Etiket: Hasta

  • Kanser ağrısı ve tedavisi

    Kanser ağrısı ve tedavisi

    KANSER AĞRISI
    Dünyada her yıl 8 milyon kişi kansere yakalanmakta, 5 milyona yakın kişi de kanser nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Kanser türüne bağlı olarak bu hastaların ortalama % 80’ i ciddi ağrı çekmektedir. Her gün yaklaşık 4 milyon kişinin sadece kanser nedeniyle ağrı yakınması olduğu tahmin edilmektedir. Hasta ile birlikte ve hasta yakınlarını da göz önüne alındığında, kanser ağrısının dünyanın en önemli ve yaygın sağlık sorunlarından biri olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Kanserde ağrı nedenleri
    Kanser vakalarının çoğunda ağrı tümörün kendisinden kaynaklanmaktadır. Kanserli dokunun çevre dokulara büyüyerek ve tahrip ederek ilerlemesi ağrıya neden olabilir. Bu ağrı kanserli dokunun kendisinden kaynaklanabileceği gibi, tümör hücrelerinin etrafındaki dokulara yayılması (metastaz) sonucu da olabilir. Tümör büyüme eğilimde ise çevredeki sinirlere, kemiklere ve organlara ciddi baskı yaparak ağrıya neden olur.
    Ağrının nedeni yalnızca mevcut tümörün kendi büyümesinden kaynaklanan bir durum değildir. Aynı zamanda kanser hücreleri ve dokuları tarafından salgılanan çeşitli kimyasal maddeler de şiddetli ağrı duyulmasına neden olabilirler. Bu yüzden kanser ağrısı tedavisinde tümörün küçültülmesine yönelik girişimler birinci önceliktedir.
    Kanser tedavisi için kullanılan kemoterapi, radyasyon ve cerrahi yöntemler de kanser ağrısına neden olabilen diğer faktörlerdir. Cerrahinin kendisi ağrılı bir işlem olup, cerrahiye bağlı ağrılar zaman içinde azalabilir ve geçebilir. Radyasyon tedavisi ise uygulandığı bölgede yanık benzeri ağrılara ve dokularda ağrılı skar oluşumlarına neden olabilir. Kemoterapide kullanılan ilaçlara bağlı olarak da, sinir hasarına kadar varabilen bazı yan etkiler görülebilmektedir.

    Kanser ağrısı nasıl tedavi edilir?
    Kanser ağrısı tedavisinde çeşitli yöntemler uygulanır. En önemlisi ağrıya neden olan faktörün ortadan kaldırılmasıdır. Bu da, doğru bir cerrahi müdahale, kemoterapi ve radyasyon tedavilerinin uygulanmalarıdır. Eğer bu tedaviler yapılamıyorsa veya yetersiz kalıyorsa, ağrı kesici ilaçlar ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanabilir. Ağrı kesici ilaçlar Dünya Sağlık Örgütü’ nün açıkladığı merdiven sistemiyle uygulanmaktadır.
    Hastanın hafif şiddette ağrısı oluğu durumlarda basit ağrı kesiciler olarak tanımlanan aspirin, parasetamol gibi ilaçlar kullanılr.
    Hastanın orta şiddette ağrı olduğu durumlarda zayıf opioidler denilen daha kuvvetli ağrı kesici etkileri olan ilaçlar kullanılır.
    Hastanın çok şiddetli ağrı yakınması olduğu durumlarda ise en kuvvetli ağrı kesiciler olan morfin türü ilaçlar kullanılır.
    İlk üç basamaktaki tedaviler ile düzelmeyen ağrı durumlarında, girişimsei ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır.
    Bu ilaçların ağız yoluyla alınmaları mümkün olduğundan, hasta için kullanım kolaylığı sağlamaktadırlar. Ancak inatçı ağrılarda gerekli görülmesi durumunda bu ilaçların damar yoluyla, rektal yolla veya cilde yapıştırılan flasterler şeklinde uygulanmaları da mümkündür.
    Yukarıda tanımlanan ilaç tedavileri ile ağrı tedavisi yetersiz kalıyor ise, özel girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanabilir. Bunlar çeşitli sinir blokları ile ağrının beyine iletilmesini engelleyen tedavi yöntemleridir. Bu tedaviler arasında en yaygın olarak kullanılanlar, omurilik bölgesine yerleştirilen kateter, port veya pompa gibi sistemlerle ağrı iletiminin kesilmesi ya da etkilenen sinir bölgelerine uygulanan ileri ağrı tedavisi yöntemleri ile sinirlerin kalıcı olarak duyarsızlaştırılması yöntemleridir.
    Tüm bu ağrı tedavisi uygulamaları ile kansere bağlı ağrıların % 90’ a yakın oranda tedavisi mümkün olabilmektedir.

  • Omurilik ağrı pili

    Omurilik ağrı Pili (Spinal kord stimülasyonu)

    Bel ve boyun fıtığı ameliyatları sonrasında bazı hastalarda omurga kanalında bir takım yapışıklıklara bağlı olarak şiddetli bir şekilde bacak ve bel ağrısı görülür. Bu hastalar bel fıtığı ameliyatından sonra ağrılarının geçmemesi üzerine tekrar tekrar bel cerrahisi geçirmek durumunda kalırlar. Her bel fıtığı cerrahisi yeni bir yapışıklık ve devamında da ağrının daha da artmasına neden olmaktadır. Bu hastalarda algolojik tedaviler, fizik tedavi, ilaç vb. bir takım tedavi yöntemleri çare olmazsa, hastanın omurga kanalına pil yerleştirilerek, “Spinal kord stimülasyonu” uygulanır. Diğer bir hasta grubu ise buerger hastalığı başta olmak üzere damar tıkanıklığına bağlı ayak ve ellerinde yarası ve ağrısı olan hastalardır. Omuriliğe konulan pil ile sağlanan elektrik akımı yani spinal kord stimülasyonu damarların genişlemesini de sağladığından yaraların iyileşmesine de katkıda bulunmakta ve ek olarak da ağrıyı azaltmaktadır.

    Spinal Kord Stimülasyonu Nasıl Uygulanır?

    Hastanın omurga kanalına (epidural bölgeye), lokal anestezi altında uyarılabilinen özel bir elektrot teli yerleştirilir. Ufak bir cerrahi müdahale sonucunda hastanın cilt altına bir pil yerleştirilir ve omuilik içine yerleştirilmiş elektrotun ucu ile birbirlerine bağlanır. Bu pilin omuriliğe düşük voltajlı elektrik akımı verilmesiyle sinir iletimi yani ağrının iletilmesi engellemiş olurki bu aynı zamanda ağrının baskılanması demektir. Yani doğrudan omurilikteki sinir liflerini uyararak, ağrının beyine ulaşmasını engellenmiş olur. Pilden omuriliğe giden elektrik akımının şiddetini hasta, kendi kontrol edebildiği uzaktan kumanda cihazı ile ayarlayabilir.Kronik ağrı tedavisinde uygulanan ağrı iletiminin fiziksel olarak kesildiği tekniklere göre geri dönüşümlü olması ile üstünlük taşır. Bu yöntemle son derece başarılı sonuçlar elde edilir. Omurilik pili yöntemi pahalı bir yöntem olduğu için, diğer tüm tedavi yöntemleri uygulanıp yeterli başarı elde edilmediğinde kullanılması gerekmektedir.

