Etiket: Hasta

  • Romatoit artrit ve akupunktur

    ROMATOİT ARTRİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT GİBİ KRONİK HASTALIKLARDA AKUPUNKTURUN YERİ

    Romatoit artrit, ankilozan spondilit ve benzeri romatolojik hastalıklar nedenleri tam açıklanamayan kronik ağrılı hastalıklardır.

    Mutlaka bir romatoloji uzmanın tedavisi ve devamlı kontrolünde olmaları gerekir.

    Akupunkturun bu hastalıkları tedavi ettiği amacını aşan bir iddiadır.

    Romatoit artrit, ankilozan spondilit vb. ağrılı kronik hastalık teşhisi olan hastalara akupunktur uygulanabilir.

    Burada ilk amaç öncelikle hastaların ağrılarını azaltmak ve alacakları ağrı kesicilerin miktarını azaltarak bu hastaları ağrı kesicilerin sistemik yan etkilerinden korumaktır.

    Ayrıca bu hastaların şikayetlerinin alevlenmesinin artan kişisel stresle yakından ilişkili olduğu açıktır.

    Stres dönemleri ağrıyı ve şikayetleri artırmakta yaşam kalitesini düşürmektedir. Genel yaşamsal stresin yanı sıra bu kişiler için böyle bir hastalık varlığı da başlı başına stres kaynağı olmaktadır.

    Akupunktur ile limbik sistemi düzenleyerek kişiyi strese karşı dayanıklı hale getirerek, hastalığın alevlenme sıklığını azaltmak mümkün olmaktadır.

    Akupunkturun etkilerinden biri de hastanın immune sistemini de desteklemektir.

    Bu etkilerin ışığı altında akupunktur ile bu hastalıkları tedavi etme iddiası yaratmadan hastaları akupunkturun kendilerine sunacağı katkı konusunda aydınlatarak ve hatta romatoloji uzmanı ile kontrol ilişkisi kopmuşsa onu tekrar başlatmasını mutlaka sağlayarak akupunktur tedavisi önermek hasta için en doğru yaklaşım olacaktır.

    Bu yaklaşım romatologların akupunktura bakışını değiştireceği gibi hastalarımızın romatologlarının kontrolü altında akupunkturdan daha yaygın faydalanabilmelerini sağlayacaktır.

    Akupunktur; romatit artirit , ankilozan spondilit vb. hastalıklarda nasıl uygulanır?

    Hastalarımıza, akupunkturun tedavilerini destekleyici yardımcı bir tedavi yöntemi olduğu bilgisi verildikten sonra temel tedavi olarak değerlendirdiğimiz haftada üç seans uygulanan toplam 15 seans akupunktur tedavisi uygulanır.

    Bu tedavinin amacı hastaya akupunkturun ağrılarını azalttığını, kendini daha huzurlu ve stres açısından daha rahat hissettiğini gösterebilmektir.

    Akupunkturun olumlu etkisini tanıyan hastadan, yaşamının sonrasında bu bilgi üzerinden ihtiyaç hissettiği sıklıkla ki bu haftada bir olacağı gibi ayda bir de olabilir akupunktur tedavisine başvurması istenir.

  • Akupunktur ile kilo tedavisi nasıldır?

    Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.

    İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.

    Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.

    Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.

    Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.

    Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
    30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.

