Etiket: Hasta

  • Komplikasyonlar malpraktis içersinde yer almalı mıdır?

    Komplikasyon adı verilen kavram tıp içersinde“oluşması muhtemel risk” olarak kullanılmaktadır. Yargılanma bir hukuksal kavramdır. Yargılanma olması için ise suç olmalıdır. Malpraktis ise “hatalı hekimlik uygulamaları” olarak kullanılan hukuksal bir terimdir. Malpraktisin söz konusu olması için ise hekimlik mesleğinin yanlış yapılması söz konusu olmalıdır. Malpraktisin değerlendirilebilesi için hekimlik mesleğinin anlaşılması ve bilinmesi gereklidir. Veya hekimlik mesleği uygulayıcılarına danışılması gereklidir. Yani hekimlik uygulamalarının doğru ve yanlış olduğunun değerlendirilmesi için tıp kitapları ve literatür ana belirleyicidir. Hukuk gerek komplikasyon mu? Yoksa değil mi kavramını çözmek içingerekse konunun malpraktis içine girip girmediğinin değerlendirilmesi için tıp kitaplarına ve literatüre ihtiyaç vardır. Her iki konuda tıp içersinde değerlendirilmesi gerekendurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Ancak bu konuda temel yanlışlık bir hastalığı tarifleyen tıp kitaplarına inancın çok yüksek olduğu kadar aynı kitapların komplikasyon olarak tariflediği durumlara inancın çok yüksek olmamasıdır. Hal bu ki her ikisini de belirleyen tıp bilmidir.Bur da bir çifte standart söz konusudur. Komplikasyon adı verilen kavram tıp bilmi içersinde varsa inanmak zorundasınızdır.

    Bu konuyla ilgili yazı yazanlara bakıldığında doktorların komplikasyonlar arkasına gizlendiğine inanlar olduğu kadar komplikasyonların toplum vicdanında açıklanamayacağına inananlar da vardır. Hangisine inanırsa inansınlar her iki grubunda insan nedir? ve komplikasyon nedir? neden oluşur ? kavramını bilmedikleri açıktır.

    İnsanı yapan kamyonu, arabayı,televizyonu yapan gibi bir insan değildir. İnsanların yaptığı tüm teknolojik aletleri yine insan yönetir. İnsanı ise kendisi yönetir. İnsanların yaptığı tüm teknolojik aletler birbirinin aynıdır. Ve cansızdır. İnsan ise farklı yapılar içerir. Metobolizmaları farklı farklıdır.

    İnsanı öldürüp tüm organlarını çıkartıp tekrar takıp kaldıramazsınız ancak insanların yaptığı tüm teknolojik aletleri söküp takıp tekrar çalıştırabilirsiniz. Tüm benzinli arabalara dizel yakıt koyduğunuz zaman tüm benzinli arabaların cevabı aynıyken İnsan için cevap farklı farklı olabilir. Kimi insan kırmızı et yiyemez, kimi insan balık yiyemez, kimi insan acı yiyemez gibi.Bu örnekler çok çok artırılabilir.

    Komplikasyon aslında insanın değişkenliğinden, bilinmezliğinden,tespit edilememesinden,gizliliğinden kaynaklanan bir durumdur. Tıp bilmi var oldukça olması zorunluluk olan bir durumdur. Bunlar ne demektir? Nasıl insan bilinemez,tepit edilemez, gizli olabilir.

    Bir bademcik ameliyatını ele alalım. Her yıl binlerce insan bademcik ameliyatı geçirmektedir. Bu hastaların %99 u sağlıklı bir şekilde ve sorunsuz yaşamaktadır.%1 inde ise sorunlar gelişmiş hatta geçirmektedir. Hatta bazıları ise hayatlarını kaybetmişlerdir. Hayatlarını kaybeden insanlar çevrçevesinden bakıldığında “yürüyerek gittiğimiz hastaneden ölüsünü çıkardık”, “basit bir bademcik ameliyatından insan öldü” “doktor adamı öldürdü” “bizim başımıza geldi başkasının başına gelmesin” gibi cümleler kullanılır. Ancak tıp çerçevesinden bakıldığında “komplikasyon” terimi kullanılır. Sonuçta bir ölüm vardır kimi çevreler bunu toplum vicdanına sığmayacağını belirtir. Kimi çevreler ise doktor komplikasyon arkasına gizleniyor diyebilir. Aslında bunun gibi yargılarda bulunanların hepsi hekimin cezalandırılmasını istemektedir. Peki neden?

    Hekimin cezalandırılması, hatta ölmesi kime katkı sağlayacağı meçhul bir durumdur. Aslında bu durum hekim içinde her gün her an yaşayacağı, korkacağı çekineceği bir travmadır aslında.Şimdi örnekteki olayı 2 yönden ele alalım;

    Bademciği oluşturan hekim değildir. Bademciğin alınmasının belirli nedenleri vardır. Sık tekrarlayan sinüzit, sık tekrarlayan kulak iltihapları, akut eklem romatizmasının varlığı, solunum problemlerinin olması gibi gibi. Bunları yapanda hekim değildir. Hekim bedemcik ameliyatı olmasını önerendir. Ameliyatı bana olacaksın diye zorlamaz, ilada olacaksın demez. Karar verici hasta ve yakınıdır. Hekim bu hastayı ameliyat etse de hekimdir. Etmese de hekimdir. Hekimin buradaki amacı kendi bilgileri, görgüleri doğrultusunda hastaya yardımcı olmak istemektir. Yani hekim kendisinin yol açmadığı bir durum için hastaya yardım edendir. Hasta veya yakını karar verir ameliyat olunur. %99 insan Allah Razı olsun diyecek %1 insan ise Allah Belanı versin diyecektir. Hastada problemler geliştiğinde hatta kaybedildiğinde problemler başlar. Artık “ameliyatı yapan kötü hekimdir.Hastasını öldürendir. Hal bu ki %99 insan Allah Razı olsun demektedir. Şimdi neden ölüm olmuştur? Veya neden sorunlar gelişmiştir soruları sorulacaktır? Veya neden ameliyat edilmiştir? Ameliyat olmasaydı olmazmıydı? Soruları gündeme gelecektir.

    Hekim çerçevesinden bakıldığında belki yüzlerce binlerce yapmış olduğu ameliyatta böyle bir problem yaşamasa da yaşayan olmuştur. Ancak var olan durum karşısında kendini yargılayacak ve vicdanıyla hesaplaşacak, şöylemi yapsaydım, nerde hata yaptım diyecektir. Ama ne yaparsa yapsın cevaplarını bulamıyacaktır. Çünkü meteryal canlı, tepkileri farklı farklı, anatomileri farklı farklı, metabolizmaları farklı farklı, algıları,istekleri farklı farklı olan insandır.

    Çünkü bademcik denilen rahatsızlık farklı farklıdır. Özellikleri farklı farklıdır. Damarsal yapıları farklı farklıdır. Damarların boyutları farklı farklıdır. Komşulukları farklı farklıdır. Kişilerin pıhtılaşma özellikleri farklı farklıdır. Var olan enfeksiyonların durumları ve şiddetleri farklı farklıdır. Tüm güvenlik önlemlerini alsanız dahi çok iyi cerrah olsanız dahi bu faktörleri yönetemeyeceğiniz açıktır.

    Şimdi tersini düşünelim. Risk varsa ameliyat yapılmasın. O zaman da tekrarlayan sinüzit atakları sonucu beyin apsesi geliştiğinde, sık akciğer enfeksiyonları geçirip akciğer hastası olduğunda, tekrarlayan orta kulak iltihapları nedeniyle duyma kaybolduğunda, akut eklem romatizması nedeniyle böbrek ve kalp kapak hastası olduğunda ne yapacaksınız.

    Tıp biliminin bir özelliği vardır. Her yaptığınız uygulamada az veya çok risk vardır. Eğer bir hastaya tedavi uyguladığınızda ortaya çıkabilecek risk tedavi uygulamadığınızda ortaya çıkabilecek riskten düşükse tedavi uygulamak kazançtır. Yani tıp bilmi risklerin dengesidir. Risksiz bir tıp bilmi söz konusu değildir.

    Şimdi de hekim bu ameliyatı yapmakla ne kazanacaktır? Sorusuna cevap arayalım.Düz mantıkla cevaplanacak. Sesi duyar gibi oluyorum para. Ne kadar kazanacaktır? Örneğin 100 lira. Eğer bu ameliyattan sorunlu çıkarsa ne kadar kaybedecektir. 25.000 lira. Yani bu hekimin 250 tane bademcik ameliyatı yapması lazım ki bu parayı kazanabilsin. 250 tane ameliyattan da tekrar sorunlu olanın çıkmayacağının da garantisi yoktur. Suçlu çıkarsa ki bu bedel çok daha ağır olacaktır.

    Şimdi gelinen nokta tıp bilmi için bu olmuştur maalesef. 2 grup hekim camiası gelişmiştir artık 1.grup tıp bilminin gereklerini yapmaya çalışan 2.grup ise kendini korumaya alan. Maalesef her geçen gün 1.grup tıp bilminin gereklerini yapmaya çalışan grup hızlı bir şekilde küçülmeye başlamıştır. Ve böyle giderse hiç kalmayacaklardır.

    Tıp bilmi yapılan uygulamalarla ve cezalandırma yöntemleri ile bilir bilmez yorumlarla yıpratılmaya devam etmektedir. Esas sorun tıp biliminin uygulayıcıları ile yasal uygulayıcılar arasında ayıklamayı yapacak mercilerin olmamasıdır. Yani tıp bilimini bilen yasal uygulayıcıların yokluğudur. Bu sorun tıp biliminin siyasal olarak kullanılmasına izin vermektedir. Sorun halbuki ağırdır. Gelecek risk altındadır. Sağlıksız, gereği yapılmayan uygulamalarla yıpranmış bir toplum bizi beklemektedir. Bu nedenle tıp bilimi çatışı içinde yasal uygulamalar çatısı içinde olmalıdır. Yasal uygulamalar bilmin uygulanmasında hata art niyetvarsa devreye giren olmalıdır. Yoksa tıp bilmi içersinde yüzyılların birikimleri ile oluşan bilgi bankaları,literatürlerin,tüm kitapların komplikasyon dediği kavramlar üzerinde olmamalıdır.

    Bu makalenin özeti gelişen komplikasyonları yasal uygulayıcılar malpraktis içine alırlarsa tıp bilminin ülkemiz için yok olma noktasına geleceğinin unutulmamasıdır.

  • İntrakranial anevrizmanız var mı?

    İntrakranial anevrizmalar normal popülasyonda herhangi bir nedenle yaşamını yitiren bireylerin yapılan otopsilerinde %3-5 oranında tespit edilmiştir. Ancak bu kadar sık görülmesine karşı bu anevrizmaların kanama oranı 13-15/100 000 dir. Yani mevcut olan bu anevrizmaların çok az bir kısmı kanamaya (beyin kanaması-subaraknoid kanama) meyillidir.

    Ancak anevrizmaya bağlı oluşan beyin kanamaları maalesef çok benign seyirli değildir. Bu tip hastaların %30-35’i kanamayı takiben kaybedilir, %30-35′ ise tüm tıbbi ve cerrahi müdahalelere rağmen ciddi nörolojik sekel bırakacak şekilde yaşamlarını devam ettirmek zorunda kalırlar. Ancak %30 luk bir hasta popülasyonu tüm yapılan tıbbi ve cerrahi müdahaleler sonrası normal yaşamlarına dönerler.

    Yüz kişiden 3-5 kişinin taşıdığı ne zaman patlıyacağı belli olmayan bir saatli bombayı kafasının içinde kim taşımak ister sorusuna ise cevap herhalde hiçkimsedir.

    İntrakranial anevrizmaların tespiti yani daha bulgu vermeden kanama yapmadan evvel tespiti öncelikli bir koruyucu tedavi yöntemi olmalıdır.

    Anevrizmaların tespiti ise şimdi noninvaziv ve herhangi bir radyasyona maruz kalmadan %95 otanında bir güvenilirlikle İntrakranial MR angiografi görüntüleme ile yapılabilir.

    Ayrıca Aorta koartasyonu, polikistik böbrek hastalığı, Mukopolisakkaridozlar, Fibromuskuler Displazi gibi hastalıklarda anevrizma görülme sıklığı çok yüksek olduğu için bu grup hastalarda 3 yılda bir MR angiografi ile kontrol önerilir ve eğer anevrizma tespit edilirse yıllık veya 6 aylık MR angiografi ile takibi yapılarak büyüdüğü tespit edildiğinde veya daha evvel de (ilk tespit edildiği zaman) müdahale edilebilir.

    Normal popülasyonda MR angiografi ile tespit edilen anevrizmaların çapı 5mm den büyükse müdahale edilebilir veya takibe alınabilir. Eğer anevrizmanın büyüdüğü veya 9-10 mmden büyük olduğu tespit edilirse buna müdahale etmek en akılcı yöntemdir.

    TÜM BU SORULARIN CEVABINI ÇEKİLECEK BİR İNTRAKRANİAL MR ANGİOGRAFİ İLE BULMAK VE GEREĞİNİ YAPMAK MÜMKÜNDÜR!

  • Serebral anevrizma nedir ?

