Etiket: Hasta

  • İkili, Üçlü, Dörtlü Tarama Testleri Nedir?

    İkili, Üçlü, Dörtlü Tarama Testleri Nedir?

    Bu testler, 1992 yılından itibaren gebe takiplerinde rutin testler arasına girmiş olan TARAMA testleridir. Bunlar neyi tarar? Her birini ayrı ayrı yapmaya gerek var mıdır?

    Bu testler, gebelerde taşıdıkları bebeğin tüm canlı doğumlarda nispeten daha sık görülen Trisomy 18 ve Trisomy 21 olarak bilinen kromozomal hastalıkları taşıma olasılıklarını hesaplayan bir testtir. Kısaca bir tanı testi değil risk belirleme testidir. Anne kanından bakılarak yapılır. Bu testler yoruma açık olmayan rakamsal bir sonuç verir. Örneğin Üçlü test için konuşursak 1/250 nin (yani 250 de bir görülme olasılığı) üzerindeki değerler yüksek riskli (veya tarama pozitif), altındaki değerler düşük riskli (veya tarama negatif) kabul edilir. Çok analitik bir durum yani. Doktorun yorum katması mümkün değil.

    Eğer hastada yapılan bu testlerden hastaya yapılan biri sonuç olarak riskli bölgede çıkarsa TANI TESTLERİ’ne başvurulur. Bunun için yapılması gereken ise gebeliğin yaşına bağlı olarak AMNİOSENTEZ (bebeğin içinde bulunduğu sıvı ortamdan numune almak) KORYON VİLLUS ÖRNEKLEMESİ( bebeğin eşinden numune almak) veya KORDOSENTEZ (bebeğin göbek kordonundan kan örneği almak) dir. Bunlar tanı koydurucu testlerdir. Ayrıca son zamanlarda popüler olan PRENATAL TEST diye anılan %99,9 oranında güvenilirlikte bir diğer tanı testi vardır. Amniosentez,koryon villus örneklemesi, kordosentez ve prenatal testle ilgili ayrıntılı bilgilere diğer yazılarımdan ulaşabilirsiniz.

    Yukarıda yazdıklarımdan anlaşıldığı üzere bir hastada yapılan tarama testinin sonucu riskli bölgede yer almasa da bu konudaki risk olasılığını “0” olarak anlamamak gerekir. Bir örnekle açıklayalım;

    Bir hastada tarama testi sonucunun 1/ 225 olarak çıktığını varsayarsak bunun anlamı aynı gebelik yaşında ve alınan kan örneklerinde bakılan değerler aynı olan 225 hastanın 1 inin çocuğu bu kromozomal hastalığı taşıyor. Bu oran 1/250 den büyük olduğu için Bu hastaya tanı testi yapalım.

    Diğer bir hastada alınan sonucun 1/650 çıktığını varsayarsak bu hasta için aynı risk 650 de 1 demektir. Tıbben bu hasta daha düşük risk grubunda olduğu için bu hastaya tanı testi yapmaya gerek yok demektir. Buna rağmen risk “0” değildir. Benzer şekilde sonucu 1/2375 olarak çıkan bir hasta da da risk oranı “0” değildir. 2375 de 1’dir.
    Kısaca düşük risk “0” olarak anlaşılmamalıdır. Kritik tıbbi oran değişim göstermekle birlikte ortalama 250 de 1 olarak tespit edilmiştir.

    Özet ile doktorunuz size bu testleri yaptı sonuç risksiz bölgede çıktı ama siz maalesef yine de bu kromozom anomalilerini taşıyan bir bebek doğurdunuz. Bu olasılık herzaman vardır. Bu testlerden biri yapıldıysa diğerlerini yapmaya gerek yoktur günümüzde en çok tercih edileni ikili testtir.
    Benzer risk olasılıklarını günlük hayatımızda her an göze almıyormuyuz? Mesela trafikte giderken kazaya karışma olasılığı gibi. Bu oran daha yüksek olsa bile insanlar bu sebep ile trafiğe çıkmaktan geri kalıyor mu? Benzer binlerce örnek sıralamak mümkün.

  • KANSER AĞRILARI

    KANSER AĞRILARI

    Kanser, büyük sıkıntı ve acılara neden olan, çoğu zaman çaresizlik duygusu ve psikolojik çöküntünün de eşlik ettiği bir sağlık sorunudur. Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini bozmaktadır. Genellikle kanser ağrıları hastalığın seyri sırasında ortaya çıkmakta ve çoğu zaman da hastanın tedavisini ve yaşamsal faaliyetlerini engelleyecek boyutlara varan bir problemdir. Kanserde ağrı tedavisinin amacı, hasta açısından yeterli bir analjezi sağlayıp hastanın olabildiğince aktif ve kaliteli yaşam sürmesine katkıda bulunmaktadır. 

    KANSER AĞRILARINDA GİRİŞİMSEL TEDAVİ ve TEKNİKLER:

    *Nöroliz: Kansere bağlı ağrıların tedavisinde nörolitik sinir blokları önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılan girişimlere nöroliz adı verilir. Değişik anatomik seviyelerde yapılan nöroliz uygulamaları farklı yapıda sinirlere yönelik olarak yapılabilmektedir.

    * Stellar ganglion bloğu: Baş ve kollardaki nöropatik ağrılarda kullanılır. Blok sonrası o taraf göz kapağında düşme ve göz bebeğinde küçülme görülür. Blok aynı anda iki taraflı yapılmamalıdır.

    *Çöliak pleksus bloğu:Pankreas, safra kesesi, mide, karaciğer ve bağırsak tümörlerine bağlı üst karın ve bel ağrısından yakınan kanserli hastalarda ağrı kontrolünde kullanılan bir yöntemdir. Blok etkisi ile bağırsak hareketleri de artacağı için dışkılama normale döner. Kullanılan ilaçların dozu azalır. Bu işlem ile %80-90 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.

    *Superior hipogastrik pleksus bloğu:Kadın üreme organları ve prostat kanserlerinde ortaya çıkan ağrı ve özellikle dışkılama hissini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Bu blok ile %70-80 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.

    *İmpar ganglion bloğu: Kansere bağlı makat ağrılarında özellikle, yanıcı ve batıcı özellikte hissedilen ve oturma veya ayağa kalkma ile artan ağrılarda uygulanır.

     *Kalıcı (nörolitik) sinir blokları: Kalıcı ya da nörolitik sinir blokları ağrı tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılır.

    *Radyofrekans Termokoagülasyon (RF) : Radyofrekans termokoagülasyon (RF), radyo dalgaları ile ısı oluşturularak sinir iletiminin kesilmesidir. Ağrı tedavisinde bu yöntem kullanılarak ağrı ileten sinir lifleri devre dışı bırakılır. Etki süresi ağrının yerine, tipine, başlangıç zamanına ve kişisel özelliklere göre değişiklik gösterebilir.

    *Spinal opioid uygulamaları (Omurilik pompaları): Daha önce uygulanan ilaç tedavisine yanıtsız olan hastalar veya kullanılan yüksek doz ilaç nedeniyle oluşan yan etkileri tolere edemeyen hastalar spinal opioid uygulaması için aday olabilir. Morfin benzeri ilaçların bu yolla kullanılması, diğer veriliş yollarına göre daha düşük dozda, daha uzun süreli ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Özellikle omurilik pompaları çok düşük dozlarla ağrının kesilmesini sağlayan programlanabilen sistemler olarak bu tedavide önemli bir yere sahiptirler. Ağrının gün içindeki seyrine göre doz programlamaları yapılabilen bu sistemler, omurilik yakınına yerleştirilen çok ince bir kateter ve cerrahi olarak cilt altına yerleştirilen pompa sistemlerinden oluşmaktadır.

