Etiket: Hastalar

  • Tedavisi mümkün bir demansial hastalık: normal basınçlı hidrosefali

    Hidrosefali nedir?

    Hidrosefali beyinde ventrikul denilen kaviteler içerisinde anormal beyin omurilik sıvısı (BOS) birikimi ile karekterize bir durumdur. BOS, beyin ve omurilik etrafında dolaşır. BOS nin görevi beyine fiziksel destek olmak, artık maddelerin atılması ve santral sinir sistemi (SSS) içerisinde,önemli maddelerin dağılımına olanak tanımaktır. Sağlıklı bir yetişkinde günlük BOS üretimi yaklaşık 500cc. dir. BOS akım yolu tıkandığı zaman, veya emilimde bir sıkıntı oluştuğu zaman sıvı birikmeye başlar, ventrikuller genişler, kafa içerisindeki basınç artar ve hidrosefali meydana gelir.

    Normal Basınçlı Hidrosefali Nedir?

    NBH ventrikullerin genislemesine yol açan ancak kafa içi basıncı çok az yada hiç arttırmayan BOS birikimidir. Sıklıkla yaşlılarda görülür. Hareket bozukluğu, hafif demansiyel tablo ve idrar kaçırması ile karekterize bir semptomlar eşlik eder. Bu semptomların biri, ya da hepsi bir arada olabilir. Hastaların çoğunda BOS emilim yollarında blokaja neden olan faktör bilinemez.

    Normal Basınçlı Hidrosefaliye yol açan etmenler?

    Olguların pek çoğunda altta yatan neden saptanamaz, yani idiopatiktir. Kafa travması, geçirilmiş subaraknoid kanama, tümör veya kistler, subdural kanama, cerrahi sırasında görülen kanamalar, menenjit veya diğer beyin enfeksiyonları neticesinde NBH oluşabilir.

    NBH semptomları nelerdir?

    •Yürüme Bozuklukları: Hafif bir denge probleminden ayakta duramama ve yürüyememeye kadar farklı tablolarda bulunabilir. Adımlar sıklıkla geniş tabanlı, kısa basamaklı ve yavaştır. NBH li hastaların ayaklarını kaldırmalarında, merdiven çıkmalarında bir sıkıntı vardır. Sık düserler. Aynı zamanda etraflarında dönmedede zorluk çekerler. Çok yavaş ve pek çok adımda yürürler. Denge sorunu ve yürümede çekilen sıkıntı ilk ve en sık gözlenen şikayettir.
    •Hafif düzeyde demans: Günlük aktivitelere ilginin azalması, unutkanlık, rutin yapılan işlerle mücadele etmede zorluk ve yakın dönem hafıza bozukluğunu içerir. NBH lide gözlenen kognitif semptomlar çok şiddetli olmadığı için sıklıkla ihmal edilir ve yaslanmanın doğal bir süreci olarak degerlendirilir. Konuşma yeteneği sıklıkla bozulmaz. Kendilerinde bulunan sorunlardan sıklıkla farkında olmazlar ve hatta inkar edebilirler. Bazı olgularda kognitif değişiklikler yalnız nöropsikolojik değerlendirme ile saptanabilir.
    •Mesane kontrolünde bozulma: Hafif olgularda sık tuvalete gitme ile kendini gösterirken, ileri olgularda mesane kontrolü tamamen bozulur. Nadiren diski kaçırma olabilir. Bazı hastalarda mesane problemleri hiç ortaya cıkmaz.

    NBH hastaları sıklıkla 60 yaş üzeri hastalar oldukları ve bu yaş grubunda bu tarz semptomların normal olduğu düşünüldüğü içen, insanlar genellikle bu problemler ile birlikte yaşamak zorunda olduklarını düşünürler ve vücutlarında oluşan bu değişiklere kendilerini adapte etmeye calışırlar

    NBH semptomlar aynı zamanda yaslılarda ortaya çıkabilecek diğer bazı sağlık sorunlarını taklit edebilir. Mesela görülen kognitif semptomlar erken dönem Alzheimer hastalığı olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde denge ve yürüme sorunları Parkinson hastalığı olarak düşünülebilir. Bazı hastalarda NBH ye bu hastalıklarında eşlik edebilecegi unutulmamalıdır.

    Hastalar doktora ilk müracat ettiklerinde semptomlar aylar hatta yıllar boyunca devam etmekte olabilir. Hidrosefali semptomları zaman içerisinde artış gösterir. Artış hızı değişkenlik göstermekte ve hastalar fonksiyon kayıpları kritik noktaya geldiklerinde sıklıkla doktora giderler. Semptomların oluş süresi ne kadar uzun ve semptomlar ne kadar şiddetli ise, tedaviye yanıt o kadar geç olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ne kadar erken konursa tedavinin başarısının o kadar fazla olacağı söylenebilir.

    Her 3 semptomunda aynı hastada bulunması tanı için mutlak gerekli değildir.

    Lomber Ponksiyon

    BOS yaklaşık basıncını ölçmeye aynı zamanda sıvıdan tahlil yapmaya yardımcı olur. Lokal anestezi altında belin alt kısmına ince bir iğne ile girilerek 50 cc ye kadar BOS boşaltılır. Bu sayede semptomlarda geçici bir düzelmenin olması istenir. Eğer bu işlem sonrasında semptomlarda geçici sürelide olsa anlamlı bir toparlanma olursa o zaman cerrahi tedavinin başarılı olacağı söylenebilir. Eğer lomber ponksiyona yanıt negatif veya net olarak anlaşılamamış ise daha ileri araştırmalar yapmak gerekir.

    Günümüzde kullanılan Tedavi Alternatifleri

    Günümüzde en sık kullanılan ve genellikle tek mümkün tedavi seçeneği BOS kanallarını emilimin sağlanabileceği vücudun başka kısımları ile birlestirmeye yarayan sant denilen sistemin cerrahi olarak yerleştirilmesidir. Bu amacla en sık kullanılan yer karın içerisinde peritondur ve kullanılan sistemede ventrikuloperitonel sant denir. Cerrahi sonrasında sant sisteminin tüm parçaları cilt altında kalacak ve dışarıdan bir şey görülmeyecektir.

    Aquaduct darlığı olan hastalarda endoskobik ucuncu ventrikulostomi denilen bir cerrahi müdahalede sant uygulamasına alternatif olabilir. Bu yaklaşımda aquaduktaki daralmadan dolayı endoskop yardımı ile alternatif bir BOS akım yolu yapılır. Aquadaktaki daralma MRI ile saptanabilir. Endoskobik yaklasımın sonuçları yetişkinlerde farklılık arzetmektedir. Üçüncü ventrikulostomi uygulanan hastaların bir kısmında semptomların düzelebilmesi içen sonrasında sant takılması gerekebilir.

    Santlama işlemi içen uygun hastalar kimlerdir?

    Bu amaçla pek çok test ve araştırma geliştirilmiş olmak ile birlikte, tek başına sant işleminin başarısını tahmin ettirebilecek bir faktör bulunmamaktadır. Aşagıdaki bulgular sant takılmasını takiben sonucların daha iyi olacagını düsündürmektedir:

    •Yürüme bozukluğunun ilk ortaya çıkan ve baskın semptom oluşu
    •Travma veya kanama gibi NBH nin bilinen bir sebebinin olması
    •Görüntüleme yöntemlerinde ventrikul boyutlarının BOS un bulunduğu Subaraknoid boşluktan orantısız şekilde geniş olması
    •Lomber ponksiyon veya lomber katater yoluyla BOS boşaltılmasının dramatik geçici bir düzelme sağlaması
    •Ölçülen beyin içi veya spinal BOS basıncının üst limitlerde olması
    •Beyini etkileyen küçük kan dammar hastalığı kanıtlarının minimal oluşu

    Hidrosefali semptomlarının santlama sonrası düzelmesinin mümkün olacağını bilmek önemlidir.

    Cerrahi sonrası tamamen iyileşme herkesin beklentisi olsada, bu her zaman mümkün olmayabilir. Cerrahi sonrasında mevcut şikayetlerin anlamlı ölçüde azalması, kişinin başkalarına bağımlı halden kurtulmaları, en önemlisi nörolojik semptomlarin daha da ilerlemesinin önüne geçilmesi hasta ve yakınlari içen tatminkar bir cevaptır.

    Sant Operasyonunun Başari Oranı Nedir?

    Yürüme bozukluğu, hafif demans ve mesane kontrol problemleri operasyon sonrası birkaç gün içerisinde düzelebilir veya haftalar aylar düzelme icin gerekebilir. Bu düzelmenin ne süratte ve ne derece olacağını önceden kestirmenin bir yolu maalesef yoktur. Düzelme olanlarda sıklıkla bu düzelmeler ilk haftalar içerisinde olur. Bu iyileşme hafif düzeyde olabileceği gibi çok dramatik bir şekilde de olabilir. Semptomlarada operasyon sonrası düzelme saptanan hastalarda sonrasında klinikte tekrar gerileme olması sant fonksiyon bozukluğunu veya asağıda belirtilen komplikasyonlardan birinin geliştiğini düşündürür.

