski olan veya boyunda lenfadenopati saptanan her bireye de ultrasonografik değerlendirme yapılmalıdır.

    Tiroid USG raporunda; nodüllerin yerleşim, şekil, boyut, sınırlar, içerik, ekojenik yapı ve kanlanma özellikleri değerlendirilmelidir. Nodüllerin malign olma ihtimalini arttıran ultrasonografik bulguları şunlardır: hipoekojenik yapı, düzensiz sınırlar, mikrokalsifikasyonlar v.b.

    9. HANGİ TİROİD NODÜLLERİNE BİYOPSİ YAPILMALIDIR?

    -Solid:hipoekoik 10mm üzerinde ise, veya 5mm üzerinde risk grubunda hasta veya şüpheli ultrasonografik bulguları olan

    -İzo-hipoekoik: 1-1.5cm arasında olanlar

    -Karışık veya süngerimsi:1.5-2cm arasında olanlar

    -Saf kistik: biyopsi gerekmez, büyükse boşaltılmalıdır.

    -Multinodüler: en büyük nodül ve ultrasonografik olarak şüpheli diğer nodüller

  • Romatizmal hastalıkla yaşamak

    Romotizmal hastalığa rağmen, doğru tedavi sayesinde mutlu ve üretken bir hayat sürdürmek mümkündür. Etkisi kanıtlanmış birçok ilaç ve sağlık uzmanları hizmetinizdedir. Ancak ilk adım, hastanın hayatını ve durumunu kontrolü altına alınmasıdır. Bu, yeterli miktarda egzersiz, dinlenme ve sağlıklı beslenmeyle sağlanabilir. Aynı zamanda, hastalık hakkında doğru bilgilere sahip olmak, bu hastalığı aşmakta kişilere yardımcı olacaktır.

    Doğrular:

    Yalnız değilsiniz. Türkiye’de, her cinsiyetten ve yaştan kişi, artrit ve benzer hastalıklara sahiptir. Hastalığınızla ilgili sosyal paylaşım sitelerine girerek, benzer sorunlar yaşayan kişilerle iletişime geçebilir veya onların çabalarını gözlemleyebilirsiniz.

    Birçok romatizma hastalığı kroniktir. Genelde tamamen yok olmazlar.

    Durumu tamamen ortadan kaldıran bir çözüm olmasa da, hemen her hastalığa uygun tedavi mevcuttur.

    Romatizmal hastalıklardan mustarip birçok hasta, her geçen yıl daha mutlu ve tatmin edici hayatlar sürdürmektedir.

    Romatizmal hastalık nedir?

    Romatizmal hastalıklar, eklemlerde inflamasyon (iltihap; ağrı, şişlik, hareket güçlüğü gibi), genel vücut ağrısı, halsizlik, ateş, genel durum bozukluğu gibi bir çok yakınmalara neden olabilen hastalıklardan oluşan bir gruba verilen addır. Bu hastalık grubu, aynı zamanda günlük aktivitelerin yapımını zorlaştırır. Romotizmal hastalıkların 100’den fazla çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları osteoporoz, romotoid artrit, gut, fibromyalji, osteoartrit, sistemik lupus eritematoz ve skleroderma’dır.

    Belirtiler hastalıktan hastalığa değişse de, tüm bu hastalıklar, kemikler, eklemler, kaslar ve tendonları içeren, kas-iskelet sistemini etkilemektedir. Bazı hastalarda iç organlar da bu romotizmal hastalığın bir parçası olarak tutulabilir.

    Romatizma doktorunuz ve yardımcı sağlık çalışanları (romatizma hemşiresi, fizyoterapist gibi) ile aşağıda belirtilen önemleri ve aktiviteleri yerine getirmek, hayat kalitenizi artıracaktır.

    Hastalığınızı kontrol altına alan, size uygun ilaç tedavisi (başka sağlık sorununuz varsa bunları olumsuz etkilemeyecek) ve bunların yan etkilerinin takibi. Bu ancak romatoloji doktorunuz ve sizin aranızdaki uygun iletişimle sağlanabilir.

