Etiket: Hasta

  • Kas ve iskelet sistem ağrılarının tedavisinde proloterapi

    Modern tıp uygulamaları ve ileri görüntüleme teknikleri sayesinde günümüzde çok daha hızlı ve isabetli tanı koymak, hastaya erken müdahale etmek mümkündür. Akut gelişen ve hayatı tehdit eden durumlarda yüksek sağkalım oranları sağlayan bu durum kronik süreçlerde hekimi yanıltabilir ve hastanın iyileşmesini geciktirebilir.

    Kas – iskelet sistemi; kemikler, kemikler arasındaki eklemler ve diskler, eklemleri birarada tutan ligamentler ve kasların kemiklere tutunma bölgeleri olan tendonlardan oluşur. Bu bağ dokusu elemanları küçük yaşlardan itibaren yaşanan irili-ufaklı travmalar ve tekrarlayan basit hareketlerle hasarlanır. Eklem kıkırdakları aşınır, diskler dejenere olur, ligamentler gevşer ve tendonlar hasarlanır. Bütün bu süreçler giderek artan ağrılarla kendini gösterir. Sonuçta eklem kireçlenmesi, menisküs yırtığı, bel ve boyun fıtığı, kronik baş ağrısı ..vb tablolar oluşur. Hastaya radyolojik tetkiklerle tanı koyan hekimin düşeceği iki büyük yanılgı ağrı kesici yazmak ve hastayı ameliyata yönlendirmektir. Kronik ağrısı olan hasta ne yazılacak ağrı kesicilerden ne de ameliyattan uzun süreli fayda göremeyecektir.

    Ağrı kesiciler günümüzde en sık reçete edilen ilaç grubudur. Kemik iliğinden böbreklere, karaciğerden eklem kıkırdağına kadar pekçok organ üzerinde yan etkileri tanımlanmış bu ilaçlar kronik ağrı tedavisinde pek başarılı değildir.

    MR’da veya röntgende görülen ”resmin” düzeltilmesi her zaman hastanın şikayetlerinin geçeceği anlamına gelmez. Omurgadaki fıtığın ameliyatla alınması ağrıyı kesmeyebilir ya da kısa süreli bir düzelme sağlayabilir. Kireçlenen eklemin yerine protez takılması ağrı tedavisi sağlasa bile protezli eklem hareket kısıtlılığına yol açar; protezli eklemi katlamak veya üstüne çökmek mümkün değildir.

    Seçilecek tedavinin kolay uygulanabilir, etkinliği yüksek ve kalıcı, yan etki riski düşük olması gerekir. Hastanın günlük aktivitelerini etkilemeyecek, istirahat gerektirmeyecek, kalıcı bir düzelme sağlayabilecek ”ideal tedavi” mümkün müdür?..

    PROLOTERAPİ İLE AĞRILARDAN KALICI OLARAK KURTULMAK MÜMKÜN..

    Ligament, tendon ve eklem gibi bağ dokusu elemanlarının hasarlandığı durumlarda proliferan solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesi işlemi proloterapi olarak adlandırılır.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olduğu durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapide amaç bu hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin proliferan solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

  • Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır

    Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır

    Hipokrat’ın “ Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır” sözü ağrıya bakışı çok güzel özetliyor aslında. Tıpta bütün uzmanlıkları uygulamak bir yönü ile sanatsal dokunuşlar gerektiriyor. Hekimlikte doğru, tam ve güncel bilginin yanı sıra hastaya yaklaşım ve hastalığı ele alış üslubu nedeni ile sanatsal dokunuşlara da ihtiyaç var.

    Algoloji uzmanları sessiz sedasız işlerini yapıyorlar ve hastaların yaşam kalitelerini yükseltiyorlar. Ancak “algoloji” hala toplumda çok tanınmış bir uzmanlık alanı değil. Peki kimdir algoloji uzmanı, neler yapar?

    Algoloji (Ağrı tedavisi bölümü) her türlü kronik ağrının yanı sıra, sebebi bulunamayan şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi ile uğraşan bir bilim dalıdır. Baş ağrıları, yüz ağrıları – nevraljiler, boyun ağrıları, omuz-kol ağrıları, sırt ağrıları, bel-bacak ağrıları, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, nedeni belirlenemeyen ağrılar ve belki de en önemlisi kanser ağrıları bu bölümde tedavi edilir.

    3 aydan fazla süren ve kronik olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşıyor.

    Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımları uygulanmalıdır.

