Etiket: Hastalar

  • Hangi bel fıtığı hastaları ameliyat edilmelidir?

    Bel fıtığına yakalanan hastaların büyük çoğunluğu cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilir. Ancak bazı hastalar vardır ki, mutlaka ameliyat olmaları gerekir.

    Konservatif tedavi dediğimiz cerrahi dışı metodlarla tedavi edilen hasta herşeye rağmen iyileşmiyorsa, yani dayanılmaz inatçı bir ağrıya sahipse ve bu ağrı doğal olarak hayat kalitesinin düşük seyretmesine yol açıyorsa, söz konusu hasta cerrahiye aday demektir. Ne kendisinin ne de çevresinin sürekli ıstırap çekmesine gerek yoktur.

    Bazı hastalar konservatif tedaviyle iyileşirler fakat bir süre sonra rahatsızlıkları yeniden nükseder. Bazen iyi, bazen kötü durumdadırlar. Hastalığı bu şekilde senelerce sürüp giden insanlar vardır. Her rahatsızlık döneminde iş, aile ve sosyal hayatları bundan ciddi şekilde etkilenir ve adeta altüst olur. Bunlar genelde cerrahiden çok korkan hastalardır. Bel fıtığı böyle sık nükseden ve özellikle iş hayatlarındaki verim ve kalite ciddi boyutlarda düşen, bu şekilde haftalar boyu normal yaşantıdan kopan kişilerde cerrahi müdahale gündeme gelmektedir. Bu gruptaki hastalara rahatsızlıklarının nedeni teferruatlı olarak anlatılmalı ve ameliyat kararı kendilerine bırakılmalıdır.

    Bel ve bacak ağrısıyla birlikte bacaklarında uyuşma, kuvvetsizlik, bacak adalelerinde zayıflama ve incelme bulunan hastalar da vardır. Sürekli kötüye gitmektedirler. Bunların daha fazla kötüye gitmelerine izin verilmemeli, ameliyatın gerekliliği kendilerine anlatılmalıdır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar ve büyük abdest yapamama veya tutamama, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacaklarda felce gidiş gibi belirtiler varsa o kişi acilen ameliyata alınmalıdır. Böyle bir hastada saatlerin hatta dakikaların dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

    Beklendiği takdirde bel fıtığının kendiliğinden iyileşeceği fikri her hasta için geçerli değildir. Bizim uzun yılları kapsayan tecrübelerimiz göstermiştir ki, başarılı bir cerrahi girişim iyileşme sürecini kısaltmakta ve hastalar işlerinin başına genellikle daha kısa sürede dönmektedirler.

  • Boyun ağrısı ve kollara yayılan ağrıya dikkat !

    Boyun ağrısı ve kollara yayılan ağrıya dikkat !

    Öncelikle boyun fıtığının ne olduğunu tarif etmemiz gerekirse 7 tane boyun omurunu bir arada tutmaya yarayan omurlar arasındaki kıkırdak doku bulunduğu normal konumdan taşarak omuriliğin kendisine veya buradan çıkmakta olan kollara giden sinirleri sıkıştırması ile oluşmaktadır.

    Boyun fıtığı neden olmaktadır sorusunun cevabında ise; ilk sırada geçirilmiş olan travmalar gelmektedir. Özellikle trafik kazaları ön plandadır. Bazen arabaların tampon tampona küçük dokunmaları sırasında bile sürücülerin boyunlarında oluşan öne ve arkaya git-gel haraketleri daha sonra ileride boyun fıtığına neden olabilmektedir. Ayrıca duruş ve oturuş bozukluklarına bağlı olarak veya boynun aşırı derecede haraketsiz kalmasını gerektiren mesleklerde de meslek hastalığı olarak ortaya çıkabilmektedir. Özellikle direk sebep olmasa da bir elde ağır bir nesneyi uzun süre taşımak boyun postürünü bozarak boyun fıtığına zemin hazırlayabilir.

    Boyun fıtığında ilk belirti; zaman zaman ortaya çıkan boyun ağrısı ile başlayarak daha sonra devamlı ve şiddetli bir hal alıp boyun haraketlerini kısıtlayacak kadar şiddetli olabilir. Daha sonra ise; taraf seçmeye başlayarak sağ veya sol kola ya da her iki kola yayılan ağrılar, kollardaki değişik bölgelerde uyuşukluklar ortaya çıkar. Daha ileri safha da ise; kollarda kuvvetsizlik nedeni ile kol ve ellerin kullanımında aksamalar başlar. Hastalar bazı eşyaları tutmakta zorlanarak sık sık düşürmeye başlarlar. Ayrıca boyun haraketleri sırasında elektirik çarpmasına benzer hisler olabilir.Tüm boyun ağrılarının boyun fıtığından neden olduğunu söyleyemeyiz. Adalelerin spazmı, kireçlenmeler,kemik erimesi,stres,soğuğa maruz kalmak gibi nedenlerde boyun ağrısı yapabilir.

    Biraz önce belirtiğimiz şikayetleri olanların hadisenin fazla uzamadan başvurması gereken doktor ise; beyin ve sinir cerrahi uzmanı veya fizik tedavi uzmanıdır. Doktora gidildikten sonra yapılması gereken şey, iyi bir nörolojik muayeneyi takiben teşhisin kesinleşmesine yönelik tektiklerin bir an önce yapılmasıdır. Bunlar basit boyun filmi, tomografi, boyun MRG’si ve bunların yetmediği durumlarda da EMG tektikinin yapılarak teşhisin oluşturulması gerekir. Günümüzdeki en önemli tanı aracı MRG olamakla birlikte hastanın şikayetlerine ve hikayesine bağlı olarak özellikle travma ve kemik dokudan kaynaklanan bir rahatsızlığın ayırt edilmesi gerektiği durumlarda basit film ve tomografi bize oldukça faydalı olmaktadır. EMG dediğimiz tektik ise; bize sinir ve onda bir hasar olup olmadığını gösterir.

    Peki, teşhis koyuldui nasıl tedavi edilir aşamasında yapılan muayene ve tektiklerde ameliyat bulgularının olmadığı hastalarda ilaç tedavisinine başlanır. Buradaki amaç boyundaki adale spazmını kaldırmak sureti ile ağrıyı azaltmak ve boyun haraketlerini rahatlatmak sıkışan sinirlerin etrafındaki bölgede oluşan ödemi kaldırmak sureti ile orada bir rahatlık sağlanarak ağrının geçmesi ni kolaylaştırmaktadır. İlaç tedavisi hastaların büyük bir bölümünde genellikle şikayetleri ortadan kaldırır. Boyun adalelerindeki spazma bağlı olarak veya başka nedenle boyun, duruş şekli bozularak düzleşmenin olduğu hastalarda ilaç tedavisine ayrıca boynu ideal pozisyonda tutmayı sağlayacak boyun korsesi kullanımıda önerilir.