    Anevrizma bir kan damarının duvarında genişleme ya da balonlaşma yapmasına ve ince duvarlı bir kabarcık veya kesecik meydana gelmesine neden olan zayıf bir bölgedir. Anevrizmalar vücudun herhangi bir yerindeki damarların hepsinde meydana gelebilirler. Serebral anevrizmalar beyindeki damarlarda oluşan anevrizmalardır. Anevrizmalar bazen o kadar zayıf noktalara sahip olurlar ki bu-ralardan tıpkı balonların patlaması gibi yırtılır ve kanarlar.
    Anevrizma: Kan damarlarında ince duvarlı bir kabarcık veya balonlaşma oluşmasına neden olan damar duvarlarındaki zayıflıklardır.
    Serebral:Beyin ile ilgili
    Stent:Damar içerisine yerleştirilen özel olarak tasarlanmış, genişleyebilen bir tüptür. Stent bir yapı iskelesi gibi damar duvarına bir destek oluşturur. Geniş boyunlu anevrizmalarda stentler anevrizma boynuna koili içerisinde tutabilmek amacıyla yerleştirilirler. Aynı zamanda, içine stent konulmuş olan bir damarda içerisinden kanın geçmesini ve akmaya devam etmesini de sağlarlar.
    Bir Anevrizma İçin Risk Faktörleri Nelerdir?
    Anevrizmalar sıklıkla 35-60 yaş arasındaki insanlarda fakat daha sıklıkla kadınlarda ortaya çıkmaktadır. Anevrizmalar sıklıkla infeksiyonlardan, beyin damarlarına hasar veren ilaçların kullanılmasından (amfetamin veya kokain) veya beyinde olan bir yaralanmadan dolayı oluşurlar. Nadir durumlarda anevrizmalar bazı damar hastalıklarına bağlı olarak, örneğin fibromüsküler displazi denilen bir rahatsızlığa bağlı da olabilirler. Yine aynı zamanda anevrizma oluşumuna bir eğilim ailede de var olabilir.
    Bir Anevrizmanın Semptomları Nelerdir?
    Küçük ve yırtılmamış bir anevrizmanın sıklıkla bir semptomu da yoktur. Daha büyük anevrizmalar yandaş oluşumlara baskı oluşturmaya başlarlar ve bölgesel ağrılar ile baş ağrıları ortaya çıkar. Anevrizma büyüdükçe beyine olan baskılar artacağından hasta görme problemleri, kol veya bacaklarda his kaybı, güç kaybı, hafıza problemleri, konuşma problemleri veya nöbetler ile karşı karşıya kalabilir.
    Amfetaminler: Merkezi sinir sistemi uyaranlarıdırlar. Enerjiyi artırır ve iştahı azaltırlar. Narkolepsi ve bazı depresyon formlarının tedavilerinde kullanılmışlardır.
    Kokain: Kakao bitkisinin yapraklarından üretilen ve bazı beyin kimyasallarının hızla ancak kısa bir süre için aktivitesini artıran güçlü bir uyarandır. Etkileri arasında öfori, yerinde duramama, heyecan veya iyi hissetme vardır.
    Fibromüsküler Displazi: Sıklıkla FMD diye bilinen fibromüsküler displazi bir veya daha fazla arterin duvarlarında anormal hücrelerin büyümesine neden olur. Sonuçta daralmalar (stenoz) oluşur. Eğer arterde kan akımını azaltmaya yetecek kadar daralma meydana gelirse anevrizma gelişebilir.
    Tüm Anevrizmalar Aynı Mıdır?
    Anevrizmalar değişik ölçülerde olabilirler.
    10 mm.den küçük anevrizmalar küçük olarak değerlendirilirler.
    10-20 mm arasında olanlar büyük anevrizmalar olarak değerlendirilirler
    20 mm.den büyük anevrizmalar dev anevrizmalar olarak adlandırılırlar.
    Anevrizmalar şekil olarak da değişiklikler gösterirler. Bazı örnekler vermek gerekirse:
    -Sakküler (çanta gibi) dar boyunlu anevrizmalar. Bunlar berry anevrizmaları olarak da bilinirler çünkü bunlar bir arterin kenarından büyüyen kirazlar gibi görüntü verirler; Dar anevrizma boynu kirazın sapı gibi görünür.
    – Geniş boyunlu sakküler anevrizmalar. Bu tür anevrizmalarda boyun kısmı en az 4 mm geniştir veya anevrizma başlangıç noktasından tepesine kadar olan uzunluğun en az yarısı kadar genişliğe sahiptir.
    – Fuziform (İğ şekilli) anevrizmalar: Kesin bir boyunları yoktur.
    Son olarak anevrizmalar yerleşim olarak da beynin farklı bölgelerinde oluşabilirler. Çoğunlukla beynin derinlerindeki merkeze yakın, bazen biraz önde gözlere yakın (anteriyor dolaşım) veya hafifçe başın arka (posteriyor dolaşım) bölgesine doğru oluşurlar. Bazı insanlarda birden fazla anevrizma beynin farklı bölgelerinde görülebilir.
    Anevrizmaların boyutları, şekilleri ve yerleşimleri ne kadar yırtılma ve kanamaya meyilli olacakları konusunda etkilidirler. Anevrizmalar küçük ve daha düzenli bir yapı gösterdiklerinde kanamaya daha az eğilimlidirler.
    Anevrizma Rüptürü (Yırtılması) Nedir?
    Anevrizmalardan konuşurken yırtılmış veya yırtılmamış terimlerini duyuyor olabilirsiniz. Yırtılma tıpkı bir balonun patlamasında olduğu gibi anevrizmanın ince duvarlı kısmından yırtılarak açılmasıdır ve bu da kanın komşuluğundaki yakın alana dağılmasına neden olur. Bu şekildeki bir kanamaya hemoraji denilir.
    – Serebral bir anevrizmadan kanın bu şekilde beyin içerisinde dağılmasına hemorajik inme denir. Bu son derece ciddi durumun bulguları kol veya bacak güçsüzlüğü veya felci, konuşmada veya anlamada problemlerin ortaya çıkması, görme bozuklukları veya nöbetler tarzında olabilir.
    – Hemorajik bir inmeyi takiben beyinde kalıcı bir hasar veya ölüm riski mevcuttur ancak yine de bazı hastalar son derece hafif bulgularla da bu durumu atlatabilirler. Eğer yırtılmış bir anevrizma tedavi edilmezse her zaman devam eden yeniden bir kanama riski mevcut olacaktır.
    Bir anevrizma kanadığı zaman kalıcı nörolojik problemlerin oluşma riski vardır. Bazı insanlarda hafif etkiler olabilir. Eğer yırtılmış anevrizma tedavi edilmezse devam eden yeniden kanama riski her zaman olacaktır.
    Hemorajik inme: Kanın serebral bir damardan doğrudan beyin içerisine geçmesi.
    Rüptür: Bir dokunun yırtılması
    Bir anevrizmanın rüptürüne neden olabilen bazı risk faktörleri aşağıdaki gibidir:
    – Büyük anevrizma
    – Yüksek kan basıncı
    – Sigara içimi
    – Aşırı alkol tüketiyor olmak
    – Aile Hikayesi
    – Madde bağımlılığı
    Serebral Bir Anevrizmanın Bulguları Nelerdir?
    Küçük, yırtılmamış bir anevrizma genellikle semptom vermez.
    Daha büyük, yırtılmamış anevrizmalar genişledikçe yakınlarındaki beyin alanlarına veya sinirlere giderek artan bir bası yapmaya başlarlar. Bu bası lokal (mevzii) ağrılara veya baş ağrılarına yol açar. Yine anevrizmanın beynin neresinde olduğuna ve hangi alanlara bası yapmaya başladığına bağlı olarak hastalarda görme ile ilgili problemler, kol veya bacaklarda his kayıpları, kuvvet kayıpları, hafıza problemleri, konuşma problemleri veya nöbetler ortaya çıkabilir.
    Eğer bir anevrizma yırtılırsa kişi genellikle ani, ve yaşayanların tarifiyle “hayatlarındaki en kötü baş ağrısı!” şeklinde başağrısı hisseder. Baş ağrısına bulantı, kusma, ense sertliği, bulanık ya da çift görme, ışığa hassasiyet veya duyuların kaybı eşlik edebilir.
    Geniş Boyunlu Anevrizma Nedir?
    Geniş boyunlu anevrizma (anevrizmanın tabanındaki açıklıkta) en az 4mm genişliğinde boynu olan veya anevrizmanın en yüksek tepesine olan uzunluğun en az iki katı kadar genişliğe sahip boynu olan anevrizmalardır.
    Bir Anevrizma Nasıl Teşhis Edilir?
    Serebral anevrizmaların tanısında bilgisayarlı tomografik anjiyografi denilen bir test kullanılır. Bu test beyin içerisindeki serebral kan damarlarını ortaya koyar. Hasta kayan bir masa üzerinde yatar ve büyük bir yüzüğe benzeyen bilgisayarlı tarayıcıya doğru hareket eder. Röntgende damarların daha iyi görülebilmesi için damardan bir boya maddesi verilir. Kan damarlarının bir seri röntgen görüntüsü anormallikleri, örneğin kan damarında bir anevrizma gibi, ortaya çıkarabilmek adına alınır.
    İkinci bir görüntüleme yöntemi ise Manyetik Rezonans Anjiyografidir. Hastalar bir manyetik rezonans tarayıcı içerisine doğru hareket eden bir masa üzerinde yatarlar ve kan damarları bir anevrizmanın varlığını araştırmak üzere görüntülenirler. Bu iki tarama testinin ikisi de serebral anevrizmaların 3-5 mm.den büyük olanlarının pek çoğunu tanımada son derece faydalıdırlar.
    En güvenilir test ise tanısal serebral anjiyogramdır. Bu test doktorun beyin içerisindeki damarlara ve kan akımına doğrudan bakmasına olanak verir. Bu testte hasta bir röntgen masasında yatar durumdadır. Bacakta bulunan bir kan damarından küçük bir damar yolu kateteri yerleştirilir ve bo-yunda bulunan ve beyine giden her iki boyun damarına kadar ilerletilir. Damarların röntgende güzel görüntülenebilmeleri için kontrast bir boya röntgen filmleri çekilmeden önce kateterden enjekte edilir.
    Kompüterize Tomografik Anjiyografi: X ışınları kullanan ve vücudun belli bölgelerinin görüntülerini değişik açılardan alarak yeniden kesitsel görüntü haline getiren tanı koydurucu bir testtir.
    Manyetik Rezonans Anjiyografi: Radyo dalgaları ve manyetik alanın kullanıldığı, vücudun iç dokularının bilgisayarda yeniden oluşturulduğu bir işlemdir.
    Boya bir kateterden verildiği için bu test diğerlerine göre konforu biraz daha az ve biraz daha invazif (girişimsel) bir testtir. Ancak, serebral anevrizmaların tüm boyut ve tiplerdeki anevrizmalarının yakalanmasında ve tanımlanmasında en güvenilir yöntemdir. Herhangi bir tedavi planlanmadan önce tanısal serebral anjiyogram tedaviye giden yol haritasının hazırlanması amacıyla mutlaka gerçekleştirilecektir.
    Eğer Bir Anevrizma Oluşmuşsa Diğerleri de Oluşur Mu?
    Bir anevrizmanın varlığı %15-20 oranında bir ya da daha fazla sayıda anevrizma olma olasılığını artırmaktadır.
    Yırtılmamış Bir Anevrizmanın Semptomları Nelerdir?
    Küçük anevrizmaların genellikle semptomları yoktur. Anevrizma büyüdükçe, baş ağrılarına veya lokalize (mevzii) ağrılara neden olur. Eğer bir anevrizma çok büyürse normal beyin dokusu veya yandaş sinirlere bası yapabilir. Bu bası görmede zorluklara, kol veya bacaklarda his ve kuvvet kayıplarına, hafıza ve konuşma problemlerine veya nöbetlere yol açabilir.
    Ne Tedaviler Var?
    Günümüzde serebral beyin anevrizmaları için temel olarak üç çeşit tedavi yöntemi mevcuttur: ilaçlar, nörocerrahi veya nörovasküler girişim. Her kişi için önerilecek tedavi yöntemi pek çok faktöre bağlıdır. Bunlar arasında anevrizmanın boyutları, yapısı ve yerleşimi, anevrizmanın yırtılmış veya yırtılmamış olması ve hastanın kendi durumu sayılabilir.
    Kontrast Boya (X-ray Boyası): X ışınları (Röntgen) altında opak olan ve vücudun iç yapılarının görünmesini sağlayan madde.
    Tanısal Serebral Anjiyogram: Beyin damarlarıyla ilgili anormallikleri ortaya çıkarmak amacıyla yapılan bir testtir. Anevrizma varlığını ortaya çıkarmak amacıyla da kullanılır. Bu test kasıktan damara yerleştirilen bir tüpün (kateter) rehberliğinde boyun damarlarına kon trast (boya) verilmesi ve kan akımının gözlenmesi ile gerçekleştirilir.
    Medikal Tedavi:
    Anevrizmaların tümü girişimsel tedavi gerektirmezler. Eğer bir anevrizma küçük, yırtılmamış ve bulgu vermiyorsa hekim girişim yerine yüksek kan basıncı gibi risk faktörlerini azaltmaya yönelik bir ilaç tedavisi verebilir. Düzenli kontroller kan basıncının ve diğer medikal durumların kontrolu açısından gerekli olacaktır.
    Nörocerrahi:
    Bir anevrizmayı tamir etmek amacıyla yapılan nörocerrahi kafatasında bir aralık oluşturmak, beyinin dokularını nazikçe aralayarak anevrizmayı ortaya çıkarmak ve anevrizma boynuna bir klip koymaktan ibarettir. Klip anevrizma boynuna bası yaparak onu kapatır ve kan akımının anevrizma içerisine girmesini önler.
    Cerrahi sırasında hastaya genel anestezi uygulanır. Eğer cerrahi sırasında veya sonrasında herhangi bir komplikasyon olmamışsa hastaların çoğu hastanede 4-6 gün kadar kalır ve birkaç hafta veya ay içerisinde tamamen iyileşmiş olur.
    Nörovasküler Girişim:
    Nörovasküler girişim anevrizmaya vücutta bir damar içerisinden ulaşmayı ve içine kan girmesini engellemek üzere anevrizma içerisinin bir materyal ile doldurulmasını ifade etmektedir.
    Nörovasküler girişim sırasında hasta bir röntgen masasında yatmakta ve floroskop denilen bir makine ile görüntüler alınmaktadır. Özel bir boya damar içerisindeki mikro kateterlerden verilmek suretiyle doktorun anevrizmayı görmesi sağlanır ve tıbbi araçlar kafatası açılmadan bu anevrizmaya yönlendirilir.
    Eğer işlemden sonra herhangi bir yan etki veya komplikasyon yok ise hastalar hastanede bir ya da iki gün kadar kalırlar ve bir hafta içerisinde tamamen iyileşmiş olurlar.
    Koil Embolizasyon İşlemi
    Bu yöntem bir tür nörovasküler girişim uygulamasıdır. Anevrizmanın içerisini doldurmak için kullanılan değişik materyaller vardır. En sık kullanılanları koillerdir- uzun çok ince, kıvrılmış tel huzmeleri, gitar teline benzerler ancak telefon kabloları gibi esnektirler.
    Bir koil embolizasyon işleminde hekim bunlardan birkaç tanesini doluncaya kadar bir bir anevrizma içerisine yerleştirir. Bu koiller anevrizma içerisinde kalırlar ve etraflarında kan pıhtılaşarak içeriyi doldurur ve böylece anevrizma içerisine artık daha fazla kan giremez. Vücudun doğal bir tepkisi nedeniyle bu koiller etrafında emboli oluştuğundan işleme koil embolizasyon adı verilmektedir.
    Bu işlemde hekim hastanın iç uyluk bölgesinde minik bir kesi veya iğne girişimi ile bacağa giden büyük damara bir tüp (kateter) yerleştirir. Bu tüp bir kateter kılıfıdır. Daha sonra bu kılıf içerisinden ince bir kılavuz tel ilerletilir. Bu tel metal olduğundan hekim bu teli röntgen ekranından (floroskopi) görebilir ve bunu beyine ve oradaki anevrizmaya kadar yönlendirebilir.

  • Epilepsi nedir ?

    EPİLEPSİ NEDİR?

    Epileptik nöbet, beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Epilepsi, halk arasında “Sara hastalığı” olarak bilinir.

    Basitleştirilmiş şekliyle epilepsi nöbeti kısa süreli beyin fonksiyon bozukluğuna bağlıdır. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur.

    Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır. Epilepsi hastalığının toplumdaki yıllık eklenen hasta oranı 45/100000 civarındadır. Ayrıca yaklaşık 20 kişiden birinde yaşam boyunca bir kez nöbet görülebilir ve bu kişilerde daha sonra nöbet tekrarlamayabilir.

    Hastaların yaklaşık yarısında belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; gebelikte olabilen beyin gelişme problemleri, doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir.

    Nöbetin nedeni tümör yada başka bir hastalık değilse, epilepsinin ilerlemesi söz konusu değildir, bazen yaşla birlikte nöbet sıklığı da azalabilir.