    Kimlere spinal kord stimülasyonu yapılabilir?

    Yöntemin başarısı için hasta seçimi çok önemlidir. Ağrı şikayetleri çok sık ve şiddetli olmalı, diğer tedavi yöntemlerinden yeterli yanıt alınmamış olmalıdır.

    Omurilik zedelenmesine bağlı ağrılar,

    Kol ve bacak kesilmesi (amputasyonu) sonucu ortaya çıkan fantom ağrısı,

    Şeker hastalığı gibi nedenlerle ortaya çıkan periferik nöropati ağrısı,

    Dolaşım yetmezliği nedeniyle oluşan periferik damar hastalıklarına bağlı ağrılar,
    Bel ya da boyun bölgesinde ameliyat sonrası oluşan yapışıklıklara (fibrozise) bağlı sinir kökü basıları,

    omurga pilinin en çok uygulandığı hastalıklardır. Son yıllarda spinal kord stimülasyonu

    angina pektoris (kalp hastalığına bağlı göğüs ağrısı) tedavisinde dekullanılmaktadır. Tedaviye

    dirençli migren tedavisinde oksipital sinire elektrod yerleştirerek pil uygulaması ise migren

    ağrı tedavisinde çığır açmıştır.

    Sonuçlar nasıldır?

    Birçok araştırmacıya göre başarılı sonuç oranı % 48-75 arasında değişmektedir. Yöntemin uzun süreli takibine ait, iskemik ağrıda %80-90, nöropatik ağrı da ise ortalama olarak % 50 başarılı sonuçlar alınmıştır.

  • Proloterapi 10 soru-10 cevap

    1. Proloterapi tedavisi yaptırmam gerekir mi? Hangi ağrı durumlarında proloterapi faydalıdır?

    Kendiniz için cerrahi ya da başka bir tedavi yönteminin yardımcı olacağına inanmıyorsanız yararlı olabilir. Ciddi sağlık problemleri, antikoagülan-anti-inflamatuar-kortizon ilaçlarının kullanımı, kötü beslenme proloterapi tedavi sonuçlarını etkileyebilir.

    • Vücudun herhangi bir yerindeki yırtılmış ya da hasar görmüş ligamentler
    • Cerrahi ile giderilemeyen omurga ağrısı
    • Cerrahi ile giderilemeyen eklem ağrısı
    • Spor yaralanmaları, tüm eklem, tendon ve ligament yaralanmaları
    • Baş ağrısı
    • Boyun ve sırt ağrısı
    • Boyun veya sırt ve bel incinmesi
    • Omurga: Servikal (boyun), göğüs (üst arka) veya lomber (bel) artrit
    • Spinal disk hernisi veya dejenerasyon( bel fıtığı)
    • Spinal sinir tahrişi veya sıkışması
    • Kompresyon kırıklarında oluşan ağrı
    • Skolyoz ağrısı
    • Kötü duruşa bağlı zayıf ligamentlerin oluşturduğu ağrı
    • Sakroiliak hassasiyet, ağrı
    • Göğüs kafesi ve sternal yaralanma ve ağrı( by-pass veya göğüs cerrahisi ameliyatlarından sonra kalan ağrının tedavisi)
    • Kaburga kırıkları ağrısı
    • Eklemler veya omurga cerrahisi sonrasında devam eden ağrılar
    • Omuz artrit
    • Omuz burkulma ve rotator manşet yaralanmaları
    • Donmuş omuz
    • Kronik olarak devamlı çıkan omuzlar
    • Dirsek burkulma ve artrit
    • Tenisçi dirseği
    • Bilek burkulmaları ve artrit veya aşırı kullanımı sendromu
    • Karpal tünel sendromu
    • Artrit, burkulma ve başparmak ve parmaklar aşırı kullanımı
    • Kalça ağrısı, zorlanması
    • Kalça artrit, tendinit ve bursit
    • Uylukta devamlı ağrı
    • Pubis ağrısı( özellikle futboculardaz orlanma sonucu oluşan)
    • Diz burkulma veya zorlanması
    • Diz artrit
    • Diz çapraz bağ yaralanmaları
    • Diz medial ve lateral kollateral bağ yaralanmaları
    • Diz tendinit
    • Topuk (Aşil tendonu) yaralanmaları
    • Akut veya kronik ayak bileği burkulma veya zorlanması sonucu oluşan ağrılar
    • Morton nöroma, topuk dikeni

    2. Tedavi süresi ne kadar?

    İlk muayene 60-90 dakika arası.Enjeksiyonların süresi ise 20-30 dakika sürebilir. İlk seanstan sonraki seanslar daha kısa süreli olup kliniğimizden yaklaşık en fazla 3-4 saat içinde ayrılabilirsiniz.

    3. PROLOTERAPİ Maliyeti ne kadar?

    Tüm ödemeler SGK tarafından yapılmaktadır. Randevu almanız yeterlidir.

    4. Tedavim için kaç seans gerekir?

    Ağrı tedavisi için kliniğimize gelen bir hastaya kaç seans proloterapi’nin gerekeceğini önceden söylemek mümkün değildir.Biz muayene -laboratuar tetkikleri ve ağrının,hastalığın şiddetine göre yaklaşık kaç seans olacağını tahmini olarak söyleriz.

    5. Tedavi aralıkları ne kadar?

    Başlangıç olarak genellikle 3-4 hafta arayla tedaviye başlanmakta ardından hastadan alınan yanıta ve hastanın tedaviye uyumuna göre tedavi aralıkları 8 haftaya kadar uzatılmaktadır.

    6. Tedaviden ne kadar sonra çalışabilirim ya da spor yapabilirim?

    İlk 72 saat; sık aralıklarla enjeksiyon bölgelerine sıcak su torbası uygulanmalı, kendimizi zorlamadan günlük faaliyetlerimize devam etmeliyiz. 72 saat sonra; verilen egzersizleri istenilen sayıda yapmalıyız. Tavsiyelere uymak; hem tedavinin etkinliğini arttırır hem de iyileşmenin bir belirtisi olan ağrılı dönemin rahat geçmesini sağlar. LÜTFEN SABIRLI OLUNUZ. PROLOTERAPİ DOKTOR – HASTA UYUMUNUN EN YÜKSEK DÜZEYDE OLMASI GEREKEN BİR TEDAVİ YÖNTEMİDİR.

    7. Enjeksiyonda kullanılan ilaç nedir?

    Proloterapi için kullanılan solüsyonların hiçbirinde KORTİZON bulunmamaktadır. Lokal anestezik ile dekstrozun farklı konsantrasyonlarda karışımı bazen de Sodyum morrhuate (morinakaraciğeri yağı bir suda çözünür formu) eklenerek tedavi yapılmaktadır.

    8. Prolotherapi ile başarı oranı nedir?

    %80-90 ( SABIR – HASTA VE DOKTOR İŞBİRLİĞİ EN YÜKSEK SEVİYELERDE OLDUĞU ZAMAN )

    9. Proloterapi ile iyileşmemi %100 garanti edebilir misiniz?

    Hayır. Örneğin; kalça ya da diz protezinde bile %100 iyileşeceğiniz, ağrılarınızın tamamının geçeceği garantisi verilmez. Ancak yukarıda belirttiğim gibi hastalarımın büyük bir oranında ağrıyı oluşturan faktör tedavi gördüğü için ağrı derecesi şiddetliden hafif ya da tamamen kaybolmuş derecesine kadar iner.

