Etiket: Hasta

  • Bel ve boyun fıtığı

    Boyun ve Bel Fıtığında Akupunktur
    Bu hastalıklar “Lokomotor Sistem” dediğimiz “Haraket Sistemi” hastalıklarından en çok rastlanılanlardır. Çünkü gelişen teknoloji ve buna bağlı hareketsiz yaşam tarzları boyun, sırt ve bel adelelerinde zayıflamaya yol açmakta ve bununla beraber karın kaslarının gevşekliği, alınan fazla kilolar ve fiziksel zorlamalarla bel ve boyun fıtığı vakalarına sıkça rastlanmaktadır.
    “Fıtık” nasıl oluşur? Önce bu sorunun yanıtını verelim:
    Diskler, omurların arasını dolduran, adeta bir “amortisör” görevini gören yastıkçıklardır. İçeriklerinde yapısal destek elemanları ( kollagen lifler, su, proteoglikan v.s.) bulunur. Yaşın ilerlemesiyle, travma ve fiziksel zorlamalarla bu yastıkçıklarda arkaya doğru çeşitli yönlerde taşmalar olur. Bu taşmalar belirli sınırları geçerse çevrelerinde bulunan sinir köklerine baskı yaparak o sinirin uzantıları boyunca yayılan ağrı, his kaybı gibi bulgulara yol açarlar.
    Reflekslerde zayıflama ve kayıp da olabilir. Bu problemler boyun kaynaklı ise enseye, sırta ve kollara yayılan ağrılar ya da his azalması, bel kaynaklı ise genelde siyatik ağrısı diye adlandırılan, uyluğa, dize, bacak ve topuğa, ayak parmak larına yayılan ağrı ve his kayıpları oluşur. Ağrı, genelde devamlı olmakla beraber hapşırma, gülme, nefes alma, ayakta sabit durma ve uzun süre oturma ile artar, yatak istirahati ile azalır.
    Akupunkturun, bu tip – yani “Hareket Sistemi” ile ilgili hastalıklarda, sadece ağrıyı gidermeğe yönelik semptomatik bir tedavi şekli olarak düşünülmemesi gerekir.Yapılan işlem; ağrıyı oluşturan sebebi tedavi etmektir. Konu bel ve boyun fıtığı ise ve hasta iyi seçilmişse ilaç tedavisi ve cerrahi yöntem kullanmaksızın, sadece akupunktur tedavisi ile kalıcı şifa sağlanabilir.
    Şimdi bunun nasıl olabildiğini açıklayalım:
    İnsan vücudu, bir çok biyokimyasal maddeyi üreten bir ilaç fabrikasına benzetilebilir. Ağızdan vücuda giren besinleri (hammaddeler) bir çok işlemden geçirerek çoğaltır, depo eder ve gerektiğinde salgılar. İşte vücutta bulunan bu ilaçlar akupunktur yöntemi ile vücudun ihtiyaç duyduğu kadar ve yan etki içermeden vücuda salgılatılır. Bununla birlikte ağızdan alınan yapay ilaçlarda, vücuda gerekli olan dozu ayarlamak kolay değildir. Ayrıca bu ilaçların yan etkileri bazen vücudun farklı organ ve sistemlerine zarar verebilir. Örneğin; hastanın bel ağrısını geçirelim derken ilaçlar neticesinde -hiç istemediğimiz halde- midesine zarar verebiliriz. Kısaca vücuttaki o hassas dengeyi bozabiliriz.Akupunktur ise tam tersine dengeleri kurar. Bel ve boyun fıtığında klasik tıptaki yaklaşımlar şunlardır:

    • Cerrahi girişim
    • Koruyucu tedavi (İlaç tedavisi ile Fizik tedavi ve Rehabilitasyon)

    Şimdi akupunktur bel ve boyun fıtığı tedavisinde üçüncü bir yöntem olarak tüm dünyada saygın bir yer edinmiştir.
    Bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunkturun mekanizması bakın nasıl işler?

    • Vücut ve kulak akupunkturu veya sadece kulak akupunkturu ile vücuttaki depo kortizon çıkışı sayesinde fıtık bölgesindeki ödemi çözer. Baskıyı rahatlattığı için de ağrıyı büyük ölçüde azaltır.
    • İlk seansta önce ağrı giderici etki kendini gösterir, hastanın ağrısı azalır. Sonraki seanslarda da artık tedavi edici etki kendini gösterir ve fıtık anatomik olarak gerilemeye başlar. Bu safhada biokimyasal-biofiziksel süreç işletilir. Omurga çevresi (paravertebral) kaslar kuvvetlenir, duruş (postür) düzelir. Bölgesel olarak kan dolaşımı artar ve tamir mekanizması işlemeye başlar. Diski oluşturan yapılardaki dejenerasyon (bozulma) durur ve bu yapısal elemanlar yenilenmeye başlar.
    • Vücudun “Bağışıklık Sistemi” güçlenir. Bu etki daha çok allerjik hastalıkların tedavisinde açık bir şekilde gözükür (Allerjik astım, bronşit, sinüzit v.s.). Bu şekilde paravertebral kasların kuvvetlenmesi sonucunda öncelikle hastanın duruşu düzelir. Yana eğik ve ya kambur duran hasta dikleşir. Bu kasların kuvvetlenmesi aynı zamanda fıtık materyalinin geriye dönmesine de yardımcı olur. Hastaya verilen bazı germe egzersizleri de bu safha da çok önemlidir.

    Şunu özellikle belirtmek gerekir ki; akupunktur tedavisi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Kesin yatak istirahatine ihtiyaç göstermez. Böylece iş gücü kaybı önlenir. Ayrıca akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez. Hasta eğer akupunkturla iyileşebilecek aşamayı geçmiş, geri dönüşsüz bir sürece girmişse elbette ki cerrahi tedaviye başvurulacaktır.
    Bu çeşit yazılarla akupunkturun sözkonusu hastalıklardaki etkisini anlatmaktaki amacımız; toplumu, bilinmeyen ve maalesef çok suistimal edilmeye müsait olan akupunktur konusunda bilinçlendirmek ve kişilerin, yetkileri T.C.Sağlık Bakanlığı'nca onaylanmış “Akupunktur Uzmanı Tıp Doktorları”na danışabilmelerini sağlamaktır.