    Egzersiz programları

    Rahatlamak ve ağrıyı kontrol edebilmek

    Eklemleri korumak

    Dinlenme ve aktivite oranlarını dengelemek

    İyi beslenme ve ağırlık kontrolü (ideal kiloyu korumak)

    Stresi kontrol altına almak. Kronik bir hastalığın getirmiş olduğu sorunlarla yaşamak, çoğunlukla ankisiyete ve depresyonu da beraberinde getirir. Bu nedenle, romatoloji hastaları, genellikle psikiyatri desteğine ihtiyaç duyarlar.

  • Romatizma hakkında yanlış bilinenler

    1. YANLIŞ: ROMATİZMA YAŞLILIK HASTALIĞIDIR

    DOĞRUSU: Romatizma hastalıkları, her yaş grubunda görülen hastalıklardır. Sadece osteoartrit (eklem kireçlenmesi), osteoporoz (kemik yoğunluğunun azalması), polimiyaljiya romatika gibi hastalıklar, yaşlanmayla daha yakın ilişkilidir. Aksine spor veya iş kazası veya doğuştan bir bacağı kısa olan genç yaşta kişilerde de eklem kireçlenmesi gelişebilir. Kortizon kullanımı gibi ilaca bağlı, ankilozan spondilit gibi iltihabi hastalıklar veya hormonal nedenler gibi birçok altta yatan hastalığa ikincil genç birinde de osteoporoz gelişebilir. Lupus, ailevi Akdeniz ateşi gibi birçok romatizma hastalığı, genç erişkinleri hatta çocukları etkileyebilir.

    2.YANLIŞ: KALPLICALAR ROMATİZMAYA İYİ GELİR

    DOĞRUSU: Kaplıcalar genellikle sıcak ve mineralli su içerirler. İçmece tipi olanlar, sindirim sistemini rahatlatabilir veya idrar yollarından kum ve taşın atılımını kolaylaştırabilir. Genellikle kireçlenme olarak bilinen osteoartritte, sıcak eklem ağrılarına iyi gelirken, tüm iltihaplı romatizma türlerinde sıcak, ağrı ve iltihabı artırır. Bu nedenle iltihabi romatizmal hastalıklarda kaplıca önerilmez.

    3. YANLIŞ: ROMATİZMA KALBE VURABİLİR.

    DOĞRUSU: Her iltihabi romatizmal hastalık kalbi tutmaz. Sanıldığının aksine, romatizmal hastalıkların çok azı kalbi etkiler. Kalbi etkileyebilen romatizmal hastalıklar içinde en bilineni akut eklem romatizması, özellikle kalp kapaklarını etkileyerek hasar oluşturabilir. Lupus kalp zarında tutulum yapabilse de genellikle tedaviyle kolayca kaybolabilir. Behçet hastalığı ve vaskülitlerin (damar iltihabı) seyri sırasında nadiren kalp etkilenebilir.

    4. YANLIŞ: YAĞMURLU HAVALARDA EKLEM AĞRISI ROMATİZMANIN BELİRTİSİDİR.

    DOĞRUSU: Çevremizde soğuk ve nemli havalarda eklem ağrıları, kemik üzerinde sızlar tarzda ağrı gibi yakınmaları olan kişilerle sıklıkla karşılaşırız. Öyle ki yağmur yağacağını söyleyen; sanki ayaklı meteoroloji uzmanı gibidirler. Çoğu kez doğru da çıkar. Bazen bunun bir romatizma belirtisi olduğunu düşünüp doktora başvuranlar bile vardır. Bu durum, hem romatizma hastalarında, hem de bilinen bir hastalığı olmaksızın sağlıklı kişilerde de; genç-yaşlı fark etmeksizin görülebilir. Romatizma hastalarında, düşük basınçlı soğuk ve yağışlı havalarda daha fazla ağrı hissetme veya var olan ağrıda artma olurken; yüksek basınçlı kuru ve sıcak havalarda ise ağrının kaybolduğu veya azaldığı gözlenmiştir. Hava durumuyla ilişkili eklem ağrısı yakınması, osteoartrit hastalarında biraz daha fazladır. Sağlıklı kişilerde hava durumuyla gelişen romatizmal ağrılar; bir romatizmal hastalığın belirtisi olarak değil; daha çok, o kişinin barometrik değişikliklere gösterdiği kişisel hassasiyet olarak düşünülmelidir.