    NBH tedavi edilmez ise ne olur?

    NBH li hastalar sıklıkla ilerleyici semptomlar ile basvururlar ve bu semptomların kendi kendine düzeleceği ve klinik bozulmanın kendi kendine duracağına inanmanın bir nedeni yoktur. Kimse mevcut semptomların ne hızda ilerleyeceğini tahmin edemez. Semptomlar ne kadar şiddetli ise ve ne kadar uzun süredir mevcut ise tedaviye yanıt o derece daha az olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ve tedavi ne kadar erken yapılırsa düzelme o kadar iyi olacaktır. Eğer semptomlar çok hafif ise hastaya acil bir sant operasyonu yapmadan bir süre yakın takip yapılabilir.

  • Kanser ağrısı

    Kanser tedavisi gören hastaların yaklaşık üçte birinde ağrı olur. İlerlemiş kanser olgularında (yayılmış ya da tekrarlamış) bu oran yaklaşık üçte ikiye çıkar. Bu hastalar için, ağrının kontrol altına alınması ve semptomların kontrol altında tutulması tedavinin önemli hedeflerindendir.

    Ağrı, yaşam kalitesinin her yönünü etkiler. Kronik ağrısı olan hastalar ( hafif, orta, şiddetli ama uzun süreli) günlük rutin aktivitelerine yeterli katılamazlar, uyku ve yeme sorunları olabilir, ve aileleri ve arkadaşlarının ne hissettiklerini her zaman anlayamadıklarını düşündükleri için hayal kırıklığı içinde olabilirler.

    Kanser ağrısı sık görülen bir sorundur, yalnız deneyimli bir ekip tarafından tedavi edilebilir. Bu ekip cerrah, medikal onkolog, ağrı uzmanı, psikiyatri uzmanı, psikolog, onkoloji ve algoloji hemşirelerinden oluşmalıdır. Her hastanın birbirinden farklı olduğu ve yapılacak tedavinin her hastanın bireysel ağrı durumuna göre düzenlenmesi gerektiği unutulmamalıdır.

    Ağrı Kontrolünüz İçin Doktorunuza Sormanız Gerekenler:

    Ağrımı azaltmak için ne yapılabilir?

    Eğer ilaçlar ağrımı azaltmaz ise ne yapabiliriz?

    Ağrı kontrolüm için başka hangi seçeneklerim var?

    Ağrım için kullandığım ilaçların ne gibi yan etkileri ile karşılaşabilirim?

    Bu yan etkiler ile baş etmek için ne yapılabilir?

    Tedavim günlük aktivitelerimi sınırlandıracak mı( çalışmak, araba kullanmak, v.b)

    Neler Ağrıya yol açar?

    Kanserli hastalarda ağrı farklı sebeplere bağlı görülebilir. En sık neden kanserin kendisidir. Kanser yumuşak dokulara (adale, bağlar, vb.), organlara veya kemiğe yayıldığında, sinir yaralanmasına bağlı, kanserli doku bir sinire bası yapıyor ise ya da kafa içindeki basıncı arttırmasına bağlı ağrı olabilir. Cerrahi, radyoterapi ya da kemoterapide ağrı yapabilir. Bu durumda ağrı tedaviye bağlı olarak adlandırılır. Kolu yada bacağı kesilmiş bir hastada kayıp olan uzuvda halen ağrı hissedebilir (phantom ağrısı). Bu ağrı gerçektir ancak nedeni bilinmemektedir. Pekçok kemoterapotik ajan uyuşma, karıncalanma ve yanma yapabilir. Radyasyon ise ağrılı cilt irritasyonu yapabilir.

    Bazende ağrının kanserle ya da tedavisiyle hiçbir ilgisi yoktur. Kanserli hastada herkeste olabilecek başağrıları, adele ağrıları görülebilir. Bazende gene herkeste olabilecek bir bel ya da boyun fıtığı ağrının sebebi olabilir.

    3 tip ağrı vardır:

    ViseralAğrı: Ağrı organda kanserin yaptığı doku hasarı sonucu görülür. Sıklıkla tek noktada olmaz, sızı şeklinde keskin bir ağrıdır.

    SomatikAğrı: Belirli bir bölgede cilt, adele veya kemik tutulumu sonucu olur. Bıçak saplanır gibi, zonklayıcı veya bir baskı hissi şeklinde ifade edilir.

    NöropatikAğrı: Periferik ya da santral sinir sistemi yapılarındaki yaralanma veya basılarına bağlı ortaya çıkar. Sinir yaralanması ya da basısı bir periferik sinir ya da omurilik yaralanmasına veya herikisinin birden yaralanmasına bağlı olabailir. Keskin, yanıcı bir ağrı olarak ifade edilir.

    Ağrının tipini saptamak önemlidir, çünkü her biri farklı tedavi edilir.

    Kanser Ağrısının Tedavisindeki Engeller

    Aslında hemen hemen tüm kanser hastalarının ağrıları kontrol altına alınabilmesine rağmen gene de bu hastalardaki ağrının etkili şekilde kesilmesi halen bir sıkıntı olabilmektedir. Bunun temel nedeni bilgi yetersizliği, inanışlar ve korkulardır.

    BağımlılıkKorkusu: Pek çok hasta opioid (narkotik benzeri ilaçlar)kullanımının bağımlılık yapacağına inanır. Fakat bu nadiren görülen bir durumdur. Sadece şeker hastalarının insülin ihtiyaçlarındaki değişim gibi kanser hastalarındaki ağrılarda da ilaçlarının ihtiyacında değişiklik olabilir.

    YanEtkilere KarşıKorku: Hastalar genellikle gelişebilecek yan etkilerden korktukları için verilen dozun azını kullanırlar. Oysa ki söz konusu yan etkiler önlenebilir ve düzeltilebilir.

    YetersizBilgi: Kanser hastalarındaki ağrı tedavilerinin mutlak suretle bu konuda deneyimli, alternatif tedavileri bilen ekipler tarafından tedavi edilmesi gerekir.

    YetersizAğrıSkorlaması: Hastalar sıklıkla kendilerine sorulmadan ağrılarından bahsetmezler. Güçlü görünmek isterler. Bazen de mevcut ağrının ne anlama geldiğini öğrenmekten korktukları için kendilerine sorulsada ağrılarından söz etmezler. Bu nedenlerden pek çok hastanın ağrısı çözümsüz kalır.

    Doktorlar Hastaların Ağrısını Nereden Bilecek?

    Kanser ağrınızın tedavisine başlamadan önce doktorların hastaların ağrısı hakkında detaylı bilgiye ihtiyaçları vardır. Bu bilgiler hastadan ya da aile üyeleri ya da arkadaşlarından alınan tıbbi öykü, hastanın fizik muayenesinden gelir.

    Hastalara ağrıları hakkında aşağıdaki sorular sorulur.

    Ağrınızın şiddeti nedir?

    Ağrınız nerede?

    Ağrılar günlük aktivitelerinizi ne kadar etkiliyor?

    Ağrılar somatik mi, viseral mi ya da nöropatik mi?

    Ne zaman başladı?

    Ağrılar herhangibir şekilde değişiklik gösterdi mi?

    Ağrınızı daha iyi ya da daha kötü yapan herhangibir şey var mı?

    Aldığınız tedaviye bağlı yan etkiler yaşıyormusunuz?

    Daha önce psikolojik sorun yaşadınız mı?

    Ağrı ve ağrı kontrolü hakkında ne biliyorsunuz

    Tüm sorular cevaplandıktan, fizik muayeneniz yapıldıktan sonra gerekir ise x-ray, MR ve kan testleri tedavinizi planlamak adına istenebilir. Mesela ağrı bir kemik ağrısı ve bir kırıktan şüpheleniliyor ise bir röntgen uygun olacaktır.

    Ağrı Değerlendirme Skalası

    Hastaların ağrılarını ifade etmelerine yardımcı olmak amacıyla kullanılır. Bu skalalar 3 yaşından büyük hastalarda kullanılabilir.

    En sık kullanılan Skalalar Şunlardır:

    Kanser Ağrısı Nasıl Tedavi Edilir?

    Ağrınız ile ilgili tüm araştırmalar yapıldıktan sonra bir tedavi planı oluşturulur ve sizinle tartışılır. Kanser ağrısı altta yatan kanserin kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahisi gibi seçeneklerle tedavisinide içeren pek çok yol ile azaltılabilir. İlaçlar tedavi aşamasında öncelikle başvurulacak yöntemlerdir. Opioidler ( narkotikler, en güçlü mevcut ağrı kesiciler) ve opioid dışı ilaçlar, ilave ağrı kesiciler ( başka hastalıklarda esasen kullanılan ancak bazı özel durumlarda ağrıyı azaltabilen ilaçlar) bu amaçla kullanılabilir. Fizik tedavi ya da cerrahi bazı hastalarda tedavi seçeneği olabilir. Ağrıların mevcut tedavilere yanıt vermediği ya da ilaçlara yan etki ortaya çıktığında omurgaya takılan ağrı pompaları ve ağrı pilleri ağrıyı azaltmak amacı ile kullanılabilir.

