Etiket: Hasta

  • Bahar alerjisi ve alerjik astım

    Bahar alerjisinin nedeni polenlerdir. Baharın gelmesi ile birlikte tabiat uyanır ve bitki örtüsü zenginleşir. Bu dönemde çayır otları, bir çok yabani ot, selvi ve zeytin gibi birçok ağaç gözle görülmesi gözle görülmesi mümkün olmayan polenlerini atmosfere salar. Bu polenler havada serbest bir şekilde dolaşır ve rüzgarlar ile çok uzak mesafelere taşınabilirler.

    Bahar alerjisi olan bireyler bu aylarda evden dışarı çıktıklarında, ev veya iş yerindeyken pencerelerini açtığında havada serbestçe dolaşan polenler ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın neticesinde polenler nefes yoluyla hava yollarımıza, gözümüze giderek hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, kulak ve damakta kaşıntı, her iki gözde sulanma, kaşıntı, kızarıklık gibi belirtilere yol açar.

    Ortaya çıkan bu belirtiler bahar alerjisi, polen alerjisi, saman nezlesi, alerjik nezle olarak adlandırılır. Adından da anlaşılacağı üzere hasta nezle olduğunu düşünür. Hastalar yakınmalarını “benim nezle /gribim hiç geçmiyor, yazın bile nezle oluyorum, bütün gün hapşırıyorum, elimde burun akıntımı silmek için bütün gün tuvalet kağıdı ile dolaşıyorum” şeklinde ifade eder. Alerjik nezle çoğu kez sağlık çalışanları ve hastalar tarafından enfeksiyona bağlı nezle ile karıştırılır.

    Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımına ve tanıda gecikmelere yol açar. Talihsiz bir şekilde birçok nezle grip ilacı antihistamin ve dekonjestan denen alerji ilaçları içerdiği için bu ilaçlar alerjik nezle belirtilerini azaltacağı için tanı karmaşası daha da artar. Unutmayınız ki alerjik nezlede etken mikroorganizma olmadığı için ateş görülmez.

    Polen alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde olur ve polen sezonu bitince bütün hastalık belirtileri tamamen düzelir, fakat her yıl benzer mevsimlerde hastalık belirtileri yeniden başlar ve genellikle her geçen yıl alerjik nezle şiddeti artabilir ve/veya süresi uzayabilir. Hastaların üçte birinde alerjik astım gelişebilir. Alerjik astım belirtileri ise öksürük, göğüste hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste baskı ve beyaz renkli balgam çıkarmadır. Hastalar göğüsteki hırıltı sesini “sanki göğsümde kedi mırıldıyor” şeklinde ifade eder. Bu yakınmalar akşam ve geceleri, sabahın erken saatlerinde artar. Sigara dumanı, deodorant, parfüm, egzersiz , üst solunum yolu enfeksiyonları, gülme ile tetiklenebilir.

    Polen alerjisinin tanısı deri testi (deri prick testi) ile konur. Tedavide hastalar polenler hakkında bildilendirilir ve korunma yöntemleri anlatılır. Alerjisi olanlar ilkbahar ve yaz aylarında kapı ve pencereleri kapalı tutmalıdır. Sabahın erken saatleri ve ikindi vakti polenlerin yoğun olduğu saatlerdir. Yine bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçla seyahat ederken aracın camını açmak yoğun miktarda polen maruziyetine neden olacaktır. Polen alerjisi olanlar, eve geölince saçlarını yıkamadan yatmamalı ve günlük giysilerini değiştirip, giysilerini çamaşır sepetine atmalıdır.

    Tüm bu tedbirlere karşın polenler tabiatın bir parçası olması nedeniyle polenlerden tamamen korunmak mümkün olmadığı için hastanın şikayetleri azalsa da olmaya devam eder. İlaçlar çok etkili olmakla birlikte kullanıldığı sürece işe yarar, ilaçlar bırakıldığında tüm belirtiler geri gelir. Bu nedenle polen mevsimi bitene kadar hastaların ilaçlara ara vermeden kullanmaları önerilir. İlaçlar hastalığı yok edemediği için ya da alerjinin zamanla ilerlemesini ya da astıma dönüşmesini engelleyemediği için elverişli hastalara aşı tedavisi başlanabilir. Aşı tedavisi polen alerjisi ve alerjik astımın şiddetini azaltabilir ya da düzeltebilir ve yeni alerjilerin gelişmesini engelleyebilir. Aşılarda neye alerjiniz var ise o alerjen yer alır. Alerjiniz olan alerjen cilt altına ya da dil altına belirli ve düzenli aralıklarla ve küçük küçük artan dozlarda verilirse o alerjenle doğal yollarla karşılaştığınızda ya daha az tepki verir ya da hiç tepki vermezsiniz.

    Günümüzde cilt altı ve dil altı olmak üzere iki tür aşı vardır. Cilt altı aşılar ilk 2-4 ay haftada bir gün, daha sonra 4 haftada bir koldan insülin enjektörü ile uygulanır. Dil altı aşılar ise dil altına her gün konur. Her iki aşı yönteminde tedavi süresi 3-5 yıldır. Aşıların etkisi geç başlar, etkinin başlaması haftalar ve aylar sürebilir. Aşılar kesildikten sonra aşıların koruyuculuğu uzun yıllar devam eder. Tedavi süresi uzadıkça, aşıların kesildikten sonraki koruyuculuk süresi o kadar uzar. Her iki aşılama yöntemi etkili olmakla birlikte daha eski bir aşı yöntemi olan cilt altı aşılar daha etkilidir. Bu nedenle enjeksiyon korkusu olmayan çocuk ve yetişkinlerde cilt altı aşı tedavisi daha elverişlidir. İğne korkusu olan kişilerde dil altı aşı tedavisi öncelikli tercih edilebilir. Aşı tedavisinde tedaviden alınacak yanıtlar kişiye ve alerjisi olan alerjen sayısına göre değişir.

    Aşı tedavisi Dünya Sağlık Örgütü’nün onayladığı birçok Avrupa ülkesi ve Amerika’da uygulanan eski bir tedavi yöntemidir. Aşılar kortizon içermez ve hamile kalan hastalarda aşı tedavisi kesilmeden devam edilir. Aşıların alerjik reaksiyon dışında hiçbir yan etkisi yoktur. Alerjik reaksiyon gözlenirse aşı dozu değiştirilerek bu etki ortadan kaldırılabilir. Eğer alerjik reaksiyon düzeltilemez ise tedavi sonlandırılır.

    Özetle başarılı bir tedavi için alerjinizi öğrenmeli, elinizden geldiğince polenlerden kaçınmalı, ilaç tedavisi beraberinde uygun bulunursanız aşı tedavisi yaptırmalısınız . Aşılardan yarar gören hastalarda ilaç sayısı ve/veya dozları azaltılabilir ya da kesilebilir. Bahar alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız hastalığınızı küçümsemeyiniz ve mutlaka alerji uzmanına başvurunuz. Çünkü hastalık belirtileri başlangıçta hafif olabilir, kronik seyirlidir zamanla ilerleyebilir ve alerjik astıma dönüşebilir.

