Etiket: Hasta

  • Beyin kanamaları!

    Beyin kanamaları!

    Beyin zarına yada beyin dokusu içersine kan sızıntıları ile ortaya çıkarlar. Ani bir atardamar yırtılması ile şiddetli bir kanama yada yavaş sızıntı tarzında günlerce süren toplardamar kanaması şeklinde olabilir. Böylece kanamanın yeri(Beyin içi-beyin dışı), kaynağı (atardamar-toplardamar), süresi(dakikalar içersinde-günlerce)ne göre farklı hastalık tablosu ortaya çıkar.

    BEYİN İÇİ KANAMALARI: Hipertansif Kanamalar:Beyin kanamaları içinde en sık görüleni olup yaşlılarda ve genellikle tansiyon hastalarında daha sık olarak oluşur . Beyin dokusu içine atardamar yırtılmasına bağlı kanamalar sonucu pıhtı oluşarak beyin dokusuna baskı yapar . Hastalık ani başlangıçlıdır, dakika ve saatler içersinde gelişir, şiddetli baş ağrısına genellikle kusma, şuur bulanıklığı, kol bacak felçleri eşlik eder. Epilepsi tablosu ile nadiren klinik tablo başlayabilir.

    Tedavisi: kanama hayatı tehdit edici boyutta ve beyin dokusunda ciddi sıkışmalara yol açmışsa cerrahi girişimle kanama boşaltılmalıdır. Aksi halde küçük, hayati tehlike doğurmayacak boyutta ise vücut tarafından temizlenmesi beklenebilir. Bu sürede ilaç tedavisi uygulanır.

    Doğumsal damar anomalilerine bağlı kanamalar: Bunlar daha çok genç yaşlarda görülür. Doğumsal olarak mevcut anormal bir damar yapısından (Arteriovenöz malformasyon=AVM, kavernom) oluşan kanamalarla meydana gelir. Yine ani baş ağrısı, kusma, epilepsi, organ felçleri, koma görülebilir. Tedavide. Kanamanın boşaltılarak kanamaya yolaçan anormal damar yapısının çıkartılması gerekir.

    ANEVRİZMA KANAMALARI (Subaraknoid kanamalar): Genellikle gençlerde ve orta yaşlılarda görülür. Doğumsal yada sonradan oluşan atardamar cidarında zayıf bir bölgede baloncuk oluşturması ve daha sonra bu zayıf damar bölgesinin yırtılarak beyin boşluklarına kan dolması ile oluşur. Ani başlangıçlıdır. Hasta genellikle öksürme, hapşırma yada ıkınma sonrası yada durup dururken şiddetli bir ense ağrısı hisseder. Bu o zamana kadar yaşanmış baş ağrılarından çok farklı ve şiddetlidir. kusma ve bilinç kaybı-bayılma eşlik eder. Ağrı özellikle ense kökündedir, hafif sızıntı tarzındaki kanamalarda hasta boynunun tutulduğunu sanabilir. Bu yakında ortaya çıkacak şiddetli bir kanamanın ön bulgusu olabilir. Anevrizma kanamalarında hastanın kanayan atardamar bölgesindeki anevrizma gerek damar içi girişimlerle gerekse ameliyatla kapatılarak kanama ortadan kaldırılır. Ancak bu işlemleri yapabilmek için hastanın komada olmaması, ameliyata uygun bir klinik durumunun olması gerekir.

    KRONİK SUBDURAL KANAMALAR: Beyin ile kafatası arasındaki toplardamarların yırtılması ile ortaya çıkan yavaş sızıntı tarzında kanamalardır. günler hatta haftalar boyunca devam eden sızıntı beyin ile kafatası arasında birikerek gittikçe artan baskı oluşturur. Hastada baş ağrısı, bir taraf kol ve bacakta kuvvetsizlik, halsizlik, uyuklama hali daha ileri dönemde koma hali ortaya çıkar, ancak bu bulgular günler içersinde yavaş yavaş gelişir. Hastalık genellikle yaşlılarda ve alkoliklerde sık görülür. Genellikle çok şiddetli olmayan kafa travmaları bu kanamaya yolaçabilir.Yaşlılarda bunama ile karıştırılabilir. Tedavisinde beyin dışına toplanan kan cerrahi olarak çıkartılır. Cerrahi sonucunda hasta tamamen normal sağlığına kavuşur.

  • Bel ve sırt ağrıları

    Bel ve sırt ağrıları, soğuk algınlıklarından sonra hayatımız boyunca karşılaştığımız en sık problemlerden biridir. Bel ağrısı bir hastalık olmayıp bir belirtidir ve bel ile ilgili bazen de ilgisiz pek çok rahatsızlığın habercisidir. Halk arasında bilinen isimleri ile lumbago, siyatik ( Bel kaymasıfarklı bir hastalık grubunu temsil eder ve çoğu zaman yanlış kullanılmaktadır) daha sık orta yaş grubunda izlenir ve devam süresine göre 3 aya kadar olanlar akut bel ağrısı olarak kabul edilir. Ağrının şiddeti günlük yaşantıyı etkilemeyen sadece belli hareketlerle orta çıkan ağrılardan, kişiyi hareketsiz bırakacak düzeye kadar olabilir. Ağrının oluşumunda kilo, fiziki aktivite, meslek, sigara alışkanlığı, oturma pozisyonu, gece yatış şekli ve yatağın yapısı, hatta kişinin psikolojik durumu etkilidir. Bunun yanında bel ile ilgisi olmadığı halde böbrek hastalıkları, kadınlarda yumurtalık iltahabı, pelvik iltahabi hastalıklar ve bazı karın içi organları ile ilgili hastalıklar bel ağrısı yapabilir veya bel ağrıları ile karışırlar.

    Omurga sistemimiz, baştan karın içi organlarına kadar vücudumuzun tüm ağırlığının 2/3 taşıyan aynı zamanda buradaki kas-bağ dokusu ile ayakta dik durmamızı temin ederek yürümemize yardımcı olan çok önemli bir yapıdır. Üst üste dizilmiş tespih taneleri gibi 24 ü hareketli toplam 30 adet omurga kemiği, hepsinin ortasında tüm organların çalışmasını düzenleyen ve hareketimizi temin eden omur iliğin geçtiği uzun bir tünel ve her omurun arasında süspansiyon görevi gören disklerden oluşmuştur. Ayrıca her bir omurga kemiği ile eş zamanlı sağa ve sola birer adet ağaç dalı benzeri sinir kökleri çıkar. Bu yapılar omurga, etrafını saran sağlam kas ve bağ dokuları ile çevrelenmiştir.

    Tüm bu yapılar birbiri ile ilişkili ve eş güdüm halinde işlevlerini yerine getirirler. Bunu yaparken dik hale getirilmiş boğaz köprüsü ve ağırlığı taşıyan halatların gösterdiği karşı direnç benzeri, olağan üstü bir yüke karşı kişiyi ayakta ve dik tutmaya çalışırlar. Bu açıdan aslında bel ve sırt kasları ile bağ dokuları devamlı stres ve yük altındadır. Bu kadar büyük ağırlığa karşı koyan bu yapının incinmesi veya bir takım rahatsızlıklarının ortaya çıkması oldukça kolaydır. Sistemin mekanik olarak zorlanması, ek yük binmesi, uygunsuz pozisyonda uzun süre kalınması sonucu bel ve sırt ağrıları ortaya çıkar. Başka bir deyişle tüm bel ve sırt ağrılarının % 80 i kemik, kas ve bağ dokularında organik bir bozukluk olmaksızın ortaya çıkan Mekanik Bel ve Sırt Ağrılardır. En sık oluş biçimi ağır bir eşya kaldırmak, sürüklemek, itmek şeklinde olabileceği gibi ani yere eğilmekle de çıkabilir. Bu tür ağrılar 48- 72 saat içinde istirahat ağrı kesiciler ve sıcak uygulaması ile azalır, 1-2 hafta içinde tamamen geçer. Uzaması halinde başka hastalıklar düşünülmelidir.

    Vücutta 24 adet hareketli omur arasında bulunan ve süspansiyon görevi gören jelatinöz kıvamdaki disk dediğimiz yapılar, fiziki travma, ters hareket veya beslenmesi ile ilgili problemler nedeni ile normal yapıları bozularak şekil ve yer değiştirebilir, çok yakınındaki sinirleri veya omuriliği sıkıştırabilir. Bunun sonucunda değişik düzeylerde belde,ayaklarda ve ayak parmaklarında ağrılar, uyuşukluklar, kuvvet kaybı hatta idrar ve büyük abdest çıkışında denetimsizlikler ortaya çıkar. Ağrı, hareketle artan, belden başlayıp kalça içinde bıçak saplar tarzda ayak parmakları veya topuğa kadar uzanan, beraberinde veya tek başına uyuşukluk, kuvvet kayıpları ortaya çıkarabilir. Kimi zaman da kişiler özellikle yol yürümekle şikayetlerinin artığıve dinlenmekle azaldığını söylerler. Bu şikayetlerin varlığı berberinde muayene bulgularının pozitifliği bizi bel fıtığı tanısına yaklaştırır.

    Bel ve sırt ağrısı yakınması olan hastaların tanısında hastalığın hikayesi, nörolojik muayene beraberinde radyolojik incelemeler ile % 98 doğrulukta tanı koydurur. Radyolojik incelemeler son derece yol gösterici olmala birlikte tek başına anlamlı değildir. Başlangıç aşamasında direkt röntgen, kan tetkikleri daha sonra bilgisayarlı tomografisi, EMG (Elektromiyografi) ve cerrahi gerekiyorsa yada hala tanı konamamışsa manyetik rezonans görüntüleme (MRG) incelemeleri gerekebilir. Bunlarda hiç biri tek başına yeterli değildir.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Bel ile ilgili rahatsızlıklar kireçlenme, bel fıtığı, bel kaymaları ve romatizmal hastalıklar ilerleyici rahatsızlıklardır. Tedavinin amacı hastalığın ilerlemesine engel olmak, nörolojik hasarı engellemek veya olmuşsa geri döndürerek normal fiziksel aktiviteyi tekrar temin etmek. Bu amaçla:uygulana tedavi yöntemleri şöyle özetlenebilir

    A) Akut Dönemde

    1) Tutucu tedavi

    I. İlaç Tedavisi, ağrı kesici ve kas gevşetici

    II. Mutlak yatak isitirahati ( Ayağa kalkmadan 7-10 gün )

    III. Bölgesel Sıcak uygulaması

    IV. Traksiyon ve korse? ( Traksiyon yani çekme yararıkonusunda tartışmalar mevcuttur. Son gelişmeler çerçevesinde artık uygulanmamaktadır. Korse kullanımı ise özel durumlar dışında tavsiye edilmez. )

    B) Kronik Dönemde

    1) Fizik Tedavi

    I. Uzman kişilerin denetiminde uygulanan tedavilerdir. Hastalığın tedavisinden çok ağrının ve sinir çevresinde ödemin azalması, kasların gevşemesine yardımcı olurlar.

    II. Kaplıca Tedavisi: Dahiliye ve kardioloji doktorlarının izni ile fizik tedavi uzmanın önerileri doğrultusunda en az 3 hafta olacak şeklide ve uygun tür kaplıca seçimi ile faydalıdır. Ancak mevcut patolojiyi yok etmez, ağrıya yöneliktir.

    2) Egzersiz Tedavisi ve Bel okulu: Cerrahi öncesi veya sonrasıhekimin önerisiyle Fizik tedavi Uzmanının tavsiye ve değerlendirmeleri ile bel-sırt kaslarının güçlendirmeye yönelik kişiye özel egzersiz programı uzun vadede gerçek anlamda koruyucu bir tedavi yaklaşımıdır. Bu tedavi sabırla ve düzenli şekilde uygulandığında bel fıtığı ve kireçlenme oluşumunu engellemekte ve var olanların kötüleşmesini yavaşlatmaktadır.

    2) Cerrahi tedavi: Bel fıtığı konusunda çok farkı yöntemler olmasına karşılık (Laser terapi, Kemonükleozis, makrodiskektomi vb.) bu gün tüm dünyanın tercih ettiği yöntem mikrodiskektomidir. Bir günlük hastanede yatışsüresi, cerrahi sonrası 2-3 haftalık bir dinlenme sürecinden sonra normal yaşantısına dönen hastalar bundan sonra hayatlarında daha önceden yaptıkları hatalarını tekrarlamamak kaydı ile tam şifa elde ederler.

    Mikrodiskektomi 3 mesafeye kadar olan müdahalelerde başarıile kullanılan bir yöntemdir. Bel ilgili hastalıklarda diğer tedavi yöntemlerinin başarısız kaldığı, istenen sonucun elde edilemediği yada nörolojik hasarın tespit edildiği durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahi tedavide genel prensip hastaya ve dokularına en az zarar veren ve en az riske sokan, komplikasyon riski en az yöntemin tercih edilmesidir. Bu arada kişinin daha önceden sahip olduğu sistemik hastalıklar, yaş ve hasta-hekim uyumu çok önemlidir. Gereğinde hasta dahiliye, kardioloji ve anestezi gibi ilgili branş doktorlarınca da değerlendirilerek en uygun tedavi yaklaşımı seçilir. Cerrahi yöntem olarak son 20 yıldır tüm dünyada ve ülkemizde Mikrodiskektomi gittikçe daha fazla tercih edilmektedir. Bu işlemde ameliyatlaryüksek büyütmeli mikroskoplar ile yapılarak gözle görülemeyen patolojiler tespit edilebilmekte ve dokular son derece ayrıntılı görülebilmektedir. Hastanemizde bundan bir aşama daha ileri gidilerek eğer kısıtlayıcı bir faktör yoksa Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi gerçekleştrilmektedir. Bu yöntemde, klasik mikrodiskektominden farklıolarak ameliyatlar, 2 cm lik cerrahi kesiyle mikroskop eşliğinde sadece yumşak dokuların arasından ve kemik alınmadan gerçekleştirilmektedir. Bu sayede son derece konforlu ve güvenli bir ameliyat gerçekleştirilmekte, ameliyat sonrası dönemde de hızlı bir geri dönüş temin edilmektedir. Hastalar 6 saat içinde ayağa kaldırılmakta ve hastanede yatış süresi 1 gün ile sınırlanmaktadır. Hastaneden çıktıktan sonra 10 günlük yatak ve 10 günlük ev istirahati sonrası günlük iş ve sosyal yaşantılarına geri dönüş mümkün olmaktadır.

    Beldeki kireçlenmelerde de, eğer diğer tedaviler yetersiz kalıyorsa, oluşan sinir sıkışıklıklarını azaltmaya yönelik gevşetici Epidural-spinal Anestezi ile Mikrocerrahi uygulanabilir. Bu işlem ile sinirlerin etrafında onların hareketini ve çalışması engelleyen fazla kemik dokuları tıraşlanarak alınır ve sinir rahatlatılır. Operasyonlar bu yöntemle tahmin edilenin üstünde yüz güldürücü sonuçlar verir.