    Hasta ve Ailesinin Eğitimi

    Hasta ve ailesi için önemli bazı mesajlar aşağıdadır:

    Ağrı ile yaşamanın hiçbir yararı yoktur.

    Ağrı çoğunlukla ağızdan alınacak bir takım ilaçlar ile kontrol altına alınabilir.

    Eğer bu ilaçlar yetersiz kalırsa ağrıyı azaltmak için farklı alternatif tedaviler mevcuttur.

    Morfin ve morfin benzeri ilaçlarağrıyı dindirmek için sıklıkla kullanılır. Bu ilaçlar kanser hastalarında ağrıyı azaltmak amacı ile kullanılırlarsa nadiren bağımlılık yaparlar.

    Doktor ve hemşireler ile iletişim çok önemlidir.

    Doktorlar ve hemşireler siz söylemeseniz sizin ne kadar ağrınız olduğunu bilemezler.

    Doktorlar ve hemşireler ilaçların sebep olabileceği sorunları bilmek isterler, çünkü bu sorunlar için yapılabilecek her zaman birsey vardır.

    Doktorlar ve hemşireler ilaçların temin edilmesi ya da kullanılması ile ilgili bir sorun olup olmadığını bilmek isterler.

    Eğer ağrınızda düzelme olmuyor ise doktorunuza sizi mutlaka bir ağrı uzmanına yönlendirmesini isteyin.

    Bununla birlikte doktorunuz ağrı tedaviniz için kullanılacak ilaçlar ile ilgili gerekli önemli bilgileri verecektir. Ancak aşağıda belirtilenlerin yazılı olarak elinizde olması sonradan hata yapmamak için çok yardımcı olacaktır.

    Reçete edilmiş tüm ilaçların listesi, hangisi hangi amaçla kullanılıyor? Ne zaman ve nasıl alınmalı?

    Olası gelişebilecek komplikasyonlar? Gelişmesi durumunda yapılması gerekenler?

    Alınması sakıncalı ilaçların listesi?

    Kontrol randevu zamanı

    Sorularınız için ya da muhtemel sıkıntılarınız için hafta içi mesai saatlerinde, ya da akşam saatlerinde ya da hafta sonu ulaşılabilecek telefon numaralarının listesi:

    İlaçları alımında yaşanabilecek sıkıntı durumunda

    Ağrının karakterinin değişmesi, yeni gelişen ağrı ya da ilaçların ağrıyı azaltmaması durumu

    1 günden fazla beslenmenize engel olan bulantı ve kusma

    Barsak hareketlerinin 3 günden uzun süreli durması

    Hastanın gün içinde uyandırılmasında ya da uyanık tutulmasında yaşanabilecek sıkıntılar

    Ağrı İlaçlarının Yan Etkileri Nelerdir ve Nasıl Kontrol Altına Alınır?

    Opioid kullanımı sonrası gelişen yan etkiler sıklıkla kolayca kontrol altına alınabilir. İlk kullanılmaya başlandıklarında bazı hastalarda uyku hali bazılarında ise bulantı görülebilir. Kusma çok sık olmaz. Çoğu hastada bu yan etkiler 1-3 gün içerisinde ortadan kalkar. Gelişebilecek bulantı ve kusma için bugün kullanılabilecek farklı bulantı giderici ilaçlar bulunmaktadır. Uyku hali ve sersemliği azaltmak için opioidler düşük dozlarda başlanır ve doz ayarlaması yapılır. Dozu ayarlamadaki temel amaç en düşük yan etki ile maksimum ağrı giderici etkiye ulaşmaktır.

    Opioidler pek çok hastada belli oranda kabızlığa yol açar. Kabızlık genellikle kullanıma başladıktan birkaç gün sonra ortaya çıkar ve ilaç kullanımı boyunca devam eder. Kabızlık bazen çok ağrılı olabilir, hatta hastanede yatmayı gerektirebilir, bu yüzden eğer mümkünse gelişiminin önüne geçilmelidir. Aşağıdaki yollar izlenerek genellikle kabızlık gelişimi önlenebilir:

    Sıvı alımının arttırılması

    Meyve, sebze gibi lifli ürünlerin alımının arttırılması

    Doktorunuz ya da fizyoterapistiniz bilgisi ve önerisi ile egzersiz yapılması

    Gereğinde laksatiflerin, barsak yumaşatıcılarının kullanımı

    İlaç Toleransı

    Ağrı için opioid kullanan bazı hastalarda zaman içinde daha yüksek dozların verilmesi gerekebilir. Bu ağrının artmasından dolayı veya ilaç toleransı gelişimi sonucu olabilir. Eğer tolerans gelişirse genellikle dozda küçük artışlar ya da ilacın değiştirilmesi ağrının azaltılmasına yardımcı olacaktır. İnsanlar bazen ilaç toleransı ile bağımlılığı aynı şey zannederler. Her ikisi birbirinden çok farklıdır. Tolerans zaman içinde gelişir, aynı etkiyi alabilmek için daha yüksek doz ilaca vücudun ihtiyacı olduğunu gösterir. İlaç dozunun arttırılması bağınlılık bulgusu değildir.

    Opioidleri Sonlandırma

    Opioidlerin aniden kesilmesi bazen grip benzeri bir hastalık veya ishal gibi bazı semptomların ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle yavaş yavaş kesilmelidir. İlaç kesimi ile ilgili doktorunuz sizi bilgilendirecektir.

  • Bel fıtığında mikrocerrahi yöntemi

    Yaklaşık altmış yıldır uygulanmakta olan klasik bel fıtığı ameliyatları sonucu hastaların tam olarak iyileşememeleri, uzun süre ağrı çekmeleri, işlerine geç dönmeleri cerrahları bu konuda arayışlara yöneltmiştir ve yirmi iki yıl önce Caspar ve Yaşargil tarafından Mikrodiskektomi metodu bulunmuştur.
    Yaklaşık 12 yıldır Lomber Mikrocerrahi yöntemini hastalarıma uygulamaktayım. Son 7 yıldır da .Endomikrodiskektomi yöntemini endikasyonlu hastalarımıza uygulamaktayız.

    Mikrocerrahi yöntemi ile hastaların ayağa kalkış ve işlerine dönüş süreçlerini kısaltmış,halk arasında bel fıtığı ameliyatından sonra sakat kalırım, normale dönemem korkusu artık güven duygusuna bırakmıştır.

    Bel fıtığında uygulanan mikrocerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı-yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve bir gece hastanede yattıktan sonra evlerine gidebilmektedir. Bu metot sayesinde sadece bir buçuk-iki santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır.

    Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır.
    Bu metotla bel fıtığı ameliyatları korkulu rüya olmaktan çıkmış, bel fıtığı olan hastaların hastalıkları nedeniyle üzüntüye kapılmalarını önlenmiştir. Hastalar ameliyat oldukları gün veya ertesi gün taburcu olabilmekte, bir hafta içinde de normal yaşantılarına dönebilmektedirler.

    Bazı hastalarımızda ise ameliyattan değil narkoz almaktan korkmaktadırlar. Birçoğunda uyuyup bir daha uyanamama korkusu vardır. Epidural anestezinin bel fıtığı ameliyatlarında da kullanılması ile bu korku ortadan kaldırılmış, artık bel fıtığı ameliyatları kolay yapılır hale gelmiştir. Hastalar ameliyat sırasında rahatlıkla sohbet eder durumdadır. Biz zaten kullanılan son güvenilir anestezik maddeler neticesi genel anestezi riskinide sıfıra yakın buluyoruz.

  • Beyin pili parkinson hastalarına hayat bağlıyor

    Ayakkabısını bağlayamaz, gömleklerini ilikleyemez halde olan parkinson hastaları beyin piliyle eski sağlıklı günlerine yeniden kavuşuyor. Ameliyata girmeden önce kaşık bile tutamayan, yazı yazamayan, çayını içemeyen ve yardımsız yaşayamayan hastalar, beyin pili ameliyatından sonra özgürlüğüne kavuşuyor…

    Beyin pili nedir, kimlere beyin pili takmak gerekiyor?

    Beyin pilleri; başta Parkinson hastalığı olmak üzere, pek çok hareket bozukluğunun cerrahi tedavisinde son yıllarda giderek yaygın olarak kullanılan karmaşık elektronik cihazlardır.Beyin pili, özellikle Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılıyor. İlaç tedavisine yanıt vermeyen ve şiddetli titreme nöbetleri geçiren Parkinson hastalarında, beyin pili başarılı sonuçlar veriyor. Çatalını bile tutamayan, iğneye ipliği geçiremeyen hastalar ameliyat masasından kalkar kalkmaz titremeleri geçiyor. Depresyon, obsesif – kompülsif bozukluklar, Alzheimer gibi hafıza problemleri, epilepsi ve obezite hastaları için de çalışmalar sürüyor.