    10. Randevuma gelirken neler getirmeliyim, ilk randevuda tedavi başlayacak mı?

    Daha önce yapılan tetkikler (röntgen, MR, BT, kan tetkikleri vs… ) ve daha önce gidilen doktorların epikrizleri varsa getirilir. İlk randevu fiziki muayene, tetkikleri inceleme ve eksik tetkikleri isteme şeklinde geçer. Ardından tedavi seansları planlanır

  • Bel ağrısı ile yaşamak zorunda değilsiniz

    Günümüzde her 10 kişiden 8’inin, hayatı boyunca en az bir kez etkilendiği bel ağrıları, özellikle ağır işlerde çalışan ve uzun süre masa başında oturmak zorunda kalanları daha fazla etkiliyor.

    Bel ağrısının en sık görülen nedenleri nelerdir?

    Bel ağrısının birçok sebebi vardır. Bel ağrısının en yaygın sebebi kas-iskelet sistemi kaynaklıdır. Kas-iskelet sistem kaynaklı bozukluklarda ağrının kaynağı omurgayı destekleyen kas, tendon (kiriş) ve ligaman (bağ)’lardır. Bu rahatsızlık “strain/sprain” şeklinde adlandırılır ve toplumda yaygın olarak “belde zorlanma/incinme” diye bilinir. Bel ağrısına neden olan diğer bozukluklar sıklıkla omurganın normal yapısında bulunan disk veya faset eklemlerle ilgilidir. Disk, omurlar arasında bulunan yastıkçıklardır. Faset eklemler ise omurgayı oluşturan kemiklerin her iki yanında bulunan küçük eklemlere verilen isimdir. Bu rahatsızlıklar ise genellikle “diskojenik ağrı”, “dejeneratif disk hastalığı” veya “omurganın osteoartriti (kireçlenme)” olarak adlandırılır.Bel ağrısına neden olan diğer hastalıklar şunlardır: Travma, tümör/kanser, infeksiyon, doğumsal bozukluklar, kalıtsal hastalıklar, kas ve sinir kaynaklı ve psikojenik rahatsızlıklar. Ayrıca vücudun başka bir bölgesindeki problem bel ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Örneğin prostat, mesane, bağırsak gibi iç organ hastalıkları bel ağrısı şeklinde hissedilebilir.

    Siyatik Ağrısı (Siyatalji) Nedir?

    Siyatik sinir, dördüncü ve beşinci bel omurları arasından çıkıp topuklara kadar uzanan vücudun en büyük siniridir. “Siyatalji” ise, bu sinire ait bozukluklarda ortaya çıkan, kalça ve kaba etlerden başlayıp bacak boyunca topuğa kadar yayılan ağrı anlamına gelir. Bu durum genellikle bel ağrısı ile birlikte görülür. Gerçek siyatalji, fıtıklaşmış bir diskin siyatik siniri oluşturan bir dalını basıya uğratması sonucu ortaya çıkar. Sıklıkla hastada bacak ağrısı oluşmadan birkaç gün veya hafta önce gelişen bel ağrısı öyküsü mevcuttur.

    Neden Bel Ağrısı Sık Görülür?

    Bel kısmı vücut ağırlığının büyük çoğunluğunu taşımak durumundadır. Ağır yük kaldırma, dönme, burkulma veya öne-yana eğilme gibi durumlarda omurgayı zorlayan kuvvetler özellikle belin alt bölgesinde yoğunlaşır. Günlük yaşamda yük kaldırma, eğilme vb. aktivitelerden dolayı bel bölgesi siz farkında olmadan pek çok kez travmaya maruz kalır. Omurganın en çok hasarlanan bölümü olması nedeniyle toplumda bel ağrısına sık rastlanmaktadır.

    Bel ağrısı açısından risk altında mıyım?

    • İnşaat işi veya ağır yük kaldırma, defalarca eğilme ve bükülme vb. aktiviteleri gerektiren ya da tüm vücutta titreşime neden olan bir işte çalışıyorsanız (örneğin kamyon şoförlüğü yapmak veya asfalt parçalayıcı aletler kullanmak)
    • Kötü postürünüz (bedenin genel duruşu) varsa,
    • Hamileyseniz,
    • 30 yaşın üstündeyseniz,
    • Sigara içiyor, egzersiz yapmıyor veya aşırı kiloluysanız,
    • Artrit (eklem iltihabı) ya da osteoporozunuz (kemik erimesi) varsa,
    • Stresli ya da depresif yapıdaysanız bel ağrısı açısından risk altındasınız.

    Egzersiz bel ağrısını nasıl engeller?

    Egzersiz ile:

    • Kötü duruş düzeltilebilir,
    • Bel kasları güçlendirilebilir ve esneklik sağlanabilir,
    • Kilo verilebilir,
    • Düşmeler engellenebilir.

    Hangi egzersizler bel ağrısını önlemede etkilidir?

    Bel ve karına yönelik egzersizler önemlidir. Bel ve karın adalelerini güçlendirici ve bel adalelerini gerici egzersizler yapılmalıdır. Bel ağrısı için yüzme en iyi aerobik egzersizdir.

    Bel ağrısından korunmak için başka nelere dikkat etmem gerekir?

    Bel ağrısını engellemek için öncelikle vücut mekaniğine uygun, doğru bir şekilde ağırlık kaldırma ve öne eğilmeyi bilmek gereklidir. Bunun için aşağıdaki önerilere uyunuz:

    • Ağır nesneleri kaldırırken sırtınızı dik ve yükü vücudunuza yakın tutunuz.
    • Yükü kaldırırken belinizi/sırtınızı öne, sağa veya sola bükmeyiniz.
    • Yük ile ayağa kalktığınızda öne doğru eğilmeyiniz.
    • Yerden herhangi hafif bir eşyayı bile mutlaka dizlerinizden çömelerek ve bacaklarınızdan güç alarak kaldırınız.
    • Nesneleri kaldırırken ve indirirken karın kaslarınızı sıkılaştırınız (kasınız).
    • Ağır yük taşırken geniş destek yüzeyi sağlamak için bacaklarınızı birbirinden ayırınız.
    • Şayet yük ağır veya hantal ise birinin yardımı olmadan kaldırmayınız.
    • Ayakta uzun süre durmaktan kaçınınız. Eğer işiniz için ayakta durmak zorundaysanız bir ayağınızın altına küçük bir basamak koymalısınız. Sıklıkla ayak değiştiriniz.
    • Yüksek topuklu ayakkabı giymeyiniz. Yürürken yastıkçıklı tabanlık kullanınız.
    • Oturarak çalışıyorsanız -bilgisayar kullanırken vb.- kullanılan sandalyenin yüksek, sert ve ayarlanabilir bir arkalığı olmasına özen gösteriniz. Sandalyenin arkalığı, beli ve sırtı desteklemelidir. Dik pozisyonda oturmalı, sırt arkaya tam olarak yaslanmalıdır. Ayrıca sandalye etrafında dönebilmeli ve kol desteği olmalıdır.
    • Otururken ayaklarınızın altına küçük bir basamak yerleştirerek dizlerinizin kalçalardan yüksekte olmasına dikkat ediniz.
    • Otururken veya araba sürerken küçük bir yastık veya yuvarlanmış havlu ile belinizi destekleyiniz.
    • Araba kullanırken pedallara kolaylıkla ulaşabileceğiniz şekilde koltuğunuzun yüksekliğini ayarlamalısınız. Eğilmeyi engellemek amacıyla koltuğunuzu olabildiğince öne doğru getiriniz ve direksiyona yakın oturunuz. Eller direksiyon üzerinde 2’ye 10 kala pozisyonda ve dirsekler hafif bükülü durumda tutulmalıdır. Koltuğun açısı beli destekleyecek şekilde olmalıdır. Uzun süreli araç kullanırken, 2 saatte bir mola vermeli, kısa bir yürüyüş ve germe egzersizleri yapmalısınız. Sürüşten hemen sonra ağır nesneler kaldırmayınız.
    • Son zamanlarda yapılan çalışmalar, orta sertlikte zeminde uyumanın sert zeminde uyumaktan daha iyi olduğunu göstermektedir.
    • Kilo veriniz.