    Hafif düzeyedeki Bel kaymaları da Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi ve disk mesafesine Chace uygulamasıile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Daha ileri bel kaymalarında, gereken sinir rahatlatma ve omurga stabilizasyon işlemleri uygulanarak kısa süre sağlığına kavuşması temin edilebilmektedir.

    Tüm işlemler %90-95 başarıoranı gerçekleştrilmekte, ameliyat sonrası dönemde önerilere uyulduğu takdirde son derece iyi sonuçlar alınmaktadır. Başarı uzun dönemde kişinin genetik yapısı, kilosu, mesleği, sigara alışanlığı ve egzersiz programına uyumu ile orantılı olarak artmaktadır. Üçüncü haftadan sonra başlayan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kontrolünda bir programın uygulanması ilerisi için faydalı olacaktır.

    Tüm tedavilerde, hasta ile hekim arasında uyum çok iyi olmalı karşılıklı olarak beklentiler, istekler ve olası riskler tüm çıplaklığı ile ortaya konmalıdır. Uygun boy-kilo oranı, bel kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik iyi bir egzersiz planlaması, ters ve ağır hareketlerden kaçınma, sigaradan uzak bir hayat, uzun vadede kaliteli ve ağrısız bir ömrün garantisi olabilir

  • Bel ve boyun fıtıklarında mikrocerrahi ve mikroskop

    Bel ve boyun fıtıklarında mikrocerrahi ve mikroskop

    MİKROSKOPLA BEL ve BOYUN FITIĞI AMELİYATLARI

    Son yıllarda artan teknolojik gelişmelerle yapılan ameliyatlarda büyük başarılar elde edilmiştir. Bu teknolojik gelişmelerden en önemlisi ameliyathane mikroskobudur.

    Mikroskop cihazı birçok branşta kullanıldığı gibi özellikle beyin cerrahı ameliyatlarının en önemli yardımcılarındandır. Bu cihazla özellikle beyin ameliyatları, bel fıtığı, boyun fıtığı ameliyatları yapılmaktadır.

    Mikrodiskektominin avantajları;

    Mikroskobun büyütmesinden ve geniş görüş alanından yararlanıp çok daha küçük bir sahada çalışmak mümkündür.

    Basit diskektomiye göre daha küçük bir cilt kesisi yapılır. Ameliyat yaklaşık 2 cm’lik bir kesiden yapılır.

    Ameliyat sonrası dikiş aldırma gibi sorunlar olmaz.5 gün sonra hasta banyo yapabilir.

    Mikroskop altında sinir dokusu ve fıtık materyali net şekilde görülür ve fıtığa müdahale mikroskop altında yapılır.

    Kanama ve sinir hasarı gibi komplikasyonlar en aza indirilir. Mümkün olmadıkça kan kullanılmaz.

    Enfeksiyon riski en az seviyededir.

    Küçük bir cilt kesisinden ameliyat yapıldığı için ameliyat sonrası hastanın şikayetleri daha az olur, iyileşme süreci daha hızlıdır.

    Ameliyat sonrası hasta aynı gün 6 saat sonra ayağa kalkabilir.

    Hastanede kalış süreci kısadır, ertesi gün taburcu olabilirler.

    Nüks oranı en az seviyededir.

    Ameliyattan 1 hafta sonra günlük yaşantısına dönmesi ve egzersizlere başlaması önerilir.

    Bu noktadaki en önemli sorun hastanın fıtığının tekrarlama korkusunu yenmesi ve kendine güvenini kazanmasıdır.

    Hastanın bacak ağrısı ameliyattan hemen sonra düzelir. Ameliyat sonrası bir ay süreyle uzun süreli oturmaktan, araba kullanmaktan ve ağır yük kaldırmaktan kaçınılmalıdır. Fıtığın tekrarını önlemek için önerilen egzersizleri yaparak bel kaslarını güçlendirmelidir.

    Sonuç olarak mikrodiskektomi yöntemi uzman ellerde yapıldığı zaman günümüzde seçkin tedavi yöntemidir.

  • Bel fıtığı hayatınızı karartmasın

    Geliştirilen son tekniklerle yürüyemeyecek derecede bel fıtığı olan hastaların genel tüm vücut narkozu verilmeden mikro cerrahi teknik ile Mikrodiskektomi ameliyatı yapılabilmektedir.

    Hayatınızı çekilmez hale getiren bel ağrılarından artık kurtulabilir ve hatta ameliyat sırasında siz telefonla konuşurken, derginizi okurken hayatınızı değiştirebilirsiniz.

    Hayatında bel ağrısı çekmeyenimiz neredeyse yoktur. Genellikle ağrılarımız dayanılmaz oluncaya kadar doktora gitmez, kulaktan dolma tedavi yöntemleriyle hastalığımızı kendi kendimize tedavi etmeye çalışırız.

    Oysaki günümüzde teknolojinin de yardımıyla geliştirilen bazı teknikler sayesinde, bel ve boyun ağrılarının en ilerlemiş halleri dahi çok basit yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

    Omurgamıza 5 milyon kez yük biner
    Bel ağrısı ve bel fıtığı toplumun büyük bölümünü etkileyen yaygın bir sağlık problemidir.

    İnsan omurgasının en çok yük binen ve hareket sistemi ile ilgili rahatsızlıkların en sık ortaya çıktığı alan bel (lomber) bölgesidir. Unutmayın ki, ortalama bir ömür yaşayan her insan hayatı boyunca omurgasına yaklaşık 5 milyon kez yüklenme yapar. Kişinin hareketlerini kısıtlayıp, bundan kurtulması asla mümkün değildir. Eğilme, kalkma ve çömelme gibi hareketlerin hepsi yüklenme anlamına gelir. Yatma dışındaki tüm hareketlerde omurgaya yükleniriz. Bu yüzden de 70–80 yaşındaki insanlarda bel fıtığına rastlanması kaçınılmazdır. Kısaca, bel ağrıları insan yaşamının kaçınılmaz bir parçasıdır.

    Bel fıtığı nedir?
    Bu kaçınılmaz vücut yükünün getirdiği en yaygın rahatsızlıklardan biri bel fıtığıdır. Konuyla ilgili yurt dışında ve yurt içinde geniş araştırmalar sonucunda bel fıtığından kurtulmanın yolu bel fıtığı oluş mekanizmasını anlamaktır. İki omur arasında omurgaya binen yükü emen ve eşit dağılımını sağlayan disk olarak tanımlanan yapının, omuriliğe ve/veya sinir köklerine doğru bombeleşmesi sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık olarak tanımlıyor. Tedavi yöntemiyse, hastalığın kişideki seyrine ve ilerleme durumuna göre değişiyor.

    Bel fıtığının belirtileri;
    Bel ağrısı, bacaklara vuran ağrı, bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük, nadiren de olsa yanma ve iğnelenme, idrar yapamama ya da idrar kaçırmadır. İdrar kaçırma özellikle bel ağrısı ile birlikte olduğu zaman dikkat edilmesi gereken bir bulgudur. Bel fıtığının tedavi seçenekleri çeşitlidir.

    4 temel tedavi yöntemi
    Tedavi prensipleri 4 ana başlıkta özetlenebilir. Bunlar;
    1 -Yatak İstirahatı

    2- İlaç Kullanımı
    3- Fizik Tedavi Ve egzersiz
    4- İleri Tekniklerle Cerrahi Tedavi

    Yatak istirahatı, ilaç kullanımı ve fizik tedavi çok ilerlememiş fıtıklarda elzemdir ve genelde olumlu yanıt verir. Durumu daha ilerlemiş olan rahatsızlıklarda ise ileri tekniklerle cerrahi tedavi uygulanır.

    Bel ağrılarınızdan yarım saatte kurtulmak mümkün.
    Bel fıtığının tedavisinde mikrocerrahi teknik ile mikrodiskektomi, bel kaymasınınsa vidalama yöntemiyle uyutulmadan epidural anestezi ile güvenli bir şekilde tedavi edilebiliyor.
    Türkiye’de az sayıda cerrah tarafından yapılabilen vidalama tekniğinde, hasta genel anestezi ile bayıltılmıyor. Öncelikle hastalar doktor konusunda seçici olmalılar. Çünkü Mikrocerrahi teknik için ciddi donanım ve deneyimli cerrahlar gerekiyor. Bu tekniğin son15–20 yıl öncesine kadar bilinmemesinden dolayı birçok kariyer sahibi doktor bu cerrahi müdahaleyi yapmıyor ve hastalarına tarihe karışmış olan klasik diskektomiyi uyguluyorlar.

    Ameliyat fobisine son!
    Hastaların birçoğunun sırf ameliyatlardan korktuğu için yıllarca bu acıyı çektiklerini biliyoruz. Oysaki Epidural Anesteziyle Mikrodiskektomi yöntemi tüm bu endişeleri gidermektedir. Çünkü Epidural anesteziyle birlikte hasta cerrahi müdahale esnasında konuşabilmekte, doktoruna soru sorabilmekte, monitörden ameliyatını izlemekte ve hatta yakınları ile telefonla dahi konuşabilmektedir.

    Epidural anestezi, sadece bir iğne ile bel bölgesine uygulanarak, hastaların baygın bir halde ameliyata girip bir daha ayılamama fobisini de ortadan kaldırmaktadır.
    Hasta bu operasyon sonrası, yara miktarının minimize olması, kemik dokuda fazla hasar yapılmaması, sahaya tam hâkimiyet gibi etkenlerden dolayı ertesi gün normal yaşantısına dönmekte, birkaç hafta sonra spor yapar hale gelmektedir.

    Mikrodiskektomi’nin avantajları
    Mikrodiskektomi yönteminin temel amacının klasik bel fıtığı ameliyatı ile aynı olduğunu, ancak daha gelişmiş tekniklerle yapıldığını belirtmek gerekir.

    Avantajlarını ise:

    – Ameliyat tamamen mikroskop altında yapılır ve tüm ameliyat video kaydı altına alınır,
    – Mikroskobun büyütmesinden ve geniş görüş alanından yararlanıp çok daha küçük bir sahada çalışmak mümkündür,
    – Cerrahi müdahale 12–14 milimetre içerisinde ve hastanın hissetmeyeceği şekilde yapılmaktadır,

    — Küçük bir bölgeden müdahale gerçekleştiği için, hem iyileşme daha hızlıdır, hem de ameliyat sonrası cerrahi müdahaleye bağlı sıkıntılar bu yöntemle çok daha azdır ya da hiç olmamaktadır,

    Cerrahi başarı %97 civarındadır.

  • Beyin anevrizmaları, beyin damar yumağı , beyin kavernomları ve beyin kanamaları

    Beyin anevrizmaları ve beyin damar yumağına bağlı kanamalar beyin cerrahisinin en ciddi en ağır hastalarıdır. Beyin anevrizması beyin içerisindeki atar damarların üzerinde oluşan baloncuk demektir. Bunlar genellikle genetik yatkınlığı olan kişilerde kendiliğinden oluşan bir tür damar bozukluğudur. Bu baloncuklar kanadığında ani şuur kaybı ve bayılma, epilepsi (yani sara) nöbeti, kusma gibi durumlara neden olurlar. Toplumda görülme sıklığı yaklaşık %8 dir. Bu yüksek orana rağmen hastaların bir çoğu kanama geçirmeden ömürlerini tamamlamaktadırlar. Ancak kanama durumunda hayatı ciddi manada tehdit eden bir duruma neden olurlar, maalesef beyin anevrizması kanaması geçiren hastaların yaklaşık yarısı daha hastaneye yetiştirilemeden kaybedilmektedirler. Dolayısıyla beyinde anevrizma tespit edilen hastalar, kanama geçirsin ya da geçirmesin tedavi olma zorunluluğu vardır.
    Beyin anevrizmalarının ve beyin damar yumağının iki temel tedavi şekli mevcuttur. Bunlardan birincisi kasıktan damar içerisinden girerek kafayı hiç açmadan baloncuğun tıkanması, bir diğeri ise beyinin açık ameliyatı ile baloncuğun dibine klip (yani mandal) konulmasıdır. İlk yöntem oldukça masum gözükmekle birlikte her anevrizmaya uygulanamaz, bazen uygulama esnasında baloncuk patlayabilir ve hasta kaybedilir, yada tıkamak için kullanılan malzeme normal dolaşıma karışıp daha vahim sonuçlara neden olabilir. Bunun yanında oldukça yüksek maliyeti söz konusudur. Anevrizmaların asıl bizim önerdiğimiz tedavisi açık ameliyatla yapılan tedavi şeklidir.

  • Bel fıtığı ve mikrocerrahi

    Bel fıtığı gövdemizin ağırlığını taşıyan bel omur kemikleri arasındaki disk dediğimiz yumuşak kıkırdak yapının hastalığıdır. Bu kıkırdak yapının etrafını çevreleyen bir kılıf mevcuttur. Bel fıtığı dediğimiz hastalık, bu kılıfın yırtılıp içindeki kıkırdak yapının dışarı çıkarak komşu sinirlere baskı yapması sonucu olur ve genellikle bel ağrısının yanında şiddetli tek bacağa vuran ağrı şikayeti ile karşımıza çıkar. Temelde bel fıtığı ameliyatlarının amacı dışarı fırlamış bu kıkırdak yapıyı çıkartarak sinirlerdeki baskının kaldırılmasını amaçlar. Ancak bu durum hastalığın son aşamasıdır. Bu duruma gelinceye kadar diskin etrafındaki kılıfın esnemesi, çatlaklar oluşması gibi başlangıç aşamaları vardır. Bu durumdaki hastalarda da çok şiddetli ağrılar olmasına rağmen, fizik tedavi, ilaç tedavisi, egzersizler gibi ameliyat dışı tedavileri öneririz.
    Kapalı ameliyat olarak bilinen mikroskop altında mikrocerrahi tekniğinin açık ameliyatlara göre belli başlı avantajları şunlardır: Öncelikle belde 1,5cm gibi küçük bir yerden girildiği için, ameliyat yeri ağrıları en düşük düzeye inmektedir. Ameliyat esnasında kanama yok denecek kadar az olmaktadır. Kapalı ameliyatta mikroskop altında daha iyi görüş sağlandığı için açık ameliyata göre fıtığın tam temizlenememesi ya da nüks etmesi gibi sorunlar yaşanmamaktadır. Fıtık nekadar büyük olursa olsun kapalı ameliyatta daha kolay ve güvenli bir şekilde çıkartılır. Kapalı ameliyatta ameliyat izi neredeyse hiç kalmaz. İyileşme çok kısa sürede sağlanır. Mikrocerrahi ile bel fıtığı ameliyatından 6 saat sonra hasta bütün bacak ağrısı geçmiş vaziyette kalkar yürür ve 12 saat sonra da yürüyerek taburcu olur vaziyete gelir.