  • Bel ağrısı

    Akut Bel Ağrısı
    Ağır kaldırma veya doğrudan travmaya bağlıdır. Travma ile birlikte belde ağrı başlar. Başlangıçta ağrı hafiftir. Daha çok kas spazmına bağlı sertlik vardır.Hasta geçer düşüncesiyle işine devam eder. Ağrı gittikçe artar. Hastayı hareketsiz bırakır. En küçük hareketle bile çok şiddetli ağrı başlar.
    Ağrı çoğu kez tek taraflıdır. Bir bölgede sınırlı kalır. Sırt muayenesinde lumbosakral kaslarda tek veya çift taraflı spazm vardır. Hasta öne doğru eğilemez. Paraspinal kas spazmı tek taraflı ise hasta ağrılı bölgeye doğru eğildiği zaman biraz rahatlar. Aksi yönde şiddetlenir. Bazı tek taraflı vakalarda konkavitesi ağrılı tarafa olmak üzere skolyoz gelişir. Spazm geniş bir alana yayılmışsa alt ekstremite hareketleri ağrılıdır. Refleks ve sensoryal bulgular normaldir. Radyolojik muayenede lumbosakral bölgede herhangi bir patoloji yoktur. Lumbar eğim düzleşmiş olabilir.
    Hastaya mutlak yatak istirahati verilmelidir.
    Kronik Lumbosakral Gerilim Ağrısı
    Kronik lumbosakral gerilim bel ağrısında en sık görülen etkenlerden birisidir. Orta yaş hastalığıdır. Diğer bel ağrıları kadar şiddetli değildir. Buna karşın tedavisi zordur.
    Orta yaşın üzerinde sık rastlanır. Ağrı çok geniş bir bölgeyi tutar. Genellikle orta şiddettedir. Hastanın hekime gelmesi için uzun süre geçmesi gerekir. Dikkatli bir anamnezle hastanın geçmişinde travma olduğu görülür. Hasta uzun süre ayakta kaldığı zaman ağrı artar. Dinlenince azalır. Kas spazmı yoktur.
    Bu sendromun asıl nedeni kişinin vücut sağlığına yeterince önem vermemesidir. Yetersiz beslanme, konstipasyon, dinlenememe gibi etkenler rol oynar. Özellikle ev kadınlarında, topuklu ayakkabı giyenlerde daha sık rastlanır.
    Tedavide önce ayrıntılı bir değerlendirmeye gitmek gerekir. Rutin laboratuvar tetkiklerinin yanı sıra radyolojik inceleme yararlı olur. Hastaya uzun süre ayakta durmaması, şişmansa kilo vermesi öğütlenir.
    Lumbar Disk Hernisi
    Vücudun anatomik yapısı nedeniyle yük en fazla L4-L5 ve L5-S1 arasına biner. Bu baskı annulus fibrosus halkasında dejeneratif değişikliklere yol açar.
    Dejeneratif değişiklikler bir kez ortaya çıktıktan sonra iyileşme zordur. Bunun nedenleri, birincisi delenerasyona neden olan ağrılar ortadan kalkmaz, ikincisi intervertebral diskin kanlanması zayıftır. Dejenerasyon gittikçe artar. Annulus fibrozusun zayıf olduğu arka cidardan nukleus pulposus kayar. Arka spinal ligamentlerin ortasının kalın, kenarların ince olması intervertebral diskin yana doğru kaymasının en büyük nedenidir.
    Ağrı hafif başlar. Bu nedenle hastalar semptomların ne zaman başladığını çoğu kez hatırlamazlar. Hasta fazla hareket etmez. İstirahat ederse semptomlar kendiliğinden hafifler. Hasta hekime artık ağrıya dayanamaz hale geldiği zaman başvurur.
    Bir travma, ağır kaldırma veya eğildiği zaman ağrı başlar. Hasta bunu bıçak saplanması şeklinde tanımlar. Hastalığın başlamasında iki belirgin özellik vardır: Belde ağrı ve elektrik çarpması, iğne batması tarzında siyatik. Otururken veya kalkarken lumbar vertebralar üzerine binen yük artar. Öksürme, hapşırma ve ıkınma ile ağrı şiddetlenir.
    Orta çizgide meydana gelen disk kaymalarında alt ekstremitelerde ve belin alt kısmında yaygın ağrılar vardır.
    -Omurların arasında yer alan diskler dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır.
    -Disk patolojileri bel ağrısının en sık nedenlerinden biridir.
    -Her disk, anulus fibrosus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan nu cleus pulposus’tan oluşur
    -Aksırma, öksürme, eğilme genellikle ağrıyı arttırır.
    -Genellikle sadece bir taraf etkilenir.

  • Migrenin akupunkturla yokoluşu…

    YAŞAM KALİTESİNİ DÜŞÜREN MİGRENE AKUPUNKTURLA VEDA….
    Baş ağrısı toplumda en sık görülen sağlık sorunları arasında ilk sırada yer alıyor. Pek çok insan hayatının belli dönemlerinde baş ağrısı çekiyor. Klinik Farmakoloji Derneği ,Başağrısı Derneği ve Başağrısıyla Savaş Derneklerinin beraber yaptığı araştırmaya istinaden Türkiye’nin “Baş Ağrısı Haritasını” çıkardı. Ayrıca bu araştırmaya göre Türkiye’de 48 milyon kişinin (nüfusun %69u ) başı ağrıyor. Bunlardan 7 milyon kişinin baş ağrısı sürekli devam ediyor.
    Genel olarak bayanlar erkeklerden daha çok baş ağrısı çekiyor. Ağrı sorunu yaşayan her üç kişiden birinin başı düzenli biçimde her gün ağrıyor.İnsan ömrünün yaklaşık beş yıllık bölümü baş ağrısıyla geçiyor. Baş ağrısı yaşayanların %50’si rahatsızlığının sebebini bilmiyor. Yapılan araştırmalara göre baş ağrısı çeken insanların çoğu hiç hekime baş vurmamış ve gelişi güzel kulaktan dolma bilgilerle, ağrısı oldukça düzensiz olarak,ağrı kesici ve migren ilaçlarını yıllarca kullanmaktadır.
    Başağrısını sadece ağrı olarak düşünülmemelidir,ağrının kişiye ve topluma getirdiği bir takım olumsuzlukları vardır.Sürekli baş ağrısı çeken kişiler; bu ağrının, zaman ve mekan seçmeksizin her an gelebileceği endişesi içinde stresli bir şekilde hayatını sürdürmektedirler.
    Hatta bu durum ilerleyen zamanlarda kişiyi depresyona kadar götürmektedir. Yaşadığımız hayatın içinde bulunan stres ve depresyon , migren ataklarını başlatan önemli bir faktördür.Bu durumda bu insanlar ağrı ve depresyon arasında gelip giden kısır bir döngüde bulmaktadırlar kendilerini…
    Uluslararası Başağrısı Derneği tarafından 165 çeşit başağrısı tanımlanmıştır. Genel olarak baş ağrılarını iki ana grupta sınıflandırabiliriz.
    grup: Primer Başağrıları:Tespit edilen veya gösterilebilir herhangi bir yapısal hastalıkla ile ilişkisi olmayan süregen ağrılardır.