    Yapılan tedavide amaç hastanın yaşamı süresince konforlu ve dayanılabilir bir hayat sürmesidir. Bugün kanser ağrısında ağrının tedavisi kanser tedavisi kadar önemli kabul edilmiştir.

  • Ağrısız Doğum

    Ağrısız Doğum

    Ağrısız DoğumHer anne adayı ağrı duymadan doğum yapmak ister. Ağrısız Doğum, rahim kasılmalarını, annenin ıkınmasını ve aktif atılımını etkilemeden, ağrının giderilmesidir.
    Doğum ağrısının azaltılması için birçok yöntem vardır. Bunlar; uygun açıklık oluştuktan sonra anneye damardan ağrı kesici ilaçlar vermek, rahim ağzını uyuşturmak ve epidural analjezi yöntemleridir.
    Bunlar içinde etkinliği en fazla olan ve en çok tercih edilen yöntem epidural analjezidir.
    Epidural analjezi, epidural alana lokal anestezik ve/ veya narkotik ilaçların verilmesiyle yapılan bir rejional ağrı giderme yöntemidir.
    Epidural blokaj, vajinal doğumda analjezi (ağrısızlık) amaçlı, sezeryan doğumda anestezi amaçlı kullanılabilir. Yani, ağrısız doğum yaptırmak amacıyla epidural kateter takılan hastada, her hangi bir sebepten dolayı sezeryana geçilmek gerekirse, kateterden yapılan ilaç takviyesiyle hasta narkoz almaksızın uyanık bir şekilde ameliyat olabilir.
    Epidural analjezi amacıyla verilen ilaçlar sadece ağrı duyusunu ortadan kaldıracak seviyededir. Bundan dolayı hasta ağrı duymaz ama dokunmaları duyabilir, yürüyebilir, karnındaki kasılmaları hissedebilir ve rahatlıkla doğum sırasında ıkınabilir.
    Epidural bölge, omurilik ve çevresindeki omurilik sıvısını saran kalın zarın (dura) öncesindeki bölgedir. Yöntem bir anestezi uzmanı tarafından uygulanır.
    Hasta oturtulur. İşlem yapılacak bel bölgesi önce antiseptik solüsyonlarla temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür. Daha sonra kateterin uygulanacağı aralık tam olarak tesbit edilir ve çok ince bir iğne ile uyuşturulur.
    Bölge uyuştuktan sonra epidural iğne ile epidural aralığa ulaşılır ve iğne içinden ince bir kateter (yumuşak bir plastik tüp) geçirilerek, epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkarılır ve kateter orada bırakılır. Kateterin dışarıda kalan ucu flasterlerle hastanın sırtı boyunca ve uç kısmı omuzda olacak şekilde sabitlenir ve daha sonrasında ilaçlar burdan yapılır.
    Hasta işlem sonrası rahatlıkla sırtüstü dönüp yatabilir, sırtında iğne ya da sert bir şey olmadığı için istediği gibi hareket edebilir.
    İlaç verildikten 15-20 dakika sonra tam olarak etkisi ortaya çıkar. Uyuşukluğun derecesi ilaca ve dozuna bağlıdır. Doğum ağrısını gidermek için verilen ilaçlarda genellikle uyuşma olmaz. Hasta karındaki kasılmaları hisseder, ancak ağrı duymaz. Rahatlıkla yürüyebilir, tuvalete gidebilir, doğum masasına kendisi geçebilir.
    Verilen ilacın etkisi ortalama 1-3 saat kadar yeterli olur. İlacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında kateterden ek dozlar verilebir.
    Doğum eylemi başladıktan sonra her hangi bir zamanda epidural kateter takılabilir. Burada önemli olan ilacın verilme zamanıdır.
    İlacın verilme zamanı hastanın primipar (ilk kez doğum yapacak olan anne) ya da multipar (daha önce doğum yapmış olan anne) oluşuna göre değişir. Bebeğin başı doğum kanalına yerleşinceye kadar ağrı kesici ilaçlar yapılamaz. Baş doğum kanalına yerleşmeden önce ilaç verilirse doğumun uzaması ve bebeğin başının kanala yerleşmemesi riski vardır.
    Uygun zamanda ve uygun dozda verilen ilaçlar, doğum kanalına yerleşmiş bebeğin hızla ilerlemesini ve doğum süresinin kısalmasını sağlar.
    Primiparda genellikle rahim ağzı açıklığı 5-7 cm. multiparda 2-3 cm. olduğu zaman ilaç verilebilir.
    Epidural Kateter Kimlere Takılamaz?

    Hastanın kabul etmemesi
    Kanama bozukluğu varsa
    Uygulama bölgesinde enfeksiyon, yanık olması
    Kalp ve dolaşım sorunu olması
    Nörolojik sorunların olması
    Epidural Analjezi-Anestezi Bebeği Etkiler mi?

    Epidural kateterden uygulanan ilaçların kanla direk teması olmadığı için bebeğe olan etkileri minimaldir. Bu uygulama ile bebeği etkilemeden annede mükemmel ağrı kontrolü sağlanır.
    Epidural Kateter Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
    Tansiyon düşmesi Baş ağrısı Bel ağrısı Yetersiz ya da tek taraflı ağrı kontrolü. Sinir hasarı Enfeksiyon Allerji İdrar yapmada zorluk
    Burada sayılan riskler, deneyimli uzmanlar tarafından uygulandığında son derece azdır. En sık görülen yan etki tansiyon düşmesidir. Bunu önlemek için işlem öncesi damardan yeterli miktarda sıvı verilmektedir.

  • VAJİNİSMUS VE GEBELİK

    VAJİNİSMUS VE GEBELİK

    Vajinismus ve Kısırlık Tedavileri

    Cocuk sahibi olmak isteyen Vajinismus hastalarının bir kısmı tüp bebek veya aşılama tedavileri ile gebelik elde etme  yoluna gitmektedir.vajinismus cinsel bir sorun olup tedavisi kısa ve etkin bir şekilde yapılmaktadır.  kısırlık tedavileri çok daha uzun sürmektedir  ve tedavi  sırasında kullanılan ilaçların yan etkileri de düşünülürse çocuk tedavisi için infertilite tedavisi almak hiç akılcı bir yaklaşım değildir. Tüp bebek maliyet ve başarı oranıda göz önünde bulundurularak hasta doktor tarafından vajinismus tedavisine yönlendirilmelidir.

    Vajinismus ve Gebelik

    Vajinismus sorunu yaşayan, hiç bir ilişkiye girmeden nadiren  gebelik  ile karşılaşan çiftler vardır. gebelik yönünden riskli durumları olmayan yani düşük tehtidi, kanama ,erken doğum riski gibi durumlar yoksa  vajinismus hastalarının gebelik dönemlerinde bile, vajinismus tedavisi mümkündür. Bu hastanın  normal doğum yapmasına, kendine güveninin gelmesie yol açar.

    Vajinismus Hastası Nasıl Hamile Kalabilir?

     Sürtünme ile dışa boşalan meni içindeki spermlerin yüzerek tüplere ulaşması

     Penisin uç kısmı vajina girişindeyken boşalma ile spermlerin az bir miktarının vajina içerisine atılması

     Yarım ilişki (penisin uç kısmının vajinaya girmesi) sonucunda gerçekleşen boşalma sonucunda hamile kalınması

     Tek bir veya bir kaç cinsel ilişki sonrasında hamile kalınması, ancak daha sonraki ilişkilerde korkuya bağlı kasılmaların ilişkiye hiçbir şekilde izin vermemesi

  • CİNSEL BOZUKLUKLARIN KADIN HASTALIKLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

    CİNSEL BOZUKLUKLARIN KADIN HASTALIKLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

    Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak her yaştaki kadının üreme ve cinsel sağlığı üzerine çalışıyorum. Neredeyse her kadının küçük bir cinsel sorunundan bariz bir cinsel bozukluğa varan geniş bir yelpazede problemi vardır. Kadınlar cinsel sorunları ile igili bir uzmana başvurmakta sıkıntı yaşarlar. Tüm dünyada olmakla birlikte ülkemiz gibi kapalı toplumlarda kadının bu konularda yardım talep etmesi nadirdir, garip karşılanır. Bu konuda kendisi yerine eşine odaklanır ve kendini ihmal eder. 

    Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak bizim tavrımız, konuşmamız hasta için kilit rol oynar. 

    Cinsel Sağlık Konusunda Engeller

          •Çoğur Kadın duyarsız bir jinekolog tarafından yapılan muayene sonucu sürekli korku duymasına ve yıllık PAP Smear testi bile yaptırmamasına neden olmuştur. 

          •Uzmanlar ve tıp cinsel işlevden çok üreme ile ilgilenmiş ve cinsellik göz ardı edilmiştir.
    Bu nedenle, her uzman cinsel problemler ile ilgili konulara yeterince hakim olmaz ve hastalara yardımcı olamaz. 

          •Sağlık çalışanları, doktorlar da halk gibi cinsel konulardan konuşurken rahat değildir. Bu durum hastanın doktor ile iletişimini de olumsuz etkiler. 

          •Özellikle hastane ortamlarında yetersiz zaman dilimi nedeniyle cinsel sorunların sorgulanması veya tedavisi boşa zaman kaybı gibi değerlendirilmektedir. 

    Ne zaman Jinekolojik Muayene yapılmalı?

    Cinsel Bozuklukların altında bazen jinekolojik sorunlar olabilir. Bazen hasta jinekolojik açıdan bir problem olmadığını duymak ister. Çoğu hastada fiziksel ve psikolojik nedenle bir aradadır. Sorun psikolojik başlasa da zamanla fiziksel bazı sıkıntılara sebep olur. Tam terside olabilir. Örneğin bir kadında ağrılı cinsel birleşme birkaç kere yaşanırsa sonrasında cinsel ilişkiden kaçınma ve orgazm olamama problemi yaşar. 

    Cinsel ilişkide ısrar edilirse (vajinismus gibi başka sorunlar çıkar. Ağrılı cinsel ilişkinin fiziksel nedeni tedavi edilse de başka cinsel sorunlar yerleşmiş olur)

    Fiziksel sorunu akla getiren belirtiler:

         •Cinsel birleşme öncesi, sırası ve sonrasında genital bölgede ağrı
         •Birleşme sırasında kanama
         •Islanma olmasına rağmen ilişkide ağrı 
         •Birleşme sırasında hormonal değişiklikler
         •Daha önce normal olan cinsel isteğin azalması

    Bu ve benzeri rahatsızlığı olan hastalar jinekolojik muayeneden geçirilmelidir. 

  • Ozonterapi

    Oksijenin Yaşamsal Önemi

    Oksijen, canlılar için yaşamsal önemi olan bir değerdir. Açlık ve susuzluğa uzun süreli direnebilen bir canlı, nefes almadan yaşamaya, yalnızca 1-2 dakika dayanabilir. Çünkü, bedenimizdeki tüm canlı normal hücreler için, oksijen gereklidir.

    Günümüzde, birçok hastalığın temelinde, oksijensizlik ya da yeterli oksijen alamama vardır. OZON TEDAVİSİ, işte bu temel üzerine kuruludur. Ozon tedavisi ile hem hastalıkların iyileştirilmesi hem de hasta olmayan kişilerin daha sağlıklı ve nitelikli bir yaşam sürmeleri mümkün olabilmektedir. Çünkü, sağlıklı yaşam, kaliteli yaşamdır.

    Ozon Nedir?

    İnsanoğlu ozonu, atmosferde yoğunluğu azalmış ozon deliği ile tanırken, onun tedavi edici muhteşem özelliğinden habersiz kalmıştır.

    Uzaydan ve özellikle güneşten gelen zararlı ışınların yeryüzüne inmelerine engel olan ve canlıların yaşaması için bir şemsiye görevi yapan ozona eski çağlarda Yunanca ''Tanrının Nefesi'' adı verilmiştir.

    Oksijenin kimyasal bir akrabası olan ozon(03), atmosferde, yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen molekülüne(02) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının(0), diğer oksijen molekülleriyle(02) birleşmesi sonucu oluşur. İki atomlu normal atmosferik oksijenin(02), yüksek enerji taşıyan bir başka şeklidir. İnsan eliyle ozon üretimi de, benzer yöntemlerin, özel cihazlar yardımıyla uygulandığı ozon jeneratörleri ile olmaktadır. Ozon, renksiz ve keskin kokulu bir gaz olup, kimyasal olarak kararsız bileşik özelliğindedir.

    Medikal Ozon Nedir?

    Medikal (tıbbi) ozon, %5 ozon-%95 oksijen karışımından oluşmaktadır. Ozon, çok yüksek oksidasyon (yakma) gücüne sahip olduğu için, tıpta “aktif oksijen” ya da “süper oksijen” olarak tanımlanır. Aktif oksijen molekülü olan OZON kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere, ''OZONTERAPİ'' denilmektedir.

    Diyabetten kansere, hepatitten AIDS'e, kronik yorgunluktan strese, kozmetikten antiaginge

    dek, onlarca amaca yönelik olarak uygulanmaktadır.

    Her sağlıklı hücre, normal yaşam ve fonksiyonlarını sürdürebilmek için, oksijene bağımlı işleyen metabolik yollarla, enerji (kalori) gereksinimini karşılamak zorundadır. Alınan besinler, OKSİJEN ile yakılarak gerekli enerji sağlanır.

    Yaşam biçimi, stres, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, solunan havanın kirliliği, sigara ve alkol gibi alışkanlıklara bağlı olarak veya yaşlanma, şeker, akciğer ve kalp hastalıkları, tıkanan damarlar gibi nedenlerle ya da olağan yaşam temposunun biraz üstüne çıkıldığında, hücrelere ulaşan oksijen yetersiz kalabilir. Oksijen eksikliğini arttıran bu türden nedenler, insanı ölüme dek götürecek olaylar zincirini tetikleyebilir.

    Oksijensizlik belirtileri arasında sıklıkla, baş ağrısı, kronik eklem ağrıları, unutkanlık, sık geçirilen enfeksiyon, iyileşmeyen yaralar, bitkinlik, yorgunluk, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma ve yaşamsal önem taşıyan organların yıpranması sayılabilir.

    Ozon'un Kullanıldığı Alanlar

    1) Medikal ozon, hastalıkların tedavisinde, tıbbi sterilizasyon ve dezenfeksiyonda, antiaging ve kozmetik uygulamalarında,

    2) Havanın, kötü kokuların, atıkların temizlenmesinde ve dezenfeksiyonunda,

    3) Suların temizliğinde (içme suyu, havuz ve kaplıca dezenfeksiyonunda) ve suların uzun süreli korunmalarında,

    4) Gıda endüstrisinde sterilizasyonda, soğuk hava depolarında,

    5) Cam şişe temizliğinde ve renk giderilmesinde,

    6) Tarımda verimin arttırılmasında (suni gübre ve/veya ilaçlama yerine),

    7) Veterinerlik-hayvancılıkta tedavide, verimin arttırılmasında,

    8) Toksinlerin (zehirlerin) giderilmesinde, kimyasal ve petrol ürünlerinin zehirsizleştirilmesinde,

    9) Tekstil sektöründe (boya ve kumaşta canlılığın arttırılması, renk giderilmesi, kot beyazlatma vb.) kullanılmaktadır.

    Ozonun Tıbbi Tedavide Kullanılması

    Ozon, tıpta, hastalıkların tedavisinde, yaklaşık yüz yıldan beri uygulanmaktadır. Dünyada Almanya, İngiltere, ABD, Japonya, Rusya, Brezilya gibi birçok ülkede, ozon tedavi klinikleri yanında, sadece ozon tedavisi yapan özel hastaneler ve İtalya Siena Üniversitesi'nde kürsüsü vardır.