  • Çağımızın hastalığı: karpal tünel sendromu (bilekte sinir sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?
    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?
    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?
    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Karpal tünel sendromu medyan sinir üzerindeki bantın kalınlaşması ve tekrarlayıcı hareketlerin kombinasyonu neticesinde bilekte sinirin enflamasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini aşırı kulanan meslek gruplarında sıklıkla izlenir.

    Hamilelik, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, menapoz, bilekte kırılan yada yerinden kayan kemikler ve aşırı şişmanlık hastalığın görülme oranını arttırır. Eller ile cisimlerin sık ve şiddetli şekilde tutulması, bileğin bükülmesi ve artrit benzer şekilde görülme oranlarını arttırır.

    Bu şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından tedavi için zaman kaybetmeden başvurmak oldukça önemlidir. Başvurmak için ağrının aşırı artmasını, tahammül sınırlarını aşmasını beklemeyin.

    Cerrahi dışı konservatif tedavinin asıl amacı medyan sinir üzerinde tekrarlayan yaralanmaları bitirmek ya da azaltmaktır. Bu amaçla sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için bir bileklik ile bilek hareketleri kısıtlanabilir. Eğer bu işe yaramaz ise ödemi azaltmak için enflamasyon giderici ilaçlar yazılabilir veye bileğe kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Ağrıları azaltmaya yönelik bir takım özel el ve bilek egzersizleri önerilebilir.

    Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon, veya diğer cerrahi dışı tedaviler ile ağrılarından kurtulamaz iseler median sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için farklı cerrahi teknikler uygulanabilir. En sık uygulanan teknik karpal tunel serbestleştirilmesi denilen ve açık ya da endoskobik yöntemler ile uygulanabilen yöntemdir. Açık cerrahide bilek bölgesine bir kesi yapılarak median sinir üzerine bası oluşturan bant kesilerek sinir serbestleştirilir. Endoskobik yöntemde ise daha ufak bir kesi yapılarak bir minyatür kamera ile tünel görüntülenir ve bant kesilir.

    Karpal Tünel Serbestleştirilmesinde yeni bir teknik: Mini Açık Yaklaşım
    Karpal tünel serbestleştirilmesinde standart yaklaşım karpal ligamanın açık cerrahi ile kesilmesidir. Bu standart yaklaşım ile sonuçlar genel olarak oldukça iyidir. Ancak cerrahi sonrası oluşan skar dokusuna bağlı ağrı ve bilekte hareket kısıtlılığı önemli bir sorundur. Yara iyileşmesi yapılan kesinin nisbeten uzun olmasına bağlı gecikir. Diğer bir sıkıntı Pilar sendromu denilen avuç ici adelelerde yoğun ağrıdır. Komplikasyon oranları %1-20 arasında değişmektedir. Bu nedenle 1990 lı yılların başında kesi uzunluğunu azaltmak, böylelikle bu sorunların üstesinden gelmek için endoskop ile minimal yaklaşım teknikleri kullanılmaya başlanmıstır. Bu teknik ile yara yeri ile ilgili sorunlar çözülmüş ancak median sinir, damarlar, tendonlar ve hatta ulnar sinir yaralanma sıklığı artmıştır. Aynı zamanda cerrahi süresi belirgin derecede uzamıştır. İşlem endoskobik sistem kullandığından hastane ortamında yapılmasını gerektirir.

    Mini açık yaklaşım tüm bu sorunlar göz önüne alınarak geliştirilen yeni bir cerrahi yöntemdir. Endoskobik cerrahide olduğu gibi ufak bir kesi yapılarak median sinir ile karpal bant arasında bir tünel yaratılır. Aynı zamanda karpal bant ile cilt altı arasında bantı tam olarak ortaya koyacak şekilde ikinci bir tünel açılır. Bant daha sonra knifelight özel bir lazer bıçağı ile kesilir.

    Knifeligtın endoskobik yaklaşımdan en önemli avantajı endoskobi aletleri gerektirmediği için hastane ortamında yapılmasının zorunlu olmamasıdır. İşlem süresi anlamlı derecede kısalmıştır. Açık cerrahi sonrası görülebilen hastayı bazen ileri derecede rahatsız edebilecek skar dokusu oluşumu, operasyon sahasında ağrı, pilar sendromu gibi problemleri son derece azaltmıştır. Yara iyileşmesi yapılan kesinin kısa olması ve cilt altı dokulardaki asgari yaralanma nedeniyle son derece kısalmıştır. Açık cerrahi sonrasında kolun 2 hafta süre ile askıya alınması ve immobilizasyonu gibi sorunlar ortadan kalkmıştır.

    Hastalar bu cerrahi ile operasyonun ertesi günü ellerini hafif işlerde kullanmaya başlarlar ve el askıya alınmamaktadır. Açık cerrahi ile cerrahi sonuçlar yönünden bir fark bulunmamaktadır.

    Kısaca bu yeni tekniğin avantajları:

    Maksimum doku korunması
    Teknik olarak basit oluşu
    Cerrahi sürenin anlamlı derecede kısalması
    Endoskop kullanımı gerektirmemesi
    Hasta açısından maliyetin düşük oluşu
    Operasyon sonrası iyileşme süresinin kısalması
    Cerrahi saha ve etrafında operasyon sonrası oluşabilecek kızarıklık, hassasiyet, ağrının en aza inmesi
    Opere edilen elin yeniden kullanımı, işe geri dönüş süresinin çok kısalması
    Karpal tünel sendromundan korunmak, ellerimizin doğru kullanımı ile ilgili altın öğütler
    El bileğinin uzun süreli ve güçlü şekilde aşağı-yukarı hareketlerinden, gergin şekilde parmaklarla bir şeyi tutmaktan (dikiş iğnesi gibi), bileği başparmak veya küçük parmağa doğru bükme hareketinden kaçın

    Avuç içi yukarı bakacak şekilde yük taşımamaya özen göster
    Bileği sıkı saran bantlardan (kol saati gibi) uzak dur
    Aşırı soğuk veya korunmasız vibrasyondan kaçın
    Telefon gibi sık kullanılan objeleri calışma sahanıza olabildiğince yaklaştır. Böylece aşırı uzanmaktan kaçın.
    Araba sürerken, eşya taşırken direksiyonu çok sıkı tutma. Mümkün olduğunca eli dinlendir.
    Daktilo ya da keyboard kullanırken elleri her 15 dk da bir dinlendir.
    Boya fırçası, kalem, gazete, veya kitap türü cisimleri uzun süre tutmaktan kaçın

    Eller kullanılırken vücüdun genel postürüde çok önemlidir. Çalışma alanının yüksekliği, otururken ya da ayakta iken bileklerin notral ya da hemen hemen düz pozisyonda kalmasına imkan tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Çalışma esnasında omuzların yeteri kadar serbest, dirseklerin konforlu bir şekilde yanlarda olmasına özen gösterilmelidir.

    Oturma esnasında sırt ve bel iyi desteklenmiş şekilde ayaklar yere basmalıdır. Oturulan sandalye her bireyin kendisine göre ayarlanmalıdır.

    Özellikle daktilo yazımı, keyboard kullanımı türü işlerde postür özellikle önemlidir. Doğru ayarlanabilir bir koltuk, yeterli ışık ve masa için uygun yükseklik yararlıdır.

    Daktilo esnasında uzun süre, sık bir sekilde tuşlara basılır. Bu nedenle olabildiğince hafif şekilde tuşlara dokunmak önemlidir. Aşırı sert bir şekilde tuşlara basılması gereksiz yorulmaya neden olacaktır. Bu problemi aşmak için sıkca kısa aralıklar verilmesi yararlı olur. Aynı şekilde boyun, omuz ve kol adalelerinin rutin bir şekilde rahatlatılması da önemlidir.

    El aletlerinin seçimi önemlidir. El aletinin tutulan kısmı elinizin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır.

    Elinizi yoğun şekilde kullanmanızı gerektiren yeni bir iş ögrendiğinizde, elinize bu yeni işe alışması için zaman tanıyın. Bu tıpkı bir atletin bir yarışa hazırlanmasına veya diğer atletik yarışmalara benzer.

    Ellerin istirahati için yeterli aralıklarla molalar verilmelidir.

    Eğer eldiven giyiyorsanız ellere uygun ölçülerde olmalıdır. Çok büyük olursa objeyi tutmak için gerekli harcanacak güç daha fazla olacak, çok sıkı olursa elleri sıkıştıracaktır.

  • Beyin tümörleri hakkında bilmeniz gerekenler!

    Beyin, yumuşak, süngerimsi bir doku kütlesidir. Kafatası kemikleri ve menings olarak adlandırılan üç adet ince zar tarafından korunmaktadır. Serebrospinal sıvı adı verilen ve suya benzeyen bir sıvı, beyni sarar ve tampon görevi görür. Beyin sıvısı, meningsler arasındaki boşluklar ile beyin içindeki karıncık denilen boşluklarda bulunur.

    Bir sinir ağı, beyin ve vücudun kalan kısmı arasındaki mesajları taşır. Bazı sinirler beyinden doğrudan gözlere, kulaklara ve kafanın diğer kısımlarına giderler. Diğer sinirler ise beynin vücudun diğer bölümleri ile bağlantı kurması için omurilikten giderler. Beyin ve omurilik içindeki glia hücreleri, sinir hücrelerini sarar ve onları yerinde tutarlar.

    Beyin, yapmayı seçtiğimiz eylemleri (yürümek ve konuşmak, gibi) ve vücudumuzun biz düşünmeden yaptığı eylemleri (nefes almak, gibi) yönetir. Beynimiz aynı zamanda duyularımızdan (görme, işitme, dokunma, tat alma ve koklama), hafızamızdan, duygularımız ve kişiliğimizden de sorumludur.

    Beynin farklı etkinlikleri denetleyen üç ana parçası vardır:

    Serebrum– Beynin en büyük parçasıdır. Beynin üst kısmıdır. Çevremizde olan biteni bize bildirmek için duyularımızdan gelen bilgiyi kullanır ve vücudumuza olan bitene nasıl cevap vermesi gerektiğini söyler. Okumayı, düşünmeyi, öğrenmeyi, konuşmayı ve duyguları kontrol eder.

    Serebrum, farklı etkinlikleri kontrol eden iki yarım küreden oluşmuştur. Sağ yarısı, vücudun sol tarafındaki kasları kontrol eder. Sol yarısı ise, vücudun sağ tarafındaki kaslardan sorumludur.

    Serebellum (Beyincik) – Serebrumun altında, beynin arka tarafında yer alır. Dengeyi ve yürüme ve konuşma gibi karmaşık etkinlikleri kontrol eder.

    Beyin Sapı – Beyni omuriliğe bağlar. Acıkmayı ve susamayı denetler. Denetlediği diğer etkinlikler arasında, solunum, vücut sıcaklığı, kan basıncı ve diğer temel vücut fonksiyonları da vardır.

    Kanseri Anlamak

    Kanser, dokuları oluşturan yapı taşları olan hücrelerde başlar. Dokular da vücudun organlarını yaparlar.

    Normal olarak, hücreler büyür ve vücut onları gereksindiği için yeni hücreler oluşturmak üzere bölünürler. Hücreler yaşlandıklarında ölürler ve yerlerini yeni hücrelere bırakırlar.

    Bazen bu düzenli süreç, yanlış çalışır. Vücudun ihtiyacı yokken yeni hücreler oluşur ve ölmeleri gerektiği halde yaşlı hücreler ölmezler. Ortaya çıkan bu fazladan hücreler tümör ya da ur adı verilen bir doku kütlesi oluşturabilirler.

    İyi Huylu (Selim) ve Kötü Huylu (Habis) Beyin Tümörleri

    Beyin tümörleri iyi ya da kötü huylu olabilirler.

    İyi huylu beyin tümörleri, kanser hücreleri içermezler:

    Genellikle, bu tümörler çıkarılabilir ve tekrar büyüme olasılıkları azdır.

    İyi huylu bir tümörün sınırları veya kenarları açıkça görülebilir. İyi huylu tümör hücreleri, çevredeki dokuya hücum etmezler veya vücudun başka bölümlerine yayılmazlar. Ancak, beyindeki bazı hassas alanlara baskı yapabilir ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilirler.

    Vücudun diğer birçok kısmındaki iyi huylu tümörlerden farklı olarak iyi huylu beyin tümörleri bazen yaşamı tehdit edicidirler.

    Çok nadir olarak, iyi huylu bir beyin tümörü, kötü huylu bir tümöre dönüşebilir.

    Kötü huylu beyin tümörleri,kanser hücreleri içerirler:

    Genellikle, kötü huylu tümörler daha ciddidir ve çoğunlukla yaşamı tehdit edicidirler.

    Çabucak büyüme ve çoğalmaya veya çevreleyen sağlıklı beyin dokusuna hücum etmeye eğilimlidirler.

    Çok nadiren, kötü huylu bir beyin tümöründen kanser hücreleri çıkıp beynin diğer kısımlarına, omuriliğe veya vücudun diğer bölümlerine yayılabilirler.

    Bazen kötü huylu bir tümör, sağlıklı dokuya dek uzanmayabilir. Bir doku katı içinde kalabilir veya kafa kemikleri ya da kafadaki bir diğer yapı, tümörü kuşatabilir. Bu tip bir tümöre, enkapsüle denilir.

    Tümör Dereceleri

    Doktorlar bazen tümörleri, düşük (I. derece) ve yüksek (IV. derece) olarak derecelendirirler. Bir tümörün derecesi, mikroskop altındaki görünümünü ifade eder. Yüksek dereceli tümörün hücreleri daha anormal görünümlüdür ve düşük dereceli tümörlere göre daha hızlı büyürler.

    Birincil Beyin Tümörleri

    Beyin dokusunda başlayan tümörler, birincil beyin tümörleri olarak adlandırılır. Birincil beyin tümörleri, hücrelerinin şekline veya beyinde oluşmaya başladıkları kısma göre isim alırlar.

    En sık görülen birincil beyin tümörleri, gliomalardır. Glia hücrelerinde başlarlar. Gliomaların pek çok tipi vardır:

    Astrositom – Tümör, yıldız biçimli ve astrosit olarak adlandırılan glia hücrelerinden ortaya çıkar. Astrositomlar erişkinlerde çoğunlukla serebrumda oluşurlar. Çocuklarda ise beyin sapında, serebrum ve serebellumda meydana gelirler. III. derece bir astrositom bazen anaplastik astrositom olarak isimlendirilir. IV. derece bir astrositoma ise genellikle glioblastom multiforme adı verilir.

    Beyin sapı gliomu – Beynin en alt kısmında meydana gelir. Beyin sapı gliomları en sık genç çocuklarda ve orta yaşlı erişkinlerde görülmektedir.