    Migren

    Gerilim başağrıları

    Günlük süregen başağrıları

    Cluster(küme) başağrıları

    Kronik paroksismal hemikrania Primer Başağrıları grubunda yer alırlar.
    grup:Sekonder Başağrıları:Vücutta herhangi bir yapısal hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar.Örneğin kafa travmasına bağlı, beyin kanamasına bağlı, beyin tümörlerine bağlı,…v.b..
    Yukarıdaki sınıflama “Uluslar arası Başağrısı Derneği” tarafından 1998’de yayınlanmıştır.Bu sınıflama hastayı değerlendirirken hekime yardımcı olmaktadır.
    AKUPUNKTURLA MİGREN VE BAŞ AĞRISI TEDAVİSİ
    Baş ağrıları akut veya kronik hastalıkların bir belirtisi olabilir.Baş ağrısı eğer bir hastalığın belirtisi ise (beyin tümörü, tonsillit, bademcik iltihabı, myopi, akut orta kulak iltihabı..v.b.) bunun önce nedeninin ortadan kaldırılması ve dolayısıyla tıbbi tedavi şarttır.
    O halde Akupunktur hangi tür baş ağrılarında uygulanmalıdır? Bunlar başlıca:

    Her tür migren ve diğer damarsal baş ağrılarında,

    Gerilim ( kas kasıntısı ) baş ağrılarında,

    Sinüzit ( akut veya kronik ) baş ağrılarında,

    Boyun kireçlenmelerine bağlı baş ağrılarında:

    5000 yıldır uygulana gelen ve Çin’deki bütün hastanelerde branş olarak okutulan Akupunktur Migrende %85-%90 lara varan iyi sonuçlar almaktadır. Çin Tıbbı’nda hastanın başağrısı beden ,ruh ve zihin bütünlüğü içinde değerlendirilir; yani her hastanın baş ağrısı kendisine özgü özellikler gösterir.
    Akupunktur tedavisinde hasta önce kulak deteksiyonu ve nabız muayenesi ile tetkik edilir. Bu baş ağrısının hangi meridyen üzerinde olduğu tespit edilir ve ona göre tedaviye başlanır. Migrende; Akupunktur tedavisi, iğnelerle olabildiği gibi , iğnesiz lazer ışınları ile de akupunktur uygulaması yapılabilmektedir.Haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 15-20 seans uygulama yapılır.Yaşam kalitemizi ve iş verimimizi düşürerek mesleki başarımızı kötü yönde etkileyen ayrıca tedavi edilmez ise depresyona kadar kişiyi sürükleyen migreni akupunkturla yenmek kolaydır . Yeter ki isteyin

  • Yüz felci

    Yüz hareketlerini yapmamızı sağlayan yüz siniri (fasial sinir), beyinden gelen hareket emirlerini yüz kaslarına ileterek istediğimiz hareketleri yapmamızı sağlar. Eğer beyindeki veya yüz sinirindeki bazı hastalıklar bu iletiyi engellerse yüz felci oluşur ve yüz hareketleri kısmen ya da tamamen ortadan kaybolur. Yüz felci tıbbi olarak “Facial Paralizi” olarak adlandırılır.
    Yüz felci, beyinle beyin sapı arasındaki veya beyin sapından yüz kaslarına kadar olan bölümdeki bir çok hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Beyin –beyin sapı arasındaki yüz felci nedenleri genellikle beyin kanamasına bağlıdır ve bu nedenle oluşan yüz felcine merkezi yüz felci denir. Beyin sapından sonraki yüz siniri hastalıklarında oluşan yüz felcine ise “Periferik Yüz Felci” denir.
    Periferik yüz felci çok değişik patolojilerin sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir.
    Başlıcaları;

    • Travmalar (temporal kemik kırıkları)
    • Ameliyatlarda fasial sinir yaralanmaları
    • Yıldırım çarpması
    • Yüz ve çene enfeksiyonları, orta kulak enfeksiyonu, viral hastalıklar, metabolik nedenler
    • Bell paralizisi; yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümde iltihap oluşması neticesinde olduğu düşünülür. Soğuk ve rüzgara maruz kalmanın etkili olduğu bilinmektedir.
    • Doğumsal / gelişimsel nedenler
    • Tümörler, nörolojik(multiple skleroz) nedenler.

    Yüzde tek taraflı motor hareket kaybı ve ağrı şikayeti ile kliniğimize başvuran hastamız, sol yüz yarısında dişlerini gösteremiyordu. Ayrıcahastanın sol göz kapağı kapatılamıyor, sol kaşıkaldırılamıyor ve mimik hareketleri yapılamıyordu.
    Hastaya ilgili klinikçe uygulanan medikal tedavi sonucubelirgin bir iyileşme sağlanamaması üzerine ;
    Kliniğimizde hastaya, 48 saat aralıklarla vücut ve kulak akupunkturu (6 hafta, 18 seans) uygulanmıştır.
    Vücut ve kulak akupunktur uygulamasını takiben hastaya hergün Soft Lazer uygulaması yapılmıştır.
    Tedavide 7.seanstan itibaren yüz egzersizleri ve post izometrik relaksasyon teknikleri eklenmiş ve bu teknikleri hasta kendisi de uygulamıştır.
    Hastanın ağrıları 5. seanstan sonra giderilmiş, motor hareket kaybı ve yüz mimik hareketleri ise 12. seansta düzelmiştir.
    Yapılan çalışmalarda akupunktur tedavisinin periferal yüz felci tedavisindeki etkin rolü, zararlı yan etkilerinin de görülmeyişi sebebiyle iyice belirginleşmektedir.