    5. YANLIŞ: KALSİYUM VE D VİTAMİNİ EKLEMLERDE KİREÇLENMEYİ ARTIRIYOR

    DOĞRUSU: Kalsiyum ve D vitamini, kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) ve buna bağlı kırık riskinin azalmak amacıyla kullanılır. Kemiklerde veya damarlarda kireçlenmeye neden olmaz. Osteoartrit; halk arasında yaygın bilinen adıyla eklemin kireçlenmesi hastalığında gerçekten eklemde kireçlenme olmaz. Röntgen filminde kıkırdak dokunun aşınmasıyla birlikte, sertleşen kemiğin daha parlak ve beyaz görünmesi, kireç rengine benzetilerek bu kullanılmaya başlanmıştır. Eklemde kireçlenme söz konusu değildir.

    6. YANLIŞ: ROMATİZMA BİTKİSEL İLAÇLARLA TEDAVİ EDİLEBİLİR

    DOĞRUSU: Hiç bir bitkisel ilaç bugün için kanıta dayalı tıpta, hiç bir romatizma türünü tedavi ettiği gösterilememiştir. Aksine bazı bitkisel ilaçlar veya bitkilerin, romatizma tedavisinde kullanılan bir çok ilaçla etkileşerek karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya neden olduğu veya bazı alerjik tepkimemelere neden olduğunu çok sık olarak görüyoruz. Bu nedenle doktorunuza mutlaka bu konuda bilgi veriniz.

    7. YANLIŞ: ROMATIZMA HASTALIKLARI BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNDEKİ YETERSİZLİKLE GELİŞİYOR.

    DOĞRUSU: Halk arasında romatizmal hastalıkların bağışıklık sistemindeki yetersizlikten kaynaklandığı düşünülerek bağışıklık sistemini güçlendiren bitkisel ilaç kullanımı çok yaygındır. Burada bir yanlış anlama söz konusudur. Romatizmal hastalıkların çoğunun kesin nedeni bilinmiyor ve bağışıklık sistemindeki sapkınlık sonucunda gelişir. Bu hastaların enfeksiyonlara cevabı iyidir ancak vücut, kendi hücre ve dokularını tanımayıp onlara karşı da savaş açar. Bağışıklık sistemini uyaran bu bitkisel ilaçlar fayda yerine tersine, hastalığın alevlenmesine de neden olabilir.

    8. YANLIŞ: ROMATIZMA SADECE EKLEMLERIN HASTALIĞIDIR.

    DOĞRUSU: Romatizma denilince akla, eklem, bağ dokusu, kemik veya kasları etkileyen ağrı, şişlik, şekil bozukluğu ve hareket kısıtlığına neden olan her türlü sağlık sorunları gelir. Aslında iltihaplı romatizmal hastalıklar, ayrıca böbrek, akciğer, karaciğer, cilt, damar, kan hücreleri, sinir sistemi gibi, bir çok organ ve sistemi tutabilir. Bu nedenle hastaların, iç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan romatoloji uzmanı tarafından takip ve tedavi edilmesi gerekir.