    Cerrahi girişime gereksinimim var mı?

    Bel ve bacak ağrısı olan hastaların birçoğunun cerrahi girişime ihtiyacı yoktur. Çünkü ameliyat bu grup hastalıkların yalnızca küçük bir kısmında gereklidir.

    Her bel ağrısı, bel fıtığı anlamına gelir mi?

    Halk arasındaki en önemli yanlışlardan birisi de “bel ağrısı eşittir bel fıtığı” şeklindeki düşüncedir. Daha önce de belirttiğim gibi her bel fıtığında bel ağrısı görülür fakat her bel ağrısı bel fıtığı anlamına gelmez. Zorlamalara veya ani hareketlere bağlı olarak bel kaslarımızda meydana gelen spazm en sık görülen bel ağrısı nedenlerinden birisidir. Bunun dışında, omurlarımız arasında yer alan “disk” dediğimiz yapılar yaş ilerledikçe dejenere olurlar ve içlerindeki su miktarı azalınca bel ağrısına yol açarlar. Ayrıca omurlarımızı birbirine bağlayan “faset” dediğimiz eklemlerden kaynaklanan problemler bel ve kalça ağrılarına yol açarlar.

    Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

    Başlangıç dönemindeki belirti bel ağrısıdır. Dıştaki sert kısmın gerilmesi ve daha sonra yırtılması ile ve aynı dönemdeki iç kısımda ortaya çıkan kimyasal maddelerin etkisiyle küçük sinir uçları uyarılır ve belin orta kısmında, bazen yana yayılan ağrılar başlar. Bel ağrısının bir diğer nedeni de sinir uçlarının uyarılması ile ortaya çıkan bel kaslarındaki spazmdır. Bu dönemde yapılan muayenede bel kaslarının sert olarak ele geldiği ve omurgada düzleşme olduğu anlaşılır. Bu dönemde fıtık dokusu henüz sinire baskı yapmadığı için bacakta ağrı veya uyuşma yoktur. Olay ilerledikçe içteki yumuşak kısım sağda veya solda dışarı doğru kabarır ve son dönemde yırtıktan dışarı çıkar. Tam bu bölgeden geçen ve bacağa giden sinire baskı yapmaya başlar. Bu dönemde hasta belindeki ağrının kalçasına ve bacağına yayıldığından şikayet eder. Beraberinde bacakta uyuşma ve karıncalanmalar başlar. Sinir dokusunun etkilenmesi döneminde yapılan muayenede bacakta güç kaybı ve duyu hissinde azalma fark edilir. Bazı büyük bel fıtığı olan hastalarda idrar kaçırma ortaya çıkabilir. Bazen hastalar şiddetli bacak ağrılarının aniden tamamen geçtiğini fark ettiklerini belirtirler. Bu durum aslında hastanın düşündüğü gibi bir iyileşme değil tam tersi sinirin artık görevini yapamadığını gösteren kötü yönde bir gelişmedir ve yapılan muayenede genellikle beraberinde ayakta tam bir kuvvetsizlik saptanır. Bu durum acil olarak ameliyat edilirse düzelebilir.

    Her fıtık ameliyat edilmeli mi?

    Bel fıtığı hastalarının büyük bir kısmı, sanıldığının aksine, ameliyat gerekmeden diğer tedavi yöntemleri ile iyileşebilirler. Ameliyat edilmesi gereken hastaları şu şekilde sayabiliriz:

    ? Ayağında kuvvet azalması olan hastalar,

    ? Çekilen MR’da bir disk parçasının koparak sinire baskı yaptığının saptandığı hastalar,

    ? İdrar kaçırma şikayeti başlayan hastalar,

    ? Düşük ayak dediğimiz ani kuvvet kaybı olan hastalar.

    PROLOTERAPİ VE BEL AĞRISI…

    Bize ağrı ile başvuran hastaların hemen hemen % 50 ‘ si bel ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Bunun yalnızca %1’i operasyon gerektiren bel ağrısı. PROLOTERAPİ İLE BEL AĞRILARINIZDAN KALICI OLARAK KURTULMANIZ MÜMKÜN.

    Unutmayın ağrı ile yaşamak zorunda değilsiniz. Ağrısız günler temennisiyle…

  • Kış geliyor ? Grip kışın korkulu rüyası, grip aşısı olalım mı ? Olmayalım mı ?

    GRİP NEDİR VE NASIL BULAŞIR DİYE BAŞLAMAK SANIRIM DAHA DOĞRU OLUR…

    Grip genellikle kış aylarında görülen influenza denilen bir virusun neden olduğu solunum yoluyla bulaşan riskli kişilerde ölümcül seyredebilen oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta veya taşıyıcı kişilerin hapşırması veya öksürmesi yoluyla bulaşabilen grip tokalaşma, öpüşme gibi faktörlerin yanında telefon, kapı kolu gibi yerlere temas yoluyla da bulaşabilmektedir. Okul, kreş, hastane, iş yerleri, toplu ulaşım araçları gibi toplu olarak kullanılan mekanlar gribin bulaşabilmesi için oldukça riskli yerlerdir.

    NE GİBİ BELİRTİLERLE SEYREDER VE TEDAVİSİ NEDİR…

    Halsizlik, hafif ateş yükselmesi, 2-3 gün süren kuru öksürük gibi hafif belirtilerle geçebilen bu hastalık bazı hastalarda ise aşırı halsizlik, 40 dereceye çıkabilen yüksek ateş, uzun süreli öksürük, özellikle baş ağrısı olmak üzere şiddetli kas ve eklem ağrıları gibi ağır belirtilerle de seyredebilir. Tedavi edilirse 1 haftada tedavi edilmezse 7 günde geçer sözünden de anlaşılacağı üzere grip çoğunlukla ilaç kullanmaksızın kendiliğinden geçer. Ancak gribin ağır seyrettiği hastalarda hastalığın neden olduğu yüksek ateş, yaygın kas ve eklem ağrısı gibi belirtilere yönelik ateş düşürücü, ağrı kesici gibi ilaçlar kullanılabilir. Grip bakteri kaynaklı bir hastalık olmayıp viral nedenli olduğu için antibiyotik tedavisi uygun değildir. Ağır belirtilerle seyrettiği durumlarda yatak istirahati ve bol sıvı alınması mutlak gerekliliktir. Dikkat edilmediği durumlarda ve riskli kişilerde larenjit, farenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, pnömoni, menenjit gibi ölümcül hastalıklara dönüşebilen gribin etkin bir tedavisi olmadığı için korunma yöntemi olan grip aşısının önemi ortaya çıkmaktadır.

