Etiket: Hasta

  • Saç dökülme nedenleri ?

    Saç dökülme nedenleri ?

    Uzmanlar günde 50 ile 100 kadar saç telinin dökülmesinin normal olduğunu ancak aşırı saç dökülmesi, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme görüldüğünde mutlaka uzman hekime başvurulması gerektiğini belirtiyor.

    Saç dökülmesini durdurmanın en etkili yöntemi saçtaki değişiklikleri erken fark ederek bir an önce tedaviye başlamaktır. Ancak saç dökülmesinin nedeni bulunmadan doğru tedaviyi uygulamak mümkün değildir. Bu yüzden aşırı miktarda saç kaybı, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme sorunu olanların bir uzman doktor yardımı almaları gerekmektedir.

    Uzmanlara göre, sağlıklı bir insanda saçların yaklaşık yüzde 90’ı uzama halindedir ve bu büyüme evresi 2-6 yıl kadar sürebilir. Geriye kalan yüzde 10’luk kısım ise 2-3 ay kadar süren dinlenme evresindedir. Dinlenme evresinde olan bu saçlar dökülerek, dökülen saç köklerinden yeni saçlar büyür ve döngü bu şekilde devam eder. Saç dökülmesinin çoğu bu döngü esnasında gerçekleşir.

    Saç Dökülmesinin Başlıca Nedenleri

    1. Genetik Saç Kaybı (Erkek Tipi Saç Dökülmesi):Uzmanlar saç dökülmelerinin en sık görülen sebebinin genetik özellik olduğunu belirtiyor ve bu kalıtıma sahip olan kadınlarda kellik görülmediği ancak saçlarda azalma görüldüğünü belirtiyorlar. Bu duruma “erkek tipi kellik” deniyor ve 10-20-30’lu yaşlarda başlayabiliyor. Yeni tıbbi tedavi seçeneklerinin olmasına rağmen kalıcı düzelme sadece saç transplantasyonunda(saç ekimi) görülüyor. Hasta için uygun olacak yöntem ise doktor tarafından seçiliyor.
    2. Yanlış Saç Bakımı ve Kozmetik Ürün Kullanımı:Uzmanların bilgilerine göre; boya, renk açma, perma veya saç düzleştirme gibi işlemler uygun koşullarda yapılmadığı takdirde saça zarar verebiliyor. Aynı zamanda bu işlemlerin sıkça uygulanması ile birlikte saçı sık sık yıkamak, taramak ve fırçalamakta saçı zayıflatarak kırabiliyor. Saçınızı çekerek atkuyruğu, örgü ya da sıkı lastiklerle toplama işlemlerinin sıklığı da saç kaybına neden olabiliyor.
    3. Kurutma ve Tarak Kullanımı:Saçınızı şampuanladıktan sonra saç kremi kullanmak saçınızın kolay taranmasını sağlar. Islakken saçınız daha kırılgandır. Saçın kırılarak dökülmesini engellemek için; saçı havlu ile ovalayarak kurutmaktan kaçınmak ve fırça yerine geniş ağızlı ve düz uçlu tarak kullanmak gerekir.
    4. Alopesi Areata:Her yaşta görülebilen bu tip saç dökülmesinin sonucunda kafa derisinde düzgün yüzeyli, para büyüklüğünde veya daha geniş yuvarlak yama şeklinde alanlar oluşuyor. Tüm saç ve vücut kıllarında nadiren kayıp oluşabiliyor. Bu tip saç dökülmesinin nedeni bilinmiyor ve birçok hastada saçlar daha sonra kendiliğinden büyüyor.
    5. Doğum Sonrası:Uzmanlar gebe bayanlarda saçların büyük bir kısmının büyüme halinde olduğunu, ancak doğum sonrasında saç büyüme döngüsünün dinlenmeye geçtiklerini ve 2-3 ay içerisinde aşırı miktarda döküldüklerini belirtiyor. Bu süre 1-6 ay kadar sürdükten sonra çoğunlukla yeniden büyüyerek eski miktarlarına dönüyorlar.
    6. Yüksek Ateş, Ağır Enfeksiyon ve Soğuk Algınlığı:Uzmanlar, hastalıkların saçların dinlenme evresine girmesine neden olabildiklerini ve hastalıktan 4 hafta ile 3 ay sonra yoğun bir saç kaybı olabileceğini ancak zamanla eski miktarlarına döneceklerini belirtiyor.
    7. Tiroid Hastalığı:Az ya da fazla çalışan tiroid bezinin saç kaybına neden olabildiğini belirten doktorlar, bu hastalığın tedavisiyle saç kaybının giderebileceğini belirtiyor.
    8. Eksik Protein İçerikli Beslenme:Anormal beslenme alışkanlığına sahip olanlar ve eksik protein diyeti yapanlarda protein eksiliği oluşuyor. Bu durumda vücut proteini muhafaza etmek için saçları dinlenme evresine sokarak 2-3 ay sonrasında yoğun saç kaybı oluşmasına neden oluyor. Bunun düzelmesi için ise doktorlar yeterli miktarda protein alınmasını öneriyor.
    9. Bazı İlaçlar:Doktorlara göre kullanılan bazı ilaçlar geçici bir süre de olsa saç kaybına neden olabiliyor.
    10. Kanser Tedavileri:Uzmanlar bazı kanser tedavilerinin saç hücrelerinin bölünmesini durdurabildiğini ve hastaların saçlarının yüzde 90’ını kaybedebildiklerini;fakat tedavi sonrasında saçların büyüme göstererek eski haline döneceklerini belirtiyor.
    11. Doğum Kontrol Hapları:Doktorlar, bu hapları kullanan bayanların saç dökülmesinin kalıtsal yatkınlıkla oluşabildiğini, fakat saç dökülmesi gerçekleştiğinde doktor kontrolünde hapların değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
    12. Demir Eksikliği:Besinsel olarak demiri eksikliği veya demirin bağırsaklardan emiliminin yetersiz olduğu durumlarda saç dökülmesi görülebiliyor. Bayanlarda adet kanamalarından kaynaklı demir eksikliği daha sık görüldüğü için mutlaka demir eksikliği giderilmelidir.
    13. Büyük Cerrahi Girişimler ve Kronik Hastalıklar:Büyük cerrahi operasyon geçiren hastalarda birkaç ay içinde aşırı saç dökülmesi görülebiliyor fakat bu durum yine birkaç ay içinde düzeliyor. Ağır kronik hastalığı olan kişilerde ise saç kaybı ömür boyu devam edebiliyor.

  • Saç mezoterapisi ve kullanılan ilaçlar

    Mezoterapi, potansiyel olarak saç ekimine gerekliliği azaltan bir tedavidir.

    Saç dökülmesi için uygulanan mezoterapi teknikleri mezoterapinin kendisinden geliştirilmiştir.

    Mezoplasti veya Mezohair gibi yaklaşımlar şeklinde adlandırılabilir. Hem bayanlar hem erkeklerde yeniden saç gelişimi üzerine olumlu etkileri gözlenmiştir.

    Mezoterapi ne tamamlayıcı tıp ne de alternatif tıptır. Bu uygulama farmakolojik ilaçların intradermal veya subkutan enjeksiyonu olduğuna göre klasik tıbbın bir tekniğidir.

    Amacı hastalığın yerleştiği alanla, tedavi uygulama alanının birbirine yaklaştırılmasıdır.

    Seçilen ilaç karışımları ,bölgesel olarak küçük dozlarda özel iğneler ve özel tekniklerle cilt içine verilir. Dermis veya hipodermis, mikrosirkülasyon yoluyla aktif maddenin ulaşması gereken yere doğru yavaşça salındığı rezervuar bölge haline gelir. Dolayısıyla bu bir bölgesel-yerel tedavi yöntemidir.

    Saçlı deri mezoterapisi;saç dökülmesini durdurmak,var olan saçın kalitesini arttırmak ve yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek için belli periyotlarla saçlı deriye uygulanabilir bir tedavi şeklidir.

    Özel kokteyler ile saçlı deriye özellikle vitamin takviyeleri yapılır ve bu bölgeye olan kan dolaşımı geliştirilir. Kıl foliküllerinin kanlanmasının arttırılması daha iyi beslenmelerine ve gelişmelerine yardım eder.

    Bu yöntemin diğer klasik ilaç tedavilerine göre üstünlüğü ilaçların küçük dozlarda bölgesel kullanılmasıdır.Yan etki riskinin önemsiz sayılabilecek kadar az olması ve sonuçlarının etkili olmasıdır.

    Saç gelişimine yönelik mezoterapi değişik nütrientleri( biotin, hyalüronik asit ve silika gibi), vazodilatörleri ve androjen blokerleri kullanır. İlk uygulamadan haftalar sonrasında saçların tekrar geliştiği gözlenir, yaklaşık altı ay sonrasında dökülen bölgeler yeniden canlanır ve normal yapıda saçlarla yer değiştirir. Uygulamaların belirli aralıklarla devamlılığı gereklidir.

    Uygulamalar Genel Olarak Mezoterapide ;

    1. İntraepidermal uygulama
    2. Yüzeyel intradermal uygulama
      • a-Enjeksiyonsuz (Nappaj – sıvama)
      • b-Enjeksiyonlu (Nokta tarzı, nappaj)
    3. Derin intradermal enjeksiyon (Nokta tarzı- PPP 1-4 mm )
    4. Hipodermal enjeksiyon (Nokta tarzı – PPP 4-10 mm ) şeklinde yapılabilir.

    Mezoterapide Kullanılan İlaçlar ve Genel Özellikleri

    Saçlı deri mezoterapisinin temelini uygulamada kullanılan ajanlar oluşturur. Saçlı deri mezoterapisinde sabit bir ilaç tedavisi yoktur. Her hastadaki varolan patolojiye göre farklı etki mekanizmaları olan maddeler tek başlarına veya kombinasyonlar halinde verilir. Genel prensip ; uygulanacak olan formulasyonlarda çok sayıda ajanın kombinasyonundan kaçınmak ve en az madde ile hastalık patolojisine faydalı olabilecek terkibi hazırlamaktır.

    Mezoterapi ile kullanılabilecek maddeler şu şekilde sınıflandırılabilir :

    • Lokal anestetikler : prokain, ksilokain
    • Vasküler etkililer : buflomedil, melilat-rutin, pentoksifilin, gingko biloba, minoksidil paridil heparin.
    • Saç folikülünün uyarılması ve saçın onarılmasına etkililer: X-ADN , aminoasitler, organik silisyum.
    • Antiandrojen etkililer: finasteride, dutasterid, bitkisel ekstreler.
    • Antiseboreik-antiinflamatuar etkililer : çinko, selenyum, salisilat.
    • Keratin biyosentezi için etkililer: biotin, bepanthene, vitamin A , vitamin B grubu (pantotenik asit, vitamin B5 gibi), aminoasitler, oligoelementler, çinko, bakır, magnezyum.