    İlaç tedavisinin kısmen faydalı olduğu ancak yeterince ağrısı geçmeyerek şikayetleri devam eden hastalarda fizik tedavide devreye sokulabilir. Fizik tedavi , fizik tedavi uzmanının değerlendirlmesini takiben 10 veya 15 seansta uygulanabilir.

    Muayene ve tektiklerinde ameliyat bulguları mevcut olan hastalarda ise; cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Uygulanacak olan cerrahi tedavi ameliyatı yapacak olan beyin ve sinir cerrahi uzmanı tarafından hastanın değerlendirilmesi sonucu yapılır. Genellikle birçok merkezde uygulanmkata olan cerrahi yöntem mikroskobik olarak fıtığın olduğu omurlar arasındaki dışarıya doğru taşmak sureti ile omurilik ve kola giden siniri sıkıştıran kıkırdak dokunun temizlenerek basının ortadan kaldırılması ve boyun postüründe de bozukluklar var ise; bu aralığa cage denilen metaryelin yerleştirilmesini içeren bir uygulamadır.

    İlaç tedavisi, fizik tedavisi ya da ilaç tedavisinde şikayetleri geçen hastalarda dikkat edilmesi gerekenlere değinmek istersek, hastaların boyun adalelerini güçlenditrecek ve omurgaya destek olmasını sağlayacak boyun haraket egzersizleri yapmaları gerektiğini söyleyebiliriz. Ayrıca yüzme gibi; sportif aktiviteleride eklemek gerekmektedir. Çalışma şartları, boyun anatomik duruşuna uygun şekilde dizayn edilmeli, soğuk ve rutubetli ortamlarda boyun korunmalı özellikle klimalı ortamlarda dikkat edilmelidir. Bayanlarda ıslak saçların boyuna teması olmaması için kurutulmalıdır.

  • Dar kanal (spinal stenoz) hastalarında x-stop uygulaması

    DAR KANAL (SPİNAL STENOZ) HASTALARINDA X-STOP UYGULAMASI- Yeni Minimal İnvaziv Girişim

    Lomber Dar Kanal; Omurganın içinde Omurilik ve bacağa giden sinirlerin bulunduğu bölgenin (kanal), kemik veya burayı çevreleyen bağ dokusunun kireçlenmesi, büyümesi veya sertleşmesi sonucunda omurilik ve/veya sinirlerin sıkışması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Normalde bel bölgesinde tanımladığımız bu alanın (kanal) çapı 15-25 mm arasındadır, fakat Dar Kanal hastalarında bu çap 5-10 mm ye kadar düşer. Kanal Darlığı doğuştan veya kazanılmış olabilir. En sık görülen yukarıda bahsettiğim nedenlere bağlı gelişen kazanılmış dar kanaldır. Sıklıkla 50 ve üstü yaşlarda görülür. Kadınlarda erkeklere oranla biraz daha sık görülür.

    Bel ve bacaklarda ağrı, uyuşmalar, kramp görülebilir. Hastalar sıklıkla yürümekle veya ayakta durmakla ortaya çıkan ve durarak dinlenmelerini gerektiren bacaklarda ağrı, uyuşma ve kramplardan yakınırlar.

    Dar Kanal, ABD’ de 50 yaş ve üzeri hastalarda gerçekleştirilen bel cerrahisinin en sık nedenidir. Omurga kanal darlığının en belirgin bulguları bel ağrısı ve yürürken veya ayakta dururken ortaya çıkan bacaklarda ağrı ve güçsüzlüktür. Hastalar genellikle rahatlamak amacıyla yürürken öne doğru eğilir ve sıklıkla oturmakla rahatlarlar. Hareketleri kısıtlanan hastalarda buna bağlı olarak obesite ve psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlar.

    Tedavide; Daha önceleri kanal darlığı ameliyatlarında omurga kanalı iki taraflı açılır veya omurganın arka kemiği olduğu gibi alınırdı. Bu hastalarda zamanla omurga statiğinde bozulma olduğu gözlendi ve vidalar ve platinle omurga tespit edilmeye başlandı.

    Fakat bu tip ameliyatlar büyük ameliyatlar olduğu için hastanın toparlanması ve normal yaşama dönmesi oldukça geç olmaktadır.

    Günümüzde bu sorunun çok basit bir şekilde ortadan kalkmasını sağlayan İnterspinöz Distraksiyon Cihazları ( X-STOP)geliştirilmiş ve ABD’de yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaklaşık 5-10 dk lık bir girişimle darlığın olduğu bölgeye yerleştirilen bu cihaz sayesinde kemik alınmasına, vida ve platine gerek kalmadan, Hiçbir risk olmadan dar olan kanal rahatlatılmaktadır.. Hastalar yaklaşık 3-4 saat sonra yürüyerek taburcu olabilmektedirler.

    Bu girişim için ideal hastalar:

    1. 50 yaş ve üstü hastalar

    2. Öne doğru eğildiklerinde ağrılarında azalma olan hastalar

    3. Bir veya iki seviyede darlık tespit edilen hastalar

    Doç.Dr.Volkan Aydın

  • Gerilim tipi baş ağrısı

    Şehir yaşamının yüksek temposunda her geçen gün yaygınlığı artan gerilim tipi baş ağrıları, özellikle kadınlarda daha sık görülür.

    İnsanların %70 i hayatlarının herhangi bir döneminde baş ağrısı ile karşılaşmaktadır.

    Baş ağrıları tüm dünyada doktora başvuru nedenleri arasında birinci sırada yer almaktadır.

    Stres ve strese yatkınlık gösteren kişilerde daha sık görülür.

    Gerilim tipi baş ağrısı : Daha çok başta ağırlık, basınç, sıkışma olarak ifade edilir.

    Ağrı genellikle boyun bölgesinden başlayarak başın tepe kısmına doğru yükselir, şakaklara doğru yayılır ve sıkıştırıcı karakterdedir.

    Genellikle yüz, baş ve boyun kaslarının sürekli gerilmesi ile ortaya çıkan ve altta yatan psikososyal açıdan yaşanan gerilim vardır. Bu hastalar kendilerine migren tanısı koyar. Ancak gerilim tipi baş ağrısının mekanizması ve tedavi yöntemi migrenden farklıdır.  Migrende ağrı öncesinde görülebilen görme bozukluğu ve diğer belirtiler gerilim tipi baş ağrısında yoktur ve migren hastalarında olduğu gibi karanlık ve sesiz bir ortam aramak yerine , açık havaya çıkmak istemektedirler 

    Gerilim tipi baş ağrısının tanısında: baş, boyun ve omuz bölgesi kaslarında tetik noktaların  bulunması ve bu kaslara basınç uygulamakla yansıyan ağrının ortaya çıkması önemli bir bulgudur.