    GRİP AŞISININ ETKİNLİĞİ NEDİR VE AŞIYI NE ZAMAN YAPTIRMAK GEREKİR…

    Gribe neden olan inaktive edilmiş influenza virüslerinden veya bu virüsün antijenlerinden yapılan aşı uygulandıktan sonra bu virüse veya antijenlerine karşı vucutta antikor denilen bu virüsü tanıyan maddeler oluşur. Aşılandıktan sonra vucut gribe neden olabilecek aktif virüs ile karşılaştığında aşılanma sonucu oluşan bu antikorlar bu aktif virüsleri tanır ve çok daha etkin mücadele ile grip oluşmasını engeller veya gribin çok daha hafif seyretmesini sağlarlar. Aşının etkinliğinin ortaya çıkması için 2-3 hafta gerekmektedir. Bu nedenle grip aşısı salgınlar ortaya çıkmadan 2-3 hafta önce yapılmalıdır. Eylül, ekim, kasım gibi sonbahar ayları aşı için en uygun zaman aralığı olarak uygun görülmektedir.

    GRİP AŞISI KAÇ DOZ, KİMLERE YAPILMALIDIR…

    Sonbahar aylarında tek doz yapılan aşının etkisi 2-3 hafta sonra başlamakta ve 6-12 ay sürmektedir. Her yıl salgına neden olan influenza tipi farklı olduğu için bir önceki yıl yapılan aşının koruyuculuğu önümüzdeki yıl olmamaktadır. Bu nedenle aşı her yıl eylül, ekim, kasım aylarında yeniden yapılmalıdır. Özellikle huzurevlerinde kalan 65 yaş üstü kişilere; kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, şeker, romatizma gibi kronik hastalığı olan kişilere; kanser hastalığı olan, organ veya kemik iliği nakli yapılan bağışıklık sistemi zayıflamış kişilere; ilk üç aydan sonra hamilelere, emziren annelere ve 6 aydan büyük çocuklara; doktor, hemşire, sağlık memuru, tıbbi sekreter gibi hasta kimselerle temas olasılığı yüksek kişilere grip aşısı yapılması önerilmektedir.

  • Ozon ile bel-boyun fıtığı tedavisi

    Bel Fıtığı Tedavisi ve Ozon

    Ozon molekül ağırlığı 48 kDa olan O3 ile sembolize edilen allotropik bir oksijen formudur. 1840 yılında Alman Kimyacı Christian Friedrich Schönbein tarafından keşfedildi ve sonrasında yüzlerce bilimadamı ozonla ilgili sayısız çalışmalar yaptılar. Ozonun hemen her alanda faydalı etkilerinin olduğu bu çalışmalarla ispatlanmıştır. Günümüzde de ozonla ilgili çok sayıda daha ileri düzeyde bilimsel tıbbi çalışmalar yürütülmektedir.

    Bel fıtığı hastanın günlük aktivitelerini sınırlandıran belinde ve bacaklarında ağrı, uyuşma, his kaybına yol açan klinik bir hastalıktır. Omurga kemikleri arasında disk diye tabir edilen yastıkçık şeklinde anatomik yapılar mevcuttur. Bu yapıların dış katmanlarına anülüs fibrozus denir ve sert fibröz bir halka şeklindedir. Orta-iç kısmına ise nukleus pulpozus denir, yumuşak-jelsi kıvamda bir maddeden oluşmuştur. Bu yapı fıtıklaştığı zaman omurilikten çıkan bele ve bacağa dal veren sinir köküne bası yaparlar. Bu sayede belde-kalçada şiddetli ağrı, bacakta şiddetli ağrı, kasılma ve uyuşma şikayetleri gözlenir.

    Tedavi olarak; ilaç tedavisi, fizik tedavi, minimal invazif yöntemler (intradiskal ozon enjeksiyonu, epidural steroid enjeksiyonu, faset eklem enjeksiyonu, medial dal bloğu) ve ameliyat planlanabilir. Özellikle ilaç tedavisine ve fizik tedaviye yanıt vermeyen olgular başta olmak üzere bel fıtığı olgularına intradiskal ozon enjeksiyonu yapılabilir.

    İntradiskal ozon enjeksiyonu diğer bir ismiyle ozon nükleolizis tüm bel ve boyun fıtıklarında, dejenere disk hastalığında uygulanan bir yöntemdir. Ameliyathane ortamında tamamen steril şartlarda, görüntüleme cihazları eşliğinde uygulanır. Klinik olarak bel ya da boyun fıtığı tanısı konulan ve çekilen MRI görüntülerinde bel-boyun fıtığı tespit edilmiş hastalara uygulanır. Hastalara narkoz verilmez. Lokal anestezi altında görüntü eşliğinde fıtığın olduğu diskin içine girilir ve buraya ozon enjeksiyonu yapılır. İşlem yaklaşık olarak 10-20 dk sürer. İşlem sonrası hasta servise gönderilerek yatağına alınır ve 2 saat süreyle sırt üstü uzanması istenir. Genel durum değerlendirmesi yapılır ve aynı gün taburcu edilir. Hastanın klinik olarak ağrıları azlır veya kaybolur.

    Fıtık içine yapılan ozon enjeksiyonu ile fıtıkta küçülme süreci başlar ve radyolojik olarak altı-sekiz aya kadar sürer. Fıtık küçüldükçe sinir üzerine olan bası ortadan kalkar ve hastada mevcut olan ağrı, uyuşma, hareket kısıtlılığı gibi şikayetler azalarak geçer. Hasta, ağrılarından kurtularak işine ve günlük aktivitelerine sağlıklı bir şekilde geri döner. Bu sayede ameliyata gerek kalmadan fıtık küçültülmüş, yok edilmiş olur. İşlem bir kez yapılır ancak nadir de olsa ikinci enjeksiyona ihtiyaç duyulabilir. İki hafta, iki ay ve de altı aylık kontroller yapılır. Altıncı ayda kontrol MRI çekilir. Yeni çekilen MRI ile eski MRI daki fıtık görüntüsü karşılaştırılır ve fıtıktaki küçülme radyolojik olarak gösterilir. Yöntemin %80-85 dolayında başarı şansı vardır.

    Komplikasyonları hemen hemen yok denecek kadar güvenli bir uygulamadır. Bazı hastalar işlemden sonra geçici ağrı, ağırlık ve yanma hissi duymaktadırlar.
    Cerrahi seçenek ise ancak hiçbir tedaviye yanıt vermeyen ağrısı olan, kol yada bacaklarında incelmelere neden olan yada refleks kayıplarına neden olan durumlarda devreye sokulabilecek en son seçenektir. Artık açık cerrahi ameliyatlarının bel ve boyun fıtığının tedavisindeki yeri çok sınırlıdır. Felç olursunuz korkutmacası doğru değildir.