    Bu ajanları içeren standart ampül ve vial tarzında preparatlar artık mevcuttur. Minoksidil, finasterid, dutasterid, biotin, x-adn, organik silisyum, d-pantenol gibi ajanlar kendi isimlerinde bulunabilmekle beraber değişik aminoasitler, vitaminler ve oligoelementleri kombine halinde bulunduran standart ürünler ( keractive, haircare gibi) de mevcuttur. Bunlar tek başlarına veya kombinasyonlar tarzında uygulanabilir.

    Enjekte edilen bileşimin içeriği:deri nekrozu yapabilen alkol bazlı solventler olmamalıdır. Bileşim izotonik olmalı , pH nötr olmalı, hipoallerjik olmalı ve yerel olarak iyi tolere edilebilmelidir. En önemli nokta tedaviye başlamadan önce kesin bir tanı koyup enjekte edilecek karışımı doğru seçmelidir.

    Saç Mezoterapisinin Etki Mekanizmaları ve Tedavi Amacı

    Bu maddeler ile yapılan kokteyler dermal papilla düzeyinde etki ederek saçların gelişimini, yenilenmesini uyararak keratin üretimini düzenlerler.

    Kokteyldeki vazodilatör(damar genişletici) maddeler fonksiyonel bir mikrosirkülasyon sağlayarak ,saç foliküllerinin kanlanmasını arttırırlar. Böylece saçın canlanmasını ve kalınlaşıp parlamasını sağlarlar. Sinir uçlarından salınan mediatörleri kontrol altına alırlar.

    Mezoderm aralığında bağışıklık sisteminin (immun sistem) kan hücrelerinin % 40 oranında varlığı göz önüne alındığında ,immun üniteyi etkileyerek immun saç dökülmesini önlemeye çalışırlar.

    Kokteyldeki vitaminler ve elementler saç dökülmesini engellerler; yağ sekresyonunu düzenlerler ve kepek oluşumunu azaltırlar ; antioksidan özellikleri ile katkı sağlarlar.

    Sonuç olarak ulaşılan nokta ; ilaçların küçük dozlarda bölgesel kullanılmasıdır. Yan etki riskinin önemsiz sayılabilecek kadar az olması ve tedavinin daha çok etkili olmasıdır.

    Saçlı Deri Mezoterapi Endikasyonları

    • Erkek tipi saç dökülmesinde (androgenetik alopesi)
    • Alında traksiyon (çekmeye bağlı) dökülmelerde
    • Alopesi areatada (saçkıran)
    • Doğum sonrası dökülmelerde
    • Daha çok kadınlarda görülen diffuz (genel) dökülmelerde
    • Bazı saçlı deri hastalıklarında (sedef hastalığı, liken, seboreik dermatit gibi) uygulanır.
    • Erkeklerde erken evrede yapılan tedavi daha etkilidir.

    Kontrendikasyonları

    Hamileler, emzirenler, immunolojik hastalığı olanlar, kanser hastaları, diabetikler, antikoagülan tedavi görenler uygun hasta değildirler.

    Saç Mezoterapisi Uygulanırken Öncesinde ve Sonrasında Dikkat Eilmesi Gerekenler Vardır.

    Mezoterapi Öncesi Yapılması Gerekenler Nelerdir?

    • Klinik muayene ile dökülmenin seviyesi belirlenmelidir.
    • Trikogram incelemesi yapılmalıdır.
    • Hasta yatar pozisyonda olmalıdır.
    • Uygulamadan önce eldiven giyilmeli ve bölge antiseptik solüsyonla dezenfekte edilmelidir. Alkol, eter , klorheksidin, betadin deri dezenfeksiyonunda tercih edilir.
    • 48 saat önce analjezik ve antiiflamatuar uygulamaları kesilmelidir.

    Mezoterapi Sonrası Yapılması Gerekenler Nelerdir?

    • Tedavi sonrası derinin % 70 lik etil alkol ile temizlenmesi önerilir.
    • Kural olarak , allerji riskini arttırmamak için seans sonrası sıcak duştan kaçınılmalıdır.
    • Ekimozu önlemek için seans sonrası hemostaz elle veya hastanın ağırlığı ile yapılmalıdır.
    • Seanslar çok sık aralıklarla tekrarlanmamalıdır.Bir önceki seansın yararlı etkilerini ortadan kaldırabilir.

  • Sedef hastalığı (psoriazis) ve tedavisi

    Sedef hastalığı (psoriazis) ve tedavisi

    Sedef hastalığı nedir ?

    Sedef hastalığı kalıcı yani tekrarlayan bir deri hastalığıdır. Amerika’da 7.5 milyon kişide sedef olduğu bilinmekte bu rakamın da Türkiye’de nüfusun yüzde 1’ne yakın olduğu tahmin edilmektedir.

    Sedef hastalığı neden oluşur ?

    Sedefin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber yeni yapılan bilimsel araştırmalarla sonuca giderek daha fazla yaklaşmakta ve biyolojik tedaviler adını verdiğimiz önceki sedef ilaçlarına göre tamamen değişik mekanizmalarla etkisini gösteren ilaçlarla özellikle ağır sedefleri ve sedef romatizmasını daha etkili ve yan etkisiz olarak tedavi edebilmekteyiz.

    Sedef bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sistemimizde görevli T lenfositlerin sedef hastalığının oluşmasında önemli rolü vardır. Özellikle başka hastalıklar nedeniyle yapılan kemik iliği nakillerinden sonra sedefin tamamen düzelmesi bunu doğrulamaktadır.

    Deride bir hasar oluştuğunda veya bir mikrop yerleştiğinde deri hücrelerinin bunu tamir etmek için daha fazla çoğalması gerekir. Amaç daha kısa sürede yarayı onarmak için hücreleri çoğalmaya teşvik etmektir. Fakat sedef hastalarında bağışıklık sisteminin T lenfositi adı verilen bu hücrelerin ayarı bozulmuştur ve normalde de herşey yolundayken deri hücrelerini arttırıcı maddeler salgılamaya başlarlar.

    Bunun sonucunda belirli bölgelerde hızla çoğalan deri hücrelerinin de fonksiyonları bozulur ve tam olarak olgunlaşmadan artış gösterirler. Aralarındaki bağlantıyı tam sağlayamaz ve kuruyup dökülen tabakalar oluştururlar.

    Sedefin karaciğerden kaynaklanan bir hastalık olduğu inanışı doğru değildir. Yenilen yiyeceklerle de bir alakası yoktur.

    Sedefin genetiği ve kalıtımı (Çocuklarımda da sedef ortaya çıkar mı?)

    Sedef hastalarının 1/3’ünün ailelerinde sedef hastalığı mevcuttur. Tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre çok daha sık sedef görülmektedir (Tek yumurta ikizleri : %71, çift yumurta ikizleri :%28)

    Sedefle ilgili olduğu bilinen gen PSORS1 olup MHC adını verdiğimiz bağışıklık sisteminin çalışmasını düzenleyen gen bölgesinde yer almaktadır. Aynı zamanda başka PSORS genleri de tanımlanmıştır.

    Bu genleri tanımlamanın tek yolu sedef hastalarından alınan kanın analiz edilmesidir. Ne kadar çok sedef hastası bu konu açısından araştırılırsa hastalığın kesin nedenine o kadar hızlı ulaşılabilir. Hatta Ulusal Amerikan Sedef Derneği bu nedenle bir biobank oluşturmuştur.

    Sedef kalıtsal bir hastalık değildir. Sedefli ailelerin çocuklarında sedefe yakalanma oranı normal ailenin çocuklarına göre %1-2 oranında artmış olmasına rağmen bu sedefe kesin yakalanacakları anlamına gelmemektedir.

    Sedefi arttıran nedenler

    Sedef bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalık olduğu için özellikle bazı enfeksiyonlar ve ilaçlar sedefi arttırabilmektedir. Aynı zamanda psikolojik stress ve iklim değişiklikleri de sedefi etkilemektedir.

    Psikolojik Stress

    Yapılan çalışmalar özellikle ciddi hayat değişimlerinde sedefin değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Yeni yapılan bazı araştırmalarda stress ile beraber vücutta bağışıklık sistemini tetikleme özelliği olan bazı maddelerin kanda arttığı belirlenmiştir.

    Bakteri ve virüs enfeksiyonları

    Özellikle çocuklarda streptokok adında boğazda yerleşen bakteri enfeksiyonlarında sedefin alevlendiği bilinmektedir. Bu nedenle sürekli bademcik iltihabı geçiren hastaların tam bir tedavi görmeleri gerekmektedir. Sıklıkla dermatologlar kişide bir şikayet olmasa bile boğazdan pamuklu bir çubuk yardımıyla kültür alıp antibiyogram testi isterler. Bunlar haricinde vücutta sürekli bir enfeksiyon kaynağının bulunduğu hastalıkların (örneğin çürük diş) tedavisi şarttır.

    İklim

    Sedef güneşli iklimlerde azalır ve özellikle kışın artış gösterir. Yine düşük rakımlı bölgelerde sedef hastalığı daha az görülmektedir. Kuru iklimlerde nem az olduğu için hastalar kabuklanan bölgelerinde daha fazla kaşıntı hisseder. Bu nedenle sedef hastaları nemli iklimi olan bölgelerde daha rahat edebilir. Yine kışın kalorifer ve sobaların etkisiyle hava kurur ve kabuklanmalarda kaşıntı artar. Sedef hastaları kışın bol nemlendirici kullanmalıdır.

    İlaçlar

    Sedefi Arttıran İlaçlar :

    l Antimalaryal ilaçlar (Sıtma ve romatizma tedavisi) : chloroquine – Klorokin

    l Lityum (Psikiyatrik hastalıkların tedavisi)

    l Propanolol (Tansiyon ve kalp – damar hastalıklarının tedavisi)

    l Anti – enflamatuar (NSAID) ilaçlar : Sedefi arttırdıkları düşünülse de ağrı kesicilerin sedef üzerine etkilerinin çok az olduğu görülmüştür bu nedenle sedef hastalarında kısıtlanmamaktadırlar.

    Sigara ve alkolün sedefi arttırdığını gösteren bilimsel araştırmalar bulunmaktadır.