    Epilepsi nöbetleri, çoğu zaman insana çok uzun sürüyor gibi gelse de 1-3 dakika içinde kasılmalar biter ve hastalar belli bir süre sonra nöbet öncesindeki normal aktivitelerini kazanırlar.

    Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Epilepsili kişinin hastalığının başkaları tarafından bilinmemesi için bir neden yoktur. Yakın arkadaşlarınız, akraba ve komşularınız, öğretmeniniz hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Epileptik kişi nöbetleri iyi kontrol edildiğinde, iyi yaşayabilir, eğlenebilir, çalışabilir ve toplumun aktif bireyi olabilir.

    Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Epilepsili kadınlara planlı gebelik önerilir, bu nedenle gebe kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların çocuk üzerine değişik etkileri nedeniyle; gebelik öncesi nöbetlerin tipine ve durumuna bakılarak uygun ilaç ve dozu doktor tarafından düzenlenmelidir.

    NÖBET TİPLERİ

    Epilepsi nöbetleri, değişik tiplerde olabilir. Nöbetler; büyük (genel, jeneralize tonik-klonik, Grand mal, sadece yüz, kol yada bacakta kasılma (basit parsiyel) veya anlamsız konuşma ve davranışlar ile karakterize (kompleks parsiyel)) nöbetler şeklinde ortaya çıkabilir.

    Kompleks parsiyel nöbetler basit parsiyel nöbetlerin farkı, basit parsiyel nöbetlerde bilincin tümüyle açık olmasıdır. Sık rastlanan belirtiler; ani korku, daha önce olmuş bir olayı olmamış olmamış gibi veya olmamış bir olayı olmuş gibi hissetme (deja-vu, jamais-vu), daha önce tanımadıklarını tanırmış gibi, tanıdıklarını tanımazmış gibi hissetme, hoş olmayan kokular ve tadlar, mideden yukarı doğru yükselen tarifi güç, hoş olmayan bir his (aura), başın çevrilmesi, kolun yukarı kalkması, kol ve bacaklarda sıçrayıcı, kasılıp gevşeme şeklinde hareketler olabilir.

    Ayrıca kısa süreli (5-20 saniye), gözlerini dikip sabit bakma, bu anda cevapsızlık şeklinde, kasılmasız dalma nöbetleri (absans) ile; özellikle sabahları uykudan uyandıktan sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve kollarda sıçrama-atmalar tarzında myoklonik nöbetler de olabilir.

    EPİLEPSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Epilepsi tanısında en önemli nokta; nöbetler hakkında verilen bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin doktor tarafından dinlenmesi gerekir. O nedenle birisi nöbet geçirdiğinde nöbet hakkında notlar almak hatta video çekmek çok yarar sağlar. Genel fizik ve nörolojik muayene yapıldıktan sonra başvurulacak ilk labaratuar inceleme aracı; elektroensefalografi (EEG) dir. Bu tetkik, saçlı deriye elektrotlar yapıştırılarak beyin dalgalarının kaydedildiği bir yöntemdir.

    Normal EEG epilepsi olmadığını göstermez ve anormal EEG de her zaman epilepsi demek değildir. EEG tetkiki kısa süreli, dinamik bir tetkik olduğundan çekim sırasında herhangi bir anormallik ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle; tanıya yardımcı olmak amacı ile tekrarlayan ya da uykusuzluk/uyku EEG çekimleri yapılabilir. Epilepsi hastalığı tanısının konulmasında en önemli tetkik EEG’dir. Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve magnetik rezonans incelemesi (MRI) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ortaya konmasında yardımcı olabilir.

    EPİLEPSİ TEDAVİSİ

    Epilepsi ilaçla ya da cerrahi olarak tedavi edilebilen, çoğu hastada (%70-75) tek ilaçla nöbetlerin kontrol altına alınabildiği bir hastalıktır. Epilepsili hasta ilacını kullanarak aktif bir yaşam sürebilir. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar; hastanın yaşına, fiziksel durumuna ve nöbet tipine göre uzman doktor tarafından verilmelidir. Bilinçsizce kullanılacak ilaç, nöbetleri önlemediği gibi istenmeyen yan etkilere de neden olabilir.

    Eğer tedaviyle nöbetler birkaç yıl (hastanın durumuna göre 2-4 yıl gibi) arka arkaya görülmezse, doktor kontrolünde ilaçların azaltıp kesilmesi denenebilir. Ancak ilaç kesiminden sonra nöbet tipine göre değişmekle birlikte hastaların dörtte birinde nöbetlerin tekrarlama riski olduğu bilinmelidir. Nöbetler tekrarlamazsa tedaviye son verilir, tekrarlarsa tedaviye yeniden başlanır. İlacın kesilmesi, mutlaka hastayı izleyen doktor tarafından karar verilmesi gereken önemli bir konudur.

    EPİLEPSİ’DE CERRAHİ TEDAVİ

    Epilepsi cerrahisi, nöbetleri (bayılmaları) ilaçlar ile kontrol altına alınamayan hastalarda uygulanabilecek olan bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi yönteminin uygulanmaya başlanması yüzyıl öncesine kadar dayanmaktadır, fakat epilepsi cerrahisinin güncel bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaya başlanması 1980 ve 90’lardan sonra artış göstermiştir.

    İlaç tedavisinin dirençli bu hasta grubunun bir kısmında cerrahi tedavi uygulanabilir. Genel olarak ilaca dirençli olan hastaların %50’sine epilepsi cerrahisi uygulanabilir. Cerrahi tedavi ile nöbetler ya tamamen ortadan kalkmakta ya da nöbetlerin sıklık ve şiddetinde önemli derecede azalma sağlanmaktadır. Cerrahi tedavi uygulanacak hastalar devam eden nöbetleri ile birlikte kullandıkları yüksek dozdaki ilaçların kabul edilemeyen yan etkileri yüzünden “düşük yaşam kalitesi” olan hastalardır. Bu durumlardaki hastalara cerrahi tedavi şansı tanınabilir ve cerrahi öncesi incelemelere alınabilir.

    Cerrahi tedavi için nöroloji uzmanına başvuran veya sevk edilen hastalar mutlaka ameliyat olacak demek değildir. Hastaların önce haftalar süren bir takım cerrahi öncesi incelemelerden geçmesi ve uygulanacak cerrahi yöntemin tartışılması gerekir. Bundan sonra hastanın iyi bir aday olup olmadığı ve başka tedavi planlarının yapılmasına karar verilebilir.

    Cerrahi tedaviye karar vermeden önce hastanın nöbetlerinin tıbbi tedaviye dirençli olduğunun gösterilmesi gerekir. Bu nedenle, en az 2-3 uygun antiepileptik ilacın tek tek ve beraber yeterli dozda ve sürede kullanılması sağlanmalıdır. Bu ilaçların nöbetleri kontrol edinceye kadar veya kabul edilemeyen doza bağlı yan etkiler gelişinceye kadar tedrici olarak arttırılması gerekir. Nöbetlerinin nedeninin beyinde tümör, damarsal anormallik gibi yapısal bozukluğa bağlı olduğu hastalarda, cerrahi tedaviye daha erken karar verilebilir.

    Başlıca üç tipte epilepsi cerrahisi yöntemi vardır. İlki ve tercih edileni epileptik odağın kendisinin çıkarılmasıdır. Diğeri ise nöbet yayılım yollarının kesilmesi yoluyla nöbetlerin yayılmasını, sıklık ve şiddetini azaltmaya yönelik olan cerrahi yöntemidir. Üçüncü yöntem ise, vagal sinir stimulasyonudur.

    Nöbetlerin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik olan rezektiv cerrahi yöntemleri, parsiyel başlangıçlı nöbetleri olan yani nöbetleri belirli bir odaktan başlayan hastalara uygulanır. Epileptik odak beynin tek tarafında ve nispeten zararsız yerinde ise yani ameliyattan sonra hareket kabiliyeti, bellek, konuşma, görme gibi önemli bilişsel fonksiyonları bozulmayacaksa çok gecikmeden cerrahi yöntem belirlenmelidir. Bu karar ancak cerrahi öncesi incelemeler sonrası verilebilir. Cerrahi öncesinde nöroloji uzmanı, beyin cerrahisi uzmanı, radyoloji ve nöropsikoloji, psikiyatri uzmanlarından kurulu ekip tarafından uygulanan testler sonucu hastanın bu tip cerrahiye uygun olup olmadığına karar verilir. Bu ekibe ve teknik donanımlara sahip merkezlerde epilepsi cerrahisi yapılmalıdır.

    Cerrahi planlanan hastaların çoğunluğunda noninvaziv denilen Evre 1 incelemelerden sonra cerrahiye karar verilebilir. Bu incelemeler hastanın nöbet öyküsünü, fizik ve nörolojik muayenelerini, radyolojik görüntüleme incelemelerini, nöropsikolojik testlerini, psikiyatrik muayenesini ve uzun süreli video/EEG monitorizasyonu oluşturur. Hasta yatılarak tipik nöbetlerinden en az 3 veya daha fazlası gözlenene kadar monitörizasyona kesintisiz devam edilir. Nöbet öncesi ve nöbet sırasında hastanın görüntüsü ve eş zamanlı EEG’si kaydedilir. Nöbetlerini görmek amacıyla hastanın ilaçları sıklıkla azaltılır veya gerekirse tamamen kesilir. Uyku ve uyanıklık sırasında nöbet öncesi ve nöbet sırasındaki EEG değişiklikleri defalarca incelenerek nöbet başlangıç odağı veya alanı araştırılır. Evre 1 incelemeleri sonucu tüm testler birbirleri ile uyumlu ise ve nöbet odağı olarak beynin tek bir yerinde ve alındığında cerrahi sonrasında hastada önemli bir bilişsel fonksiyon kaybına neden olmayacaksa cerrahiye karar verilir.

    Az bir hasta grubunda Evre 1 incelemeleri nöbet odağını saptamada yeterli olmayabilir veya nöbet odağının lisan, motor, duyu gibi beynin önemli fonksiyon alanları ile ilişkisini saptamak gerekiyorsa “invaziv incelemeler” denilen daha ileri incelemelere geçilir. İleri incelemeler yalnızca Evre 1 incelemeleri sonucunda nöbetlerinin halen tek odaktan kaynaklandığı düşünülen hastalarda uygulanır.

    Rezektiv cerrahinin başarısı hasta seçimine, epilepsi tipine, epilepsi odağının yerine ve cerrahi öncesi yapılan araştırmalara bağlıdır. Hasta operasyondan sonra da 1-2 yıl ilaç kullanır. Artık nöbet gelmiyorsa ilaçlar yavaş yavaş azaltılır ve kesilir.

    Son yıllarda geliştirilen ve halk arasında “pil” tedavisi olarak bilinen “vagal sinir stimulasyonu” da bir cerrahi yöntemdir. Boynun sol tarafında vagus denilen bir sinirin devamlı ya da gerektiğinde uyarılması şeklinde bir yöntemdir. Küçük bir operasyonla boyundaki siniri iki kablo ve sol göğüsün üst bölgesinde uyarıcı cihaz yerleştirilir. Hasta nöbet olacağını hissettiği zaman özel bir mıknatısı uyarıcı cihaz üzerine yaklaştırarak uyarımı başlatır ve nöbeti önleyebilir. Uygulanması kolay ama pahalı bir yöntemdir. Vegal sinir stimulasyonu, nöbet sıklık ve şiddetini azaltmak için kullanılır.

    EPİLEPSİ HAKKINDA BİLİNMESİ/DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR

    1.Epilepsi kısa süreli nöbetler şeklinde tekrarlayan, beyinden kaynaklanan bir hastalıktır. Nöbetler ilaçla durdurabilir.

    2.Epileptik bir hastayı aşırı kollamaya, sosyal yaşamdan geri bırakmaya, takip etmeye ve gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur.

    3.Epilepsi hastalığı olan kişi aşırı uykusuz kalmamalı, günde en az 7-8 saat uyumalıdır.

    4.Çay, kahve ve kola gibi içecekler ılımlı tüketilmelidir.

    5.Uzun süreli ve yakından televizyon (en az 3m olmalıdır) seyredilmemeli ve fazla bilgisayar kullanılmamalıdır. Bu dönemlerde oda ışığı açık olmalıdır.

    6.Epileptik hasta, aşırı efor sarfetmemeli ve bunu gerektiren sportif faaliyetlerden kaçınılmalıdır.

    7.Alkollü içecekler, nöbet oluşumlarına yol açabileceği ve epilepsi ilaçların etkilerini değiştirebileceği için kesinlikle kullanılmamalıdır.

    8.Aç kalınmamalıdır.

    9.Yüksek yerlerin (balkon, çatı, vs.) kenarında bulunmamalı nöbet geçirdiğinde riske girebileceği yerlerden uzakta durulmalıdır.

    10. Nöbetler kontrol altına alınıncaya kadar motorlu taşıt kullanılmamalıdır.

    11. Epilepsili hasta elinden geldiğince üzülmemeli, olur olmaz şeyleri dert etmemelidir.

    12. Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Epileptik kişi evlenecek ise eşi hastalığını bilmelidir. Bayanlar hamile kalmadan önce doktoru ile görüşmelidir

    13. Alınan ilaçların hastalığı tamamen geçirmeyebileceği bilinmelidir. Ama ilaçlar nöbet gelmemesini yada sayısının azalmasını sağlayacaktır.

    14. İlaçlar, düzenli ve mutlaka önerildiği şekilde kullanılmalıdır.

    15. Nöbet geçirilme sayısı ile gün ve saatleri kaydedilmelidir.

    16. Düzenli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmelidir.

    17. Hastalar, yanında iyi yüzme bilen birisi olmak şartıyla denize girebilir, fakat uzun süre denizde ve güneş altında kalmamalı, aşırı yorulmamalıdır.

    18. Epilepsi kısmen de olsa hayatınızı etkileyebilir, ama normal, aktif bir hayat sürmenizi engellemez. Bazı meslekler dışında yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.

    19. Anne-babalar, çocuğunun kendini hasta olarak görmesine yada epilepsiyi bir özürmüş gibi kullanmasına izin vermemelidir.

    20. Epilepsi çalışmanıza ve işinizde başarılı olmanıza engel olacak bir hastalık değildir. Unutmayınız ki; dünyada bir çok ünlü ve başarılı insan da epilepsi hastalığına sahiptir.

    EPİLEPTİK NÖBET GEÇİREN BİR HASTAYA NE YAPILMALI NE YAPILMAMALI?

    YAPILMASI GEREKENLER

    Sakin olun, hastanın baş ve vücudunu yana çevirin.

    Nöbet sırasında yaralanmasını önleyin (Başını yere vurmasını, yataktan düşmesini önleyin. Çevresindeki kesici ve yaralayıcı cisimleri uzaklaştırın).

    Yakasını ve varsa sıkı giysilerini gevşetin.

    Eğer bilinçsiz hareketler yapıyorsa, sert olmayan hareketlerle engelleyin.

    Nöbet anında neler yaptığını iyice gözleyin ve bunları doktorunuza anlatın.

    Nöbetinin bitmesini bekleyin ve hasta kendine gelene kadar yanından ayrılmayın.