  • Bilimsel bir tedavi yöntemi; akupunktur

    Akupunktur ; üçbin yıldan beri insan sağlığı için uygulanan ve son yıllarda batı da yapılan yoğun araştırmalar sonucunda gittikçe yaygınlaşan bilimsel bir tedavi yöntemidir.
    Akupunktur, iğne, laser, v.b. uyaranların vücut üzerinde tanımlanmış akupunktur noktalarına uygulanması ile limbik sistemi* düzenleyip, otonom sinir sisteminin simpatetik ve parasimpatetik bölümleri arasındaki dengeyi kurarak organizmanın sağlığa kavuşmasını sağlar.
    Akupunktur ülkemizde Sağlik Bakanlığı’nca 29 Mayıs 1991 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Akupunktur yönetmeliği ile uygulama alanı ve uygulama kuralları belirlenen bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir. Yine Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Akupunktur Üst Komisyonun tıp fakülteleri ve diğer hastanelerde Akupunktur uygulama birimlerinin kurulması önerileri çerçevesinde yapılan çalışmalar sonucunda İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı’na bağlı Akupunktur Araştırma ve Uygulama Birimi oluşturulmuştur.
    Dünya Sağlık Örgütü yayınlamakta olduğu derginin 1979 Aralık sayısını, Akupunktur özel sayısı olarak çıkarmış ve birçok araştırma sonucunda saptanmış Akupunktur ile tedavi edilebilen hastalıkların listesini yayınlamıştır. Bu semptomlar ve hastalıklar şunlardır: Stres, obezite (şişmanlık), aşırı zayıflık, bağımlılıklar (sigara, alkol), başağrıları, boyun fıtığı, bel fıtığı, kas ağrıları, alerjik nezle, alerjik astım, sinüzit, spastik kolit, kronik kabızlık, ishal, gece işemesi, yüz felci, trigeminal nevralji (yüz ağrısı), intercostal nevralji, zona, ürtiker, histeri, impotans, cinsel soğukluk, adet düzensizliği, lokal saç dökülmesi, gastrit, hıçkırık, esansiyel hipertansiyon, hipotansiyon, dirsek, boyun, omuz, kol ağrıları, artroz (eklem kireçlenmeleri).
    Stres çağımızın en temel problemlerinden biri olup, bir çok sağlık problemine de sebep olmaktadır. Yaşadığımız koşulları göz önüne koyduğumuzda strese neden olan yapıları ortadan kaldırmanın mümkün olmadığı kolayca anlaşılabilir. Bununla birlikte haftada bir kere uygulanan Akupunktur’la kişi strese daha dayanıklı hale getirilebilir. Yoğun stresin neden olduğu en büyük problemlerden biri sık yaşanan başağrısı krizleridir. Başağrısı nedeni ile ortaya yoğun bir işgücü kaybı çıkmaktadır. Akupunktur ile bu şikayetler büyük oranda ortadan kaldırılmakta hastanın yaşam kalitesi yükseltilmektedir. Böylece iş gücü kaybının da önüne geçilmektedir.
    Yine özellikle kadınların büyük çoğunluğunun sorunu olan kronik kabızlık Akupunktur ile tedavi edilebilmektedir. Ülkemizde yeterli eğitimin yapılamaması , konuşulması bile yakın zamana kadar tabu olan cinsel problemler oldukça yaygın sağlık problemlerinin arasında yer almaktadır. Cinsel davranış limbik sistemimizin kontrolünde olan önemli bir fonksiyonumuzdur. Sürekli olumsuz uyaranlarla limbik sistemde oluşacak düzensizlik bu problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tedavi etme mantığının temelinde limbik sistemin düzene sokulması bulunan Akupunktur cinsel problemlerin giderilmesinde de önemli rol üstlenmektedir.
    Obezite (şişmanlık) Akupunktur’un en yaygın kullanıldığı problemlerin başında gelmektedir. Zayıflamak için kimi zaman mucize bir yöntem olarak sunulan Akupunktur’a kimi zaman da bu listelere uyarsam ben zaten kilo veririm Akupunktur’a ne gerek var? şeklinde yaklaşılmaktadır. Her iki yaklaşımda önemli hatalar içermektedir. Bir yandan Akupunktur bir mucize değildir. Öte yandan ise obezite ile boğuşmak zorunda olan hastaya davranış değişikliğinin yerleşmesi gereken başlangıç aşamasında Akupunktur’un katkıları göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Akupunktur, her şeyden önce sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasını sağlayacak örneğin kabızlık probleminiz varsa bunu giderecek, midenizde ekşime yanma veya hazımsızlık varsa bunları ortadan kaldıracaktır. Akupunktur, yaşamınızda halen var olan ve böyle ciddi bir davranış değişikliği sırasında oluşacak olan stresi giderecek, kendinizi her zaman olduğundan daha sakin ve rahat hissetmenizi sağlayacaktır. Bu da size bazı davranışlarınızı yeniden gözden geçirip değiştirebilmeniz için imkan verecektir. Akupunktur, bu süreçte doğal olarak aldığınız gıda miktarı düşeceğinden beklenen açlık duygusu, mide kazıntısı ve halsizlik şikayetlerini giderecektir. Akupunktur, sıkça rastlanılan hekim kontrolü dışında yapılan sıkı diyetlerle kilo alıp vermeler sonucunda veya bir başka nedenle yavaşlayan metabolizmanın hızlanmasını sağlayacaktır. Akupunktur bu problemleri giderirken hastanın yapacağı; haftada bir sefer Akupunktur tedavisine düzenli gitmek ve hekiminin önerilerine uyarak sağlıklı bir şekilde kilo verirken beslenme ile ilgili yanlış davranışlarını kalıcı bir şekilde değiştirerek yaşam boyu sürecek doğru alışkanlıkları edinmekten başka bir şey olmayacaktır.
    Akupunktur ile sigara bırakma tedavisinde ise amaç hastanın sigara içmediği sürecin başlangıcında ortaya çıkan yoksunluk sendromunu ortadan kaldırmaktır. Sigarayı bırakan kişi yemeğe saldırabilir, baş ağrıları çekebilir, işine konsantre olamayabilir, aşırı stresli olup en küçük uyarılara aşırı tepkiler verebilir veya bunlara benzer değişik durumlar ortaya çıkabilir işte Akupunktur tüm bu problemlerin ortaya çıkmasını engelleyecek ya da ortaya çıkanları giderecektir. Hastaya düşende uzanıp sigara almamak, Akupunktur etkisini sınamaya kalkmamak , Akupunktur’un yardımını kabul etmektir. Çünkü Akupunktur’un asıl etkisi sigara içilmediğinde ortaya çıkacaktır. Hasta kendini daha huzurlu hissedecek, yemeğe saldırmayacak, boşluk hissi rahatsız edici olmayacaktır. Akupunktur tedavisinden sonra sigarayı bırakmış kişinin tekrar sigara içmeye başlama riski ise hiç sigara içmemiş bir insanın sigaraya başlama riski ile eşittir.
    Akupunktur eğitimi almış kişiler tarafından uygulandığında tanımlanmış hiçbir yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle hastaların başvurdukları akupunkturistin Sağlık Bakanlığı tarafından akupunktur eğitiminin onaylandığını gösteren belgesinin olup olmadığını öğrenmeleri akupunkturun ülkemizde standartlarının yükselmesini sağlayacağı ve en sağlıklı oto kontrolü oluşturacağı da açıktır. Sonuç olarak akupunktur tıbba alternatif bir tedavi yöntemi değildir. Diğer bilim dalları gibi tıbbın bir komponenti olmaya aday bilimsel bir tedavi yöntemidir.
    LİMBİK SİSTEM: Beynimizde geniş bir kortikal alanı kaplayan ve dışarıdan gelen tüm psişik uyaranlara ( kötü söz , iyi söz, taktir , tehlike hali vb. gibi) vücudun vereceği tepkileri (kalp hızımızın ayarı, bağırsaklarımızın hareketi , salgılarımızın durumu, damarlarımızın genişleyip daraltılması vb. gibi) oluşturan, kontrol eden sistem

  • Akupunktur ile uykusuzluk tedavisi

    Akupunktur ile uykusuzluk tedavisi

    Uykuya dalma, uykuyu sürdürme ve sonlandırmaya ilişkin sorunlar, dinlendirici olmayan uyku, insomnia (uykusuzluk) olarak tanımlanır.
    Uykusuzluk; gündüzleri yorgunluk hissi, duygu alanında değişmeler (huzursuzluk, hırçınlık gibi), verimlilikte azalma, hatta düşünsel işlevlerde bozulmaya sebep olmaktadır.
    Uykusuzluk, hasta için uyuyamamanın ötesinde anlam taşımakta, psikososyal, mesleki alanlarda da sorunlara yol açmaktadır.
    Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü ve zaman/enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.
    Psikiyatrik bozukluklarda uykusuzluk yakınmasının % 75 oranında bulunduğu dikkati çekmektedir.
    Bunların içinde depresyonda ortaya çıkan uyku bozuklukları özel bir yer tutmaktadır. Depresyonda olan kişilerin uyku örüntüsündeki değişiklikler biyolojik gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu örüntüdeki tipik özellikler, kısa sürede REM dönemine girme, geceleri sık uyanma, sabahları erkenden uyanma olarak özetlenebilir.
    Anksiyete (kaygı) tablolarında ise çoğu zaman uykuya giriş sorunları ön plandadır. Bu hastaların bir bölümü gerginlik nedeniyle, yeterince gevşeme elde edemediklerinden uykuya zorlukla girebilmektedirler.
    Uykusuzluğa, uyarılmaya yol açan tüm faktörlerin neden olabileceği söylenebilir. Bu nedenle kaynağında kısa süreli ya da kalıcı psikolojik/biyolojik değişmeler yer alabilir.
    Bedensel hastalıklar ve bazı ilaçlar uykusuzluğun biyolojik nedenleri olabilir.
    Strese neden olan, bireyin içinde bulunduğu gerginlik ve kaygılar, uykunun başlangıcında beklenen gevşemeye engel olduğu, hatta uyku ya da uyumanın kaygı verici bir yaşantı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Böylece, hastanın uykuya girişi gecikmekte ya da uykuya geçememekte, uyku başlasa bile kesintilerle sürmektedir.
    Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir:
    -çok aç ya da tok olmamak,
    -kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak,
    -düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak,
    -uyku gelmeden yatağa girmemek,
    -yatak odasını sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanmak,
    -uyuyamadığında uyumaya çabalamamak, yataktan ve yatak odasından çıkarak başka bir yerde zaman geçirip uyku gelince yatağa dönmek,
    -ne kadar uyunursa uyunsun sabah belirli bir saatte kalkmak,
    -gündüzleri uyumamak ve yatak odasını ses, ışık, ısı yönünden izole etmek.
    Bu düzenlemelere karşın uykusuzluk devam ediyorsa akupunktur tedavisine başvurulabilir. Akupunktur, limbik sistemi regüle edici etkisi ile strese karşı kişiyi daha dayanıklı kılmanın yanısıra limbik sistem kontrolünde olan uyuma düzenimizi de düzeltecek daha rahat ve dinlendirici uyku uyumamızı sağlayacatır. Uykusuzluk tedavisinde hastaya haftada 3’le başlayan ve sonraki haftalarda seyrekleşen 15 seans akupunktur tedavisi uygulanır.