    9. YANLIŞ: ROMATİZMA HASTALARI İSTİRAHAT ETMELİDİR.

    DOĞRUSU: Romatizma hastaları ağrı ve iltihabın yoğun olduğu dönemde istirahat önerilse de bu süre içinde bile en azından izometrik egzersizlerle (yer çekimine karşı) eklemin hareket açıklığını korumak ve kası güçlendirmek gerekir. İltihabın azaldığı durumlarda ise yine fizyoterapist eşliğinde eklem hareket açıklığını artıran ve güçsüz kası güçlendirmeye yönelik egzersizler verilir. Sanılanın aksine romatizma hastaları istirahat değil kontrollü egzersizlerini yapmalıdır. Ankilozan spondilit hastalığında ise ilaç tedavisi kadar egzersiz de bu hastalığın her döneminde tedavinin vazgeçilmezidir.

    10. YANLIŞ: ROMATİZMA İLE FİZİK TEDAVİ VEYA ORTOPEDİ İLGİLENİR.

    DOĞRUSU: İltihaplı romatizmal hastalıklar, yalnızca, kas, eklem ve bağ dokusunu değil, bir çok organ ve sistemi etkiler. Bu nedenle, hastaların ilk başvurularının, aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan romatoloji doktorlarına olması gerekir. Aksi takdirde tanı ve tedavide gecikmelerle istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Gerektiğinde romatoloji doktoru, fizik tedavi veya ortopediye sevk etmelidir.

    Romatizma Hastalarına Öneriler

    Romatizmal hastalıklarda stresden uzak kalmak, beslenme ve diyet önemlidir. Çoğu romatizmal hastalık kronik (müzmin) seyirlidir. Genellikle yatışık ve alevlenmelerle seyreder; uzun süreli ilaç tedavisi gereklidir. Bu nedenle hastanın; hastalığı ve ondaki tutulumları hakkında doktorundan sağlıklı bilgi almalı, tedavisine uyum göstermeli ve doktorunun yakın takibinde olmalıdır. Kendisiyle benzer hastalığı paylaşan hasta destek programlarına ulaşabilir. Gerekirse psikolojik destek almalıdır.

    Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmek, iltihap üzerinde olumlu etkileri nedeniyle önerilir. Bunu haftada 2 kez balık tüketerek veya her gün balık yağı takviyesi alarak da sağlayabilirsiniz. Kalsiyumdan zengin beslenmek, kan düzeyine bakarak eksikse D vitamininin takviye edilmesi önerilir. Yüzme, düz yürüyüşler, pilates, yoga gibi egzersizlerle kontrollü olarak eklem hareket açıklığını korumak ve kası güçlendirmek gerekir.

  • İnflamatuar miyopatiler neden olur?

    Kas hastalığının birçok nedeni vardır. Bunlar enfeksiyonlar, ilaçlar, kas yaralanmaları, kas fonksiyonunu etkileyen kalıtsal hastalıklar, elektrolit seviyelerinde bozukluklar, tiroid hastalığı (hiper veya hipo tiroidi) sayılabilir.

    Ancak inflamatuar miyopatilere, neyin neden olduğu bilinmiyor. Tüm otoimmün hastalıklarda olduğu gibi, bağışıklık sisteminin anormal çalışması (kendi dokusuna karşı savaş açması) söz konusudur. Burada kas hücreleri ve kan damarlarına karşı anormal cevap söz konusudur.

    İnflamatuar miyopatiler nasıl teşhis edilir?

    Hastaları, doktora getiren ana nedenler, kas gücündeki azalma, cilt döküntüsü veya solunumsal yakınmalar olabilir. Duyu bozukluğu (uyuşma, karıncalanma gibi bulgular) yoktur. Doktor tarafından yapılan kas gücü muayenesinde, PM ve DM için; omuz, üst ön kol, kalça ve bacak üst bölümünde yer alan (proksimal) kaslarda güçsüzlük saptanır. Dermatomiyozite özgü cilt döküntüleri görülür. IBM’de ise hem proksimal, hem distalde (uç), asimetrik kas güçsüzlüğü bulunur.

    Genellikle şu testler istenir:

    -Çeşitli kas enzimlerinin seviyesini ölçmek için kan testinde: kreatin fosfokinaz (CPK), aldolaz, laktat dehidrogenaz (LDH), serum glutamik okzolo-asetik transferaz (AST=SGOT), serum glutamik-pürivat dehidrogenaz (ALT=SGPT); kas enzimlerinde yükseklik olur.