    Mümkünse doktoruna bilgi verin.

    YAPILMAMASI GEREKENLER

    Panik yapmayın.

    Hastayı telaşlandırmayın.

    Dilin ısırılmasını önemsemeyin.

    Zor kullanarak engel olmayın, yatıştırıcı davranışlar içinde olun.

    Yapay solunum ve kalp masajı uygulamayın.

    Ağzını açmak için uğraşmayın, nöbet sırasında ilaç vermeye çalışmayın, kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik bir şey yapmayın! Soğan, sarımsak, kolonya vb. şeyler koklatmayın!

    Uyarıcı olduğu düşünülerek yapılan soğuk su dökme, tokat atma, ağrı verme gibi hareketler yapmayın.

  • Beyin tümörleri hakkında bilmeniz gerekenler

    Beyin, yumuşak, süngerimsi bir doku kütlesidir. Kafatası kemikleri ve menings olarak adlandırılan üç adet ince zar tarafından korunmaktadır. Serebrospinal sıvı adı verilen ve suya benzeyen bir sıvı, beyni sarar ve tampon görevi görür. Beyin sıvısı, meningsler arasındaki boşluklar ile beyin içindeki karıncık denilen boşluklarda bulunur.

    Bir sinir ağı, beyin ve vücudun kalan kısmı arasındaki mesajları taşır. Bazı sinirler beyinden doğrudan gözlere, kulaklara ve kafanın diğer kısımlarına giderler. Diğer sinirler ise beynin vücudun diğer bölümleri ile bağlantı kurması için omurilikten giderler. Beyin ve omurilik içindeki glia hücreleri, sinir hücrelerini sarar ve onları yerinde tutarlar.

    Beyin, yapmayı seçtiğimiz eylemleri (yürümek ve konuşmak, gibi) ve vücudumuzun biz düşünmeden yaptığı eylemleri (nefes almak, gibi) yönetir. Beynimiz aynı zamanda duyularımızdan (görme, işitme, dokunma, tat alma ve koklama), hafızamızdan, duygularımız ve kişiliğimizden de sorumludur.

    Beynin farklı etkinlikleri denetleyen üç ana parçası vardır:
    •Serebrum– Beynin en büyük parçasıdır. Beynin üst kısmıdır. Çevremizde olan biteni bize bildirmek için duyularımızdan gelen bilgiyi kullanır ve vücudumuza olan bitene nasıl cevap vermesi gerektiğini söyler. Okumayı, düşünmeyi, öğrenmeyi, konuşmayı ve duyguları kontrol eder.

    Serebrum, farklı etkinlikleri kontrol eden iki yarım küreden oluşmuştur. Sağ yarısı, vücudun sol tarafındaki kasları kontrol eder. Sol yarısı ise, vücudun sağ tarafındaki kaslardan sorumludur.
    •Serebellum (Beyincik) – Serebrumun altında, beynin arka tarafında yer alır. Dengeyi ve yürüme ve konuşma gibi karmaşık etkinlikleri kontrol eder.

    Beyin Sapı – Beyni omuriliğe bağlar. Acıkmayı ve susamayı denetler. Denetlediği diğer etkinlikler arasında, solunum, vücut sıcaklığı, kan basıncı ve diğer temel vücut fonksiyonları da vardır.

    Kanseri Anlamak

    Kanser, dokuları oluşturan yapı taşları olan hücrelerde başlar. Dokular da vücudun organlarını yaparlar.

    Normal olarak, hücreler büyür ve vücut onları gereksindiği için yeni hücreler oluşturmak üzere bölünürler. Hücreler yaşlandıklarında ölürler ve yerlerini yeni hücrelere bırakırlar.

    Bazen bu düzenli süreç, yanlış çalışır. Vücudun ihtiyacı yokken yeni hücreler oluşur ve ölmeleri gerektiği halde yaşlı hücreler ölmezler. Ortaya çıkan bu fazladan hücreler tümör ya da ur adı verilen bir doku kütlesi oluşturabilirler.

    İyi Huylu (Selim) ve Kötü Huylu (Habis) Beyin Tümörleri

    Beyin tümörleri iyi ya da kötü huylu olabilirler.

    İyi huylu beyin tümörleri, kanser hücreleri içermezler:

    •Genellikle, bu tümörler çıkarılabilir ve tekrar büyüme olasılıkları azdır.
    •İyi huylu bir tümörün sınırları veya kenarları açıkça görülebilir. İyi huylu tümör hücreleri, çevredeki dokuya hücum etmezler veya vücudun başka bölümlerine yayılmazlar. Ancak, beyindeki bazı hassas alanlara baskı yapabilir ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilirler.
    •Vücudun diğer birçok kısmındaki iyi huylu tümörlerden farklı olarak iyi huylu beyin tümörleri bazen yaşamı tehdit edicidirler.
    •Çok nadir olarak, iyi huylu bir beyin tümörü, kötü huylu bir tümöre dönüşebilir.

    Kötü huylu beyin tümörleri, kanser hücreleri içerirler:

    •Genellikle, kötü huylu tümörler daha ciddidir ve çoğunlukla yaşamı tehdit edicidirler.
    •Çabucak büyüme ve çoğalmaya veya çevreleyen sağlıklı beyin dokusuna hücum etmeye eğilimlidirler.
    •Çok nadiren, kötü huylu bir beyin tümöründen kanser hücreleri çıkıp beynin diğer kısımlarına, omuriliğe veya vücudun diğer bölümlerine yayılabilirler.
    •Bazen kötü huylu bir tümör, sağlıklı dokuya dek uzanmayabilir. Bir doku katı içinde kalabilir veya kafa kemikleri ya da kafadaki bir diğer yapı, tümörü kuşatabilir. Bu tip bir tümöre, enkapsüle denilir.

    Tümör Dereceleri

    Doktorlar bazen tümörleri, düşük (I. derece) ve yüksek (IV. derece) olarak derecelendirirler. Bir tümörün derecesi, mikroskop altındaki görünümünü ifade eder. Yüksek dereceli tümörün hücreleri daha anormal görünümlüdür ve düşük dereceli tümörlere göre daha hızlı büyürler.

    Birincil Beyin Tümörleri

    Beyin dokusunda başlayan tümörler, birincil beyin tümörleri olarak adlandırılır. Birincil beyin tümörleri, hücrelerinin şekline veya beyinde oluşmaya başladıkları kısma göre isim alırlar.

    En sık görülen birincil beyin tümörleri, gliomalardır. Glia hücrelerinde başlarlar. Gliomaların pek çok tipi vardır:
    •Astrositom – Tümör, yıldız biçimli ve astrosit olarak adlandırılan glia hücrelerinden ortaya çıkar. Astrositomlar erişkinlerde çoğunlukla serebrumda oluşurlar. Çocuklarda ise beyin sapında, serebrum ve serebellumda meydana gelirler. III. derece bir astrositom bazen anaplastik astrositom olarak isimlendirilir. IV. derece bir astrositoma ise genellikle glioblastom multiforme adı verilir.
    •Beyin sapı gliomu – Beynin en alt kısmında meydana gelir. Beyin sapı gliomları en sık genç çocuklarda ve orta yaşlı erişkinlerde görülmektedir.
    •Ependimom – Beynin karıncıklarını veya omuriliğin merkezi kanalını kaplayan hücrelerden ortaya çıkar. En sık, çocuklar ve genç erişkinlerde görülmektedir.
    •Oligodendrogliom – Bu az görülen tümör, sinirleri kaplayıp koruyan yağlı maddeyi üreten hücrelerden ortaya çıkar. Genellikle serebrumda oluşur. Yavaş yavaş büyür ve genellikle çevresindeki beyin dokusuna yayılım göstermez. En sık, orta yaşlı erişkinlerde görülür.

    Bazı beyin tümörleri, glia hücrelerinden başlamazlar. Bunların en sık görülenleri:
    •Medulloblastom – Genellikle serebellumda belirir. Çocuklarda en sık rastlanan beyin tümörüdür. Bazen primitif nöroektodermal tümör olarak da adlandırılır.
    •Meningiom – Meningslerde ortaya çıkar ve genellikle yavaş büyür.
    •Schwannom – Bir Schwann hücresinden ortaya çıkan tümördür. Bu hücreler, denge ve işitmeyi kontrol eden siniri kaplarlar. Bu sinir de iç kulaktadır. Tümör bazen, akustik nörom olarak da adlandırılır. En çok erişkinlerde görülür.
    •Kraniofaringiom – Beynin tabanında, hipofiz bezinin yakınında büyür. En sık çocuklarda rastlanır.
    •Beynin germ hücreli tümörü – Bu tümör, bir germ hücresinden ortaya çıkar. Beyinde ortaya çıkan germ hücreli tümörlerin çoğu, 30 yaşından genç insanlarda olmaktadır. Beynin en sık görülen germ hücreli tümör tipi, germinom’dur.

    Epifiz bölgesi tümörü – Bu az görülen beyin tümörü epifiz bezinde veya bu bezin yakınlarında ortaya çıkar. Epifiz bezi, serebrum ve serebellumun arasında bulunmaktadır.

    İkincil Beyin Tümörleri

    Kanser ilk ortaya çıktığı yerden vücudun başka kısımlarına yayıldığı zaman, bu yeni tümör aynı tip anormal hücrelere sahiptir ve birincil tümör ile aynı adı alır. Vücudun başka kısmından beyne yayılan tümör ise birincil beyin tümöründen farklıdır. Kanser beyne başka bir organdan (akciğer veya göğüs, gibi) yayıldığı zaman, ikincil tümör veya metastatik tümör olarak adlandırılır. Beyindeki ikincil tümörler, birincil beyin tümörlerinden çok daha fazla görülür.

    Beyin Tümörleri: Kimler Risk Altında?

    Beyin tümörlerinin tam nedenlerini kimse bilmez. Bir kişinin neden beyin tümörü geliştirdiğini, diğer kişide ise neden tümör oluşmadığını nadiren açıklanabilir. Ancak, beyin tümörlerinin bulaşıcı olmadığı da bir gerçektir. Hiç kimse bir diğer kişiden hastalığı “kapamaz”.

    Araştırmalar, bazı risk faktörlerine sahip olan insanların beyin tümörü geliştirmeye diğerlerinden daha yatkın olduğunu göstermiştir. Risk faktörü, bir kişinin hastalık geliştirme olasılığını arttıran herhangi bir etmendir.

    Aşağıdaki risk faktörleri, birincil beyin tümörü geliştirme olasılığını arttırır:
    •Erkek olmak – Genellikle beyin tümörleri erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Ancak, meningiomlar kadınlarda daha sıktır.
    •Irk – Beyin tümörleri beyazlarda diğer ırktan olanlara göre daha sık görülür.
    •Yaş –Beyin tümörlerinin çoğu 70 yaş ve üzeri insanlarda tespit edilmiştir. Ancak, beyin tümörleri çocuklarda ikinci en yaygın görülen kanserdir (en sık görülen çocukluk kanseri, lösemidir). Beyin tümörleri en çok 8 yaşından küçük çocuklarda görülür. Daha büyük yaştaki çocuklarda görülme sıklığı daha azdır.
    •Ailevi hikâye – Gliomu olan aile üyeleri, bu hastalığa yatkınlığı arttırabilir.
    •Çalışma ortamında radyasyon veya bazı kimyasallara maruz kalmak
    •Radyasyon – Nükleer sanayi işçilerinde beyin tümörü geliştirme riski yüksektir.
    •Formaldehit – Formaldehit ile çalışan patologlar ve mumyalama ile uğraşanlarda beyin kanseri gelişme riski yüksektir. Bilim adamları, formaldehide maruz kalan başka işçilerde beyin kanseri riskinde artma bulamamışlardır.
    •Vinil klorid – Plastik işçileri, vinil kloride maruz kalabilirler. Bu kimyasal, beyin tümörleri riskini arttırmaktadır.
    •Akrilonitril – Dokuma ve plastik yapan insanlar, akrilonitrite maruz kalabilirler. Bu durum beyin kanseri riskini arttırmaktadır.

    Bilim insanları, cep telefonlarının beyin tümörlerine neden olup olmadığını araştırmaktadırlar. Şimdiye dek yapılan çalışmalar, cep telefonu kullanan kişilerde beyin tümörü riskinin arttığını göstermemiştir.

    Araştırmacılar, kafa yaralanmalarının da beyin tümörleri için bir risk faktörü olup olmadığını araştırmaya devam etmektedirler. Şimdiye dek yapılan çalışmalar, böyle bir durumun riski arttırdığını göstermemiştir.

    Bilinen risk faktörlerine sahip insanların çoğunda beyin kanseri gelişmez. Öte yandan, hastalanan pek çok kişide de bu risk faktörlerinin hiçbiri yoktur. Risk altında olabileceğini düşünen kişiler, bu konuyu doktorları ile görüşmelidirler. Doktor, riski azaltma yollarını önerebilir ve kontroller için uygun bir program planlayabilir.

    Semptomlar – Belirtiler

    Beyin tümörü belirtileri, tümörün boyutuna, tipine ve yerleşimine bağlıdır. Tümörün bir sinire baskı yapması veya beynin belli bir alanına zarar vermesi ile belirtiler ortaya çıkabilir. Belirtiler, beyin şiştiği veya kafa içinde sıvı arttığında da oluşabilmektedir. Beyin tümörlerinin en sık rastlanan belirtileri şunlardır:
    •Baş ağrıları (genellikle sabahları daha kötüdür)
    •Mide bulantısı veya kusma
    •Konuşma, görme veya işitmede değişiklikler
    •Denge ve yürüme problemleri
    •Duygudurum, kişilik veya konsantre olma yeteneğinde değişiklikler
    •Hafıza problemleri
    •Kas seğirmesi veya kasılması (nöbetler veya havaleler)
    •Kol veya bacaklarda hissizlik veya karıncalanma

    Bu belirtiler bir beyin tümörünün kesin belirtileri değildir. Başka durumlar da bu belirtilere neden olabilir. Belirtileri olan kişiler mümkün olduğunca çabuk doktora gitmelidirler. Sadece bir doktor problemi teşhis ve tedavi edebilir.

    Teşhis

    Eğer kişide beyin tümörünü düşündüren belirtiler varsa, doktor aşağıdaki işlemlerin birini veya daha fazlasını uygulayabilir:
    •Fiziksel muayene – Doktor, genel sağlık işaretlerini kontrol eder.
    •Nörolojik muayene – Doktor, uyanıklık, kas gücü, koordinasyon, refleksler ve ağrıya cevabı kontrol eder. Doktor aynı zamanda, göz ve beyni birleştiren sinir üzerine bir tümör basısı nedeniyle oluşan bir şişlik olup olmadığını anlamak için gözü de muayene eder.
    •CT tarama – Başın bir dizi detaylı resmini çeken, bilgisayara bağlanmış bir röntgen cihazıdır. Resimlerde beynin daha net çıkabilmesi için, özel kontrast bir madde hastaya enjekte edilir. Resimler, beyinde tümörü gösterebilir.
    •MRI- Bilgisayara bağlı güçlü bir mıknatıstır ve vücut içinin ayrıntılı resimlerini verir. Bu resimler bir monitörde izlenir ve basılabilir. Bazen, beyin dokusundaki farkları göstermeye yardım etmek için özel bir madde enjekte edilir.