    Bu neştersiz çözümlerin ehil ellerde hiçbir yan etkisinin olmaması, kısa sürede gerçekleştirilmesi, narkoz gerektirmemesi ve de işlemden sonra 2-3 saat içinde hastaların evlerine gidebilmeleri bu yöntemlerin cazibesinin artmasına, aşırı bir taleple karşı karşıya kalmamıza neden olmaktadır.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Uzm. Dr. Kürşat Gül

  • Nöropatik ağrının etkin tedavisi – nöral terapi

    Nöropatik ağrı hasardan veya oluşan hasarın şiddetinden bağımsız olarak devam edebilir ve hatta haftalar, aylar ve yıllar içinde şiddetlenebilir. Bu durum nosiseptif ağrıdan çok farklıdır çünkü nosiseptif ağrı, uyaran ortadan kalktıktan sonra hızla düzelir (88).
    Periferik Nöropati Nedenleri
    Travma / cerrahi / basınca sekonder hasar
    Metabolik bozukluklar
    Enfeksiyonlar
    Kansere bağlı
    Toksin yüklenmesi
    İatrojenik
    İlaç
    Alkol ve sigaraya sekonder
    Vasküler hastalıklar
    Beslenme yetersizlikleri ve düzensizlikleri
    Ağır metaller
    Bozucu alanlar
    Genellikle bu grup ağrı sendromlarının en sık görülenleri diabetik nöropati, postherpetik nevralji ve CRPS olarak sıralanabilir. Nöropatik ağrı genellikle yanma, iğnelenme şeklinde olan ve hastalar tarafından rahatsız edici garip bir his olarak tarif edilir.
    a. Sinir sistemi zedelenmeleri sonrasında ortaya çıkan ağrı sendromlarının farkına varılması,
    b. Nöropatik ağrı mekanizmalarının olası tedavi modalitelerinin çalışılabildiği ve araştırılabildiği hayvan modellerinin geliştirilmesi olarak sıralanabilir.
    Uyarana karşı oluşan duyarlılık artışının hem süresi hem de amplitüdü abartılı boyutlara ulaşabilir (hiperaljezi).
    Diabetik nöropati farklı klinik tablolar şeklinde karşımıza çıkabilmekte ve fokal nöropatiler, trunkal nöropatiler ya da mikst simetrik distal nöropatiler şeklinde görülebilmektedir. özellikle mononöropatinin diğer nöropatik ağrı sendromlarından ayırıcı tanısı zorluk göstermektedir. Farklı klinik tablolar arasında en sık görüleni mikst simetrik distal nöropatiler olup, hastada diabetin varlığı biliniyorsa tanı açısından en kolay olanıdır (1, 3, 7, 38).
    Kronik nöropatik ağrı sendromları arasında en karmaşık olanı kuşkusuz Kompleks Rejyonel Ağrı Sendromlarıdır (CRPS). Klinik olarak iki grupta incelenen CRPS (I ve II) için birçok araştırma ve klinik yaklaşım olmasına rağmen patofizyolojisi, hastalığın seyri ve tedavisi ile ilgili birçok bilinmeyen bulunan ağrı sendromlarının başında gelmektedir. Nöropatik ağrısı ya da CRPS olan hastalarda semptomlar çok çeşitlilik göstermektedir (54).
    Nöropatik ağrı tanısında kullanılan parametreleri subjektif ve objektif olarak ayırabiliriz. Subjektif değerlendirmede yer alan en önemli faktörler ağrı tipi ve şiddetinin belirlenmesidir. Bu değerlendirmede birçok farklı ağrı skalası önerilmekle beraber, hangi skala kullanılırsa kullanılsın detaylı ve doğru bir anamnezin tanıda çok önemli olduğu unutulmamalıdır (34, 6, 8, 38, 39)
    Teşhisin Desteklenmesinde Kullanılan Objektif Testler
    1- Pinprik ve dokunma testleri: çok nonspesifik olmasına karşın, nöropatik ağrı sendromlarında ilk kullanılan testlerdir. Hiperaljezi ve allodininin varlığını göstermek açısından önemli olmakla birlikte hasta ile kesin kooperasyon ve hasta eğitimi gerektiği için doğruluk oranları düşüktür. Bu amaçla geliştirilmiş filamanlar olduğu gibi bazı klinisyenler, pamuk, fırça ve iğne gibi daha basit materyaller de kullanmaktadırlar. Testi uygulayan kadar kullanılan ekipmanın da önem taşıdığı bu testler, tek başlarına çok anlamlı sonuçlar vermese de diğer objektif testlerle birlikte kullanılabilirler.
    radyolojik=”””” sans=”””” spesifik=”””” style=”””” testler:=””””>2- Kemik Sintigrafisi: Kemik sintigrafisinin teşhiste yardımcı bir yöntem olabildiğine yönelik yapılan çalışmalarda çelişkili bulgular vardır.
    3- Periferal Kan Akımı: Lazer Doppler Flovmetre ile ölçülen kan akımı, sempatik fonksiyon bozukluğunda erken teşhis sağlamaktadır. Bu yöntem periferik nöropati ya da CRPS teşhisinde yardımcı olabilir.
    4- Kantitatif Duyusal Testler: Vibrasyon, ısı ve soğuk duyularının iletilmesini sağlayan küçük sinir liflerinin fonksiyonlarını test etmektedir. Spesifik olmamakla birlikte ayırıcı tanıda destekleyici olabilir.
    Modern Testler
    1- Laser ile uyarılmış potansiyeller (Laser evoked potentials): İnfrared CO2 ve ısı ile uyarılmış potansiyellerin kullanıldığı bu yöntem, sensoriyel sistemin değerlendirilmesinde çok değerli sonuçlar vermekle birlikte özellikle kullanılan sistemlerin pahalı olması önemli bir dezavantaj oluşturmaktadır.
    2- Deri punch biyopsi: özel boyama yöntemleri aracılığıyla, miyelinsiz ve ince miyelinli periferik sinir liflerinin tetkik edilmesi için kullanılmaktadır.
    Nöropatik ağrı sendromlarında daha başarılı bir tedavi uygulamak için ilk şart, değerlendirme ve tanının erken yapılmasıdır. Erken yapılmış bir sınıflama ve doğru yapılmış bir sensoriyel değerlendirme, tedavide çok önemli rol oynamaktadır.
    Nöropatik ağrısı olan hastalarda tedavinin hedefi, spesifik belirti ve semptomlara karşı olmalıdır. Tedavi yaklaşımı ağrının hafifletilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.
    Genel olarak trisiklik antidepresanlar ve özellikle Amitriptilin ilk seçilen ajan olmakta, bu ilaca yanıt alınamadığı takdirde antikonvülzanlar kullanılmaktadır (54).
    Opioidlerin nöropatik ağrıda kullanımları ile ilgili tartışmalar sürmektedir. Bazı klinisyenler nöropatik ağrının opioidlere dirençli ağrılar olduğunu iddia ederken, diğer bir grup etkili olduklarını ancak doz ayarlamasının doğru yapılması ve gerekirse yüksek dozlara çıkılması gerektiğini bildirmektedirler. Opioid ajanlar içerisinde şüphesiz en etkili olanı, zayıf bir sentetik ajan olan Tramadol Hidroklorid olup serotonerjik mekanizmalar üzerinden etki gösterdiğinin ortaya konmasından sonra yapılan çalışmalarda başarılı sonuçlar bildirilmiştir (92).
    Son yıllarda nöropatik ağrı tedavisinde yer alan önemli bir seçenek de gabapentin olmuş ve başlangıçta düşünüldüğü gibi GABA üzerinden etki etmediği ortaya konduğu halde, bilinmeyen bir mekanizma ile nöropatik ağrıda etkili olmaktadır. Gabapentinin, gerek terapötik aralığının çok geniş olması, gerekse yan etkilerinin diğer ajanlara göre azlığı, klinik kullanımını artırmaktadır. Proteinlere bağlanmaması, metabolize edilmemesi, karaciğer enzimlerini indüklememesi ve inhibe etmemesi nedeniyle diğer ilaçlarla etkileşime girmemesi de kullanımını artırmıştır. (36)
    II. Nöralterapi ile Nöropatik Ağrıya Yaklaşım:
    II.I. Nöralterapi'nin Uygulama Koşulları:
    Uygulama yapılması gerekli midir?
    Tanı ve hastalığı ortaya çıkaran neden yeteri kadar sorgulandı mı?
    II.II. Nöralterapi'de Patofizyoloji'nin önemi ve Temel Madde Kavramı
    Bilindiği gibi organizmadaki bütün hücreler sıkı bir birliktelik gösterir ve sempatik sinir sonlanmalarıyla düzenlenirler. Dolayısıyla hücre ve hücre duvarı fonksiyonlarının büyük çoğunluğu, bu lifler tarafından organize edilir.
    Nöralterapi Akademisi klinik gözlemlere dayanarak bunu yıllar önce ortaya koymuş olsa da, bu araştırma demir perdenin kalkmasıyla ulaşılabilir hale gelmiştir (Magdeburg üniversitesi, Almanya).
    Eğer organizma bunu başaramazsa sempatik sinir sistemi devamlı olarak etkilenecek ve kronik bir yanıt verecektir. Rickers bu teorisini canlı hayvan deneyleriyle de ispatlamıştır.