  • Akupunktur ile bel ağrılarının (bel fıtığı) tedavisi

    Omurların arasında yer alan diskler dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır. Her disk anulus fibrosus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan nükleus pulposusdan oluşur.
    Vücudun anatomik yapısı nedeniyle yük en fazla L4-L5 ve L5-S1 arasındaki disklere biner.
    Degeneratif hastalıklar birkez ortaya çıktıktan sonra iyileşmesi zordur. Çünkü omurgalar arası diskin kanlanması zayıftır. Bel fıklarında disk genellikle yanlara doğru kayar.
    Ağrı hafif başlar. Bu nedenle hastalar semptomların ne zaman başladığını çoğu kez anımsamaz. Hastalar fazla hareket etmez, istirahat ederse belirtiler kendiliğinden hafifler. Hasta hekime, ağrı dayanılmaz hale geldiği zaman başvurur.
    Bir travma, ağır kaldırma veya eğildiği zaman ağrı başlar. Hasta bunu bıçak saplanması şeklinde tanımlar. Hastalığın başlamasında iki özellik vardır; belde ağrı, elektrik çarpması, iğne batması tarzında siyatik ağrısı.Genellikle sadece bir taraf etkilenir.

    Akupunktur ile Akut Bel Ağrısı (Lumbosakral Gerilim Ağrısı) Tedavisi
    Ağır kaldırma ve doğrudan travmaya bağlıdır. Başlangıçta ağrı hafiftir. Daha çok kas spazmına bağlı sertlik vardır. Hasta geçer düşüncesiyle işine devam eder. Ağrı gittkçe artar, çoğu kez tek taraflıdır, bir bölgede sınırlıdır. Sırt muayenesinde lumbosakral kaslarda tek veya çift taraflı spazm vardır. Hasta öne doğru eğilemez.
    Omuriliğin yan tarafındaki kasların spazmı tek taraflı ise hasta ağrılı bölgeye eğildiği zaman biraz rahatlar. Aksi yönde şiddetlenir. Bazı tek taraflı vakalarda konkavitesi ağrılı tarafta olmak üzere skolyoz gelişir. Spazm geniş bir alana yayılmışsa bacaklar hareketle ağrılıdır. Refleks ve duysal bulgular normaldir. Radyolojik muayenede bel kalça bölgesinde patoloji yoktur. Bel eğimi düzleşmiş olabilir.
    Hasta mutlak yatak istirahati yapmalıdır.

    Akupunktur ile Kronik Lubosakral Gerilim Ağrısının Tedavisi
    Orta yaş hastalığıdır. Diğer bel ağrıları kadar şiddetli değildir. Buna karşın tedavisi zordur. Ağrı geniş bir bölgeyi tutar. Genellikle orta şiddetlidir. Hasta uzun süre ayakta kaldığı zaman ağrı artar. Dinlenince azalır.Kas spazmı yoktur. Yetersiz beslenme, kabızlık, dinlenememe, topuklu ayakkabı giyme nedenler arasındadır.
    Hastaya uzun süre ayakta durmaması şişmansa kilo vermesi öğütlenir.
    Akut ve kronik bel ağrılarında ameliyat endikasyonu olmayan tüm durumlarda akupunktur kullanılabilecek bir tedavi yöntemidir.
    Akupunktur kas gevşetici etki oluşturarak kısa sürede gerilmiş kasların gevşemesini sağlar. Enderfinlerin salınımı da ağrının ortadan kalkmasını sağlamaktadır.