    Gerilim tipi baş ağrısı  gün ilerledikçe artış gösterir ve günlerce  devam edebilir.

    Hastalarda depresif bir ruh hali ve yüz ifadesi görülür. Konsantrasyon güçlüğü, uykusuzluk gibi yakınmalar olabilir. Migren hastalarında olduğu kadar olmasa da, bulantı ve kusma da görülebilir. 

    Bazı hastalarda migren ve gerilim tipi baş ağrısı birlikte de görülebilir.

    Gerilim tipi baş ağrısının  tedavisinde: boyun ve omuz bölgesinde tespit edilen tetik noktalara enjeksiyonlar yapılarak kasların gevşetilmesi ve  ağrının kontrol altına alınması mümkündür.

  • Menisküs yırtıklarında ameliyatsız tedavi proloterapi

    Menisküsler, diz ekleminde yastık görevi görürler, diz ekleminin bütünlüğüne yardım ederler ve dönmelerde güvence unsurudurlar. Menisküsler genelde dize yandan gelen darbeler sonucu yırtılırlar. Diz bükülü iken uyluğun içe doğru aşırı dönmesi ile ve dizde aşırı gerilme sonucu da menisküsler yırtılabilir.

    Başlıca yırtılma nedenleri:

    • kaza ve darbelere bağlı
    • hasar oluşturan eklem hastalıklarına bağlı
    • eklem bağı hasarlarına bağlı
    • doğuştan var olan şekil değişikliklerine bağlı kendiliğinden yırtılma

    Başlıca yırtılma şekilleri:

    • longitudinal (uzunlamasına) yırtıklar
    • transvers ve oblik (yatay ve eğri) yırtıklar
    • menisküs kisti ile birlikte olan yırtıklar

    Tanı
    Muayene, röntgen, bilgisayarlı tomografi veya MR ile tanı kesinleştirilebilir.

    Başlıca Belirtiler

    • Kilitlenme: Dizin 20-25 derece bükülü kalması, dizin gerilememesi durumudur. Bu durum bir kaç günlük istirahatle geçer. Ancak kilitlenmeye neden olabilecek diğer durumlardan (ağrı, kitle gibi) ayırılmalıdır.
    • Boşalma: Dizlerde boşalmaya neden olabilecek diğer durumlardan ayrılmalıdır.
    • Şişlik (sıvı birikmesi) : Darbe – kaza sonucu meydana gelen menisküslerde görülebileceği gibi, menisküs yırtığı da sıvı birikmesine neden olabilir.,

    MENİSKÜS LEZYONLARINDA TEDAVİ :

    Öncelikle ekstremite yükten arındırılarak, istirahata alınır. Bu dönem içerisinde öncelikle diz ekleminin immobilizasyonu veya istirahatı dizdeki travmatik bulgularının gerilemesi hedeflenir.

    Bize gelen hastalar daha çok sportif yaralanma sonrası gelişen 1. veya 2. derece menisküs yırtıkları olan hastalardır. Kondromalazik patella, ön çapraz bağın kısmi yırtıkları bulunan hastalar diğer diz ağrısıyla gelen hasta gruplarımızdır.

    Bu hastalarımızı da fiziki muayene, MR incelenmesini takiben proloterapi seanslarına alıyoruz. Önce ağrıları rahatlayan hastalarımızın ardından çekilen MR larında yırtıkların rejenere olduğunu ( yenilendiği ) görmekteyiz.

    Proloterapi ile ön çapraz bağ yırtıklarını, kondromalaziyi de tedavi etmekteyiz

  • Ozon tedavisi

    OZON terapi bugün bir çok amaç ile ağrı tedavisinde kullanılmaktadır. Özellikle bel ve boyun fıtıklarında fıtığa neden olan diskin içersine ve sinirin çevresine direk OZON gazı verilerek güzel sonuçlar alınmaktadır. Hastalar sonuçta fıtık nörolojik bir hasar meydana getirmemişse ameliyat olmaktan kurtulmaktadırlar. Bu işlem ameliyathane ortamında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılmaktadır.

    Diğer ve en önemli uygulaması diz kireçlenmelerinde olmaktadır. Artroz denilen yaşlılığa bağlı eklemlerimizde yıpranma oluşması sonrası oluşan eklem sertliği, ağrılar, şişmeler, eklemlerden seslerin gelmesi artık eklemlerimizi hareket ettirmekten bile korkar hale geldiğimiz durumlarda, diz eklemine ve çevresine 3-5 seans OZON gazı verilmektedir. Özellikle diz ağrılı hastaların tama yakın çoğunda hastalar ağrılarından kurtulmaktadır.

    Bazen bu diz kireçlenmeleri o hale gelir ki artık hiçbir ilaç tesir etmez ve diz protezi tek çare gibi görülebilir. Eğer hastalar ameliyat olmak istemezler ya da ameliyat olmaları ileri yaşlarından dolayı sakıncalı ise bu sefer radyofrekans ile birlikte diz içersine OZONgazı verilerek hastalar ağrılarından kurtulmaktadırlar. Aynı koşullar ve durumlar omuz ve kalça eklemi kireçlenmelerinde de söz konusudur.

    OZONun kullandığı diğer bir ağrılı hastalık Fibromyalji dir. Her tarafı ağrıyan, ağrıdan uyuyamayan, sabah yorgun kalkan ve muayenesinde halk tabiri ile yumuşak doku romatizması tesbit ettiğimiz hastalıklarda Kanın OZONLANMASI, yani kan yıkatma ve de beraberin de OZON saunanın ağrıları giderici etkisi bugün kanıtlanmıştır.

    Gerek şeker hastalarında gerekse başka nedenler ile bir hastada Nöropatik ağrı gelişmiş ise OZON terapi fevkalade iyi sonuç vermekte hastalar yangısal ağrılarından büyük ölçüde kurtulmaktadırlar. Nöropatik ağrılı hastalar daha çok yanma batma elektrik çarpması gibi şikayetler ile doktora başvururlar. Karıncalanma ve uyuşmalar daima vardır. Bu rahatsızlıkta örneğin normalde ağrı oluşturmayan soğuk bunlarda ağrı oluşturur ya da hafif bir ağrılı uyaran bunlarda abartılı deşarjlara neden olarak, hastayı bunaltır yani olmadık şeyler bu hastalarda ağrı oluşturur. Bu hastalarda OZON terapi kanın OZONlanması şeklinde uygulanmaktadır.