    Ependimom – Beynin karıncıklarını veya omuriliğin merkezi kanalını kaplayan hücrelerden ortaya çıkar. En sık, çocuklar ve genç erişkinlerde görülmektedir.

    Oligodendrogliom – Bu az görülen tümör, sinirleri kaplayıp koruyan yağlı maddeyi üreten hücrelerden ortaya çıkar. Genellikle serebrumda oluşur. Yavaş yavaş büyür ve genellikle çevresindeki beyin dokusuna yayılım göstermez. En sık, orta yaşlı erişkinlerde görülür.

    Bazı beyin tümörleri, glia hücrelerinden başlamazlar. Bunların en sık görülenleri:

    Medulloblastom – Genellikle serebellumda belirir. Çocuklarda en sık rastlanan beyin tümörüdür. Bazen primitif nöroektodermal tümör olarak da adlandırılır.

    Meningiom – Meningslerde ortaya çıkar ve genellikle yavaş büyür.

    Schwannom – Bir Schwann hücresinden ortaya çıkan tümördür. Bu hücreler, denge ve işitmeyi kontrol eden siniri kaplarlar. Bu sinir de iç kulaktadır. Tümör bazen, akustik nörom olarak da adlandırılır. En çok erişkinlerde görülür.

    Kraniofaringiom – Beynin tabanında, hipofiz bezinin yakınında büyür. En sık çocuklarda rastlanır.

    Beynin germ hücreli tümörü – Bu tümör, bir germ hücresinden ortaya çıkar. Beyinde ortaya çıkan germ hücreli tümörlerin çoğu, 30 yaşından genç insanlarda olmaktadır. Beynin en sık görülen germ hücreli tümör tipi, germinom’dur.

    Epifiz bölgesi tümörü – Bu az görülen beyin tümörü epifiz bezinde veya bu bezin yakınlarında ortaya çıkar. Epifiz bezi, serebrum ve serebellumun arasında bulunmaktadır.

    İkincil Beyin Tümörleri

    Kanser ilk ortaya çıktığı yerden vücudun başka kısımlarına yayıldığı zaman, bu yeni tümör aynı tip anormal hücrelere sahiptir ve birincil tümör ile aynı adı alır. Vücudun başka kısmından beyne yayılan tümör ise birincil beyin tümöründen farklıdır. Kanser beyne başka bir organdan (akciğer veya göğüs, gibi) yayıldığı zaman, ikincil tümör veya metastatik tümör olarak adlandırılır. Beyindeki ikincil tümörler, birincil beyin tümörlerinden çok daha fazla görülür.

    Beyin Tümörleri: Kimler Risk Altında?

    Beyin tümörlerinin tam nedenlerini kimse bilmez. Bir kişinin neden beyin tümörü geliştirdiğini, diğer kişide ise neden tümör oluşmadığını nadiren açıklanabilir. Ancak, beyin tümörlerinin bulaşıcı olmadığı da bir gerçektir. Hiç kimse bir diğer kişiden hastalığı “kapamaz”.

    Araştırmalar, bazı risk faktörlerine sahip olan insanların beyin tümörü geliştirmeye diğerlerinden daha yatkın olduğunu göstermiştir. Risk faktörü, bir kişinin hastalık geliştirme olasılığını arttıran herhangi bir etmendir.

    Aşağıdaki risk faktörleri, birincil beyin tümörü geliştirme olasılığını arttırır:

    Erkek olmak – Genellikle beyin tümörleri erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Ancak, meningiomlar kadınlarda daha sıktır.

    Irk – Beyin tümörleri beyazlarda diğer ırktan olanlara göre daha sık görülür.

    Yaş –Beyin tümörlerinin çoğu 70 yaş ve üzeri insanlarda tespit edilmiştir. Ancak, beyin tümörleri çocuklarda ikinci en yaygın görülen kanserdir (en sık görülen çocukluk kanseri, lösemidir). Beyin tümörleri en çok 8 yaşından küçük çocuklarda görülür. Daha büyük yaştaki çocuklarda görülme sıklığı daha azdır.

    Ailevi hikâye – Gliomu olan aile üyeleri, bu hastalığa yatkınlığı arttırabilir.

    Çalışma ortamında radyasyon veya bazı kimyasallara maruz kalmak

    Radyasyon – Nükleer sanayi işçilerinde beyin tümörü geliştirme riski yüksektir.

    Formaldehit – Formaldehit ile çalışan patologlar ve mumyalama ile uğraşanlarda beyin kanseri gelişme riski yüksektir. Bilim adamları, formaldehide maruz kalan başka işçilerde beyin kanseri riskinde artma bulamamışlardır.

    Vinil klorid – Plastik işçileri, vinil kloride maruz kalabilirler. Bu kimyasal, beyin tümörleri riskini arttırmaktadır.

    Akrilonitril – Dokuma ve plastik yapan insanlar, akrilonitrite maruz kalabilirler. Bu durum beyin kanseri riskini arttırmaktadır.

    Bilim insanları, cep telefonlarının beyin tümörlerine neden olup olmadığını araştırmaktadırlar. Şimdiye dek yapılan çalışmalar, cep telefonu kullanan kişilerde beyin tümörü riskinin arttığını göstermemiştir.

    Araştırmacılar, kafa yaralanmalarının da beyin tümörleri için bir risk faktörü olup olmadığını araştırmaya devam etmektedirler. Şimdiye dek yapılan çalışmalar, böyle bir durumun riski arttırdığını göstermemiştir.

    Bilinen risk faktörlerine sahip insanların çoğunda beyin kanseri gelişmez. Öte yandan, hastalanan pek çok kişide de bu risk faktörlerinin hiçbiri yoktur. Risk altında olabileceğini düşünen kişiler, bu konuyu doktorları ile görüşmelidirler. Doktor, riski azaltma yollarını önerebilir ve kontroller için uygun bir program planlayabilir.

    Semptomlar – Belirtiler

    Beyin tümörü belirtileri, tümörün boyutuna, tipine ve yerleşimine bağlıdır. Tümörün bir sinire baskı yapması veya beynin belli bir alanına zarar vermesi ile belirtiler ortaya çıkabilir. Belirtiler, beyin şiştiği veya kafa içinde sıvı arttığında da oluşabilmektedir. Beyin tümörlerinin en sık rastlanan belirtileri şunlardır:

    Baş ağrıları (genellikle sabahları daha kötüdür)

    Mide bulantısı veya kusma

    Konuşma, görme veya işitmede değişiklikler

    Denge ve yürüme problemleri

    Duygudurum, kişilik veya konsantre olma yeteneğinde değişiklikler

    Hafıza problemleri

    Kas seğirmesi veya kasılması (nöbetler veya havaleler)

    Kol veya bacaklarda hissizlik veya karıncalanma

    Bu belirtiler bir beyin tümörünün kesin belirtileri değildir. Başka durumlar da bu belirtilere neden olabilir. Belirtileri olan kişiler mümkün olduğunca çabuk doktora gitmelidirler. Sadece bir doktor problemi teşhis ve tedavi edebilir.

    Teşhis

    Eğer kişide beyin tümörünü düşündüren belirtiler varsa, doktor aşağıdaki işlemlerin birini veya daha fazlasını uygulayabilir:

    Fiziksel muayene – Doktor, genel sağlık işaretlerini kontrol eder.

    Nörolojik muayene – Doktor, uyanıklık, kas gücü, koordinasyon, refleksler ve ağrıya cevabı kontrol eder. Doktor aynı zamanda, göz ve beyni birleştiren sinir üzerine bir tümör basısı nedeniyle oluşan bir şişlik olup olmadığını anlamak için gözü de muayene eder.

    CT tarama – Başın bir dizi detaylı resmini çeken, bilgisayara bağlanmış bir röntgen cihazıdır. Resimlerde beynin daha net çıkabilmesi için, özel kontrast bir madde hastaya enjekte edilir. Resimler, beyinde tümörü gösterebilir.

    MRI– Bilgisayara bağlı güçlü bir mıknatıstır ve vücut içinin ayrıntılı resimlerini verir. Bu resimler bir monitörde izlenir ve basılabilir. Bazen, beyin dokusundaki farkları göstermeye yardım etmek için özel bir madde enjekte edilir.

    Doktor, başka testler de isteyebilir:

    Anjiyogram – Röntgende daha iyi çıkmalarını sağlamak için, beyindeki kan damarlarına giden kana enjekte edilmiş kontrast madde ile yapılır. Bir tümör varsa, bu sayede doktor onu röntgende görebilir.

    Kafatası röntgeni – Beyin tümörlerinin bazı tipleri, beyinde kalsiyum depolanmasına veya kafatası kemiklerinde değişmelere neden olmaktadır. Bir röntgen ile doktor bu değişiklikleri kontrol edebilir.

    Lomber ponksiyon (omurilik sıvısı aspirasyonu)– Doktor, beyin-omurilik sıvısından (beyin ve omurilik çevresindeki ve içindeki boşlukları dolduran sıvı) bir örnek alabilir. Bu işlem, lokal anestezi ile yapılır. Doktor, omurgadan sıvı alabilmek için uzun, ince bir iğne kullanır. Lomber ponksiyon yaklaşık 30 dakika sürer. Baş ağrısının önlenmesi için hasta, birkaç saat boyunca düz olarak yatmalıdır. Alınan sıvı, bir laboratuarda incelenir ve içinde kanser hücreleri veya başka problem belirtileri olup olmadığına bakılır.

    Myelogram – Bu bir omurga röntgenidir. Özel bir kontrast maddeyi beyin omurilik sıvısına enjekte etmek için lomber ponksiyon yapılır. Kontrast maddenin sıvıyla karışmasını sağlamak için hasta yan yatırılır. Bu test omurilikte bir tümör olup olmadığını tespit etmede doktora yardımcı olur.

    Biyopsi – Tümör hücrelerini tespit etmek için dokunun alınmasına, biyopsi adı verilir. Patolog, mikroskoptan bakarak dokuda anormal hücre olup olmadığını kontrol eder. Biyopsi, kanseri, kansere giden doku değişimlerini ve diğer durumları gösterebilir. Bir beyin tümörünün teşhis edilmesinin kesin olan tek yolu biyopsidir.

    Cerrahlar, tümör hücrelerini aramak için dokuyu üç şekilde alabilirler:

    İğne biyopsisi– Cerrah, kafa derisinde küçük bir kesi yapar ve kafatasına küçük bir delik açar. Buna, burr deliği denir. Doktor burr deliğinden bir iğne sokar ve beyin tümöründen bir örnek doku çeker.

    Sterotaksik biyopsi– CT veya MRI gibi bir görüntüleme cihazı, burr deliğinden tümöre giden yolda rehberlik eder. Cerrah dokudan örnek almak için bir iğne kullanır.

    Biyopsi aynı zamanda bir tedavi şeklidir

    Cerrah bazen hastanın tümör cerrahisinde bir doku örneği alır.

    Bazen biyopsi mümkün değildir. Eğer tümör beyin sapı veya başka bazı alanlarda ise normal beyin dokusuna zarar vermeden tümörden parça almak mümkün değildir. Doktor bunun yerine MRI, CT veya diğer görüntüleme yöntemlerini kullanır.

    Biyopsi gereken bir hasta, doktora şu soruları sormak isteyebilir:

    Neden biyopsi olmam gerekiyor? Biyopsi tedavi planımı nasıl etkileyecek?

    Bana ne tip bir biyopsi yapacaksınız?

    Ne kadar sürecek? Uyanık mı olacağım? Canımı yakar mı?

    Biyopsiden sonra enfeksiyon veya kanama değişiklikleri nedir? Herhangi bir risk var mı?

    Sonuçları ne zaman öğreneceğim?

    Eğer beynimde tümör varsa tedavi ile ilgili olarak benimle konuşacak olan kişi kim? Ne zaman görüşeceğiz?

    Tedavi

    Beyin tümörlü birçok insan, tıbbi bakımları için kararlar almada etkin bir rol almak ve hastalıkları ve tedavi seçenekleri hakkında öğrenebildikleri her şeyi öğrenmek isterler. Ancak, beyin tümörü teşhisinden sonraki şok ve gerginlik, doktora sorulacak her şeyi düşünmeyi güçleştirir. Bir görüşme öncesinde sorulacak soruların listesini yapmak çoğunlukla yardımcı olur. Doktorun dediklerini hatırlamak için hastalar kendilerine anlatılanları not alabilirler veya bir kayıt cihazı kullanmak için izin alabilirler. Bazı hastalar da doktorla görüştüklerinde, konuşmada yer almaları, not tutmaları ya da sadece dinlemeleri için yanlarında ailelerinden biri veya bir arkadaşları olsun isterler.

    Doktor, hastayı bir uzmana gönderebilir veya hasta, bir yönlendirme isteyebilir. Beyin tümörlerini tedavi eden uzmanlar, sinir cerrahları, nöroonkolojistler, tıbbi onkolojistler ve radyasyon onkolojistleridir. Hasta, bir ekip olarak çalışan diğer sağlık bakım profesyonellerine de gönderilebilir. Tıbbi ekip içinde, bir hemşire, diyetisyen, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, fizyoterapist, iş ve uğraşı terapisti ve konuşma terapisti yer alır. Çocuklar, okul ödevlerinde yardım için öğretmenlere ihtiyaç duyabilirler.

    İkinci Bir Seçenek

    Tedaviye başlamadan önce hasta, teşhis ve tedavi planı ile ilgili olarak ikinci bir fikir almak isteyebilir. Bazı sigorta şirketleri ikinci bir fikir isterler; bazıları da hasta veya doktor isterse ikinci bir fikri kapsayabilirler.

    İkinci fikir için bir doktor bulmanın birçok yolu vardır:

    *Hastanın doktoru, hastayı bir veya daha çok uzmana gönderebilir. Kanser merkezlerinde çoğunlukla birkaç uzman bir arada bir takım gibi çalışırlar.

    *Yakındaki bir hastane, bir tıp fakültesi veya konuyla ilgili bir dernek, uzmanların ismini verebilir. …

    Tedavi için Hazırlık

    Doktor, tedavi seçeneklerini anlatabilir ve her bir seçenekle beklenen sonuçları tartışabilir. Doktor ve hasta, hastanın ihtiyaçlarına uyan bir tedavi planı geliştirmek için birlikte çalışabilirler. Tedavi, birçok etkene bağlıdır; tümörün tipi, yerleşimi, büyüklüğü ve derecesi tedaviyi etkiler. Beyin kanserinin bazı türleri için doktor, beyin-omurilik sıvısında kanser hücresi olup olmadığını bilmeye de ihtiyaç duyar.

    Tedavi başlamadan önce kişinin doktora sormak isteyebileceği bazı sorular vardır:

    Ne tür bir beyin tümörüm var?