  • Saç ekimi ile ilgili mutlaka bilmeniz gerekenler

    Saç ekimi ile ilgili mutlaka bilmeniz gerekenler

    Saç ekimi 4 kişilik bir ekip tarafından steril şartlara sahip özel hastanede ameliyathane şartlarında yapılmaktadır.Burada önemli olan konu özel hastanede hasta odalarında veya polikliniklerde ya da hastaneye ait herhangi sıradan bir oda da yapılıyor olması değil steril ameliyat şartlarını sağlayan asepsi antisepsiye dikkat edilmiş hepa filtre vs. gibi özel arındırma sistemlerinden içeren ameliyathanelerde saç ekimi yapılmasıdır.
    Saç ekiminde 1. aşama:
    Fotoğraflarınız alınarak saçlarınız hastanemizde size özel traş makineleri ile 1 numaraya kısaltılarak lokal anestezi için hazırlanır.Akabinde saç ekimine özel lokal anestezi ile ağrısız acısız olarak fue plus saç ekimine hazırlanmış olursunuz.
    Saç ekiminde 2. aşama:
    Genetik olarak dökülmemek üzere kodlanmış olan 2 kulağın üst sınırından çektiğimiz yatay bir çizginin altında kalan dökülmemeye şifrelenmiş bölgeden özel olarak geliştirilmiş her kliniğe ait ayrı teknik ve teknolojilerde olan mikro cerrahik punch lar kullanılarak birli ikili üçlü dörtlü saç kümeciklerinin( bu kümeciklere biz greft diyoruz) alınarak özel solüsyonlar içerisinde beslenip bekletilmesidir.Burada kullanılan mikro cerrahik punch tamamen her klinikte kendine özgüdür ve bu konuda özellikle mikro cerrahik punch çapları konusunda çok ciddi bilgi kirliliği yaşanmaktadır .Saç Ekimi'nde 0.6 cm den 1cm çapına kadar saç köklerine ve kişiye özel punchlar kullanılabilir.Sonuç olarak; ne olursa olsun, saç ekiminde ne kadar ince mikro cerrahik punch kullanılırsa kullanılsın, eğer kullandığınız mikro cerrahik motor saç ekimine uygun değil de diş hekimliğine uygunsa kullanılan devir şiddetine bağlı olarak iz kalacaktır .Bu bağlamda gittiğiniz saç ekimi merkezinde Fue Saç Ekimi nde önemli olan ne kadar ince mikro cerrahik punch kullanıldığı değilkullanılan mikro cerrahik motora bağlı ne kadar düzgün, ne kadar kırılmamış, parçalanmamış ve de ne kadar sık ve yoğun saç kökü yani greft alındığıdır. Burada da devreye tecrübe,yetenek,teknik ve kullanılan ekipmanların kalitesi girer.Burada asıl anlatılmak istenen şudur ki Fue Saç Ekimi'nde bir seansta 5000 saç kökü yani 5000 greft saç alabilirsiniz.Önemli olan bunların kaç tanesinin gerçek anlamda sağlam ve kalıcı olduğudur.Herhangi bir saç ekim merkezine başvurduğunuzda mangalda kül bırakmayacak şekildevaatlerle ve de abartılı rakamlarla karşılaşabilirsiniz ama gerçek her zaman tekdir .Saç ekiminde tecrübe, ekipman, yetenek ve dikkat ön plandadır.2.dikkat etmemiz gereken nokta ise alınan bu greftlerin kaç tanesinin 2li, 3lü ve 4lü saç grefti olduğudur; bu da bize yoğunluk ve sıklığı verir.Şöyle basit bir mantıkla herhangi bir saç ekimi merkezindeFue saç ekimiile5000 tane tekli greft ekerseniz ,5000 saç teli ekilir ama tecrübeli bir hekimde 5000 greft saçın sadece 400 adet tekli kalanını 2li,3lü,ve 4lü greft şeklinde fue saç ekimi yaptırırsanız basit bir hesapla13900 tel saç ekilir ve sıradan bir saç ekimi merkezindekinden ortalama 2.8 kat saç ekimi yaptırmış olursunuz.
    Saç ekiminde 3. aşama:
    İlk aşamada alınan fotoğraflarınızdan operasyon planı ve algoritması çizilmesine bağlıdır. Bu aşama da saçınızın ön bölgesine saç ekiminde kaliteli doğal ve yoğun saç ekimini gösteren en önemli hususlardan biri olan saç çizgisi çizilmesi ve belirlenmesidir.Burada da önemli olan Dünya ve Avrupa saç cerrahi dernekleri standartlarına uygun özel aletlerle özel ölçümlerle saç çizginizin belirlenmesidir ki bu da saç ekimindeehil tecrübeli binlerce saç ekimi yapmış uzman bir doktor tarafından yapılmalıdır.Ehil olmayan ellerde uygulanan saç ekimlerinde saç çizgisi sonucu telafi edilemeyecek hatalara yol açabilmektedir,
    Saç ekiminde 4. aşama:
    Bu aşama saçlarınıza ekim sonrası istediğiniz yönü verebileceğiniz, istediğiniz yöne tarayabileceğiniz, ister sağa, ister sola, ister öne, ister arkaya tarayabileceğiniz saçlara sahip olmanızı sağlayacak aşamadır.Eğer yine tecrübeli ve ehil bir doktora emanetseniz sizi tek yöne tarayacağınız saçlara mahkum etmez. Sizi eski çizgi film kahramanı Tenten gibi diken diken dik ve komik saçlara mahkum etmez. Saçlarınız tek yöne mahkum olmaz, saç köklerinizde siyah noktasal izler kalmaz, saç köklerinizde çukurlar kalmaz, saçlarınızın her biri başka yöne bakmaz. 10 metre karşıdan bakıldığı zaman asker sırası gibi saçlarınızın arasında yol gibi boşluklar kalmaz. Önden bakıldığı zaman saçın en arkasına kadar boşluklar görülmez.Kısacası saç ekiminde bu aşamada saçlarınızı hangi yöne tarayacağınız, sık ve doğal oluşu, yoğun oluşu belirlenir .Saç ekiminin ana aşaması ,kalbi bu aşamadır.Bu aşamada doktorsuz bu işlemi yaptıranlar hüsrana uğrar ve telafisi mümkün olmayan sonuçlara maruz kalırlar.Tecrübeli ve ehil bir doktor bu aşamada tamamen kişinin saçlarına özel yönler ve kanallar hazırlar ve doğal, erkek berberleri tarafından bile anlaşılmayacak saçlara kavuşturur.
    Saç ekiminde 5. aşama:
    Açılan saç kanallarına toplanan saç köklerinin tek tek yerleştirilmesi işlemidir. Herhangi bir saç kanalı atlama ve yanlışa mahal vermemek için titiz, ince, sık ve yoğun çalışılan son aşamadır.
    Saç ekiminde 6. aşama:
    Saçlarınız özel losyonlarla temizlendikten sonra saç ekimi sonrası yapmanız gereken bilgiler anlatılır ve özel formlarınız takdim edilir. Saçlarınız ekilmiş halde artık evinize gidebilirsiniz.
    SAÇ EKİMİ YAPILABİLECEK DURUMLAR
    * Yanıklara ameliyat izlerine bağlı oluşan saçsızlık durumları
    * Erkek tipi saç dökülmesi
    * Kongenital(Doğuşsal) lokal saç kayıpları
    * Herhangi bir enfeksiyona bağlı lokal bölgesel saç dökülmeleri
    * Saçın aşırı çekilmesi sonucu (Kadınlarda sıkı topuz yapmaya bağlı)oluşan dökülmeler (Traksiyonel alopesi)
    * Saçın devamlı çekilerek oynanarak tik halinde koparıldığı (trichotillomani) adı verilen psikolojik rahatsızlıkda.
    saç ekimi güvenle uygulanabilmektedir. Ayrıca kaş, bıyık, sakal gibi bölgelerede saç nakli yapılarak doğal kaş bıyık ve sakal görünümü sağlanabilmektedir.
    Saç ekiminde kesin ve net yaş sınırı yoktur. Özellikle askerlik yapmamış genç insanlar saç dökülmesi başladığı zaman genellikle yanlış kararlar verebilmekteler. Yalnış ve ileriye dönük bir planlama yapılmadan, ehil olmayan saç ekimi merkezlerinde erken uygulanan saç ekimlerinde sonuç ileri vadede geri dönüşümsüz olarak daha kötü olabilir. Bu nedenle 20 yaş altı gençlere saç ekimi için acele etmemelerinin, öncelikle ehil ve tecrübeli doktor ile görüşüp kendilerine koruyucu tedavi veya daha uygun yönteme başvurmalarının daha doğru olduğunu belirtmeliyiz.
    SAÇ EKİMİNDE DOĞALLIĞI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
    A-2 kulağınızın üst sınırının birleştiği çizginin altında kalan alandaki saçların yoğun, sık ya da seyrek oluşu
    B-Saç köklerinin (greftlerin) iyice ayıklanıp greft epitelinin mümkün olduğunca temizlenmesi: Tecrübe ve bilgi beceri ister.
    C-Greftler için açılan kanalların doğal ve uygun oluşu: Saç diplerinde oluşan çukurların sebebi büyük ve yanlış yönlerde açılmış kanallardır; küçük ve doğru yönde açılmış kanallar saç çıkışlarınızın doğal olmasını sağlar.
    Ekilen saç köklerine verilen doğru yön neden bu kadar önemlidir? Çünkü ekilen saçlarınızın doğal olması için ekilen saçların yönü sizin kendi saçınızla aynı yönde olmalıdır. Buna ekim esnasında saçlarınızın yönüne bakılarak karar verilmelidir. Usta ve işinde ehil bir doktor tarafından açılan kanallara ekilen saçlar her yöne taranabilir, şekil verilebilir. Yine bunda doktorun tecrübesi,sabrı ,bilgi ve becerisi önemlidir. Bu noktada da dikkat edilmesi gereken bu işin ekipçe yapılıyor olduğunun belirtilmesi değil, başından beri belirttiğimiz gibi doktor kontrolünde, doktor tarafından saç ekimi yapılıyor olmasıdır.Eğer bu iş ekipçe yapılıyor deniyorsa bilin ki orada doktor yoktur.
    * Kıvırcık şekilli saç köklerinde saç köklerinin alınmasında doktor zorlanmasına rağmen sıklık,doğallık ve estetik sonuçlar göreceli olarak daha başarılıdır.Kıvırcık saç kökleri ekim alanında daha geniş bir bölgede, daha yoğun ve daha natürel görünüm verecektir.
    * Beyaz saçlarda: Saç köklerinin ayırt edilmesi daha çok çaba ve özel çalışma ister. Özellikle beyaz saçlarda mikroskoplu loop lar ile çalışmak gerekmektedir. Sonuçları çok doğaldır.Tecrübesiz ve ehil olmayan doktorların yaptığı beyaz saç ekimleri tamamen fiyasko ile sonuçlanabilir, dikkat edilmesi gerekmektedir.
    * Sarı renkli ve açık tonlu saçlar: Saç kökü ayıklanması diğer saçlara göre daha kolaydır. Sonuçları çok natüreldir.
    * Koyu renkli saçlar: Saç kökü ayırımı daha çok çaba ve özel çalışma ister. Kalın saçlarda özenli olunmalı, özensiz ve dikkatsiz saç ekimi yapılırsa saçlarınız sert çıkar. Özenli ve dikkatli ekimle son derece doğal ve dolgun saçlara kavuşabilirsiniz.
    * Düz saçlar: Saç kökü ayıklanması kolay saçtır. Saç ekimi ve saç kökü alımı seri yapılır ve doğal sonuçlar verir.
    Saç ektireceğimiz merkezi seçerken nelere dikkat etmeliyiz?
    Doğru saç ekimi merkezi seçmek için nelere dikkat etmelisiniz?
    -Daha önce başvurduğunuz klinikteki doktor tarafından bizzat saç ekimi yapılmış olan bir hasta ile görüşmeniz önerilir ki böylece işlemin saç ekimi uzmanı ya da koordinatörü denen ama aslında hiçbir zaman böyle bir ünvana sahip olmayan kişilerce mi yapıldığını öğrenmiş olursunuz.
    -Hastanedeki ameliyathanenin araştırması: Operasyonun saç ekim merkezinde gerçekleştirilmeyeceği yeterli donanımda,sterilitede ve ameliyathanede olmasına dikkat edilmelidir.
    -Saç ekiminizi gerçekleştirecek olan doktorun Fue saç ekiminde deneyimli olması, tecrübeli, bilgi birikimi olması ve operasyona bizzat girmesi başarılı bir sonuç için önemlidir.
    -Saç ekimi muayenenizin detaylı saç analizinizin, mutlaka saç ekiminde tecrübesi olan bir doktor tarafından, bu işlem için geliştirilmiş özel alet ve loop larla yapılması gerekir. Muayenenin, hemşirelerce saç ekimi koordinatörü denen saç ekimi uzmanı denen aslında hiç olmayan bu unvan adı altındaki kişilerce yapıldığı saç ekim merkezi ve operasyona hiçbir zaman girmeyen doktorların olduğu klinik ve hastanelerden özellikle kaçınılmalıdır.
    Fue Saç Ekimi ağrı ve acı verir mi?
    Saç ekimi operasyonu özel hastanede ameliyathane ortamında lokal anestezi altında 6-8 saatte gerçekleştirilir,saç ekimi merkezinde değil.!! Hastalar ağrı acı olmadan konforlu bir şekilde operasyonu tamamlarlar.Fue Saç Ekimi işlemini yaptıran tüm hastalar FUE saç ekimi uygulamasından sonra hiç bir acı çekmediklerini ve korkulacak birşey olmadığını söylemektedirler ve bu yüzden saç ekimi işlemi sonrası herhangi bir şekilde ağrı kesici ilaç yazmaya gerek bile yoktur.
    Saç ekimi sonrasında ne kadar zamanda yeni saçlar çıkar?
    Fue saç ekimi sonrasında saç ekimi yapılan alanda koyu siyah kırmızımsı kabuklanmalar görülür. Günde sabah akşam 2 kez başınızı yıkayarak bunu önleyebilirsiniz.7-10 gün içinde kabuklar tamamen dökülür. İşlemden 15 gün sonra hastanın saç ekimi yaptığı kimse tarafından anlaşılmaz.Saç ekiminden sonra 15.günle 3.ay arası ekilen saçlar dökülmeye başlar. Daha sonra 3 ay kadar görünümünde bir değişiklik olmaz. Yeni saçlar 6. aycivarında çıkmaya başlar.Daha sonra saçların tamamının çıkması 9-12 ayı bulmaktadır.Sonuç olarak da her yöne tarayabildikleri, kimse tarafından ekim olduğu anlaşılmayan saçlara kavuşmaktadırlar.
    Saç ekiminin herhangi bir yan etkisi riski var mıdır?
    Fue saç ekimi sonrası sağlığı etkileyecek herhangi yan etki bugüne kadar herhangi bir yayınla bildirilmemiştir.Bu yüzden saç ektirmeyi düşünenlerin ucuz saç ekimi, kampanyalı saç ekimi, saç ekiminde şok tek seans 30000 greftvs. diye reklam bombardımanlarından, gerçek dışı yaklaşımlardan uzak durup gerçekçi tecrübeli doktor tarafından bizzat yapılan ve kontrol edilen klinikleri tercih etmeleri ve yapabilecekleri en ufak yanlışın ömür boyu silinmeyecek izler bırakabileceğini unutmamalarını hatırlatmak isteriz.
    Saç ekimi en fazla kaç kere yapılabilir?
    Saç ekimi, saç ekimi yapılan alanın büyüklüğüne ve hastanın saç dökülmesinin devam edip etmemesine göre maximum 4 seansa kadar yapılabilir.
    Ekilen yeni saçların görüntüsünün doğal olup olmamasını nasıl kontrol edebiliriz?
    Saç ekiminin sonucu tamamen yapan doktora (dikkatinizi çekerim doktorabağlı diyorum, saç ekimi ekibi, saç ekimi uzmanı ya da saç ekimi koordinatörü demiyorum.) bağlıdır. Saç ekimi sırasında kullanılan saç greftlerinin kalınlığı ve saç kanallarının yönleri ile derinliği sonucu belirler.Saç greftleri saçın doğal çıkış şekline uygun büyüklükte, kalınlıkta ve saç kanallarının yönleri de var olan hasta saçlarının yönlerine uygun yerleştirildiğinde saç ekimi son derece doğal bir sonuç verir.
    Gelecekte, Fue saç ekiminin yerini alabilecek ve hastaya daha doğal bir görünüm kazandırabilecek seçenekler olacak mı?
    Şu anda erkek tipi saç dökülmesindeki en etkili tedavi şekli saç ekimidir. Halen saç klonlaması üzerine çalışmalar devam etmekle birlikte henüz elde edilen bir sonuç yoktur. Eğer bu başarılırsa saçlı deriden alınacak birkaç saç follikülü, laboratuar ortamında çoğaltılarak kişinin ne kadar saça ihtiyacı var ise saçsız alana o kadar saç ekimi yapmak mümkün olabilecektir.
    Fue Saç ekimi ile ekilen saçların ömrü ne kadardır?
    Fue Saç ekimiile ekilen saçlar kesinlikle dökülmez, ömür boyu kalıcıdır.