    Ozonun vücuttaki etkisi, kullanılan doz ve miktara bağlı olarak değişiklik gösterir.

    Ozon tedavisi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve hastalığın cinsine göre uygulanacak tedavi protokollerini belirler.

    Ozon tedavisi, birçok hastalığın iyileşmesine yardımcı olması ya da tamamen düzelmesini sağlaması nedeniyle, alternatif bir tıp yöntemi gibi değil, tamamlayıcı ya da ana tedavi yöntemi gibi düşünülmelidir.

    Ozon tedavisi kolay ve pratik uygulama şansına sahiptir.

    Ozon Nasıl Etkili Olur?

    Ozon, doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır. Alyuvarların (kanda oksijen taşıyan kırmızı hücreler) elastikiyetini arttırarak, kılcal damarlardan geçişini hızlandırır. Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini arttırır; hücrelerin oksijen havuzunda yüzmesini sağlayarak, OKSİJEN EKSİKLİĞİNİ GİDERİR.

    Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir. Akyuvarların (vücudun savunma hücreleri) fonksiyonlarını düzenler, enfeksiyonlara karşı korunmayı arttırır. Bağışıklık sistemini güçlendirerek ENFEKSİYON VE KANSERE DİRENCİ ARTTIRIR. Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliğiyle, bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkların tedavisinde iyileştiricidir.

    Kanın kıvamını azaltır, akışkanlığını sağlar. Damar duvarındaki plakların yumuşamasını ve küçük kan damarlarındaki tıkaçların çözülmesini sağlayarak, KAN DOLAŞIMINI DÜZENLER. Damar duvarına olan etkisi ile TANSİYONUN NORMALLEŞMESİNE yönelik olumlu katkı yapar.

    DEZENFEKSİYON VE ANTİMİKROBİK özelliğiyle, bakteri, virüs ve mantarları öldürür. Klordan yaklaşık üç bin kat daha güçlü, doğal ve atık bırakmayan bir dezenfektandır.

    KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASI VE YAYILMASINI ENGELLER. Kanser üzerindeki etkisi, tümör hücrelerinin zarlarını parçalama ve vücudun bağışıklık sistemini uyarma yolu ile olur.

    Kemoterapi ve radyoterapi gibi klasik kanser tedavilerinin etkisini, dokulardaki oksijen miktarını arttırarak güçlendirir (Kemoradyoduyarlılaştırıcı etki). Kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini, dikkate değer düzeyde azaltır.

    Hücre içinde solunumu hızlandırarak, hücre fonksiyonları için gerekli ENERJİ (ATP) ÜRETİMİNİ ARTTIRIR, daha enerjik ve fonksiyonel bir vücut oluşturur.

    Karaciğer hücrelerini aktive ederek, böbreklerin süzmesini ve cildin DETOKS EDİCİ ÖZELLİĞİNİ ARTTIRARAK, vücudumuzdaki zararlı kimyasal maddelerin (kurşun ve cıva gibi ağır metaller, böcek öldürücüler, ilaç atıkları, asidik maddeler, tarım ilacı kalıntıları) temizlenmesine yardımcı olur.

    Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak, AĞRI KESİCİ ÖZELLİK GÖSTERİR.

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) etkisi ile ALERJİ VE ASTIM gibi hastalıkların TEDAVİSİNE YARDIMCI OLUR.

    OZONTERAPİ’NİN TIBBİ AMAÇLI KULLANIM ALANLARI

    YARA ve YANIK

    Yara ve yanık tedavisinde ozonun,

    -Mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için dezenfektan (mikrop temizleyici) özelliğinden,

    -Dolaşımı düzenleme, kılcal damarları geliştirme ve kanın kıvamını azaltma yolu ile yaralı dokunun oksijenlenmesini, kanlanmasını ve beslenmesini arttırarak, iyileşmesini hızlandırıcı etkisinden yararlanılır.

    Ozon sıklıkla aşağıdaki tür yara ve yanıklarda kullanılır:

    Diyabet yaraları,

    -Enfekte olmuş iyileşmeyen yaralar,

    -Uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bası yaraları (dekübitus ülserleri),

    -Dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaralar,

    -Çeşitli nedenlere bağlı cilt enfeksiyonları, alerjiler, egzamalar,

    -Ameliyat öncesi ve sonrasında zor iyileşen yaralar,

    -Yara izleri.

    DOLAŞIM BOZUKLUKLARI ve DAMAR TIKANIKLARI

    Ozon tedavisinin son 40 yılda en çok kullanıldığı alanlardan birisi, dolaşım bozuklukları ve damar tıkanıklıklarıdır. Dolaşım bozukluklarındaki ozon tedavisinin başarısı birçok tıbbi çalışmada gözlenmiş olup, ozonun şu etkilerinden yararlanılır:

    Damarların duvarında bulunan düz kasların gevşemesini sağlayarak, damar içi basıncı azaltır ve bu özelliği ile ''Hipertansiyon'' tedavisinde yer alır.

    -Dokuların oksijenlenmesini, kılcal damarların yeniden oluşmasını ve doku kanlanmasını arttırır.

    -Kanın kıvamının azalması ile daha akışkan hale gelmesinin yanı sıra, damardaki tıkacın erimesini sağlayarak, ''Damar Tıkanıklıkları''nın tedavisinde kullanılır.

    -Damar sertleşmesine neden olan duvardaki yağ ve kalsiyum plaklarının yıkılmasını sağlar ve bu nedenle ''Damar Sertliği''nin tedavisinde yararlıdır.

    KANSER

    Otto Warburg, kendisine Nobel Ödülü kazandıran çalışmalarında şu sonuçlara ulaşmıştır:

    Kanserin temel nedeni, oksijensiz yaşamdır. Tümör hücresi, oksijensiz yaşama yeteneğindedir (anaerobik); normal hücreler, oksijene gereksinim duyar (aerobik).

    -Vücutta ''onkojen'' denilen tümör yapıcı genlerin stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörler tarafından uyarılması ile kanser başlayabilir.

    -Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırır. Yeterli oksijen sağlandığında, tümör dokusunun metabolizması bozulur; tümör hücrelerinde ölüm başlar. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını kolayca sürdüremez.

    Ozonun, tümör hücrelerine doğrudan öldürücü etkisi (oksidasyon etkisi) yanında, tamamlayıcı olarak bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi olduğu anlaşılmıştır.

    Kemoterapinin ve radyoterapinin bulantı, kusma, bitkinlik gibi yan etkilerini giderdiği; bu tedavilerin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini arttırarak tamamlayıcı tedavi yönünden de oldukça başarılı bir şekilde kullanılabildiği gözlenmiştir.

    VİRÜS HASTALIKLARI

    Hepatit'inbütün tiplerinde ozon tedavisi, hem antimikrobik etkisiyle hepatit virüsünün dış çeperini (zarfını) doğrudan tahrip ederek hem de bağışıklık sistemi üzerindeki etkisiyle İNTERFERON salgılanmasını sağlayarak, ALTIN STANDARTLARDA bir tedavi olduğunu kanıtlamıştır.

    Hepatit A, diğerlerine göre sorunsuz ve büsbütün iyileşebilirken, virüsün diğer tipi hepatit B, sıkça, kronik bir şekilde seyreder. Burada, klasik tıbbi tedavi metotlarına ek olarak, ozon tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Ozon tedavisi, hepatit C hastalığının tedavisinde de uygulanır.

    AIDS, zona, uçuk, kuş gribi, SARS gibi viral hastalıklarda ozon, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra, virüse doğrudan teması ile etkili olur.