    Kanser hastalarının ağrı ile yaşamaları artık kader değil

    Kanser ağrısı görülme sıklığı özellikle ilerlemiş evrelerde %90’lara kadar ulaşıyor. Kanser hastalarının ağrılarının giderilmesi hastanın yaşam kalitesi ve kanser tedavisine uyumunu önemli oranda arttırıyor.

    Kanser ağrısı gerçekten önemsenmelidir. Kanser hastasının, kanser olduğu andan itibaren ağrı ile karşılaşabileceğini bilmelidir sadece hasta değil onkoloji doktorları, radyoterapi uzmanları, cerrahlar gibi yani kanserle uğraşan her branştan doktorun, hastanın kanser olduğu andan itibaren ağrısı olabileceğini bilerek bu konuda çözüm arayışı içinde olmalıdırlar.

    Ağrı tedavisinde % 70 bizim için büyük başarıdır, %50’nin üzerinde başarı sağladığımız zaman kendimizi başarılı kabul ediyoruz, %50 hastanın ağrısının yarı yarıya azalması demektir. Ağrı tedavisinde hiçbir zaman %100 başarı söz konusu değildir. Kişiden kişiye ağrı eşikleri değişir, ağrıyı algılama değişir. Bu nedenle ağrı tedavisinde “kişiselleştirilmiş tedavi” ye doğru geçiş yaşanıyor.

    Ancak tüm bu gelişmelere rağmen ülkemizde ağrı tedavisinin hala yetersiz olduğunu söyleyebiliriz, ilaçlar yeterince bulunmuyor. Morfini üretip en az tüketen ve morfin bulunamayan bir ülkeyiz. Morfini, çok ucuz olduğu için ilaç firmaları üretmiyor. Diğer firmalar da pahalı malzemeler getiriyor buna da Sağlık Bakanlığı çok fazla müsaade etmek istemiyor.

    İnsanlar kanser olabilir ama ağrı çekerek kimse yaşamaz yaşamamalı… Bir insanın ağrı çekerek yaşamasına müsaade etmek, insanlık suçu kabul ediliyor. Avrupa Ağrı Cemiyeti’nin bu konuda yayınladığı bir deklarasyon var.

  • Bel ve boyun fıtıklarında yeni yöntem ile ameliyatsız çözüm

    Diskolizis (Ozon Diskektomi)

    Bel ağrısı, kollara yada bacaklara vuran fıtık ağrılarında yeni bir yöntem olan ” ozon mikrodiskektomi” diğer isimleri ile ” diskolizis” yada ” ozon nükleolizis” uygulamasıdır. Ozonun fıtık dokusu içersine verilerek fıtığın büzüştürülmesi, sinirlere yaptığı baskının kaldırılması ve ağrının yok edilmesi işlemidir. Ozon mikrodiskektomi denmesi, cerrahi mikrodiskektomi ile benzer klinik sonuçların elde edilmesi nedeni ile bu terim kullanılmaktadır. Kısaca Açık cerrahi ameliyatı kadar etkili bir tedavi yöntemi olduğu literatürde belirtilmektedir.

    Diskoliz işlemi ameliyatsız, narkozsuz, kansız kısa sürede gerçekleştirilebilen etkili bir yöntemdir. Klinik olarak bel ağrısı , bacak yada kollara yayılan ağrılarla birlikte MR görüntüsünde Fıtık tesbit edilen hastalar ilaç tedavisine yada fizik tedavi uygulamalarına yanıt vermiyor ağrılar devam ediyorsa bu yöntem idealdir denilebilir.

    Bel ve boyun fıtıklarında diğer uygulanan yöntemlere göre daha büyük avantajlara sahiptir. Doğal bir tedavi olduğu için vucuda asla zarar vermez, yan etkileri hemen hemen yoktur. Diğer yöntemlere üstünlüğü kısa sürmesi, ucuz olması, hastanın o saat hastaneden yürüyerek ayrılabilmesi, iş kaybına neden olmaması, ve işlemin mekanik hiçbir zararının olmamasıdır.

    Diğer uygulamalarda örneğin narkoz altında açık cerrahi yapılıyorsa gereğinden fazla doku o sahadan alınmakta bu durum disk mesafesinde azalma ve diskin dejenerasyonuna yol açabilmektedir. Nüks ve yapışıklık olayları her zaman potansiyel bir komplikasyon olup tedavisi güç sorunları beraberinde taşır.

    Bugüne kadar binlerce hastaya uygulanan bu yöntem ile bel ve boyun fıtığından yakınan hastalar şikayetlerinden kurtulmuşlardır.