    Beyin pilinin avantajı nedir?

    Beyin pilinin avantajı; kontrol edilebilir, programlanır ve ayarlanılır bir tedavi yöntemi olması. Yani bir yan etki gördüğümüzde, başka bir ayara alabiliyoruz. Hasta memnun değilse ya da problem yaşarsa, kapatmamız ya da istemezse çıkartmamız söz konusu olabilir.

    BAĞIMLILIKTAN KURTARIYOR

    Beyin pili, hastaların hayatında nasıl bir değişim sağlıyor?

    Ameliyat sonrasında Parkinson hastaları, çarpıcı biçimde iyileşiyor ve normal yaşamlarına dönebiliyor. Beyin piliyle hastalarımızı yeniden hayata bağlayabiliyoruz. İlaç tedavisine yeterli yanıt vermeyen, şiddetli titreme nöbetleri geçiren veya katılık ve tutukluk nedeni ile hareket edemeyen Parkinson hastalarında beyin pili, başarılı sonuçlar veriyor. Ancak ameliyata uygun olan ve operasyondan yarar görecek doğru hasta seçimi çok önemli. Böylelikle çatalını bile tutamayan, iğneye ipliği geçiremeyen, yazı yazamayan hastalar ameliyat sonrasında gerekli pil ayarlamalarının yapılması ardından eski sağlıklı günlerine dönebiliyorlar. Ayakkabısını bağlayamayan, gömleklerini ilikleyemeyen, yardımsız yaşayamayan, sosyal hayattan kopan hastalar, beyin pilinden sonra yeniden bağımsız yaşama, sosyal hayatlarını geri kazanma ve eski işlerini yeniden yapabilme şansını bulabiliyorlar.

    Parkinson hastalarında beyin pili ameliyatları ne zaman gündeme geliyor?

    Medikal tedavide artık ilaç tedavisi bir yerde tıkanırsa o zaman ameliyat seçeneğini düşünüyoruz. Kabaca yüzde 10-15 hasta, uzun dönemde cerrahiye aday hale geliyor. Bunlara ilave olarak özellikle titremenin ön planda olduğu hastaların bir kısmı daha baştan ilaç tedavisine yeterli cevap veremiyorlar. Bu gibi başta ilaç tedavisinden yarar göremeyen hastalar da cerrahi tedaviye uygun adaysalar daha erken dönemde ameliyat edilebiliyorlar.

    KONUŞA KONUŞA AMELİYAT

    Beyin pilini nasıl takıyorsunuz?

    Parkinson tedavisinde önemli bir alternatif kabul edilen beyin pili, tıpkı kalp pili gibi yerleştiriliyor. Beynin içinde tespit edilen sorunlu bölgelere iki tane elektrot yerleştiriyoruz. Göğüste cilt altına kalp pili gibi bir pil yerleştiriliyor ve cilt altından geçirilen uzatma bağlantılarıyla elektrotlar pile bağlanıyor. Daha sonra bilgisayar aracılığıyla hastaya iyi gelecek frekansları ve uyarı parametrelerini ayarlıyoruz. Medikal tedaviye yeterli cevap vermeyen hareket bozukluğu olan 750 civarında hastayı ameliyat ile eski sağlıklarına kavuşturduk. Bu hastaların büyük kısmına lezyon cerrahisi uyguladık ve bunların 190’dan fazlasına da beyin pili taktık. Ameliyatın büyük bir kısmında hasta uyanık ve bizimle konuşuyor. Ameliyatta hastalar doktorla sohbet ediyor, torunlarından bahsediyor, maç sohbetleri yapıyorlar.

    Neden hastayı uyanık tutuyorsunuz?

    Beyin pili ameliyatlarında yararlandığımız ‘Mikroelektrot Kayıt ve Stimülasyon Tekniği’nde, beyindeki tek bir hücrenin elektriksel aktivitesini dinleyebiliyoruz. Bu yöntemde amacımız; hastalıktan sorumlu hücreleri ve etrafındaki anatomik oluşumların yerini bulmak. Bunun için de ameliyatı, hastayı uyanık tutarak, konuşa konuşa yapıyoruz.Çünkü bu sayede hastanın tepkilerini ölçerek sorunlu bölgeye ulaşmamız daha kolay oluyor. Ameliyatın ilk 5-6 saatlik bölümünde hasta uyanık oluyor ve karşılıklı yardımlaşıyoruz.

    Riski var mı?

    İşin kuralı; beynin içinde 2-3 milimetre çapındaki bir anatomik oluşumu bulmak ve oraya müdahale etmek. Ama ne bir milim aşağıya, ne bir milim yana gitmeye hakkımız var; çünkü o zaman hastanın felç ya da kör olma riski çok fazla! Sonuçların son derece yüz güldürücü ve risklerin bu kadar az olmasını sağlayan, yani ‘doğru yere doğru müdahale edilmesini sağlayan’ en güvenli yöntem ise ‘Mikroelektrot Kayıt ve Stimülasyon Tekniği’dir. Bu teknoloji bizi amacımıza ulaştırıyor. Bu teknik sayesinde beynin fizyolojik haritasını çıkarıyoruz ve o hastalıktan sorumlu hücrelerin doğru yerini buluyoruz, sonra da beyin pili takıyoruz.

    BEYİN PİLİ OLAN HASTALARA YÜZME SERBEST FUTBOL YASAK

    Beyin pili, hastaların günlük yaşamlarında bir kısıtlamaya neden oluyor mu?

    Pil takılan hastaların normal günlük yaşantılarında hiçbir değişiklik olmuyor. Hastalar çok sert olmayan, kafa travmasına neden olmayacak tenis, bilardo gibi her türlü sportif faaliyeti sürdürebilir ve yüzebilirler. Ama örneğin futbol ya da karate gibi sporlar yasak. Ayrıca hastalarımızın araba kullanmasını istemiyoruz. Pil takılı hastaların pil ayarlarını değiştirebileceğinden ve hastalar zarar görebileceklerinden çok mecbur kalmadıkça MR çektirmelerini istemiyoruz. Çekilecekse de bizim kontrolümüzde olmalı. Hastalarımızın güçlü manyetik alanlardan geçmelerini istemiyoruz. Bu yüzden örneğin havalimanında sorun yaşamamaları için üzerlerinde elektronik cihaz taşıdıklarına dair bir belge veriyoruz. Havalimanında belgelerini göstererek bu cihazlardan geçmiyorlar.

    Pil biter mi, şarj edilir mi?

    Evet, pilin ömrü 7-8 yıl. Ancak hastadan hastaya bu süre değişebiliyor. Eğer daha yüksek seviyede kullanıyorsa daha erken bitme ihtimali de var. Pil şarj edilmiyor. Biz hastalarımızdan gece uyurken pili kapatmalarını istiyoruz ama pilin rahatlığına alışan ve gece titremekten korkan hastalar genellikle pillerini kapatmıyorlar.Pilin ömrü bittiğinde ise yarım saatlik bir ameliyatla göğüsteki pil değiştirilebiliyor.

    ARAŞTIRMALAR BİTTİĞİNDE SARALILARA VE DEPRESYONU OLANLARA DA BEYİN PİLİ TAKILABİLECEK

    Beyin pilinde Parkinson hastalarında ve diğer hareket problemlerinde elde edilen başarılı sonuçlar nedeniyle Parkinson dışında bazı hastalıklar konusunda da dünyada araştırmalar devam ediyor. Tıbbi tedaviye cevap vermeyen, şiddetli ve yoğun ağrı çeken hastalar beyin pilinin tedavi grubu içinde önemli bir alan. Sara, depresyon, Alzheimer, obezite ve diğer yeme bozuklukları da beyin pilinin yararlarının araştırıldığı hastalık gruplarının içinde yer alıyor.

    SARA İÇİN GERİ SAYIM

    Bu hastalıklarda adım adım gidersek, bize sonuçları en yakın görünen sara hastalığı araştırmaları. Sara hastalarındaki beyin pili araştırmalarının bu yıl bitmeden sonuçlanmasını bekliyoruz. Olumlu sonuçlar açıklandığında biz de Türkiye’de ilaç tedavisine yanıt vermeyen uygun sara hastalarını beyin piliyle tedavi ediyor olacağız. İkinci adımda ise ağır depresyon ve obsesif-kompulsif-nevroz gibi psikolojik hastalıkların tedavisi geliyor. Amerika ve Kanada’da bu alanlardaki çalışmalarda hayli olumlu sonuçlar alındığını biliyoruz.

    ANILAR GERİ GELEBİLİR!

    Beyin pilinde üçüncü adımda ise Alzheimer gibi beyinde belli bölgelerdeki problemleri nedeniyle hafıza ve hatırlama problemi olan hastalar ile obezite yer alıyor. Zira obezite tedavisi için beyin pili uygulaması yapılan bazı hastalarda hafızanın yerine geldiği görüldü ve bu da Alzheimer hastalığının tedavisi açısından önemli bir umut ışığı oldu. Bunların araştırmalarının birkaç yıl içinde tamamlanmasını bekliyoruz.