    Kızamık sonrası görülen SSPE gibi yavaş ilerleyen virüs enfeksiyonları, beynin tüm virüs enfeksiyonları (ensefalit), grip gibi sık geçirilen üst solunum yolu ve bronşite neden olan virütik akciğer hastalıklarında ozon uygulanabilir.

    KARACİĞER HASTALIKLARI

    Karaciğer hücrelerinin fonksiyonlarında yardımcı olur; karbonhidrat, yağ ve protein seviyelerini düzenler, kandaki yağ ve şeker değerlerini normalleştirir.

    Karaciğer hücrelerinin yenilenmesini sağlaması nedeniyle, karaciğer yetersizliği ve sirozda destekleyici olarak kullanılır.

    Karaciğer iltihaplarının, kullanılan ilaç ve kimyasalların karaciğer üzerindeki tahribatının en az düzeyde olmasını sağlar.

    MİDE ve BAĞIRSAK HASTALIKLARI

    -Gastrit ve ülser tedavisinde,

    -İltihaplı bağırsak hastalıklarında (ülseratif kolit, Crohn hastalığı, proktit ve spastik kolon gibi diğer kolit çeşitlerinde) ozon tedavisinin çok yararlı olduğu gözlenmiştir.

    BÖBREK HASTALIKLARI

    ''Ozon Sauna'' ter bezlerini uyararak terlemeyi arttırır ve yağ dokusu içinde depolanan toksinlerin deri yolu ile atılmasını sağlayarak, böbreğe yardımcı olur.

    Diyalize giren hastalarda, böbreklerin yoğun şekilde çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işi, saunada terleme yolu ile 15-20 dakikada gerçekleştirilebilir. Bu nedenle diyalize giren ağır böbrek hastalarına, “ozon sauna” özellikle önerilmektedir.

    KAS, KEMİK ve ROMATİZMAL EKLEM HASTALIKLARI

    Kas hastalıklarında ve travmalarda (kaza ve spor yaralanmaları gibi) iyileşmeyi hızlandırmakta, dolaşımı düzenlemekte, sinirlerin harabiyetini önlemekte ve onarılmasını kolaylaştırmaktadır. Kasların güçlenmesine katkı sağladığı için, kronik kas ve sinir hastalıklarında da kullanılır.

    Genel olarak, ozon tedavisinin fizik tedavi ya da diğer tedaviler ile birlikte, tamamlayıcı amaçla kullanılması önerilmektedir.

    Eklem kireçlenmesi ve harabiyeti, eklem iltihabı ve kemik erimesi gibi, pek çok ağrılı

    ve fonksiyon kısıtlılığı yapabilen hastalıklarda da ozon kullanılmaktadır.

    Kemik deformasyonu gelişmemiş eklem kireçlenmesinde (gonartroz), diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, eklem içine yapılan ozon enjeksiyonlarının hem eklem içinde hava yastığı oluşturması hem de eklem şişkinliğini azaltması nedeniyle ağrıyı giderdiği; ayrıca kıkırdak dokusunun yeniden onarılmasını sağladığı gözlenmiştir.

    Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda, ozon tedavisinin bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi nedeniyle, diğer tedaviler ile birlikte kullanıldığında, hastada hızlı iyileşmeler görülebilmektedir.

    Ayrıca, yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir rahatsızlık olan FİBROMYALJİ'de başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    NÖROLOJİK HASTALIKLAR

    Ozon tedavisi, beyin oksijenlenmesini arttırması ve damar düzenleyici olması nedeniyle, aşağıdaki sinir sistemi hastalıklarında kullanılabilmektedir:

    -Başağrısı ve Migren tipi gerilim ağrıları,

    -Multipl Skleroz,

    -Alzheimer hastalığı ve Demans (bunama),

    -Parkinson gibi nörolojik hastalıklar,

    -Polinöropati, myotoni, müsküler distrofi, ALS gibi kas–sinir hastalıkları,

    -Spastik çocuklar, serepral palsi, SSPE gibi beyin hastalıkları,

    -Kulakta uğultu ve çınlama,

    -Vertebrobaziler yetmezlikte olduğu gibi beyin kanlanması ve oksijenlenmesinin azaldığı, fizik kapasitede düşme, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtilerle kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri vardır.

    AĞRI TEDAVİSİ

    Nöron ve kaslarda iyileşmenin yanı sıra, santral sinir sisteminde analjezik (ağrı kesici) etki yaparak, ağrıların azalmasına yol açar.

    Ağrı oluşturan maddelerin etkisini azaltarak, ağrı tedavisini kolaylaştırır.

    Ozon gazının direkt uygulanması ile şiddetli ağrılarda sinir blokajı da yapılabilir.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRME

    Sık enfeksiyon geçirenlerde ve kanser riski altında olanlarda, bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir.

    Ozon, immün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) olarak, düşük ve orta dozlarda verildiğinde, organizmanın kendi direncini ( immün sistemi) aktive etmektedir.

    Mikropları öldürme mekanizmalarından birisi olan FAGOSİTOZ olayını hızlandırır ve kolaylaştırır.

    Savunma hücrelerinin (beyaz hücreler) sayısını arttırır.

    Savunma hücreleri tarafından salgılanan İNTERLÖKİN adlı maddenin vücuttaki yapımını arttırır.

    CİLT ve SAÇ HASTALIKLARI

    Normal ve saçlı deride bölgesel kan dolaşımını arttırır. Kan, lenf ve deri hücrelerini etkileyen ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Ozon tedavisi,

    -Virüslerin neden olduğu uçuk ve zona; bakterilerin neden olduğu akne, fronkül ve abse ile mantarların neden olduğu cilt enfeksiyonlarında,

    -Egzama, sedef (psöriyazis), kurdeşen (ürtiker) gibi kaşıntılı ve döküntülü alerjik cilt hastalıklarında,

    -Skleroderma gibi deriyi kalınlaştıran kolajen doku hastalıklarında,

    -Erkek ve kadın tipi saç dökülmelerinin önlenmesinde, kepeklenme, yağlanma, saçkıran gibi hastalıklarda,

    -Ter kokusunu önlemede ozon tedavisi oldukça başarılıdır.

    KOZMETİK AMAÇLI

    -Yaşlılığa bağlı KIRIŞIKLIK'larda,

    -Ameliyat ve yara izlerinin (skar, keloid) düzeltilmesinde,

    -Yüzdeki izler ve göz kapaklarındaki torbaların giderilmesinde,

    -Karın, göbek, basen ve kalça yağlarının eritilmesi ile bel inceltilmesinde ozon tedavisi uygulanabilir.

    -Kadınların korkulu rüyası olan SELÜLİT'te ozon tedavisi ile önemli düzeyde düzelmeler görülebilir; bu yönüyle geleneksel tedavilerden daha etkili olduğu düşünülmektedir.

    Ozon tedavisi, hücre oksijenlenmesini temel alarak, cilt hücrelerini etkiler. Kozmetik amaçlı ozon uygulamaları, diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, direkt cilt altına ozon enjeksiyonlarının (OZOMEZOTERAPİ) yanında, OZON SAUNA adı verilen bir kabin içerisinde gerçekleştirilir.

    Ozon sauna uygulamasında, buhar etkisiyle, kan dolaşımı aktive olmuş cildin yüksek düzeyde oksijenlenmesi amaçlanır.

    Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşmesi sonucu, yağ zincirlerinin kırılması ve vücuttan atılmasını sağlayarak, alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini arttırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesine yardımcı olarak, yağ dokusu hücrelerinin metabolizmasını normale döndürerek etki yapar.

    Ozomezoterapi, klasik mezoterapi yöntemlerinden daha başarılı ve kalıcı etkiye sahiptir.

    SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI ve ASTIM

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) ve mikrop öldürücü etkisiyle ASTIM, BRONŞİT, ZATÜRRE, TÜBERKÜLOZ, KOAH gibi hastalıkların tedavisinde ilaçların azaltılmasına, alerji ve astım krizlerinin daha az şiddette ve sıklıkta oluşmasına yardımcı olur. Özellikle astım ve alerjik bronşitlerde, başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    KALP HASTALIKLARI

    Kalp hastalıklarının tümünde, ozon tedavisi diğer tedavi yöntemlerini desteklemek amacıyla kullanılır.

    -Kalp yetmezliklerinde,

    -Kalp kası hastalıklarında,

    -Koroner damarların tıkanıklıklarında, oksijenlenmeyi arttırma, damar içi basıncı düşürme, kanın akışkanlığını arttırma, kalp iletimi ve dolayısıyla ritmini düzenleme yolu ile kalbin önündeki yükü azaltarak etkili olur.

    KADIN HASTALIKLARI

    Hamileliğin ilk üç ayında, ozonun etkisi tam olarak bilinemediğinden, bu dönemde ozon tedavisinin uygulanmaması önerilir.

    Tedaviye dirençli genital enfeksiyonlarda ozonun bakteri, mantar, virüsleri öldürücü özelliği ve hormonal durumu düzenleyici rolü etkili olur.

    -Sık tekrarlayan düşüklerde, rahim yetmezliğinin (fetoplansetal yetmezlik) önlenmesinde,

    -Hamilelikte kansızlık ve havalelerin önlenmesinde,

    -Adet (menstrüasyon) dönemlerinin rahat geçirilmesinin sağlanması ve menopoz etkilerinin azaltılmasında,

    -Kısırlık tedavisi ve tüp bebek programlarında destekleyici olarak kullanılmaktadır.

    GÖZ HASTALIKLARI

    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları sonucunda gözün retina adı verilen tabakası ve görme sinirinde oluşan çeşitli derecelerdeki rahatsızlıkların tedavisinde, ozon uygulamasından sonraki 6-8 ay içerisinde görmede iyileşme; tedavinin sürdürülmesi halinde görme performansının artması ya da daha kötüye gidişin durdurulması sağlanabilmektedir.

    KRONİK YORGUNLUK ve STRES

    İş yaşamında stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk oksijen eksikliğine neden olur. Oksijen yetersizliğini gösteren bulguların başında yorgunluk, bitkinlik, baş ağrısı, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma, hayati önem taşıyan organların yıpranması gelir.

    Oksijen yetersizliğinde damarlarda, beyinde, kalpte, eklemlerde, omurilikte ve akciğerlerde fonksiyon bozuklukları ve hastalıklar ortaya çıkar.

    Çağımızın hastalığı olan KRONİK YORGUNLUK halinde kişi, yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde, sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini yorgun ve bitkin hissetmekte, kıpırdayacak gücü kalmayacak hale gelmektedir. Dilimizde ''canlı cenaze'' olarak tanımlanan bu durum, son yıllarda, her geçen gün, daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır.

    Kronik Yorgunluk ve Stres'te ozon tedavisinin etkileri:

    ''Stres hormonu'' olarak adlandırılan adrenalinin vücutta yıkılmasını sağlayarak stresimizin azalmasını,

    -Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin aktivasyonuna bağlı genel iyilik hali ile, kişilerin daha enerjik olmalarını,

    -Soluduğumuz havadan ve tükettiğimiz besinlerden aldığımız zehirli maddelerden arınmamızı,

    -Kaslarda yorgunluk hissi oluşturan laktik asidin giderilmesini,

    -Oksijen yetersizliğinden dolayı aksayan organ ve hücre çalışmasının yeniden başlatılmasını,

    -Hücre ve dokulardaki enerjinin artmasını; beyindeki hücre fonksiyonlarının iyileşmesi yolu ile hafızanın güçlenmesini sağlar.

    Ozon tedavisinden sonra kişiler kendilerini daha iyi, canlı ve güçlü hissetmektedirler. Ne kadar çok uyursa uyusun hep dinlenmemiş olarak uyananlar, tedavi sonrası güne dinç olarak başlamaktadırlar.

  • VAJİNİSMUS …

    VAJİNİSMUS …

    Vajinismus; cinsel birleşme sırasında vajinayı çevreleyen kaslarda korku ve endişe sonucu yineleyici biçimde istemsiz kasılmalar olması ve cinsel birleşmenin gerçekleşememe durumudur. Tüm dünyada sıkça karşılaşılan bir cinsel problemdir.Ülkemizde ortalama olarak her on kadından biri eşi ile ilişkide vajinismus sorunu yaşamaktadır. Vajinismus, kadının hem kendi kadınlığında eksiklik olduğunu düşünmesine hemde eşine karşı suçluluk hissetmesine neden olur.

    VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ
    Vajinismusun en sık görülen nedenleri arasında psikolojik kaygılar ağırlık kazanır. Kız çocuklarına öğretilen veya irademizin bilinçdışımıza kodladığı “cinsellik kötüdür.”, ”kızlık zarı çok değerli ve korunması gereken şeydir.” düşünceleri bu problemin ortaya çıkmasında önemli yer tutar.
    Bazende cinsel bilgi eksikliği, basit bir utanma ve cinsel duygulardaki baskılanma neden olabilir.
    Bazende altta yatan neden özellikle çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıdır. Bu durumda geçmiş de yaşanmış taciz gibi travmatik olayların bilinçdışına itilen bugünkü izdüşümleri ve etkileri iç çatışmalara neden olup beden-zihin bütünlüğünü bozarak vajinismusa yol açabilir.

    Vajinismus nedenlerini toparlayacak olursak;
    • İlk cinsel denemede acı duyma
    • Cinselliği değersizleştiren ve aşağılayan aile
    • Zayıf güçsüz anne, baskıcı otoriter baba (baba-kız ilişkisinde güçlükler)
    • Cinsel şiddet ve taciz, iğrenme veya hoşlanmama
    • İstemeden zorla evlendirilme, eşini sevmeme, eşle uyumsuzluk ve iletişim sorunları
    • Başarısızlık korkusu veya performans kaygısı
    • Cinsel tabular, yanlış bilgiler ve inanışlar
    • Kişilik bozuklukları
    • Ağrı eşiğinin düşük olması
    • Vajinal kayganlıkla ilgili problemler, cinsel organın giriş yerinin bilinmemesi
    • Kadının cinsel obje olarak algılanması
    • Ağrılı jinekolojik muayene deneyimi, vajinal enfeksiyonlar

    VAJİNİSMUSUN BELİRTİLERİ
    Vajinismus hastalarında kasılmalar sadece vajina girişinde değil, aynı zamanda karın, bel, sırt, bacak gibi vücudun başka bölgelerindeki kaslarda da görülmektedir. Bu kişilerde cinsel ilişkiyi izleyen zaman içinde vucutta yaygın kas ağrıları görülür. Kas ağrılarının yaygın olması vajinismus hastalığının şiddetli olduğunu gösterir.Bazı hastalarda ise kasılmalar tüm vücuda yayılmaksızın yalnızca vajina bölgesinde gerçekleşmektedir.
    Vajinal kasılmaların çoğu hasta tarafından hissedilmekle birlikte,kişinin eşi tarafından da farkedilir. Eşler bu durumu adeta “vajina girişini kapatan bir duvar” gibi algılamaktadır
    Kadınlar ise “orada bir duvar var” gibi ifadeleri sıklıkla kullanırlar. Kontrol dışındaki bu kasılmalar; kadında endişe, korku ve “panik atak benzeri” bir durum yaratır. Sonunda kadın ilişkiyi reddederek bacaklarını sıkıca kapatır, eşini iterek ilişkiyi sonlandırır. Ailelerin bu durumu bilmesi veya ilk geceye ait deliller istemeleri, ya da “hala çocuğunuz olmuyor mu?” şeklindeki soruları çiftin durumunu zora sokar. Genellikle kadın suçlanır ve erkeğin evliliği bitirmesi istenir.