    İyi huylu mu kötü huylu mu?

    Tümörün derecesi ne?

    Tedavi seçeneklerim neler? Benim için hangisini önerirsiniz? Neden?

    Her bir tedavinin ne gibi yararları var?

    Her bir tedavinin riskleri ve olası yan etkileri neler?

    Tedavi masrafları ne kadar olacak?

    Tedavi normal etkinliklerimi ne kadar etkileyecek?

    Klinik bir çalışma (araştırma çalışması) benim için uygun olur mu? Bir tane klinik çalışmaya katılmamda yardımcı olabilir misiniz?

    Soruların hepsini sormaya veya cevapların hepsini bir anda anlamaya gerek yoktur. Net olmayan konularda doktorun açıklama yapması ve kişilerin daha çok bilgi edinebilmesi için başka şanslar da olacaktır.

    Tedavi Yöntemleri

    Beyin tümörü bulunan insanların birkaç tedavi seçeneği vardır. Tümörün tipine ve aşamasına bağlı olarak hastalar, cerrahi, ışın tedavisi veya kemoterapi ile tedavi edilebilirler. Bazı hastalar için tedavilerin bir birleşimi gerekir.

    Ayrıca, hastalığın herhangi bir aşamasında, ağrıyı ve kanserin diğer belirtilerini kontrol etmek, tedavinin yan etkilerini azaltmak ve duygusal sorunları hafifletmek için tedavi alabilirler. Bu tip bir tedavi, belirti yönetimi, destekleyici bakım veya hafifletici bakım olarak adlandırılır.

    Doktor, tedavi seçeneklerini açıklayacak ve beklenen sonuçları en iyi anlatacak olan kişidir.

    Hasta, yeni tedavi yöntemlerini araştıran bir klinik çalışmada yer almak için doktorla konuşmak isteyebilir.

    Cerrahi, birçok beyin tümörü için kullanılan bir tedavi şeklidir. Kafatasını açmak için yapılan cerrahiye kraniyotomi adı verilir. Genel anestezi altında gerçekleştirilir. Cerrahi başlamadan önce, kafa derisi tıraş edilir. Daha sonra cerrah kafa derisini keser ve kafatasından bir parça kemik kaldırmak için özel bir çeşit testere kullanır. Tümörün bir kısmı veya tamamı çıkarıldıktan sonra, cerrah, kafatasındaki açıklığı bir parça kemik, metal veya kumaşla kapatır. Daha sonra da kafa derisindeki kesiyi kapatır.

    Cerrahi başlamadan önce kişinin doktora sormak isteyebileceği bazı sorular vardır:

    Ameliyat sonrası nasıl hissedeceğim?

    Ağrım olursa bunun için ne yapacaksınız?

    Hastanede kalış sürem ne kadar?

    Uzun dönemli etkiler olacak mı? Saçım uzayacak mı? Kafatasındaki kemik yerine yerleştirilen metal veya kumaşın herhangi yan etkileri var mı?

    Normal etkinliklerime ne zaman döneceğim?

    Tamamen iyileşme şansım nedir?

    Bazen cerrahi mümkün değildir. Tümör beyin sapı veya başka bazı alanlarda ise, cerrah çevre dokulara hasar vermeden tümörü çıkartamaz. Cerrahi alamayacak olan hastalar, ışın tedavisi veya başka bir tedavi alabilirler.

    Işın tedavisi (radyoterapi), tümör hücrelerini öldürmek için yüksek enerjili ışınlar kullanır. Bu ışın, x ışını, gamma ışını veya protonlar olabilir. Büyük bir makine ışını tümöre ve tümöre yakın olan dokuya yöneltir. Bazen radyasyon tüm beyne veya omuriliğe de verilebilmektedir.

    Işın tedavisi genellikle cerrahinin ardından yapılmaktadır. Işın, cerrahi sonrası bölgede kalmış olabilecek tümör hücrelerini öldürür. Bazen, cerrahi olamayan hastalar cerrahi yerine ışın tedavisi olabilirler.

    Hasta, ışın tedavisi için bir hastane veya kliniğe gider. Tedavi programı tümörün tipi ve büyüklüğüne ve hastanın yaşına bağlıdır. Her bir tedavi sadece birkaç dakika sürer.

    Doktorlar, beyin tümörünün çevresindeki sağlıklı dokuyu korumak için bazı işlemler yaparlar:

    Fraksinasyon– Işın tedavisi genellikle birkaç hafta, haftada beş gün yapılır. Toplam dozu, yayılmış zaman diliminde vermek, tümörün çevresindeki sağlıklı dokuyu korumaya yardımcı olur.

    Hiperfraksinasyon– Hasta günde bir kez daha büyük bir doz yerine, günde iki veya üç kez daha küçük dozlarda ışın alır.

    Sterotaktik ışın tedavisi– Dar ışın demetleri, farklı açılardan tümöre yöneltilir. Bu işlem için hasta, sert bir başlık-çerçeve takar. Bir MRI veya CT, tümörün tam yerinin resimlerini verir. Doktor, gereken dozun, ışın demetlerinin boyutlarının ve açılarının ne olacağına karar vermek için bir bilgisayar kullanılır. Tedavi bir veya birkaç görüşmede uygulanabilir.

    3 boyutlu konformal ışın tedavisi – Bir bilgisayar, tümör ve yanındaki beyin dokusunun 3 boyutlu görüntüsünü yaratır. Doktor, çoklu ışın demetlerini tümörün tam şekline yöneltir. Işın demetlerinin kesin odaklanması ile normal beyin dokusu korunur.

    Proton ışın demeti tedavisi – Işının kaynağı x ışınından ziyade, protonlardır. Doktor, tümöre proton demetlerini yöneltir. Protonlar sağlıklı dokuya bir zarar vermeden geçebilir ve tümöre ulaşırlar.

    Işın tedavisi başlamadan önce kişinin doktora sormak isteyebileceği bazı sorular vardır:

    Neden bu tedaviyi almam gerekiyor?

    Tedavi ne zaman başlayacak? Ne zaman bitecek?

    Tedavi sırasında nasıl hissedeceğim? Yan etkiler olacak mı?

    Tedavi boyunca kendime nasıl bakabilirim?

    Işının işe yarayıp yaramadığını nasıl anlayacağım?

    Tedavi sırasında normal etkinliklerime devam edebilecek miyim?

    Kemoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için ilaç kullanılmasıdır. Bazen beyin tümörlerini tedavi etmek için de uygulanmaktadır. İlaçlar ağız yoluyla veya enjeksiyonla verilebilir. Her iki yolla da ilaçlar kan dolaşımına katılır ve vücutta seyahat eder. İlaçlar, her bir tedavi dönemini bir iyileşme döneminin izlemesi için genellikle döngüsel olarak verilir.

    Kemoterapi, hastanenin polikliniğinde, doktorun muayenehanesinde veya evde verilebilir. Nadiren de olsa hastanın hastanede yatması gerekebilir.

    Erişkinlere göre çocukların kemoterapi alma olasılıkları daha fazladır. Ancak, erişkinler de cerrahi veya ışın tedavisi sonrası kemoterapi alabilirler.

    Beyninde tekrarlayıcı kanser olan bazı hastalar için cerrah, tümörü çıkarıp, onun yerine kemoterapi içeren birkaç tabaka takabilir. Her bir tabaka yaklaşık 1,45cm çapında ve 1mm kalınlığındadır. Birkaç hafta içinde tabakalar çözünür ve ilacı beyne verir. İlaç, kanser hücrelerini öldürür.

    Kemoterapi başlamadan önce kişinin doktora sormak isteyebileceği bazı sorular vardır:

    Neden bu tedaviyi almam gerekiyor?

    Tedavi bana ne yapacak?

    Yan etkiler olacak mı? Yan etkiler için ne yapabilirim?

    Tedavi ne zaman başlayacak? Ne zaman bitecek?

    Kontrollerimin ne kadar sıkılıkla olması gerekiyor?

    Tedavinin Yan Etkileri

    Tedavi, sağlıklı hücrelere ve dokulara zarar verebildiği için, istenmeyen yan etkiler sık görülür. Bu yan etkiler, tümörün yerleşim yeri, tümörün tipi ve tedavinin kapsamı gibi birçok etkene bağlıdır. Yan etkiler her insan için aynı olmayabilir ve hatta bir tedavi seansından ötekine yan etkiler de değişiklik gösterebilir. Tedavi başlamadan önce, sağlık ekibi olası yan etkileri anlatacak ve hastanın bunlarla baş etmesi için yol gösterecektir.

    Kanser tedavileri ve yan etkilerin üstesinden gelmek için, Işın Tedavisi ve Siz; Kemoterapi ve Siz; Kanser Hastaları için Beslenmeye Dair İpuçları vb. yardımcı bazı cep kitapları ve broşürler bulunmaktadır. …

    Cerrahi

    Cerrahiden sonraki ilk birkaç gün hastalarda çoğunlukla baş ağrısı ve rahatsızlık görülmektedir. Ancak, ilaçlarla ağrı kontrol altına alınabilir. Hastalar, ağrılarının hafiflemesi için doktor veya hemşireleri ile çekinmeden konuşabilmelidirler.

    Hastaların güçsüz ve yorgun hissetmeleri de sık görülür. Bir ameliyattan sonra iyileşme süresi her hasta için farklılık gösterebilir.

    Daha az olan bir diğer durum da problemlerin meydana gelmesidir. Beyinde, beyin-omurilik sıvısı veya kan artabilir. Bu şişmeye, ödem adı verilir. Sağlık ekibi, bu problemlerin işaretleri için hastayı monitörden takip eder. Şişmenin azalmasına yardım için hastaya steroid verilebilir. Sıvıyı çekmek için ikinci bir cerrahi gerekebilir. Cerrah, beyindeki karıncıklardan birine uzun, ince bir tüp (şant) yerleştirebilir. Bu tüp, cilt altından vücudun başka bir bölgesine, genellikle de karın bölgesine götürülür. Aşırı sıvı beyinden taşınır ve karın bölgesine bırakılır. Bazen bu sıvı kalbe verilir.

    Enfeksiyon, cerrahi sonrası gelişebilecek bir diğer problemdir. Eğer bu ortaya çıkarsa, sağlık ekibi hastaya antibiyotik verir.

    Beyin cerrahisi, normal dokuyu zedeleyebilir. Beyin hasarı ciddi bir sorun olabilir. Hastanın düşünmesinde, görme işlevinde veya konuşmasında sorunlar olabilir. Hastada kişilik değişiklikleri veya nöbetler de ortaya çıkabilir. Bu problemlerin çoğu zamanla azalır veya ortadan kaybolur. Ancak bazen beyin hasarı kalıcıdır. Hastanın fizik tedaviye, konuşma terapisine veya iş ve uğraşı tedavisine ihtiyacı olabilir.

    Işın Tedavisi

    Bazı hastalarda tedavi sonrasında birkaç saat mide bulantısı olabilir. Sağlık ekibi bu sorunun üstesinden gelmesi için hastaya çeşitli yollar önerebilir. Işın tedavisi, tedavi devam ettikçe hastaların çok bitkin hale gelmesine de neden olabilir. Dinlenmek önemlidir; ancak doktorlar genellikle hastalara, mümkün olduğunca, yapabildikleri kadar etkin kalmalarını tavsiye ederler.

    Buna ilaveten, ışın tedavisi genellikle saç kaybına yol açmaktadır. Saç genellikle birkaç hafta içinde uzar. Işın tedavisi, tedavi edilen alandaki cildi de etkileyebilir. Kafa derisi ve kulaklar kırmızılaşabilir, kuruyabilir ve hassas hale gelebilir. Sağlık ekibi, bu sorunları hafifletmek için de yollar önerebilir.

    Bazen ışın, sağlıklı beyin dokusunu da öldürür. Bu yan etki, ışın nekrozu olarak adlandırılır. Nekroz, baş ağrısı, nöbet ve hatta hastanın ölümüne bile yol açabilir.

    Çocuklarda ışın, hipofiz bezini ve beynin diğer alanlarını zedeleyebilir. Bu durum, öğrenme problemlerine, büyümenin ve gelişmenin yavaşlamasına neden olabilir. Ayrıca çocukluk sırasında alınan ışın, hayatın ileriki aşamalarında ikincil tümör riskini de arttırmaktadır. Araştırmacılar, beyin tümörlü genç çocuklarda ışın tedavisi yerine kemoterapinin kullanılıp kullanılamayacağı üzerinde çalışmaktadırlar.

    Kemoterapi ve ışın tedavisi aynı anda verildiğinde yan etkiler daha kötü olabilir. Doktor, bu problemlerin çözümü için yollar önerebilir.

    Kemoterapi

    Kemoterapinin yan etkileri esas olarak, kullanılan ilaçlara bağlıdır. En sık görülen yan etkiler, ateş ve soğuk algınlığı, mide bulantısı ve kusma, iştah kaybı ve zayıflıktır. Bazı yan etkiler ilaçla hafifletilebilir.

    Beynine, ilaç taşıyan bir tabaka yerleştirilmiş olan hastalar, cerrahi sonrası enfeksiyon belirtileri için sağlık ekibince monitörden takip edilir. Bir enfeksiyon, antibiyotikle tedavi edilebilir.

    Destekleyici Bakım

    Beyin tümörlü kişiler, hastalığın herhangi bir döneminde, problemlerini önlemek veya kontrol etmek ve tedavi boyunca hayat kalitelerini düzeltmek için destekleyici bakım alırlar. Hastalar ağrıyı ve beyin tümörünün diğer belirtilerini kontrol etmek, tedavinin yan etkilerini hafifletmek ve duygusal sorunları azaltmak için tedavi alabilirler.

    Aşağıdakiler, beyin tümörlü hastalar için sık görülen destekleyici bakım tipleridir:

    Steroidler– Beyin tümörlü hastaların çoğu beyindeki şişliği azaltmaya yardımcı olması için steroide ihtiyaç duyarlar.

    Antikonvülzan ilaçlar-Beyin tümörleri, nöbetlere neden olabilirler. Bunları önlemek veya kontrol etmek için antikonvülzan alırlar.

    Şant– Eğer beyinde sıvı birikirse, cerrah sıvıyı çekmek için bir şant yerleştirebilir.

    Beyin tümörlü insanların çoğu, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlayan tedavilerle beraber, destekleyici bakım da alırlar. Bazıları tümör tedavisi yerine, belirtileri kontrol etmek için sadece destekleyici bakım almaya karar verebilmektedirler.