    Sağlıklı günler dilerim…

  • Enflamatuar bel ağrıları

    Tüm dünyada bel ağrısı oldukça yaygın bir problemdir. Bel ağrılarının onlarca sebebi vardır.

    Bel ağrıların büyük bir kısmı yapısal bozukluklar, disk kayması ve bel fıtığı gibi “mekanik” nedenlerle ortaya çıkar. Bu tip mekanik ağrıların büyük bir kısmı bel bölgesini zorlamakla, örneğin ağır bir şey kaldırmak veya aşırı hareket etmek gibi faktörlerle tetiklenmektedir. Yine bu mekanik ağrıların büyük kısmı istirahat etmekle de azalır.

    Oysa Enflamatuar bel ağrıları, hiç zorlanma veya travma olmaksızın sinsi bir şekilde ortaya çıkar. Enflamatuar bel ağrılarının en belirgin özelliği; istirahat ile kötüleşmesi ve hareket ile azalmasıdır. Mekanik bel ağrılarının neredeyse tam tersidir. Enflamatuar bel ağrısı aynı zamanda tıp dilinde iltihaplı bel ağrısı olarak bilinmektedir. Enflamatuar bel ağrılarındaki söz edilen iltihap, enfeksiyon veya abse gibi mikrobik iltihaplı durumlardan farklıdır. Enflamatuar bel ağrılarında “mikrop içermeyen” vücudun kendi ürettiği “mikropsuz” iltihap söz konusudur. Bu yüzden enflamatuar bel ağrılarının büyük kısmı halk arasında “iltihaplı bel romatizması” veya “omurga iltihabı” hastalığı olarak bilinen Spondiloartropati olarak adlandırılan iltihaplı romatizma grubu altında tanımlanır. Bu Spondiloartropati grubu hastalıklarında Ankilozan Spondilit (Suna Pekuysalîn hastalığı), Psöriatik Artrit (sedef romatizması), İltihaplı Barsak Hastalığına bağlı Reaktif Artrit gibi hastalıklar bulunmaktadır. Bu arada her enflamatuar bel ağrısı kesin Ankilozan Spondilit anlamına da gelmez.

    Enflamatuar bel ağrıları kesinlikle dikkate alınması gereken durumlardır. Özellikle 40 yaşından genç olan hastalarda 3 aydan fazla sabah tutukluğu ve bel ağrıları yaşanıyorsa, istirahat ile bel ağrısı kötüleşip hareket ettikçe azalıyorsa, bu belirtiler yüksek olasılıkla enflamatuar (iltihaplı) bel ağrısından kaynaklanıyordur. Romatoloji Uzmanları özellikle sabah tutukluğuna dikkat ederler. Sabahları en azından 30 dakika gibi süren hareket kısıtlığı, bel bölgesinde enflamatuar bel rahatsızlığının önemli bir habercisidir. Birçok hasta, sabah uyandığında sadece gözlerini açmanın sabaha hazır olmak için yeterli olmadığını söyler. Hasta sabah kalktığında kişisel bakımında ve kıyafet giymekte zorlanır. Çoğu ancak işe vardıktan 2 saat sonra bellinde tutukluk hissinin açıldığını tarif eder. Bu hastalarda gecenin ikinci yarısında, sabaha karşı özellikle saat 03:00 – 05:00 arası, şiddetli ağrı veya bel tutukluğu olur. İhtiyacı için uyanırsa, banyoya giderken farkına varabilir ancak ağrı çok şiddetliyse ağrı sebebi ile de uyanabilir. Enflamatuar bel ağrılarının özelliği gün içersinde azalma ve birçok insanda tamamen kaybolmasıdır. Hareket ve egzersizlerle rahatlaması ve birçok hasta “sanki gün içinde başka insanım, ağrılarım veya tutukluğum tamamen kayboluyor ama sabah kalkığımda 90 yaşında birisi gibi oluyorum” gibi benzer tarifler verir.

    Enflamatuar bel ağrıların başka bir özelliği NSAII olarak tanımladığımız anti-enflamatuar ilaçlara yanıt vermesidir. Enflamatuar bel ağrıları kontrol altına alınmadığı taktirde ilerleyici bir hastalık haline gelir, çünkü sinsi bir tarzda ilerleyebilir. Bu yüzden Ankilozan Spondilit gibi enflamatuar bel ağrısı ile bilinen “iltihaplı romatizma” hastalığı biz Romatoloji uzmanlarının bir an evvel doğru ve kesin teşhisini koymaya çalıştığımız bir hastalıktır. Enflamatuar bel ağrıları zamanında tedavi edilmezse omurgada birbirine kaynaşmaya yol açabilir. Ankilozan Spondilit sadece bir enflamatuar bel romatizması değildir. Yıllarca topuk ağrılarıyla gezebilir, yıllarca boyun ağrısı bazen de kalça veya kaburga ağrıları da eşlik edebilir. Uzun süre bel ağrısı olduğu sanılan hastalar, hala bel ağrıları devam ediyorsa mutlaka bir Romatolog tarafından gözden geçirilmesi gerekir.

    Senelerdir “mekanik” ağrıları olan hastada aslında enflamatuar bel ağrısı ile bilinen bir Spondiloartropati çıkabilir. Maalesef ülkemizde Ankilozan Spondilit tanısı almış hastaların büyük kısmı yıllarca “mekanik” bel fıtığı tanısıyla gezmiş ve kimisi bel ameliyatı olmuş ama fayda görmemiş hastalardır. Bu yüzden özellikle gençlerde ortaya çıkan bel ağrısını dikkate alıp önemsemeli ve Enflamatuar olup olmadığının teşhisini bir an evvel koymalıyız.

  • Saç Koparma Hastalığı: Triktillomani

    Saç Koparma Hastalığı: Triktillomani

    Kişiyi saçlarını ya da kıllarını yüzey derisinden ayıracak şekilde çekmeye zorlayan bir saplantı ya da karşı konulamaz bir dürtü olarak tanımlanan bu hastalığın adı trikotillomanidir.

    Trikotillomani sözcük yapısı bakımından Yunanca kaynaklı üç kelimeden oluşuyor: Saç (thrix), çekme (tillein) ve mania (mani, duygusal taşkınlık).

    Saç ya da kaş kirpik, ya da diğer vücut kıllarını yolma davranışı öncesinde kişi rahatsız edici bir gerginlik yaşar. Kıl koparmak için giderek artan istek ve gerili kılı yolduğu zaman yerini kısa süreli rahatlamaya bırakır. Saç yolma davranışı, uzun sürede kafada çeşitli alanlarda kelliğe neden olabiliyor, ya da özellikle kasıklar ve koltuk altından kıl koparılması durumunda daha sık olan abseler oluşabilir. Kimi zaman hasta kopardığı kılları yutabilir, bu durum kronik biçimde devam ederse bağırsaklarda top haline gelen kıllar barsak tıkanmalarına sebep olabilir. Bazen de trikotillomani hastası kendi saçını ya da vücut kıllarını koparmaz ancak başkasından koparmak, halı ya da oyuncak tüylerini koparmak, evcil hayvanlardan kıl koparmak gibi farklı davranışlar gösterebilir.