    İşlem hareketli görüntüleme Cihazları eşliğinde yapılmakta yaklaşık beş-on dakika kadar sürmektedir. Girişim sırasında hasta uyanık olmakta ve işlemden sonra evine gidebilmektedir. Uygulamalarda, deneyimli ellerde hastanın zarar görme riski yoktur.

  • İnatçı ağrılar modern yöntemlerle son buluyor

    Migren atağı, adet sancısı, bel, boyun ve kas ağrıları… 3 aydan fazla süren ve “kronik” olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşıyor.

    Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerektirir. Ayrıntılı muayene sonrasında uzman doktor tarafından hasta için en uygun tedavi yöntemi seçilir. Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de gerçekleştirilmektedir. Bu hastalık grupları şu şekilde sıralanmaktadır:

    Migren ve diğer baş ağrıları,

    Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar,

    Kemik erimesine bağlı ağrılar,

    Kanser hastalarında görülen ağrılar,

    Felçlere bağlı ağrılar,

    Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar

    Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar,

    Sinir ve kas kökenli ağrılar,

    Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar,

    Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar,

    Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler

    Ağrının kaynağına iniliyor

    Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak geçmişte yaşadığı tüm ağrı deneyimleri, geçirdiği ameliyatları, yaşadığı travmalar dinlenir ve not edilir. Hastanın şikayeti ile geçmişte yaşadığı sorunların sinirsel, fonksiyonel ve zamansal olarak bağlantıları tespit edilir. Tedavi ayrıntılı muayene ve hikaye ile belirlenir. Ağrı tedavilerinde sorunlu bölgedeki kas gruplarına, yara izlerine, omurga eklemlerine ve sinir düğümlerine (ganglion) uygulanan enjeksiyonlar birbiriyle kombine edilebilir.

    Özel tedavi yöntemleri uygulanıyor

    Tedaviye dirençli olgularda uygulanan serum tedavileri, kineziterapi adı verilen hareketle tedavi yöntemi ve manuel tıp teknikleriyle başarı şansı artmaktadır.

    Uygulanan enjeksiyon teknikleri genellikle nöralterapi ile birlikte gerçekleştirilir. Nöralterapi; fiziksel kimyasal, hormonal, olarak ya da toksinler ve mikroorganizmalar travmalar ile bozulmuş olan beden fonksiyonlarını lokal anestezik ilaçlar kullanılarak otonom sinir sisteminin uyarılması ve beden fonksiyonlarının yeniden normale dönmesiyle gerçekleştirilen bir tedavi modelidir. Ağrıyan bölge içinde kalan organlar, kaslar, fonksiyonel ve yapısal bozukluklar, dolaşım bozuklukları, lenf sisteminin yetersiz çalışması sonucu oluşan ödem tedaviye dahil edilir hastanın uyku bozuklukları ve barsak düzeni de incelenir ve düzenlenir. Ağrı öğrenilen bir olaydır; bir travma yaşadığımızı unutabiliriz ama sinir sistemi bunu kaydeder ve zaman içinde mekanik psikolojik ve fizyolojik travmalar sonucu ağrı sinyalleri oluşmaya başlar. Eğer vücut bunun üstesinden gelirse kişi yaşamına devam eder ama çözemezse kronik uyarı sonucu klinik ağrı oluşur, uyarının devam etmesiyle fonksiyonel bozukluklar oluşur ve kronik bir süreç başlar. Ağrı vücudumuzun bize gönderdiği bir tür yardım çağrısıdır.

    Ağrıyı kulaktan dolma bilgilerle geçirmeye çalışmayın

    Her beden ve yaşam farklıdır, başka birine iyi gelen ilaç ya da tedavi her kişide aynı sonucu vermemektedir. Tedaviler her zaman kişiye özel olmalıdır ve alanında uzman doktorlar tarafından kapsamlı bir inceleme sonunda bir algoritma yapılmalıdır.

  • Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon çeşitleri

    Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon çeşitleri

    Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon yöntemleri uykululuk düzeyine göre hafiften derine doğru farklılık gösterebilir. Size uygun sedasyon yöntemi ve sedatif ilaçları belirlemek için anestezi doktorunuz tıbbi öykünüzü, kullandığınız ilaçları da içeren ayrıntılı bir ön görüşme ve muayene yapacaktır.

    Anksiyoliz (Endişenin azaltılması) (Bilinçli sedasyon): Endişenin azaltılması anlamına gelen anksiyoliz hafif düzeyde bir sedasyon yöntemidir. Nitröz oksit anestezisi (güldürücü gaz) bu amaçla kullanılan en önemli sedasyon tekniğidir. Küçük bir burun maskesi burun üzerine yerleştirilerek sabitlenir ve işlem süresince nitröz oksit burundan uygulanır. Bazı uyuşukluk ve saçmalama etkileri yanında nitröz oksit kişide bir kendini iyi hissetme durumu yaratır.