    Doktor, başka testler de isteyebilir:
    •Anjiyogram – Röntgende daha iyi çıkmalarını sağlamak için, beyindeki kan damarlarına giden kana enjekte edilmiş kontrast madde ile yapılır. Bir tümör varsa, bu sayede doktor onu röntgende görebilir.
    •Kafatası röntgeni – Beyin tümörlerinin bazı tipleri, beyinde kalsiyum depolanmasına veya kafatası kemiklerinde değişmelere neden olmaktadır. Bir röntgen ile doktor bu değişiklikleri kontrol edebilir.
    •Lomber ponksiyon (omurilik sıvısı aspirasyonu)- Doktor, beyin-omurilik sıvısından (beyin ve omurilik çevresindeki ve içindeki boşlukları dolduran sıvı) bir örnek alabilir. Bu işlem, lokal anestezi ile yapılır. Doktor, omurgadan sıvı alabilmek için uzun, ince bir iğne kullanır. Lomber ponksiyon yaklaşık 30 dakika sürer. Baş ağrısının önlenmesi için hasta, birkaç saat boyunca düz olarak yatmalıdır. Alınan sıvı, bir laboratuarda incelenir ve içinde kanser hücreleri veya başka problem belirtileri olup olmadığına bakılır.
    •Myelogram – Bu bir omurga röntgenidir. Özel bir kontrast maddeyi beyin omurilik sıvısına enjekte etmek için lomber ponksiyon yapılır. Kontrast maddenin sıvıyla karışmasını sağlamak için hasta yan yatırılır. Bu test omurilikte bir tümör olup olmadığını tespit etmede doktora yardımcı olur.
    •Biyopsi – Tümör hücrelerini tespit etmek için dokunun alınmasına, biyopsi adı verilir. Patolog, mikroskoptan bakarak dokuda anormal hücre olup olmadığını kontrol eder. Biyopsi, kanseri, kansere giden doku değişimlerini ve diğer durumları gösterebilir. Bir beyin tümörünün teşhis edilmesinin kesin olan tek yolu biyopsidir.

    Cerrahlar, tümör hücrelerini aramak için dokuyu üç şekilde alabilirler:
    •İğne biyopsisi- Cerrah, kafa derisinde küçük bir kesi yapar ve kafatasına küçük bir delik açar. Buna, burr deliği denir. Doktor burr deliğinden bir iğne sokar ve beyin tümöründen bir örnek doku çeker.
    •Sterotaksik biyopsi- CT veya MRI gibi bir görüntüleme cihazı, burr deliğinden tümöre giden yolda rehberlik eder. Cerrah dokudan örnek almak için bir iğne kullanır.

    Biyopsi aynı zamanda bir tedavi şeklidir

    Cerrah bazen hastanın tümör cerrahisinde bir doku örneği alır.

    Bazen biyopsi mümkün değildir. Eğer tümör beyin sapı veya başka bazı alanlarda ise normal beyin dokusuna zarar vermeden tümörden parça almak mümkün değildir. Doktor bunun yerine MRI, CT veya diğer görüntüleme yöntemlerini kullanır.

    Biyopsi gereken bir hasta, doktora şu soruları sormak isteyebilir:
    •Neden biyopsi olmam gerekiyor? Biyopsi tedavi planımı nasıl etkileyecek?
    •Bana ne tip bir biyopsi yapacaksınız?
    •Ne kadar sürecek? Uyanık mı olacağım? Canımı yakar mı?
    •Biyopsiden sonra enfeksiyon veya kanama değişiklikleri nedir? Herhangi bir risk var mı?
    •Sonuçları ne zaman öğreneceğim?
    •Eğer beynimde tümör varsa tedavi ile ilgili olarak benimle konuşacak olan kişi kim? Ne zaman görüşeceğiz?

    Tedavi

    Beyin tümörlü birçok insan, tıbbi bakımları için kararlar almada etkin bir rol almak ve hastalıkları ve tedavi seçenekleri hakkında öğrenebildikleri her şeyi öğrenmek isterler. Ancak, beyin tümörü teşhisinden sonraki şok ve gerginlik, doktora sorulacak her şeyi düşünmeyi güçleştirir. Bir görüşme öncesinde sorulacak soruların listesini yapmak çoğunlukla yardımcı olur. Doktorun dediklerini hatırlamak için hastalar kendilerine anlatılanları not alabilirler veya bir kayıt cihazı kullanmak için izin alabilirler. Bazı hastalar da doktorla görüştüklerinde, konuşmada yer almaları, not tutmaları ya da sadece dinlemeleri için yanlarında ailelerinden biri veya bir arkadaşları olsun isterler.

    Doktor, hastayı bir uzmana gönderebilir veya hasta, bir yönlendirme isteyebilir. Beyin tümörlerini tedavi eden uzmanlar, sinir cerrahları, nöroonkolojistler, tıbbi onkolojistler ve radyasyon onkolojistleridir. Hasta, bir ekip olarak çalışan diğer sağlık bakım profesyonellerine de gönderilebilir. Tıbbi ekip içinde, bir hemşire, diyetisyen, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, fizyoterapist, iş ve uğraşı terapisti ve konuşma terapisti yer alır. Çocuklar, okul ödevlerinde yardım için öğretmenlere ihtiyaç duyabilirler.

    İkinci Bir Seçenek

    Tedaviye başlamadan önce hasta, teşhis ve tedavi planı ile ilgili olarak ikinci bir fikir almak isteyebilir. Bazı sigorta şirketleri ikinci bir fikir isterler; bazıları da hasta veya doktor isterse ikinci bir fikri kapsayabilirler.

    İkinci fikir için bir doktor bulmanın birçok yolu vardır:

    *Hastanın doktoru, hastayı bir veya daha çok uzmana gönderebilir. Kanser merkezlerinde çoğunlukla birkaç uzman bir arada bir takım gibi çalışırlar.

    *Yakındaki bir hastane, bir tıp fakültesi veya konuyla ilgili bir dernek, uzmanların ismini verebilir. …

    Tedavi için Hazırlık

    Doktor, tedavi seçeneklerini anlatabilir ve her bir seçenekle beklenen sonuçları tartışabilir. Doktor ve hasta, hastanın ihtiyaçlarına uyan bir tedavi planı geliştirmek için birlikte çalışabilirler. Tedavi, birçok etkene bağlıdır; tümörün tipi, yerleşimi, büyüklüğü ve derecesi tedaviyi etkiler. Beyin kanserinin bazı türleri için doktor, beyin-omurilik sıvısında kanser hücresi olup olmadığını bilmeye de ihtiyaç duyar.

    Tedavi başlamadan önce kişinin doktora sormak isteyebileceği bazı sorular vardır:
    •Ne tür bir beyin tümörüm var?
    •İyi huylu mu kötü huylu mu?
    •Tümörün derecesi ne?
    •Tedavi seçeneklerim neler? Benim için hangisini önerirsiniz? Neden?
    •Her bir tedavinin ne gibi yararları var?
    •Her bir tedavinin riskleri ve olası yan etkileri neler?
    •Tedavi masrafları ne kadar olacak?
    •Tedavi normal etkinliklerimi ne kadar etkileyecek?
    •Klinik bir çalışma (araştırma çalışması) benim için uygun olur mu? Bir tane klinik çalışmaya katılmamda yardımcı olabilir misiniz?

    Soruların hepsini sormaya veya cevapların hepsini bir anda anlamaya gerek yoktur. Net olmayan konularda doktorun açıklama yapması ve kişilerin daha çok bilgi edinebilmesi için başka şanslar da olacaktır.

    Tedavi Yöntemleri
    Beyin tümörü bulunan insanların birkaç tedavi seçeneği vardır. Tümörün tipine ve aşamasına bağlı olarak hastalar, cerrahi, ışın tedavisi veya kemoterapi ile tedavi edilebilirler. Bazı hastalar için tedavilerin bir birleşimi gerekir.

    Ayrıca, hastalığın herhangi bir aşamasında, ağrıyı ve kanserin diğer belirtilerini kontrol etmek, tedavinin yan etkilerini azaltmak ve duygusal sorunları hafifletmek için tedavi alabilirler. Bu tip bir tedavi, belirti yönetimi, destekleyici bakım veya hafifletici bakım olarak adlandırılır.

    Doktor, tedavi seçeneklerini açıklayacak ve beklenen sonuçları en iyi anlatacak olan kişidir.

    Hasta, yeni tedavi yöntemlerini araştıran bir klinik çalışmada yer almak için doktorla konuşmak isteyebilir.

    Cerrahi, birçok beyin tümörü için kullanılan bir tedavi şeklidir. Kafatasını açmak için yapılan cerrahiye kraniyotomi adı verilir. Genel anestezi altında gerçekleştirilir. Cerrahi başlamadan önce, kafa derisi tıraş edilir. Daha sonra cerrah kafa derisini keser ve kafatasından bir parça kemik kaldırmak için özel bir çeşit testere kullanır. Tümörün bir kısmı veya tamamı çıkarıldıktan sonra, cerrah, kafatasındaki açıklığı bir parça kemik, metal veya kumaşla kapatır. Daha sonra da kafa derisindeki kesiyi kapatır.

    Cerrahi başlamadan önce kişinin doktora sormak isteyebileceği bazı sorular vardır:
    •Ameliyat sonrası nasıl hissedeceğim?
    •Ağrım olursa bunun için ne yapacaksınız?
    •Hastanede kalış sürem ne kadar?
    •Uzun dönemli etkiler olacak mı? Saçım uzayacak mı? Kafatasındaki kemik yerine yerleştirilen metal veya kumaşın herhangi yan etkileri var mı?
    •Normal etkinliklerime ne zaman döneceğim?
    •Tamamen iyileşme şansım nedir?

    Bazen cerrahi mümkün değildir. Tümör beyin sapı veya başka bazı alanlarda ise, cerrah çevre dokulara hasar vermeden tümörü çıkartamaz. Cerrahi alamayacak olan hastalar, ışın tedavisi veya başka bir tedavi alabilirler.

    Işın tedavisi (radyoterapi), tümör hücrelerini öldürmek için yüksek enerjili ışınlar kullanır. Bu ışın, x ışını, gamma ışını veya protonlar olabilir. Büyük bir makine ışını tümöre ve tümöre yakın olan dokuya yöneltir. Bazen radyasyon tüm beyne veya omuriliğe de verilebilmektedir.

    Işın tedavisi genellikle cerrahinin ardından yapılmaktadır. Işın, cerrahi sonrası bölgede kalmış olabilecek tümör hücrelerini öldürür. Bazen, cerrahi olamayan hastalar cerrahi yerine ışın tedavisi olabilirler.

    Hasta, ışın tedavisi için bir hastane veya kliniğe gider. Tedavi programı tümörün tipi ve büyüklüğüne ve hastanın yaşına bağlıdır. Her bir tedavi sadece birkaç dakika sürer.

    Doktorlar, beyin tümörünün çevresindeki sağlıklı dokuyu korumak için bazı işlemler yaparlar:

    Fraksinasyon- Işın tedavisi genellikle birkaç hafta, haftada beş gün yapılır. Toplam dozu, yayılmış zaman diliminde vermek, tümörün çevresindeki sağlıklı dokuyu korumaya yardımcı olur.

    Hiperfraksinasyon- Hasta günde bir kez daha büyük bir doz yerine, günde iki veya üç kez daha küçük dozlarda ışın alır.

    Sterotaktik ışın tedavisi- Dar ışın demetleri, farklı açılardan tümöre yöneltilir. Bu işlem için hasta, sert bir başlık-çerçeve takar. Bir MRI veya CT, tümörün tam yerinin resimlerini verir. Doktor, gereken dozun, ışın demetlerinin boyutlarının ve açılarının ne olacağına karar vermek için bir bilgisayar kullanılır. Tedavi bir veya birkaç görüşmede uygulanabilir.

    3 boyutlu konformal ışın tedavisi – Bir bilgisayar, tümör ve yanındaki beyin dokusunun 3 boyutlu görüntüsünü yaratır. Doktor, çoklu ışın demetlerini tümörün tam şekline yöneltir. Işın demetlerinin kesin odaklanması ile normal beyin dokusu korunur.

    Proton ışın demeti tedavisi – Işının kaynağı x ışınından ziyade, protonlardır. Doktor, tümöre proton demetlerini yöneltir. Protonlar sağlıklı dokuya bir zarar vermeden geçebilir ve tümöre ulaşırlar.

    Işın tedavisi başlamadan önce kişinin doktora sormak isteyebileceği bazı sorular vardır:
    •Neden bu tedaviyi almam gerekiyor?
    •Tedavi ne zaman başlayacak? Ne zaman bitecek?
    •Tedavi sırasında nasıl hissedeceğim? Yan etkiler olacak mı?
    •Tedavi boyunca kendime nasıl bakabilirim?
    •Işının işe yarayıp yaramadığını nasıl anlayacağım?
    •Tedavi sırasında normal etkinliklerime devam edebilecek miyim?

    Kemoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için ilaç kullanılmasıdır. Bazen beyin tümörlerini tedavi etmek için de uygulanmaktadır. İlaçlar ağız yoluyla veya enjeksiyonla verilebilir. Her iki yolla da ilaçlar kan dolaşımına katılır ve vücutta seyahat eder. İlaçlar, her bir tedavi dönemini bir iyileşme döneminin izlemesi için genellikle döngüsel olarak verilir.

    Kemoterapi, hastanenin polikliniğinde, doktorun muayenehanesinde veya evde verilebilir. Nadiren de olsa hastanın hastanede yatması gerekebilir.

    Erişkinlere göre çocukların kemoterapi alma olasılıkları daha fazladır. Ancak, erişkinler de cerrahi veya ışın tedavisi sonrası kemoterapi alabilirler.

    Beyninde tekrarlayıcı kanser olan bazı hastalar için cerrah, tümörü çıkarıp, onun yerine kemoterapi içeren birkaç tabaka takabilir. Her bir tabaka yaklaşık 1,45cm çapında ve 1mm kalınlığındadır. Birkaç hafta içinde tabakalar çözünür ve ilacı beyne verir. İlaç, kanser hücrelerini öldürür.

    Kemoterapi başlamadan önce kişinin doktora sormak isteyebileceği bazı sorular vardır:
    •Neden bu tedaviyi almam gerekiyor?
    •Tedavi bana ne yapacak?
    •Yan etkiler olacak mı? Yan etkiler için ne yapabilirim?
    •Tedavi ne zaman başlayacak? Ne zaman bitecek?
    •Kontrollerimin ne kadar sıkılıkla olması gerekiyor?

    Tedavinin Yan Etkileri

    Tedavi, sağlıklı hücrelere ve dokulara zarar verebildiği için, istenmeyen yan etkiler sık görülür. Bu yan etkiler, tümörün yerleşim yeri, tümörün tipi ve tedavinin kapsamı gibi birçok etkene bağlıdır. Yan etkiler her insan için aynı olmayabilir ve hatta bir tedavi seansından ötekine yan etkiler de değişiklik gösterebilir. Tedavi başlamadan önce, sağlık ekibi olası yan etkileri anlatacak ve hastanın bunlarla baş etmesi için yol gösterecektir.