  • Cilt kırışıklıklarına ve lekelere karşı dracula tedavisi

    DRACULA (Doku Yenileme) nin cilt üzerindeki uygulamaları nasıldır ? Amacı nedir?
    – Doku yenilemede kandan alınan büyüme faktörleri kollajen üretimini arttırmakta, doku yenilenmesine yardımcı olmaktadır. Bu sayede lekelerin azalması , sivilcelerle kalan izlerin yok olması, cildin daha gergin , canlı ve parlak görünmesini sağlanmaktadır.

    Cilt yüzeyinde hangi bölgelere uygulanmaktadır?
    – Problemli olan herhangi bir bölgeye uygulanabilmektedir. Yüz, boyun, dekolte ve el üstü gibi…

    DRACULA NIN etkileri nasıldır?
    – Uygulama yapılan kişi 3 – 4 haftanın sonunda etkileri fark etmektedir. Lekelerde azalmalar meydana gelmekte YÜZDE LİFTİNG ORTAYA ÇIKMAKTA ,İNCE KIRŞIKLIKLAR AZALMAKTA ve cilt yüzeyi daha parlak , gergin ve canlı gözükmeye başlamaktadır.

    Yan etkileri var mıdır?
    – Karışım hastadan kendi kanı ile hazırlandığı için kan yoluyla bulaşan bulaşıcı hastalıklara yakalanma ya da alerji olma riski yoktur. Sadece işlem esnasında kızarıklık meydana gelebilmektedir ve bu kızarıklık birkaç saat sonra geçmektedir.

    Tedavi süresi ne kadar zamanda tamamlanmaktadır?
    – 4 seanstan oluşmakta, 15 günde 1 defa uygulanmaktadır.