    Orta düzeyde sedasyon: Orta düzeyde sedasyon bilinç düzeyinde hafif bir baskılanma ile birlikte hastanın kendi solunumunu yardımsız devam ettirebildiği, havayolunu koruyucu reflekslerin baskılanmadığı ve sözlü ya da fiziksel uyarılara cevap verilebilen bir durumu tanımlar. Ağız yoluyla yapılan bilinçli sedasyonda ağrı, ses ve kokulara karşı hassasiyetin azaldığı bir orta düzey sedasyonu söz konusudur. Ağız yoluyla yapılabildiği gibi damar yoluyla veya kas içine de ilaçların uygulanması ile orta düzeyde bir sedasyon hali yaratmak mümkündür. Damar yoluyla yapılan sedasyonda (IV sedasyon) hasta ağız yoluyla uygulanan sedasyona (oral sedasyon) göre daha fazla uykulu hisseder. Aralarındaki en önemli fark ilacın uygulanma yoludur. IV sedasyonda ilaç doğrudan damar içine verildiği için etki çok hızlı başlar. Unutkanlık (amnezi) en sık görülen etkidir, öyle ki hastalar yapılan işlemin yalnızca birkaç dakika sürdüğünü zannederler.

    Derin sedasyon: Derin sedasyon diş hekimliğinde daha az kullanılan bir sedasyon yöntemidir. Bilinç baskılanması daha fazla düzeydedir. Hasta oldukça uykulu bir durumdadır. Havayolu koruyucu refleksler bir miktar baskılanmıştır. Hasta kendi solunumunu devam ettirebilir ancak yakından takip edilmeli ve oksijen desteği mutlaka uygulanmalıdır.

    Genel anestezi: Genel anestezi diş hekimliğinde cerrahi işlemler için veya az sayıdaki sedasyon ile başarılı olunamayan bireyler için (zihinsel engelli, havayolu problemi olan, psikiyatrik bozuklukları olan vb) kullanılır.

    Dişhekimliği işlemleri için sedasyon alan tüm bireyler (inhalasyon sedasyonu hariç) kendilerine refakat edecek bir yetişkinin sorumluluğunda evlerine gönderilirler ve sedasyonun etkileri ortadan kalkana kadar bu yetişkinin sorumluluğunda kalmaları gereklidir.

  • Diş hekimliğinde sedasyon nedir? Nasıl uygulanır?

    Diş hekimliğinde sedasyon nedir? Nasıl uygulanır?

    Lokal anestezi ile yapılacak işlemler sırasında hastanın rahatı ve işlemi daha kolay kabul etmesini sağlamak için anest Sedasyon sırasında belirli düzeylerde bilinç değişikliği ortaya çıktığı için 3-4 saat öncesinden hiçbir şey yememeniz ve içmemeniz (tamamen aç ve susuz kalmanız) istenir. Sedasyon amacıyla kullanılan ilaçlar da düşük dozlarda olmakla birlikte anestezi ilaçlarıdır. ezi doktoru tarafından uygulanan ve hastayı sakinleştiren bir destek yöntemidir. Damar yolundan uygulanan ilaçların etkisiyle hasta tedaviyi istekle ve kolayca kabul eder. Heyecan ve endişesi ortadan kalkar. İşlem süresince küçük ek ilaç dozları yapmak gerekebilir. İşlem süresince bilinçli sedasyon yapılan erişkin hastalar kendisine söylenen komutları duyar ve yerine getirir (ağzınızı açın, derin nefes alın vb). Ancak bu işlem başkasına yapılıyormuş gibi kayıtsız, rahat ve uykulu bir konumda bulunur.

    Daha derin sedasyon düzeylerinin gerektiği çocuk hastalar ise sözlü uyaranları duyamazlar ancak tekrarlayan yüksek sesli uyaranlara yanıt verebilirler. İşlem süresince hastanın kendi solunumu devam eder, nadiren düşük dozda oksijen desteği gerekebilir. Hastanın oksijen basıncı ve kalp hızı sürekli takip edilir. İşlem sonunda hasta ilaçları vücuttan atma hızına (metabolizma hızı) bağlı olmak üzere 30-45 dakika kadar gözlem altında tutulur ve bir refakatçi eşliğinde evine gönderilir. Çocuk hastalar uyanırken huysuz, hırçın, ağlayan bir çocuk olarak uyanabilirler. Bu hırçınlık hali genellikle 15-20 dakika, nadiren 2 saat sürebilir. Sedasyon sonlandıktan sonra da hastalara 1.5- 2 saat herhangi bir şey yememeleri tembih edilir.