  • Raynaud hastalığı

    Genellikle soğuk ya da stres varlığında tekrarlayan ataklar halinde seyreden, çoğunlukla el veya ayak parmaklarına giden kan akımındaki bozulmalar sonucu oluşan bir hastalıktır.
    Ataklar sırasında el ve ayak parmaklarındaki kan damarları kısa süre daralır ve kan akımı geçici olarak bozulur. Bu sırada etkilenen parmaklarda renk değişikliği meydana gelir. Önce kan akımının kesilmesiyle parmaklar beyazlaşır, arkasından akımın durmasıyla birlikte toplardamarlarda göllenen kanın etkisiyle mavi renk değişikliği gelişir, kısa süreli bu daralmayı takiben kan akımının normale dönmesiyle de kırmızı renge döner. Hastalarda kan akımı durduğunda parmaklarda sızı ve hissizlik olabilir, kan akımı normale döndüğünde de şişlik, karıncalanma, sıcaklık hissedilebilir.
    Soğukta ya da aşırı heyecan gibi kuvvetli duygusal streslerde kan damarlarında ani daralmalar gelişebilir ve bu da Raynaud Fenomenine sebep olabilir.
    Genellikle 18-35 yaş (%80-90 < 40 yaş) aralığında, kadınlarda, simetrik (bilateral) el ve parmaklarda ya da ayak ve parmaklarında, burun , çene ve kulakta (%10-50) görülmektedir.
    Kliniğimize başvuran ileri derecede bir Raynaud vakasında kliniğimize gelmeden önce ilaç tedavileri uygulanmış, vakanın gittikçe ağırlaşması sonucu amputasyon kararı alınmıştır. Bu ağır vaka neticesinde hastada, ağrı nöbetleri, uyku düzeninde bozukluk ve bunların sonucunda da ciddi duygusal çöküntü meydana gelmiştir. Hastaya kliniğimizde Vücut ve Kulak Akupunkturu, Soft Lazer Uygulaması ve Fitoterapi yöntemleri uygulanmıştır.
    Tedavinin ilk seansından itibaren hastanın uyku düzeninde iyileşme, psikolojik rahatlama, ağrı nöbetlerinde ve şiddetinde azalma görülmüştür.
    Üçüncü haftadan itibaren yaralardaki kabuklar düşmüş takip eden seanslarda da el ve motor hareketlerindeki yeteneksizlik ve his kaybı düzelmeye başlamış, cilt rengi normale dönmüştür.
    Altıncı haftanın sonunda ise tamamen iyileşme sağlanmıştır.
    Akupunktur ve Soft Lazer Tedavisi uygulaması, hastada otonom sinir sistemi üzerinden etki yaptığı için, hızlı, etkili ve kalıcı bir iyileşme göstermiştir. Takip edilen yıllarda da hastalığın tekrar nüksetmediği görülmüştür.
    Bu tedavi süresince kullanılan akupunktur, lazer ve fitoterapi uygulaması hasta için herhangi bir risk taşımamaktadır

  • Huzursuz bacak sendromu

    Uyku ya da istirahat esnasında (otururken veya yatarken) bacaklarda hissedilen rahatsızlık, huzursuzluk, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma, karıncalanma bazen de tam olarak tanımlanamayan bir histir.
    Bacaklardaki huzursuzluk hissi dinlenme zamanlarında ortaya çıkar. Hem kadınları hem de erkekleri etkiler. Herhangi bir yaşta başlayabilir ve yaşla birlikte şiddeti artar.
    Yaklaşık olarak insanların % 5’i bu hastalıktan şikayetçidir.
    Şikayetler, kişi uzanmış yatıyorken veya uzun süreli bir yerde otururken başlar, hareket ettikçe de bulgular azalır. Akşam saatlerinde sıkıntılar daha da artar ve geceleri şiddetlenir. Kişi kalkıp yürüme ihtiyacı hisseder. Dolayısıyle hastanın (ve de yanında yatan kişinin) uyku düzeni bozulur. Gün içerisinde uyuklama isteği belirir. Yaşam kalitesi düşer.
    Huzursuz bacak sendromuna neden olan faktörün ne olduğu tam olarak tespit edilememekle beraber beyindeki dopamin seviyesindeki dengesizlikten kaynaklanmış olabileceğine dair araştırmalar vardır.
    Stress ile de hastaların yakınmaları daha da şiddetlenmektedir.
    Bazen kadınların hamilelik dönemlerinde bu rahatsızlık ortaya çıkar. Bazen de periferik nöropati, şeker hastalığı, demir eksikliği veya böbrek yetmezliği ile ve bazen de bazı kanser türlerinde birlikte görülür.
    Huzursuz Bacak Sendromu’nun Akupunktur İle Tedavisi:
    Huzursuz bacak sendromu şikayeti ile kliniğimize gelen hastaya öncelikle BİA empedance analiz yöntemi (vücut bileşenlerinin oranı) uygulanarak vücuttaki kas, yağ, bağ doku, kemik, su oranları belirlenir. Eğer gerekli görülürse hastadan kandaki elektrolit seviyelerini ve vitamin seviyelerini gösteren tetkikler istenir. Bu muayene ve tetkiklerin yanı sıra geleneksel Çin Tıbbı muayenesi (nabız, dil ve kulak teşhisi) yapılır. Bu yöntemler sentez edilerek kesin ve sebebe yönelik teşhise varılır.
    Akupunkturun dopamin, serotonin, noradrenalin gibi nörotransmitterlerin seviyesini düzenleyici rolü vardır.Yöntem olarak, hastaya kulak ve vücut akupunkturu birlikte uygulanır. Ayrıca soft lazer tedavisi, akupunktur nokta masajı, manyetik alan tedavisi, lenfatik direnaj masajı gibi bir çok yöntem gerekirse tek tek, gerekirse kombine olarak uygulanır.
    Hasta daha ilk seansta rahatlamaya başlayarak tedaviye cevap verir. Ortalama 10 seans sonunda tedavi tamamlanır.