    Temel Madde olarak adlandırılan bu yapı, filogenetik olarak sinir ve hormon sisteminden daha önce oluşmuştur.
    Temel madde, matriks olarak da adlandırılmaktadır. Böbrekler, akciğerler, karaciğer ve deri gibi detoksifiye edici organların aşırı yük altında k

  • Bel fıtığında çaresiz değilsiniz

    Nasıl oluşur?

    Bel fıtığı omurgalar arasında bulunan disk denilen elastiki kıkırdak dokunun omurgaların
    baskısı nedeniyle öne doğru kayarak omurilik kılıfından çıkan ve bacağın çeşitli bölgelerine giden sinirleri sıkıştırmasıyla oluşur. Bazen ani bir zorlama, ağır bir şey kaldırma, ters bir hareket veya belin üşütülmesi bile bel fıtığına neden olabilir. Ama bel fıtığının en önemli nedeni uzun süren stres ve gerginlikler sonrası kaslardaki aşırı gerilmedir.
    Belirtileri nelerdir?
    Tek veya her iki bacağa vuran ağrılar, ayaklarda uyuşmalar, hareket kısıtlılıkları, yürüme ve oturmada güçlük bel fıtığının belirtileridir. Bel fıtığı ilerlerse iktidarsızlık, çabuk yorulma, idrarını tutamama, dengesizlik ve yürüyememe gibi belirtiler de eklenebilir.
    Bel fıtığı teşhisi nasıl konur?
    Günümüzdeki modern tanı yöntemleri, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile bel fıtığı teşhisi kolaylıkla konulmakta ve derecesi belirlenebilmektedir.
    Bel fıtığı ameliyatı nasıl yapılır?
    Bel fıtığında uygulanan mikrocerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve bir gece hastanede yattıktan sonra evlerine gidebilmektedir. Bu metot sayesinde sadece 1.5-2 santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır.
    Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır.
    Bel fıtığı yeni başlamışsa
    Bel fıtığının tedavisi fıtıklaşmanın, yani disk dediğimiz elastiki maddenin bacağa giden sinirlere yaptığı baskının derecesine bağlıdır. Eğer sadece bel ve bacak ağrısı mevcut, herhangi bir uyuşukluk, güç kaybı, hareket kısıtlılığı yoksa bel fıtığı başlangıç safhasında demektir. Bu halde hastaya kas gevşetici ilaçların verilmesi, yatak istirahatı ve belini zorlayacak hareketlerden kaçınması önerilir.
    Hastaya yapılacak öneriler
    1) Hasta kesinlikle bir-iki kilogramı aşan ağırlıkları kaldırmamalıdır.
    2) Öne ve yanlara doğru eğilme, belin bükülmesi yasaklanır. Yerden bir şey alınacaksa hastanın çömelerek alması söylenir.
    3) Hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymaları ve yirmi dakikadan fazla oturmamaları önerilir. Eğer hastanın mesleği gereği uzun süre oturması gerekiyorsa her yirmi dakikada bir yürümesi önerilir. Uzun süre araba kullananlara ise yirmi dakikada bir arabalarını park edip arabalarının etrafında birkaç kez dönmeleri tavsiye edilir.
    4) Hastanın yukarıya doğru uzanması yasaklanır. Yukarıdan bir şey alacaksa bir iskemle veya merdivenin üstüne çıkıp alması söylenir.
    5) Hastaya belini daima sıcak tutması, cereyanda kalmaktan kaçınması hatırlatılır.
    6) Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten kaçınmalıdır. Stres ağrıyı arttırmak yanında bel fıtığının ilerlemesine de yol açabilir.
    7) Hastanın evde kaldığı süre içinde yatak istirahati yapması önerilir. çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararları daha fazladır. Kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatması daha uygundur.
    Hastalık ileri bir safhadaysa
    Eğer yukarıdaki önerilere, istirahat ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikâyetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanmalıdır.
    Bel ağrısının sınıflandırılması
    Eskiden 6 aydan uzun süren LBA (Lombal Bel Ağrısı) kronik kabul edilirdi
    Oysa şimdi:
    0-4 hafta süren LBA akut
    4-12 hafta süren LBA subakut
    12 haftadan uzun süren LBA ise kronik olarak kabul edilmektedir.
    Manipulatif tedavi ve masaj ehliyetsizlerin elinde etkisiz
    Traksiyon tedavisi artık önerilmiyor.
    Akupunktur ile ilgili kanıtlar yetersiz (Ağrıyı giderdiği ancak tedavi etmediği tanımlamaları yapılıyor) !
    Biofeedback, TENS tek başlarına etkisiz. Kombine tedavilerde kullanılabilir!
    TP enjeksiyonları, proloterapi ve botox enjeksiyonları: çelişkili sonuçlar
    Epidural steroid enjeksiyonu radiküler ağrıda yetersiz. Kontrollü çalışmalar yetersiz
    Kognitif tedavi
    Oysa Nöralterapi & Manuel Tıp & Manyetik Alan Tedavisi ve Akupunktur ile kombine tedavisi çok etkindir.
    NöRALTERAPİ: Tedaviye Adler Langers noktalarının muayenesi ile başlanır. Kipler cilt kaydırma testi ile pozitif bulunan segmentler tespit edilir. Lokal tedavi: Lokal sorunlu olan alanlara %1 Lidokain ve prokainle uygulama yapılır.
    Segmental tedavi: Segment içinde bulunan irritasyon noktalarına , özellikle gastrokinemius ve soleus kasının tetik noktalarına uygulama yapılır. L1-S5 arasına quadell yapılır. L2 blokajı ve veya kanalis sakralis uygulaması.
    Hastanın varsa kabızlık ve barsak sorunları tedavi edilmelidir.
    Barsakta kandida yüklenmesi, toksinlerin bağ dokuda birikmesine neden olmaktadır.
    Bunu Reviqunat- Proqunat veya Vega test ile sorunun kaynağı araştırılıp ortaya çıkarılmalıdır.
    Bozucu alan mutlaka regüle edilmeli. Tek taraflı tendinitler ve artritler genellikle bozucu alan kaynaklıdırlar. Bu konuda daha kapsamı yazılar için nöralterapi etki mekanizma kısmına bakınız veya www.noralterapi.com dernek sayfasındaki yazılarımı veya 201o Nobel Kitabevinde tarafında yayınlanmış olan kitabıma bakınız.
    Alt ekstremite dolaşım protokolu ilk aşamada yapılacak tedavidir. Aynı segment içinde bozucu alanlar kinesyolojik olarak test edilmeli alınan cevaba göre tedavi planlanmalıdır.
    Hasta her geldiğinde yeniden değerlendirilmeli ve tedavi planlamasında gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Kronik vakalarda klasik bakış açısına ve rutine düşmemeye dikkat edilmeli.
    Bel Fıtığında Ameliyat gereken durumlar
    Fizik tedavi ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar varsa çekilen tomografi veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Bu oran dünya tüm bel fıtıklarının %5 altındadır. Yani ameliyat son çaredir ve yaygın şekilde kullanılmalıdır.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