    DİŞ HEKİMLİĞİNDE GENEL ANESTEZİ NEDİR?

    Genel anestezi (narkoz) ağrısız cerrahiyi mümkün kılan uyku benzeri bir durumdur. Bu amaçla kullanılan ilaçlara da genel anestezi ilaçları denir. Genel anestezi sırasında bilinç ve ağrı duyusu tamamen ortadan kalkar. Genel anestezi ilaçları gaz veya sıvı olmak üzere iki şekilde olabilir. Eğer gaz anestezikler kullanılacaksa yüzünüze yerleştirilen bir maske aracılığıyla derin nefesler almanız istenir. Bu şekilde anestezi makinasından sağlanan oksijen ve anestezik gaz karışımı akciğerden kana geçerek uyku halini yarat ır. Sıvı anestezikler ise el veya koldan takılan serum iğnesi aracılığıyla doğrudan damara (kan dolaşımına) verilir. Anestezi başlangıcı için küçük çocuk ve iletişim kurulamayan hastalarda birinci yöntem (maske ile anestezi), damar yolu açtıran büyük çocuklar ve sağlıklı erişkinlerde ikinci yöntem (damar içi anestezi) tercih edilir. Yapılacak işlemin süresine bağlı olarak eklenen anestezik gazlar veya damar içi anestezik ilaçlarla anestezi devam ettirilir. Yapılacak işlem bitene kadar anestezi de devam eder.

    Genel anestezi sırasında solunumun desteklenmesi gereklidir. Bu amaçla ağız, burun veya gırtlak üzerine yerleştirilen soluma maskesi veya nefes borusuna yerleştirilen soluma tüpü ile sürekli oksijen ile birlikte anestezi ilaçları uygulanır. İşlem sona erdiğinde anestezi ilaçları kesilir ve uyanmanız sağlanır. Uyanırken anestezi doktoru sizden çoğunlukla derin nefes almanızı, ağzınızdaki tükrüğü yutmanızı ve gözlerinizi açmanızı ister.
    Genel anestezi sonrasında ortaya çıkabilecek ağrı, bulantı ve kusma gibi istenmeyen etkileri ortadan kaldırmak için gerekli önlemler anestezi doktorunuz tarafından alınır.

    SEDASYON VE GENEL ANESTEZİ KİMLERE UYGULANIR?

    Aşağıdaki durumlarda hastanın ve yapılacak işlemin özelliğine göre sedasyon veya genel anestezi seçeneği uygulanabilir:
    1) İletişim kurmanın imkansız olduğu çocuk hastalar
    2) İletişim kurulamayan zihinsel engelli hastalar
    3) Çok uzun sürecek diş tedavileri
    4) Geniş kapsamlı çene cerrahisi işlemleri
    5) Aşırı endişeli, stresli ve diş hekimi korkusu olan bireyler
    6) Şiddetli bulantı ve öğürme refleksi olan hastalar

    Yrd.Doç.Dr. Zuhal Küçükyavuz Göktürk

  • İnterstisyel sistit tedavisinde sakral sinir stimülasyonu

    İnterstisyel sistit tedavisinde sakral sinir stimülasyonu

    İnterstisyel sistit, mesanenin sebebi bilinmeyen kronik bir hastalığıdır. Çoğunlukla kadınlarda görülen ağrılı idrar yapma ve şiddetli alt karın ağrısı ile karakterize olan bu hastalık ortalama 40 yaş civarında başlamakla beraber, hastaların %25’i 30 yaşının altındadır. Hastalığın belirtileri bazen oldukça şiddetli olabilmekte ve hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda interstisyel sistitli hastaların yaşam kalitesinin kronik böbrek yetmezliği olan hastalardan bile daha kötü olduğu saptanmıştır.

    Günümüzde ABD’de interstisyel sistit tanısı konmuş olan 700.000 hasta olduğu bildirilmektedir. İnterstisyel sistit, nadir görülen bir hastalık olarak bilinmesine karşın gerçekte Kistik Fibrozis veya Hemofili gibi hastalıklardan çok daha yüksek oranlarda görülmektedir. Yapılan istatistiklerde interstisyel sistitli hastaların doğru tanıyı almaları için geçen sürenin ortalama 2-4.5 yıl arasında olduğu saptanmıştır. Bir çok hasta teşhis konmadan 10-30 yıl süre ile bu hastalıkla birlikte yaşamaktadır.