  • Astım

    Astım, çeşitli uyarıcılar nedeniyle solunum yollarını meydana getiren bronşların kasılarak daralması, bronş zarının şişmesi ya da balgam gibi yapışkan sıvıların hava yollarını tıkaması ve buna bağlı olarak hava akımında zorlukla karakterize edilen bir solunum yolu rahatsızlığıdır.
    Hava yollarında mikrobik olmayan süreğen bir iltihaplanma söz konusudur.
    Hasta kriz geldiği zaman soluk almakta zorluk çektiğini zanneder, gerçekte nefes vermekte zorluk vardır.
    Ataklar dışında çoğu kez hiçbir yakınması olmayan hastada atak sırasında nefes darlığı, öksürük, hırıltılı solunum, güçlükle balgam çıkarma, göğüste sıkışıklık hissi gibi belirtiler vardır ve bu belirtilerin şiddeti hastadan hastaya çok büyük değişiklikler gösterebilir.
    Ataklar genellikle gece sabaha karşı ortaya çıkar, kendiliğinden veya ilaç kullanılarak geriler ve kaybolur, ancak yeni bir atakla tekrar ortaya çıkar. Tedavi görmemiş ya da düzensiz tedavi görmüş olgularda, zamanla atak sıklığı ve şiddeti artar. Bu hastalarda, nefes darlığı, hırıltılı solunum ve göğüste sıkışıklık hissi gibi belirtiler devamlılık kazanır.
    Astım, çocuk ve yetişkinler arasında en sık görülen birkaç kronik rahatsızlıktan biridir. Toplumlarda bu hastalığın görülme sıklığı giderek artmaktadır. Bu artışın nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, değişen yaşam şekilleri, sanayileşme yoğun trafiğin olduğu yerlerdeki hava kirliliği, allerjen yoğunluğunun artması en belirgin sebepler olarak gösterilebilinir.
    Bazı durumlarda da kalıtımsal etkenlerin astım hastalığında önem taşıdığı, genetiksel yatkınlık sonucu rahatsızlığın ortaya çıktığı bilinmektedir.
    Bazen de astım, bir meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar. Fırıncılar, kuaförler, boyacılar, çiftçiler, kereste ve mobilya işinde, gıda sektöründe çalışan kişilerde bazı maddelere bağlı olarak astım gelişir.
    Astım her zaman olmasa da olguların çoğunda alerjik zeminde gelişen bir hastalıktır. Özellikle çocuklukta başlayan astım için bu daha belirgindir. Ancak kişinin allerjik tabiatlı (atopik) olması astım olmasından ayrı bir şeydir. Diğer alerjik hastalıklar (rinosinüzit, konjonktivit, dermatit, ürtiker) astımla birlikte bulunabilir veya bu hastalıklar varken astım olmayabilir. Aksine astımı olduğu halde alerjisi olmayabilir.
    Astım hastalarını tedavi ile normal yaşamlarına döndürmek mümkündür. Özellikle şikayetleri çocuklukta başlayan astımlıların bir kısmında, hastalık erişkin yaşlarda tamamen iyileşebilmektedir.
    Tedavi süresi hastaya göre değişir. Hastalık tedaviyle önce kontrol altına alınır, sonra yavaş yavaş basamak şeklinde giderek azaltılır ve bazen tamamen kesilir.
    Astım ataklarını durdurmak için çabuk açıcılar dediğimiz rahatlatıcı ilaçlara ve akciğerleri korumak ve astım ataklarının başlamasını önlemek için de temel sorun olan hava yolu iltihabının azaltılmasına yönelik olarak koruyucu ilaçlara gereksinim vardır. Korunma yöntemleri ve ilaçların yeterli olmadığı durumlarda aşı tedavisi de uygulanmaktadır.
    Akupunktur İle Astım Tedavisi:
    Astım tedavisinde amaç sadece şikayetlerin giderilmesi olmamalıdır. Yakınmaları giderip hastayı rahatlatan ancak, hastalığı tedavi etmeyen, ilerlemesini durdurmayan, hastanın akciğer fonksiyonlarını normale getirmeyen ve doğal yaşama geri döndürmeyen bir tedavi hastaya fayda değil aksine zarar vermiş olur. Çünkü sıkıntıları geçmiş olan hasta kendini iyi olmuş hisseder ve çare aramayı bırakıp, doğru tedaviye başlamak için zaman kaybetmiş olur.
    Kliniğimize gelen hasta öncelikle klasik genel muayeneden geçirilir. Geleneksel Çin Tıbbı açısından da hasta incelenerek organ ve vücut sistemlerinin enerji düzeylerine bakılır. Bunları belirlemek için nabız teşhisi, dil teşhisi, vücut ve kulak akupunktur noktaları teşhisi yapılır. Daha önce alerji-göğüs hastalıkları uzmanınca istenmiş olan tetkikler ve tahliller de değerlendirilir ve hastanın kullandığı ilaçlar da öğrenilerek hastaya uygun tedavi yöntemi ve programı belirlenir.
    Ayrıca muayene sırasında hastanın fiziksel ve ruhsal blokajları (engel) belirlenir. Buna örnek vermek gerekirse depresif ruh hali psikolojik bir blokajdır ve nefes alıp verme ritmini ve derinliğini değiştirir ve akciğer enerjisini bozar.
    Sırt omurga eklemlerindeki yer değişiklikleri (çıkıklar) ya da sırt omurgasındaki eğrilik (skolyoz) fiziksel blokajlardır.
    Kullandığımız özel bir takım tedavi metodlarıyla (magnetik alan, fitoterapi, solunum egzersizleri, hareket tedavisi, masaj tedavisi, vücut ve zihin için kişiye özel arınma programları) bu fiziksel ve psikolojik blokajları gidermek tedavide kalıcılık sağlar ve akupunktur tedavisini pozitif yönde destekler.
    3.seanstan itibaren hastanın şikayetlerinde belirgin bir azalma başlar. Ortalama seans sayısı 8 ila 15 ‘tir. Kesin seans sayısı her hasta için muayeneden sonra belirlenir.