    Kanser tedavileri ve yan etkilerin üstesinden gelmek için, Işın Tedavisi ve Siz; Kemoterapi ve Siz; Kanser Hastaları için Beslenmeye Dair İpuçları vb. yardımcı bazı cep kitapları ve broşürler bulunmaktadır. …

    Cerrahi

    Cerrahiden sonraki ilk birkaç gün hastalarda çoğunlukla baş ağrısı ve rahatsızlık görülmektedir. Ancak, ilaçlarla ağrı kontrol altına alınabilir. Hastalar, ağrılarının hafiflemesi için doktor veya hemşireleri ile çekinmeden konuşabilmelidirler.

    Hastaların güçsüz ve yorgun hissetmeleri de sık görülür. Bir ameliyattan sonra iyileşme süresi her hasta için farklılık gösterebilir.

    Daha az olan bir diğer durum da problemlerin meydana gelmesidir. Beyinde, beyin-omurilik sıvısı veya kan artabilir. Bu şişmeye, ödem adı verilir. Sağlık ekibi, bu problemlerin işaretleri için hastayı monitörden takip eder. Şişmenin azalmasına yardım için hastaya steroid verilebilir. Sıvıyı çekmek için ikinci bir cerrahi gerekebilir. Cerrah, beyindeki karıncıklardan birine uzun, ince bir tüp (şant) yerleştirebilir. Bu tüp, cilt altından vücudun başka bir bölgesine, genellikle de karın bölgesine götürülür. Aşırı sıvı beyinden taşınır ve karın bölgesine bırakılır. Bazen bu sıvı kalbe verilir.

    Enfeksiyon, cerrahi sonrası gelişebilecek bir diğer problemdir. Eğer bu ortaya çıkarsa, sağlık ekibi hastaya antibiyotik verir.

    Beyin cerrahisi, normal dokuyu zedeleyebilir. Beyin hasarı ciddi bir sorun olabilir. Hastanın düşünmesinde, görme işlevinde veya konuşmasında sorunlar olabilir. Hastada kişilik değişiklikleri veya nöbetler de ortaya çıkabilir. Bu problemlerin çoğu zamanla azalır veya ortadan kaybolur. Ancak bazen beyin hasarı kalıcıdır. Hastanın fizik tedaviye, konuşma terapisine veya iş ve uğraşı tedavisine ihtiyacı olabilir.

    Işın Tedavisi

    Bazı hastalarda tedavi sonrasında birkaç saat mide bulantısı olabilir. Sağlık ekibi bu sorunun üstesinden gelmesi için hastaya çeşitli yollar önerebilir. Işın tedavisi, tedavi devam ettikçe hastaların çok bitkin hale gelmesine de neden olabilir. Dinlenmek önemlidir; ancak doktorlar genellikle hastalara, mümkün olduğunca, yapabildikleri kadar etkin kalmalarını tavsiye ederler.

    Buna ilaveten, ışın tedavisi genellikle saç kaybına yol açmaktadır. Saç genellikle birkaç hafta içinde uzar. Işın tedavisi, tedavi edilen alandaki cildi de etkileyebilir. Kafa derisi ve kulaklar kırmızılaşabilir, kuruyabilir ve hassas hale gelebilir. Sağlık ekibi, bu sorunları hafifletmek için de yollar önerebilir.

    Bazen ışın, sağlıklı beyin dokusunu da öldürür. Bu yan etki, ışın nekrozu olarak adlandırılır. Nekroz, baş ağrısı, nöbet ve hatta hastanın ölümüne bile yol açabilir.

    Çocuklarda ışın, hipofiz bezini ve beynin diğer alanlarını zedeleyebilir. Bu durum, öğrenme problemlerine, büyümenin ve gelişmenin yavaşlamasına neden olabilir. Ayrıca çocukluk sırasında alınan ışın, hayatın ileriki aşamalarında ikincil tümör riskini de arttırmaktadır. Araştırmacılar, beyin tümörlü genç çocuklarda ışın tedavisi yerine kemoterapinin kullanılıp kullanılamayacağı üzerinde çalışmaktadırlar.

    Kemoterapi ve ışın tedavisi aynı anda verildiğinde yan etkiler daha kötü olabilir. Doktor, bu problemlerin çözümü için yollar önerebilir.

    Kemoterapi

    Kemoterapinin yan etkileri esas olarak, kullanılan ilaçlara bağlıdır. En sık görülen yan etkiler, ateş ve soğuk algınlığı, mide bulantısı ve kusma, iştah kaybı ve zayıflıktır. Bazı yan etkiler ilaçla hafifletilebilir.

    Beynine, ilaç taşıyan bir tabaka yerleştirilmiş olan hastalar, cerrahi sonrası enfeksiyon belirtileri için sağlık ekibince monitörden takip edilir. Bir enfeksiyon, antibiyotikle tedavi edilebilir.

    Destekleyici Bakım

    Beyin tümörlü kişiler, hastalığın herhangi bir döneminde, problemlerini önlemek veya kontrol etmek ve tedavi boyunca hayat kalitelerini düzeltmek için destekleyici bakım alırlar. Hastalar ağrıyı ve beyin tümörünün diğer belirtilerini kontrol etmek, tedavinin yan etkilerini hafifletmek ve duygusal sorunları azaltmak için tedavi alabilirler.

    Aşağıdakiler, beyin tümörlü hastalar için sık görülen destekleyici bakım tipleridir:
    •Steroidler- Beyin tümörlü hastaların çoğu beyindeki şişliği azaltmaya yardımcı olması için steroide ihtiyaç duyarlar.
    •Antikonvülzan ilaçlar-Beyin tümörleri, nöbetlere neden olabilirler. Bunları önlemek veya kontrol etmek için antikonvülzan alırlar.
    •Şant- Eğer beyinde sıvı birikirse, cerrah sıvıyı çekmek için bir şant yerleştirebilir.

    Beyin tümörlü insanların çoğu, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlayan tedavilerle beraber, destekleyici bakım da alırlar. Bazıları tümör tedavisi yerine, belirtileri kontrol etmek için sadece destekleyici bakım almaya karar verebilmektedirler.

    Rehabilitasyon

    Rehabilitasyon, tedavi planının çok önemli bir parçası olabilir. Rehabilitasyonun hedefleri, kişinin ihtiyaçlarına ve tümörün günlük etkinlikleri nasıl etkilediğine dayanır. Sağlık ekibi, hastanın normal etkinliklerine mümkün olduğunca çabuk dönmesine yardımcı olmak için her çabayı gösterir. Birkaç tip terapist yardımcı olabilir:
    •Fizyoterapistler – Beyin tümörleri ve tedavileri paraliziye (felç) neden olabilir. Tümörler, bitkinlik ve denge problemlerine de yol açabilirler. Fizyoterapistler hastanın gücünü ve dengesini tekrar kazanmasına yardımcı olurlar.
    •Konuşma terapistleri – Konuşma, düşüncelerini ifade etme veya yutma güçlüğü çeken hastalara yardımcı olurlar.
    •İş ve uğraşı terapistleri – Yemek yeme, tuvaleti kullanma, banyo yapma ve giyinme gibi günlük yaşam etkinliklerini başarmayı öğrenmesi için hastaya yardımcı olurlar.

    Beyin tümörlü çocukların özel ihtiyaçları olabilir. Bazen çocuklara hastanede veya evde öğretmenler gelebilir. Öğrenme veya öğrendiklerini hatırlama problemi olan çocuklar, okula geri döndüklerinde özel sınıflara veya öğretmenlere ihtiyaç duyabilirler.

    Takip

    Beyin tümörü sonrası düzenli hasta takibi çok önemlidir. Doktor, tümörün tekrar ortaya çıkmadığından emin olmak için yakın takiptedir. Kontroller, dikkatli fiziksel ve nörolojik muayeneleri içerebilir. Zaman zaman, hasta MR veya CT çektirebilir. Hastaya takılmış bir şant varsa, doktor bu şantın iyi çalışıp çalışmadığını kontrol eder. Doktor, takip planını (hastanın doktoru ne kadar sıklıkla ziyaret edeceği ve ne gibi testler gerekeceği) anlatabilir.

    Tedavisini tamamlamış kişilere tedavi sonrası yardımcı olmak ve soruları cevaplamak amacıyla kitapçıklar bulunmaktadır. … Bu kitapçıklarda kişilerin ne tip yardıma ihtiyaç duyabilecekleri de anlatılmaktadır.

    Beyin Tümörü Olanlar için Destek

    Beyin tümörü gibi ciddi bir hastalıkla yaşamak kolay değildir. Bazı kişiler hastalıklarının duygusal ve pratik yönleri ile baş etmek için yardıma ihtiyaç duyduklarını görebilirler. Destek grupları yardımcı olabilir. Bu gruplarda, tedavinin etkileri ve hastalıkla baş etme hakkında öğrendiklerini paylaşmak için hastalar veya aile üyeleri biraraya gelirler. Hastalar bir destek grubu bulabilmek için sağlık bakım ekiplerinin bir üyesi ile konuşmak isteyebilirler. Gruplar, şahsen, telefon veya internet üzerinden destek verebilirler.

    Beyin tümörü ile yaşayan insanlar ailelerinin bakımı, işlerini kaybetmeme veya günlük yaşam etkinliklerine devam etme konusunda üzülebilirler. Tedaviler ve yan etkileri, hastanede kalış süreleri ve tıbbi masraflarla ilgili endişeler sık görülür. Doktorlar, hemşireler ve sağlık ekibinin diğer üyeleri, tedavi, çalışma ve diğer etkinlikler hakkındaki soruları cevaplayabilirler. Duyguları hakkında konuşmak veya endişelerini anlatmak isteyen kişilere, bir sosyal hizmet uzmanı, danışman veya bir din bilgini ile görüşmek yardımcı olabilir. Bir sosyal hizmet uzmanı çoğunlukla, finansal yardım, taşıma, ev bakımı veya duygusal destek için kaynaklar önerebilir.

    Kanser Bilgi Servisi, hastaların ve ailelerinin program, hizmet ve duyurularda yer almalarına yardım etmek için bilgi sağlayabilir.

    Kanser Araştırmalarına Katılmak

    Tüm ülkedeki doktorlar çok çeşitli klinik araştırmalar yürütmektedirler. Bunlar, insanların gönüllü olarak katıldıkları araştırma çalışmalarıdır. Çalışmalar, beyin tümörlerini tedavi etmenin yeni yollarını da içerir. Araştırma zaten gelişmelere yol açmıştır ve araştırmacılar da daha etkili yaklaşımlar için araştırma yapmaya devam etmektedirler.

    Bu çalışmalara katılan hastalar, daha önceki araştırmada umut vermiş olan tedavilerden ilk kez yararlanma şansına sahiptirler. Hastalar, doktorların hastalık hakkında daha çok öğrenmelerine yardımcı olarak tıp bilimine önemli bir katkı da yaparlar. Klinik çalışmalarda bazı riskler olduğu halde, araştırmacılar hastalarını korumak için çok dikkatli adım atarlar.

    Araştırmacılar, kanser karşıtı yeni ilaçları, dozları ve tedavi programlarını test ederler. Çeşitli ilaçlar, ilaç kombinasyonları ve ilaç ve ışın tedavisi kombinasyonları ile çalışırlar. Işın tedavisinin yeni yöntemlerini ve programlarını da test ederler.

  • Beyin tümörleri!

    Beyin tümörü, beyindeki hücrelerin anormal veya kontrolsüz büyümesi olarak tanımlanır. Tümörler, iyi huylu (kanser yapıcı olmayan) veya kötü huylu (kanser yapıcı) olabilirler. Beyinde yerleştiklerinden, iyi huylu bir tümör bile tehlikeli olabilir. Beyin, kafatası ile çevrilidir. Bu, tümörün büyürken normal beyin dokularına basınç uygulamaya başlaması demektir. Bu durum da iltihaba ve beyin şişmesine neden olabilir. Bu nedenle her iki tip tümörün de mümkün olduğunca çabuk tedavi edilmesi çok önemlidir.

    Bir tümör, beynin kendisinden kaynaklanmışsa birincil beyin tümörü olarak adlandırılır. Bazen kanser beyne akciğer veya göğüs gibi başka alanlardan yayılabilir. O zaman bu tip tümörler, ikincil (veya metastatik) beyin tümörü olarak adlandırılır. Diğer kanserlerle karşılaştırıldığında beyin tümörleri nispeten az görülmektedir; ancak yerleşimleri ve bazen agresif yapılarından ötürü tehlikeli oldukları düşünülmektedir.

    Beyin Tümörlerinin Olası Belirtileri

    Beyin tümörleri sıklıkla normal beyin dokusuna hücum eder veya baskı yaparlar ve belirtiler de o basınç nedeniyle ortaya çıkar. Beyin tümörünün yerleşim yerine göre kişide farklı tipte belirtiler oluşabilir. Ancak, zihinsel hastalıklar dâhil başka hastalıklar da bu belirtilere neden olmaktadır. Herhangi bir durumda bu belirtilerden birini veya daha fazlasını yaşarsanız, vakit kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız.

    Baş ağrısı, özellikle:
    -yakın zamanda başlayan yeni bir ağrı
    -devamlı bir ağrı

    -uyanınca daha kötü olan bir ağrı
    •Kusma, özellikle sabahları daha şiddetliyse
    •Kişilikte veya davranışta değişiklikler
    •Zihinsel becerilerde düşüş:

    -hafıza kaybı

    -hesap yapma becerisinde bozulma

    -yargılamada bozulma
    •Yeni başlayan nöbetler
    •Nörolojik değişiklikler:

    -görme problemleri (çift görüş, azalmış görüş)

    -duyma kaybı

    -bir vücut alanında his azalması veya güçsüzlük

    -konuşma zorlukları

    -koordinasyonda azalma, sarsaklık
    •Güçsüzlük, uyuşukluk/rehavet, uyanıklığın azalması
    •Dil problemleri, yutma güçlüğü, hıçkırıklar
    •Bozulmuş koku duyusu
    •Kontrolsüz veya işlev bozukluğu olan hareketler, el titremesi
    •Menopozdan önce adet kanamalarının kesilmesi
    •Yüz felci
    •Gözde anormallikler:

    -farklı büyüklüklerde göz bebekleri

    -kontrolsüz hareket

    -gözkapağı düşmesi
    •Sersemlik/kafa karışıklığı, alışılmadık veya garip davranış
    •Solunumda geçici durma

    Op.Dr. Kerem Bıkmaz Laboratuvar Çalışmaları
    Arkansas Üniversitesi Yaşargil Laboratuvarı , Amerika

    Beynin Fonksiyonel Coğrafyası

    Beynin farklı alanları, farklı fonksiyonları kontrol eder. Beyin tümörünün belirtileri, etkilenen beyin alanına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

    Sol temporal lob: İşitme, görme, koku alma, anlayış, gördüğünü veya duyduğunu hatırlama, kelimeleri tanıma, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Beyin sapı: Nefes alıp verme, kalp hızı, sindirim, uyanıklık seviyesi, uyku, terleme, kan basıncı, vücut sıcaklığı ve denge.

    Beyincik: Denge, duruş, kol ve bacakları kapsayan koordinasyon ve refleks hareketler için hafıza.