    İnterstisyel sistit, 100 yıldan daha uzun bir süredir bilinmesine ve bu konuda oldukça yoğun araştırmalar yapılmasına rağmen Hanash ve Pool’un 1969 yılında, “Hastalığın sebebi bilinmemektedir, teşhisi oldukça zordur, tedavisi geçici ve palyatiftir” şeklinde yaptıkları tespitler günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır.

    Sakral sinir stimülasyonu, lokal anestezi altında küçük bir cerrahi müdahale ile uygulanabilmesi ve hastanın şikayetlerinde çok ciddi rahatlama sağlaması sebebiyle son yıllarda sıklıkla uygulanmaya başlanmıştır. Sakral sinir stimülasyonu, mesane bölgesinin uyarılmasından sorumlu olan sinirlerin bulunduğu bölgeye bir elektrot (kablo) yerleştirilmesi ve bu sinirlere düşük elektrik akımı verilmesi sonucu mesane fonksiyonlarının düzenlenmesi ve ağrı duyusunun ortadan kaldırılması esasına dayanmaktadır.

    Uygulama radyolojik görüntüleme eşliğinde ve lokal anestezi altında (narkoz verilmeden) yapılmakta, cilt altına yerleştirilen uzun ömürlü bataryalar (ortalama 12 yıl) sayesinde hasta yakınmalarında kurtulmaktadır.

  • Epidural anestezi ile normal doğum kimlere uygulanmaz ve ne tür komplikasyonlar olabilir.

    Normal doğum için epidural analjezi kimlere uygulanmaz?

    1) Yöntemi kabul etmeyen hiçbir hasta
    2) Pıhtılaşma ile ilgili bir kan hastalığı olan hastalar
    3) Kateter takılacak alanda cilt enfeksiyonu olan hastalar
    4) Kan basıncı çok düşük olan hastalar
    5) Herhangi bir nedenle kafa içi basıncı artmış olan ve nörolojik hastalığı olan anne adaylarına uygulanmaz.

    Epidural analjezi uygulanan hastalarda ne gibi komplikasyonlar oluşabilir?

    Bazen kan basıncında aşırı düşmeler olabilir. Bunun için işlemden önce hastaya en az 500 ml serum verilir. Hastanın tansiyonu sık sık kontrol edileceğinden tansiyon düştüğünde tansiyonu yükselten ilaçlar uygulanır.

    Baş Ağrısı ; Epidural ve spinal işlemlerden sonra en sık görülen komplikasyondur. Görülme sıklığı %0,2-20 arasında değişmektedir. Ancak son yıllarda iğnelerimizin kalitesi ve doktorlarımızın tecrübesi sayesinde bu oranın daha da düştüğüne inanıyoruz. Gebede normal olarak omurganın ligamentleri gevşek ve doku ödemlidir. Epidural aralığın saptanması zorlaşır ve uterus kontraksiyonları sırasında negatif basınç kaybolur. Dural ponksiyon (delinme) riski artar. Dura ponksiyonu sonrası BOS (beyin omurilik sıvısı) sızıntısı sonucu baş ağrısı oluşmaktadır. Ayağa kalkmakla; öksürmekle baş ağrısı artar. Ensede sertlik, bulantı kusma, ışığa duyarlılık, kulak çınlaması, iştah kaybı eşlik edebilir. Baş ağrısı tedavisi ; yatak istirahati, analjezik , sedatif, antiemetik , kafein (epilepsi, preklemsi ve hipertansiyon olanlara verilmez) ile giderilebilir. 5 ila 7 gün sonra bu tedavi ile %90 iyileşme görülür. Büyük bir kısmı tedavisiz kendiliğinden geçer. Tedaviye rağmen geçmeyen ve çok nadir olan bazı durumlarda kan yaması yapılır. Perforasyon bölgesine steril alınan (kişinin kendinden) 10-20 ml kan epidural alana enjekte edilir. Genelde iyi cevap verir ve hemen hasta ‘Gözlerime ışık geldi ‘ diye söyler. Ancak bu işlemin de kendine özgü riskleri vardır. Yeni bir dura panksiyonu, hematom, enfeksiyon riski, sırt ağrısı gibi.

    Kateter kopması, spinal kord yaralanması , sinir köklerinde hasar, titreme , idrar yapmada zorluk, sırt bel ağrısı, nörolojik komplikasyonlar, epidural hematom oldukça nadir görülebilir.

  • Ozon mikrodiskektomi nedir?