    Nöralterapi Derneği Başkanı

    Manuel Tıp Derneği II. Başkanı

    Tamamlayıcı Tıp ve Regülasyon Derneği II. Başkanı

    Bilimsel Akupunktur Derneği Onursal Başkanı

  • Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Bel fıtığında çoğu zaman ameliyata gerek kalmadan tedavi mümkündür. İlaç tedavisi ve yatak istirahatı yapılacak ilk şeydir. Yatak istirahatıyla sinirlerin üzerindeki baskının ortadan kalkması sağlanabilir. Şikayetlerin oluştuğu ilk 24-48 saat içerisinde bölgeye soğuk uygulamak; ödem, kas spazmı ve ağrıyı azaltmak suretiyle yararlı olabilir. Ancak buz hiçbir zaman deriyle direkt olarak temas ettirilmemeli, örneğin bir havluya sarılarak en fazla 15 dakika süreyle uygulanmalıdır.

    İlaç tedavisi için çeşitli ağrı kesiciler ve kas gevşeticiler kullanılabilir. Ancak hiçbir zaman hekime danışılmadan alınmamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki akut ağrının tanı konmadan kontrolsüz olarak kesilmesi, hastanın kendisini korumasına engel olarak istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Uygulanacak bir başka tedavi ise fizik tedavi yöntemleridir. Fizik tedavi ile ağrının azaltılması, kas spazmının ortadan kaldırılması, esnekliğin artırılması amaçlanır. Soğuk ve sıcak uygulama tedavileri, masaj teknikleri, germe egzersizleri fizik tedavi yöntemlerine örneklerdir.

    Yukarıda sayılan tedavi yöntemleriyle sonuç alınamayan hastalara Transforaminal epidural enjeksiyonönemli yarar sağlayabilir. Bu işlem baskı altında kalan sinirlerin olduğu bölgeye iğne ile girilerek, ağrı, ödem ve yangı giderici çeşitli ilaçların enjekte edilmesidir. Bu şekilde hem şikayetler rahatlatılır, hem de fıtığın bulunduğu bölgedeki sinir baskısı ortadan kaldırılır.

    Henüz fıtıklaşmanın tam olarak oluşmadığı hastalarda Disk İçi Lazer Tedaviolarak isimlendirilen bir tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu şekilde disk içeriğine lazer yardımıyla yüksek ısı uygulanıp diskteki hasarlı alanların onarılması ve ağrı ileten sinirlerin bloke edilmesi amaçlanır. Ayrıca günümüzde modern tedavi olarak Disk İçi Ozon enjeksiyonlarını da uygulanmaktadır. (bakınız hasta görüşleri)

    Sonuçta birçok tedavi yönteminin uygulandığı bel fıtığı hastalarında önemli nokta tıbbın temel kurallarından biri olan “hastalık yoktur, hasta vardır” kuralını göz önüne alarak, hastaya uygun tedavi yöntemini belirlemektir. Örneğin acil olarak ameliyat edilmesi gereken bir hastaya ameliyat dışı tedavi yöntemleriyle zaman kaybettirmek ne kadar yanlışsa, ameliyatsız tedavi edilebilecek bir hastanın diğer yöntemler denenmeden ameliyat edilmesi de o denli hatalıdır. İstatistiklerden de anlaşıldığı gibi “girişimler yöntemler” dediğimiz çeşitli yöntemlerin ve fizik tedavinin birlikte uygulanması ile bir çok bel fıtığı hastası ameliyat olmaktan kurtulmaktadır.

  • Bel ameliyatları sonrasında geçmeyen ağrılar

    Bel fıtığı nedeni ile ameliyat olmuş ancak bel ve bacağa vuran ağrıları geçmemiş hasta grubunu ifade etmek için başarısız bel cerrahisi tanımı kullanılmaktadır.

    Bel ya da bacağa vuran ağrılardan yakınan ve kendisine bel fıtığı tanısı konup ameliyat edilen hastalarda şikâyetlerin ameliyattan hemen sonra ya da daha geç bir dönemde tekrarlaması olayıdır. Bel fıtığı nedeni ile ameliyat edilenlerin %15’inde görülebilmektedir.

    Nedenlerine gelince:Eğer operasyondan hemen sonra hastanın daha önceden var olan şikâyetleri aynen ya da artarak devam ediyorsa:

    – Konulan tanı yanlıştır
    – Yanlışlıkla başka mesafeden ameliyat edilmiştir
    – Operasyon tekniği hatalı ya da eksiktir diye düşünmek gerekir.

    Eğer hasta ameliyat olduktan 2-6 ay sonra benzer şikayetlerle tekrar hekime müracaat etmişse yukarıdaki nedenler olabileceği gibi daha çok operasyon bölgesinde yapışıklıklar, granülasyon dokuları yada fıtığın aynı veya başka bir bölgeden nüksü yani tekrarlaması söz konusu olabilir.

    Tedavide:

    Özel bir epidural kateter (RACS) vasıtası ile doku eritici ilaçların beraberinde kortizon vererek, hastaya iki, üç gün daha bu kateterden yoğun tuzlu serum vererek tedavi sonlandırılır. Bu tedaviye yanıt alınamayan hastalarda epidural OZON denenmelidir. Her şeye rağmen ağrıları geçmeyen hastaların omurilikleri üzerine ağrı pili takmak (spinal kord stimülatörü) gerekebilmektedir.