    Köbner fenomeni :

    Sedefsiz cildin yaralanması bu bölgede yeni sedef lezyonlarının oluşmasına neden olabilir. Bu duruma Köbner fenomeni adı verilir. Güneş yanığı ve kesikler bu duruma yol açabilir. Güneş sedef için çok iyi olsa da uzun süre yakıcak derecede güneşlenmekten kaçınılmalıdır. Sedef hastaları kesinlikle kalıcı dövme yaptırmamalıdır çünkü dövme yapılan yerlerde de sedef ortaya çıkabilir. Sedef yaralarında yoğun kaşıntı çevre deride de Köbner fenomeni etkisiyle yeni sedef yaralarının oluşmasına yol açabilir bu nedenle tedavi edilmelidir. Ayrıca çoğu sedef hastası kabuklarla oynayıp koparır. Bu durum da yine aynı probleme neden olabilir.

    Sedefin Tedavisi

    Sedefin yaraları tedavi edilebilmektedir. Ama yaraların tekrarlanmasını şu anda tedavi edecek bir yöntem dünyada mevcut değildir. Sedef tedavisinde kullanılan yöntemlerini birkaç kategoride toplayabiliriz :

    · Merhem tedavileri :

    Merhemler de içlerinde bulunan maddelere göre birkaç gruba ayrılır. Merhemleri özellikle vücudun tümünü kaplamayan sınırlı sedefte kullanıyoruz.

    · Kortizon içeren merhemler :

    Özellikle kortizon ibaresini içerdikleri için hastalarımız arasında çok korkularak kullanılan ama yan etkileri abartılan ilaçlardır. Kortizon içeren ilaçların tedavisi kısa süre içersinde başlar. Kızarıklığı geçirmekte oldukça etkilidirler ve yoğun kabuklu olmayan sedef yaralarını kısa süre içersinde toparlarlar. Fakat dermatolog gözetiminde kullanılmaları gerekmektedir. Çünkü sedef kortizona direnç sağlar ve uzun süre kullanıldığında ilk başta gösterdiği iyileştirici etkiyi göstermez. Bu nedenle ilaçlarınızın dermatoloğunuz tarafından aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Kortizonlar eşit etkide değildir. Bazı kortizonlu merhemler diğerlerine göre daha kısa sürede güçlü tedavi edici etki gösterir ama uzun süre kontrolsüz kullanıldıklarında daha sık cilt incelmesi, ciltte damarlanma gibi yan etkilere yol açarlar.

    Kortizonlu ilaçlar dermatoloğunuz tarafından düzenli olarak kontrol edildiğinde tedaviler arasında en kısa sürede etki gösteren ve sedefi kontrol altına alan ilaçlardır. Doktor denetiminde kullanıldıklarında yan etkiye yol açmazlar

    Güçlü kortizon içeren merhemler uzun süre doktor denetiminde olmadan ve yaygın sedefte kullanıldıklarında ciltten emilir ve kilo alma, kemik erimesi gibi kortizon tedavisine bağlı yan etkilere yol açabilirler.

    · Nemlendiriciler :

    Sedef tedavisinin en önemli unsurlarındandır. Sedefteki kabuklanma kaşıntı yapar ve tabaka oluşturarak diğer kremlerin sedef yaralarına ulaşmasını engeller. Nemlendiriciler kabuklanmayı azaltır ve sedefteki kaşıntı hissini engeller. Nemlendiricilerin hiçbir yan etkisi yoktur. Rahatlıkla uzun süreli kullanılabilirler. Nemlendiricilerin en basit ve ucuz olanı kuşkusuz vazelindir.

    · Kalsipotriyol :

    Kabuklanmayla seyretmeyen sedef yaralarında daha etkilidir. Özellikle sedefin iyileştiği dönemlerde iyilik halini devam ettirmek için kullanabiliyoruz. Vücuda sürülecek miktarı sınırlıdır bu nedenle yaygın sedef yaralarında kullanılmaz. Kasık ve koltukaltı, cinsel bölge gibi hassas ciltli bölümlerde kullanılmaz.

    · Katran türevleri :

    Katran türevi ilaçlar cilt hücrelerinin artmasını baskılayarak sedefi düzeltirler. Kömürden ve bitkilerden elde edilen türleri vardır. Kömürden elde edilenlerin uzun süre doktor kontrolü dışında kullanılmasının bazı kanser türlerini arttıracağını belirten bilimsel yayınlar mevcuttur. Bu yan etkiye bitkisel kökenli katranlarda (Ardıç katranı gibi) rastlanmasa da yine doktor kontrolünde kullanılmaları çok önemlidir. Kullanılırken özellikle kokuları ve cildi boyamaları sorun çıkartır. Yeni ilaçlarda bu özellikleri azaltılmaya çalışılmıştır. Koltuk altı kasık genital bölge gibi cildin ince olduğu yerlerde tahrişe neden olduklarından kullanılmazlar.

    Katranlar bitkilerle sedefi tedavi ettiklerini iddia edenlerin başlıca kullandığı ilaçlardandır. Çoğu hasta yukardaki konularla uyarılmadığından tedavinin hatalı şekilde yaptığı kuru kızarık soyulan cildi normal zanneder ve kalıcı sonuç alacağını düşünerek bu yan etkilere katlanır.

    · Antralin :

    Farklı bir şekilde etki eden bu ilacın özelliği ciltte belirli bir süre bırakılarak tedavinin düzenlenmesidir. Ciltte boyama yapabilir veya hasta yanlışlıkla ilacı uzun süre cildinde tutarsa kızarma, yanma gibi yanık benzeri yan etkiler oluşur. Fakat özellikle tedaviye direnç gösteren sedef yaralarında etkilidir. Tedavinin zamanlaması çok önemli olduğundan mutlaka dermatolog kontrolünde kullanılmalıdır. Cildin ince olduğu koltuk altı, kasık ve genital bölge gibi yerlerde kullanılmaz.

    · Pimekrolimus ve Takrolimus :

    Yeni ortaya çıkan bu ilaçlar kortizon içermediklerinden uzun süreli olarak sedef tedavisinde kullanılabilmektedir. Özellikle yüz, göz kapakları gibi cildin ince olduğu bölgelerde rahatlıkla uzun süre kullanılabilirler. Bebeklerde uzun süreli yaygın olarak kullanılmasıyla birkaç hastada kan kanseri geliştiğinden mutlaka doktorunuzun kontrolünde kullanmalısınız.

    · Işık Tedavileri ( Fototerapi : PUVA, Dar Bant UVB, Mikrofototerapi, Hedeflenmiş Fototerapi ve Lazer ) :

    Işık tedavisi yani fototerapi güneşin sedef üzerindeki iyileştirici etkisini kopyalayıp özel cihazlarla uygulamak esasına dayanır. Morötesi ışık sedefin üzerine etkili olan ve güneşte bulunan ışık türüdür. UVA ilk bulunan ışık türüdür, UVB ve Dar Bant UVB sonradan bulunmuştur ve UVA tedavisine göre yan etkileri daha azdır. Işık tedavisinde her hastamızın korktuğu yan etki cilt kanseri gelişimidir. Oysaki Hacettepe Tıp Fakültesinde yakın zamanda yapılan bir araştırma sonucunda bu merkezde tedavi gören sedef hastalarında cilt kanserine tedavi süresince rastlanmamış sadece zararsız güneş lekeleri gelişmiştir.

    Teknolojinin ilerlemesiyle fiberoptik sistemlerle morötesi ışığın sadece sedef yaralarının üzerine verilmesi mümkün olmuştur (Mikrofototerapi, Hedeflenmiş Fototerapi ) Bu şekilde tüm cilt ışık almadan sadece problemli bölge tedavi edilebilmektedir. Lazerler ise diğer tedavilere göre biraz daha etkili olmaktadır fakat uygulama giderleri çok fazladır.

    Işık tedavileri kabin, el – ayak üniteleri, saç tedavi ünitesi ve hedeflenmiş (mikrofototerapi ) fototerapi şeklinde uygulanabilir.

    · PUVA :

    Fototerapilerin ilk kullanıma gireni olan PUVA tedavisi sıklıkla kabin şeklinde uygulanan bir tedavidir. Solaryuma benzeyen bir kabinin içersine hasta alınır ve kabin kapatılarak içerdeki floresan lambalarla hastaya belirli bir süre morötesi A ışığı verilir. PUVA tedavisinde morötesi A ışığının sedef yaraları tarafından daha iyi bir şekilde emilmesi için hastaya hap şeklinde bir ilaç verilir veya yaralara özel bir ilaç uygulanır. Hap şeklinde uygulanan ilaç sonrası tedaviden çıktıktan sonra hasta güneş gözlüğü ve şapka kullanarak bunlar haricinde güneş koruyucu sürerek dışarı çıkmalıdır. İlaçların etkisi belirli bir süre sonra bitecektir.

    Tedavi haftada 2 veya 3 kez uygulanır. Genelde 20 seans ile tedaviye başlanır ve hastanın tedaviye yanıtına göre fototerapiye devam edilir. Yan etkileri diğer ışık tedavilerine göre daha fazla olsa da başarılı olan vakalarda sedefin ortaya çıkmasını uzun süre baskılar.

    · UVB – Dar Bant UVB Tedavisi :

    Bu tedavi de PUVA’ya benzer şekilde uygulanır fakat floresanlar farklı olduğundan ürettikleri ışık da farklı olur. Bu tür tedavide önceden hap almak veya cilde bir ilacın sürülmesine gerek yoktur.

    · Hedeflenmiş fototerapi, Mikrofototerapi :

    Türkiye’de yeni uygulanan bu fototerapi yönteminde operatör cihazın özel başlığıyla direkt problemli cilt bölgelerine ışığı verebilmektedir. Daha kısa sürede yoğun ışık verilebilmektedir bu şekilde ve özellikle sınırlı bölgedeki sedefte haftada 2-3 kez uygulama ile ilaç sürmeden iyileşme mümkün olmaktadır. Sedefin tedavi sonrası sessiz kalma süresi 2-3 aydan başlamaktadır. Bu tedavinin avantajı hastada yaygın sedef bulunmasa dahi fototerapinin uygulanabilmesidir. Kalp hastaları ve kabine giremeyen hastalarda da bu tedavi rahatlıkla uygulanabilmektedir. Bu tedavi uzun süre krem tedavisi uygulamış kortizon direnci gelişmiş ve bu tedaviden sıkılmış hastalara bir alternatif sunmakta ve uzun süre remisyon(hastalığın tekrarlamamasına) neden olmaktadır.