    BULİMİKLER İÇİN UMUT

    Beyin pilinin ayrıca bulimiya ve anoreksiya nevroza gibi yeme bozuklukları hastalıklarında da etkili olduğuna dair çalışmalar var. Ancak bu dördüncü adımdaki beyin pili uygulamalarının sonuçlarının 3-5 sene alacağı tahmin ediliyor.

    ARAŞTIRMALAR SÜRÜYOR

    Özellikle Parkinson hastalarında hayat kalitesini ciddi ölçüde artıran beyin pili tedavisi, Türkiye’de zaten hareket bozuklukları ve distoni hastalıklarının tedavisinde de başarıyla uygulanıyor. Obezite, epilepsi, depresyon ve Alzheimer gibi hastalıkların tedavisinde beyin pilinden yararlanmak için ise yurtdışındaki araştırmaların sonuçlanmasını bekliyoruz. Beyin pilinin bu hastalıklardaki yararlılığı ve güvenilirliği bilimsel çalışmalarla ispatlandığında elbette ki tüm dünyayla birlikte hatta belki de daha önce Türkiye’de de uygulamaya başlayacağız.

  • Parkinson hastalığında saatleri geri alan cerrahi yöntem beyin pilleri

    Beyin pilleri başta Parkinson Hastalığı olmak üzere pekçok hareket bozukluğunun cerrahi tedavisinde son yıllarda giderek yaygın olarak kullanılan oldukça karmaşık elektronik cihazlardır.

    Bilindiği gibi bütün hareket bozukluklarının başlangıç tedavisi medikal tedavi ile yapılmaya çalışılmaktadır. Ancak artık ilaç tedavisine cevap vermeyen veya istem dışı hareketler gibi şiddetli ilaç yan tesirlerinin gözlendiği ileri evrelerdeki Parkinson Hastalarında, spazmotik tortikollis adı verilen boyun kasılmalarında, şiddetli vücut kasılmaları ile giden distoni hastalıklarında çoğu zaman tıbbi tedavi yararlı veya yeterli olamamaktadır. Bu gibi hastalarda alternatif tedavi olarak beyin cerrahisinin bir alt dalı olan Fonksiyonel ve Stereotaktik Beyin cerrahisi girişimleri hastalara önemli yararlar sağlayabilmektedir.

    Bu cerrahi girişimlerde amaç beyin içerisinde birkaç milimetre çaplı anatomik ve fizyolojik hedeflerin yerini doğru tesbit edebilmek ve bu noktalardaki fizyolojik aktiviteyi etraflarındaki hayati önem taşıyan dokuları etkilemeden değiştirebilmektir. Bu değişiklik ya hedef bölgenin bir çeşit lazere benzeyen yöntem ile yakılması, bir başka deyişle “destrüktif girişim” veya bu bölgenin bir çeşit elektrik akımı verilerek etkilenmesi, yani “modülatif girişim” ile sağlanabilmektedir.

    Beyin pilleri insan beyninin içerisine yerleştirilen ve ucunda polariteleri değiştirilebilir dört platinium-iridium karışımı kutbu bulunan bir elektrod, bu elektrodu esas pil cihazına bağlayan bir uzatma (extension) ve pilin kendi gövdesinden oluşan elektronik düzeneklerdir. Elektrod kısmı beyin içerisine yerleştirilmekte, bu elektrod uzantı yardımıyla cilt altından göğüs kafesinin üst kısmına yerleştirilen pile bağlanmaktadır. Pil cihazı dışarıdan bilgisayar aracılığı ile telemetrik programlanabilen oldukça karmaşık bir elektronik modüldür. Bu cihaz programlanarak beyin içersindeki elektrodun ucundaki dört kutubun pozitif/negatif/nötr olarak değiştirilebilmesi ve pek çok değişik kombinasyonlar yaratılabilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca verilen elektrik akımının şiddeti yani amplitüdü, frekansı yani saniyedeki verilen elektrik dalgası sayısı ve verilen akımın dalga genişliği ayarlanabilmekte, böylelikle beyinde etkilenen alanın yeri ve büyüklüğü değiştirilebilmektedir.

    Beyin pili takılması operasyonu tümü ile lokal anestezi altında ve hastalar uyanık olarak gerçekleştirilmektedir. Hastalar sadece operasyonun son aşamasında son bir saatlik bölümde pilin gövdesi göğüste cilt altına yerleştirilirken acı duymamaları için uyutulmaktadırlar. Piller takıldıktan sonra hastadan hastaya değişmekle birlikte ortalama birkaç haftalık aralıklı ve sık kontrollerle pillerin ince ayarları bilgisayar aracılığı ile yapılmakta ve hastaların en fazla randıman alabilecekleri parametreler ayarlanmaktadır.

    Pil takılan hastalara bir mıknatıs verilmekte ve hastalar arzu ettikleri takdirde bu mıknatısı göğüslerindeki pil gövdesine yaklaştırıp birkaç saniye üzerinde tutarak pili açıp kapatabilmektedirler. Bu işlemin amacı uygun hastalarda geceleri pilleri kapalı tutarak pil batarya ömürlerini uzatabilmektir. Pillerin ömrü uygulanan beyin bölgesi ve hastalara göre değişmekle birlikte ortalama 7-8 yıl arasında değişmektedir. Pilin bataryası bittiğinde başka bir beyin operasyonuna ihtiyaç olmayıp pillerin sadece göğüs bölgesindeki cilt altına yerleştirilmiş kısmı yaklaşık yarım saatlik bir operasyonla değiştirilmektedir. Daha yüksek elektrik akımı verilmesi gereken distoni hastalığı olan hastalarda 9 yıl kadar ömrü olan ve dışarıdan şarj edilebilen beyin pillerini de uygulamak mümkündür.

    Pil takılan hastaların normal günlük yaşantılarında hiçbir değişiklik olmamaktadır. Hastalar her türlü sportif faaliyeti sürdürebilir ve yüzebilirler. Pil takılan hastalara üzerlerinde elektronik cihaz taşıdıklarına dair bir belge verilmekte ve hastalar gerektiğinde güvenlik kontrollerinde bu belgeyi göstermektedirler. Pil takılı hastaların pil ayarlarını değiştirebileceğinden MR çektirmelerine izin verilmemektedir. Ancak çok gerekli olduğunda yapılacak ayarlamalar ile MR çektirilmesi de mümkündür.

    Yukarıda tanımlanan özellikleri nedeni ile beyin pilleri insanlara takıldıklarında hareket bozukluklarının tedavisinde kontrol edilebilir, ayarlanabilir ve yan etkiler görüldüğü takdirde geri dönüşümü olan bir tedavi yöntemi olarak büyük kolaylıklar sağlamaktadır. 1970’li yılların sonunda tek bir kutbu olan ilk versiyonları ile uygulanmaya başlanan beyin pilleri, 90’lı yılların başından itibaren yeni geliştirilen ve ucunda dört kutbu olan versiyonları ile giderek yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

    Parkinson hastalarında beyin pilleri bugün hastaların önde gelen bulgularına göre üç ayrı beyin bölgesine yerleştirilmektedir. Tremor denilen titremenin ön planda olduğu hastalarda beyinin talamus adı verilen ve titremeden sorumlu hücrelerin daha yoğun bulunduğu beyin bölgesine, katılık, yavaşlık ve istem dışı hareketler gibi bulguların ön planda olduğu hastalarda beyinin globus pallidus denilen beyin bölgesine, bulguların iki taraflı ve ağır olduğu, yürüme bozukluğunun ön planda olduğu hastalarda beyinin her iki yarım küresinde birer adet bulunan subtalamik nukleus adı verilen beyin bölgelerine ve iki taraflı olarak beyin pilleri yerleştirilmektedir. Pillerin hangi beyin bölgesine yerleştirileceğine hastaların önde gelen klinik bulgularına göre karar verilmektedir. Bu beyin çekirdekcikleri arasındaki mesafe her ne kadar birkaç milimetreden fazla değilse de uygulamaların klinik sonuçları arasında önemli ölçüde farklar izlenmektedir. Subtalamik nukleusa takılan beyin pilleri Parkinson Hastalarında ilaç alınmış hale benzer etki yarattıklarından hastalığın hemen bütün bulgularını düzetlmekte, bu özellikleri nedeni ile de giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadırlar.