    -Elektromiyogram (EMG); kasın elektriksel aktivitesini ölçer. Kas güçsüzlüğünü göstermek için kullanılır.

    -Kas biyopsisi-tutulan kastan, küçük bir örnek alınarak incelenir. İnflamatuvar miyopatiyi göstermek için ve diğer miyopati yapan hastalıkları dışlamak için yapılır.

    -Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): PM, DM veya IBM tanısı için rutinde kullanılmaz, ancak anormal kası göstererek, kas biyopsisinin yerinin belirlenmesinde rehber olabilir.

    Kan testleriyle; miyozit spesifik antikorlar (kas dokusuna karşı oluşmuş otoantikorlar) araştırabilir. Bu testler miyopatinin tanısından çok, prognozu hakkında bazı bilgiler (hastalığın ne kadar ciddi olduğuna dair) verir.

    İnflamatuar miyopatiler nasıl tedavi edilir?

    Kortikosteroidler: Genellikle, hastalığın başlangıç tedavisinde, yüksek dozda prednizon gibi bir oral (ağız yoluyla) kortikosteroid kullanılır. Bu iltihabı azaltır. Kanda bakılan kas enzimleri, tedavi başladıktan sonra 4-6 haftada normale dönme eğilimindedir. Hastaların çoğu 2-3 ay içinde kas gücüne kavuşur.

    Kombinasyon tedavisi: Kortikosteroid ihtiyacını azaltmak; böylece yan etkilerini de azaltmak ve hastalığı uzun süre kontrol altında tutmak için, tedavi planı içine başka ilaçlar; metotreksat veya azatioprin eklenir. Bu tedavilerin de yetersiz kaldığı hastalarda intravenöz immunglobulin veya siklifosfamid gibi diğer tedavilere geçilir. Kortikosteridlerin; ciltte incelme, kemik yoğunluğunda azalma, katarakt, kilo alma ve vücut yağının dağılımında değişiklik gibi yan etkileri vardır. Hatta kas güçsüzlüğü de bir yan etkisi olabilir. Kortizon alan hastalar, osteoporoz için risk altında olduğundan, önlemek için uygun tedavi almaları gerekir (kalsiyum ve D vitamini replasmanı, bazen buna ilaveten osteoporoz ilaçları).

    Diğer tedaviler: Şiddetli hastalık bulguları olan veya standart tedaviye cevap vermeyen hastalarda, başka tedavi seçenekleri vardır. Bunlar intravenöz immünglobulin (IVIG) veya siklosporin, takrolimus, mikofenolat mofetil ve rituksimab gibi bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır.

    Fizik tedavi: Fiziksel tedavi ve egzersiz, kas hastalıklarının tedavisinde önemlidir. Hastalığın erken döneminde, mümkün olduğunca yatak istirahati (tuvalet gibi genel ihtiyaçlar dışında) önerilir. Ancak kas enzimleri normale döndükten sonra, steroide bağlı kas atrofisi ve eklem kontraktürünü (eklem deformitesi) önlemek amacıyla, fizik tedavi önerilir. Hafif izometrik egzersizlerle başlanır ve hasta kas gücünü kazanmaya başladıkça yoğunluğu yavaşça artırılır.

    İnflamatuar miyopatili hastalara öneriler:

    Miyopatiler kronik (uzun süreli) hastalıklardır. Hastalığın kontrolüne yardımcı olmak için; sağlıklı ve dengeli beslenin, fizyopterapist önerisi doğrultusunda egzersizinizi yapın ve ideal kilonuzu koruyun.

    Dermatomiyozit iseniz, güneşten kendinizi koruyun; güneşe maruz kaldıktan sonrası döküntü daha da kötüleşir. Bu nedenle, dışarı çıkarken güneş koruyucu kremler, uzun kollu kıyafetler ve şapka kullanın.