    · Lazer tedavileri :

    Bu tür tedavilerde morötesi ışığın yoğunlaştırıldığı excimer lazerler veya sedefi besleyen damarları yakan lazerler kullanılmaktadır. Diğer tedavilere göre biraz daha uzun süre sedefsiz zaman sunsalar da tedavi maliyetleri oldukça yüksektir.

    · Hap ve iğne şeklinde tedaviler ( Sistemik tedaviler )

    Kuşkusuz bizden her hastamızın isteği sedef için hap veya iğne şeklinde bir ilaç önermemizdir. Çünkü krem tedavilerini uygulamak zordur özellikle çok yaygın sedef hastalığında zaten mümkün değildir. Fakat sedef için şu ana kadar yan etkileri hafif olan bir hap veya iğne piyasaya sürülmemiştir. Biz aşağıda bu hastalık için en sık kullanılan tedavileri listeleyeceğiz. Unutmayın ki sedef hastalığının tedavisi her hastamızda değişkendir. Tedaviyi seçerkenki arzumuz en az yan etkiyle hastamıza en fazla faydayı sağlamaktır.

    · Metotrexat :

    Bu ilaç kanser tedavisinde de kullanılan bir ilaç olup çoğu hastamız bu nedenle ilk planda ilacı kullanırken çekinmektedir. Fakat yeni deri altından uygulanabilen iğne şeklinde formlarının da çıkmasıyla ilaç genelde hastalarımız tarafından çok rahat bir şekilde kullanılmaktadır. Kullanım şekli genelde haftada bir veya 2 kezdir ve dozu hastanın kilosuna ve sedefin yaygınlığına göre hesaplanır. İlacın hap şeklinde kullanılmasıyla sıklıkla mide ve sindirim sistemi yan etkileri oluşabilir. Yeni deri altı uygulanan iğne şekliyle haftada bir kullanım ile bu yan etki de ortadan kalkmıştır. Metotrexat sedef hastalığında yanlış çalışan bağışıklık sistemi hücrelerini azaltarak etkisini gösterir. Aylarca dermatolog kontrolünde rahatlıkla kullanılabilir. Dikkat edilmesi gereken dermatoloğunuz tarafından önerilen tahlilleri düzenli yaptırmanızdır. Bunun dışında sağlık personelleri ve yakınlarında tüberküloz(verem hastalığı) bulunanlar dikkatle takip edilmelidir. Metotrexat kullanan hastalar çevrelerinde gribe yakalananlar bulunduğunda kendilerini korumalı, halsizlik öksürük gibi şikayetler ortaya çıktığında ateşin yükselmesini beklemeden doktorlarına danışmalıdırlar. Metotrexat basit bir enfeksiyonun bulgularını gizleyerek hastalığın artmasına neden olabilir. Uzun dönemde kullanımlarda karaciğer üzerine yan etkiler oluşturabileceğinden doktorunuz bazı durumlarda karaciğer biyopsisi isteyebilmektedir. Metotrexatı kullanırken başka ilaçlar kullanacağınız zaman doktorunuza danışmalısınız. İlacın etkisi genellikle 1 ay içersinde ortaya çıkar ve yeni uygulanan dozlarla beraber devam eder.

    · Acitretin ( Neotigason ) :

    Acitretin türü ilaçlar A vitaminin değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Hap şeklinde kullanılan ilaçlardır. Dozu ve kullanım süresi kilonuza ve sedefinizin ağırlığına göre hesaplanır. Bu ilaçlar cildi soyarak ve cildin yenilenme süresini ayarlayarak sedefi düzeltirler. Bu nedenle neredeyse bu ilacı kullanan her hastada gördüğümüz yan etkisi dudakta kuruma ve çatlama yapmasıdır. Bununla beraber eller ve ayakların cildinde soyulma incelme ve tüm vücutta hafif kuruluk yapabilmektedir. Tırnak değişiklikleri ve saç dökülmesi sık görülen yan etkilerdendir. Yüz cildi de kuruduğu ve hassas bir hale geldiği için mutlaka özellikle yazın yüksek koruma faktörlü güneş koruyucu kullanılmalıdır. İlacın kullanımı sırasında oluşan göz kuruluğu lens kullanan hastalarda problem oluşturacağı için lens kullanımı önerilmez. Acitretin kan yağlarınızı yükseltebilir ve karaciğer fonksiyonlarında yükselmeye neden olabilir. Bu nedenle aralıklarla doktorunuz sizden bazı tahliller isteyecektir. Acitretin uzun vadede güvenle kullanılabilen bir ilaçtır. Acitretin’in en önemli yan etkisi rahimdeki bebek üzerinedir. Acitretin kullanan bayanlarda hamilelik oluşursa çok yüksek oranda sakat bebek doğurma riskleri vardır. Bu nedenle ilaç kullanılırken ve bıraktıktan 2 sene sonrasına kadar bayanların çocuk sahibi olması önerilmez. Aynı zamanda emziremezler. İlacın bu yan etkisi nedeniyle verecekleri kan hamile bir bayana gidebileceği için bay bayan acitretin kullanan tüm hastaların kan vermeleri sakıncalıdır. İlaç başlandıktan sonra tam etkisini 1-2 ay içersinde göstermeye başlar.

    · Siklosporin :

    Kapsül şeklinde alınan bu tedavi sedefin oluşmasında etkili bağışıklık sistemi hücrelerini baskılayarak sedefi düzeltir. Siklosporin organ nakledilen hastalarda organın vücut tarafından reddini engelleyen bir ilaçtır. İlacın uzun vadede böbrekler ve kanda bulunan bazı elementler üzerine yan etkileri olabileceği için ilacı kullanırken düzenli tahliller yapılmalıdır. Siklosporin yaklaşık 1-2 ay içersinde sedef üzerine iyileştirici etkisini gösterir.

    · Biyolojik tedaviler :

    Sedef tedavisinde son olarak piyasaya verilen ilaçlardır. Sedefin oluşma nedeni üzerine etki göstermekle beraber bazıları oluşturdukları ciddi yan etkiler nedeniyle piyasadan çekilmişlerdir. İğne şeklinde uygulanan tedavilerdir. İlacın türüne göre haftada bir veya 2 haftada bir şeklinde uygulanabilirler. Metotrexat’a benzer şekilde bağışıklık sistemini baskılarlar bu nedenle kullanan hastalar kendilerini enfeksiyonlara karşı korumalıdır. Diğer sistemik tedavilerde olduğu gibi belirli aralıklarla tahlillerle kontroller yapılmalıdır. Biyolojik tedaviler ülkemizde eğitim araştırma hastaneleri veya üniversite hastaneleri tarafından düzenlenen sağlık raporlarıyla SGK (SSK,Bağkur ve Yeşilkart) tarafından karşılanmaktadır. Genelde oldukça yeni olan bu tedavileri daha önce bazı ilaçları kullanan ve fayda görmeyen hastalarımızda kullanmaktayız.

    · İklim tedavileri ( Balıklı göl, Lut gölü ve diğerleri)

    Sivas’ta bulunan balıklı göl ve diğer bölgeler kuşkusuz hastalarımızın bize en sık sordukları tedavilerin başında yer alır. Balıklı göldeki balıkların hikmeti aslında sedef kabuklarını yiyerek yaranın kalınlığını azaltmaktır. Sedef yaraları incelen hasta açık havuzlarda güneşlenir ve aslında bizim hastane şartlarında yaptığımız ışık tedavisini doğal şartlarla uygulamış olur. Güneş ışığındaki mor ötesi ışık zayıf bir ışıktır ama balıkların incelttiği yaraya rahatlıkla nüfuz eder. Biz de fototerapi öncesi kalın yaraları olan hastalarımıza kabuk soyucular verip bu etkiyi sağlıyoruz. Fakat balıklı gölün en önemli etkisi kuşkusuz psikoloji üzerinedir. Dünyasında tek ve yalnız olduğunu düşünen hastamız burada bir çok sedef hastasıyla karşılaşır, dertleşir, hayatını paylaşır. Kendinden daha kötü durumdaki hastaları görüp haline şükreder. Sağlık Bakanlığımız kaplıca tedavisi olarak gördüğü bu tedaviyi sağlık raporu çıkartılması koşuluyla belirli bir yüzde ile karşılamaktadır. Tabii negatif olarak bahsedilen konu hijyendir. Kalabalık havuzlarda teorik olarak yaraları ısıran balıklar hastalar arasında hastalık taşıyabilirler. Teorik olarak bu risk varsa da bilimsel bir yayınla ispatlanmamıştır. Lut gölü İsrail’de yer alan bir göl olup atmosferinde mor ötesi ışık yoğundur bu şekilde sedef yaralarına faydası olmaktadır. Yani iklim tedavilerinde faydası dokunan unsurları biz zaten hastane şartlarında sağlayabilmekteyiz.

    Doktorunuz size uygun tedaviyi nasıl seçer ?

    Sedefin yaygınlığı, yaşınız , Neotigason gibi tedavilerde hamilelik durumu nedeniyle cinsiyetiniz ve sedefinizin tedavilere direnci büyük rol oynamaktadır. Genellikle biz hastanemizde sınırlı bölgelerdeki sedef için mikrofototerapi ve merhem tedavisi daha yaygın sedef için ise hap ve iğne tedavileri uygulamaktayız. Uzun süreli, kullanılan merhemlere direnç kazanmış sedefte de sistemik tedaviler kullanılabilmektedir.

    Sedef tedavisinda altın kural : Takiplere gelmektir

    Sedefin her hastada nasıl ilerleyeceği bir bilinmezdir. Bu nedenle biz hastalarımıza gerekli tedavileri önerdikten sonra onları kontrole çağırırız. Verilen ilaçlar ilk planda sedefi düzeltmeyebilir. Bunu gördüğümüzde ilaç değişikliği yapar ve sedef yaralarını düzeltmeye bir adım daha yaklaşırız. Bu nedenle hastalarımızın takiplerine mutlaka gelmeleri lazımdır.

    Sedef ve Psikoloji

    Sedef hassas ve düşünceli kişilerin hastalığıdır. Genelde ince düşünceli, hissettiklerini dışarı yansıtmayan, günlük hayatta belirli konuları kendine dert edinip uykularını kaçıran kişilerde sedef yoğun seyreder ve sık tekrarlar. Çözülemeyen sorunlarda başvurulması gereken bir psikolog veya acil bir tatil belki de en iyi reçete olabilir. Yine de bu tür düşünce yapısına sahip hastalarımız için en iyi öneri biraz daha “vurdumduymaz” olmalarıdır.