    Hareket bozukluklarının tedavisinde hedef teşkil eden hücrelerin ve etraflarındaki hayati oluşumların yerlerinin hata payı olmadan bulunması büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda geliştirilen Tek hücre düzeyindeMikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği, insan beyninin içerisine ucu 2 mikron kalınlığında bir elektrod yerleştirilmesi ve bu elektrodun bilgisayar aracılığı ile ilerletilmesi ve oldukça karmaşık ve pahalı elektronik cihazlara bağlanması sureti ile beyindeki tek bir hücrenin elektriksel aktivitesinin algılanıp dinlenmesini, veya bu bölgeye çok düşük elektrik akımı vererek uyanık ameliyat edilen hastaların bu uyarıya verdikleri cevabın incelenmesi sureti ile beyinin fizyolojikharitasının çıkartılmasını sağlayan bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde bulundukları yerler hastadan hastaya en az iki-üç milimetre farklılık gösteren hedef hücrelerin yerleri 100 mikrondan daha az bir hata payı ile bulunabilmektedir. Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak Dr.Ali ZIRH tarafından Mart 1997 başından beri 750’den fazla operasyon başarı ile gerçekleştirilmiş, 195 beyin pili takılmıştır. Kullanılan Tek hücre düzeyinde Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği sayesinde hastalarda son derece başarılı sonuçlar elde edilmiş olup hiçbir komplikasyon ve yan etki gözlenmemiştir.

    Parkinson hastalarındaki cerrahi girişimlerde ilgili beyin bölgelerinde lazere benzeyen ve Radiofrequency (RF) denilen bir yöntemle lezyon yaparak (yakarak) da bu bölgelerdeki hücrelerdeki aşırı aktiviteyi kontrol edebilmek mümkündür. Ülkemiz gibi ekonomik koşulların çok iyi olmadığı veya sağlık sigortalarının bu tip cerrahi girişimleri karşılamadığı ülkelerde hastaların ekonomik koşulları başlangıçta pil takılmasına uygun değil ise ilk cerrahi girişim genel olarak lezyon yapma tarzında olmaktadır. Bu durumda tek taraflı cerrahi girişimlerde lezyon yapma (yakma) işlemi oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu koşullarda beyin pilleri genellikle yan etkilerin görülme risklerinin fazla olduğu iki taraflı cerrahi girişimlerde ikinci operasyonun etkilerinin kontrol edilebilir olması amacı ile uygulanırlar. Buna ilave olarak son yıllarda beyinin Subtalamik Nukleus adı verilen bölgesine iki taraflı beyin pili yerleştirme operasyonunun ileri evrelerde Parkinson Hastalarında son derece çarpıcı iyileşme sağladığı, hastaların hemen hemen ilaç bile almaya ihtiyaç duymayacak kadar iyileşebildikleri gözlenmiştir. Bu tedavideki zorluk bahsedilen bölgenin çok küçük olması ve yerin doğru tesbit edilmesinin çok güç olmasıdır. Ancak Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak bu bölgelerin hatasız tesbiti mümkün olmaktadır. Benzeri şekilde farklı hedeflere piller yerleştirilerek Parkinson hastalığı dışında el titremelerinin, şiddetli boyun kasılmalarının ve boyun eğriliklerinin, kontrol edilemeyen ağrıların da bu yöntemle tedavisi mümkündür.

    Bugün Sosyal Güvenlik Sistemi uygun seçilen ve doğru endikasyon ile ameliyat edilen hastalarda operasyonun en pahalı kısmı olan pil parasının tamamını karşılamaktadır. Böylelikle son aylarda lezyon cerrahisi yerine daha güvenilir ve kontrol edilebilir bir yöntem olan Beyin Pili takılması operasyonlarından çok daha fazla sayıda hastanın faydalanması mümkün olmaktadır. Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak Dr.Ali ZIRH tarafından toplam 195 hastaya beyin pili takılması operasyonu yapılmış, bu operasyonların 118’i son iki yıl içerisinde hastaların Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında ameliyat olmasını sağlayan Medikalpark Bahçelievler Hastanesinde gerçekleştirilmiştir.

    Hareket bozukluğu hastalığı olan her hastaya cerrahi girişim uygulamak mümkün olmayabilir. Hastaların ameliyattan yarar görüp göremeyeceklerine veya böyle bir girişime aday olup olmadıklarına ancak ayrıntılı klinik değerlendirme ve testler sonrasında karar verilmektedir.

  • Tedavisi mümkün bunama hastalığı: normal basınçlı hidrosefali

    Hidrosefali nedir?

    Hidrosefali beyinde ventrikul denilen kaviteler içerisinde anormal beyin omurilik sıvısı (BOS) birikimi ile karekterize bir durumdur. BOS, beyin ve omurilik etrafında dolaşır. BOS nin görevi beyine fiziksel destek olmak, artık maddelerin atılması ve santral sinir sistemi (SSS) içerisinde,önemli maddelerin dağılımına olanak tanımaktır. Sağlıklı bir yetişkinde günlük BOS üretimi yaklaşık 500cc. dir. BOS akım yolu tıkandığı zaman, veya emilimde bir sıkıntı oluştuğu zaman sıvı birikmeye başlar, ventrikuller genişler, kafa içerisindeki basınç artar ve hidrosefali meydana gelir.

    Normal Basınçlı Hidrosefali Nedir?

    NBH ventrikullerin genislemesine yol açan ancak kafa içi basıncı çok az yada hiç arttırmayan BOS birikimidir. Sıklıkla yaşlılarda görülür. Hareket bozukluğu, hafif demansiyel tablo ve idrar kaçırması ile karekterize bir semptomlar eşlik eder. Bu semptomların biri, ya da hepsi bir arada olabilir. Hastaların çoğunda BOS emilim yollarında blokaja neden olan faktör bilinemez.

    Normal Basınçlı Hidrosefaliye yol açan etmenler?

    Olguların pek çoğunda altta yatan neden saptanamaz, yani idiopatiktir. Kafa travması, geçirilmiş subaraknoid kanama, tümör veya kistler, subdural kanama, cerrahi sırasında görülen kanamalar, menenjit veya diğer beyin enfeksiyonları neticesinde NBH oluşabilir.

    NBH semptomları nelerdir?

    Yürüme Bozuklukları: Hafif bir denge probleminden ayakta duramama ve yürüyememeye kadar farklı tablolarda bulunabilir. Adımlar sıklıkla geniş tabanlı, kısa basamaklı ve yavaştır. NBH li hastaların ayaklarını kaldırmalarında, merdiven çıkmalarında bir sıkıntı vardır. Sık düserler. Aynı zamanda etraflarında dönmedede zorluk çekerler. Çok yavaş ve pek çok adımda yürürler. Denge sorunu ve yürümede çekilen sıkıntı ilk ve en sık gözlenen şikayettir.

    Hafif düzeyde demans: Günlük aktivitelere ilginin azalması, unutkanlık, rutin yapılan işlerle mücadele etmede zorluk ve yakın dönem hafıza bozukluğunu içerir. NBH lide gözlenen kognitif semptomlar çok şiddetli olmadığı için sıklıkla ihmal edilir ve yaslanmanın doğal bir süreci olarak degerlendirilir. Konuşma yeteneği sıklıkla bozulmaz. Kendilerinde bulunan sorunlardan sıklıkla farkında olmazlar ve hatta inkar edebilirler. Bazı olgularda kognitif değişiklikler yalnız nöropsikolojik değerlendirme ile saptanabilir.

    Mesane kontrolünde bozulma: Hafif olgularda sık tuvalete gitme ile kendini gösterirken, ileri olgularda mesane kontrolü tamamen bozulur. Nadiren diski kaçırma olabilir. Bazı hastalarda mesane problemleri hiç ortaya cıkmaz.

    NBH hastaları sıklıkla 60 yaş üzeri hastalar oldukları ve bu yaş grubunda bu tarz semptomların normal olduğu düşünüldüğü içen, insanlar genellikle bu problemler ile birlikte yaşamak zorunda olduklarını düşünürler ve vücutlarında oluşan bu değişiklere kendilerini adapte etmeye calışırlar.

    NBH semptomlar aynı zamanda yaslılarda ortaya çıkabilecek diğer bazı sağlık sorunlarını taklit edebilir. Mesela görülen kognitif semptomlar erken dönem Alzheimer hastalığı olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde denge ve yürüme sorunları Parkinson hastalığı olarak düşünülebilir. Bazı hastalarda NBH ye bu hastalıklarında eşlik edebilecegi unutulmamalıdır.

    Hastalar doktora ilk müracat ettiklerinde semptomlar aylar hatta yıllar boyunca devam etmekte olabilir. Hidrosefali semptomları zaman içerisinde artış gösterir. Artış hızı değişkenlik göstermekte ve hastalar fonksiyon kayıpları kritik noktaya geldiklerinde sıklıkla doktora giderler. Semptomların oluş süresi ne kadar uzun ve semptomlar ne kadar şiddetli ise, tedaviye yanıt o kadar geç olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ne kadar erken konursa tedavinin başarısının o kadar fazla olacağı söylenebilir.

    Her 3 semptomunda aynı hastada bulunması tanı için mutlak gerekli değildir.

    Lomber Ponksiyon

    BOS yaklaşık basıncını ölçmeye aynı zamanda sıvıdan tahlil yapmaya yardımcı olur. Lokal anestezi altında belin alt kısmına ince bir iğne ile girilerek 50 cc ye kadar BOS boşaltılır. Bu sayede semptomlarda geçici bir düzelmenin olması istenir. Eğer bu işlem sonrasında semptomlarda geçici sürelide olsa anlamlı bir toparlanma olursa o zaman cerrahi tedavinin başarılı olacağı söylenebilir. Eğer lomber ponksiyona yanıt negatif veya net olarak anlaşılamamış ise daha ileri araştırmalar yapmak gerekir.