    Miyopatisi olan kişiler, sağlıklı ve normal görünebilir. Hastalığa bağlı sınırlamaları daha iyi anlamaları için işverenler, öğretmenler ve aile üyelerinin bilgilendirilmesi önemlidir.

  • Kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri neden gençleri hedef alıyor?

    Aralık 2015’te gerçekleşen 6. Ruesch Merkezi Sempozyumu’nun özel toplantısında uzmanlar erken yaşlarda görülen kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanserleri ile ilgili rahatsız edici bulguları dile getirdiler.

    36 yaşında diyaliz hastası bir baba, 25 yaşında pelvik inflamatuvar hastalık şüphesi olan sağlık konusunda bilinçli genç bir kadın ve 31 yaşında Crohn hastalığı geçmişi olan başka bir genç kadın… Tüm bu insanlar ortak paydada öngöremedikleri bir hastalığı paylaştı: kalın bağırsak kanseri!

    Bakıldığında ileri yaştaki bireylerde sık görülen bir hastalık olduğu düşünülse de, kalın bağırsak (kolorektal) kanserlerinin şimdilerde 50 yaşından genç bireyleri hedef aldığı gözlenmektedir. Hatta bazen ilk kolonoskopi taraması için önerilen yaş sınırından onlarca yıl önce.

    Kolonoskopi (kalın bağırsağın, ucunda küçük bir kamera bulunan esnek bir boru ile görüntülenmesi) ve dışkı testlerini içeren tarama testleri ve gözlem programlarının sıklığı sayesinde son yıllarda 50 yaş ve üzeri bireyler arasında kolorektal kanser görülme sıklığı ve bu hastalığa bağlı yaşam kaybı oranları azalmaktadır. Ancak nedense gelişmiş ülkelerde 50 yaş altı kolorektal kanser görülme sıklığı büyük bir hızla artış göstermektedir ve bunun nedenleri henüz anlaşılamamıştır.

    İstatistiki verilere bakıldığında 1992-2005 yılları arası Amerika’da her yıl kolorektal kanser görülme sıklığının her 100.000 genç bireyde erkeklerde 1.5%, kadınlarda 1.6% artış gösterdiği belirlenmiştir. Daha geriye gidildiğinde 1973-1999 yılları arası genç bireylerde kolon (17%) ve rektal kanser (75%) görülme sıklığı yükselmiştir.

    Bunun yanında kolorektal kanser olan genç bireylerde yaşam kaybı oranının yüksek olmasının, hastalığın ileri evrelerde teşhis edilmesinden kaynaklandığı görülmektedir. Yapılan bir çalışma kolorektal kanser teşhisi konan 50 yaş ve altı genç bireylerin %86’sının teşhis konulduğunda hastalığın semptomatik, yani artık çeşitli belirti ve şikayetlere yol açan bir aşamada olduğu belirlenmiştir.

    Genç yetişkinlerde kolorektal kanserin ileri evrelerde teşhis edilmesinin endişe vericidir. Gençler bu hastalığın belirtilerini her zaman anlayamamaktadır. Buna ek olarak doktorlar genç bireylerde kolorektal kanser olasılığının az olduğunu düşünmekte ve buna bağlı tedavi gecikebilmektedir. Öyle ki genç yaşlarda kolorektal kansere yakalanan vakaların yaklaşık 15%-50%’sinde ilk teşhis yanlış olmaktadır. Bu nedenle genç yetişkinlerde görülen kolorektal kanserin belli başlı özellikleri konusunda araştırmaların desteklenmesi ve bireylerin ve doktorların bilinçlendirilmesi önemlidir.