    Diskolizis

    Bel ya da boyun fıtıklarını tedavi etmek amacı ile fıtığa neden olan omurlar arsındaki disklerin içersine ozon gazı verilmesi ile gerçekleştirilen işleme verilen addır. Bu işlem, tıbbi literatürde Ozon Diskolizis, Ozon diskektomi, ozon nükleolizis başlıkları altında sunulmaktadır. Aslında diskektomi deyimi tıbbi anlam olarak diskin kesilip çıkarılması işlemine verilen addır. Fakat ozon ile yapılan çalışmalar, bel ya da boyun fıtığı nedeni ile ameliyat olan hastaların sonuçlarına eş başarı sağladığı için “ ozon mikrodiskektomi “ ya da “ozon diskektomi” başlığı altında birçok makalenin konusu olmuş ve bu adla anılmaya başlanmıştır.

    Daha önceleri bel – boyun fıtıklarını tedavi etmek için kullanılan yöntemler arasında insan bünyesine en zararsız yöntem olarak güncel girişimler arasında yerini almıştır. Sadece İtalya ve İspanyada yılda 30 000 hasta bu yöntemle ameliyatsız şifa bulunaktadır. Hindistan, Çin, Japonya gibi ülkelerde ve Amerika da artık rutin tedaviler arasında yer almaktadır. Ülkemizde henüz emekleme safhasında olan bir girişimsel yöntemdir.

    Oksijeni 02 olarak biliyoruz OZON ise O 3 tür . Yani %99 oksijenden elde edilen bir gaz olup birçok hastalığın tedavisinde kullanılan aktif oksijendir. Ağrı tedavisinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle bel boyun ağrılarında ve kireçlenme tedavilerinde kullanılmaktadır ilaç uygulamalarından yarar görmeyen hastalarda çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. Mutlaka deneyimli uzmanlar tarafından uygulanmalıdır. Neşter ve narkoza gerek duyulmayan fakat ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılması gereken “ ameliyatsız “ bir tedavi şeklidir.

    Ozon ile yapılan bel-boyun fıtığı tedavilerinde mükemmel sonuçlar elde edilmektedir. Hasta narkoz almamakta işlem 5 dakika gibi çok kısa bir sürede gerçekleşmekte ve işlemden sonra hasta hemen evine yürüyerek gidebilmektedir.

    İşlemden hemen sonra fıtık ağrısı hemen geçmeyebilir birkaç gün beklemek gerekir. Genellikle tek uygulama yeterli olmaktadır, dirençli bazı vakalarda işlem tekrarlanabilir ve güvenli bir yöntemdir.

    Hangi hastalıkta uygulayalım

    Discolizis yani ozon diskektomi ilaç ve diğer konservatif tedavilerden yarar görmeyen hastalara uygulanması tercih edilir.

    Servikal disk hernisi

    Dorsal disk hernisi

    Lomber disk hernisi

    Lomber dejeneratif disk hastalığı

    Dejeneratif spinal kanal darlığı

    Ameliyat sonrası yapışılıklar ( postsurgical fibrozis )

    Faset sendromu ( bel-boyun kireçlenmeleri)

    Kimlere uygulanmaz

    Şüphelenilen gebelik

    Böbrek veya karaciğer yetmezliği

    Son miyokard infarktüsü

    Alkol, uyuşturucu ve psikotrop ilaç müptelaları

    Bir başka hastalık nedeni ile tedavi görüdüğü sürecte Doktorunun uygun görmemesi.

    Kan pıhtılaşma bozukları, Trombositopeni, Favizm, Kontrolsüz Hipertiroidi ve Hipertansiyon varlığı.