  • Zayıflama ve selülit

    Akupunktur İle Zayıflama Tedavisi
    Şişmanlık (“Obezite”) günümüzde gelişen dünyada; değişen beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşamla ortaya çıkan en büyük sorunlardan biridir. ”İdeal kilonun üzerinde olma durumu” olarak tanımlanan obezite, beraberinde pek çok sağlık problemini de beraberinde taşır. Psikolojik sorunların yanısıra şişmanlık sonucu, fazla yağ dokularının arasından vücuda kan pompalamaya çalışan bir kalp daha fazla çalışmak zorunda kalacak, sonuçta kan basıncı artacaktır.Uzun süreli araştırmalar sonucunda obezitenin doğurduğu riskler; koroner kalp hastalığı, hiper tansiyon, diabet ve bunlara bağlı olarak artan ölüm oranlarıdır. Obezite; dünya çapında “majör” sağlık ve sosyal bir problemdir. Obezitenin tedavisi kadar idamesi (korunması) de, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu konuda tek bir tedavi uygulaması değil kombine tedavi yöntemleri tercih edilmelidir.
    Üzerinde durulması gereken bir başka husus; bu kadar obezin bulunduğu bir ortamda konunun özellikle medya organları tarafından kolayca suistimal edildiği gerçeğidir. Kafa karıştıran, hatta bazen kişileri neredeyse ölüm oruçlarına yönelten pek çok rejim, sayısız zayıflama programı, vücut sağlığını ciddi bir şekilde tehdit eden egzersizler bu konunun ne kadar istismar edildiğini gözlerimizin önüne her gün sermektedir. Bu şekilde uygulanan yanlış tedavilerin sonucunda da metabolizma çoğu kez geri dönüşsüz bir şekilde bozulmaktadır.
    Her hastalıkta olduğu gibi obezitede de hastalığın nedenine yönelik araştırılma yapılmalıdır. Çünkü obezite farklı nedenleri olabilen bir hastalıktır. Bu nedenler şu şekilde özetlenebilir:

    • Genetik obezite
    • Endokrin faktörlere yani;hormon dengesizliklerine bağlı obezite
    • Psikojenik, kültürel ve alışkanlıklarla ilgili görülen obezite