    Önceleri doktorlar genetik geçişli durumlarda özellikle Lynch sendromu olan genç yetişkinlerde kolorektal kanserin görüldüğünü düşünürken, şimdilerde kolorektal kanser olan genç hastaların 75%’inden fazlasında ailesel geçişli hastalık görülmediği ve genetik geçişli (herediter) olmadığı bilinmektedir. Dahası Lynch sendromu kolonun sağ tarafında gelişen tümörlerle ilişkilendirilirken; genetik geçişli olmayan, genç yetişkinlerde görülen kanserler kolon ve rektumun sol tarafında gelişen tümörlerden oluşmaktadır. Bu da gençlerde görülen ve genetik geçişli olmayan kolorektal kanserin biyolojik olarak oldukça farklı olduğunu göstermektedir.

    Genç yetişkinlerde görülen kolorektal kanserlerin kendine özgü biyolojisini araştıran bazı uzmanlar, kolon kanserinin herkes için aynı olmadığını, aynı organda bile gelişse tümörün kendine has bir genetik imzası olduğunu belirtmektedir.

    Kolorektal kanserin bu karışıklığının araştırılmak için yaklaşık 5000 hastada bulunan tümörlerin genetik profilleri incelenmiştir. Tümör farklılıkları genç ve yaşlı hastalarda ayrı ayrı tanımlanmıştır. Sonuçlar gelecek Amerikan Tıbbi Onkoloji Derneği Gastrointestinal Kanser Sempozyumu’nda paylaşılacaktır.

    Bilinen tüm bu faktörleri bir yana, uzmanlar erken yaşta kolorektal kanser görülme sıklığındaki artışa etki edebilecek diğer faktörleri araştırmaktadır. Buna göre 50 yaşından daha genç yetişkinlerin epidemiyolojik verilerine bağlı olarak bazı eğilimler ön plana çıkmıştır. Son 30 yıla bakıldığında genç yetişkinlerde artan obezite ve şeker hastalığı oranına paralel olarak aynı yaştaki yetişkinlerde kolorektal kanser oranlarının da arttığı görülmüştür. Obezitenin ve şeker hastalığının gerçekten sebep olup olmadığını sorgulamak gerekirse, oranlardaki paralel artış görmezden gelinemeyecek düzeydedir.

    Aynı şekilde tatlı içeceklerin tüketimindeki artış ve buna karşılık süt tüketiminin azalması (koruyucu kalsiyum) kolorektal kanser görülme oranını artıran diğer bir faktör olabilir. Bu nedenle genç yetişkinlerde dikkatli ve sağlıklı beslenme sadece şeker hastalığını değil kolorektal kanser riskini de azaltacaktır.

    Kaynak:

    Why Is Colorectal Cancer Targeting the Young?
    Cynthia J. Gordon, PhD. January 20, 2016
    http://www.medscape.com/

  • Gut hastalığına ne sebep olur?

    Gut hastalığına ne sebep olur?

    Gut Hastalığı, kanlarındaki Ürik Asit düzeyi normalden yüksek olan kişilerde görülür. Vücudumuzdaki ürik asidin %70 kadarı hücrelerimizde bulunan Pürin adlı proteinin yıkılmasından kaynaklanır. Kalan ürik asit miktarını oluşturan ise yediğimiz gıdaların içindeki Pürinin yıkımından ortaya çıkar.

    Kanınızda ürik asit olması mutlaka Gut hastası olacağınız anlamına gelmez. Sağlıklı bireylerde de, erkeklerde kadınlardan daha yüksek olacak şekilde kanda ürik asit bulunur. Eğer kandaki ürik asit miktarı artmaya başladıysa vücudunuz fazla olan kısmını böbrekler yoluyla idrar içinde atmaya çalışır. Ancak eğer vücudunuz fazla ürik asit üretiyorsa veya böbrekler yeterince ürik asit atılımını sağlayamıyorsa kandaki ürik asit miktarı artmaya başlar. Ürik asit miktarı belli bir düzeyi aşarsa (Çözünme noktası) ürik asidin Sodyum Ürat olarak çözünmeyen kristalize forma dönüşmesi olasıdır. Bu kristaller genelde eklem içi veya çevresindeki dokularda oluşma eğilimi gösterirler. Özellikle bacakların ucunda kalan ayak parmakları, ayak bilekleri gibi bölgelerde oluşurlar.