    Rehabilitasyon

    Rehabilitasyon, tedavi planının çok önemli bir parçası olabilir. Rehabilitasyonun hedefleri, kişinin ihtiyaçlarına ve tümörün günlük etkinlikleri nasıl etkilediğine dayanır. Sağlık ekibi, hastanın normal etkinliklerine mümkün olduğunca çabuk dönmesine yardımcı olmak için her çabayı gösterir. Birkaç tip terapist yardımcı olabilir:

    Fizyoterapistler – Beyin tümörleri ve tedavileri paraliziye (felç) neden olabilir. Tümörler, bitkinlik ve denge problemlerine de yol açabilirler. Fizyoterapistler hastanın gücünü ve dengesini tekrar kazanmasına yardımcı olurlar.

    Konuşma terapistleri – Konuşma, düşüncelerini ifade etme veya yutma güçlüğü çeken hastalara yardımcı olurlar.

    İş ve uğraşı terapistleri – Yemek yeme, tuvaleti kullanma, banyo yapma ve giyinme gibi günlük yaşam etkinliklerini başarmayı öğrenmesi için hastaya yardımcı olurlar.

    Beyin tümörlü çocukların özel ihtiyaçları olabilir. Bazen çocuklara hastanede veya evde öğretmenler gelebilir. Öğrenme veya öğrendiklerini hatırlama problemi olan çocuklar, okula geri döndüklerinde özel sınıflara veya öğretmenlere ihtiyaç duyabilirler.

    Takip

    Beyin tümörü sonrası düzenli hasta takibi çok önemlidir. Doktor, tümörün tekrar ortaya çıkmadığından emin olmak için yakın takiptedir. Kontroller, dikkatli fiziksel ve nörolojik muayeneleri içerebilir. Zaman zaman, hasta MR veya CT çektirebilir. Hastaya takılmış bir şant varsa, doktor bu şantın iyi çalışıp çalışmadığını kontrol eder. Doktor, takip planını (hastanın doktoru ne kadar sıklıkla ziyaret edeceği ve ne gibi testler gerekeceği) anlatabilir.

    Tedavisini tamamlamış kişilere tedavi sonrası yardımcı olmak ve soruları cevaplamak amacıyla kitapçıklar bulunmaktadır. … Bu kitapçıklarda kişilerin ne tip yardıma ihtiyaç duyabilecekleri de anlatılmaktadır.

    Beyin Tümörü Olanlar için Destek

    Beyin tümörü gibi ciddi bir hastalıkla yaşamak kolay değildir. Bazı kişiler hastalıklarının duygusal ve pratik yönleri ile baş etmek için yardıma ihtiyaç duyduklarını görebilirler. Destek grupları yardımcı olabilir. Bu gruplarda, tedavinin etkileri ve hastalıkla baş etme hakkında öğrendiklerini paylaşmak için hastalar veya aile üyeleri biraraya gelirler. Hastalar bir destek grubu bulabilmek için sağlık bakım ekiplerinin bir üyesi ile konuşmak isteyebilirler. Gruplar, şahsen, telefon veya internet üzerinden destek verebilirler.

    Beyin tümörü ile yaşayan insanlar ailelerinin bakımı, işlerini kaybetmeme veya günlük yaşam etkinliklerine devam etme konusunda üzülebilirler. Tedaviler ve yan etkileri, hastanede kalış süreleri ve tıbbi masraflarla ilgili endişeler sık görülür. Doktorlar, hemşireler ve sağlık ekibinin diğer üyeleri, tedavi, çalışma ve diğer etkinlikler hakkındaki soruları cevaplayabilirler. Duyguları hakkında konuşmak veya endişelerini anlatmak isteyen kişilere, bir sosyal hizmet uzmanı, danışman veya bir din bilgini ile görüşmek yardımcı olabilir. Bir sosyal hizmet uzmanı çoğunlukla, finansal yardım, taşıma, ev bakımı veya duygusal destek için kaynaklar önerebilir.

    Kanser Bilgi Servisi, hastaların ve ailelerinin program, hizmet ve duyurularda yer almalarına yardım etmek için bilgi sağlayabilir.

    Kanser Araştırmalarına Katılmak

    Tüm ülkedeki doktorlar çok çeşitli klinik araştırmalar yürütmektedirler. Bunlar, insanların gönüllü olarak katıldıkları araştırma çalışmalarıdır. Çalışmalar, beyin tümörlerini tedavi etmenin yeni yollarını da içerir. Araştırma zaten gelişmelere yol açmıştır ve araştırmacılar da daha etkili yaklaşımlar için araştırma yapmaya devam etmektedirler.

    Bu çalışmalara katılan hastalar, daha önceki araştırmada umut vermiş olan tedavilerden ilk kez yararlanma şansına sahiptirler. Hastalar, doktorların hastalık hakkında daha çok öğrenmelerine yardımcı olarak tıp bilimine önemli bir katkı da yaparlar. Klinik çalışmalarda bazı riskler olduğu halde, araştırmacılar hastalarını korumak için çok dikkatli adım atarlar.

    Araştırmacılar, kanser karşıtı yeni ilaçları, dozları ve tedavi programlarını test ederler. Çeşitli ilaçlar, ilaç kombinasyonları ve ilaç ve ışın tedavisi kombinasyonları ile çalışırlar. Işın tedavisinin yeni yöntemlerini ve programlarını da test ederler.

    Klinik bir çalışmada yer almak ile ilgilenen hastalar, doktorları ile konuşmalıdırlar. Ayrıca bu konu üzerine hazırlanmış bazı broşürler yardımcı olabilir. NCI’ın cancer.gov/clinical_trials internet sayfasında klinik araştırmalarla ilgili genel bilgiye de ulaşabilirler.

  • Serebral anevrizma nedir?

    Anevrizma bir kan damarının duvarında genişleme ya da balonlaşma yapmasına ve ince duvarlı bir kabarcık veya kesecik meydana gelmesine neden olan zayıf bir bölgedir. Anevrizmalar vücudun herhangi bir yerindeki damarların hepsinde meydana gelebilirler. Serebral anevrizmalar beyindeki damarlarda oluşan anevrizmalardır. Anevrizmalar bazen o kadar zayıf noktalara sahip olurlar ki buralardan tıpkı balonların patlaması gibi yırtılır ve kanarlar.

    Anevrizma: Kan damarlarında ince duvarlı bir kabarcık veya balonlaşma oluşmasına neden olan damar duvarlarındaki zayıflıklardır.

    Serebral: Beyin ile ilgili

    Stent: Damar içerisine yerleştirilen özel olarak tasarlanmış, genişleyebilen bir tüptür. Stent bir yapı iskelesi gibi damar duvarına bir destek oluşturur. Geniş boyunlu anevrizmalarda stentler anevrizma boynuna koili içerisinde tutabilmek amacıyla yerleştirilirler. Aynı zamanda, içine stent konulmuş olan bir damarda içerisinden kanın geçmesini ve akmaya devam etmesini de sağlarlar.

    Bir Anevrizma İçin Risk Faktörleri Nelerdir?

    Anevrizmalar sıklıkla 35-60 yaş arasındaki insanlarda fakat daha sıklıkla kadınlarda ortaya çıkmaktadır. Anevrizmalar sıklıkla infeksiyonlardan, beyin damarlarına hasar veren ilaçların kullanılmasından (amfetamin veya kokain) veya beyinde olan bir yaralanmadan dolayı oluşurlar. Nadir durumlarda anevrizmalar bazı damar hastalıklarına bağlı olarak, örneğin fibromüsküler displazi denilen bir rahatsızlığa bağlı da olabilirler. Yine aynı zamanda anevrizma oluşumuna bir eğilim ailede de var olabilir.

    Bir Anevrizmanın Semptomları Nelerdir?

    Küçük ve yırtılmamış bir anevrizmanın sıklıkla bir semptomu da yoktur. Daha büyük anevrizmalar yandaş oluşumlara baskı oluşturmaya başlarlar ve bölgesel ağrılar ile baş ağrıları ortaya çıkar. Anevrizma büyüdükçe beyine olan baskılar artacağından hasta görme problemleri, kol veya bacaklarda his kaybı, güç kaybı, hafıza problemleri, konuşma problemleri veya nöbetler ile karşı karşıya kalabilir.

    Amfetaminler: Merkezi sinir sistemi uyaranlarıdırlar. Enerjiyi artırır ve iştahı azaltırlar. Narkolepsi ve bazı depresyon formlarının tedavilerinde kullanılmışlardır.

    Kokain: Kakao bitkisinin yapraklarından üretilen ve bazı beyin kimyasallarının hızla ancak kısa bir süre için aktivitesini artıran güçlü bir uyarandır. Etkileri arasında öfori, yerinde duramama, heyecan veya iyi hissetme vardır.

    Fibromüsküler Displazi: Sıklıkla FMD diye bilinen fibromüsküler displazi bir veya daha fazla arterin duvarlarında anormal hücrelerin büyümesine neden olur. Sonuçta daralmalar (stenoz) oluşur. Eğer arterde kan akımını azaltmaya yetecek kadar daralma meydana gelirse anevrizma gelişebilir.

    Tüm Anevrizmalar Aynı Mıdır?

    Anevrizmalar değişik ölçülerde olabilirler.

    10 mm.den küçük anevrizmalar küçük olarak değerlendirilirler.

    10-20 mm arasında olanlar büyük anevrizmalar olarak değerlendirilirler

    20 mm.den büyük anevrizmalar dev anevrizmalar olarak adlandırılırlar.

    Anevrizmalar şekil olarak da değişiklikler gösterirler. Bazı örnekler vermek gerekirse:

    -Sakküler (çanta gibi) dar boyunlu anevrizmalar. Bunlar berry anevrizmaları olarak da bilinirler çünkü bunlar bir arterin kenarından büyüyen kirazlar gibi görüntü verirler; Dar anevrizma boynu kirazın sapı gibi görünür.

    – Geniş boyunlu sakküler anevrizmalar. Bu tür anevrizmalarda boyun kısmı en az 4 mm geniştir veya anevrizma başlangıç noktasından tepesine kadar olan uzunluğun en az yarısı kadar genişliğe sahiptir.

    – Fuziform (İğ şekilli) anevrizmalar: Kesin bir boyunları yoktur.

    Son olarak anevrizmalar yerleşim olarak da beynin farklı bölgelerinde oluşabilirler. Çoğunlukla beynin derinlerindeki merkeze yakın, bazen biraz önde gözlere yakın (anteriyor dolaşım) veya hafifçe başın arka (posteriyor dolaşım) bölgesine doğru oluşurlar. Bazı insanlarda birden fazla anevrizma beynin farklı bölgelerinde görülebilir.

    Anevrizmaların boyutları, şekilleri ve yerleşimleri ne kadar yırtılma ve kanamaya meyilli olacakları konusunda etkilidirler. Anevrizmalar küçük ve daha düzenli bir yapı gösterdiklerinde kanamaya daha az eğilimlidirler.

    Anevrizma Rüptürü (Yırtılması) Nedir?

    Anevrizmalardan konuşurken yırtılmış veya yırtılmamış terimlerini duyuyor olabilirsiniz. Yırtılma tıpkı bir balonun patlamasında olduğu gibi anevrizmanın ince duvarlı kısmından yırtılarak açılmasıdır ve bu da kanın komşuluğundaki yakın alana dağılmasına neden olur. Bu şekildeki bir kanamaya hemoraji denilir.

    – Serebral bir anevrizmadan kanın bu şekilde beyin içerisinde dağılmasına hemorajik inme denir. Bu son derece ciddi durumun bulguları kol veya bacak güçsüzlüğü veya felci, konuşmada veya anlamada problemlerin ortaya çıkması, görme bozuklukları veya nöbetler tarzında olabilir.

    – Hemorajik bir inmeyi takiben beyinde kalıcı bir hasar veya ölüm riski mevcuttur ancak yine de bazı hastalar son derece hafif bulgularla da bu durumu atlatabilirler. Eğer yırtılmış bir anevrizma tedavi edilmezse her zaman devam eden yeniden bir kanama riski mevcut olacaktır.

    Bir anevrizma kanadığı zaman kalıcı nörolojik problemlerin oluşma riski vardır. Bazı insanlarda hafif etkiler olabilir. Eğer yırtılmış anevrizma tedavi edilmezse devam eden yeniden kanama riski her zaman olacaktır.

    Hemorajik inme: Kanın serebral bir damardan doğrudan beyin içerisine geçmesi.

    Rüptür: Bir dokunun yırtılması

    Bir anevrizmanın rüptürüne neden olabilen bazı risk faktörleri aşağıdaki gibidir:

    – Büyük anevrizma

    – Yüksek kan basıncı

    – Sigara içimi

    – Aşırı alkol tüketiyor olmak

    – Aile Hikayesi

    – Madde bağımlılığı

    Serebral Bir Anevrizmanın Bulguları Nelerdir?

    Küçük, yırtılmamış bir anevrizma genellikle semptom vermez.

    Daha büyük, yırtılmamış anevrizmalar genişledikçe yakınlarındaki beyin alanlarına veya sinirlere giderek artan bir bası yapmaya başlarlar. Bu bası lokal (mevzii) ağrılara veya baş ağrılarına yol açar. Yine anevrizmanın beynin neresinde olduğuna ve hangi alanlara bası yapmaya başladığına bağlı olarak hastalarda görme ile ilgili problemler, kol veya bacaklarda his kayıpları, kuvvet kayıpları, hafıza problemleri, konuşma problemleri veya nöbetler ortaya çıkabilir.

    Eğer bir anevrizma yırtılırsa kişi genellikle ani, ve yaşayanların tarifiyle “hayatlarındaki en kötü baş ağrısı!” şeklinde başağrısı hisseder. Baş ağrısına bulantı, kusma, ense sertliği, bulanık ya da çift görme, ışığa hassasiyet veya duyuların kaybı eşlik edebilir.

    Geniş Boyunlu Anevrizma Nedir?

    Geniş boyunlu anevrizma (anevrizmanın tabanındaki açıklıkta) en az 4mm genişliğinde boynu olan veya anevrizmanın en yüksek tepesine olan uzunluğun en az iki katı kadar genişliğe sahip boynu olan anevrizmalardır.

    Bir Anevrizma Nasıl Teşhis Edilir?

    Serebral anevrizmaların tanısında bilgisayarlı tomografik anjiyografi denilen bir test kullanılır. Bu test beyin içerisindeki serebral kan damarlarını ortaya koyar. Hasta kayan bir masa üzerinde yatar ve büyük bir yüzüğe benzeyen bilgisayarlı tarayıcıya doğru hareket eder. Röntgende damarların daha iyi görülebilmesi için damardan bir boya maddesi verilir. Kan damarlarının bir seri röntgen görüntüsü anormallikleri, örneğin kan damarında bir anevrizma gibi, ortaya çıkarabilmek adına alınır.

    İkinci bir görüntüleme yöntemi ise Manyetik Rezonans Anjiyografidir. Hastalar bir manyetik rezonans tarayıcı içerisine doğru hareket eden bir masa üzerinde yatarlar ve kan damarları bir anevrizmanın varlığını araştırmak üzere görüntülenirler. Bu iki tarama testinin ikisi de serebral anevrizmaların 3-5 mm.den büyük olanlarının pek çoğunu tanımada son derece faydalıdırlar.