    VAJİNİSMUS TEDAVİSİNE YAKLAŞIM
    Vajinismus tedavisinde, tamamen kişiye özel bir tedavi planı gerekir. Tedavide problemi çözmek istemek ve yapabileceğine inanmak önemli bir adımdır. %100 tedavisi vardır. Vajinismus hastasının hikayesi üzerinden bir tedavi programı oluşturulur. Eşlerin katılımı, destek ve anlayışı iyileşmeye olumlu bir katkı sağlar.

    Öncelikle çiftler kişilik analizleri, evlilik ilişkileri, iletişim düzeyleri, cinsellikle ilgili düşünceleri ve duygusal çatışmalarını da içine alan bütüncül bir değerlendirmeden geçirilmesi gerekir. Gene ilk gece, ilk cinsel ilişki, kızlık zarı ile ilgili yerleşmiş yanlış düşüncelerin ve inançların değiştirilmesi için bilgilendirme yapılır..

    Tedavi sırasında çeşitli egzersiz programları yapılır.Bunlardan birkaçı;
    -Kendi bedenini tanıma egzersizleri,
    -Derin gevşeme egzersizleri,
    -Pelvik taban kaslarını kontrol altına almayı sağlayan,egzersizler verilir.Bu egzersizlere “Kegel Egzersizleri” denir ve bu kasların üzerindeki bilinçli kontrol arttırılır. Vajinismus tedavisinin en önemli aşamalarından birini bu egzersizler oluşturur.

    -Vajina genişletme egzersizleri.
    Bu egzersizlerin tamamı,vajinismus tedavisinin başlangıcında tüm hastaları tedirgin edebilir. Ancak aşama aşama bu noktaya gelindiğinde, vajinismus hastasının kendine güveni ve kontrolü artar. Gereğinde terapist eşliğinde egzersizler yapılmaya başlanır ve ev ödevleriyle devam eder. Ev ödevlerinin iyi çalışılması, tedavinin başarısını ve süresini etkileyen en önemli faktörlerdendir. İyice gevşemeyi öğrenen vajinismus hastalarında, bu uygulamalar son derece kolay olur.
    Evlendikten sonra vajinismus gibi bir cinsel problemi yaşamamak için öncesinde mutlaka hastalara, jinekolojik muayene yaptırmalarını ve cinsel bilgilendirme almaları önerilir..

  • Tırnak batmasının ameliyatsız tedavisi

    Tırnak batması, ayak parmak tırnağının yumuşak dokunun içine doğru batmasıdır. Bu durum genellikle ayak başparmağında oluşur.
    Tırnak Batması Nedenleri

    En sık olarak hatalı ve derinden kesilen ayak tırnakları,

    İyi uymayan dar veya sivri burunlu ayakkabılar,

    Devamlı darbelere (travma) maruz kalan tırnaklar (sporcular, uçak hostesleri vebütün gün ayakta çalışan kişiler)

    Tırnakların mantar enfeksiyonu vs.

    Batan tırnağın etrafında şiddetli ağrı, şişme ve kızarıklık görülür ve bazen yaranın iltihaplanması ve yumuşak dokunun tepkisi ile tırnak kenarındaki doku da tırnağın üzerine doğru ilerler ve damarlardan zengin olan bir dokunun (granülasyon dokusu) oluşmasına neden olur.
    Tırnak batması şiddetli ağrının yanı sıra sosyal hayatı ve hatta günlük basit aktiviteleri de ciddi boyutlarda etkilemektedir. Özellikle kadınlarda ayağın estetik görünümü bozulur ve hastalar istedikleri ayakkabı veya terliği giymelerinde problem yaşayabilirler. Hastalar bu problemi fazla ciddiye almayarak sıklıkla kendileri tedavi etmeye çalışmakta olup pedikürcülere veya ayak sağlığı merkezlerine giderek çözüm aramaktadırlar. Bazenılık kompres, antibiyotik kullanımı, tırnak çekme veya batan kısmın kesilmesi gibi geçici çözümlerle tedavi edilmekte fakat tırnağın yumuşak dokuya batmasındaki temel nedenin düzeltilemediği için bir süre sonra tırnak batması tekrarlamaktadır. Bu hastalar defalarca tırnaklarını çektirmekte fakat tekrar batmalar devam etmektedir.
    Mevcut Tedavi Yöntemleri
    Günümüzde uygulanan tedaviler cerrahi müdahalesi, lazer tedavisi, kimyasal maddelerin kullanımı ve elektrikli cihazla “koterizasyon” adlandırılan yakma yöntemlerinden ibarettir. Bu yöntemler bazen oldukça ağrılı, yan etkili, bazen ise yetersiz olup sıklıkla sorunun tekrarlanmasına neden olurlar.
    PROTEZ/ORTEZ YÖNTEMİ
    “Plastik parça” yöntemi dünyada ilk kez ülkemizden Dr. Nazari tarafından geliştirilmiş, 2005 yılında “protez/ortez” yöntemi olarak Avrupa Deri ve Zührevi Hastalıkları Akademisine “EADV” başarıyla sunulmuştur.
    Uygulaması basit ve önümüzdeki yıllarda tırnak batmasının ana tedavisi olacağı tahmin edilen “protez/ortez” yöntemi sırasında, herhangi bir kesik veya cerrahi yapılmamaktadır. Bölge uyuşturulduktan sonra tırnağın batan kısmının altına ince bir plastik tüp (iğne uçlarının kapağı) yerleştirilir.

    Uygulaması ortalama 5 dakika süren bu yöntem oldukça pratik olup kanamaya ve hastanın aşırı heyecanına neden olmamaktadır. Plastik tüp bölgede ortalama 10 gün kalır ve bu sürede hasta bir veya iki kez kontrol için doktora başvurur. Tedavi süresi bitince plastik parça kolaylıkla kaldırılır.
    Bu yöntemle çeşitli ağırlıklarda tırnak batmaları olan ve bazen defalarca tırnak çekmesi ve çeşitli diğer tedavilerden sonuç alamamış 2000’in üzerinde hasta başarıyla tedavi edilmiş 1 yıllık takiplerde bile herhangi bir nüks (tekrarlanma) görülmemiştir.
    TIRNAK BATMASI TEKRARLAR MI?
    Tırnak batmasının tekrar edip etmemesi tamamen hastaya bağlıdır. Tedavi sonrası:
    1. Tırnak düz kesilmelidir: tırnak köşeleri kesilmemeli ve dışarıdagörülmelidir.
    2. Uygun ayakkabı kullanılmalıdır: sivri burunlu veya geniş olmayan ayakkabılar sakıncalıdır; spor ayakkabılar veya ön kısmı düz ve yumuşak olan ayakkabılar tercih edilmelidir; aksi takdirde tırnak batması tekrarlanabilir.

  • İstenmeyen Gebelikler ve Kürtaj

    İstenmeyen Gebelikler ve Kürtaj

    Planlanmayan ve korunmasız ilişki sonrasında ve/veya bazende gebelikten korunmanın yanlış uygulanması durumlarında istenmeyen hazırlıksız gebelikler gibi istenmeyen gebeliklere neden olabilmektedir.

    Gebelik oluştuğu zaman gebeliğin kaç haftalık olduğu ve yerleşim yeri çok önemlidir.
    Bazen dış gebelik ve/ veya dış ve iç gebeliğin birlikte seyrettiği heterotropik gebelik denilen durumlar olabilmektedir.

    Gebelikle birlikte risk farktörleri ve gebelik haftası birlikte değerlendirildikten sonra hasta ve varsa eşi kürtaj hakkında bilgilendirilmeli, onayı alınmalıdır.

    Tıbbı tahliye ve/ veya Kürtaj işlemi lokal veya genel anestezi altında kadın hastalıkları uzmanı tarafından yapılmalıdır. 