    Sedeflilere Ulaşın & Paylaşın

    Sorunlarınızın ve hastalığınızın üstesinden gelmenin en iyi yolu hayatınızı diğer sedeflilerle paylaşmaktır. Yalnizdegilim.com sitesindeki ve doktorsitesi.com’da yer alan sedef forumlarına üye olmayı ihmal etmeyin.

  • Kendini bırakmayan kazanır

    Çok tatsız bir konu olsa da, bugün bir yönüyle kanser tedavisinden bahsetmek istiyorum. Güzellik yazılarında dünyayı her zaman toz pembe göstermek zorunda olmamalıyız. Hayatın gerçekleri var ve bizim vazifemiz de her türlü koşulda size yol göstermek..

    Hep dikkat etmişimdir, kanser tedavisi boyunca kendini bırakmayan, görünümüne özen gösteren hastalar, bu savaştan galip çıkmayı başarmışlardır. Kendi standartlarımız içinde iyi giyinmek hatta mümkünse yeni giysilere bürünmek, bütün kısıtlamalara rağmen cildimize, saçımıza, makyajımıza özen göstermek ve sosyal hayata karışmak inanamayacağınız kadar etkili bir destek sağlar. Çünkü hayata bağlılık vücut direncini arttırır. Dışarıdan iyi göründüğünüz zaman insanlar size hasta muamelesi yapmazlar. Sizden yayılan bu olumlu izlenim, katlanarak size geri döner..

    KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ CİLT HASSASİYETİNİ ARTTIRIR:
    Kanser tedavileri sırasında cildi tahriş edebilecek her türlü uygulamadan kaçınmak gerekir. Peelingler, kimyasal maddeler kesinlikle kullanılmaz. Sıcak duşlar, banyolar hatta deodorantlar, tıraş olmak, sauna, jakuzi, hamam, sert sabunlar, lifler hatta giysilerdeki dikişler bile tahrişe yol açabilir. Öte yandan içinde E vitamini olan yağlardan yada nemlendiricilerden de uzak durun. Bu ürünler radyoterapi ve kemoterapiden sonra hassaslaşan ciltte alerjik tepkilere neden olurlar.

    YIKANMAKTAN KORKMAYIN:
    Bir çok hastamız ciltlerine su değerse tahrişin artacağına inanırlar ve bu yüzden yıkanmaktan çekinirler. Bu görüş temelsizdir. Kanser tedavisi görenler istedikleri kadar yıkanabilirler. Ancak duş yaparken sıcak su yerine ılık su kullanın, sabun yerine nemlendirici duş jellerini ve kremleri tercih edin. İsterseniz bir kovaya ılık su doldurup içine biraz bebe yağı koyun. Bu karışımı vücudunuzu durulamak için kullanın. Aloe vera içeren ürünler de cildi yatıştırırlar ve nemli tutarlar.Duşun ardından 2 yumuşak havlu veya emici kumaşlarla, vücudunuzu ovalamadan, tepeden tırnağa nemini alın. Tedavi sırasında vücut direnci düştüğü için mantarlarla karşılaşmak işten bile değildir. Cildinizi ne kadar temiz ve kuru tutarsanız bu risk o kadar azalır.

    İPEK ZAMANI:
    Cildi yumuşak ve nemli tutmak için mümkünse ipek iç çamaşırları giymenizi tavsiye ederim. Ayrıca ipeğe dokunmak size kendinizi güzel ve taze hissettirir. Böyle küçük keyifler bu dönemde her zamankinden daha değerlidir…

    GÜNEŞE DİKKAT!
    Tedavi süresince cildin güneşe karşı hassasiyeti fazlasıyla artar. Bu nedenle güneşten çok iyi korunmalısınız. Yüksek faktörlü koruma kremlerini, geniş kenarlı şapkaları, uzun kollu hafif yazlık giysileri daima elinizin altında tutmalısınız.

    SAÇLAR..
    Bazı kanser hastaları tedavi döneminde saçlarını “sıfır” numara kazıtırlar. Buna hiç gerek yoktur. Hem kendinizi damgalamış olursunuz hem de saçlar uzamaya başlayınca baş derisinde kaşıntı yapar. En iyisi saçlarınızı kısa kestirmektir. Dilerseniz bir peruk da kullanabilirsiniz.

    Saçlarınız yeniden uzamaya başladığında saç tellerinin kalınlaştığını ve saçlarınızın eskisinden daha dalgalı olduğunu fark edersiniz. Boya yada perma için biraz sabırlı olun. Unutmayın ki saçlarınız çıkmış olsa da deriniz henüz tahrişe açıktır.

    KAŞLAR-KİRPİKLER VE MAKYAJ
    Tedavi sırasında büyük bir ihtimalle kaşlar ve kirpikler dökülür. Kendinize kaş çizmek için kalem yerine toz far kullanın. Hem çizimi daha kolaydır hem de daha doğal bir görünüm sağlar.

    Gözlerinize kalem veya eye-liner ile çerçeve çizebilirsiniz. Özellikle waterproof (suda akmayan) olanlarını tercih ederseniz daha rahat edersiniz. Çünkü kemoterapi menapozdaki gibi sıcak basmalarına ve terlemeye yol açabilir.

    Bu dönemde rimel kullanmayın. Rimel geriye kalan birkaç kirpiğinizin de dökülmesine neden olabilir. Moralinizi bozmayın, kaşlar ve kirpikler tedaviden sonra hızla geri gelirler.

    HAREKET SİSTEMİ AYAKTA TUTAR:
    Yaşamı ciddi şekilde tehdit eden bu hastalıkla baş edenlerin sayısı oldukça yüksektir. Bu süreçte moral ve hareket her şeyden önemlidir. Hareket bütün sistemi ayakta tutar. Yatağa bağlanmak ise hastayı çökertir. Moralinizi bir nebze olsun yükseltecek en küçük olanaktan bile yararlanmalısınız. Siz kendinize acıyıp yaşamdan uzaklaşırsanız, hiç kimse sizi yolunuzdan döndüremez. Oysa siz yaşayan her hücrenize ve kendinize ne kadar özen gösterirseniz, tedavinin etkinliği o ölçüde artar. Ve çevrenizdeki insanlar size ulaşmak, daha fazla destek olmak için gereken şevki ve imkanı bulur. Sakın kendinizi bırakmayın!

  • Ergenlik sivilceleri tedavi edilebilir

    Geçenlerde DİVA’ya sivilce ve sivilceli cildin bakımı ile ilgili genel bir yazı yazmıştım. Bazı okurlar akne ve izlerinin tedavisi için de biraz bilgi vermemi rica ettiler. Akne konusu yazmakla bitecek gibi değil! Bilimsel yayınlarda, dünya nüfusunun % 85’inin bu dertten muzdarip olduğu söyleniyor. Benim izlenimim de bunu doğruluyor çünkü hastalarımın önemli bir çoğunluğu, akne sorunuyla başetmeye çalışırlar. Zaten akne, dermatolojinin en fazla uğraştığı ve en fazla araştırma yaptığı konulardan biridir. Buna rağmen ciltteki bu dengesizliğin neden oluştuğu, tam olarak keşfedilememiştir. Nedeni tam olarak bilinmese de, hastalığın seyri çok iyi bilindiği için, tedaviler gayet başarılı sonuçlar vermektedir.

    Sivilce tedavileri genellikle topical (haricen sürülen) ve ağızdan alınan ilaçlarla yürütülür. Son yıllarda, yeni bir ışık tedavisi olan FOTO Rejuvenation da bu konuda yeni olanaklar sağlamaktadır.

    Haricen yapılan kimyasal tedavilerin en başında, çeşitli hidroksi asitlerle yapılan peeling’ler gelir. Hidroksi asitler değişik bitkilerden, meyveler, zencefil, şarap, şeker kamışı, domates suyu ve süt gibi gıda maddelerinden elde edilir. Bu tedavi cildin en üst tabakasında birbirine bağlanan hücreleri ayırır, tıkanan gözenekleri açar.

    Hidroksi asitlerle sonuç alınamadığında, benzol peroksit karışımları veya sentetik bir A vitamini türevi olan Tretinoin tedavisi denenir. Bazı durumlarda, antibiyotik alınması önerilir. Kimi hastalar için hormon tedavisi gerekli olabilir.

    Şiddetli durumlarda Izotretinoin (Roacuttane) tavsiye edilebilir. Bu son derece etkili bir tedavidir ancak yan etkileri düşündürücü olur. Özellikle kistik aknelerde çok başarılıdır. İzotreitonin tedavisi uygulanabilen hastaların yaklaşık %69’u, akneden tamamen kurtulurlar.

    Kistik aknelere, bazı durumlarda cerrahi müdahale yapılır. Cryoterapi, intralezyonal steroidler gibi diğer tedavi çeşitleri de kullanılır.

    Öte yandan Mezoterapi hiç gözardı edileyecek bir yöntemdir. Mezoterapi sırasında, deri altına A vitamini, C vitamini ve antibiyotikler enjekte edilir. Antibiyotik ve A vitamini doğrudan doğruya sivilceleri tedavi eder. C vitamini ise hücre yenilenmesini hızlandırarak iz kalmasını önler.

    Ağızdan A vitamini ve çinko alınması tüm tedavi yöntemlerini destekler.

    Son yıllarda, akne tedavilerine “ FOTO Rejuvenation” adı verilen yeni ışık tekniği de eklenmiştir. Bu yöntemle, cilt altına sarı ışık gönderilir. Cildin bu şekilde uyarılması, kollajen dokusunu arttırır ve sivilceyi oluşturan mikroplara karşı savunma sistemini harekete geçirir. Böylece mevcut sivilceler tedavi edilirken , vücut direnci de artar ve yeni oluşumlar önlenir.

    Tabii tüm bu tedaviler içinde hasta için en doğru olanı sadece cilt doktoru seçebilir. Yöntemler birbiri ile kombine edilebileceği gibi, her biri bazı diğer koşulların ve yan etkilerin dikkate alınmasını gerektirir. Kimisi cildi kurutur, kimisi allerjik reaksiyonlara yol açabilir. Yukarıda sayılan tedavilerin çoğu güneşten korunmayı gerektirir. Tüm bu nedenlerle, akne tedavisi ancak bir dermatoloğun kontrolünde yürütülebilir.

    Bu haftalık bu kadar, gelecek hafta akne izlerini gidermekle ilgili olanaklardan bahsedeceğim.