    En güvenilir test ise tanısal serebral anjiyogramdır. Bu test doktorun beyin içerisindeki damarlara ve kan akımına doğrudan bakmasına olanak verir. Bu testte hasta bir röntgen masasında yatar durumdadır. Bacakta bulunan bir kan damarından küçük bir damar yolu kateteri yerleştirilir ve bo-yunda bulunan ve beyine giden her iki boyun damarına kadar ilerletilir. Damarların röntgende güzel görüntülenebilmeleri için kontrast bir boya röntgen filmleri çekilmeden önce kateterden enjekte edilir.

    Kompüterize Tomografik Anjiyografi: X ışınları kullanan ve vücudun belli bölgelerinin görüntülerini değişik açılardan alarak yeniden kesitsel görüntü haline getiren tanı koydurucu bir testtir.

    Manyetik Rezonans Anjiyografi: Radyo dalgaları ve manyetik alanın kullanıldığı, vücudun iç dokularının bilgisayarda yeniden oluşturulduğu bir işlemdir.

    Boya bir kateterden verildiği için bu test diğerlerine göre konforu biraz daha az ve biraz daha invazif (girişimsel) bir testtir. Ancak, serebral anevrizmaların tüm boyut ve tiplerdeki anevrizmalarının yakalanmasında ve tanımlanmasında en güvenilir yöntemdir. Herhangi bir tedavi planlanmadan önce tanısal serebral anjiyogram tedaviye giden yol haritasının hazırlanması amacıyla mutlaka gerçekleştirilecektir.

    Eğer Bir Anevrizma Oluşmuşsa Diğerleri de Oluşur Mu?

    Bir anevrizmanın varlığı %15-20 oranında bir ya da daha fazla sayıda anevrizma olma olasılığını artırmaktadır.

    Yırtılmamış Bir Anevrizmanın Semptomları Nelerdir?

    Küçük anevrizmaların genellikle semptomları yoktur. Anevrizma büyüdükçe, baş ağrılarına veya lokalize (mevzii) ağrılara neden olur. Eğer bir anevrizma çok büyürse normal beyin dokusu veya yandaş sinirlere bası yapabilir. Bu bası görmede zorluklara, kol veya bacaklarda his ve kuvvet kayıplarına, hafıza ve konuşma problemlerine veya nöbetlere yol açabilir.

    Ne Tedaviler Var?

    Günümüzde serebral beyin anevrizmaları için temel olarak üç çeşit tedavi yöntemi mevcuttur: ilaçlar, nörocerrahi veya nörovasküler girişim. Her kişi için önerilecek tedavi yöntemi pek çok faktöre bağlıdır. Bunlar arasında anevrizmanın boyutları, yapısı ve yerleşimi, anevrizmanın yırtılmış veya yırtılmamış olması ve hastanın kendi durumu sayılabilir.

    Kontrast Boya (X-ray Boyası): X ışınları (Röntgen) altında opak olan ve vücudun iç yapılarının görünmesini sağlayan madde.

    Tanısal Serebral Anjiyogram: Beyin damarlarıyla ilgili anormallikleri ortaya çıkarmak amacıyla yapılan bir testtir. Anevrizma varlığını ortaya çıkarmak amacıyla da kullanılır. Bu test kasıktan damara yerleştirilen bir tüpün (kateter) rehberliğinde boyun damarlarına kon trast (boya) verilmesi ve kan akımının gözlenmesi ile gerçekleştirilir.

    Medikal Tedavi:

    Anevrizmaların tümü girişimsel tedavi gerektirmezler. Eğer bir anevrizma küçük, yırtılmamış ve bulgu vermiyorsa hekim girişim yerine yüksek kan basıncı gibi risk faktörlerini azaltmaya yönelik bir ilaç tedavisi verebilir. Düzenli kontroller kan basıncının ve diğer medikal durumların kontrolu açısından gerekli olacaktır.

    Nörocerrahi:

    Bir anevrizmayı tamir etmek amacıyla yapılan nörocerrahi kafatasında bir aralık oluşturmak, beyinin dokularını nazikçe aralayarak anevrizmayı ortaya çıkarmak ve anevrizma boynuna bir klip koymaktan ibarettir. Klip anevrizma boynuna bası yaparak onu kapatır ve kan akımının anevrizma içerisine girmesini önler.

    Cerrahi sırasında hastaya genel anestezi uygulanır. Eğer cerrahi sırasında veya sonrasında herhangi bir komplikasyon olmamışsa hastaların çoğu hastanede 4-6 gün kadar kalır ve birkaç hafta veya ay içerisinde tamamen iyileşmiş olur.

    Nörovasküler Girişim:

    Nörovasküler girişim anevrizmaya vücutta bir damar içerisinden ulaşmayı ve içine kan girmesini engellemek üzere anevrizma içerisinin bir materyal ile doldurulmasını ifade etmektedir.

    Nörovasküler girişim sırasında hasta bir röntgen masasında yatmakta ve floroskop denilen bir makine ile görüntüler alınmaktadır. Özel bir boya damar içerisindeki mikro kateterlerden verilmek suretiyle doktorun anevrizmayı görmesi sağlanır ve tıbbi araçlar kafatası açılmadan bu anevrizmaya yönlendirilir.

    Eğer işlemden sonra herhangi bir yan etki veya komplikasyon yok ise hastalar hastanede bir ya da iki gün kadar kalırlar ve bir hafta içerisinde tamamen iyileşmiş olurlar.

    Koil Embolizasyon İşlemi

    Bu yöntem bir tür nörovasküler girişim uygulamasıdır. Anevrizmanın içerisini doldurmak için kullanılan değişik materyaller vardır. En sık kullanılanları koillerdir- uzun çok ince, kıvrılmış tel huzmeleri, gitar teline benzerler ancak telefon kabloları gibi esnektirler.

    Bir koil embolizasyon işleminde hekim bunlardan birkaç tanesini doluncaya kadar bir bir anevrizma içerisine yerleştirir. Bu koiller anevrizma içerisinde kalırlar ve etraflarında kan pıhtılaşarak içeriyi doldurur ve böylece anevrizma içerisine artık daha fazla kan giremez. Vücudun doğal bir tepkisi nedeniyle bu koiller etrafında emboli oluştuğundan işleme koil embolizasyon adı verilmektedir.

    Bu işlemde hekim hastanın iç uyluk bölgesinde minik bir kesi veya iğne girişimi ile bacağa giden büyük damara bir tüp (kateter) yerleştirir. Bu tüp bir kateter kılıfıdır. Daha sonra bu kılıf içerisinden ince bir kılavuz tel ilerletilir. Bu tel metal olduğundan hekim bu teli röntgen ekranından (floroskopi) görebilir ve bunu beyine ve oradaki anevrizmaya kadar yönlendirebilir.

  • Beyin tümörü nedir?

    Beyin tümörü nedir?

    Beyin tümörü, beyindeki hücrelerin anormal veya kontrolsüz büyümesi olarak tanımlanır. Tümörler, iyi huylu (kanser yapıcı olmayan) veya kötü huylu (kanser yapıcı) olabilirler. Beyinde yerleştiklerinden, iyi huylu bir tümör bile tehlikeli olabilir. Beyin, kafatası ile çevrilidir. Bu, tümörün büyürken normal beyin dokularına basınç uygulamaya başlaması demektir. Bu durum da iltihaba ve beyin şişmesine neden olabilir. Bu nedenle her iki tip tümörün de mümkün olduğunca çabuk tedavi edilmesi çok önemlidir.

    Bir tümör, beynin kendisinden kaynaklanmışsa birincil beyin tümörü olarak adlandırılır. Bazen kanser beyne akciğer veya göğüs gibi başka alanlardan yayılabilir. O zaman bu tip tümörler, ikincil (veya metastatik) beyin tümörü olarak adlandırılır. Diğer kanserlerle karşılaştırıldığında beyin tümörleri nispeten az görülmektedir; ancak yerleşimleri ve bazen agresif yapılarından ötürü tehlikeli oldukları düşünülmektedir.

    Beyin Tümörlerinin Olası Belirtileri
    Beyin tümörleri sıklıkla normal beyin dokusuna hücum eder veya baskı yaparlar ve belirtiler de o basınç nedeniyle ortaya çıkar. Beyin tümörünün yerleşim yerine göre kişide farklı tipte belirtiler oluşabilir. Ancak, zihinsel hastalıklar dâhil başka hastalıklar da bu belirtilere neden olmaktadır. Herhangi bir durumda bu belirtilerden birini veya daha fazlasını yaşarsanız, vakit kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız.

    Baş ağrısı, özellikle:

    -yakın zamanda başlayan yeni bir ağrı
    -devamlı bir ağrı

    -uyanınca daha kötü olan bir ağrı

    Kusma, özellikle sabahları daha şiddetliyse
    Kişilikte veya davranışta değişiklikler
    Zihinsel becerilerde düşüş:
    -hafıza kaybı

    -hesap yapma becerisinde bozulma

    -yargılamada bozulma

    Yeni başlayan nöbetler
    Nörolojik değişiklikler:
    -görme problemleri (çift görüş, azalmış görüş)

    -duyma kaybı

    -bir vücut alanında his azalması veya güçsüzlük

    -konuşma zorlukları

    -koordinasyonda azalma, sarsaklık

    Güçsüzlük, uyuşukluk/rehavet, uyanıklığın azalması
    Dil problemleri, yutma güçlüğü, hıçkırıklar
    Bozulmuş koku duyusu
    Kontrolsüz veya işlev bozukluğu olan hareketler, el titremesi
    Menopozdan önce adet kanamalarının kesilmesi
    Yüz felci
    Gözde anormallikler:
    -farklı büyüklüklerde göz bebekleri

    -kontrolsüz hareket

    -gözkapağı düşmesi

    Sersemlik/kafa karışıklığı, alışılmadık veya garip davranış
    Solunumda geçici durma

    Beynin Fonksiyonel Coğrafyası
    Beynin farklı alanları, farklı fonksiyonları kontrol eder. Beyin tümörünün belirtileri, etkilenen beyin alanına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

    Sol temporal lob: İşitme, görme, koku alma, anlayış, gördüğünü veya duyduğunu hatırlama, kelimeleri tanıma, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Beyin sapı: Nefes alıp verme, kalp hızı, sindirim, uyanıklık seviyesi, uyku, terleme, kan basıncı, vücut sıcaklığı ve denge.

    Beyincik: Denge, duruş, kol ve bacakları kapsayan koordinasyon ve refleks hareketler için hafıza.

    Sağ temporal lob: İşitme, koku alma, organize olma, görülen veya işitilene yoğunlaşma, müzikal tonların tanınması, müzik sesleri ve konuşma içermeyen bilgi (örneğin, çizimler). Uzun dönemli hafıza, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Oksipital lob: Görüleni ve görsel imgeleri net olarak yorumlama. Okuma ve yazma, cisimleri bulma, renkleri tanıma, kelimeleri tanıma, nesneleri çizme ve bir cismin hareket edip etmediğini anlama.

    Parietal lob: Görme ve dokunma duyusu. Anlayış için farklı duyulardan giren verilerin düzenlenmesi, vücudun duysal kontrolü, yazı yazma, matematik ve dil. Vücudun pozisyonlanması, nesnelerin tutulması ve işitsel ve işitsel olmayan hafıza.

    Frontal lob: Bilinçlilik ve dış uyaranlara cevaplar gibi yüksek zihinsel işlevler, kişilik. Yutma, salya, ses çıkarma, çiğneme, yüz ifadeleri ve eller, kollar, gövde, kalça, bacaklar ve ayaklar için motor koordinasyon.

    Beyin Tümörlerinin Özellikleri
    Beyin tümörleri, iki ana sınıfta toplanır: gliomlar ve gliom olmayanlar. Aşağıda, çok çeşitli beyin tümörü tipleri anlatılmaktadır ve tümörünüz hakkında size verilen bilgiyi netleştirmeye yardımcı olabilir.

    Gliomlar

    Birincil beyin tümörlerinin yaklaşık %46’sı ve birincil omurilik tümörlerinin %23’ü gliomlardır; başka bir deyişle, glial hücrelerden büyürler. Beyin içinde gliomlar genellikle serebrumun yarım kürelerinde meydana gelirler ancak diğer alanları da, özellikle optik sinir, beyin sapı ve özellikle çocuklarda beyinciği etkilerler. Glial hücreler farklı çeşitte olduklarından, gliomlar da birkaç gruba ayrılırlar.

    Astrositomlar
    Tüm birincil beyin tümörlerinin %17sini oluşturan, en sık görülen gliom tipidir.
    Merkezi sinir sisteminde herhangi bir yerde meydana gelebilir. Tedavi genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ve bazen de kemoterapiyi içerir.
    Düşük dereceli astrositomlar nispeten yavaş büyür ve cerrahi ile tümör tamamen çıkarılabilir.
    Yüksek dereceli asrositomlar, düşük dereceli olanlardan daha hızlı büyürler ve genellikle, cerrahi, ışın ve kemoterapinin bir kombinasyonu ile tedavi edilirler.

    Çok Şekilli Glioblastomlar
    Yüksek dereceli astrositomların bir diğer adı da glioblastomlardır. Yakındaki dokulara hızla hücum ederler ve çok agresif hücreler içerirler.

    Erişkinleri etkileyen en yaygın birincil beyin tümörlerindendirler ve bazen çocukları da etkilerler.

    Tipik olarak, cerrahi ardından, tek başına veya kemoterapi ile kombine edilmiş ışın tedavisi ile tedavi edilirler.

    Beyin Sapı Gliomları
    Beyin sapında yerleşmiş olan bu tümörler, çocukluk tümörlerinin %20’sini, erişkin tümörlerinin de yaklaşık %5’ini oluşturur.
    En çok, 3-10 yaş arasındaki çocukları etkiler ve çok düşük dereceli astrositomlardan daha hızlı büyüyen çok şekilli glioblastomlara dek değişiklik gösterir.
    Beyin sapı gliomları için genellikle cerrahi kullanılmaz; çünkü beyin sapı çok hassastır. Işın tedavisi bazen belirtileri azaltmada yardımcı olur ve tümör büyümesini yavaşlatarak hastanın ömrünü uzatır.
    Beyin sapı gliomları eşit oranda tehlikelidir; ancak düşük dereceli tümörlerin azalma/hafifleme periyotları çok uzun olabilir.

    Oligodendrogliomlar
    Nispeten nadirdirler; tüm gliomların %5ini temsil ederler ve en çok genç erişkinlerde beynin serebral yarımkürelerinde meydana gelirler.
    Düşük dereceli tümörler, cerrahi ile tedavi edilir. Yüksek dereceli tümörlere, cerrahinin ardından ışın tedavisi uygulanır; buna bazen kemoterapi de eklenir. Işın tedavisine orta düzeyde duyarlıdırlar.