    Bu gruplar kendi içlerinde de bir çok alt gruba ayrılabilir. Örneğin; bir insanın tiroid fonksiyon bozukluğu yani, halk arasında “guatr” denen hastalık, metabolizmayı yavaşlattığından dolayı (hipotiroidi), bunun sonucunda görülen şişmanlık hiçbir zayıflama tedavisine cevap vermez. Tek çözüm; vücutta tiroid hormonunun dengelenmesidir. Teşhisin önemi bu örnekte açıkça belli olmaktadır. Maalesef nedene yönelik inceleme yapılmaksızın uygulanan tedaviler bu örnekte de olduğu gibi hüsranla sonuçlanabilmektedir. Çünkü tedavideki en önemli husus teşhistir.
    İşte bu gerçekler ışığı altında şişmanlık (veya başka bir nedenle) gerekçesiyle bize başvuran hasta önce sistemik muayeneden geçirilir. Gerekirse kan ve idrar tahlilleri ve radyolojik incelemeler istenir. Ayrıca özel olan “akupunktur ve geleneksel tıp muayenesi”nde hasta, bedensel ve ruhsal yönden analiz edilir. Elde edilen verilerin ışığında akupunktur tedavisi uygulanır. Buraya kadar anlattıklarımız olması gereken, ideal tedavidir.
    Bu konuda yapılan yanlış; hastalığa neden olan faktörleri bulmadan sadece kulağa birkaç kalıcı iğne takıp iştah kesmeye yönelik yapılan uygulamalar ve verilen ağır ve riskli diyetlerdir. Ancak yapılan bu yanlış başka yanlışları da doğurur:Hasta belki tedavinin başında hızlı kilo verişine sevinecektir. Fakat bu çabuk kilo veriş bir süre sonra durur. Çünkü vücut kendini korumaya alır. Zamanla düşük kalorili diyetlerle bile vücudun yağ tuttuğu görülür. Tabii ki burada en büyük hata, şişmanlık nedeninin bulunmamasıdır. Sonuçta en büyük zarar metabolizmanın bozulmasıdır. Böyle bir vaka, tedaviye direnç kazanır ve bozulan metabolizmayı eski haline getirmek imkansız değilse bile oldukça zordur.
    Akupunktur tedavisi başlangıçta metabolizmayı dengelemek için haftada 2-3 seans yapılabilir. Bu sürede iştah kesildiği gibi organların çalışma düzeni de bozulmaz. Bedensel ve ruhsal sağlık korunarak sistemli bir şekilde seanslar haftada 1’e düşürülür. Kilo verme hızı ayda 5 kiloyu geçmemelidir.
    Unutulmamalıdır ki çabuk ve kontrolsüz verilen kilolar hem vücuttaki dengeyi bozar, organ ve sistemlere zarar verebilir, (örn; karaciğer yağlanması, kabızlık, safra kesesi taşları v.b.) aynı zamanda çabuk verildiği için aynı çabuklukta geri alınabilir. Ağır rejim ve egzersizler de uzun süre yapılması mümkün olmadığı için, bırakıldığı anda kilo artışı kaçınılmazdır. Yani yapılması gereken; teşhise yönelik akupunktur, bünyeye (kişiye) özel diyet programı, düzenli ve her yaşta yapılabilecek egzersiz olmalıdır.
    Selülit Nedir?
    Selüliti obeziteden ayrı tutmamızın nedeni; obez olmayan insanlarda da görüldüğü içindir. Selülit; bozulmuş, formunu kaybetmiş, kronik, iltihaplı deri altı yağ dokusudur. Bu doku içindeki halojen ve elastiğin lifleri oranı bozulmuş,birbirlerine yakın ama bağımsız odacıklar halinde hapsedilmiş ve kan dolaşımı çok azalmış, kronik bir iltihabi yapı haline gelmiştir. Normal zayıflama programıyla kaybedilemez.
    Yağ dokusunun vücutta olması gereken yerlerde değil de bulunmaması gereken yerlerde birikmesi ve de sertleşmiş olması, vücuttaki genel iletimi engeller. Selülitli bölgeye yapılacak yanlış bir müdahale, bu bozulmayı tamir etmediği gibi daha da arttıracaktır. Bu yüzden ne bir ilaç,ne de bir krem veya jel istenen faydayı tam olarak sağlayamaz. Elle ya da cihazla yapılan müdahaleler de bazen etkisiz kalmakta ya da kötü sonuçlar yaratabilmektedir.
    Selülitte Akupunktur Tedavisi
    Bizim tedavi merkezimizde yaptığımız çalışmada, öncelikle bu dokuya gerekli saygı ve özen gösterilerek onu çok fazla harap etmeden, onu normal yağ dokusuna çevirmek, daha sonra da artık vücut tarafından atılması daha kolay hale gelmiş olan bu yağ dokusunu vücuttan atmaktır.
    Akupunktur ile öncelikle sınırlanmış kistik yağ kompartmanlarının iç duvarları parçalanıp hareketlenme sağlanmakta, daha sonra da yine akupunktur uygulaması ile enerji,kan ve lenf dolaşımı düzenlenerek, yağ parçacıkları,toksik maddeler gibi atıkların o bölgeden uzaklaşması, özellikle lenf dolaşımına katılarak bağırsaklardan atılması kolaylaştırılmaktadır. Selülit, bir hormonel rahatsızlık sonucunda da meydana gelmiş olabilir. Akupunktur tedavisi,aynı zamanda bu hormonel dengesizlikleri de normale döndüreceği için, sonuç son derece sağlıklı,kalıcı ve etkileyici olacaktır.
    Sorunlu olan bölgeye uygulanacak masaj çok önemlidir. Normal masaj ile selülit yok olmaz, aksine giderek artar ve genişleyerek yayılır. Çünkü selülit bir iltihaptır ve yanlış basınç iltihabı çoğaltır.
    Bölgeye yönelik yapılacak geleneksel akupunktur yöntemleri ve manuel (elle) lenfatik drenaj uygulaması yanında bize özel uyguladığımız ilave yardımcı teknikler ve modern tıbbbın teknik imkanlarından da faydalanarak sunduğumuz tedavi kombinasyonu bir kaç seans sonunda gözle görünür bir şekilde etkisini göstermektedir. Aynı zamanda kişilerin yanlış beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi de hem tedavi sürecini olumlu yönde etkileyecek hem de kalıcılığı sağlayacaktır.
    Hasta herhangi bir cerrahi yöntem ve travmatik süreç yaşamadığı için günlük hayatına devam edebilir,iş ve sosyal yaşamından uzaklaşmasına gerek kalmaz.
    Sonuç olarak;
    Bu çeşit yazılarla akupunkturun sözkonusu hastalıklardaki etkisini anlatmaktaki amacımız, toplumu, bilinmeyen ve maalesef suistimal edilmeye çok müsait olan akupunktur konusunda bilinçlendirmek ve kişilerin, yetkileri T.C.Sağlık Bakanlığı’nca onaylanmış “Akupunktur Uzmanı Tıp Doktorları”na danışabilmelerini sağlamaktır.