    DRACULA uygulaması esnasında ağrı ya da acı var mı?
    – Herhangi bir ağrı ya da acı hissi yaşanmamaktadır, krem ile uyuşturma işlemi sonrası uygulanmaktadır.

    Uygulama sonrasında istenilen amaca ulaşılabiliyor mu?
    – Bugüne kadar yaptığımız uygulamalardan hastalarımız büyük oranda memnuniyet duymaktadır. 2. seanstan itibaren etkilerini göstermeye devam etmektedir. Seansların bitiminde hasta belirgin fark görmekte ve istenilen sonuca ulaşılmaktadır.

    DRACULA yöntemi kimlere uygulanamaz?
    – Aktif kanser hastaları hariç herkese uygulanabilmektedir.

    Dr. Emre ÇİÇEK

    www.emrecicek.com

  • Kabızlık.

    Kabızlık.

    Konstipasyon veya diğer bir adıyla kabızlık terimi hastalar tarafından dışkılama sıklığının azlığı, yetersiz dışkılama, aşırı sert dışkı veya anüs çevresindeki rahatsızlıklar sonucu gelişen ağrılı dışkılama için kullanılır. Sağlıklı insanların yaklaşık % 95’inde günde üç kez dışkılamadan haftada üç kez dışkılamaya kadar çok değişken sayılar olduğu için konstipasyon; dışkılamanın mutlak sayısından çok, bireyin önceki dışkılama alışkanlığından sapmalar yönünde değerlendirilmelidir.

    Kronik kabızlık batı toplumlarında yaygındır, toplumun yaklaşık % 10’u düzenli olarak laksatif kullanmaktadır. Kronik Kabızlığı olan hastaların çoğunda rektumda büyük, kuru gaita kitlesinin birikmesi, başlangıç defekasyon yetersizliği veya gelen dışkılama uyarısını ihmal etme, erteleme alışkanlığı vardır. Bu tuvalet isteğinin istemli olarak baskılanması, çocukluk çağında veya yaşamın daha geç döneminde ortaya çıkar. Bunun nedeni çoğu kez rahat ve temiz olmayan tuvalet ortamı, yoğun iş temposu veya sürekli yatağa bağlanmayı gerektiren durumlar olabilir.

    Kadınlarda daha sık görülür, bu da kadınların özellikle dış ortamda yani evleri dışında tuvalete gitme konusunda daha titiz olmalarından kaynaklanmaktadır. Dışkı ile rektumun sürekli olarak dolgunluğu kronikleşir, kişi rektumdaki dolgunluğun farkına varma hassasiyetini azaltmaya başlar. İlerleyici bağırsak hareketleri daha zorlaşır, daha sonra oluşan hemoroidler ve fistüller dışkılamayı iyice zorlaştırır ve dışkılama refleksibaskılanmaya başlar. Hasta bu zor durumdan kurtulmak için laksatifler ve lavman kullanmaya başlar ve artık dışkılama kendiliğinden gerçekleşemez bunlara bağımlı hale gelir.

    Konstipasyon Sebepleri :

    1.Fonksiyonel nedenler : Liften fakir diyet alışkanlığı, yetersiz su alımı, yetersiz dışkılama alışkanlığı.

    2.Kolon hastalıkları : Obstrüktif lezyonlar (tümör, striktür gibi ), Hirsprung hastalığı ve kollagen-vasküler hastalıklar (örneğin skleroderma)

    3.Rektum hastalıkları: Striktür (ülseratif kolit, cerrahi sonrası kabızlık), ağrılı lezyonlar (fissur, abse), rektal mukoza prolapsusu, rektosel, rektal invaginasyon.

    4.Nörolojik hastalıklar : Spinal kord travması, Parkinson hastalığı, Hirschprung hastalığı, Chagas hastalığı, serebral tümörler, serebrovasküler olaylar,

    5.Metabolik ve endokrin hastalıkları: Porfiri, hipotroidi, hirperkalsemi, feokromasitoma ve üremi, Diabetik nöropati.

    6.Psikiyatrik hastalıklar

    7.İlaçlar: Analjezikler, Antiasidler, Antikolinerjekler, Antikonvülsanlar, Antidepresifler, bizmut tozları, Demir preparatları, ağır metal zehirlenmeleri, parkinson ilaçları vd.

    Bağırsakların sinirsel donanımının zenginliği nedeniyle o bölgede oluşan herhangi bir sorun vücutta çok farklı şikayetlere sebep olabilir. Ayrıca bağırsak iç yüzeyinde bulunan çok sayıda yararlı bakterinin sayısının ve niteliğinin bozulması da bir çok hastalığa neden olur. Bunun ötesinde uzun süren kabızlık vücudun toksik yükünün artmasına ve başka bazı hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

    Barsak Florası bozukluğu ve enterik sinir sistemi fonksiyonunun bozulması ile birlikte görülen hastalıkları şöyle sıralayabiliriz :

    Gastrointestinal Hastalıklar:
    -İnfeksiyöz diare
    -Fonksiyonel barsak hastalıkları ; kronik kabızlık, meteorizm, besin intoleransı,dispepsi…
    -Enflamatuar Barsak Hastalıkları ; Crohn hastalığı, ülseratif Kolit

    Deri Hastalıkları : Sedef hastalığı, seboreik dermatit, ürtiker, Nörodematitis

    Kronik Enfeksiyonlar: Kronik sinüzit, kronik bademcik vs.

    Alerjik Hastalıklar : Alerjik rinit, alerjik astım

    Diğer Hastalıklar: Reaktif Artritler, Tekrarlayan ürogenital Sistem İnfeksiyonları, Vulvovaginal mikozlar.

    Kabızlığın tanısı kadar tedavisi de karmaşıktır, Onun için anamnez , fizik muayene ve laboratuar tetkikler iyi değerlendirilmeli ona göre plan oluşturulmalıdır. Eğer bir bozucu alan varsa önce Nöralterapi kullanılır, ancak hastanın meridyenlerinde enerji ile ilgili sorunu varsa Akupunktur başta gelir. Yapılan Gaita analizine göre mikroflora bozulmuş ise kolon temizlenmeden ( kolon hidroterapi) ve flora düzeltilmeden hiçbir yöntemle başarılı olamazsınız. Gıda intoleransı da sinsice kenarda durur ve eğer atlamışsanız yine başarı şansınızı kaybedersiniz. Beslenme kabızlığın aşılmasında çok önemlidir ve bağırsaklarla ilgili problemlerde psikolojik değerlendirme göz önünde tutulmalıdır.

    Tedavide kullanılan yöntemler şunlardır :

    1.Nöralterapi
    2.Akupunktur
    3.Mikrobiolojik Tıp
    4.Beslenmenin düzenlenmesi
    5.Gıda intoleransı
    6.Psikolojik destek
    7.Kolon Hidroterapi
    8.Manyetik alan terapisi

  • Baş ağrıları ve migren

    Baş ağrıları 2 ana gruba ayrılmakta,Birincil(primary) ve İkincil(secondary);

    Birincil( primary) baş ağrıları, başka bir patoloji ile ilgili olmadan , kendi kendine oluşan baş ağrılarıdır.4 ayrı kategoriye ayrılmakta;

    a) Migren(%35)

    b) Gerginlik başağrısı( Tension- type headache %60)

    c)Küme baş ağrısı( Cluster headache) ve başka trigeminal otonom baş ağrıları( cephalalgias) yüz ve beyindeki parasempatik nedenlerden etkilenerek ortaya çıkar.

    d) Öksürük sonrası başağrısı( max. Yarım saat sürer)

    Spor sonrası baş ağrısı ( halterci baş ağrısı)

    Sex sonrası baş ağrısı( cinsel ilişkiyle başlayan ve orgazm da şiddetlenen)

    Hipnic baş ağrısı( Hastayı uykudan uyandırıp, 5 dakika – 48 saat sürebilir) Hypnic baş ağrısını adlandırmak için bu belirtilerin en az ikisi olmalı. Atağın ayda 15 den fazla olması enaz 15 dakika uyandıktan sonra devam etmesi, ilk kez 50 yaştan sonra ortaya çıkması.

    a ) MİGREN

    Uluslararası baş ağrısı camiasına göre (International Headache Society), Migrenin teşhis ve sınıflandırılmasında 7 alt grup vardır;

    a.1) Rayic olan Migren,( Common Migren), aura sız migrendir, yani baş ağrısı var ama görme bozukluğu vs…. yok

    a.2)Klasik Migren, Aura ile beraber olan Migrendir. Bazen sadece Aura olabilir( baş ağrısı olmadan), hafif migren tipi olmayan baş ağrısıdır. Bu grupta’’ Familial hemiplegic migraine’’ ve ‘’ sporadic hemiplegic migraine’’ da yer almakta. Hastanın migren ve aura yanı sıra motor tek taraflı felç yaşanır. Eğer yakın akrabalarda aynı öykü varsa ‘’ familial ‘’ bu öykü yoksa ‘’ sporadic’’ denir.