    Ependimomlar
    Erişkin intrakranyal gliomların yaklaşık %5ini, merkezi sinir sistemindeki çocukluk tümörlerinin de %10unu oluştururlar.
    Oluşum oranları 5 yaşında ve 34 yaşında en yüksek düzeydedir.
    %85 civarı kanser yapmaz; çoğu sınırlandırılmıştır, yavaş büyüyen düşük dereceli tümörlerdir.
    Genellikle sadece ışın tedavisi uygulanır; bazılarının cerrahi olarak tamamen çıkarılması gerektiği halde, tamamen çıkarılamayanlara ışın tedavisi uygulanır.
    Gliom Olmayanlar
    Medullablastomlar veya Primitif Nöroektodermal Tümörler
    Çocukluktaki tüm beyin tümörlerinin %25ten fazlasını temsil ederler. Erişkinlere göre, çocuklarda daha çok meydana gelirler.
    Beynin alt kısmında (beyincik) başlarlar ve omurga veya vücudun diğer kısımlarına yayılırlar.
    Genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ile temizlenirler.
    Hızlı büyüyen tümörlerdir; ancak ışın tedavisine ve kemoterapiye çok hassastırlar.

    Meningiomlar
    Tüm birincil beyin tümörlerinin %27sidir ve erkeklere oranla kadınları daha çok etkileme eğilimindedir.
    Büyürken komşu beyin dokularını sıkıştırır; genellikle iyi huyludur ancak hayatı tehdit edebilir.
    Bazıları yavaş yavaş büyür; ancak bazıları da daha hızlı büyürler veya ani büyüme atakları yaparlar.
    Tekrarlayıp tekrarlamayacağı tahmin edilemez, düzenli takip ve taramalar önemlidir.

    Schwannomlar
    Genellikle iyi huyludurlar ve mümkünse cerrahi olarak çıkarılırlar.
    Sıkça rastlanan bir tipi (vestibular schwannom veya akustik nöroma olarak bilinir), sekizinci kafa sinirini etkiler. Bu sinir, denge ve işitme için önemli sinir hücreleri içermektedir. Bu tip, beynin bir veya iki tarafında büyüyebilir.

    Metastatik Beyin Tümörleri
    Akciğerler veya göğüs gibi, vücudun diğer kısımlarından gelen kanser hücreleri, kan yoluyla beyne ulaşabilir ve ikincil veya metastatik bir tümör oluşturmaya başlar. Metastatik beyin tümörleri gerçekte, birincil beyin tümörlerinden daha yaygındır. Tedavide genellikle cerrahi ve/veya ışın tedavisi kullanılır.

    Beyin Tümörlerinin Teşhisi
    Sizde beyin tümörü belirtileri varsa, doktor bazı testler yapmak isteyecektir. Beyin içindeki anormalliklerin tipini ve yerleşimini saptamak için kullanılan gelişmiş birkaç diyagnostik işlem bulunmaktadır.

    Merkezi Sinir Sistemi Tümörlerini Etkileyen Tahmini Etmenler
    Histoloji (hücre tipi)

    Hastanın yaşı

    Tümörün yerleşimi

    Fonksiyonel nörolojik durum

    Daha az önemli etmenler:
    Metastatik yayılım

    Tümör rezeksiyonunun büyüklüğü (cerrahi uygulanan hastalarda)

    Nörolojik Değerlendirme
    Hastaların ilk nörolojik değerlendirmeleri genellikle bir nörolog veya sinir cerrahı tarafından yapılır.
    Değerlendirmeyi yapan kişi, azalmış zihinsel işlev (örn. konsantre olamama, hatırlamada yetersizlik, aritmetik işlemleri veya basit işleri gerçekleştirememe), güçsüzlük, hissizlik, kas tonusunda yetersizlik, reflekslerde değişiklik ve görmede değişikliklerin işaretlerini arayacaktır.

    Görüntüleme
    Beynin anatomisini incelemek için, hastalara manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya bilgisayarlı tomografi (BT) uygulanacaktır.
    Tümörün özelliklerini daha iyi anlayabilmek için(Hızlı mı büyüyor? Sabit mi duruyor? Normal dokuya hücum etti mi? vb.), manyetik rezonans spektrometresi (MRS) ve pozitron emisyon tomografi (PET) gibi ilave taramalar da yapılabilir.

    Bu taramalar daha sonra her bir hasta için en uygun tedaviyi belirlemek amacıyla kullanılır.
    Biyopsi
    Eğer taramalardan net bir teşhis yapılamıyorsa, tümörün tipini tam olarak belirlemek için bir biyopsi yapılabilir.

    Lokal anestezi uygulandıktan sonra, tümörün küçük bir parçasını almak için kafatasındaki küçük bir delikten uzun bir iğne sokulur.

    Tümör örneği, tümörün tipini ve ne kadar agresif olabileceğini belirlemek için değerlendirilir.

    Biyopsiden elde edilen bilgi daha sonra, hasta için en uygun tedavinin ne olduğunu tespit etmek için kullanılır.

    Beyin tümörlerinin derecelendirilmesinde iki temel etken dikkate alınır: tümörü yapan hücrelerin türleri ve tümörün büyüme hızı. Ayrıca, hastanın yaşı da önemlidir; hasta ne kadar genç ise, hastalığın seyri o kadar iyidir. Daha az olarak, kanserli hücre türünün, büyüme hızının ya da hastanın yaşı kadar önemli olmasa da, çıkarılan dokunun miktarı da bir etkendir.

    Cerrahi düşünülüyorken, tümörün yerleşimi önemlidir; çünkü bazı alanların, yaşam kalitesi, yaşam beklentisi ve tedavi tipi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Genel sağlığın ve fiziksel durumun iyi oluşu, sonuçları öngörmede büyük rol oynar; daha genç hastalar daha iyi seyre sahiptirler.

    Beyin Tümörlerinin Tedavisi
    Eğer beyin tümörü kötü huylu ise, tedavi gereklidir. Burada, bazı tedavi seçenekleri sıralanmaktadır. Ayrıca, birçok klinik çalışma, hastaların yeni deneysel tedavilere ulaşmalarını sağlar.

    Cerrahi
    Tümör kütlesini ortadan kaldırmanın en doğrudan yolu, birincil tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır.
    Cerrah, genellikle bir kranyotomi yapacaktır. Bu operasyonda, beyne ulaşmak için bir parça kafa kemiğinin çıkarılmasıyla kafatası boşluğuna girilir. Çıkarılan kemik, cerrahi işlemin sonunda tekrar yerine takılır.

    Işın Tedavisi
    Işın tedavisi, kanserli çoğu beyin tümöründe başrol oynar.
    İyi huylu tümörler de büyümelerinin kontrol edilmesi için ışın gerektirebilirler.

    Cerrahi sonrası ışın
    Tümörün bütünü cerrahi olarak çıkarılmış gözükse de, çevresindeki beyin dokusunda mikroskopik tümör hücreleri kalır ve bunlar başka bir yere yayılabilir veya yeni bir beyin tümörü oluşturabilirler.
    Cerrahi kazıma sonrası uygulanan ışının amacı, kalan tümörün büyüklüğünü azaltmak, büyümesini durdurmak veya her ikisidir.

    Eğer tümörün tamamı güvenli bir şekilde çıkarılamazsa, çoğunlukla cerrahi sonrası ışın önerilir.

    Cerrahi uygun olmadığında ışın
    Cerrahi ile ulaşılamayan veya ışına özellikle cevap verdiği düşünülen niteliklere sahip tümörler için cerrahi yerine ışın kullanılabilir.

    Brakiterapi
    Tümörlere seçici olarak yüksek dozda ışın verme yöntemidir.
    Çoğunlukla metal taneler veya çubuklar şeklinde olan bağımsız radyoaktif kaynaklar, tümör veya tümör çukuru içine ya da yakınına yerleştirilir.
    Çoğunlukla bilgisayar yardımıyla radyoaktif kaynağı tam olarak yerleştirmek, sağlıklı dokunun ışına daha az maruz kalmasını ve tümörün aldığı ışının dozunun en yüksek düzeyde olmasını sağlar.
    Brakiterapi, cerrahi ve/veya kemoterapi ile bir arada kullanılabilir.

    Işın ve Kemoterapi
    Kemoterapiyi ışın tedavisi ile beraber kullanmak, yüksek düzeyli tümörü olan bazı hastalar için yararlıdır.
    Kemoterapi, bir veya daha fazla ilacı içerebilir ve döngüsel olarak verilmektedir (örneğin, 3 hafta boyunca günde bir kez, ardından, yeni hücreler yapmak için 1 haftalık dinlenme dönemi ).
    Kemoterapi, ağızdan, damardan, başka bir infüzyon yöntemiyle veya doğrudan beyne yerleştirilmiş bir tabaka şeklinde uygulanabilir.
    Gamma Bıçağı (Sterotaktik ışın tedavisi)
    Gamma bıçağı gerçekte, yüksek derecede odaklanmış, eni dar olan kobalt gamma ışını demetleridir.
    Cerrahiye karşı bir seçenek olan bu uygulama, bir kesiye gerek kalmadan, doğrudan beyin anormalliklerini tahrip eder.
    İyi ve kötü huylu tümörleri, metastatik tümörleri ve diğer vasküler yapı bozukluklarını tedavi etmek için kullanılmaktadır.
    Hastalarda yan etkiler daha azdır ve konvansiyonel cerrahiye göre iyileşme süresi daha kısadır.
    Cerrahi tipik olarak 30 dakika ve 3 saat arasında sürer ve hastaların çoğu aynı gün eve dönebilir.

    Tedavinin Yan Etkileri
    Beyin tümörü tedavisinin yan etkileri olabilir. Bazen yan etkiler ani olur veya birkaç gün içinde gelişebilir. Yan etkilerin ciddiyeti ilacın dozu veya tedavinin uzunluğu ile ilgili olabilir.

    Kemoterapi
    Kemoterapi ilaçları, hızlı büyüyen hücreleri öldürmek için yapılmıştır. Ancak, bu ilaçlar tüm vücutta dolaştıklarından, normal, sağlıklı hücreleri de etkileyebilirler. Sağlıklı dokunun hasarı, yan etkilere neden olur.

    Kemoterapiye yaşlı hastaların daha az iyi tahammül edip edemeyebilecekleri belirsizdir. Yaşlı hastaların kullandığı birçok ilaç ve başka tıbbi sorunlar gibi bazı durumlar, kanser tedavisini zorlaştırabilir. Ancak, bir çalışmaya göre, tıbbi komplikasyonları olmayan yaşlı kanser hastaları, genç hastalarla aynı seviyede toksisite ve fayda sağlayabilirler.

    Kemoterapi hızlı büyüyen hücreleri hedeflediğinden, saç kökleri, kemik iliği ve mide hücreleri gibi hızlı bölünen normal hücreler de etkilenir. Yan etki olarak, kellik, mide bulantısı, kusma ve ishal ortaya çıkar.
    Kemoterapi ayrıca, anemiye bağlı güçsüzlük, ateş ve enfeksiyona neden olur; çünkü bağışıklık sistemi ilaçlar nedeniyle zayıflamıştır.

    Işın Tedavisi
    Beyin tümörü için ışın tedavisinin yan etkileri, tümörün çevresindeki normal beyin dokusuna ışınımın yaptığı etkiyle ortaya çıkar.

    Işın tedavisinin ilk uygulamasından kısa bir süre sonra hastalarda baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, uyku hali, ateş ortaya çıkabilir ve tümörle ilişkili nörolojik belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tedavi ilerlerken gitgide daha hafif hale gelmelidir.
    Işın tedavisine başladıktan sonraki birkaç hafta ile birkaç ay içinde belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tümörün ilerlediğini gösterebilir. Nedenin tümör mü yoksa tedavi mi olduğunu saptamak için bu belirtileri bir süre boyunca gözlemlemek gereklidir.
    Işın tedavisinin özelliğine bağlı olarak, tedaviden aylar veya yıllar sonra geç dönem ışın etkileri gelişebilir. Yaşadığınız herhangi bir belirtinin bir kaydını almak veya bir günlük tutmak iyi olur; böylece belirtileri doktorla konuşabilirsiniz.

    Cerrrahi ve Diğer Tedaviler
    Cerrahi ve ışın, tümör çevresindeki beynin ödemine (şişlik) neden olabilir.
    Şişlik, çevreleyen beyin dokularında basınca yol açar ve baş ağrısı, uykusuzluk ve başka ciddi sorunlar yaratır.

    Bu sorunları önlemek için doktorunuz steroidler yazabilir.
    Kortikosteroid adıyla da bilinen bu steroidler, vücutta doğal olarak oluşan hormonlardır ve vücut geliştiricilerin kullandıkları “anabolik steroidler” den farklıdırlar.
    Steroidler, çoğu tümör tipinin hücrelerini öldürmek için pek az çalışır; ancak, baş ağrısı gibi bazı belirtileri hafifletebilir ve cerrahi veya ışın tedavisiyle ortaya çıkabilen daha fazla şişliği önler.

    Yan Etkilere Karşı Yapılabilecekler

    Yan Etki
    Destekleyici Bakım

    Kansızlık
    Kırmızı kan hücreleri oluşturan ajanlar

    Kellik (kalıcı veya geçici)
    Peruklar, türban, başlıklar, şapkalar

    Kan pıhtıları
    Kan incelticiler

    Kabızlık
    Yoğun lifli gıdalar, sıvı alımını arttırmak, laksatifler, gaita yumuşatıcılar

    İshal
    Düşük lifli gıdalar, yüksek proteinli besinler, sıvı alımını arttırmak, baharatlı veya bağırsakları rahatsız eden besinlerden kaçınmak, antidiyare ilaçları

    Ağız kuruluğu
    Şekersiz sakız, buz cipsleri

    Yorgunluk
    Enerjiyi korumak, işleri devretmek, sık sık kısa dinlenme aralıkları vermek, etkinlikleri öncelik sırasına koymak, iyi bir beslenme, yeterli kalori almak (Her gün, 450gr başına ortalama 15 kalori. Kilo kaybediyorsanız buna 500 daha ekleyin), günde en az 8 bardak su içmek, ek vitamin gerekli olabilir.

    Ateş/enfeksiyon
    Ateş için asetaminofen veya ibuprofen; enfeksiyon için antibiyotikler.

    İştah kaybı
    Daha küçük öğünler, beslenme ekleri, iştah arttırıcılar

    Ağız yaraları
    Alkolden (alkol içeren ağız temizleme suları dâhil), tütünden, tuzlu, şekerli, çok sıcak ve çok soğuk besinlerden uzak durmak

    Mide bulantısı veya kusma
    Antiemetikler