    Yine çeşitli nedenlere bağlı olarak hastaların ayaklarında çıkan ve Kapanmayan YaralardaOZON terapi çok etkili bir yöntemdir. Kan OZONlanması, Torbalama, OZONlu yağ ve serumların kullanılması söz konusudur. Daha ziyade dolaşım yetmezliği, şeker hastalığı, çok sigara içenlerde görülen Burger hastalığı gibi dolaşımsal problemi olan hastalıklarda doku oksijenasyonunun bozulmasına bağlı olarak ağrı, kızarma ve morarmalar oluşmakta tedbir alınmaz ise uzuvlarda yaralar oluşmakta bazı hastaları parmaklarını kaybetme derecesine getirmektedir. Bu durumlarda hekimlerimiz bu gibi hastaları Hiperbarik oksijen tedavisine göndermektedirler fakat OZON terapinin daha etkili olduğu artık kanıtlanmıştır. Uzun süren bu tedavi OZONterapinin en başarılı olduğu alanlardan biridir.

    Yaşlılığa bağlı genel vucut ağrılarında OZONterapi revitalize edici, mutluluk ve zindelik verici, yaşam kalitemizi artırıcı, hareket kabiliyetimizi geliştirici, ağrılara bağlı canından bezmişlik ve depresyondan kurtarıcı, unutkanlığımızı giderici ve uykularımızı düzene sokucu, kolestrol ve kan şekerimizi düşürücü etkileri ile umut kaynağı olmuştur.

  • Anestezi hakkında sık sorulan sorular

    Hastalar nasıl uyutulur?

    Hastalar ameliyathaneye geldiğinde anestezi doktoru tarafından karşılanır, sedyeden ameliyat masasına ameliyat ekibi tarafından anestezi doktorunun yardımıyla alınırlar. Bundan sonra anestezi doktoru hastaya tansiyon aletini, kalp monitörünün elektrodlarını ve puls oksimetre (kandaki oksijeni ölçer) cihazının parmak ucu kablosunu bağlar. Bunlar ameliyat boyunca hastanın yaşamsal fonksiyonlarının yakından izlenebilmesini sağlar. Gerekirse anestezi başlamadan önce 3-5 dakika süreyle maskeyle oksijen verilebilir. Bundan sonra sırasıyla ağrılı uyaranları azaltacak, anestezi denen özel uyku halini oluşturacak ve kas gevşemesi sağlayacak ilaçları damar yoluyla hastaya uygular. Daha sonra anestezist tarafından hastanın nefes borusuna yerleştirilen bir tüp sayesinde hastaya oksijenle karıştırılmış olarak anestezik gazlar verilir. Bu gazlar verildiği sürece anestezi devam eder, kesildikten kısa bir süre sonra anestezi sonlanmış olur ve hasta uyanır. Bu süreç içerisinde anestezi doktoru sürekli hastanın başındadır ve ameliyatın seyri ile ilgili gerekli tedavileri yapar.

    Anestezist sizi “uyuttuktan” sonra başınızdan ayrılır mı?

    Anestezi verilen hastalar hiç bir şekilde ameliyathanede yalnız bırakılmaz. Hastaların bir kısmı anestezi doktorunun kendisini “uyuttuktan” sonra başka bir işi kalmadığını, ameliyathaneden ayrıldığını zannedebilir. Ancak ameliyat öncesi yapılan muayenesinde gayet sağlıklı bulunan hastalarda bile yaşamsal fonksiyonlarda beklenmedik değişiklikler olabilir. Bu nedenle anestezi doktorunuz sürekli yanınızda ve sizin tek koruyucunuzdur.

    Uyku ve anestezi aynı şey midir?

    Genel anestezi günlük konuşmalarda “uyumak” olarak isimlendirilir. Genel anestezi uygulandığı zaman şuur kaybolur, hasta uyur. Fakat bu normal bir uyku değildir. Şuur kaybolmuş ve vücudun birçok organlarının işlemesi de değişmiştir. Bu durumda, anestezist vücudun işlemesi değişen organlarını kontrol eder ve bunlar için gerekli tedavileri yapar. “Narkoz” daha eski dönemlerden gelen bir terimdir; “derin uyku” halini belirtir. Bazen anestezi kelimesinin yerine kullanılsa da anesteziyi eksik olarak tarif eder, bu nedenle anestezistlerce pek sevilmez.

    Ameliyatın ortasında uyanmak diye bir şey var mıdır?

    Modern anestezi tekniklerinin henüz yaygın kullanıma girmediği dönemlerde bazen bu durum ile karşılaşılabiliyordu. Günümüzdeki teknikler ve kontrolü kolay ilaçlar sayesinde oldukça ender olarak rastlanan bu durumdur. Ameliyat süresince daima yanınızda bulunacak olan anestezi doktorunuz modern izleme yöntemleri ile uyku derinliğinizi saptayarak böyle bir duruma izin vermeyecektir.

    Anestezi süresi en çok ne kadardır ?

    Anestezi birkaç dakika veya saatlerce sürebilir. Bu ameliyatın türüne ve seyrine bağlıdır, ameliyatın ne kadar sürmesi gerekiyorsa, anestezi de kesintisiz olarak o kadar sürdürülür.

    Hangi hastalar anestezi alamaz ?

    Günümüzdeki geliştirilmiş anestezi ilaçları, anestezi teknikleri ve hastaların yaşamsal fonksiyonlarını izlemeye yarayan cihazlar ve ameliyat sonrası yoğun bakım üniteleri sayesinde daha önceleri anestezi verilemeyen hastaların artık güvenle her türlü ameliyatı olabilmeleri mümkündür. Kalp hastalığı, uzun süreden beri devam etmekte olan böbrek hastalığı ve ağır akciğer hastalığı olan hastaların da ameliyat geçirip iyileşme şansı var. Daha da ötesi bu hastalar mevcut bu hastalıklara yönelik ameliyatlarını rahatlıkla olabiliyorlar.

    Bu tür hastalığı olan hastasını muayene eden anestezi doktoru, yapacağı tetkiklerle hastalığın derecesini saptayıp, ameliyat öncesi yapılacak tedaviyle hastalığın belirtilerinin azaltılması için çaba sarf eder, eğer gerek duyarsa ilgili bölümlerden görüş ister. Bütün bu çabanın amacı sizin için en az tehlike yaratacak uygun anestezi ilaç ve tekniğini seçmektir. Bütün bu çalışmalar sonucu uygun koşullarda her hasta güvenle anestezi alabilir.

    Ameliyat süresince yaşamsal bulgularınızı kim, nasıl izler?

    Daha önce de belirtildiği gibi ameliyat süresince yaşamsal bulguları izlemek anestezi doktorunun en temel görevidir. Ameliyattan önce hastaya takılan uygun bağlantılar sayesinde hastanın kalp atımları, dokularına ulaşan oksijen yoğunluğu ve kan basıncı devamlı olarak izlenir. Gelişmiş anestezi cihazları sayesinde anestezi verilmeye başlandıktan sonra yerleştirilen bağlantılarla vücut ısısı, nefesle alıp verdiği karbon dioksit, anestetik gazlar ve oksijen miktarı ve hatta anestezi derinliği devamlı olarak ölçülmekte ve kaydedilmektedir.

    Bölgesel veya lokal anestezi uygulandığında hasta ameliyatı seyreder mi?

    Kesinlikle hayır, bölgesel anestezi uygulandığında, damardan bazı sakinleştirici ilaçlar verilerek hastalarda uykuya benzer bir hal oluşturulabilir. Bu şekilde rahatlayan hasta ameliyathanedeki faaliyetlerden ve konuşmalardan etkilenmez ve ameliyatın rahatsızlık verebilecek bölümlerini hafif uykuda geçirir. Bazı hastalar bölgesel anestezinin etkileri iyice yerleşince ve ağrı duymadıklarını fark edince uyumak istemeyebilirler. Hastalar isterse ameliyat süresince anestezistleriyle konuşarak vakit geçirebilirler. Tüm ameliyatlarda bir siper yerleştirildiğinden zaten hastanın ameliyat bölgesini görmesi olanaksızdır.

    Ameliyata niçin aç gelmek lazım?

    Anestezi verilecek hastaların midesi boş olmalıdır. Hasta anestezi altındayken, dolu midede bulunan gıdalar ve asitli mide sıvısı yemek borusundan geri gelerek, nefes borusuna kaçabilir. Bu da istenmeyen bir durumdur ve hayati tehlikeye neden olabilir.

    Yetişkin hastalara ameliyat öncesi gece 24.00’ten itibaren katı gıda almamalıdır, ameliyat öğleden sonra ise sabah 06.00 da iki dilim ekmek veya 4 bisküvi ile istenilen sıvı ile alabilirler. Ameliyattan 2 saat öncesine kadar berrak sıvı (su, şekerli su, çay, ıhlamur, berrak meyve suları) alabilirler (süt, gazlı içecekler, çorba hariç). İlaçlar ameliyattan 1 saat öncesine kadar bir yudum su ile içilebilir.

    Bazı annelerin az miktar bir şeyler yemenin çocuklara zarar vermeyeceğini, onları doyurmayacağını düşünerek, doktorunun izni olmadan ameliyattan önce bebeklerini beslemeleri veya emzirmeleri sakıncalı bir durumdur.

    Çocuklarda aşağıdaki tabloya uyulmalıdır:

    Yaş

    Süt- Katı gıda

    Süre

    Berrak sıvı miktarı

    6 aydan küçük

    Berrak sıvı

    Anne sütü

    Formüle süt (mama)

    2 saat

    3 saat

    4 saat

    20 ml/kg

    6 ay – 5 yıl

    Berrak sıvı

    Formüle süt (mama)

    Püre ve çorbalar

    Katı gıdalar

    3 saat

    4 saat

    4 saat

    6 saat

    10 ml/kg

    5 yaş ve üzeri

    Berrak sıvı

    Püre ve çorbalar

    Katı gıdalar

    3 saat

    4 saat

    8 saat

    10 ml/kg

    Ameliyattan önce neden serum takarlar?

    Ameliyattan önce damara yerleştirilen plastik bir kanül yardımı ile hastaya serum takılır. Bu damar yoluyla verilen ilaçlar kısa süre içinde hastanın bilincinin kaybolmasını ve anestezinin başlamasını sağlar. Ameliyattan önce ve ameliyat sırasında hastanın sıvı ve elektrolit gereksinimi bu damar yolu ile karşılanır. Yine bu damar yolundan, ameliyat sırasında yaşamsal bulgularda oluşabilecek değişiklikleri kontrol altına almaya yarayacak ve tedavi edecek ilaçlar enjekte edilir. Kısacası ameliyattan önce açılan damar yolu hastayı hayata bağlayan en önemli araçlardan biridir. Ameliyattan sonra da damar yolundan ağrı kesiciler, kusma ve bulantıyı önleyecek ilaçlar ve hasta ağızdan gıda alabilecek hale gelene kadar sıvı verilir. Damardaki bu plastik kanül ihtiyaç sona erdiğinde çıkartılarak iptal edilir.

    Anesteziye karşı alerji olabilir mi?

    Sadece anestezikler değil, bütün ilaçlar alerjiye neden olabilir. Ancak birkaçı dışında anestezi ilaçlarına alerji ender rastlanır. Alerjik reaksiyonlar ilacın verildiği bölgede, bazen damar boyunca kızarıklık, bazı hastalarda ürtiker biçiminde döküntüler, çok daha ender olarak da ani tansiyon düşmesi, nefes almada zorluk ve çarpıntı şeklinde olabilir. Anestezi öncesi yapılan alerji testlerinin bilimsel değeri yoktur. Anestezi doktorunuz her türlü alerjik reaksiyona müdahale konusunda eğitimli ve deneyimlidir ve ameliyathane koşulları böyle durumların tedavisi için en uygun ortamdır.

    Anestezi sırasında dişler zarar görebilir mi?

    Anestezi doktoruna ağzınızda takma diş, protezinizi tutan tek bir veya birkaç diş veya sallanmakta olan herhangi bir diş olduğunu ameliyattan önce söylemenizde büyük yarar vardır. Genellikte çıkabilen protezler ameliyathaneye gelmeden önce çıkarılır. Anestezist, nefes borunuza tüp yerleştirirken kısmi protezi tutmaya yarayan tek dişin zarar görmemesi için çaba sarf eder. Ancak herhangi bir işlevi olmayan ve sallanan dişlerin ameliyattan önce çekilmesinde yarar vardır. Çünkü bunlar ne kadar dikkat edilse de anestezi sırasında yerinden çıkabilir. Normal şartlar altında sağlam dişler zarar görmezler.

    Sigara içenlerde risk nedir?

    Anestezi doktoru hastanın sigara tiryakisi olmasından hoşlanmaz. Sigara içen hastalar anestezi sırasında ve özellikle anestezi sonrasında uyanma döneminde birtakım sorunlar yaşar ve anestezistlerine de yaşatırlar, ancak bu yaşananları kendileri pek hatırlamadığı için ameliyattan sonraki yaşantılarında da sigara içmeye devam ederler .

    Eğer sigara içiyorsanız bir an önce bundan vazgeçmeniz en doğrusudur, çünkü sigaranın yıllardır yapmış olduğu tahribatın iyileşmesi bıraktıktan sonra uzun zaman alır. Ameliyattan birkaç gün önce sigarayı bırakmış olmanın ne size, ne de anestezistinize herhangi bir faydası yoktur. Kendinize ve anestezi doktorunuza yapacağınız en büyük kötülük ise ameliyattan birkaç saat önce sigara içip ameliyathaneye gelmektir.

    Ameliyat sonrasında boğaz ağrısı neden olur?

    Ameliyat sonunda anestetik gazlar kapatılır ve hastanın yavaş yavaş uyanması beklenir. Hastanın yaşamsal refkeksleri geri döndükten sonra, nefes yollarındaki tüp çekilir ve hastanın kendi kendine soluması sağlanır. Ameliyat sırasında büyük yararı olan bu tüp bazı hastalarda nefes borusunda bir miktar tahriş yapabilir. Ameliyattan sonra hastanın boğazında hissettiği ağrı, gıcık ve yutkunma zorluğu bunun nedeni olup geçicidir. Son yıllarda geliştirilmiş olan özel maddelerden yapılmış yumuşak tüpler bunu en az düzeye indirmiştir.

    Ameliyat sonrası bulantı-kusma neden olur ?

    Bazı ameliyatlarda cerrahi uyaranlar ameliyat sonrası bulantı ve kusmaya yol açabilirler. Çocuklarda şaşılık ameliyatlarından sonra, yetişkinde karın ameliyatlarından sonra kusma ve bulantı diğer ameliyatlara göre daha sık olarak ortaya çıkar. Son yıllarda geliştirilmiş olan anestezi ilaçlarının bu etkileri son derece azaltılmıştır, hatta bazı anestezi ilaçlarının bulantı-kusmayı önleyici etkileri vardır.Bulantı-kusmayı önleyen pek çok ilaç bulunmaktadır, anesteziden uyanmadan önce bu ilaçlar damardan verilerek bu sorun önlenebilir.

    Ameliyat sonrasında ağrı çekmek kader midir?

    Günümüzde ameliyat sonrası aşırı ağrı çekmek artık kader değildir. Ameliyat sonrası çekilen ağrının pek çok zararlı etkilerinin olduğu artık kanıtlanmıştır. Hastaların, anestezi ilaçlarının etkilerinden tamamen kurtulup yaşamsal fonksiyonlarının dengeye kavuşması için bir süre bekletildikleri “derlenme bölümünde” ağrı kesiciler uygulanarak ağrı hafifletilmeye çalışılır. Hastanın bilinci tamamen açılınca “Hasta Kontrollü Analjezi” uygulamasına geçilir. Bu uygulama bir cihaz yardımı ile yapılır. Cihaz hastaya düşük dozda ağrı kesiciyi sürekli olarak verirken, ağrısı olduğunda hastanın bir düğmeye basarak kendisine serumun gittiği damar yolundan ilave bir miktar ağrı kesici vermesine olanak tanır. Bu miktarın sınırları da cihazın programlanması ile önceden belirlenmiştir. Burada amaç en düşük dozda ilaç kullanarak hastanın ağrısını dindirmek ve konforunu sağlamaktır.

    Ameliyat sonrası ağrınız için verilen morfin zararlı mıdır?

    Kesinlikle değildir, şiddetli ağrı devam ettiği sürece uygun dozda morfin verilen hastalar morfinman olmaz. Ameliyattan sonra ağrısı azalan hasta kısa sürede ayağa kalkıp dolaşabileceği ve daha rahat nefes alıp verebileceği için iyileşme hızlanır. 24-48 saat sonra ağrının şiddeti azalınca morfin yerine başka ağrı kesicilerle ağrı tedavisine devam edilir.

    Evvelce ilaç bağımlısı olup tedavi görmüş olan hastaların durumu farklıdır.

    Her ameliyatta kan verilir mi?

    Hayır, ancak çok gerektiğinde ameliyat olan hastaya kan verilir, günümüzde kan vermenin sınırları daha da daraltılmıştır. Ameliyatta kan verilmesi, ameliyattaki kanama miktarı, hastanın ameliyat öncesi kan değerleri ve hastanın yaşı ile kalp fonksiyonları ile ilgilidir.

  • Fibromyalji

    Fibromyalji

    Kronik ağrılı durumlardan birisi olan fibromyalji kendisini “ her yerim ağrıyor “ “çok yorgunum” yakınması ile ortaya koymaktadır. Günlük yaşam kalitesini ciddi olarak bozan bu rahatsızlık daha çok geç ve orta yaştaki kadınlarda görülmektedir.Tıbbi anlamda nedeni henüz tam olarak ortaya konamamış olan fibromyalji’ nin tedavisi de o denli zor bir rahatsızlıktır.Otoimmün bir rahatsızlık olduğu düşünülmekte ve vucutta seratonin eksikliğinin, bir çok yakınmanın nedeni olduğu konusunda görüşler yoğunlaşmaktadır. Bu hastalar farklı farklı disiplinlerdeki doktorlara müracaat ederek dertlerine çare aramakta fakat her defasında hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Halk arasında “ adale romatizması” tabiri bu hastalık için de kullanılmaktadır.

    Fibromyalji hastaları genel olarak “ asabı bozuk “ hastalardır. Ağrıları daha çok omuz ve kalça bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Hastaların %30 unda depresyon belirtileri söz konusudur. Her tarafalarının ağrıdığını, bir türlü dinlenemediklerini ve uykularının düzensiz olmasından yakınırlar. Bu rahatsızlıkta: Yakınmalar 3 aydan fazla sürmüşse;

    1-Uyku bozuklukları ki sabah dinlenmemiş olarak uyanırlar. Hastaların %60 ında vardır.

    2-Vucutta bilinen 18 hassa noktanın yaklaşık 11’inde basmakla ağrılarında artış söz konusudur. Bu duyarlı noktalar doktor muayenesinde eldeki en önemli kanıtı oluşturmaktadır.

    3-Sabah sertlikleri %70.Vucutlarının bazı bölgelerinde kas spazmları ve sertlikler (nodüller) oluşmuştur. Tanı bu kriterlere göre konur.

    Bu hastalarda baş ağrılarıda sık görülmekte normalde ağrı oluşturmayan bazı uyaranlar örneğin soğuk, üzüntü bu hastalarda ağrıyı tetiklemektedirler.

    Bu hastalıkta tanı koymanın yolu hastayı çok dikkatli ve detaylı bir şekilde dinlemek ve bilinen 18 noktanın 11 tanesinde hassasiyetin varlığıdır. Labratuar tetkiklerinin bir anlamı olmayıp şüpheli başka durumların ayırdında faydalı olabilir.

    Tedavi:

    Bilinmelidir ki bu hastalara, şu tedaviyi uygularsak faydalı oluruz diyebileceğimiz bir formulümüz elimizde mevcut değildir. Tedavi hastadan hastaya değişmektedir. Ancak yine de kaba hatları ile hastalarımızda netice aldığımız önerilerimizi belirtmek istiyorum.

    Bir keresinde bu hastalarımıza mutlaka bir antidepressan önermekteyiz( en az 6 ay) bu, bizce tedavinin %50 si demektir. Tedavinin diğer boyutunda ise bir çok seçenek bulunmakta ve hastalar bunlar arasından kendilerine en uygununu seçmelerini istemekteyiz. Bu seçenekleri de kısaca belirtirsek; Germe egzersizleri veya birlikte sıcak + soğuk sprey uygulamaları. Fizik Tedavi, Akupunktur, Kuru iğne veya LASER iğneleri. Kas içersine OZON ve veya birlikte intravenöz sistemik OZON tedavisi.Ozon sauna fevkalade faydalıdır. Aerobik….gibi. Bunların yanında, Stresten uzak durmak,hareketsiz kalmamak,akşam uykuya dalışı bozacak; TV seyretmek,geç vakit yemek yemek, fazla çay ve kahve içmek, tartışmalardan uzak durmak önerilerimiz arasında yer almaktadır.Bu hastaların eşlerine de önemli sorumluluklar düşmektedir.Eşleri hoş tutmalı, tartışma ve suçlamalarrdan kaçınmalı , hülasa anlayışlı davranarak tedaviye yardımcı olmalıdır. Yoksa sürekli mutsuz, yorgun ve bezginlik hali herkese zarar verir. Sağlıcakla kalın.

  • Akupunktur ile allerjik rinit (saman nezlesi) tedavisi

    Akupunktur ile allerjik rinit (saman nezlesi) tedavisi

    Alerjiye neden olan maddelerin (alerjen) burun mukozasına temas etmesi sonrasında ortaya çıkan ve akıntı, burun ve gözlerde kaşıntı, hapşırma, boğaz kaşıntısı gibi şikayetlerle seyreden rahatsızlığa alerjik nezle adı verilmektedir.

    Nedeni havada bulunan ve solunumla buruna giren parçacıklara karşı gelişen anormal reaksiyondur. Alerjik nezle ile eş anlamlı olarak saman nezlesi, yaz gribi ve alerjik rinit (burun iltihabı) terimleri de kullanılmaktadır.

    Bu hastalıkta oluşan alerjik reaksiyonların şiddeti kişiden kişiye değişmekte, bazı hastalar bu alerjik reaksiyonları çok hafif atlatırken bazıları için iş yapmalarını engelleyecek, hayat kalitelerini bozacak kadar şiddetli olabilmektedir.

    Alerjik nezle şikayetlerin süresine göre Intermitant (aralıklı) ve Persistan (Sürekli) olmak üzere iki alt gruba ve şiddetine göre hafif, orta ve ağır olarak üç gruba ayrılmaktadır.

    Allerjik rinit hayatı tehdit eden bir hastalık değildir, ancak insanların yaşam kalitesini önemli oranda olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Allerjik rinit erişkinlerde iş günü, çocuklarda okul günü kaybı ile olduğu kadar; tedavisi için harcanan paranın oldukça yüksek olması nedeni ile de ekonomik açıdan da zarar vermektedir. Bu nedenle Allerjik rinit tanı ve tedavisi oldukça önemlidir.

    Allerjik rinit burun mukozasının (burun iç yüzünü örten zarın) enflamasyonu (ödemi- enfeksiyona bağlı olmayan iltihabı) olarak tanımlanır. Burunda kaşıntı, hapşırık, sulu burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ile karakterizedir. Baş ağrısı, koku alma bozukluğu ve konjuktivit gibi bulgular da eşlik edebilir.

    Alerjik Rinit(nezle) sık görülen bir hastalıktır.Ülkemizde görülme sıklığı % 9-20 ‘dir. Bu oran diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi her geçen yıl artmaktadır.

    1. Alerjik nezle belirtileri; burun akıntısı, hapşırma, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, koku almada azalma, gözlerde kızarma ve sulanma gibi belirtilerle günlük yaşamı olumsuz etkiler.

    2. Yorgunluk, algılama güçlüğü, uyku bozukluğu gibi belirtilerle günlük yaşamı olumsuz etkiler.

    3. Tedavi masrafları de önemlidir. Doğru tanı konulamayan hastalarda tekrarlayan ve gereksiz yere kullanılan antibiyotik tedavileri ekonomik açıdan maliyeti artırmaktadır.

    4. Sinüzit, Orta Kulak İltihabı, Polipler Ve Astım gibi birlikte bulunabilen hastalıklar alerjik Rinitin (nezlenin) önemini artırmaktadır. Özellikle astım ve alerjik nezle birlikteliği en fazla önemsenmesi gereken durumdur. Yapılan çalışmalarda allerjik rinitli hastaların %20-40’da aynı zamanda astım olduğu saptanmıştır. Ayrıca astımlı hastaların %60-80’de Üst solunum yollarına ait şikayetler ve bulgular bulunmaktadır. Hatta rinit açısından sorgulama biraz daha ayrıntılı yapıldığında allerjik astımlı hastaların %98’de rinit varlığı saptanmıştır.

    AKUPUNKTUR İLE ALERJİK NEZLE TEDAVİSİ

    Akupunktur tedavisi yan etkisi olmayan bir tedavidir. Tedavide herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.Hasta iyileştikçe kullanmış olduğu steroid ve diğer ilaçları zamanla bırakmaktadır.

    Tedaviye öncelikle hastanın alerji yapan uyaranlarla temasının kesilmesi veya azaltılması ile başlanmalıdır. Hastanın ilk aşamada hangi maddeye karşı alerjisi varsa o maddeden nasıl kaçınacağını öğrenmesi ve maske gibi koruyucu önlemleri alması gerekir. Tedavinin etkili olabilmesi için en önemli kural budur. Bazı hastalarda yapılan tüm allerji testlerine rağmen herhangi bir alerjen bulunamamaktadır. Ancak tedaviye başlandıktan sonra hastalar zamanla hangi maddelere karşı alerjisi olduğunu tesbit edebilmektedir.

    Son yıllarda Dünya’da ve Türkiye’de akupunktur ile alerjik rinit (nezle) ve astım tedavisi sıkça uygulanan tedavi yöntemleri arasına girmiştir.