    Hoşçakalın,

  • Kanser Psikolojisi

    Kanser Psikolojisi

    Kanser kelimesi hepimiz için korkutucu, adeta tüylerimizi diken diken eden bir kelimedir. Bir doktordan duymak istediğimiz en son sözcüktür. Ne yazık ki çoğumuz hayatımızda öyle ya da böyle bir şekilde kanser ile tanışırız. Ya bir yakınımız kanser olur ya da kendimiz. Kanser hastaları ve hasta yakınları sadece hastalık ile mücadele etmezler. Aynı zamanda hastalığın sebep olduğu duygusal sıkıntılarla da baş etmek zorundadırlar. Kanser, uzun süren psikolojik ve duygusal problemlere sebep olur. Hastalık başarı ile yenilse bile psikolojide açtığı hasarların etkisi devam eder.

    Endişe Ve Depresyon
    Kanser tedavisinin en sık görülen psikolojik yansıması anksiyete/endişedir. Örneğin, kemoterapi gören hastalarda tedavinin sebep olduğu fiziksel değişim (saç dökülmesi, kilo kaybı, vücutta ödem vb) kişinin özgüvenini olumsuz etkiler. Ayrıca kanser hastaları yoğun bir üzüntü duygusu içindedirler. Bu üzüntü uzun süre devam eder ve dayanılmaz bir hal alırsa kişiyi depresyona ve anksiyeteye sürükleyebilir. Böyle bir durumda hastanın mutlaka psikolojik ve farmakolojik destek alması gerekir.

    Suçluluk
    Suçluluk duygusu kanser hastalarının hissettiği bir diğer karmaşık duygudur. Kanser hastası geçmişte yapmış olduğu tercihler, sahip olduğu ve bırakmadığı alışkanlıklar, davranış şekillerinden dolayı kanser hastalığına yakalandığını düşünebilir. Kanser hastaları yakınlarına verdikleri sıkıntı ve üzüntüden dolayı da çoğu kez suçlu hissederler. Suçluluk duygusu kolay anlaşılabilen bir duygu değildir; birey gardını sıkı sıkıya korur. Bu duyguyu anlamak ve onu geçirmeye çalışmak gerekir.

    Öfke
    Hastanede geçirilen uzun ve zorlu süre kişiyi öfkeye sevk eder. Kanser hastaları önceden yapabildikleri birçok şeyi hastalık ve tedavisi sebebiyle artık yapamazlar. Kişilerde engellenmişlik duyguları birikir. Kanser hastaları ayrıca hastalığa yakalandıkları için kendilerine ya da bu hastalığa sebebiyet verdiğini düşündüğü başka kişilere karşı sağlıksız ve yerinde olmayan bir öfke duyarlar. Eğer bu öfke kontrol altına alınamazsa mutlaka psikolojik destek gerektirir.

    Kanser Hastası Yakınıysanız
    Kanserle mücadele ediyor ya da atlattıysanız mutlaka duygularınızı sevdiklerinize dile getirin. Neler hissettiğinizi ve yaşadığınızı onlarla paylaşın. Sakın içinize atıp bu duygularla tek başınıza baş etmeye çalışmayın. Unutmayın ki kanseri yenmek için moralinizin yüksek olması ve duygusal olarak güçlü olmanız şart. Eğer hasta yakınıysanız ve hastanın bakımından siz sorumluysanız lütfen kendinizi de ihmal etmeyin. Hasta yakınları da en az hastalar kadar yıpranma riski altındadırlar. Hastaya bakan kişi güçlü olmalı ki hastaya destek olabilsin. Hasta ile geleceğe dair umut dolu planlar yapın, ona hastaneden çıkınca beraber yapacağınız eğlenceli aktivitelerden bahsedip geleceğe dair umutlu bakış açısı geliştirmesini sağlayın.

  • Saç dökülmesi tedavisi

    Kliniğimizde saç dökülmesi tedavisinde ve saçların daha güçlü daha sağlıklı olmasını sağlayan ETG teknolojisi de kullanılmaktadır..

    ETG teknolojisi, gelişen tıp ve teknolojinin saç dökülmesi problemine çözüm arayan herkese bir armağanıdır. Çağımızın en yaygın problemlerinden olan saç dökülmesinin durdurulması ve saçların canlanmasında son derece etkili olan son dönem tedavisi ETG teknolojisi, dermatolojik anlamda devrim sayılabilecek bir buluştur. ETG; Elektrostimülasyonla saç dökülmesini engelleme, dökülen saçların geri kazanımında kullanılabilen bir terimdir.

    Elektrostimülasyon çok uzun zamandır tıpta kullanılan bir yöntemdir. Kalp ritminin normalleştirilmesi, duran kalbin elektrik şoku ile çalıştırılması, şizofrenide elktroşok tedavisi, ağrı gidermede kullanımı, fizik tedavi amaçlı, yara iyileştirmede, iontoferez ile terleme tedavisi, galvanoterapi gibi alanlarda elektrostimülasyon etkin olarak kullanılmaktadır.

    ETG tedavisinin etki mekanizması, hücre içi ve hücreler arası iyon transferidir. ETG cihazı bir koltuk üzerine monte edilmiş yarı sferik bir başlık ve bu başlığın içerisinde deri ile direk teması olmayan elektrotlar ve bir kontrol panelinden oluşmaktadır. Başlık içersinde düşük yoğunluklu ve düşük tekrarlama hızı olan elektrik alan oluşur. Bu elektrik alanı, küçük doku penetrasyonu ile kafa derisini uyarmak amacıyla kullanılan düşük frekanslı ve düşük yoğunluklu minik vuruş darbeleriyle oluşturuluyor. Bu elektrik alandan deriye pasif olarak elektromanyetik akım geçişi olur. Bu enerjinin işlevi ise şudur; vücuttaki kemiklerin gelişim ve onarımında etkin olan büyüme faktörünün salgılanmasını sağlayan bu enerji, benzer bir mekanizma ile saçtaki kıl foliküllerindeki büyüme faktörünü de harekete geçirmektedir.

    British Columbia üniversitesi, tıp fakültesi dermatoloji AB’da yapılan klinik araştırmalar sonucunda, deneklerde saç dökülmesinin %96.7 oranında durduğu görülmüştür.

    Ayrıca 36 hafta boyunca düzenli olarak uygulanan ETG puslu (düşük seviyeli) elektrik alanının saçın tekrar çıkması üzerindeki olumlu biyolojik etkileri görülmüştür.Bu yöntem saçlı deride büyüme faktörlerini arttırıcı, hücreler arası ve hücre içi kalsiyum ve magnezyum gibi maddelerin geçişini kolaylaştırarak saç metabolizmasını etkiler. Bu sayede saç dökülmesini önler ve hatta saçı geri kazandırır.

    Tedaviye Yanıt süresi:

    Haftada bir-iki, 12 dakika. Hastanın genetik geçmişi ile tedavi sırasındaki saçsızlık oranına bağlı olarak 6 ila 12 hafta içinde hasta tedaviye olumlu yanıt verir.

    Endikasyonları:

    – Androgenetikalopesi
    – Androjenik alopesi
    – Alopesi areata
    – Kanser kemoterapisi ile
    – Saç transplantasyonu sonrası
    – Saç sağlığını güçlendirme

    Kontrendikasyonları:

    – Hamilelik
    – Kalp pili kullanımı
    – Kranial metal protezi olanlar.

    Bir tedavi şekli olarak tatminkarlığı:

    Hasta tatminkarlığı:
    – Ağrısız olmasıdır. İşlem sırasında ETG cihazının başlığı ile kafa derisi birbirine direkt temas etmiyor ve sadece iletim yoluyla gerçekleşen tedavi hastalara hiç bir sıkıntı vermiyor.

    – Hastalarda gözle görülen veya görülmeyen hiç bir yan etkisi yok.
    – Hasta tedaviden sonra normal hayatına devam edebilir.
    – Kısa süren seanslar ile hastalar fazla zamana gereksinim duymazlar.
    – Diğer tedavilere göre başarı oranı çok yüksektir.

    Hekim tatmini:
    – Klinik sonuçlara dayanmaktadır.
    – Resmi onaylıdır. Beş resmi sertifikaya sahiptir.
    – Uygulama güvenlidir Bu tedavinin güvenilirliği son derece üst düzeydedir. Öyle ki 1 dakikalık cep telefonu ile konuştuğumuzda maruz kaldığımız enerjinin 50.000 de 1’inden daha az bir manyetik alan etkisinde kalınmakta dolayısı ile hiçbir yan etkisi yoktur.
    – Cerrahi bir girişim değildir.
    – Hasta konforu ön plandadır.

  • Gebelik şekeri (gestasyonel diyabet) nedir ?

    Gebelik şekeri normal şeker hastalığı gibi vücudunuzun şeker kullanımını bozan gebelikte görülen bir hastalıktır. Şekere vücudumuzdaki tüm hücrelerin normal çalışması için ihtiyaç vardır. Şeker hücrelerin içine insulin hormonu aracılığıyla girer.

    Benzetme yapmak gerekirse evin içine bir birey nasıl kapıyı açıp içeri giriyorsa şeker de hücre içine girmek için kapıyı açan insulin hormonuna ihtiyaç duyar. Yeterince insulin yokken veya hücrelerde insuline cevapsızlık oluşursa kanda şeker düzeyi yükselir.

    ​Gebelik şekeri kabaca %2-10 arası gebelikte görülür. Bu bireylerde gebelik, vücudun insulin ihtiyacını arttırır, vücut ihtiyacı karşılayamayınca gebelik şekeri görülür. Bebekler ve plesantanın üretiği hormonlar annenin kendi insulin etkilerini bozar, bir çok gebe kadın kan şekerini normal aralıkta tutmak için daha fazla insulin hormonu üretir, bu artışı karşılayamayan annelerde gebelik şekeri gelişir.

    GEBELİK ŞEKERİ BEBEKTE VE ANNEDE NELERE NEDEN OLUR ?

    Bebeği irileştirir, hastasını önde götürür. Normal doğum zorlaşır, anne sezeryan olmak zorunda kalır. Gebelik şekeri annenin hayatını tehdit eden preeklemsi denilen, kan basıncı yüksekliği ile seyreden hastalığa neden olur. Çok nadiren anne karnında bebek kaybı gelişir. Doğum sonrası uygun takip edilmeyen anne bebeklerinde hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gelişebilmektedir.

    ÖNCEDEN GEBELİK ŞEKERİ OLABİLECEĞİMİ ÖNGÖREBİLİR MİYİM?

    Çoğu zaman ön görülememekle beraber şu durumlarda gebelik şekeri oma olasılığınız daha yüksektir;

    Bir önceki doğumda gebelik şekeri gelişmiş olması,

    Fazla kilolu yada obez olmak,

    Ailede şeker hastalığı olması,

    25 yaş üzeri gebe kalmak.