    Kürtaj işlemi sırasında Vakum Aspiratop Kürtaj seti kullanıldığı için eskiden yaşanılan rahim zedelenmesi ve rahim delinmesi işlemi artık neredeyse yaşanmamaktadır.

    Kürtaj işlemi kişiden kişiye ve gebelik durumuna göre 5 ile 15 dakika arasında sürmekte olup.Operasyon sonrası kontrol ultrasonla rahim içinin kontrolu gerekir.Kürtaj işleminin başarılı birşekilde sonlandırılması ve rahim içinde parça kalmadığından emin olunması gerekmektedir.

    Kürtaj işlemi sırasında ve sonrasında hastanın kanaması olmaması için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Kürtaj işlemi tam basitbir işlem olmayıp hastane ortamında veya tam teşekküllü Kadın doğum Merkezlerinde yapılması önerilmektedir.

    Kürtaj işleminden sonra hastanın kendini iyi hissedinceye kadar ortama 30-60 dk kadar yatması ve dinlenmesi gerekmektedir.

    Ülkemizde yasal kürtaj süresi 10 ( yanlızca on haftaya ) kadar kabul edilmektedir. İdeal süre 4 hafta ile 8 hafta arasında olup bu süreyi asla aşılması önerilmemektedir.

    18 yaşını doldurmuş tüm bekar bayanlar kendi isteği ile yasal sınırlar içerisinde müdahale- kürtaj olabilir.

    Kürtaj işlemi sonrasında adet kanamasını geçmeyecek kadar az miktarda kanama olabilmekte ve kürtaj sonrası günlük yaşantınıza kısmen gerei dönebilmektedir.Çok dikkat gerektiren işlerin ve motorlu taşıtların kullanılması aynı gün içinde önerilmez.

    Kürtaj sonrası hastanın durumuna göre verilecek bazı ilaçların kullanılması ve kontrole gelmesi,herşeyden daha da önemlisi Acil bi durum karşısında 7/24 kürtaj yapan doktoruna ulaşabilmesi (GSM vs) önerilmektedir. 

    Kürtaj sonrası tekrar gebe kalınamaz diye bir kural yoktur.Tıbbi kurallara uygun yapılan kürtajlar sonrasında gerekli tedavide alınmışsa tek gebe kalınabilinir.Gebelikler oluşabilir,ilerde planlanan gebelikler oluşabilir.

    Kürtaj olmadan önce gebeliklerden korunma yöntemleri hakkında gerekli ve doğru bilgi edinmek, kürtaj olmayı önlemeye yeter de artar.

  • Plazma tedavisi nedir ?

    Plazma tedavisi nedir ?

    Plazma tedavisi diğer adıyla PRP trombositten zengin plazma tedavisidir. Son yıllarda pek çok tıp alanında onarım, doku yenilenmesi istenen durumlarda uygulanmakta ve başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Vücudumuzun herhangi bir yeri yaralandığında bu bölgede bazı hücrelerin topladığı ve diğer bölgelere göre konsantrasyonunun arttığı tespit edilmiştir. bu hücreler bazı reaksiyonları başlatarak dokularda iyileşmeyi sağlar. Pek çok doku yenilenme işleminde biz isteyerek dokularda kontrollü bir hasar oluştururuz ki bu hasar bölgede hücre toplanmasını arttırarak iyileşmeyi başlatır ve bölge gençleşir.

    Plazma tedavisi bu mekanizmadan hareketle oluşturulan bir tedavidir. Sanki bir hasar oluşmuş gibi bölgede bazı hücrelerin ve büyüme faktörlerinin yoğunlaşması sağlanır ve böylece onarım süreci başlatılır.

    PLAZMA TEDAVİSİ NASIL UYGULANIR?

    Tedavi 15 gün arayla seanslar şeklinde yapılır. Uygulanmak istenen tedaviye göre seans sayısı 3 veya daha fazladır.

    Uygulama öncesinde veya sonrasında dikkat edilecek herhangi bir şey yoktur. Uygulama öncesinde tetkik yapılması gerekmez. Tedavi sonrası iyileşme süresi gerektirmez hasta hemen günlük aktivitesine dönebilir.

    Tedavi için özel geliştirilen kitler vardır ki bunlar tek kullanımlıktır. Hastanın kanı bu tüplere alınarak ayrıştırılır. Kanın istenmeyen kısmı aşağıya çökerken istenen kısmı üstte toplanır, bu kısım ince uçlu iğnelerle çok kısa bir işlemle tedavisi planlanan bölgeye uygulanır. Ayrıştırılan kısımda trombositler ve büyüme faktörleri bulunur. Bunlar bir dizi onarım ve iyileştirme reaksiyonunu başlatarak kök hücrelerin bölgeye toplanmasına neden olur.

    PLAZMA YEDAVİSİ KİMLERE UYGULANMAZ?

    Kanser hastalarına uygulanamaz.

    PLAZMA TEDAVİSİNİN RİSKLERİ NELERDİR?

    Hastanın kendi kanından özel ve tek kullanımlık tüplere alınarak hazırlanan bir işlem olduğu için enfeksiyon bulaşma riski ve alerji riski taşımaz . Oldukça güvenli bir tedavidir.

    PLAZMA TEDAVİSİYLE CİLT GENÇLEŞTİRME

    Bu tedavinin en önemli tedavi alanlarından biri cilt gençleştirme alanıdır. Uygulama hastanın cilt özelliklerine göre 2 hafta arayla 3 veya 4 kez yapılır. Kalıcı sonuçlar 1,5-2 ay sonra alınmaya başlanır. Ciltte alınan değişiklik tamamen doğaldır. Herhangi bir ifade değişikliği veya şiş görünüm oluşmaz.

    Ciltteki akneler azalır

    Akne izleri azalır veya kaybolur.

    Cilt rengi genel olarak açılır. Lekelerde, kızarıklıkta azalma olur.

    Sıkılık artışı olur. Yüz ovali toparlanır.

    İnce çizgiler ve kırışıklıklar kaybolur veya azalır.

    Cilt görünümü daha sağlıklı ve parlak olur. Cilt dolgunlaşır.

    Ciltteki skarların tedavisinde kullanılır

    Bu sonuçlar 2 ay sonra belirginleşir, giderek artar. 1 yıl sonra herhangi bir bozulma tespit edilmez. Ancak daha iyi sonuçlar için 1-3 seans uygulama yapılması önerilir.

    PLAZMA TEDAVİSİYLE SAÇ DÖKÜLMESİ TEDAVİSİ

    Çok çeşitli sebeplere bağlı olarak saç dökülmesi görülebilir. Bu sorunla karşılaşıldığı zaman mutlaka bir dermatoloğa başvurarak saç dökülmesinin kaynağını ve tipini tespit etmek gerekir.

    Saçlardaki dökülme başka bir nedene bağlıysa mutlaka buna yönelik tedavi de uygulanmalıdır.

    Plazma tedavisi hemen her tip saç dökülmesi tedavisinde ek olarak kullanılabilir bazen tek başına kullanımı bile çok başarılı sonuçlara neden olur.

    Saçlardaki kullanımı 15 gün arayla en az 4 seanstır. Sonuçların alınması 1,5-2 ay sonra başlar ve artarak devam eder. 1 yıl sonra gerekli görülürse tekrar edilebilir. İhtiyaç olmazsa böyle bir zorunluluk yoktur.

    Saçlarda büyüme hızlanır.

    Saçlar güçlenir daha hacimli durur.

    Dökülme durur.

    Yeni saçlar gelmeye başlar.

    Yeni gelen saçlarda grileşme azalır. Kendi doğal renginde çıkar.

    SIK SORULAN SORULAR

    Plazma tedavisinin belli bir süresi var mı? Bir süre sonra etki kaybolur mu?

    Plazma tedavisinde belli bir süre sonra bozulma olmaz. Hastanın durumuna göre tekrarlanan seanslar tedaviden alınan sonuçları arttırır.