    Günümüzde kullanılan Tedavi alternatifleri

    Günümüzde en sık kullanılan ve genellikle tek mümkün tedavi seçeneği BOS kanallarını emilimin sağlanabileceği vücudun başka kısımları ile birlestirmeye yarayan sant denilen sistemin cerrahi olarak yerleştirilmesidir. Bu amacla en sık kullanılan yer karın içerisinde peritondur ve kullanılan sistemede ventrikuloperitonel sant denir. Cerrahi sonrasında sant sisteminin tüm parçaları cilt altında kalacak ve dışarıdan bir şey görülmeyecektir.

    Aquaduct darlığı olan hastalarda endoskobik ucuncu ventrikulostomi denilen bir cerrahi müdahalede sant uygulamasına alternatif olabilir. Bu yaklaşımda aquaduktaki daralmadan dolayı endoskop yardımı ile alternatif bir BOS akım yolu yapılır. Aquadaktaki daralma MRI ile saptanabilir. Endoskobik yaklasımın sonuçları yetişkinlerde farklılık arzetmektedir. Üçüncü ventrikulostomi uygulanan hastaların bir kısmında semptomların düzelebilmesi içen sonrasında sant takılması gerekebilir.

    Santlama işlemi içen uygun hastalar kimlerdir?

    Bu amaçla pek çok test ve araştırma geliştirilmiş olmak ile birlikte, tek başına sant işleminin başarısını tahmin ettirebilecek bir faktör bulunmamaktadır. Aşagıdaki bulgular sant takılmasını takiben sonucların daha iyi olacagını düsündürmektedir:

    Yürüme bozukluğunun ilk ortaya çıkan ve baskın semptom oluşu

    Travma veya kanama gibi NBH nin bilinen bir sebebinin olması

    Görüntüleme yöntemlerinde ventrikul boyutlarının BOS un bulunduğu Subaraknoid boşluktan orantısız şekilde geniş olması

    Lomber ponksiyon veya lomber katater yoluyla BOS boşaltılmasının dramatik geçici bir düzelme sağlaması

    Ölçülen beyin içi veya spinal BOS basıncının üst limitlerde olması

    Beyini etkileyen küçük kan dammar hastalığı kanıtlarının minimal oluşu

    Hidrosefali semptomlarının santlama sonrası düzelmesinin mümkün olacağını bilmek önemlidir.

    Cerrahi sonrası tamamen iyileşme herkesin beklentisi olsada, bu her zaman mümkün olmayabilir. Cerrahi sonrasında mevcut şikayetlerin anlamlı ölçüde azalması, kişinin başkalarına bağımlı halden kurtulmaları, en önemlisi nörolojik semptomlarin daha da ilerlemesinin önüne geçilmesi hasta ve yakınlari içen tatminkar bir cevaptır.

    Sant Operasyonunun Başari Oranı Nedir?

    Yürüme bozukluğu, hafif demans ve mesane kontrol problemleri operasyon sonrası birkaç gün içerisinde düzelebilir veya haftalar aylar düzelme icin gerekebilir. Bu düzelmenin ne süratte ve ne derece olacağını önceden kestirmenin bir yolu maalesef yoktur. Düzelme olanlarda sıklıkla bu düzelmeler ilk haftalar içerisinde olur. Bu iyileşme hafif düzeyde olabileceği gibi çok dramatik bir şekilde de olabilir. Semptomlarada operasyon sonrası düzelme saptanan hastalarda sonrasında klinikte tekrar gerileme olması sant fonksiyon bozukluğunu veya asağıda belirtilen komplikasyonlardan birinin geliştiğini düşündürür.

    NBH tedavi edilmez ise ne olur?

    NBH li hastalar sıklıkla ilerleyici semptomlar ile basvururlar ve bu semptomların kendi kendine düzeleceği ve klinik bozulmanın kendi kendine duracağına inanmanın bir nedeni yoktur. Kimse mevcut semptomların ne hızda ilerleyeceğini tahmin edemez. Semptomlar ne kadar şiddetli ise ve ne kadar uzun süredir mevcut ise tedaviye yanıt o derece daha az olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ve tedavi ne kadar erken yapılırsa düzelme o kadar iyi olacaktır. Eğer semptomlar çok hafif ise hastaya acil bir sant operasyonu yapmadan bir süre yakın takip yapılabilir.

  • Bel fıtığı modern tedavisi

    BEL FITIĞINDA AMELİYAT ŞEKİLLERİ

    Bel fıtığında ne zaman ameliyat gerekir?

    Her bel fıtığı hastasında ameliyat gerekmez.Her 100 bel fıtığı hastasının ancak yüzde 2-3 arası ameliyat gerektirecek hastadır,diğerleri alternatif tedavilerle düzelir.Eğer ağrı bacağa yayılmaya başlamışsa,güçsüzlük varsa,uyuşukluk varsa,ilaçlardan fayda görememişse,idrar yada büyük abdest kaçırma varsa,hasta işini yapamaz ve ayağa kalakamz yürüyemez olmuşsa ameliyat gerekir.

    Ameliyat şekilleri nedir?

    1- açık cerrahi

    2- mikrocerrahi

    3- mikroendoskopik cerrahi

    4- IDET(intradiskal elektrokoaguloterapi)halka arsında lazer olarak bilinene tedavi

    5- Nukleoplasti

    Bu ameliyat şekillerinden hangisi daha iyi?

    Açık cerrahi artık günümüzde terkedilmiştir.Bel fıtığı hastaları gerekli tetkikl ve muayene sonrası hangi yöntemden fayda görecekse oana göre hazırlanıp hastalar ameliyat sonrası hemen işine dönmekte ve rahatlıkla ömür boyu çalışabilmektedir.Genç hastalarda mikrocerrahi ve lazer(IDET) , endoskopi cerrahi arasında tercih yapılır.Avrupada ve Amerikada endoskopik cerrah,i denen ve TV lerde boy boy reklamı yapılan ameliyat 10 yıldır terk edilmiş bir yöntemdir,çünkü başarısı çok düşük olmuş ve tüm hastalarda fıtık tekrar etmişti,r onun için mikrocerrahi ve lazer tedeavisi yapılmaktadır.

    Ameliyat sonrası iyileşme

    Mikrocerrahi sonrası hasta 3-4 saat sonra ayağa kalakmakta ,1 gün sonra dışarı çıkmakta ve 1 hafta sonra işine dönmektedir.Ameliyat sonrası hastalar normal insanların yaptığı her işi yapabilmekte ve günlük aktivitelerine dönmektedir.

    IDET yani lazer tedavisinde hasta ameliyattan hemen sonra ayağa kalkmakta, hemen taburcu olmakta ve işine dönmektedir.

  • Ağrısız, kesisiz omurga ameliyatları gerçekten hayal mi?

    MIS (minimal invasive spine) nedir; minimal invasiv omurga cerrahisi’nin ingilizce kısaltılmışıdır. Toplumda endoskopik disk veya laserle yapılan disk ameliyatları diyede kimilerimizce yanlış-doğru adlandırılmaktadır. Omurgaya bu şekilde olan yaklaşımlarda cilt kesisi yaklaşık 1 cm dir, ameliyat esnasında kullanılan tubuler retraktörlerin veya ekartörün çapı 18 mm dir, ve bu delikten bir endoskopta sokulduğu için bu yöntemler minimal invasivdir. Şehir efsanesi haline gelen MIS cerrahisi, ağrısız, kansız yapılan bir ameliyatın tarifidir toplumda. MIS cerrahisi bir hayal değil, gerçektir. Bu cerrahi tarzı nadir bu işe gönül vermiş bazı kliniklerde yapılmaktadır.

    Tubuler retraktörler, kasları ve yumuşak dokuyu birbirinden ayırdığı için bu dokulara daha az zarar verilir, bu dokularda daha az travma olur. Sonuç olarak daha az ağrı hissedilir. Bu tüpler içinden yapılan ameliyatlarda özelleştirilmiş ameliyat ekipmanları ve mikroskopik veya endoskopik görüntüleme kullanılır. Endoskoplar, ışık kaynağı ve kamerası olan ince tüplerdir. Cerrahi sahadaki retraktörler içinden ameliyat sahasına sokulurlar. Bu şekilde cerraha, cerrahi sahayı veya operasyonun yapılacağı bölgeyi monitörden izleme olanağı sunar.

    MIS cerrahisinin hastaya faydaları:

    Çoğu hastanın omurga cerrahisi sonrası aktif çalışma yaşamına dönme süresi uzun olmakla beraber, sportif aktivitelerini gerçekleştirebilme beklentilerini aylar sonraya ertelerler. Tüm bunlara ilaveten yaşlı hastalar (cerrahi açıdan riskli olan grup), obez, travma veya deformite gibi kompleks spinal problemi olan hastalarda “sen ameliyattan fayda görmessin” şeklindeki ithamlarla ameliyattan soğutulmaktadır. MIS cerrahisi, çoğu hastanın yüksek beklentilerini karşılar.