    Her ne kadar hastalık çocukluktan yaşlılığa her yaşta görülebilse de genellikle 12–13 yaşlarında ergenliğe geçiş döneminde başlar. Kızlarda daha fazla görülmekle birlikte bıyık sakal koparan erkeklerin de sayısı az değildir. Fakat kadınlar koparma sonrası başta beliren kelliği saklamakta zorluk çektikleri için tedaviye daha sık başvururlar. Erkeklerde kelliğin toplumsal olarak kabul görmesi, sakal ve bıyıktaki açıklıkların tıraş olarak kapatılabilmesi sebebiyle hastalık daha rahat saklanabilir.

    Trikotillomaniye sık olarak depresyon, kaygı bozuklukları, alkol ve madde kullanımı ve diğer dürtü kontrol bozuklukları eşlik eder. Tedavide saç yolma davranışını tetikleyen faktörleri tespit ederek bu davranışı değiştirme ya da ya da bu faktörlere yanıt olarak verilen saç yolma davranışını önlemeye yönelik becerileri hastalara öğretme hedeflenir. Kişiden hangi gün kaç tel kıl kopardığını, koparmayı tetikleyen davranışlar, ilişkili duygu ve düşünceleri kaydetmesi istenir. Kimi zaman kıl koparmayı fiziksel olarak engelleyecek parmak bandajları, bereler de kullanılır. Çünkü kıl koparma çoğu zaman farkına varılmadan, otomatiklik kazanmış halde yapıldığı için bu fiziksel engeller ve kayıtlar kişinin kıl kopardığını fark etmesini sağlayacaktır. İlaç tedavileri de hastalığın belirtilerini hafifletir.

  • Fonksiyonel tıp ne değildir

    FONKSİYONEL TIP ALTERNATİF, TAMAMLAYICI , GELENEKSEL TIP KAVRAMLARININ İÇİNDE DEĞİLDİR.

    BU KAVRAMLARIN İÇİNDE OLMADIĞI GİBİ KARŞISINDA DA DEĞİLDİR.

    FONKSİYONEL TIP NEDİR

    HASTALIĞIN ADININ DEĞİL BİREYE ÖZGÜ RAHATSIZLIĞIN TEMELLERİNİ SAPTAYARAK BESLENME ,YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİNİ BAZ ALARAK KİŞİYE ÖZEL TEDAVİYİ BELİRLEYEN; KRONİK HASTALIKLARIN KADERİMİZ OLMADIĞINI GÖSTEREN TEDAVİ MODALİTESİDİR.

    FONKSİYONEL TIP MODERN BATI TIBBININ KÜÇÜK ÇOCUĞUDUR ASLINDA ÇÜNKÜ HEM GELECEK İÇİN UMUT VAAT EDENİDİR, HEM DE AYNI HAYATI SORGULAMAYA BAŞLAYAN KÜÇÜK ÇOCUK GİBİ NEDEN ,NİÇİN, NASIL SORULARINI SORANDIR MODEN TIBBA

    FONKSİYONEL TIP BAKIŞ AÇISIYLA HASTAYI DEĞERLENDİRİRKEN HASTALIĞIN ADINI DEĞİL O BİREYE ÖZGÜ OLAN PATOLOJİNİN NEDENİNİ NİÇİNİNİ SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE SORGULANIR. HASTALIĞIN KÖKENİNE İNEBİLMEK İÇİN TIP FAKÜLTESİNİN DE KÖKLERİNE İNER VE FAKÜLTENİN İLK ÜÇ YILINDA ÖĞRENDİĞİMİZ FİZYOLOJİ, BİYOKİMYA, PATOLOJİ BİLGİLERİNDEN FAYDALANIRIZ Kİ HASTALIĞIN PATOFİZYOLOJİK SÜREÇLERİNİ YÖNETEREK BİYOKİMYASAL EKSİKLİKLERİNİ GİDEREREK HASTALIĞIN KÖKENİNE DAİR DEĞİŞİKLİKLER YAPARAK HASTALIĞI KÖKTEN ÇÖZME ŞANSI BULABİLELİM.

    KISACA ÖZETLEMEK GEREKİRSE FONKSİYONEL TIP KRONİK HASTALIKLARIMIZIN KADERİMİZ OLMADIĞINI GÖSTEREN BİREYE ÖZGÜ , KANITA DAYALI TIBBIN TA KENDİSİDİR .

    DÜNYADA YAKLAŞIK 25 YILDIR HASTALARINA BU BAKIŞ AÇISIYLA HİZMET VEREN BİNLERCE DOKTOR VE TEDAVİ OLMA ŞANSI KAZANMIŞ ÇOK SAYIDA HASTA VARDIR.

    FONKSİYONEL TIP HANGİ HASTALARA HİTAP EDEBİLİR?

    GÜNÜMÜZ MODERN TIBBI AKUT HASTALIK VE ACİL YAKLAŞIMLAR KONUSUNDA ÇOK YOL KATETMİŞ VE ÇOKTA BAŞARILI OLMUŞTUR.

    ANCAK GÜNÜMÜZDE ÇEVRESEL TOKSİNLER , GDOLU YİYECEKLER , SUNİ GÜBRELEME, KÖTÜ BESLENME ALIŞKANLIKLARI , ÇEVRESEL STRES KAYNAKLARININ ARTMASI ARTMIŞ ORTALAMA YAŞAM ÖMRÜ SONUCU ÇIĞ GİBİ BÜYÜYEN KRONİK HASTALIĞA SAHİP BİREYLERİN VE MEVCUT SAĞLIK HALİNİ KORUYARAK SAĞLIKLI YAŞ ALMAK İSTEYENLERİN UMUT IŞIĞIDIR FONKSİYONEL TIP.

    FAKAT BU İŞTE ELİMİZDE SİHİRLİ DEĞNEK YOK . KRONİK HASTALIKLARDAN KURTULMAMIZ İÇİN ZAMAN, SABIR VE EN ÖNEMLİSİ HASTA İŞBİRLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR ÇÜNKÜ SAĞLIĞA GİDEN HER YOLDA OLDUĞU GİBİ BESLENMENİN DÜZENLENMESİ VE YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ FONKSİYONEL TIP BAKIŞ AÇISISININ DA YAPITAŞLARINDANDIR.

  • Akupunktur tedavisi nedir ? Nasıl yapılır ?

    5000 YILLIK GEÇMİŞİ İLE AKUPUNKTUR GELENEKSEL AMA AYNI ZAMANDA BİLİMSEL BİR TEDAVİ YÖNTEMİDİR.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ NEDİR

    BATI TIBBININ MEKANİK BİR MAKİNE GİBİ GÖRDÜĞÜ İNSAN VÜCUDUNU AKUPUNKTUR RUH İLE BİRLİKTE DÜŞÜNÜR VE GÜNCEL TEDAVİLER İLE ÇÖZÜM BULMAKTA HATTA BAZEN HASTALIĞINI ANLAMAKTA ZORLANDIĞIMIZ HASTALARA YARDIMCI OLABİLMEKTEDİR.