    Bazı alışkanlıklar gestasyonel gebelik şekeri riskini azaltır; kilo kaybı, sağlıklı diyet, düzenli egzersiz ve sigaranın kesilmesi gibi.

    GEBELİK ŞEKERİ İÇİN TEST EDİLECEK MİYİM ?

    Bütün gebe kadınlar ülkemizde obezitenin artmasından dolayı gebelik şekeri için test edilmelidir.Tarama ve tanı testleri 24. ve 28. haftada uygulanır. Yüksek riskli bireylerde daha önce ki haftalarda gerektiğinde testler uygulanmalıdır.

    ​ Tarama testi olarak, günün herhangi bir saati uygulanan 50 gr yükleme testi kullanılır. Bireyin 1. saat kan şekeri düzeyine bakılır. Test için açlık-tokluk farketmez, 140 mg/dl ve üzerinde çıkarsa gebelik şekeri var mı diye tanı testi olan 100 gr oral glukoz tolerans testi uygulanır.

    100 gr oral glukoz tolerans testinde hastanın açlık 1. saat, 2.saat, 3.saat kan şekeri değerlerine bakılır. 4 değerden 2 değerin belirlenen düzeyin üstünde olması gebelik şerkeri tanısını doğrular.

    Son yıllarda 2 aşamalı test yerine tek seferde uygulanan, tarama testi yapmadan, 75 gr OGTT yapılmaktadır. Açlık, 1.saat, 2.saat kan şekerleri ölçülür, tek bir değerin hedef değerin üzerinde olması gebelik şekeri tanısını gösterir.

    GEBELİK ŞEKERİ İÇİN TEST EDİLECEK MİYİM ?

    Memleketimizde denetimsiz, bilimsel kılavuzlara uymayan, kanıta dayalı tıp uygulaması yapmayan yorum yapan bir grup doktordan dolayı gebelik şekeri tanı, tedavi ve izlemi zorlaşmıştır, her geçen gün bebek ve anneye ait komplikasyon oranları artmaktadır. Bu nedenle Hekimlerde yükleme testi yapmadan zaman zaman hastanın ve bebeğin iyiliği için alternatif yöntemler kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu yöntemler yükleme yapılmadan hastanın iso standartlı cihazla açlık 1. saat 2. saat kan şekeri ölçümü olabildiği gibi son zamanlarda diyabet teknolojileri alanında ilerlemeler olması nedeniyle kullanımımıza giren 7 günlük grafik halinde kayıt alan kan şekeri izlem sensörleri zaman zaman kullanılmaktadır.

    GEBELİK ŞEKERİ NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Hastalara bebeğin yeterli besleneceği ve anneninde gereginden fazla kalori almayacagı uygun diyet programı verilir. Hastaya evde kan şekeri takibi için uygun cihaz temin edilir, ölçümleri nasıl yapılacağı öğretilir, hedef değerler öğretilir (açlık kan şekeri 90 mg/dl’nin altı, 1. saat 140 mg/dl’ nin altı, 2.saat 120mg/dl’nin altı ). Diyet altında hedef degerlerde gitmeyen hastalara veya direk insülin başlanılması gereken gebelik şekerli hastaya insulin tedavisi başlanır.

    EGZERSİZ YAPMALI MIYIM?

    Gestasyonel diyabetin tedavisinde egzersiz tedavinin bir parçası değildir. Günlük aktiviteleri yapmak şeker kontrolu ve kilo kontrolu acısından yardımcı olabilir. Gebeyken ilk defa egzersize başlıycaksanız doktorunuzla görüşerek nasıl bir güvenli egzersiz proğramı yapmanız gerktiğinizi öğreniniz.

    NE SIKLIKLA DOKTORA GİTMELİYİM ?

    Kadın doğum doktorları belli aralıklarla ultrasonla bebegin haftasına uyguın olup olmadıgına yani irileşme gelişip gelişmediğine, gebelik sıvısının azalıp azalmadıgına ve diger parametreleri kontrol etmelilerdir..Endokrinoloji doktoru tarafından da kilonuz, diyetiniz, şeker düzeyleriniz, insulin dozlarınız ayarı açısından belli aralıklarla değerlendirilmelisiniz.

    NORMAL DOĞUM YAPABİLİR MİYİM ?

    Gebelik şekeri varken, zamanında yapılan uygun müdahaleler ve sağlıklı takip sonrası normal doğum yapabilirsiniz.

    DOĞUM SONRASI GEBELİK ŞEKERİM DÜZELİRMİ?

    Gebelik şekeri çoğu zaman bebeğin doğurtulması ve anne eklerinin ayrılmasıyla düzelir. Doğumdan 3 ay sonra hasta diyabet açısından kontrole çagırılır. Bir grup şeker açısından yüksek riskli hasta doğum sonrasıda takibe devam edilir, şeker yükseklği devam ediyorsa uygun tedaviler düzenlenir.

    BİR SONRAKİ GEBELİĞİMDE GEBELİK ŞEKERİ TEKRARLAMA ORANIM NEDİR ?

    Kabaca tekrarlama oranı % 30-60 arasındadır.

    GEBELİK ŞEKERİ GEÇİRDİM ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA ŞEKER HASTASI OLMA RİSKİM NEDİR ?

    Bireyin ailesinde diyabet, bireyde kilo fazlalığı varsa şeker hastası olma riski yükselir. Özellikle kilo fazlalığı riski artırır, kilo kaybı ilede risk azalır. 45 yaşın altında gebelik şekeri olanların en geç 3 yılda bir kan şekeri ölçtürmelidir. 45 yaş üstünde yılda bir kan şekeri ölçülmedilir.

    GEBELİK ŞEKERİ GEÇİRDİM KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR AÇISINDAN İLERİDE RİSKİM VARMI ?

    Cevap: Evet , Diyabet gelişmese bile kalp hastalığı açısından düşük bir risk artışı vardır.

    GEBELİK ŞEKERİ GEÇİRDİM, HER TÜRLÜ DOĞUM KONTROL YÖNTEMİNİ KULLANABİLİRMİYİM ?

    Cevap: Evet

  • Kanser Psikoloji

    Kanser Psikoloji

    Günümüzde kanser hastalığı, çok sık görülmekle birlikte, hastalığa bağlı ölüm oranlarının da azımsanamayacak kadar fazla olması sebebiyle önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır.

    Çapar, 2010 yılında yapmış olduğu çalışmasında kanseri, fiziksel ve ruhsal hastalığın bir arada olduğu, sağlığın kaybolduğu, fiziksel bütünlüğün bozulduğu, maddi ve manevi kayıpların yaşandığı bir hastalık olarak nitelemektedir.

    Türk Dil Kurumu (TDK), kanseri bir organ veya dokudaki hücrelerin kontrolsüz olarak bölünüp çoğalmasına bağlı olarak yakın dokulara yayılmasıyla veya uzak dokulara sıçramasıyla beliren bir hastalık olarak ifade etmiştir.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ne göre kanser, hücrelerin kontrol edilemez bir biçimde büyümesi ve yayılması olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca DSÖ’ne göre kanser, vücudun herhangi bir bölümünü etkileyebilir ve çevresindeki dokulara zarar verebilir ya da farklı bölümlere sıçrayabilir. DSÖ’nün 2008 verilerine göre, dünya üzerinde 7,6 milyon insan kanserden hayatını kaybetmiştir. Ayrıca kadınlar arasında en sık rastlanılan kanser türü meme kanseri, erkeklerde ise akciğer ve mesane kanserleridir.

    Özkan ve Armay (2007), kanser için korku, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik, ölüm duygusu gibi tepki ve düşünceleri çağrıştıran, tıbbi ve fiziksel bir hastalık olduğu kadar ruhsal ve psikososyal bileşenlere de sahip olan bir hastalık olduğu ifadelerini kullanmışlardır.

    HASTALIK ALGISI

    Armay(2006) hastalık algısını, kişilerin hastalıkları süresince yaşadıkları deneyimler, hastalık süreciyle baş etme mekanizmaları ve psikopatoloji üzerinde etkili olan bir kavram olarak tanımlamaktadır. Armay’a (2006) göre, hastaların yaşananları algılaması psikolojik, fizyolojik ve psikososyal iyilik halinin yanı sıra, hastalığın seyri ve yaşam kalitesi üzerinde de etkilidir.

    2013 yılında yayımlanmış, Husson ve arkadaşları tarafından yürütülmüş çalışmada, hastalık algısı ve hastalığı ile ilgili olarak yeterli bilgi sahibi olmayan hastaların, Hastalık Algısı Ölçeği’nden daha düşük puanlar aldıklarına değinilmiştir. Hastaya, hastalığına ilişkin özellikli bilgi verilmesinin hastalardaki kontrol mekanizması ve anlayışla ilişkili olduğu ve bu bilgilendirmenin olumlu hastalık algısı geliştirme üzerinde son derece etkili olduğu ifade edilmiştir.

    Petrie ve Weinman’ın(2006) çalışmasına göre, olumsuz hastalık algısı geliştirmenin gelecekte yaşanacak olan yetersizlikleri arttırması ve hastaların daha yavaş iyileşme göstermeleri ile ilişkili olduğuna yer verilmiştir. Diğer taraftan hastaların iyileşme süreçlerinin erken dönemlerinde olumlu algı geliştirmeleri sağlanabildiğinde, işlevselliği arttırabileceği noktasına da değinilmiştir.

    KANSERLİ HASTALARDA RUHSAL TEPKİLER

    Elisabeth Kübler Ross, hastanın tanısını nasıl karşıladığını ve izleyen tepki süreçlerini 5 aşamada tanımlamıştır:

    1. İnkâr : Sıklıkla tanı sırasında ortaya çıkan ilk tepkidir. “Hayır, olamaz, bu doğru değil!” şeklinde söylemler olur. Hastada inanmama, şaşkınlık durumu gözlenir. Tepkinin temelinde, kanser gibi ciddi kaygı ve korku veren, gelecek ve yaşam hakkında tehdit oluşturan yeni duruma karşı uyum sağlamak için zamana ihtiyaç vardır. İnkâr genellikle geçicidir; ancak bazı hastalarda uzun sürebilir.