    Oluşan ürik asit kristalleri yıllar içinde yavaşça kıkırdak dokuda birikir ve sonunda bir gün eklem aralığına boşalır. Sert, iğne şekilli kristaller eklemin yumuşak yüzeyine (Sinovyum) temas eder ve hızla iltihabi sürece neden olur. İltihabi süreç ile kristaller eklem içinde parçalanır ve Gut atağı günler içinde yavaşça düzelir.

    Eklem içinde ani iltihabi ataklara neden olmanın yanı sıra bu kristaller eklem içi ve çevresinde birikerek tofüs denen yapılar oluşturabilirler. Tofüs adlı bu sert yapılar zamanla büyüyerek kıkırdak ve kemiğe bası hasarı oluşturabilir ve bu hasar kireçlenmede olduğu gibi sürekli bir eklem ağrısına neden olabilir. Bu aşamadaki Gut Hastalığına “Kronik Tofüslü Gut” denir. Bazen tofüsler cilt altından elle hissedilebilirler. Eklemler dışında kulak kepçesi gibi kıkırdak yapılarda da birikebilirler.

    Kandaki ürik asit düzeyinizi etkileyen faktörler şunlardır:

    Genetik yapınız böbreklerinizin başka bir fonksiyon bozukluğu olmasa da yeterli miktarda ürik asidi vücuttan uzaklaştıramamasına neden olabilir. Özellikle ailede benzer rahatsızlığı olan bireylerde en olası neden budur.

    Vücut kitlesi ne kadar büyükse günlük ürik asit üretimi de o kadar artar. Bu nedenle fazla kilolu olanlarda ürik asit üretimi böbreğin başa çıkabileceğinden fazla olabilir.

    Eğer kanda kolesterol ve yağ miktarınız yüksekse, kan basıncınız yüksekse ve tip 2 şeker hastalığınız varsa böbrekleriniz yeterli miktarda ürik asit atılımını sağlayamayabilir. Tüm bu sorunların bir arada olmasına “Metabolik Sendrom” adı verilmektedir.

    Bazı böbrek hastalıklarında böbreğiniz ürik asit atılımı işlevini yeteri kadar yapamayabilir.

    İdrar sökücüler, aspirin gibi bazı ilaçlar kandaki ürik asit miktarının artmasına neden olabilir.

    Nadiren bazı kronik kan hastalıklarında çok sayıda kan hücresi üretilir ve bunların parçalanmasıyla açığa çıkan ürik asit miktarı çok olursa böbrek bununla başa çıkamayabilir.

    Eğer ürik asit artışını açıklayabilen belirgin bir neden saptanabilirse (Örneğin böbrek hastalığı veya idrar sökücü kullanımı gibi) bu duruma “İkincil Gut Hastalığı” denir. Ancak çok zaman tek bir belirgin neden saptamak mümkün olmaz, pek çok faktör bir aradadır (Örneğin kilo fazlalığı olan bir bireyde böbreğin genetik nedenlerle ürik asidi yeterince atamaması gibi) ve bu duruma “Birincil Gut Hastalığı” denir.

    Eğer Gut Hastalığına eğiliminiz varsa Gut atağını tetikleyecek bazı durumları bilmek gerekir:

    Etkilenen ekleme darbe veya zorlayıcı hareket

    Ateş yüksekliği ile giden hastalıklar (Soğuk algınlığı, zatüre vb.)

    Cerrahi girişimler

    Aşırı yemek yeme ve/veya fazla miktarda alkol alma

    Susuzluk

    Daha önceleri yalancı gut diye adlandırılan hastalıkta da benzer ataklar kalsiyum pirofosfat kristallerinin eklem içinde birikmesiyle oluşabilir. Bu hastalıkta eklem içinde biriken ürik asit değil, kalsiyum kristalleridir ve Gut Hastalığından farklı olarak daha çok kireçlenmesi olan bireylerde ayak baş parmağından çok diz ve diğer eklemlerde bulgulara neden olur.