    Bu grupta 3. tip migrenden yani ‘’ basiler- type migraine’’ den de bahsetmek gerekir.Bu hastalarda baş ağrısı ve auranın yanı sıra konuşmakta güçlük, baş dönmesi, kulak çınlaması(zil sesi duymak gibi) şikayetler ortaya çıkar( Brainstem belirtileri) ama motor güçsüzlük olmaz.

    a.3) Renital migren , tekrar olan görme bozukluğu, belli bir görme alanında bulanıklık, geçici tek taraflı körlük, baş ağrısıyla bir arada görülür. Bu grup hastalarda baş ağrısı hamleleri arasındaki periodlarda göz muayenesi tamamen normaldir.

    Bu hastalarda geçici ani tek taraflı körlüğün ( amaurosis fugax) başka nedenleri, yani’’ optic neuropathy’’ ve ‘’karotid dissection ‘’ kesinlikle ekarte olmalıdır.

    a.4 )Komplikasyonlu Migren :

    ● Kronik migren- migren baş ağrısı en az 3 ay boyunca 1 ayda 15 gün veya daha fazla sürerse kronik migren denir.( aşırı migren ilacı kullanımından sonra tablo oluşabilir) Çoğu zaman aurasız migren ( common migrenin) episadları kronik migrene dönüşebilir.

    ●Status migrainosus- 72 saatten fazla süren migren baş ağrısı hamlesine denir.Baş ağrıları şiddetlidir.( aşırı migren ilacı kullanımından sonrada aynı tablo oluşabilir) teşhis için bu durumu ekarte etmek lazım.

    ● Aura şikayetlerini ( görme bozukluğu, bulantı) biri veya birkaçı 1 haftadan fazla devam eder ama beyin enfaktusu belirtileri bulunmaz, nadir görünür.

    ● Aura şikayetlerinin biri veya birkaçı, beyin enfaktusuyle ( Ischaemic brain infarction) bir arada görülür.

    ●Migrenin aura sırasında 2 saat sonra nöbet hamlesi (seizur) eklenmesidir. Migren ve epilepsy ( sara) beyinde , kriz ile ilgili( paroxysmal) bozukluğun örnekleridir.Bu iki durumun bir arada görükmesi ‘’ migralepsy’’ adını almakda.

    a.5) Çocukluk çağında bazı periodik sendromlar çoğu zaman migrenin habercisi olabilir. Çocukta kusma nöbetleri, karın ağrısı hamleleri (abdominal migraine) ve baş dönmesi hamleleri şeklinde.

    Migrende bulgu ve şikayetler:

    Her hastada fark göstermektedir. Migren hamlesi bu 4 fazdan oluşmakta ama tüm hastalar aynı şikayetlerden yakınmazlar;

    1) Prodrome Fazı- Baş ağrısı atağından saatler veya günler önce görülür, uykulu olmak, özel yiyecek arzusu( mesela çikolata) kaslarda özellikle boyunda gerilme, kulaklarda sıcaklık hissi, ishal yada kabızlık, idrara çıkmada artış.Bir çok hasta bu belirtilerin ortaya çıkmasından migren atağının yakınlaşmasını anlayabilir.

    2) Aura Fazı- Migrenli hastaların %20-30 gözlenen bu faz 5-20 dakikada ilerler ve genelde 1 saatten az sürer.Baş ağrısı atağı çoğu zaman aura fazının bitmesinden 1 saat sonra başlar( bazen auradan saatler sonra başlayabilir) .Aura belirtilerinin en yaygını görme bozuklukları dır( visual aura).Mesela beyaz, siyah veya renkli ışıklar görme (photopsia), bulanık görme alanı vs…. Aura somatosensory de olabilir , bu da kendini ellerde , ayaklarda ve aynı tarafın burun- ağız kısmında iğne batırılma( paresthesia) hissi gibi gösterir.parestezi (iğnelenme hisi) kola ve yüze (dudaklar ve dile) yayılabilir. Aura fazın başka semptomları , ses duyusu ve koku duyusunda halüsinasyon gibi orataya çıkabilir( migrainous deliria- oliver sacks)

    3) Ağrı Fazları: Tipik migren baş ağrısı, tek taraflı, zonklayıcı orta derece veya şiddetlidir, ve genelde aktiviteyle kötüleşir.Bu şikayetler sabit olmayabilir , ağrı iki taraflı başlayıp sonra tek taraflı veya tam tersi olabilir, ataklar yer değiştirebilir,Ağrı 4 saat- 72 saate kadar büyüklerde ve 1 saatten -48 saate kadar çocuklarda sürebilir, atakların aralığı çok değişken olabilir( hayat boyu birkaç hamleden, haftada birkaç hamleye kadar) ama genelde ayda 1-3 baş ağrısı atağı görülür. Ağrı fazında % 90 bulantı olur ama sadece 1/3 kusma görülür, ışıktan ve sesten rahatsız olmak çok yaygındır. Şakak kısmındaki damarlarda sertleşme ve baş dönmesi olabilir.

    4) Postdrome Fazı;

    Baş ağrısının bitmesinden sonraki faza denir. Bu fazda hasta kendini yorgun ve bitkin hissedebilir( hungover). Tanımada zorluk, gastrointestinal bulgular ,ruh hali değişiklikleri ortaya çıkar. Bazı hastalar bu dönemde, kendilerini yenilenmiş ve mutlu hissederler, bazıları de depresif ve mutsuz.

    Migreni Tetikleyen Faktörler:

    Migrenin başlama ihtimalilini ilk 48 saat içinde artırır;

    Alerjik reaksiyonlar
    Fazla ışık , yüksek ses, özel kokular.,Ruhi veya fiziki stres
    Uyku düzeninde değişiklik,
    Sigara içmek vaya dumanına maruz kalmak,
    Öğün atlamak
    Alkol
    Mens sikllerindeki değişiklikler,
    Doğum kontrol hapları( ocp)
    Menopoza geçiş dönemi.

    Yiyecekler çikolata, avakado, bakla,peynir,tütsülenmiş gıdalar, soya sosu ve kırmızı şarap, bira, sherry, monosodium, glutamat, nitrat, nitrit ve tyramini olan tüm yiyecekler( konserveler,peynir vs)

    Migren ‘in Patofiziyolojisi;

    Her şey tam açığa kavuşmamakla birlikte , ‘’Migren’’ genetiğin ve çevresel faktör lerin ikisininde rol aldığı bir hastalıktır. Mühtemelen majör bir ağrı patikası(pathway) olan Trigeminal sinirdeki değişiklikten kaynaklanır. Beyin biyokimyasal (serotonin) imbalansı sinir sisteminde ağrı regülasyonunun bozulmasına neden oluyor. Seretonin seviyesi migrende düşer, buda trigeminal sistemden bazı neuropeptidlerin salgılanmasına ve neticede ağrı eşiğinin düşmesine neden olur.

    b) Gerginlik tipi baş ağrısı( TTH) :

    Bu tip baş ağrısının değişik adları kasılma baş ağrısı, psychogenic baş ağrısı, stres baş ağrısıdır. Nedeni tamamen birincil veya başka bir hastalığa ikinçilde olabilir.En fazla görünen baş ağrısıdır (%60).3 şekilde görülebilir; aralıklı( episodic) aralıklı ,sık görünen baş ağrısı( ayda 1 epizoda dan fazla olan baş ağrısı sık katagorisine girmekte) ,ve son olarak kronik gerginlik baş ağrısı( Kronik gerginlik baş ağrısı, ciddi yaşam kalitesini düşüren bir hastalıktır).