    VÜCUDUMUZDA ARTER VEN VE LENFATİKLERİN HARİCİNDE KANALLAR OLDUĞU RADYOİZOTOP ENJEKSİYONLARI İLE GÖSTERİLMESİ İLE AKUPUNKTURDAKİ MERİDYEN KAVRAMI DAHA NET ANLAŞILMIŞ VE AKUPUNKTURUN BİLİMSEL ALANDA ELİNİ KUVVETLENDİRMİŞTİR.

    BU KANALLAR ETKİLEDİĞİ ORGANA SPESİFİK MERİDYENLER OLARAK İSİMLENDİRİLMİŞLERDİR. VÜCUDUMUZ 6 YİN 6 YANG (BUNLAR VÜCUDUMUZDA SİMETRİK OLARAK BULUNURLAR TOPLAMDA 24 ) BİR ÖN TOPLAYICI (REN) BİR ARKA TOPLAYICI (DU ) MERİDYENİ OLMAK ÜZERE TOPLAM 26 ANA MERİDYEN BULUNMAKTADIR. BUNLARIN HARİCİNDE EXTRA MERİDYENLERDE MEVCUTTUR.

    BU MERİDYENLERDE AKUPUNKTUR FELSEFESİNE GÖRE HAYAT ENERJİİSİ OLARAK ADLANDIRILAN CHİ DOLAŞMAKTADIR VE YİNE AKUPUNKTUR FELSEFESİNE GÖRE VAR OLAN HASTALIKLARA BU MERİDYENLERDEKİ TIKANIKLIKLAR YOL AÇMAKTADIR. AKUPUNKTUR NOKTALARI İSE BU MERİDYENLERDE YER ALAN DÜŞÜK ELEKTRODERMAL REZİSTANS GÖSTEREN (ELELKTRİK İLETKENLİĞİ YÜKSEK OLAN) ALANLARDIR. AKUPUNKTURUN TEMEL PRENSİPLERİ İÇERİSİNDE ENDOKRİN, LİMBİK VE OTONOM SİNİR SİSTEMLERİNİN DENGE İÇERİSİNDE ÇALIŞTIRILMASI YER ALMAKTADIR.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ NASIL YAPILIR

    STERİL TEK KULLANIMLIK ÇOK İNCE ÇELİK İĞNELER İLE MERİDYEN DE TIKANIKLIĞA SEBEP OLAN NOKTALAR ÇEŞİTLİ MUAYENE YÖNTEMLERİ İLE BULUNUR VE O NOKTALARA İĞNELENEREK HASTA SESSİZ SAKİN BİR ODADA 20-30 DAKİKA BEKLETİLİR VE ARDINDAN İĞNELER ÇIKARTILIR SONRASINDA HASTA VE HASTALIĞA BAĞLI OLARAK AKUPUNKTUR YAPAN HEKİM TARAFINDAN GEREKLİ GÖRÜLÜRSE KULAĞA BİR HAFTAYA KADAR KALABİLEN KALICI İĞNELER TAKILIR.

    HASTAYA VE HASTALIĞINA BAĞLI DEĞİŞMEKLE BİRLİKTE AKUPUNTUR TEDAVİSİ ORTALAMA 8-10 SEANS YAPLMAKTADIR.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİNİN ETKİLERİ WHO (DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ) TARAFINDAN KABUL EDİLEN BİR TAMAMLAYICI TEDAVİ ŞEKLİDİR.

    AKUPUNKTUR HANGİ HASTALIKLAR VE DURUMLARDA KULLANILIR

    KİLO VERME

    SİGARA BIRAKMA

    MİGREN

    DEPRESYON

    SİNDİRİM DÜZENSİZLİKLERİ

    UYKU BOZUKLUKLARI

    ALLERJİ

    SINAV STRESİ

    PANİK ATAK

    FASİAL PARALİZİ (YUZ FELCİ İLK ÜÇ AY)

    TİNNİTUS (KULAK ÇINLAMASI)

    ÜRTİKER EGZEMA

    ALLERJİK RİNİT

    ASTIM

    SİNÜZİT

    GEBELİK BULANTISI

    MENOPOZ SEMPTOMLARI

    KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ SONRASI (BULANTI, HALSZİLİK, BİTKİNLİK)

    LAKTASYON AZLIĞI (EMZİRME DÖNEMİNDE SÜT AZLIĞI)

    İNFERTRİLİTE(KISIRLIK ) ORGANİK SEBEBE BAĞLI OLMAYAN

  • Sağlıklı yaşam için basit ve altın değerinde öneriler!!

    ~~Basit önlemlerin sağlığınıza çok büyük olumlu katkı sağlayacağını daima hatırda tutun. Bu basit önlemlerin devamlılık arzetmesi de bir o kadar önemlidir. Şikayet olmasa bile zamanında yapılan bazı testlerin çok önemli hastalıkların engellenmesi için sizi ve doktorunuzu harekete geçireceğini biliniz.

    Bu basit hatırlatmaları bu amaca hizmet etmesi için yapıyorum.

    Yeteri kadar su içmeyi ihmal etmeyin, yeterli kan dolaşımı ve toksik maddelerin atılması için gereklidir.

    Tuzu fazla tüketmeyin tansiyon yüksekliği ve erken kalp yetmezliği için davetiye çıkarmış olursunuz.

    Kırmızı eti fazla tüketmeyin , protein yükü nedeni ile böbreklerinize zarar vermiş olursunuz.

    Şekeri ve beyaz unlu gıdaları fazla tüketmeyin şeker hastalığına davetiye çıkarmış olursunuz.

    Günlük yaşamınıza yaşınıza uygun egzersizleri mutlaka koyun ; yürüme , yüzme , koşma , bisiklet, salon sporları , kondisyon merkezleri , taşıta binme oranını azaltma, gibi.

    Uyku saatlerinizi ve süresini mümkün olduğu kadar değiştirmemeye bakın. Daha zinde hissedersiniz. Ayrıca az uyku ve periyodu değişen uykunun Alzheimer için tetikleyici olduğu gösterildi.

    Camlar ile değil daha çok canlar ile yüzyüze gelmeye çalışın ( anne, baba, kardeş, arkadaş, eş, sevgili, öğretmen, ..)

    Kan seviyesi düşüklüğü varsa mutlaka sebebini bulana ve tedavi olana kadar doktora gidin.

    Herşeye rağmen şekeriniz varsa, diyet ve ilaç ile mutlaka kontrol altında olmasını sağlayın, aksi halde uzun ve kısa vadede riskler sizi bekliyor. Göz, kalp, böbrek, sinir hastalıkları gibi

    Tansiyonunuz var ise mutlaka kontrollarınızı yaptırın tansiyonunuzu normal sınırlarda olmasını sağlayın size uygun mutlaka uygun ilaç vardır. Aksi halde erken kalp yetmezliği olacak, damarlarda kanama ve tıkanma hastalıkları baş gösterecektir.

    Kolesterolunuz yüksek ise bana bir şey olmaz demeyin diyet ile, yetmez ise ilaç ile kontrol altına alınız. Aksihalde damar tıkanması, felç, karaciğer yağlanması riskleri var.