    MIS cerrahisi sayesinde;

    1-Kaslar ve yumuşak dokular korunur
    2-Ameliyat sonrası enfeksiyon riski düşüktür
    3-Çoğu MIS cerrahilerinde hasta günübirlik yatırılır
    4-Kanama riski daha azdır
    5-Ameliyat sonrası ağrı şikayetleri daha azdır
    6-Hastanede kalış süresi daha azdır
    7-Unutmayın ki kozmetik olarak küçük insizyonlar hastalar açısından tercih edilendir
    8-İyileşme hızlıdır
    9-Hastaların gündelik işlerine dönmeleri daha hızlıdır.

    MIS ile tedavi

    Çok yakın zaman kadar tüm omurga ameliyatları açık cerrahi şeklinde yapılmaktaydı. Teknolojik ilerlemeye omurga cerrahiside ayak uydurdu, Cerrahi el aletlerindeki gelişmeler, cerrahi teknik ve görüntüleme rehberliğindeki cerrahi (image-guided surgery)tekniklerdeki ilerlemeler, bioteknoloji ve implantlardaki teknolojik gelişmeler MIS’in güveninirliğini ve etkinliğini omurga cerrahisinde arttırmaktadır. MIS aşağıdaki durumlara uygulanabilir:

    1-Boyun veya bel fıtığı
    2-Dejeneratif skolyoz
    3-Boyunda veya belde dar kanal
    4-Bel kaymalarında

    MIS prosedurleri ve teknikleri, birçok spinal problemi çözmede güvenilir ve etkili yöntemlerdir. Bu yöntemler oldukça teknik konular olduğundan, MIS cerrahi eğitimini almış ve yeterince vaka yaparak tecrübe etmiş cerrahlar tarafından uygulanması hastalar açısından faydalıdır.

  • Bel fıtığı ve gerçekler

    Bel fıtığı ve gerçekler

    Belimizde L1- L5 olarak adlandırılan 5 adet omurumuz vardır. Bu omurların arasında disk adı verilen iki farklı tabakadan oluşan yapı mevcuttur. Disk adı verilen yapının dış tabakası olan Annulus Fibrosus serttir, oysa iç tabaka olan Nucleus Pulposus daha yumuşak ve jelatinöz kıvamdadır. Omurlar arasında bulunan disklerin görevi üzerlerine binen yükü dağıtmak ve bir nevi şok absorbe edici olarak çalışmaktır. Harekete katkısı ve yük taşıma özelliğinin yanında omurganın diğer kısımları gibi omurilik ve sinir köklerine koruyuculuk görevide yapar.

    Çeşitli nedenlerle; öne doğru eğilerek ağır kaldırmak, postür bozukluğu, ailesel yatkınlık, bel ve karın kaslarının yeterince güçlü olmaması ve ilerleyen yaşla birlikte dış tabaka olan annulus fibrosus’un yıpranması gibi nedenlerle iç tabaka olan nucleus pulposus’un dış tabakayı iterek veya dış tabakada oluşan yırtıktan çıkarak arkaya doğru yer değiştirmesi sonucu omurilik ve bacaklara giden sinirlere bası yapması sonucu disk hernisi-bel fıtığı dediğimiz durum oluşur.

    Bel Fıtığı Bulguları:

    1. Tipik olarak bel fıtığı olan hastalarda bel ağrısı ve çok yüksek oranda buna eşlik eden bacak ağrısı bulunmalıdır. Bacak ağrısı bel fıtığı için o kadar önemli bir bulgudur ki bacak ağrısı olmadan sadece bel ağrısı ile prezente olan bel fıtığı oranı %1′ dir

    2. Bacakta ve ayakta uyuşma ve/veya kuvvetsizlik

    3. Nadiren büyük orta hat fıtıklarında aniden gelişen heriki bacakta güçsüzlük, idrar- gaita sorunları ve seksüel disfonksiyon (Çok nadir görülür ve acil cerrahi girişim gerektirir- İlk 24 saat içerisinde-)

    Biz Beyin Cerrahları için asıl önemli olan sıkışan sinir düzeyine göre uyluk ve/veya ayakta gelişen güçsüzlüktür.

    Ameliyat kararı vermemizi etkileyen en önemli faktör güçsüzlük olup olmamasıdır.

    Tedavi:

    İlaç tedavisi ve kısa süreli yatak istirahati

    Fizik Tedavi

    Cerrahi

    Bel Fıtığı hastalarının %85-90’ı 1. ve 2. tedaviler ile rahatlar ve cerrahi girişime gerek kalmaz.

    Bu tedaviler ile rahatlamayan özellikle de güç kaybı artan veya azalmayan hastalar Ya da muayene bulguları normal olduğu halde diğer tedavilerle ağrıları geçmeyen hastalar için cerrahi girişim gereklidir.

    Cerrahi tedavi seçenekleri;

    –Açık Diskektomi: Eskiden uygulanan bir cerrahi şeklidir, günümüzde terkedilmiştir.

    –İntradiskal Girişimler: Halk arasında Lazerle, iğne ile, kapalı ameliyat olarak bilinen ve disk içine bir iğne ile girilerek lazer,radyofrekans dalgalar vb ile nucleus pulposus da küçük parçalanmalar yaratarak buradaki basıncı bir miktar düşürmeye yarayan girişimlerdir.. Bel fıtıklarının sadece %5’i bu girişime uygundur ve fayda görebilir. Bu girişime uygun hastaların ilaç tedavisi ve Fizik tedavi ile düzelebilecek hastalar olduğu düşünülür.

    — Mikrodiskektomi: Günümüzde Dünyanın her ülkesinde bel fıtığı cerrahisinde altın standart olarak kabul edilir. Çok küçük bir insizyonla fıtık olan bölgeye ulaşılır ve mikroskop yardımıyla fıtıklaşan disk materyali çıkartılır. Operasyon deneyimli ellerde yaklaşık 20-30 dk sürer ve hasta aynı gün veya ertesi sabah taburcu edilebilir, cilt yüzeyinde dikiş bulunmaz. Mikroskop kullanımı oluşabilecek riskleri ortadan kaldırır.

    Bel fıtığı ameliyatlarından sonra %5 oranında nüks yani fıtığın tekrarlaması görülebilir.. Bu riski daha da azaltmak için kilolu hastaların kilo vermesi, operasyondan bir ay sonra doktorunuzun önereceği egzersizleri yapmaya başlamanızı ve postürünüze özen göstermenizi öneririm..

    Doç.Dr.Volkan Aydın

    Beyin Omurilik Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Bel fıtığı ameliyatının sonrası

    Mikrocerrahi teknik ile ameliyat olan hastalar aynı gün veya operasyondan bir gün sonra ayağa kaldırılıp yürütülmektedirler. Hastahanede yatış süresi ortalama bir veya iki gündür. Taburcu edilen hastalar bir hafta sonra beldeki bantı (primapor) kendileri çıkartarak evlerinde banyo yapabilirler. Dikiş aldırmaları gerekmez. İlk zamanlar banyo yaparken oturarak ve öne doğru eğilerek değil de, ayakta durup duş almak tarzında temizlenmeleri daha uygundur. Banyo esnasında hastanın ayağının kaymaması için banyo paspası ve gerektiğinde tutunmak için duvarda bir tutunma kolu bulundurulmasında yarar vardır.

    Normal şartlar altında hastaların aktiviteleri gün geçtikçe artmakta ve süre kişiden kişiye değişerek bir-üç hafta arasında olağan günlük yaşantılarına kavuşmaktadırlar.

    Ameliyat sonrası egzersizlere operasyondan üç hafta sonra başlanmasını tavsiye ediyoruz. Önce bir ay süre ile her bir hareketten günde bir kez beşer defa yapmak kâfidir. Sonraki dönemde her ay hareketlerin sayısını beşer adet artırmak yeterli olmaktadır.

    Ameliyattan sonra bize hastalar sık sık “Nelere dikkat edeceğim? Hangi hareketleri yapıp hangilerini yapmayacağım?” diye sormaktadırlar. Onlara, operasyondan sonra hastalıklarının artık sona erdiği belirtilerek, bundan böyle normal insanların nelere dikkat etmeleri gerekiyorsa kendilerinin de aşağı yukarı o şartlara tabi oldukları anlatılmakta ve sonraki sahifelerde teferruatlı bir şekilde tanımlayacağımız “100 öğüt”e titizlikle uymaları tavsiye edilmektedir.

    Cinsel hayatlarına başlamak içinse ameliyattan sonra bir ay beklemeleri gerekmektedir. Ameliyatın üzerinden birbuçuk ay geçtikten sonra hamile kalınmasında sakınca yoktur.

    Normal şartlar altında hastalar ameliyat olduktan üç ay sonra kontrol için gelmektedirler.