  • Tüp bebek tedavisinde akupunktur

    Tüp bebek tedavisinde akupunktur

    Akupunktur tedavisinin tüp bebek tedavisi ile birlikte uygulanması, bebek sahibi olma şansını arttırdığından dolayı birçok ülkede daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

    Anne adaylarındaki en önemli sorunlardan birisi aşırı endişe ve stres içine girmeleridir.Bu durum, hormonal dengeyi ve normal seyretmesi gereken fizyolojik süreci olumsuz etkilemektedir.Akupunkturun rahatlatıcı ve sedatize edici etkisi bu sürecin sağlıklı gelişmesine önemli katkı sağlamaktadır.

    Bebek sahibi olamayan çiftlerde, hormonal yetersizlik, yumurtlama bozukluğu, rahim iç yüzeyinde olgunlaşma eksikliği gibi çeşitli sebepler olabilir.Bu problemlerin önemli bir kısmında tüp bebek yöntemi çözüm olarak kullanılmaktadır.Akupunktur tedavisinin tüp bebek yöntemi ile birlikte uygulanması ise gebe kalma oranını ortalama %15 arttırmıştır.

    Akupunkturun bu konuda gösterdiği etkiler aşağıdaki gibi sıralanabilir;

    •Gebe kalma sürecinin başlangıcındaki sağlıklı yumurta gelişimini ve çatlamasını uyarıcı etkisi
    •Cilt üzerine uygulanması ile verdiği uyarıcı etki ile salgı bezleri ve kasları etkileyerek, hormonal salgılamayı, rahim içi beslenmeyi ve olgunlaşmayı destekler.Bu da döllenmiş yumurtanın tutunmasını ve beslenmesini kolaylaştırır.
    •Sempatik ve parasempatik sistem üzerinden gösterdiği sedatize edici, stresi azaltıcı etkisi ile bu sürecin daha sağlıklı geçmesini sağlar
    Bu konuda, Danimarka, Almanya, Amerika gibi ülkelerde yapılmış olan çalışmalardan bazı örnekler verilecek olursa;

    DANİSH ÇALIŞMASI

    Danimarkalı Dr.Lars Westergaard ve arkadaşları tarafından 273 hasta üzerinde yapılan çalışmada, tüp bebek yöntemi ve akupunkturun birlikte uygulandığı grupta %39, sadece tüp bebek uygulanan grupta %24 gebelik oranı saptanmıştır.

    Bu çalışmanın sonuçları Fertility&Sterility dergisinin mayıs 2006 sayısında yayınlanmıştır.

    AVUSTURALYA ÇALIŞMASI

    228 hasta üzerinde yapılmıştır.Akupunktur ilave edilen grupta %31, ilave edilmeyen grupta %23 oranında gebelik oluşmuştur.

    1.PAULUS ÇALIŞMASI

    Alman doktor Paulus ve ekibi tarafından 163 hasta üzerine yapılan çalışmada, akupunktur ilave edilen grupta %42, edilmeyen grupta %26 oranında gebelik oluşmuştur.

    2.PAULUS ÇALIŞMASI

    200 hasta üzerinde yapılmıştır.Sadece tüp bebek yöntemi uygulanan grupta %37, transfer öncesi ve sonrası akupunktur uygulanan grupta %43 oranında gebelik oluşmuştur.

    Ayrıca, akupunktur yönteminin herhangi bir yan etki ve zararının olmaması, hekim ve hastalar tarafından daha güvenle yaygın olarak uygulanmasını sağlamıştır.

  • Hekimlik insanlarla ilişki kurma sanatıdır

    “Doğa doktordur ve Doğa kendi yönünü tayin eder.” Hipokrat Hipokrat’ın tıbbın babası olarak kabul edilmesinin sebebi bugünde geçerliliğini koruyan gözlem ve mantığa dayalı bir yöntem geliştirmesine dayandırılmaktadır.

    M.Ö. 5.yy. da yaşayan Hipokrat vücudun kendi kendini iyileştirebileceğine inanırdı. Yaşadığı yıllarda Tıp Bilimi adına çok önemli temeller attı, ancak Hipokrat’ın ölümünden sonra Kos Okulu gerilemeye başladı çünkü öğrencileri onun seviyesinde değillerdi ya da ona o kadar saygı duyuluyordu ki onun prensipleri hakkında yeni tezler geliştirilmedi ve onun tezleri üzerine yeni eklemeler yapmaya cesaret edilemedi.

    Rönesans çağında yaşayan agresif ve farklı kişiliğiyle tanınan Paracelsus ise daima Hipokrat’ın “doktorun yeri hastanın yanıdır.”prensibine sadık kalmıştır.”Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz dış hekim ancak iç hekime yardımcı olabilir.” derdi.

    18.yy.da yaşayan Dr.Hermann Boerhaave ise “Doktor hastanın yanında her türlü akademik önyargıyı bir kenara bırakarak sakince karar vermelidir.”derdi. O kadar ünlüydü ki Çin’den gönderilen ve üzerinde sadece “Dr.Hermann Boerhaave- Avrupa” yazılı bir mektubun kendisine ulaştığı söylenir.

    Ününü verdiği eğitime borçluydu. Her gün öğrencileriyle vizite çıkar, hastalarla konuşur, muayene eder ve onları dinlerdi. İzlenimlerini öğrencilerine anlatırdı. Onun yetiştirdiği öğrenciler de sonra çok başarılı olmuşlardı.

    Günümüzde modern tıbba bağlı yetişen hekimler, hasta yatağından uzaklaştılar; hastalarını daha az dinler oldular. Klinisyenler anamnezi sadece kendi uzmanlık alanı çerçevesinde almaya başladılar. Fizik muayene teşhis koymada giderek azalan bir yer tutmaya başladı. Tetkikler listesi ise gittikçe uzadı.

    Sonuç olarak bütün dünyada özellikle sosyo-kültürel seviyesi yüksek insanlar tamamlayıcı tıp yöntemlerine daha çok ilgi göstermeye başladı . Çağımızda artık insanların sağlıklarını kendi kendilerine bozdukları tezi kuvvetlendi ve böylece varolan sağlığımızı daha vakit varken korumanın önemi ortaya çıktı. Tıp alanındaki teknolojik gelişmeler doktorların başını döndürse de hastalar, artık doktorların kendilerini dinlemesini, yüzüne bakmasını, dokunmasını, ilgi ve şefkat göstermesini istiyorlar.

    Tamamlayıcı Tıp Doktorları bunu yaptıkları için hastalar daha mutlu oluyorlar. Çünkü bu alanda çalışan hekimler hastalığı değil hastayı ön planda tutuyorlar ve kişiyi beden – zihin – ruh birlikteliği çerçevesinde muayene ediyorlar. Tamamlayıcı Tıp uygulayan hekimlere gerçekten önemli görevler düşmektedir. Öncelikle insan vücudu üzerinde yapılan bu tedaviyi doktor olmayan uygulayıcılardan arındırmalıyız.

    Diğer önemli bir konu ise şudur: Yeterince eğitim almamış, yüzeysel bilgilerle Atlas Akupunkturu yapan hekimler ve Nöralterapi mantığını kavramadan lokal injeksiyonlar ile Nöralterapi yaptığını düşünen hekimler bu işe zarar vermektedirler. Bu yöntemler ile sağlığını kazanamamış her hasta bizim hanemize eksi puan olarak yazılmaktadır. Bize gerçekten bu işi seven, iyi eğitim almış ve Tamamlayıcı Tıp penceresinden bakan daha fazla sayıda hekim ve bu yöntemlerle sağlığına kavuşarak bunu çevresinde duyuran daha çok insan gerekiyor. Ancak bu takdirde hak ettiğimiz şekilde tıp dünyasında yer edinebiliriz.