  • Sigara bağımlılığı

    Sigara bağımlılığı

    Sigara Bağımılılığının Tedavisi
    İnsan vücudu doğanın bir parçasıdır. Doğada gece-gündüz, sıcak soğuk, dişi-erkek gibi zıtlıklar dengesi mevcuttur. İnsan vücudunda da temel olarak sempatik ve parasempatik denen iki sistem vardır.
    Bir çok hastalık örneğin; mide ülseri, migren, astım v.b. bu dengenin bozulması sonucu oluşur. Sigara içen kişide de bu denge bozulmuştur. İşte akupunktur tedavisi bu bozucu unsurları düzelterek vücut dengesini yeniden kurar.
    Pekiyi sigara bağımlılığı tedavisinde yöntemimiz nedir ve bu tedavi nasıl başarılmaktadır?
    Kısaca ifade etmek gerekirse; vücutta ve kulakta yeri ve özelliği belli olan noktalara iğne batırmak suretiyle yapılan akupunktur uygulamasıdır. Tamamen acısız ve steril bir yöntemdir.
    Uygulama yerinden -iğne batırılarak- başlatılan uyarılar beyine gerekli kodlamaları verir,bu yolla vücut ve beyin koordine bir şekilde ilgili hastalıkları tedavi eder. Vücudu mükemmel bir bilgisayara benzetirsek; beyin, yazılan bu sigara programını hafızasına alır ve unutmaz. Dolayısı ile tedavi sonunda kişi ya sigaraya karşı istek duymaz ya da sigara dumanı ona tiksinti verir. Bununla birlikte bu tedavi ile vücuttaki ve beyindeki elektriksel, kimyasal dengeler değişir ve normale döner. Kırmızı kan hücrelerindeki zarların gaz değişimi oksijen lehine döner.
    Zarlardaki elektriksel yüklerin değişimi bilimsel olarak ispatlanmıştır.Bu, hücrenin daha çok oksijen alması demektir. Anlattığımız şekilde işleyen mekanizma sayesinde hastanın vücut fonksiyonları hızla normale dönerken vücutta ve beyinde de sigaraya karşı olumsuz bir tepki (içme isteğinin kaybolması, dumandan tiksinmek, v.s.) gelişmiş olur.
    Görüldüğü gibi akupunktur tedavisi sigara bağımlılığı tedavisinde çok etkin bir çözümdür. Ancak bu tedavinin başarılı ve kalıcı bir çözüm olması için bir takım şartların hasta tarafından yerine getirilmesi gerekir.
    Öncelikle bağımlı olan kişi, sigara bağımllığının kendisinde sağlık problemi yaratacağının bilincine varmış olmalı ve kendi özgür iradesi ile bu bağımlılığı sona erdirmeye karar vermiş olmalıdır. Şimdi burada kararlılık ve irade kavramlarını biraz açalım:
    Bu konudaki kararlılık:
    Hiçkimsenin baskısı altında kalmadan, aile üyeleri ya da arkadaş baskısı ile değil, tamamen hastanın kendi isteği ile bu zararlı alışkanlıktan kurtulma isteğidir. Çünkü özgür irade bu tedavinin en önemli basamağıdır.
    İradeyi ise (ki onu tedavi sürecinde biz ölçmeye çalışıyoruz)şu şekilde ifade ediyoruz: Sigara bağımlılığı tedavisi için bize başvuran kişinin gerçek anlamda kararlılığını anlamak için en az 12 saat sigaradan uzak kalmasını istiyoruz. 12 saatlik bu uzak kalış iki açıdan çok önemlidir. Birinci neden vücudun tedaviden önce belli bir süre nikotinden uzak kalmasının (detoksifikasyon-zehirsizleştirme) tedaviyi daha başarılı kılacağı gerçeğidir. İşte hastanın iradesi bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Hatta bu konudaki bazı yayınlar sigaradan uzak kalma süresini 36-72 saat olarak açıklamaktadırlar. Ancak biz çalışmalarımız ve vaka gözlemlerimiz sonucunda bu süreyi 12 saat olarak kabul etmiş bulunmaktayız. Ancak hemen belirtelim ki; tedaviden önce hasta sigaradan ne kadar uzak kalırsa tedavinin başarı oranı da o oranda yükselecektir. Ancak minimum süre 12 saattir. Sigaradan 12 saat uzak kalmanın ikinci önemi ise şudur: Belli bir süre sigaradan uzak kalan hastada bir takım yoksunluk belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler; ellerde titreme, terleme,huzursuzluk v.s. gibi belirtilerdir. İşte biz tedaviye gelen hastada beliren bu yoksunluk belirtilerini gözlemleyerek tedavi planımızı tekrar gözden geçiririz. Hastanın sigaradan uzak kalışında ne kadar zorlandığını, sözkonusu belirtilerden yola çıkarak gözlemlemek isteriz. İşte bu gözlemler tedavi süreci konusunda da bize yön verir.
    Sonuç olarak; sigaranın zararlarını idrak etmiş, kendi vücuduna olan zararlarını görüp yaşamış ancak ondan vazgeçme safhasında bizden yardım talep eden hastaların yalnız olmadıklarını, kararlı oldukları ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız şartlara inançla uydukları sürece sigara bağımlılığından -2 seans gibi kısa bir sürede- her zaman kurtulma şanslarının olduğunu kendilerine müjdeleyebiliriz. Elele vererek söndürdüğümüz her sigara, insan hayatının sağlıkla uzaması yolunda attığımız çok büyük bir adımdır.
    Bu çeşit yazılarla, akupunkturun sözkonusu rahatsızlıklardaki etkisini anlatmaktaki amacımız; toplumu, bilinmeyen ve maalesef çok suistimal edilmeye müsait olan akupunktur konusunda bilinçlendirmek ve kişilerin, yetkileri T.C. Sağlık Bakanlığı'nca onaylanmış “Akupunktur Uzmanı Tıp Doktorları”na danışabilmelerini sağlamaktır.