    Akupunktur interferon salınımını artırarak vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmekte, dolayısıyla vücud direncini arttırmaktadır. Hastalar gerek viral gerekse bakteriyal enfeksiyonlara daha az yakalanmaktadır. Daha az enfeksiyon daha az kriz demektir. Akupunktur vücudumuzda bulunan doğal kendi ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Akupunktur iğnesi ile Kulak kepçesinde bulunan hipofizin temsili noktasında bulunan ACTH noktasının uyarılması ACTH salınımı artmakta yine böbrek üstü bezi temsili noktasında bulunan Kortikosteroid noktasının uyarılması ile de kortizon salgılanmaktadır. Kortizonun ödem çözücü etkisi vardır.Özellikle Akçiğer ve burundaki ödemin çözülmesi hastanın daha rahat nefes alıp vermesini sağlayacaktır.

    Akupunktur serotonin ve endorfin miktarını artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar.

    Akupunktur iğnesi ile anti alerji noktaların uyarılmasıyla Alerjik reaksiyonları oluşturan salgıların azaldığı tespit edilmiştir. Alerjik reaksiyonda en önemli rolü üstlenen immünglobülin E’nin akupunktur tedavisi sonunda azaldığı tespit edilmiştir.

    Bütün bunlarla beraber akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisiyle vücudun genel dengesi düzelmekte, diğer hastalıklarla beraber alerjik rahatsızlık görülme oranı da azalmaktadır.

    Akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisi hastadan hastaya göre değişmekle birlikte ortalama 20 – 30 seans sürmektedir. Akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisi yan etkisizdir. Nadir de olsa hastalığın klinik seyrine göre tedavi senede 1 defa tekrarlanabilir.

  • Fibromiyalji ve tanı kriterleri

    Fibromiyalji, yaygın kas iskelet sistemi ağrısı ile karakterize romatizmal ağrı sendromudur.

    Romatizmal hastalıklar içerisinde en sık karşılaşılan ikinci hastalıktır.

    Toplumun yüzde 3’ünde görülen fibromiyalji sendromu kadınlarda erkeklere göre üç kat daha sık görülmektedir. Sıklıkla 40-60 yaş grubu kadınları etkilemektedir.

    Psikojenik romatizma, non-artikuler romatizma, muskuler romatizma, yumuşak doku romatizması ve miyofibrozitis terimleri de bu sendromun tanımlanmasında sıklıkla kullanılmıştır

    Fibromiyalji tedavi edilmediğinde yaşam kalitesinde düşüş ve işgücü kaybına neden olur.

    Bedensel yakınmalar ön planda olup yapılan fiziksel muayene ve laboratuvar tetkiklerinde hastalık tablosunu açıklayacak bulgu saptanamamaktadır.

    Fibromiyalji tanı kriterleri:

    Ağrı: Bu tanı kriteri fibromiyalji hastalarının yaklaşık %97 kadarını etkiler. Ağrı bu hastalığın karakteristik özelliğidir. En az 3 ay devam eden yaygın ağrı olmalıdır. Hastada ağrıyı açıklayacak başka bir tanı olmamalıdır. Ayrıca hastaların tıbbi destek almasını sağlayan etken ağrıdır. Eklem romatizması ağrılarından farkı, fibromiyalji ağrısının tüm vücutta etkili olmasıdır. Ağrı çoğu hastada gelip geçici olur, vücutta gezinir. Stresli zamanlarında ağrılarının artma ihtimali çok yüksektir. Hastaların ağrı eşiği yüksektir.

    . Konsantrasyon sorunları, hafızayla ilgili sorunlar

    . Anksiyete, Depresyon

    . Baş ağrısı: Hastaların %70 kadarında migren türü kronik baş ağrısı görülür.

    . Yorgunluk: Hastalarda yorgunluk sürekli, kısıtlayıcı, geçmeyen şekilde hissedilir. Yeterince uyku uyuyan hastalar bile yorgunluk hisseder.Sabah dinlenmeden kalkarlar.

    . Sabah sertliği: Sertlik vücutta geniş alanı kapsayabilir. Sırtı, kol ve bacak kaslarını, eklemleri etkileyebilir. Hastalar güne başlamadan önce gevşeme ihtiyacı hisseder. Bu sorun bazılarında birkaç dakika sürerken, bazılarında yarım saate hatta gün boyu kadar etkili olabilir. Fibromiyalji hastalığında hissedilen sabah sertliği oldukça ağrılı olur.

    . İrritabl bağırsak sendromu: Fibromiyalji hastalarında kabızlık, karın ağrısı, ishal, kusma, gaz sorunları sıkça görülür.

    . Adet döneminde ağrılı kramplar: Bu sorun hastalarda %30-40 oranında etkili olur.

    . Ağrılı hassas noktalar: Fibromiyalji tanı kriterleri arasında ağrıya, sancıya eşlik eden, parmakla bastırıldığı zaman acı hissedilen hassas noktalar olabilir. Dokuz çift(18) hassas noktanın 11’inde hassasiyet saptanması ile fibromiyalji tanısı konmaktadır.

    . Ellerde, kol ve bacaklarda, ayaklarda şişme, uyuşma ve karıncalanma olması

    . İdrar sorunları: Hastaların dörtte birinde acilen idrara çıkma, idrar tutamama, ağrılı idrar gibi sorunlar ortaya çıkabilir

    . Uyku sorunları

    Fibromiyalji Nedenleri

    1. derece yakınlarında fibromiyalji görülen kişilerin bu hastalığa yakalanma riski 8 kat fazladır. Özellikle çocukluk çağlarında geçirilen fiziksel ve duygusal travmalar fibromiyalji için büyük risk faktörleri arasında kabul edilir.

    Mükemmeliyetçi ve işkolik kişilik yapısı da fibromiyalji hastalığına yakalanma nedenleri arasında gösterilebilir. Hastalar çok titizdir ve duygu durumları çok çabuk değişir. Mutsuzluk ağrıları artıran bir faktör olduğu için yaptığı işten memnun olmayanlar da stresli mesleklerde çalışanlar kadar fibromiyalji olma riskine sahiptir.

    Stresten arındırılmış, düzenli bir yaşam, dengeli beslenme, egzersiz ve düzenli uyku tedavinin en önemli anahtarlarıdır.

    Fibromiyaljide Akupunktur Tedavisi:

    Akupunktur endorfinlerin artışına neden olarak kişide ağrıyı azaltır ve rahatlama oluşturur. Kasları gevşetir. Mutluluk hormonunun artışını sağlar. Uykuyu düzenler. Ağrıların azalmasında, yorgunluğun giderilmesinde ve depresyonun düzelmesinde etkilidir.