    Mutlaka sigara içmeyin, içiyorsanız akciğer kontrolleri yaptırmayı ihmal etmeyin ( 2-3 yıl ara ile muayene ve akciğer grafisi gibi )

    Alkol kullanmayın kullanıyorsanız karaciğer tetkiklerini ve karaciğer ultrasonunu ihmal etmeyin.

    Hiç şikayetiniz olmasa bile 55 yaş cıvarında kolonoskopiyi tarama amaçlı yaptırmayı ihmal etmeyin.

    Erkeklerin 55 yaşından sonra prostat muayenesi olmayı ve PSA testini ihmal etmemesi gerekir.

    Kadınların meme muayenesi ve meme ultrasonu, jinekolojik muayene, PAP smear yaptırması ihmal edilmemelidir.

    İzah edemediğiniz kilo alma ve kilo verme durumlarında işler galiba yolunda gitmiyor deyiniz ve sebebini anlamaya çalışınız, önlem alınız

    Anne, baba, kardeşlerde genetik hastalık varsa acaba bende de varmı diye tarama testi yaptırmanız gerekli olabilir

    Hastalık / hastalıklarınız sebebi ile kullanmakta olduğunuz ilaçlarınızın sayısı artmaya başladı ise 6,7,8, ..10 gibi Uzman hekiminiz ile bu ilaçlarınızı süre, doz, gereklilik, yan etki, etkileşim açısından konuşunuz. Belki bazılarını kesmeyi düşünebilir.

    Hastalık ilerledikten sonra en yeni en güncel en güçlü ilaçların bile sağlığınızı geri getirmeyebileceğini unutmayın

    Yerine göre tıpta her geçen gün kullanımı artmakla birlikte hiçbir yapay doku, organ vücudumuzdaki doğal doku ve organın tutmaz

    Organ nakilleri hayat kurtarıcı olabilir ama sizin durumunuz buna uygun olmayabilir, vaktiniz olmayabilir, organ bulunamayabilir.

    İlaç tedavileri tıbbi hizmet sunumunun çok önemli bir kısmını oluşturmaktadır ve çok önemlidir. Ama doğru ilacı/ilaçları, doğru dozlarda, doğru sürede kullanma imkanını bulan ve kararlılıkla sürdüren hasta sayısı sanıldığı kadar fazla değildir.

    Çok başarılı cerrahlarımız vardır, çok başarılı operasyonlar yapmaktadırlar Ama bilin ki ameliyat ne kadar büyük ise riski de o kadar büyüktür. Önemli olan hastalık büyük boyutlara ulaşmadan tedavisini yada ameliyatını yaptırmaktır.

    Değerli okuyucular 30 yıllık iç hastalıkları uzmanlık deneyimim koruyucu hekimlik adına bu bilgileri sizinle paylaşma ihtiyacını bana telkin etti. Umarım faydalı olur.

  • Lenfomayı tanıyor muyuz ?

    Lenfoma lenfositlerin oluşturduğu bir kanser tipidir. Lenf dokusunun habis tümörüne verilen genel bir isimdir. Kanser ya normal hücrelerin hızla çoğalması veya normal lenfositlere göre daha uzun süre yaşamaları ile oluşur. Malign lenfoid hücreler de normal lenfositler gibi lenf düğümü, dalak, kemik iliği, kan ve diğer organlarda çoğalır. Lenfoma; Hodgkin lenfoma ve Hodgkin dışı lenfoma adı altında iki büyük gruba ayrılır.

    HODGKİN LENFOMA (HL) :

    İlk kez tarif eden Thomas Hodgkin`in adı ile anılan hastalıktır. Hodgkin lenfomanın nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Her yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte daha çok genç erişkinlerde görülür. Erkeklerde daha sık ortaya çıkar. Bulaşıcı bir hastalık değildir. Kombine kemoterapi ile şifa elde edilebilen ilk habis hastalıktır.

    HODGKİN DIŞI LENFOMA (HDL) :

    Bu başlık altında lenfatik sistemi etkileyen yakından ilişkili bir grup hastalık toplanır. Bu hastalık anormal B lenfositlerden kaynaklanan B hücreli lenfomalar ve anormal T lenfositlerden kaynaklanan T hücreli lenfomalar olarak 2 gruba ayrılır. B hücreli lenfomalar daha sık ortaya çıkar. Hastalık lenf düğümlerinde, dalak gibi lenfoid dokularda ortaya çıkabilir veya mide, barsak gibi organlardaki lenf dokusundan kaynaklanabilir. Malign lenfoid hücreler kan ve lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer kısımlarına da yayılabilir. Son yıllarda HDL sıklığı artmaktadır, ancak bu artışın nedeni bilinmemektedir.

    Lenf Kanseri, Lenfoma Belirtileri ve Tedavisi

    İlerleyen yaşla birlikte toplumda görülme sıklığı artan lenf kanseri, erkek ve kadınları eşit oranda etkileyen bir hastalıktır. Lenfoma, farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Lenfoma belirtileri arasında yer alan; uzun süre geçmeyen grip, astımı anımsatan kuru öksürük, bademciklerden birinin şişmesi mutlaka dikkate alınması gereken noktalardır.

    Lenfoma tedavisinde, son yıllarda artan risk faktörlerine ve hastalığın görülme oranlarındaki yükselişe rağmen, oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. Lenfoma, ilaçlara ve ilik nakline iyi yanıt veren bir kanser türüdür. Başarı oranları günümüz tedavileri ile bazı lenfoma alt tiplerinde yüzde 90’ların üzerine çıkabilmektedir. Tedaviye yanıt alınamayan durumlarda ise “akıllı ilaç” olarak tabir edilen, yalnızca kanser hücresini hedefleyen özel ilaçların yanı sıra; kök hücre nakli de lenfoma hastalığının kontrolü için önemi seçenekler arasında yer almaktadır.

    Lenf Kanseri Lenfoma Nedir?

    Kan kanserleri, kanın üretildiği yer olan kemik iliğinden kaynaklanan veya kan kaynaklı bütün kanserlerle eş anlamlı olarak kullanılan bir ifadedir. Lenfoma kan kanserlerinin yüzde 50’sini oluşturmaktadır. Lenfoma; Hodgkin Lenfoma ve Non Hodgkin Lenfoma adında ikiye ayrılır. Non Hodgkin Lenfomalar diğerine göre yaklaşık 8 kat daha fazla görülmektedir.

    Lenfoma kanserinin iki önemli çeşidinin de alt tipleri bulunmaktadır. Non Hodgkin lenfomanın en az 40-50 alt tipi vardır. Hodgkin lenfomanın ise 6-8 alt tipinden söz edilebilir. Bunların hepsinin klinik seyirleri, tedaviye cevapları, tedavilerinde kullanılan ilaçlar birbirinden farklıdır. Bu nedenle lenfoma teşhisi konulduktan sonra hastalığın hangi alt tip olduğunun da doğru bir şekilde saptanması gerekir. Bu doğrultuda lenfoma tedavisinde en iyi hastane arayışı oldukça önemli hale gelir. Deneyimli ve uzman kadrolara sahip onkoloji merkezlerine sahip olan hastaneler tercih edilmelidir.