  • Bel ve boyun fıtığı tedavisinde yeni uygulamalar

    Bel ve boyun fıtığı tedavisinde yeni uygulamalar

    BEL VE BOYUN FITIĞI TEDAVİSİNDE YENİ UYGULAMALAR
    Omurga ağrıları toplumun büyük bölümünü etkileyen en yaygın ağrı problemlerinin başında gelmektedir. Omurga kemikleri arasında, ortaya çıkan yükün taşınmasını kolaylaştırmak ve hareketlerde elastikiyet kazandırmak için disk denilen yastıklar bulunmaktadır. Bu disklerin çeşitli nedenler ile omurilik kanalından çıkan sinirleri sıkıştıracak derecede fıtıklaşmasına disk hernisi denilmektedir. Gövdenin ağırlığına en fazla maruz kalan saha, omurganın bel bölgesidir. Bu nedenle fıtık (herni) rahatsızlığı da en sık olarak omurganın bel bölgesinde ortaya çıkmakta ve “bel fıtığı” olarak adlandırılmaktadır. Omurganın en üst bölgesi olan boyun bölgesinde de aynı şekilde boyun fıtığına bağlı problemler ortaya çıkmakta ve boyun, omuz ve kol ağrılarına neden olmaktadır.
    Bel ve boyun bölgesinden kaynaklanan her ağrı fıtığına bağlı olmayabilir. Omurilik kanalını oluşturan kemiklerdeki kireçlenmeler, omurilik kanalındaki daralmalar veya geçirilmiş bir omurga cerrahisine bağlı kanal içinde ortaya çıkan yapışıklılar da bel ve boyun ağrılarına neden olabilen faktörlerdendir.
    Bu yüzden hastanın bir uzman hekim tarafından değerlendirilmesi ve gerekli radyolojik tetkiklerin de yapılmasından sonra teşhisin doğru konulması gereklidir. Doğru teşhis sonrası durumun ciddiyetine göre ilaç tedavisinden, cerrahi müdahaleye kadar uzayabilen geniş bir yelpazede hastanın tedavisi yapılmaktadır.
    Bel ve boyun fıtığına bağlı ağrılar genellikle sıkıştırılmış olan sinir kökü boyunca kollara yada bacaklara kadar yayılmaktadır. Ağrı duyusu sinirin baskı altında olduğunu ancak henüz kalıcı bir hasar oluşmadığını gösterir. Zaman içerisinde ağrının azalmaya başlamasıyla birlikte, etkilenen bölgede his kaybı veya kaslarda güçsüzlük gibi problemlerin ortaya çıkması ise, fıtığın sinire hasar verecek derecede büyüdüğünü düşündüren bulgulardır.
    Bacaklarda veya kollarda ortaya çıkabilecek ciddi derecede güç kaybı veya hissizlik durumunda, sinirlerin kalıcı hasara uğramaması için acil cerrahi müdahale gerekebilmektedir.
    Bu problemin ortadan kaldırılması için öncelikli olarak uzman hekimler tarafından muayene yapılmalı ve doğru teşhis konulmalıdır. Acil ameliyat seçeneğinin düşünülmediği uygun hastalarda, perkütan yöntemler dediğimiz, fıtıklaşmış disk içine ulaşmamızı sağlayan özel iğneler ile çok küçük boyutta kanallar oluşturularak, narkoza gerek kalmadan lokal anestezi altında yapılan kapalı ameliyatlar uygulanabilmektedir. Bunlar:
    1- Lazer diskektomi: Fıtıklaşmış disk bölgesinin direk lazer uygulanarak küçültülmesi.
    2- Discogel uygulaması: Disk içine jelleştirilmiş alkol uygulanması sonucu disk hacminin, dolayısıyla fıtığın küçültülmesi.
    3- Mikro dekompresyon: Diskteki fıtıklaşmış bölgenin içeriğinin mekanik bir sistem yardımıyla boşaltılması.
    4- Ozon nükleolizis: Disk içine ozon uygulanması.
    Uygulama nasıl yapılır?
    Tüm bu tedaviler, mikroptan arındırılmış ameliyathane koşullarında ve radyolojik görüntüleme eşliğinde yapılmaktadır. Hasta yüzüstü pozisyonda yatırılır. Girişim bölgesi mikroplardan arındırılmak için bir solüsyon ile silinir. Radyolojik olarak bel fıtığı olan bölge işaretlenir. Hastanın bel bölgesine lokal anestezik ilaç yapılarak girişim sahası uyuşturulur. Hedeflenen disk içine özel bir kanül yerleştirilerek, uygun görülen tedavi yöntemi uygulanır. Girişim sonrası hasta 1 – 2 saat gözlem altında tutulur. Ardından, yürüyerek evine gönderilir. Sonraki 1 hafta süresince iyileşmenin daha hızlı olabilmesi için, hastanın bel bölgesinde ağırlık oluşturabilecek işlerden kaçınması önerilir. 4 haftalık kontrol süresi sonunda, klinik düzelmenin derecesine göre işlem tekrarlanabilir.
    Kapalı yöntemle yapılan bu tedavilerin en büyük avantajı, narkoza gerek kalmadan lokal anestezi ile uygulanmaları, girişim sonrası hastanede yatmaya gerek kalmadan hastaların yürüyerek evlerine gidebilmeleri ve açık ameliyat sonrasında fıtık bölgesinde ortaya çıkabilen yapışıklıkların, bu tedaviler sonrasında söz konusu olmamasıdır.