    Sağ temporal lob: İşitme, koku alma, organize olma, görülen veya işitilene yoğunlaşma, müzikal tonların tanınması, müzik sesleri ve konuşma içermeyen bilgi (örneğin, çizimler). Uzun dönemli hafıza, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Oksipital lob: Görüleni ve görsel imgeleri net olarak yorumlama. Okuma ve yazma, cisimleri bulma, renkleri tanıma, kelimeleri tanıma, nesneleri çizme ve bir cismin hareket edip etmediğini anlama.

    Parietal lob: Görme ve dokunma duyusu. Anlayış için farklı duyulardan giren verilerin düzenlenmesi, vücudun duysal kontrolü, yazı yazma, matematik ve dil. Vücudun pozisyonlanması, nesnelerin tutulması ve işitsel ve işitsel olmayan hafıza.

    Frontal lob: Bilinçlilik ve dış uyaranlara cevaplar gibi yüksek zihinsel işlevler, kişilik. Yutma, salya, ses çıkarma, çiğneme, yüz ifadeleri ve eller, kollar, gövde, kalça, bacaklar ve ayaklar için motor koordinasyon.

    Beyin Tümörlerinin Özellikleri

    Beyin tümörleri, iki ana sınıfta toplanır: gliomlar ve gliom olmayanlar. Aşağıda, çok çeşitli beyin tümörü tipleri anlatılmaktadır ve tümörünüz hakkında size verilen bilgiyi netleştirmeye yardımcı olabilir.

    Gliomlar

    Birincil beyin tümörlerinin yaklaşık %46’sı ve birincil omurilik tümörlerinin %23’ü gliomlardır; başka bir deyişle, glial hücrelerden büyürler. Beyin içinde gliomlar genellikle serebrumun yarım kürelerinde meydana gelirler ancak diğer alanları da, özellikle optik sinir, beyin sapı ve özellikle çocuklarda beyinciği etkilerler. Glial hücreler farklı çeşitte olduklarından, gliomlar da birkaç gruba ayrılırlar.

    Astrositomlar
    •Tüm birincil beyin tümörlerinin %17sini oluşturan, en sık görülen gliom tipidir.
    •Merkezi sinir sisteminde herhangi bir yerde meydana gelebilir. Tedavi genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ve bazen de kemoterapiyi içerir.
    •Düşük dereceli astrositomlar nispeten yavaş büyür ve cerrahi ile tümör tamamen çıkarılabilir.
    •Yüksek dereceli asrositomlar, düşük dereceli olanlardan daha hızlı büyürler ve genellikle, cerrahi, ışın ve kemoterapinin bir kombinasyonu ile tedavi edilirler.

    Çok Şekilli Glioblastomlar

    Yüksek dereceli astrositomların bir diğer adı da glioblastomlardır. Yakındaki dokulara hızla hücum ederler ve çok agresif hücreler içerirler.

    Erişkinleri etkileyen en yaygın birincil beyin tümörlerindendirler ve bazen çocukları da etkilerler.

    Tipik olarak, cerrahi ardından, tek başına veya kemoterapi ile kombine edilmiş ışın tedavisi ile tedavi edilirler.

    Beyin Sapı Gliomları
    •Beyin sapında yerleşmiş olan bu tümörler, çocukluk tümörlerinin %20’sini, erişkin tümörlerinin de yaklaşık %5’ini oluşturur.
    •En çok, 3-10 yaş arasındaki çocukları etkiler ve çok düşük dereceli astrositomlardan daha hızlı büyüyen çok şekilli glioblastomlara dek değişiklik gösterir.
    •Beyin sapı gliomları için genellikle cerrahi kullanılmaz; çünkü beyin sapı çok hassastır. Işın tedavisi bazen belirtileri azaltmada yardımcı olur ve tümör büyümesini yavaşlatarak hastanın ömrünü uzatır.
    •Beyin sapı gliomları eşit oranda tehlikelidir; ancak düşük dereceli tümörlerin azalma/hafifleme periyotları çok uzun olabilir.

    Oligodendrogliomlar
    •Nispeten nadirdirler; tüm gliomların %5ini temsil ederler ve en çok genç erişkinlerde beynin serebral yarımkürelerinde meydana gelirler.
    •Düşük dereceli tümörler, cerrahi ile tedavi edilir. Yüksek dereceli tümörlere, cerrahinin ardından ışın tedavisi uygulanır; buna bazen kemoterapi de eklenir. Işın tedavisine orta düzeyde duyarlıdırlar.

    Ependimomlar
    •Erişkin intrakranyal gliomların yaklaşık %5ini, merkezi sinir sistemindeki çocukluk tümörlerinin de %10unu oluştururlar.
    •Oluşum oranları 5 yaşında ve 34 yaşında en yüksek düzeydedir.
    •%85 civarı kanser yapmaz; çoğu sınırlandırılmıştır, yavaş büyüyen düşük dereceli tümörlerdir.
    •Genellikle sadece ışın tedavisi uygulanır; bazılarının cerrahi olarak tamamen çıkarılması gerektiği halde, tamamen çıkarılamayanlara ışın tedavisi uygulanır.

    Gliom Olmayanlar

    Medullablastomlar veya Primitif Nöroektodermal Tümörler
    •Çocukluktaki tüm beyin tümörlerinin %25ten fazlasını temsil ederler. Erişkinlere göre, çocuklarda daha çok meydana gelirler.
    •Beynin alt kısmında (beyincik) başlarlar ve omurga veya vücudun diğer kısımlarına yayılırlar.
    •Genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ile temizlenirler.
    •Hızlı büyüyen tümörlerdir; ancak ışın tedavisine ve kemoterapiye çok hassastırlar.

    Meningiomlar
    •Tüm birincil beyin tümörlerinin %27sidir ve erkeklere oranla kadınları daha çok etkileme eğilimindedir.
    •Büyürken komşu beyin dokularını sıkıştırır; genellikle iyi huyludur ancak hayatı tehdit edebilir.
    •Bazıları yavaş yavaş büyür; ancak bazıları da daha hızlı büyürler veya ani büyüme atakları yaparlar.
    •Tekrarlayıp tekrarlamayacağı tahmin edilemez, düzenli takip ve taramalar önemlidir.

    Schwannomlar
    •Genellikle iyi huyludurlar ve mümkünse cerrahi olarak çıkarılırlar.
    •Sıkça rastlanan bir tipi (vestibular schwannom veya akustik nöroma olarak bilinir), sekizinci kafa sinirini etkiler. Bu sinir, denge ve işitme için önemli sinir hücreleri içermektedir. Bu tip, beynin bir veya iki tarafında büyüyebilir.

    Metastatik Beyin Tümörleri

    Akciğerler veya göğüs gibi, vücudun diğer kısımlarından gelen kanser hücreleri, kan yoluyla beyne ulaşabilir ve ikincil veya metastatik bir tümör oluşturmaya başlar. Metastatik beyin tümörleri gerçekte, birincil beyin tümörlerinden daha yaygındır. Tedavide genellikle cerrahi ve/veya ışın tedavisi kullanılır.

    Beyin Tümörlerinin Teşhisi

    Sizde beyin tümörü belirtileri varsa, doktor bazı testler yapmak isteyecektir. Beyin içindeki anormalliklerin tipini ve yerleşimini saptamak için kullanılan gelişmiş birkaç diyagnostik işlem bulunmaktadır.

    Merkezi Sinir Sistemi Tümörlerini Etkileyen Tahmini Etmenler

    Histoloji (hücre tipi)

    Hastanın yaşı

    Tümörün yerleşimi

    Fonksiyonel nörolojik durum

    Daha az önemli etmenler:

    Metastatik yayılım

    Tümör rezeksiyonunun büyüklüğü (cerrahi uygulanan hastalarda)

    Nörolojik Değerlendirme

    •Hastaların ilk nörolojik değerlendirmeleri genellikle bir nörolog veya sinir cerrahı tarafından yapılır.
    •Değerlendirmeyi yapan kişi, azalmış zihinsel işlev (örn. konsantre olamama, hatırlamada yetersizlik, aritmetik işlemleri veya basit işleri gerçekleştirememe), güçsüzlük, hissizlik, kas tonusunda yetersizlik, reflekslerde değişiklik ve görmede değişikliklerin işaretlerini arayacaktır.

    Görüntüleme
    •Beynin anatomisini incelemek için, hastalara manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya bilgisayarlı tomografi (BT) uygulanacaktır.
    •Tümörün özelliklerini daha iyi anlayabilmek için(Hızlı mı büyüyor? Sabit mi duruyor? Normal dokuya hücum etti mi? vb.), manyetik rezonans spektrometresi (MRS) ve pozitron emisyon tomografi (PET) gibi ilave taramalar da yapılabilir.
    •Bu taramalar daha sonra her bir hasta için en uygun tedaviyi belirlemek amacıyla kullanılır.

    Biyopsi

    Eğer taramalardan net bir teşhis yapılamıyorsa, tümörün tipini tam olarak belirlemek için bir biyopsi yapılabilir.

    Lokal anestezi uygulandıktan sonra, tümörün küçük bir parçasını almak için kafatasındaki küçük bir delikten uzun bir iğne sokulur.

    Tümör örneği, tümörün tipini ve ne kadar agresif olabileceğini belirlemek için değerlendirilir.

    Biyopsiden elde edilen bilgi daha sonra, hasta için en uygun tedavinin ne olduğunu tespit etmek için kullanılır.

    Beyin tümörlerinin derecelendirilmesinde iki temel etken dikkate alınır: tümörü yapan hücrelerin türleri ve tümörün büyüme hızı. Ayrıca, hastanın yaşı da önemlidir; hasta ne kadar genç ise, hastalığın seyri o kadar iyidir. Daha az olarak, kanserli hücre türünün, büyüme hızının ya da hastanın yaşı kadar önemli olmasa da, çıkarılan dokunun miktarı da bir etkendir.

    Cerrahi düşünülüyorken, tümörün yerleşimi önemlidir; çünkü bazı alanların, yaşam kalitesi, yaşam beklentisi ve tedavi tipi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Genel sağlığın ve fiziksel durumun iyi oluşu, sonuçları öngörmede büyük rol oynar; daha genç hastalar daha iyi seyre sahiptirler.

    Beyin Tümörlerinin Tedavisi

    Eğer beyin tümörü kötü huylu ise, tedavi gereklidir. Burada, bazı tedavi seçenekleri sıralanmaktadır. Ayrıca, birçok klinik çalışma, hastaların yeni deneysel tedavilere ulaşmalarını sağlar.

    Cerrahi
    •Tümör kütlesini ortadan kaldırmanın en doğrudan yolu, birincil tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır.
    •Cerrah, genellikle bir kranyotomi yapacaktır. Bu operasyonda, beyne ulaşmak için bir parça kafa kemiğinin çıkarılmasıyla kafatası boşluğuna girilir. Çıkarılan kemik, cerrahi işlemin sonunda tekrar yerine takılır.

    Işın Tedavisi
    •Işın tedavisi, kanserli çoğu beyin tümöründe başrol oynar.
    •İyi huylu tümörler de büyümelerinin kontrol edilmesi için ışın gerektirebilirler.

    Cerrahi sonrası ışın
    •Tümörün bütünü cerrahi olarak çıkarılmış gözükse de, çevresindeki beyin dokusunda mikroskopik tümör hücreleri kalır ve bunlar başka bir yere yayılabilir veya yeni bir beyin tümörü oluşturabilirler.
    •Cerrahi kazıma sonrası uygulanan ışının amacı, kalan tümörün büyüklüğünü azaltmak, büyümesini durdurmak veya her ikisidir.
    •Eğer tümörün tamamı güvenli bir şekilde çıkarılamazsa, çoğunlukla cerrahi sonrası ışın önerilir.

    Cerrahi uygun olmadığında ışın
    •Cerrahi ile ulaşılamayan veya ışına özellikle cevap verdiği düşünülen niteliklere sahip tümörler için cerrahi yerine ışın kullanılabilir.

    Brakiterapi
    •Tümörlere seçici olarak yüksek dozda ışın verme yöntemidir.
    •Çoğunlukla metal taneler veya çubuklar şeklinde olan bağımsız radyoaktif kaynaklar, tümör veya tümör çukuru içine ya da yakınına yerleştirilir.
    •Çoğunlukla bilgisayar yardımıyla radyoaktif kaynağı tam olarak yerleştirmek, sağlıklı dokunun ışına daha az maruz kalmasını ve tümörün aldığı ışının dozunun en yüksek düzeyde olmasını sağlar.
    •Brakiterapi, cerrahi ve/veya kemoterapi ile bir arada kullanılabilir.

    Işın ve Kemoterapi
    •Kemoterapiyi ışın tedavisi ile beraber kullanmak, yüksek düzeyli tümörü olan bazı hastalar için yararlıdır.
    •Kemoterapi, bir veya daha fazla ilacı içerebilir ve döngüsel olarak verilmektedir (örneğin, 3 hafta boyunca günde bir kez, ardından, yeni hücreler yapmak için 1 haftalık dinlenme dönemi ).
    •Kemoterapi, ağızdan, damardan, başka bir infüzyon yöntemiyle veya doğrudan beyne yerleştirilmiş bir tabaka şeklinde uygulanabilir.

    Gamma Bıçağı (Sterotaktik ışın tedavisi)
    •Gamma bıçağı gerçekte, yüksek derecede odaklanmış, eni dar olan kobalt gamma ışını demetleridir.
    •Cerrahiye karşı bir seçenek olan bu uygulama, bir kesiye gerek kalmadan, doğrudan beyin anormalliklerini tahrip eder.
    •İyi ve kötü huylu tümörleri, metastatik tümörleri ve diğer vasküler yapı bozukluklarını tedavi etmek için kullanılmaktadır.
    •Hastalarda yan etkiler daha azdır ve konvansiyonel cerrahiye göre iyileşme süresi daha kısadır.
    •Cerrahi tipik olarak 30 dakika ve 3 saat arasında sürer ve hastaların çoğu aynı gün eve dönebilir.

    Tedavinin Yan Etkileri

    Beyin tümörü tedavisinin yan etkileri olabilir. Bazen yan etkiler ani olur veya birkaç gün içinde gelişebilir. Yan etkilerin ciddiyeti ilacın dozu veya tedavinin uzunluğu ile ilgili olabilir.

    Kemoterapi

    Kemoterapi ilaçları, hızlı büyüyen hücreleri öldürmek için yapılmıştır. Ancak, bu ilaçlar tüm vücutta dolaştıklarından, normal, sağlıklı hücreleri de etkileyebilirler. Sağlıklı dokunun hasarı, yan etkilere neden olur.

    Kemoterapiye yaşlı hastaların daha az iyi tahammül edip edemeyebilecekleri belirsizdir. Yaşlı hastaların kullandığı birçok ilaç ve başka tıbbi sorunlar gibi bazı durumlar, kanser tedavisini zorlaştırabilir. Ancak, bir çalışmaya göre, tıbbi komplikasyonları olmayan yaşlı kanser hastaları, genç hastalarla aynı seviyede toksisite ve fayda sağlayabilirler.
    •Kemoterapi hızlı büyüyen hücreleri hedeflediğinden, saç kökleri, kemik iliği ve mide hücreleri gibi hızlı bölünen normal hücreler de etkilenir. Yan etki olarak, kellik, mide bulantısı, kusma ve ishal ortaya çıkar.
    •Kemoterapi ayrıca, anemiye bağlı güçsüzlük, ateş ve enfeksiyona neden olur; çünkü bağışıklık sistemi ilaçlar nedeniyle zayıflamıştır.