    Lenf Kanseri Lenfoma Belirtileri :

    Lenfoma belirtisi deyince ilk akla gelen, genellikle hastanın vücudunda büyüyen bir kitleyi fark etmiş olmasıdır. Bu kitle bazı bölgelere basınç yapabilir. Lenf kanseri, kendini klinik belirti olarak daha çok “lenf bezi” denilen bezelerin patolojik olarak büyümesiyle gösterir. Çünkü tümör kitlesinin büyüdüğü yer, ağırlıklı olarak lenf bezleridir. Bu yüzden de hastaların çok büyük bir kısmı boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde lenf bezlerinin büyüdüğünü fark ederek hastaneye gelir. Lenfoma belirtilerinden biri de hastanın bağışıklık sistemi yeterli çalışmadığı için grip benzeri bulgular gösterebilmesidir. Grip, başlangıcından itibaren en fazla bir hafta içinde iyileşmesi beklenen bir hastalıktır. Bunun yanı sıra sinüzit, akciğer enfeksiyonları oluştuğunda ise süre uzayabilir. Ancak haftalarca süren ve enfeksiyon tablosunun ağırlaşması gibi durumlar görülüyorsa mutlaka bir uzman görüşü alınmalıdır.

    İlk şikayet çoğu kez boyunda ortaya çıkan ağrısız bir şişliğin fark edilmesi şeklindedir. Hodgkin lenfomada bu şişlik özellikle solda köprücük kemiği üzerinde yerleşimlidir. Koltuk altı ve kasıktaki lenf düğümü bölgelerinde de büyüme olabilir. Az sayıda hastada ise lenf düğümü büyümesinin yaygın olduğu görülür. Göğüs kafesi içinde ya da karın boşluğu içindeki lenf düğümlerinde de büyüme olabilir. Bunlar bası nedeni olacak büyük kitleler oluşturuyorsa nefes darlığı, yüzde ve boyunda şişme ya da karında şişlik, ele gelen kitle, karın ağrısı olması gibi şikayetlere yol açarlar. Fizik muayenede karaciğer ya da dalak büyüklüğü saptanabilir. Hastalık lenf düğümü dışındaki dokuları da tutabilir. Akciğer, karaciğer, kemik, kemik iliği tutulumu en sık lenf düğümü dışı tutulum yerleridir. Lenf düğümü dışı tutulum olması ekstranodal hastalık olarak adlandırılır. Başlangıçta vakaların % 5- 10 unda ekstranodal tutulum olabilir. Hastaların bir kısmında lenfomaya bağlı olarak ortaya çıkan ve sistemik semptomlar olarak değerlendirilen bulgular olabilir. Bunlar ateş, gece terlemesi, son 6 ayda vücut ağırlığının % 10 undan fazla kilo kaybı olmasıdır. Ateşin nedeni bir infeksiyon değildir. Sistemik semptomlar bu hastalıklara özgü değildir. Hodgkin lenfomada kaşıntı da olabilir. Hodgkin lenfomada hasta alkol alınınca büyümüş lenf düğümlerinde ağrı olduğunun ifade edebilir. Bademciklerin tutulumu Hodgkin dışı lenfomada daha sık olmaktadır. Lenfomalı hastaların az bir kısmında fizik muayenede büyümüş bir lenfadenomegali bulunmaz.

    Lenfomanın belirtileri; alerjik öksürük, astım atakları ve sinüzit şeklinde de ortaya çıkabilir. Çünkü lenfomadaki belirti ve bulguların hiçbiri, yalnızca hastalığa özgü değildir. Birçok başka hastalıkta da aynı belirtiler olabilir. Bazen lenf kanserinin belirtisi kendisini romatizmal hastalıklara benzer şekilde de gösterebilir. Hasta romatizmal hastalık şikayetleri hastaneye başvurabilir ve yapılan araştırmalar ile durum ortaya çıkabilir. Kısaca lenfoma, her hastalığı taklit edebilmektedir. Bu nedenle lenfoma belirtileri önemsenmelidir.

    Lenf kanseri belirtilerinden biri de bademciklerin her ikisinin de şişmesinden çok ikisinden birinin büyümesidir. Asimetrik bir büyümenin lenfoma olma riski daha yüksektir. Bademcik aslında lenfoid bir dokudur. Lenf bezi gibi o da ağzın iç kısmında, boğaz bölümünde yer alan lenfoid doku ve bu sistemin bir organıdır. Orada o bölgeyi tutup büyümeye yol açabilir. Bademciklerin büyümesi öncelikle bir enfeksiyonu düşündürdüğü için hastaya enfeksiyon tedavisi verilmektedir. Beklenen, örneğin 10 günlük bir süreçte ilaç kullanıldığı halde herhangi bir iyileşme görülmüyorsa, o zaman altta yatan başka nedenler araştırılmalıdır.

    LENFOMANIN KESİN TEŞHİSİ BİYOPSİ :

    Bazı lenfoma çeşitleri çok hızlı ve agresif bir karakter gösterirken, bazıları da yıllarca süren sessiz ve yavaş bir seyir (indolent) sergilerler. Yavaş seyir gösteren lenfomalar zaman içinde karakter değiştirebilir, daha hızlı bir klinik izleyebilir. Lenfoma tanısı esas olarak hastalıklı dokunun çıkartılması ve patolojik olarak incelenmesi ile konur. Kan tetkikleri veya görüntüleme yöntemleri lenfoma tanısını koyduramazlar fakat hastalığın karakteri ve vücutta yayılımı hakkında detaylı bilgi verirler.”

    KEMOTERAPİ VE KÖK HÜCRE NAKLİ İLE TEDAVİ :

    Lenfomanın tedavisinde kemoterapi ve kök hücre nakli gibi yöntemler kullanılıyor. Tedavi yöntemleri çeşitlerine göre farklılık göstermekle birlikte lenfoma tedavisi mümkün olan bir hastalık. Ancak her hastalıkta olduğu gibi erken teşhis lenfoma tedavisinde de büyük önem taşıyor. Hodgkin lenfomaların 1. ve 2. evresinde 5 yıllık sağlıklı yaşam süresi yüzde 80, 3. ve 4. evrede ise yüzde 60 civarında. Non-hodgkin lenfomalarda ise kurtuluş oranları hastalığın çeşidine göre değişiyor ve yüzde 60’a yakını tamamen kurtulabiliyor. Tedaviye yanıtsız hastaların ise yüzde 30’a yakını yüksek doz kemoterapi ve hastanın kendisinden toplanan kök hücre nakliyle kurtulabiliyor. Ayrıca son 10 yılda geliştirilen birçok yeni ilaç sayesinde tedavinin başarısında gelecek vadeden sonuçlar bekleniyor.

  • Ankilozan spondilit sinsi ilerliyor

    Özellikle omurgayı etkileyen kronik, ilerleyici, ağrılı sebebi bilinmeyen romatizmal bir hastalık olan Ankilozan spondilitin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilinmesi gerekenleri şöyle anlatabilirim. Öncelikle;

    Ankilozan Spondilit Nedir?

    Ankilozan spondilit (AS), çoğunlukla genç yaşlarda ortaya çıkan ve esas olarak omurgayı ve omurganın son kısmı ile leğen kemikleri arasında yer alan sakroiliyak eklemleri etkileyen inflamatuvar (iltihaplı) bir romatizmadır.

    Görülme sıklığı genellikle % 0.1-1.4 arasında değişir. Ülkemizdeki her 1.000 kişiden 5’inde (%0.5 sıklıkta) AS olduğu tahmin edilmektedir

    AS’nin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak hastalığın ortaya çıkışında genetiğin önemli rolü olduğuna inanılmaktadır. AS’li çoğu hasta HLA-B27 olarak adlandırılan bir gene sahiptir. AS’ye genetik olarak yatkın kişilerde çevresel bir faktörün tetikleyici etkisiyle bağışıklık sisteminin aşırı miktarda çalışması ve vücudun kendisine zarar vermesi sonucunda hastalık ortaya çıkabilmektedir.

    Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

    Bu hastalığın en önemli belirtisi inflamatuar karakterde bel ağrısıdır. Bu ağrının özellikleri şöyledir:

    Kırk yaştan önce başlaması,

    Sinsi başlangıç göstermesi,

    Üç ay veya daha uzun sürmesi,

    Dinlenmeyle, özellikle gecenin 2. yarısında veya sabaha karşı ortaya çıkması ve hareketle azalması,

    Yarım saatten daha uzun süren sabah tutukluğunun/katılığının olması,

    Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) olarak bilinen kortizon olmayan anti-inflamatuvar ilaçlara çok iyi yanıt vermesidir.

    Ankilozan Spondilitin Vücutta Etki Mekanizması

    AS’de kas-iskelet sistemindeki belirtiler dışında;

    Tekrarlayıcı ön üveit atakları (gözde kızarıklık ve ağrı),

    Ağız içerisinde aftlar (ortası beyaz kenarı kızarık ufak yaralar),

    Çeşitli deri bulguları (sedef, eritema nodosum),

    İltihaplı bağırsak hastalığı (Crohn hastalığı veya ülseratif kolit) nedeniyle uzun süren kanlı ishal ve karın ağrısı gelişebilir.

    Çok nadiren aort (en büyük atardamar) kapağında inflamasyon ve aort yetmezliği ve kalpte iletim bozuklukları ortaya çıkabilir.

    Merhum Mete Işıkara’nın da hastalığı olarak bildiğimiz bu hastalıkta tedavi yaklaşımı nasıl olmalıdır?

    AS, ömür boyu devam eden bir hastalıktır. Kesin tedavisi yoktur ama eldeki tedavi seçenekleri ve düzenli egzersizlerle çoğu hastada iyi bir yaşam kalitesi sağlanır.

    İlaç Tedavisi

    Nonsteroid Antiinflamatuvar İlaçlar Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) Çeşitli kas iskelet sistemi hastalıklarında kullanılan kortizon olmayan anti-inflamatuvar ilaçlardır (indometazin, diklofenak, naproksen, etodolak, meloksikam vb). Halk arasında yaygın olarak ağrı kesici olarak bilinen bu ilaçlar yalnız ağrıyı ve tutukluğu gidermekle kalmaz, aynı zamanda romatizmal inflamasyonu (iltihabı) da baskılarlar; hastaların %60-70’inde oldukça etkili olurlar. Bu ilaçlara karşı yanıtsızlık olduğu sonucuna varmadan önce, en az 2 veya 3 farklı NSAİ ilacı, en az 3-7 gün süreyle ve tolere edilebilen anti-inflamatuvar dozda (yüksek dozda) kullanmak gerekir. Önemli bir başka konu da; yakınmalar devam ettiği sürece bu ilaçları kullanma gerekliliğidir. Bu süre hastalığın durumuna göre farklılıklar gösterebilmektedir. Öte yandan son yıllarda yapılan sınırlı sayıdaki araştırmanın sonuçları, bu ilaçların hastalığın ilerleyişini yavaşlatabileceğine işaret etmektedir

    Hastalık Modifiye Edici (2. Grup) İlaçlar

    Periferik eklemlerde artriti(şişlik) olanlarda veya etkin dozda ve yeterli sürede NSAİİ tedavisine yanıt vermeyen omurga ve sakroiliyak eklem tutulumlu hastalarda ya da iltihaplı bağırsak hastalığı, sedef romatizması olanlarda; salazopirin ve haftalık düşük doz metotreksat gibi hastalık modifiye edici ilaçlar kullanılabilir.

    Biyolojik Tedaviler:

    Son zamanlarda tedaviye giren biyolojik ilaçlar içinde yer alan TNF blokerleri (adalimumab, etanersept, infliksimab, golimumab ve sekukinumab), AS tedavisinde son derece etkili olan ilaçlardır. Biyolojik tedaviler hastalık aktivitesinin baskılanmasında, fonksiyonel durumun ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde çok etkili ilaçlardır. Etkin dozda ve yeterli sürede NSAİİ tedavisine yanıt vermeyen AS’li hastalarda kullanılırlar. Periferik artriti olan hastalarda biyolojik tedavi öncesi genellikle salazopirin ve metotreksat gibi ilaçlar denenir. Biyolojik ilaçların kullanımı sırasında infeksiyonlara, özellikle tüberküloza yatkınlık artabilir. Bu nedenle bu ilaçların, sadece gereken durumlarda ve dikkatli bir şekilde kullanılmaları gerekir. Biyolojik ilaçlarla tedavi öncesi akciğer grafisi çekilmesi ve tüberkülin deri testi yapılması gerekmektedir. Bu şekilde değerlendirilen ve gerektiğinde koruyucu tedavi uygulanan hastalarda tüberküloz riskinden korunma sağlanmaktadır.

    Ankilozan Spondilitte egzersiz tedavinin en önemli parçalarından biridir. Düzenli olarak yapıldığında hareket kısıtlılığının gelişmesini yavaşlatır ve postürün korunmasına yardım eder. NSAİİ’ler ağrıyı ve hareket kısıtlılığını azaltarak, günlük egzersizlerin daha rahat yapılmasını sağlar.

    Bu hastalıkta cerrahinin yerini şöyle açıklayabilirim; ciddi seyirli AS’de, özellikle kalça ve diz gibi büyük eklemlerde protez gerekebilir. Omurganın ileri düzeydeki öne doğru eğilmelerinde, cerrahi düzeltme gerekebilir ama riskli olması nedeniyle sadece bazı hastalarda uygulanabilmektedir.

    Ağrılı bir hastalık genellikle başka hastalıklarla karıştırılmaktadır. Hastaların çoğunda ilk başvuru yakınması olan inflamatuvar bel ağrısının tanınması, AS tanısındaki en önemli ipucudur. Bel ağrısı, en sık doktora başvuru nedenlerinden biridir; sıklıkla birkaç gün içerisinde düzelebilen mekanik nedenlerden kaynaklanır. Ancak çoğu kez gereksiz yere çekilen bel MR’ları hastaların yanlışlıkla “bel fıtığı tanısı almalarına neden olmaktadır. Çünkü, bel fıtığı olmayan kişilerde çekilen bel MR’larının önemli bir bölümünde bile bel fıtığı ile uyumlu görünümler saptanabilmektedir. Bu yüzden yukarıda bahsettiğimiz özellikte yani; genç yaşta başlayan, 3 aydan uzun süren, sabahları daha kötüleşen, sabahları tutukluk yapan bel ağrısı varsa bir Romatoloji uzmanına muayene olmakta fayda var.

    Hastalar yaşam kalitelerini arttırmaları için, düzenli doktor kontrolüne giderek uygun tedavinin alınması, egzersizleri aksatmadan düzenli yapılması ve son olarak sigara içilmemesini öneririz.

  • Ercp nedir?

    ERCP (Endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi) safra yolları ve pankreas kanalının görüntülenerek bu bölgelerin hastalıklarında tanısal ve tedavi edici işlemlere olanak sağlayan bir yöntemdir. İşlem ucunda kamera ve ışık kaynağı bulunan, kıvrılabilen uzun bir tüp şeklindeki alet ile yapılmaktadır.

    Bazı pankreas ve safra yolu hastalıklarının tedavisinde ERCP yapılması gerekmektedir. İşlem anestezi ile uyutularak yapılır. Anestezi uygulanması hastanın ağrı sancı hissetmesini engelleyerek hasta ve işlem konforunu arttırır.

    ERCP ne için yapılır?

    ​Safrayollları taşlarında, safrayolunun iyi huylu ve kötü huylu sebeplere bağlı darlıklarında, cerrahi sonrası gelişen safra yolu kaçaklarında, koledok kisti ve kist hidatik gibi hastalıklarda, bilier pankreatit, oddi sfinkter disfonksiyonu, pankreas divisum, safra yolu parazitleri gibi durumlarda ERCP tedavi edici işlem olarak uygulanır. ERCP ile safra yollarındaki taşlar kırılarak veya bütün halinde çıkarılır. Safra yolu darlıklarında ve safra kaçaklarında stent uygulaması ERCP ile yapılabilir.

    ERCP için nasıl bir hazırlık gerekir?

    ​ERCP işlemi için midenizin boş olması gerekir. Bunu sağlamak için en az 8 saat bir şey yemiş veya içmemiş olmanız gerekmektedir. Önemli ilaçlarınızı doktorunuzla konuşarak işlem sabahı içebilirsiniz. Önemli bir hastalığınız varsa, anestezik maddelere veya işlemde kullanılan kontrast maddeye allerjiniz varsa doktorunuzla paylaşmalısınız. Aspirin, coumadin veya plavix gibi kan sulandırıcı ilaçları kullanıyorsanız işlemden önce bunu bizimle paylaşmalısınız. İşlemde anestezi uygulanacağı için işlem sonrası araç kullanmamanız gerekmektedir. Değerli eşyalarınızı, gözlüklerinizi, çıkabilen takma dişlerinizi ve lenslerinizi işlem odasına girmeden çıkarmalısınız.

    ERCP işlemi nasıl yapılır?

    ​İşlem öncesi damar yolundan anestezik maddeler verilerek uyutulacaksınız. Anestezinin etkisiyle işlem boyunca uyuyor olacaksinız. İşlem boyunca yüzüstü yatacaksınız ve ağızdan ERCP için endoskopik alet yutturulacak. (İşlem sırasında nefes alma işlemine engel olunmamaktadır, kendi soluk alıp vermeniz devam etmektedir). İşlem 20-60 dakika kadar sürebilir.

    ERCP işlemi sırasında neler yapılabilir?

    ​Safra yollarında taş veya tıkanıklık görülürse yada doktor gerekli görürse safra yollarının bağırsağınıza açıldığı bölge genişletilebilir. Bu işleme sfinkterotomi denmektedir. Ayrıca safra yollarındaki taşlar balon ile veya kırılarak çıkarılmaya çalışılır. Metal veya plastikten yapılmış stentler safra akışının sağlanması için safra yollarına yerleştirilebilir.

    ERCP işlemi sonrası ne yapılır?

    ​ERCP işlemi sonrası anestezik maddenin etkisi geçene kadar gözlem altında tutulacaksınız. İşlem sonrası ancak doktorunuz onayladıktan sonra yemek yiyebilirsiniz.

    ERCP işlemi sonrası ne tür istenmeyen etkiler (komplikasyonlar) gözlenebilir?

    ​ERCP işlemi genellikle güvenli bir işlemdir fakat bazı komplikasyon riskleri mevcuttur.ERCP işlemi genellikle güvenli bir işlemdir fakat bazı komplikasyon riskleri mevcuttur. İşlem sonrası karın ağrısı, ateş, titreme, bulantı, kusma, kanama, gaytanın siyah olması, safra yollarının ve safra kesesinin iltihabı, pankreas organının iltihabı, bağırsak delinmesi gibi istenmeyen etkiler nadir olarak görülebilmektedir.

    ​Endoskopi cihazı ve yöntemleri kullanılarak, birçok hastalığın tedavisi ameliyata gerek kalmadan ERCP ile yapılmaktadır. Günümüz şartlarında uygun analjezi ve sedasyonla, anestezi uygulanarak hasta konforu yükseltilerek yapılabilen bir işlemdir

  • Kolon kanseri (kalın bağırsak kanseri)

    Kolon kanseri erkek ve bayanlarda kanserden ölümlerde ikinci sırada yer almaktadır.

    Kolon kanseri bağırsak boşluğuna doğru çıkıntı yapan polip olarak adlandırılan yapılardan kaynaklanmaktadır.

    Kolon kanseri riski beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve genetik faktörlerle ilişkilidir.

    Yaşın ilerlemesi ve aile hikayesi kolon kanseri riskini artırmaktadır. 50 yaş ve üzerinde kolon kanseri sıklığı belirgin olarak artmaktadır.

    Elde edilen son verilerde kolon kanseri görülme sıklığının 50 yaş altı kişilerde de arttığını göstermiştir.

    Crohn ve ülseratif kolit gibi iltihabi bağırsak hastalıklarında kolon kanseri riski artmıştır. Bu hastalarında düzenli kolonoskopi takiplerinin yapılması gerekmektedir.

    Erken kolon kanseri olan birçok hastada herhangi bir belirti görülmemektedir. Hastaların birçoğunda aile hikayesi yoktur. Birçok hasta ileri evrelerde başvurmakta ve hastalıktan ölüm oranları artmaktadır.

    Kolon kanseri öncülleri adenom içeren polipler olarak kabul edilmektedir. Saptanan adenomatöz poliplerin çıkarılmasından sonra ve tedavi edilen kolon kanseri hastalarının düzenli aralıklarla kolonoskopi kontrolleri yapılmalıdır.

    50 yaşında ve sonraki her 10 yılda bir ek bir risk faktörü olmayan sağlıklı kişilerde kolon kanseri taraması için kolonoskopi yapılmalıdır. Ailesinde kolon kanseri veya adenomatöz polip olan bireylerin kolon kanseri taraması için kolonoskopi incelemesi daha erken yaşlarda başlatılmalı ve daha sık aralıklarla tekrarlanmalıdır.

    Kolon kanseri için taramanızı yaptırın. Gastroenteroloji doktorunuzla görüşün.