     

    2. ÖFKE: İnkâr aşamasının ardından, hastalık durumunun anlaşılmasından sonra görülür. “Neden ben? Bunu hak etmek için ne suç işledim?” şeklinde söylemler olur. Bu evre; aile, tedavi ekibi ve hekim için güçlükler taşır. Bazen ilişkilere de zarar verebilir. Bu aşamada uygun hekim tutumu önemlidir. Hastanın öfkesini kişisel şekilde algılamamak ve öfkesini açığa vurmasına olanak vermek gereklidir. “Mücadeleye odaklan, korkuya değil!” mesajı da verilmelidir.

    3. PAZARLIK: Bu evrede hasta tedavi olmaktadır ve yan etkilerle baş etme çabası içindedir. Tedavinin zorluklarını azaltma umudu ile tedavinin çeşitli yönleri üzerine pazarlık eder. “Kemoterapi görmeden bu tedaviyi sonlandırsam daha iyi olacak.” şeklinde söylemler olur. Bu aşamada uygun hekim tutumu ile tedavi ve yan etkiler hakkında hastayı bilgilendirmek önem taşır.

    4. DEPRESYON: Kanser ve tedavisine ilişkin gerçekler, hastada depresif duygudurumuna neden olabilir. Bu aşamada, yoğun bir kayıp duygusu, ayrılık ve ölüm düşüncesi belirebilir. Eğer hasta öfkesini ifade edemezse, depresyonu daha yoğun yaşar. Bu aşamada hastanın; gerçek dışı suçluluk ve utanç duygusunu yok etmek, yası yaşamasına izin vermek ve paylaşmak önemlidir.

    5. KABULLENME: Hastanın gerçeği kabul edip, enerjisini ve ruhsal gücünü yeni yaşamına yönelttiği uyum dönemidir. Hastalığı ile birlikte yaşamayı öğrenir. Bu aşama ile birlikte kişi; yaşamını, geçmişini, geleceğini, varoluşunu yeniden yorumlamaya başlar. Kimliğini, yaşamın amacını ve kendi tercihlerini sorgular. Güven ve denge arayışı içindedir.

    Tanımlanan ruhsal tepki aşamaları, her hasta için geçerli olmayabilir. Bazı hastalar; bu aşamalardan birine takılıp kalırken, bazılarında bu sıra aynı şekilde izlenmeyebilir.

    KANSER HASTALARININ PSİKOLOJİK TEDAVİSİ

    Kanserle mücadele bedenin ve beynin ortak mücadelesidir. Bu nedenle hastalara uygulanan psikoterapi de, hastalığın fiziksel tedavisini tamamlayıcıdır. Tedavinin bütünleyici ve ayrılmaz bir bölümüdür.Bireysel psikoterapi, psikolojik eğitim veya psikoterapötik yollarla kanserle baş etme davranışı geliştirilmeye çalışılır. Psikolojik tedavinin genel amacı; morali, kendine güveni ve baş etme yetisini arttırırken, sıkıntıyı ve ruhsal sorunları azaltmaktır.

    Psikoterapötik ilişkide duyguların, tutumların ve düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi birincil önem taşır. Hastanın bir birey olarak anlaşıldığını deneyimlemesi gerekir.Kanserde ortaya çıkan psikopatolojideki en önemli unsur ise, yaşamın tehdit edilmesidir. Bu süreçte uygulanan psikoterapinin temel amaçları arasında; kızgınlık, öfke, suçluluk gibi duygu ve tepkiler ile hastalıkla ilgili düşüncelerin anlatılmasında hastayı cesaretlendirmek, psikolojik ve sosyal uyumu sağlayarak yaşam kalitesini arttırmak, hasta, aile, sosyal etkileşim alanları arasındaki etkileşimi güçlendirmek yer alır.

    KANSER ALANINDAKİ ÖNEMLİ ÇALIŞMA

    Prof. Dr. Aziz Sancar, “DNA Onarımı” hakkındaki bilimsel çalışmasıyla 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü kazandı. 2014 Temmuz ayındaki röportajında; “Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA’yı tahrip ediyor. Biz DNA onarım mekanizmasını anlamak ve aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu inhibe edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlayacağız.” dedi. “ Kanser mekanizması 10 yıl içinde çözülecek.” diye de ekledi.

    Her yeni günün, yeni umutları, güzellikleri ve daha iyi bir iç huzuru getirebileceği bu hayatta; “Sevgili kanser, güle güle. Sevgili hayat, merhaba..” diyebilme dileğiyle.. Sevgiyle kalın..

  • Tiroid bezi ne işe yarar? Nerede durur ? Ne üretir?

    Tiroid bezi, boynun alt yarısında, nefes borusunun önünde bulunan, kelebek şekilli bir iç salgı bezidir. Tiroid bezi metabolizma hızımızın ana kontrol öğesi olan tiroid hormonlarını üretir (sT3, sT4), depolar, salgılar. Sağlığımız ve esenliğimizde anahtar öneme sahiptir. Bu hormonlar tüm vücut dokularının ve organlarının normal metabolik hızda çalışması düzenler.Tiroid hormonları, vücudumuzun enerji depolarını verimli şekilde kullanmasını sağlayarak vücut ısısını kontrol eder ve kaslarımızın düzgün çalışmasına da imkan verir.

    Hipotiroidism nedir (tiroid hormonu azlığı) ?

    Vücutda tiroid hormunu azalmasının tarifidir.

    Genel olarak bulguları nelerdir ?

    Bir grup hastanın şikayeti olmayabilir. Sizi yorgun hissettirir, yorgunluk sadece hipotiroidi de olmaz başka hastalıklarda da olabilir.Yorgunluk,uyku hali, soğuğa tahammülsüzlük, kilo alımı veya kilo vermede artan zorluk (makul bir diyete ve egzersize rağmen), depresyon, kabızlık, adet düzensizliği veya gebe kalmada yaşanan sorunlar, düşükler görülebilir. Eklem veya kas sorunları zayıf ve kırılgan saçlar ve tırnaklar ve/veya kuru cilt, düşük libido (cinsel istek) görülebilir.

    Tedavi edilmezse hipotiroidi daha ciddi komplikasyonlara neden olabilir ve hatta hayati tehlike oluşturabilir. Bacaklarda ödem gelişir, kan basıncı yükselir, kan yağlarında yükselme olur. Hipotiroidinin ciddi komplikasyonları aşağıdakileri içerir:

    Hastaların komaya girmesine neden olabilecek kadar düşük metabolizma ve kalp hızı

    Kalp yetmezliği,

    Hayati tehlike oluşturan depresyon

    Koma

    Nasıl anlaşılır? Basit kan testleriyle durum anlaşılır

    Memleketimizdeki tiroid testleriyle alakalı sıklıkla yapılan yanlışlar nelerdir?

    1- Laboratuvar hatalarına bağlı olarak test sonuçlarının yanlış yorumlanması sonucunda gereksiz ilaç vermesi

    2- İyot eksikliğinin giderilmeden tek bir tiroid testine bakarak ilaç verilmesi.

    (Tiroid bezinin antikor testlerinin ve ultrasonoğrafisinin görülmeden hafif TSH yüksekliğinde hemen ilaç kararı alınmamalıdır)

    ​3- TSH’nın geçici oynamalarına direk ilaç verilmesi (örneğin bazı ilaçlar, hastalıklar, bazı maddeler biotin gibi testleri bozabilmektedir).

    Bir hastanın tiroid durumu hakkında karar vermek icin şikayetlerini, muayene bulgularını ve Tiroid testlerini hepsi dikkate alınarak değerlendirmek yapmak gerekmektedir.

    Laboratuvar testlerinin yorumlanamaması hastada var olan bir hastalığın tedavi edilmemesine yol açabileceği gibi, tersine var olmayan bir durumun varmış gibi tedavi edilmesi de hasta icin ciddi sonuclar doğurabilir.

    Sonuçta bir tiroid testi bozukluğu ile karşılaşıldığında, klinik bulgular sorgulanmalı, olası testi etkileyen durumlar gözden geçirilmeli, kalıcı bir hipotiroidi varmı diye doktor tarafından testlerle değerlendirme yapılması gerekmektedir. Böylece gereksiz kafa karıştırıcı tiroid ilacı verilmesinin önüne geçecektir.

    Hipotiroidi nedenleri nelerdir ?

    Ensık nedeni primer hipotiroidi olan tiroid dokusunun vücudun kendisi tarafından tahrip edilerek ortaya çıkan hashimoto hastalığıdır. Bunun dışında tiroid cerrahisi sonrası, zehirli guatr hastalarına uygulanan atom tedavisi sonrası da görülür.

    Tiroid hormon ilaçları mutlak sabah aç karına alınmalı, beraberinde herhangi bir ilaç kullanılmamalı ve ilaç alındıktan sonra en az 30 dakika yemek yenmemelidir.

    Tedavi dozu değişebilir, duruma göre en az 6 aylık periyotlarda TSH ölçümü ile doz yeterliliği değerlendirilmelidir. Durumunuzda herhangi bir değişiklik olursa, ve tedaviye yeni başlarken doktorunuzla daha sık görüşmeniz önerilir.

    ​ Kendi başınıza ilaç dozajı yapmak tehlikeli sonuçlara neden olabileceği için yapmamanız gereken bir tutumdur. Ticari preparat değişikliklerinde doz değişikliği gerekebilir bu olası bir durumdur (yurt dışındaan ilaç getirmeye gerek yoktur)

    Hipotiroidi nasıl tedavi edilir?

    ​Tiroid fonksiyon bozukluğunun tedavisi doğrudan, iyi bilinen ve yüksek düzeyde etkili bir tedavidir. Hipotiroidide bezin tekrar iyileşmesi genellikle söz konusu olmadığından, tedavinin amacı vücuttaki eksik tiroid hormonlarını ömür boyu yerine koymaktır. Günlük olarak uygun dozda alınan bir ilaç hastaların semptomsuz bir yaşam sürmelerine imkan verir. Size hipotiroidi tanısı konduysa, tedavinin ömür boyu süreceğinin ve semptomlarınız kontrol altında olsa bile ilacın her gün alınması gerektiğini akılda tutmanız önemlidir. Bu biraz göz korkutucu olabilir, ancak hastalığınızı kontrol altına alarak ve ilaç tedavisine uyarak semptomsuz yaşamaya devam edebilirsiniz.

    Gebelik planlarsam ne yapmalıyım ?

    ​Gebelik öncesi muhakkak yeterli tiroid hormonu verilerek TSH değeri 2,5 un altına düşürülmelidir. Gebelik şüphesi halinde bile her gün dozajda 25 mikrogram artış yapılmalıdır, gebelik kesinleştiğinde doz artırımı yapılmalıdır. Belirli aralıklarda ilaç doz ayarı kontrolü yapılmalıdır.