    Işın Tedavisi

    Beyin tümörü için ışın tedavisinin yan etkileri, tümörün çevresindeki normal beyin dokusuna ışınımın yaptığı etkiyle ortaya çıkar.
    •Işın tedavisinin ilk uygulamasından kısa bir süre sonra hastalarda baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, uyku hali, ateş ortaya çıkabilir ve tümörle ilişkili nörolojik belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tedavi ilerlerken gitgide daha hafif hale gelmelidir.
    •Işın tedavisine başladıktan sonraki birkaç hafta ile birkaç ay içinde belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tümörün ilerlediğini gösterebilir. Nedenin tümör mü yoksa tedavi mi olduğunu saptamak için bu belirtileri bir süre boyunca gözlemlemek gereklidir.
    •Işın tedavisinin özelliğine bağlı olarak, tedaviden aylar veya yıllar sonra geç dönem ışın etkileri gelişebilir. Yaşadığınız herhangi bir belirtinin bir kaydını almak veya bir günlük tutmak iyi olur; böylece belirtileri doktorla konuşabilirsiniz.

    Cerrrahi ve Diğer Tedaviler
    •Cerrahi ve ışın, tümör çevresindeki beynin ödemine (şişlik) neden olabilir.
    •Şişlik, çevreleyen beyin dokularında basınca yol açar ve baş ağrısı, uykusuzluk ve başka ciddi sorunlar yaratır.
    •Bu sorunları önlemek için doktorunuz steroidler yazabilir.
    •Kortikosteroid adıyla da bilinen bu steroidler, vücutta doğal olarak oluşan hormonlardır ve vücut geliştiricilerin kullandıkları “anabolik steroidler” den farklıdırlar.
    •Steroidler, çoğu tümör tipinin hücrelerini öldürmek için pek az çalışır; ancak, baş ağrısı gibi bazı belirtileri hafifletebilir ve cerrahi veya ışın tedavisiyle ortaya çıkabilen daha fazla şişliği önler.

    Yan Etkilere Karşı Yapılabilecekler

    Yan Etki

    Destekleyici Bakım

    Kansızlık

    Kırmızı kan hücreleri oluşturan ajanlar

    Kellik (kalıcı veya geçici)

    Peruklar, türban, başlıklar, şapkalar

    Kan pıhtıları

    Kan incelticiler

    Kabızlık

    Yoğun lifli gıdalar, sıvı alımını arttırmak, laksatifler, gaita yumuşatıcılar

    İshal

    Düşük lifli gıdalar, yüksek proteinli besinler, sıvı alımını arttırmak, baharatlı veya bağırsakları rahatsız eden besinlerden kaçınmak, antidiyare ilaçları

    Ağız kuruluğu

    Şekersiz sakız, buz cipsleri

    Yorgunluk

    Enerjiyi korumak, işleri devretmek, sık sık kısa dinlenme aralıkları vermek, etkinlikleri öncelik sırasına koymak, iyi bir beslenme, yeterli kalori almak (Her gün, 450gr başına ortalama 15 kalori. Kilo kaybediyorsanız buna 500 daha ekleyin), günde en az 8 bardak su içmek, ek vitamin gerekli olabilir.

    Ateş/enfeksiyon

    Ateş için asetaminofen veya ibuprofen; enfeksiyon için antibiyotikler.

    İştah kaybı

    Daha küçük öğünler, beslenme ekleri, iştah arttırıcılar

    Ağız yaraları

    Alkolden (alkol içeren ağız temizleme suları dâhil), tütünden, tuzlu, şekerli, çok sıcak ve çok soğuk besinlerden uzak durmak

    Mide bulantısı veya kusma

    Antiemetikler

  • Omurilik daralmaları ve kaymaları

    Tıpta “Spinal stenoz” olarak bilinen omurilik kanalında daralma ; doğuştan ya da sonradan olma nedenlerle omurilik kanalının ve/veya omurilikten çıkan sinirlerin geçtiği sinir kanallarının daralmasıdır.

    Spinal stenoz boyun ve bel omurgasında görülür. Boyun bölgesindeki Spinal stenoz servikal miyelopati olarak adlandırılır. Bu sebeple Spinal stenoz den bahsedilince genellikle bel bölgesindeki stenoz anlaşılır.

    Spinal stenoz bel ve bacaklarda ağrıya yolaçan sık rastlanan bir hastalıktır.

    SPİNAL STENOZUN SEBEPLERİi:

    Yaş : Yaş ilerledikçe omurgadaki kemikleri birbirine bağlayan bağlar kalınlaşır, yine yaşlanmaya bağlı olarak osteofitler oluşur ve omurilik kanalını daraltır. Diskteki yozlaşma sonucu disk yüksekliği azalır ve disk genişleyerek kanalı daraltır. Faset eklemlerdeki yaşlanma ve kireçlenmeye bağlı yozlaşmalar omurilik kanalını ve sinir kanalını daraltarak Spinal stenoz belirtilerine yolaçar.

    Kalıtım : Omurilik kanalı doğuştan dar olanlarda çok daha erken yaşlarda Spinal stenoz belirtileri görülebilir. – Geçirilmiş omurga ameliyatları ve travmaları daha sonra yıpranma ve yozlaşmalara sebep olarak omurilik kanalını daraltabilir.

    Bel omurlarındaki kan akımı değişiklikleri.

    SPİNAL STENOZUN BELİRTİLERİ:

    Hareketle artan, dinlenmekle azalan ağrı, ağrı öne doğru eğilmekle kısmen azalır, geriye doğru kaykılmakla artar. Hasta yokuş ya da merdiven inerken daha çok rahatsız olur.

    Bacaklarda uyuşma, karıncalanma, üşüme, sıcak hissetme, güçsüzlük, yorgunluk.

    Beceriksizlik, sık düşme, yürürken ayakucunun takılması.

    Spinal stenozun kesin teşhisi için MR ve TOMOGRAFİ gibi ileri tetkik metodları gereklidir.

    SPİNAL STENOZUN TEDAVİSİ.:

    Spinal stenoz tedavisi zor bir hastalıktır.

    Lomber fleksiyon egzersizleri spinal kanalın çapını kısmen genişletir.

    Anti-romatizmal ilaçlar

    Kilo verilmesi

    İstirahat

    Fizik tedavi

    Epidural steroid uygulamaları

    Cerrahi : Spinal stenoz hastaların çoğunda cerrahi dışı tedaviler sonuç vermez. İyi seçilmiş hastalarda cerrahi müdahale sinirlere olan baskıyı ortadan kaldırarak hastanın normal bir hayat sürmesine yardımcı olur.

    Omurga Kayması

    Bir omurganın diğeri üstünde öne doğru yer değiştirmesiyle ortaya çıkan omurilik kanalının daralması olayıdır. Seneler içinde artan, hareketle değişen bel ağrısı ve zamanla ayaklara da vuran ağrıyla seyreder. İleri aşamalarda , öne eğik yürüyen, ayaklarda kuvvetsizlik mevcut olan ve günlük kapasitesi tam olarak kısıtlanan bir hastayla karşı karşıya kalınır.

    Başlıca 3 tipi vardır:

    Doğuştan olan tipi, orta yaşlarda kilo artışıyla bulgu verir.

    Edinsel olan tipi disk dokusunun seneler içinde erimesiyle ilgilidir.

    Ameliyat sonrası tipi, omurga ameliyatları sonrası ortaya çıkar.

    Tedavide I. derecede kilo vermek, egzersiz ve ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Ancak rahatlamayan hastalarda cerrahi tedavi uygulanır. II. dereceden itibaren mutlaka ameliyat gerektirir. Geciken vakalarda ameliyat ve ameliyat sonrası zorlaşır ve kalıcı sakatlıklar ortaya çıkar.

    CERRAHİSİ.:

    Cerrahi de halkın arasında platin ameliyatı olarak bilinen, iki omurganın titanyum vidalar ve çubuklarla birbirine sabitlenmesi ameliyatı yapılır. Aynı zamanda interbody füzyon denen omurgalar arası kıkırdak alınıp yerine konan cage lerle de bu sabitleme yapılabilir. Hasta birkaç hafta içinde tam kapasiteyle eski gücüne kavuşur.

  • Endoskopik mikrodiskektomi ( kapalı bel fıtığı ameliyatı )

    Bel fıtığı cerrahisindeki gelinen en son aşamadır.

    Konservatif tedaviye bir başka ifadeyle ilaç ve istirahat tedavisine cevap vermeyen bel fıtığı hastalarına uygulanabilecek en az hasarlı ( minimal invaziv ) bir cerrahi tekniktir. Değişik boyutta tüpler kullanarak insizyon yapmadan ( bıçaksız ) endoskop yardımı ile fıtık bölgesine ulaşılarak fıtık boşaltılır.

    Bu yöntemde adale sıyrılmaz, dokular korunur, ameliyat sonrası skar ( kötü iyileşme dokusu ) en az düzeydedir.

    Hasta aynı gün taburcu olur.

    En erken dönemde işine döner. Yaklaşık bir hafta.

    Ameliyat sonrası diğer cerrahi yöntemlerde görülebilen bel ağrısı yoktur.

    Pansuman, dikiş alımı gibi cerrahi sonrası prosedürler yoktur; erken yürüyen hastanın psişik uyumu yüksektir.

    Hasta seçimi önem kazanır. Uygun endikasyonlu hastalar seçilmelidir.

  • Lazerle bel fıtığı

    PERKUTAN DİSKEKTOM
    İnsanların bir çoğu hayatının belli bir döneminde bel ve boyun ağrıları çeker.bunların bir çoğu kendiğinden düzelir ama %20 lik kısmı ciddi hale gelir ve ağrı bacağa yayıldığında, ayakta güç kaybı olduğunda ameliyat gerekebilir.
    Günümüzde artık bel ve boyun fıtıklarında daha mikroinvaziv girişimler dediğimiz daha mikro,hastaya daha az işinden alı koyan çabuk iyileşmeyi sağlayan girişimler yapılmaktadı. Burda önmeli olan hangi hastanın hangi ameliyattan fayda göreceğidir.daha küçük fıtıklarda hiç anestezisiz lazerle 10 dk lık girişimsel işlemle hasta düzelirrken fıtığın sinirlere baskı yaptığı durumlarda yine hastaya anestezi vermeden görüntüleme altında perkutan diskektomi dediğimiz dışardan özel iğnesiyle girdikten sonra fıtığın tamamen alınması işlemi son zamanlarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu girişimin avantajı hastaya anestezi verilmediği için hastada hayati tehlike doğuracak anestezi komplikasyonlarının olmaması, ciltte kesi olmaması, kanama olmaamsı aynı gün işine dönebilmesi bazı avantajlarıdır. Artık bel fıtığında eski buyuk ameliyat yöntemleri mümkün olduğunca yerini lazer ve perkutan diskektomi ya da endoskopi,k girişimler gibi daha küçük ve tehlikesiz girişimlere bırakmıştır, bu yöntemler oldukça başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

  • Boyun fıtığı ameliyatlarından artık korkmayın!

    Boyun fıtığı ameliyatlarından artık korkmayın!

    Boyun fıtığı ameliyatlarında gelinen son nokta, önceden komplikasyonları nedeniyle korkulup kaçılan bu ameliyatları hasta için oldukça konforlu ve tehlikesiz bir hale getirmiştir.

    Boyun bölgesi, başımızı gövdemize birleştiren ve başımızın tüm ağırlığını taşıyan, uyanık olduğumuzda ya da uykuda sürekli hareket halinde olan omurgamızın en önemli kısmıdır. Dolayısıyla boyun ile ilgili rahatsızlıklar özellikle de boyun fıtıkları toplumumuzda oldukça sık görülür. Başta ev hanımları olmak üzere, örgü, nakış, dantel, halı-kilim dokuma gibi el işi yapan bayanlarda, yoğun bilgisayar kullananlarda (bankacı, sekreter, mübaşir, muhasebeci vs.), fırıncılar, postacılar, kasaplar ve pek çok meslek grubunda çalışanlar yaşamlarının bir döneminde bu hastalıkla karşı karşıya kalırlar. Boyun fıtıklarında genelde boyun ağrısının yanı sıra baş ağrısı, sırta ve kürek kemiklerine vuran ağrı, omuz ve kollara yayılan ağrılardan biri ya da birkaçı bir arada olabilir. Bazen boyun ağrısı olmaksızın sadece bu tip yakınmalarla da boyun fıtıkları kendini gösterebilir. Bu durumda hastaların kendilerine en yakın Beyin-Sinir-Omurilik Cerrahisi uzmanı hekimine başvurmalarında yarar vardır. Boyun fıtığı rahatsızlığı çekenlerde ağrı dışında, birinde ya da her iki kolda uyuşma, güçsüzlük, kasılma tarzında yakınmalarda olabilir. Özellikle güçsüzlük önemlidir. Zira zamanında tanı konulup, tedavi yapılmazsa ilerleyebilir ve hastanın günlük iş ve ev yaşamını olumsuz etkiler. Günümüzde boyun fıtığının teşhisi MR görüntülemesiyle konulur. Hastanın şikayeti, muayene bulguları ve MR görüntüsü bir Beyin-Sinir-Omurilik Cerrahisi uzman hekimi tarafından bir arada değerlendirildikten sonra tedavi şekli belirlenir. Kollarda güçsüzlük olması ağrı olmasa bile tek başına mutlak ameliyat nedenidir. Ameliyat önerilen hastalar artık yersiz korkulara kapılmamalı ve bir an önce ameliyatını olmalıdır. Boyun fıtığı ameliyatları genel anestezi altında boynun ön sağ kısmından yaklaşılarak yapılır. İki boyun omuru arasıdaki ‘disk materyali’ (fıtıklaşan kısım) mikroskop altında tamamen temizlenir ve daha sonra boşalan yere özel protez konulur. Bu protezin hastaya hiçbir zararı yoktur, bilakis rahatlatıcı ve hareketi kolaylaştırıcı etkisi vardır. Ameliyat ettiğimiz boyun fıtığı hastalarını ameliyattan yaklaşık 2 saat sonra kaldırıp yürütüyor ve aynı gün evine taburcu edebiliyoruz. Hastanın yara pansumanı ve dikiş aldırma sorunu olmadığı gibi boyunluk kullanması da gerekmiyor. Örneğin ameliyat olan bir ev hanımı ameliyat olduğu günün akşamı evinde yemeğini yapıp, bulaşığını yıkar duruma geliyor. Kısacası günlük yaşama dönmesi daha çabuk ve kolay oluyor. Bu nedenledir ki ameliyat önerilmiş olan hastalar ameliyat olmaktan değil, geç kalmaktan korkmalıdır, böylece iş verimi yüksek sağlıklı bir toplum olma yolunda ilerleyebiliriz.

    Op.Dr.Candan HUNDEMİR

    Beyin-Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı