Etiket: Hasta

  • Bel fıtığının cerrahi tedavisi bel fıtığı kimlerde daha sık görülür?

    Bel Fıtığının Cerrahi Tedavisi Bel Fıtığı Kimlerde Daha Sık Görülür?

    Tıp dilinde disk hernisi olarak adlandırılan bel fıtığının toplum içinde rastlanma sıklığı onda bir gibi yüksek bir düzeydedir. Bel fıtığı en sık 35-50 yaş arasında ve her iki cinste de eşit olarak görülür. Omurga yapısı nedeniyle uzun boyluların bel fıtığına yakalanma riskleri daha fazladır. Ağır işlerde çalışanlar, ev hanımları, uzun süre oturmak zorunda kalan masabaşı çalışanları, şöförler, sürekli ayakta duran öğretmen, eczacı, garson gibi meslek sahipleri, açık havada çalışanlar, yoğun stres altındaki yöneticiler bel fıtığına yakalanma olasılığı en fazla olan kesimdir.

    Bel Fıtığı Nasıl Oluşur?
    Bel fıtığı omurgalar arasında bulunan disk denilen elastiki kıkırdak dokunun omurgaların basısı nedeniyle öne doğru kayarak omurilik kılıfından çıkan ve bacağın çeşitli bölgelerine giden sinirleri sıkıştırmasıyla oluşur. Bazen ani bir zorlama, ağır bir şey kaldırma, ters bir hareket veya belin üşütülmesi bile bel fıtığına neden olabilir. Ama bel fıtığının en önemli nedeni uzun süren stres ve gerginlikler sonrası kaslardaki aşırı gerilmedir.

    Bel Fıtığının Belirtileri Nelerdir?

    Tek veya her iki bacağa vuran ağrılar, ayaklarda uyuşmalar, hareket kısıtlılıkları, yürüme ve oturmada güçlük bel fıtığının belirtileridir. Bel fıtığı ilerlerse iktidarsızlık, çabuk yorulma, idrarını tutamama, dengesizlik ve yürüyememe gibi belirtiler de eklenebilir.

    Bel Fıtığı Teşhisi Nasıl Konur?
    Günümüzdeki modern tanı yöntemleri, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile bel fıtığı teşhisi kolaylıkla konulmakta ve derecesi belirlenebilmektedir.

    Bel Fıtığının Tedavisi Nasıl Yapılır?

    a)Başlangıç Safhası
    Bel fıtığın tedavisi fıtıklaşmanın, yani disk dediğimiz elastiki maddenin bacağa gidensinirlere yaptığı basının derecesine bağlıdır. Eğer sadece bel ve bacak ağrısı mevcut, herhangi bir uyuşukluk, güç kaybı, hareket kısıtlılığı yoksa bel fıtığı başlangıç safhasında demektir. Bu halde hastaya kas gevşetici ilaçların verilmesi, yatak istirahati ve belini zorlayacak hareketlerden kaçınması önerilir.

    Hastaya yapılacak öneriler şunlardır:

    1) Hasta kesinlikle bir iki kiloyu aşan ağırlıkları kaldırmamalıdır.
    2) Öne ve yanlara doğru eğilme, belin bükülmesi yasaklanır. Eğer yerden bir şey alınacaksa hastanın çömelerek alması söylenir.
    3 ) Hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymaları ve yirmi dakikadan fazla oturmamaları önerilir. Eğer hastanın mesleği gereği uzun süre oturması gerekiyorsa her yirmi dakikada bir yürümesi önerilir. Uzun süre araba kullananlara ise yirmi dakikada bir arabalarını park edip arabalarının etrafında birkaç kez dönmeleri tavsiye edilir.
    4) Hastanın yukarıya doğru uzanması yasaklanır. Yukarıdan bir şey alacaksa bir iskemle veya merdivenin üstüne çıkıp alması söylenir.
    5) Hastaya belini daima sıcak tutması, açık pencere veya havalandırma önünde durmaması hatırlatılır.
    6) Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten kaçınmalıdır. Stres ağrıyı arttırmak yanında bel fıtığının ilerlemesine de yol açabilir. Hastanın evde kaldığı süre içinde yatak istirahati yapması önerilir. Çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararları daha fazladır. Kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatması daha uygundur.

    b)Bel Fıtığı İlerlerse
    Eğer yukarıdaki önerilere, istirahate ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikayetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanmalıdır. Fizik tedavi mutlaka bir uzmanın denetiminde olmalıdır. Fizik tedavi sırasında ilk bir kaç gün ağrılarda artma olabilir, ama hasta onbeş yirmi seans fizik tedaviye devam etmelidir. Bel çektirme, akupunktur, bele balık bağlama, el masajı, zift yakma gibi yöntemler ancak istirahatle bile iyi olabilecek bel fıtıklarına fayda edebilir. Bu tip alternatif tedavi metotlarının amaçları fizik tedavide olduğu gibi kasları gevşetme esasına dayalıdır. Ama amacı dışında uygulanırsa bu metotlar faydadan çok zarar getirir. Eğer yapılan tüm tedavilere rağmen hastanın ağrıları geçmemiş ise nükleoplasti metodu uygulanabilir. Nükleoplasti ileri dereceye ulaşmamış bel fıtıklarında fıtıklaşmış diske bilgisayarlı tomografi altında bir iğne ile girilerek radyofrekans dalgalarıyla diskin ısıtılması, diskin içindeki sinirlerin harap edilmesi ve diskin içinde boşluklar açarak fıtığın çökmesi esasına dayanır. Nükleoplasti tek seans olarak ve hastanede yatma gerekmeden uygulanan bir metottur. Herhangi bir riski yoktur, ama fıtığı tamamen yok etmesinin garantisi yoktur.

    c)Ameliyat Gerektiren Durumlar

    Fizik tedaviye rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar varsa veya çekilen tomografi veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Ameliyatla omurilikten çıkan sinirlere olan mekanik bası giderilmelidir. Eğer cerrahi müdahale yapılmaz ve sinire bası devam ederse hastada idrarını tutamama, seksüel gücün kaybı, ayaklarda felç gibi sorunlar gelişebilir. Maalesef halk arasında ameliyat olursam sakat kalırım, uzun süre yataktan kalkamam, korse takmak zorunda kalırım veya fıtığım tekrarlar, tekrar ameliyat olurum gibi inanışlar mevcuttur. Ama mikrocerrahi sayesinde bu tip korkulara gerek kalmamıştır.

  • Boyun bölgesi omurilik kanalı daralması

    Omurilik kanalı daralması, omurların hemen arkasında yer alan omurilik kanalının çepeçevre daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği çeşitli seviyelerde sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıdır. Bu hastalarda kollarda ve/veya ellerde güçsüzlük, karıncalanma, uyuşma daha ciddi olgularda bacaklarda güçsüzlük, işlev kaybı ve yürüme bozukluğu görülebilir.

    Omurilik basısı ileri düzeyde ise hastalarda ince işleri yaparken zorlanmak veya yapamamak gibi (gömleğinin düğmelerini ilikleyememek, ayakkabılarının bağlarını bağlayamamak gibi) bulgular ortaya çıkabilir. Hastalığın bacakları da etkilediği ileri durumlarda, hastalar yardımsız yürüyemez veya spastik yürüyüşe sahip, idrar ve gaitasını tutamayacak hale gelebilir.

    Hastaların muayenesinde kollarda ve bacaklarda artmış refleksler, ellerde ve bacaklarda kuvvet ve duyu kaybı bulunabilir. Ayrıca el ve ayaklarda patolojik refleks dediğimiz bir grup normal olmayan bulgular da saptanabilir. Söz edilen bulgulardan birkaçı veya hepsi bir hastada bulunabilir.

    Servikal dar kanalda ataklar halinde kötüleşme daha sık görülür. Hasta bu atakların ara dönemlerinde rahat veya çok az bulguya sahiptir. % 25 hastada çok yavaş ilerleme, %2 hastada ise ani kötüleşme görülür.

    Tanı Yöntemleri

    Direkt grafide boyun bölgesi omurlarının dizilimi ve radyolojik anatomik yapısı, sinir köklerinin çıktığı kanalların çapı, dejeneratif değişiklikler, omurlarda kaymanın olup olmadığı, boyun omurları ve kafa bileşkesi anatomisi değerlendirilebilir. Boyun omurlarının bilgisayarlı tomografisi veya 3 boyutlu rekonstrüksiyonlu bilgisayarlı tomografisi ise yukarıda söz edilen bilgileri daha ayrıntılı verir. Ayrıca 3 boyutlu görüntüler omurilik kanalı içini görsel anlamda daha detaylı tanımlamaya yardımcı olur. Ayrıca bilgisayarlı boyun omurga tomografisi, ameliyatta bazen kullanılması gereken vidalar ve plaklar gibi omurgayı sabitleyici sistemlerin hangi boyutta kullanılacağını belirlemek için ölçüm yapmak amacıyla da gereklidir. Ancak son yıllarda altın standart tanı yöntemi bu bölgenin manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesidir. Manyetik rezonans görüntüleme omurlar arası mesafede yer alan disk yapılarını, omurların birbirleriyle eklem yaptıkları faset eklemleri ve yine omurları bir arada tutan bağ yapılarını, omuriliği ve omurilikten çıkan sinir köklerinin durumunu değerlendirmek için vazgeçilmez bir tanı aracıdır. Bu tetkikte görülen omurilik hasarı görüntüsü (myelopati) hastalığın oldukça ilerlediğinin bir işareti olarak kabul edilebilir.

    Elektrofizyolojik incelemeler dediğimiz tetkikler ise, elektromyografi kısaltılmış adıyla (EMG) ve somatosensoryal uyarılmış potansiyeldir (SSEP) dir. EMG ile periferik sinirler, SSEP ile omurilik kanalı basısı değerlendirilir. Elektrofizyolojik tetkikler özellikle boyun bölgesi omurilik kanalı daralmasının diğer benzer hastalıklarla ayırıcı tanısında oldukça yardımcı tanı yöntemleridir.

    Tedavi Seçenekleri

    Myelopati dediğimiz omurilikte kanal darlığına bağlı bası sonucu oluşan hasarlanma, ameliyat kararını vermede en önemli etkenlerden biridir. Eğer myelopati yoksa, kollarda ve ellerde, bacaklarda güçsüzlük ve duyu kaybı ileri değilse, ameliyat dışı yöntemler (fizik tedavi, ilaç tedavisi gibi) hastanın sorununu kısmen çözmede yardımcı olabilir.

    Ameliyatın temeli omurilik üzerinde bası oluşturan disk, osteofit (kireçlenme) oluşumu, omurların arkasından geçen kuvvetli bağ yapısının kalsifikasyonu (kireçlenmesi), omurilik arka tarafında yer alan sarı bağın büyüyerek belirginleşmesi, omurların birbiriyle eklem yaptıkları faset eklemlerin içe dönük dejeneratif büyümeleri, nadiren de omurgaların birbiri üzerinde kayarak omurilik kanalını daralmasına yol açan etkenlerin ortadan kaldırılmasıdır. Buna kısaca dekompresyon ameliyatı yani basının ortadan kaldırılması ameliyatı denir.

    Bu basının kaldırılması önden veya arkadan yapılacak ameliyatlarla mümkündür. Ancak hangisinin daha uygun olacağı kararı, yapılacak incelemeler sonrası beyin ve sinir uzmanınca verilir. Önden yapılan ameliyatlarda basıyı sadece disk oluşturuyorsa, o diske komşu iki omurgaya herhangi bir girişim yapmadan sadece diske yönelik cerrahi yapılabilir. Bazen önden bası oluşturan yapı omurların arkasında uzanan oldukça kuvvetli bir bağın kireçlenmesi olabilir. Bu durumda etkilenen seviye boyunca omurga gövdesi/gövdeleri ile disk dokusu çıkarılır. Yerine kemik greft veya omurga yerine geçecek kafes görünümlü protez materyal yerleştirilir. Daha sonra da önden plak ve vidalarla sabitleme işlemi (füzyon) yapılır.

    Arkadan yapılan ameliyatlarda, basıyı oluşturan sarı bağ, omurganın arka tarafını oluşturan laminanın tamamen çıkarılması gerekebilir. Bu durumda omurgayı güçlendirmek amacıyla omurgaya vida ve bunları tutan çubuklar koyarak sabitleme (füzyon) ameliyatının yapılması uygun olacaktır. Laminanın bir parçası çıkarılıp kesilip ayrılması sonrası araya konulan protez malzemenin yardımıyla uygulanan laminoplasti ameliyatı ile de omurilik kanalı genişletilmesi mümkündür.

    Ameliyat Sonrası Dönem

    ·Hastanede 2 gün yatmak genellikle yeterli olmaktadır. Ameliyattan hemen sonra aynı gün içinde ayağa kaldırılacaksınız.

    ·Evinize araç içinde oturarak gidebilirsiniz.

    ·Evde günlük basit aktivitelerinizi yapabilirsiniz.

    ·Ameliyat sonrası bir süre önden açılıp kapatılan giysiler kullanınız.

    ·İlk bir hafta (bazen daha fazla) yutmada güçlük, boğazda takılma hissi olabilir. Sorun yemek borusundaki ödemdir. Bu nedenle ilk 3-4 gün yumuşak içerikli yiyecekleri tercih ediniz (makarna, pilav, çorba, sütlaç, muhallebi gibi).

    ·Ses kısıklığı olursa çoğunlukla geçicidir, ancak bazen 3 ay sürebilir. Kalıcı ses kısıklığı çok nadirdir.

    ·İlk günler boynunuzda kesi yerinde bazen ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. Bu nedenle endişelenmeyiniz. Boyunda ve kolda olabilecek ağrılar için size tarafımdan taburcu sırasında gerekli ilaçlar verilecektir. İlerleyen dönemde önce ağrı geçer. Uyuşukluk, karıncalanma gibi sorunların geçmesi daha uzun zaman alabilir.

    ·Size boyunluk tarafımdan önerilmişse, nasıl kullanılacağı yine tarafımdan anlatılacaktır.

    ·Size taburcu olurken verilen ilaçlar bitince eğer aksi söylenmemişse ilaç almanıza gerek yoktur.

    ·Yatağınızın ve yastığınızın boyun sağlığı için uygun olmasına dikkat ediniz. Uyku için mutlaka yatağınızı kullanınız.

    ·Ameliyat sonrası size verilen randevu gününde kontrole geliniz. Banyo yapmak için gerekli bilgi size bu kontrolde verilecektir.

    ·Taburcu sonrası yara yerinin ilk pansumanı tarafımdan yapılacaktır ve kapatılacaktır. 2 gün kapalı kaldıktan sonra kendiniz pansumanı açıp, sonrasında açık bırakınız.

    ·Dikiş alınmasına gerek yoktur. Kesi yeri içten dikilmiştir. Bazen dışarıdan dikiş yapılması gereken durumlar olur, o zaman dikişleriniz 7. günde alınır.

    ·Yara yerinde kızarıklık, şişme, akıntı olursa, beni arayınız.

    ·Boyunluğun kullanılması önerilmişse ilk 15 günden sonra kullanımı tamamen bırakınız. Ancak ilk 3 ay araçla seyahat ederken sadece seyahat esnasında takınız ve araçta başınızın arkasında bulunan koltuk yastığının, başınızla aynı yükseklikte olmasına dikkat ediniz.

    ·Ameliyat sonrası taburcu olduktan sonra dışarıya çıkabilirsiniz.

    ·Masa başı işte çalışanlar arzu ettiği takdirde 15 gün sonra işlerine dönebilirler. Ancak ağır işte çalışanlar 6 hafta dinlenmelidir.

    ·İlk 6 hafta elinizde 1 kg'dan daha fazla ağırlık taşımayınız. 1 yıl sonrasında da her iki elinizde toplam 7 kg'ı geçen ağırlık taşımamaya özen gösteriniz.

    ·Ameliyat sonrası 6 hafta araba kullanmayınız.

    ·Kısa uçak yolculukları yapabilirsiniz. Ancak uzun (okyanus aşırı gibi) uçak yolculuklarını ilk 3 ay yapmayınız.

    ·İlk 4 ay temas gerektiren spor aktivitesi yapmayınız. Sadece yürüyüşle yetinin. Sonrasında da yine temas sporu olmayan spor aktivitelerine başlayabilirsiniz. En çok önerdiğim spor aktivitesi yüzmedir.

    ·Tam anlamıyla iyileşme dönemi olarak adlandırdığımız dönem 4 ay ve sonrasıdır. Bu dönemden sonra bir çok aktivitenizi önceki sağlıklı döneminizdeki gibi yapabilirsini

  • Bel bölgesi omurilik kanalı daralması

    Omurilik, omur gövdelerinin arkasındaki kanalda bulunan bir yapıdır. Başın hemen alt kısmından başlayarak aşağıya uzanır. Omurgada boyun, göğüs, bel ve sakral bölge olmak üzere 4'e ayrı omur grubu vardır. Omurilik kanalı daralması daha çok bel ve boyun bölgesinde görülür. Bel bölgesinde 5 adet omur vardır. Bu bölge beden ağırlığının en çok yoğunlaştığı omurga bölgesidir. Burada yer alan diğer anatomik oluşumlar; omurlar arasında bulunan disk (bel fıtığı bu yapıdan oluşur), omurların birbirleriyle eklem yaptığı faset eklemler, omurların gövdesinin arkasından geçen kuvvetli bağ dokusu ve omurilik kesesi arkasında yer alan sarı bağdır.

    Omurilik kanalı daralması, omurların hemen arkasında yer alan omurilik kanalının çepeçevre daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği çeşitli seviyelerde sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıya denir. Bel omurilik kanalı daralması dejeneratif bir süreçtir. Bu sürece yukarıda sayılan tüm yapıların dejeneratif değişimleri katkıda bulunur ve hasta bir süre sonra dar kanal sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Omurlar arası disklerin yaşlandıkça su içeriğinin azalması, faset eklemlerin aşırı kilolu hastalarda içe doğru büyümeleri, omurlar arkası bağın kalsifiye olarak (kireçlenerek) omuriliği önden, omurilik arkasında yer alan sarı bağın kalınlaşarak arkadan bası yaratması bel omurilik kanalı daralmasında ana etkenlerdir.

    Belirtiler

    Belde omurilik kanalı daralması, yavaş gelişen bir süreçtir. Bu nedenle ilk başta şikayetlere ve bulgulara neden olmayabilir. Ancak hastalık ilerlediğinde hastaların yaşam kalitesi bozulur, günlük aktiviteleri belirgin derecede kısıtlanır. Hastalarda bu klinik tablo ortaya çıktığında çoğunlukla omurilik kanal çapı belli bir derecenin üzerinde daralmış, omurilik ve ondan çıkan sinir kökleri sıkışmış, durumdadır.

    Hastalarda sırt, bel ağrısı, ayaklarda güç kaybı ve uyuşma görülebilir. Hastalarda en belirgin bulgu belirli bir mesafe yürüdükten sonra bacaklarda ortaya çıkan kramp ve kasılmalardır. Zamanla bu bulguların ortaya çıktığı mesafe azalır ve çok ileri dönemlerde hastalar ev içindeki yürüme dönemlerinde dahi bacaklarda kramp ve kasılma sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar. Yürümekte olan hastalar kramp ve kasılma meydana geldiğinde dinlenirlerse şikayetleri azalır. Sonra tekrar yürümeye başladıklarında yine aynı sorunla karşı karşıya kalırlar. Hastalarda bel ve kalçadan başlayıp bacağa, ayağa yayılan ağrı olabilir.

    Bel omurilik kanalı daralması olan hastalar, sırtüstü yatmakta güçlük çekebilirler. İleri dönemlerde bu hastalarda, öne eğilerek yürüme eğilimi ortaya çıkar. Çünkü hasta öne eğilerek omurilik kanalını istemli olarak biraz daha geniş olan bir duruma getirmek ister.

    Tanı Yöntemleri

    Direkt grafide bel bölgesi omurlarının dizilimi ve radyolojik anatomik yapısı, sinir köklerinin çıktığı kanalların çapı, dejeneratif değişiklikler, omurlarda kaymanın olup olmadığı, bel omurları ve sakrum bölgesi anatomik ilişkisi değerlendirilir. Bel omurlarının bilgisayarlı tomografisi veya 3 boyutlu rekonstrüksiyonlu bilgisayarlı tomografisi ise yukarıda söz edilen bilgileri daha ayrıntılı verir. Ayrıca 3 boyutlu görüntüler omurilik kanalı içini görsel anlamda daha detaylı tanımlamaya yardımcı olur. Ayrıca bilgisayarlı bel omurga tomografisi, ameliyatta bazen kullanılması gereken vidalar ve çubuklar gibi omurgayı sabitleyici sistemlerin hangi boyutta kullanılacağını belirlemek için ölçüm yapmak amacıyla da gereklidir. Ancak son yıllarda altın standart tanı yöntemi bu bölgenin manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesidir. Manyetik rezonans görüntüleme omurlar arası mesafede yer alan disk yapılarını, omurların birbirleriyle eklem yaptıkları faset eklemleri ve yine omurları bir arada tutan bağ yapılarını, omurilik kesesini ve buradan çıkan sinir köklerinin anatomik durumunu değerlendirmek için vazgeçilmez bir tanı aracıdır. Bu tetkikte görülen omurilik kanal çapının belirli bir düzeyin altına düşmüş olması, hastalığın oldukça ilerlediğinin bir işareti olarak kabul edilebilir.

    Elektrofizyolojik inceleme dediğimizde ise ilk akla gelen, elektromiyografi kısaltılmış adıyla (EMG) dir. EMG ile omurilikten çıkan hangi sinir kökünün bası altında kaldığı ve periferik sinirler değerlendirilir. EMG bazen de başka hastalıklarla ayırıcı tanıda yardımcı tanı aracı olarak kullanılır.

    Tedavi Seçenekleri

    İlerlememiş olgularda hastalara cerrahi olmayan yöntemler yani yatak istirahati, ilaç tedavisi, fizik tedavi, spinal enjeksiyonlar uygulanabilir. İlaç tedavisinde basit ağrı kesici ilaçlardan narkotik grubu çok şiddetli ağrı kesici ilaçlara kadar bir çok ilaç kullanılabilir. Ancak bunların gerekliliği ve hangisinin ne dozda kullanılacağı hekimin karar vermesi gereken bir durumdur. Epidural enjeksiyon uygulaması da cerrahi dışı tedavi yöntemlerinden biridir. Bu uygulamada sinirleri saran zar tabakası dışındaki epidural boşluğa kortikosteroid (kortizon) uygulanır. Eğer başarı sağlanırsa daha sonra tekrarı gerekebilir. Fizik tedavi uzmanının kararı sonrası yapılacak olan fizik tedavi uygulamalarında ise ağrıyı kesmek veya tolere edilebilir düzeylere kadar azaltmak, kasları güçlendirme ve hareket serbestliği sağlamak temel amaçlanır.

    Ancak nörojenik kladikasyon dediğimiz hastanın zamanla yürüyüş mesafesinin azalması ve beraberinde bacaklarda kramp ve kasılma varsa, bacaklarda kuvvet kaybı durumunda, idrar torbası ile bağırsak problemi olan ve hastanın yaşam kalitesinin düştüğü durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahi tedavi günümüzde gelişmiş teknolojik olanaklarla ve özellikle ameliyat mikroskobunun beyin cerrahisi pratiğinde kullanılırlığının artmasıyla daha konforlu ve başarılı yapılır hale gelmiştir. Cerrahide amacımız omurilik kesesi ve içindeki sinirlere olan basının kaldırılmasıdır. Bu ameliyatın tıp literatüründeki adı, lomber dekompresyon ameliyatıdır. Omurganın arka çatısını oluşturan her iki yandaki kemikler ve sarı bağ dokusu alınarak omurilik kesesi rahatlatılır. Uygun olan olgularda ise omurganın dinamiğini daha fazla bozmamak için bir taraftan yaklaşım yapılır, yani omurganın arkasında bir taraftan kemik doku çıkarılır ancak her iki tarafta da mikroskop altında genişletme ameliyatı yapılır. Bel omurilik kanalı daralması ileri dejeneratif bir süreç olduğundan hastaların bazılarında omurların birbiri üzerinde kayması söz konusu olabilir. Bu durumda omurilik gevşetme ameliyatına ek olarak hastanın kayan omurlarının sabitlenmesini sağlayan vida uygulaması gerekebilir.

    Hastalar ameliyat sonrası dönemde bel sağlıklarına dikkat etmeli ve bel ağrısı yaratacak aktivitelerden sakınmalıdır. Gelecekteki bel sağlığını etkileyen diğer 2 önemli etken ise önerilen egzersiz programlarına sürekli devam etmek ve kilo almamaya özen göstermektir.

    Ameliyat Sonrası

    ·Ameliyatınız sabah olduysa saat 15:00'da, saat 17:00'dan sonra olduysa gece 22:00'da sizi ayağa kaldıracağım. Sonrasında durumunuza göre 1 veya 2 gün hastanede kalacaksınız.

    ·Taburcu olduktan sonra evinize araç içinde oturarak gitmenizde sakınca yoktur. Olanaklı ise ön koltukta ve koltuk arkasını 110 dereceye getirecek şekilde seyahat etmek ağrı olasılığını en aza indirecektir.

    ·İlk 2 haftalık sürede merdiven çıkmanız gerekli ise basamakları birer birer, her basamakta bir ayağınızın yanına diğerini getirerek çıkınız.

    ·Oturarak yemeğinizi yiyebilirsiniz. Yemek yemek için oturduğunuzda sırt desteğinizin olmasına ve olanaklı ise sandalyede oturarak yemek yemeye özen gösteriniz.

    ·Oturuş ve kalkışlarda size öğretildiği şekilde davranmaya özen gösteriniz.

    ·İlk günler belinizde bazen ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. Bu nedenle endişelenmeyiniz. Bu durumda yatağınızda yatarak dinlenme yolunu seçiniz.

    ·Yatağınızın bel sağlığı için uygun bir yatak olmasına dikkat ediniz. Bundan sonraki yaşamınızda koltuk, kanepe gibi yerlerde yatmayınız.

    ·Yataktan kalkarken önce tam yan dönünüz, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçiniz ve öyle kalkınız.

    ·Ameliyat sonrası size verilen randevu gününde kontrole geliniz. Banyo yapmak için gerekli bilgiyi size bu kontrolde vereceğim.

    ·Size taburcu olurken tarafımdan verilen ilaçlar bitince eğer aksi söylenmemişse tekrar aynı ilaçları almanıza gerek yoktur.

    ·Tuvalet için kesinlikle alafranga tuvalet kullanılmalıdır.

    ·Ayakkabınızı oturarak giymeye özen gösteriniz. Çok yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabılar giymeyiniz. Orta yükseklikte olan ayakkabılar daha uygun olacaktır.

    ·Yüksekten bir şey alırken uygun bir yüksekliğe çıkarak almaya çalışınız.

    ·Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi düşüyormuş gibi bırakmayınız. Yavaş ve kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçiniz. Kalkarken dizlerinizden veya koltuk kenarlarındaki kolçaklardan destek alınız.

    ·10. günden itibaren dışarı çıkarak yürüyüşlere başlayınız (önce kısa mesafeler (10-15 dk), 30. günden sonra daha uzun mesafeler (20-30 dk)).

    ·Masa başı iş yapıyorsanız 1 ay sonra işinize başlayabilirsiniz. Daha ağır iş koşullarında çalışanlar 45 gün sonra işlerine dönebilirler.

    ·İlk 45 gün ağırlık taşımamaya, sonrasında ise her iki elinizde toplam 5 kg.dan fazla ağırlık taşımamaya özen gösteriniz. Ağırlık kaldırırken çömelerek ve ağırlığı olabildiğince bedeninize yakın olarak kaldırınız.

  • Omurga kırığına çimento tedavisi

    Omurga Kırıkları Artık Kemik Çimentosuyla Tedavi Ediliyor. 15 Dakika Süren Operasyonun Ardından Hasta Aynı Gün Taburcu Ediliyor.

    Özellikle yaşlılar ve kemik erimesi hastalığı olanların korkulu rüyası omurga kırıkları, artık 15 dakikalık bir operasyonla tedavi edilebiliyor. Lokal anestezi ile yapılan operasyondan 3-4 saat sonra, hasta taburcu ediliyor.

    Riskleri Ortadan Kaldırıyor
    Genel anestezi risklerini ortadan kaldıran, omurga kırıklarında hastalara büyük kolaylık sağlayan yöntemle ilgili bilgiler veren Çanakkale Anadolu Hastanesi Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahı Operatör Doktor Özkan Özger, “Omurga kırıkları özellikle yaşlı hastalarda çökme kırığı şeklinde oluyorlar. Çoğu zaman kemik erimesine bağlı da olabiliyor. Ufak bir hareketle veya ufak travmalarla bu gerçekleşebiliyor.Biz, bunlarda eskiden korse yöntemi uygularken şimdi vertebroplasti veya kifoplasti dediğimiz yöntemlerle kapalı şekilde, hatta bazen genel anesteziye gerek kalmadan içerisine bir alçı, kemik alçı koyarak yapabiliyoruz. Hasta, ameliyattan 1-2 saat sonra ayağa kalkıp 3-4 saat sonra taburcu olabiliyor. Genellikle hastalarımız bu yöntemi tercih ediyorlar. Çünkü hem anestezi almıyor, genel anestezi risklerinden kaçınmış oluyoruz, hem de uyanık yaptığımız için ameliyat esnasında konuşarak bacaklarını da kontrol edebiliyoruz. Bu da bize bir avantaj sağlıyor” dedi.

    İlerlemesi Engelleniyor
    Alçı yönteminin omurgayı sağlamlaştırdığını söyleyen Özger, “Ameliyat sonrası içine alçı koyuyoruz. Bu da omurgayı sağlamlaştırıyoruz. Çökmesini, ilerlemesini engellemiş oluyor. Ayrıca bunun termal etkisi de var. Sinir uçlarını yok ederek ağrı etkisini azaltmış oluyor” dedi. Yöntemin çok az riskli olduğunu da söyleyen Op. Dr. Özger, “Çok nadiren enfeksiyon, kanama, yine çok çok nadiren omuriliğe bağlı bacakta kuvvetsizlik riskleri tabi ki var. Ama uygun ve deneyimli ellerde yapıldığında gayet başarılı sonuçlar alınabiliyor. Zaten bu saydığımız riskler, diğer omurilik ameliyatlarında da var olan riskler” diye konuştu

  • Baş ağrısı tipleri nelerdir ve hangi tip baş ağrıları cerrahi tedavi gerektiren hastalıklarla ilişkilidir ?

    Bu yazıda başlıca baş ağrısı tiplerinden ve beyin cerrahisi tedavisi gerektiren hastalıkların baş ağrısı bulgularından bahsetmek istedim. Baş ağrıları, ilksel (primer), ikincil (sekonder) ve kranyal nöraljiler olmak üzere üç ana gruba ayrılırlar.

    (1) İLKSEL (PRİMER) BAŞ AĞRILARI

    Altta yatan başka bir hastalıkla ilişkili olmayan ve nedeni tam olarak aydınlatılamamış baş ağrısı tipidir. Görülme sıklığına göre gerilim, migren ve küme tipi baş ağrıları bu grubu oluşturur.

    (1a) Gerilim tipi baş ağrısı

    Nedeni tam olarak aydınlatılmamış olsa da uzun süreli bedensel faaliyetler veya bilgisayar ekranına bakmak gibi fiziksel yüklenmeler veya duygusal stresin bu tip baş ağrısıyla ilişkili olduğu gösterilmiş ve kafa kaidesini çevreleyen adalelerin anormal kasılması sonucu ortaya çıktığı öne sürülmüştür. Toplumda %90 oranında görülen gerilim baş ağrısı, kadınlarda daha sıktır. Genellikle gün sonunda başın ve boynun arkasından başlayan ve başı bant şeklinde saran basınç, sıkışma hissiyle karakterize olan ve en çok kaşların üzerinde hissedilen ağrıya neden olur. Bu tip baş ağrısı olan hastaların nörolojik muayenesi normaldir. Hasta hikâyesinin doğru ve eksiksiz alınması tanı koydurur ve ilaç tedavisi uygulanır.

    (1b) Migren baş ağrısı

    Antik çağlardan bu yana insanoğlunun bildiği ve sık rastlanan bir hastalıktır. Ergenlik sonrası kadınlarda daha yaygındır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, nedeninin beyin kabuğunun aşırı uyarılması sonucu ortaya çıkan bir dizi karmaşık biyolojik olay sonucu beyin sapındaki ağrı çekirdeklerin anormal işlev görmesi olabileceğini ortaya koymuştur. Genellikle tek yanlı olan migren ağrısı, hastaların yaklaşık üçte birinde ağrı başlamadan önce görme bozukluğu, bulantı, kusma, ses ve ışığa hassasiyet gibi bulgular (aura) verebilir. Başın ön kısmında, göz küresi arkasında veya bazen başın arkasında da hissedilen zonklayıcı tarzda 2-48 saat süren şiddetli ağrı tipiktir. Son yıllarda migren tedavisinde kesin tedavisi amacıyla elektriksel uyarı (stimulasyon) ve şakak atardamarının bağlanması gibi cerrahi teknikler denenmiştir. Halen, değişik ilaç kombinasyonları, migren ataklarının önlemesinde ve atak sırasında en çok başvurulan tedavi seçeneğidir.

    (1c) Küme baş ağrısı

    Gerilim ve migren tipi baş ağrısının aksine genç erkeklerde daha sık görülen küme baş ağrısının da nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, insan beyninde biyolojik saatten ve metabolizmadan sorumlu merkez olan hipotalamus’un anormal işlevinden kaynaklandığını destekleyen bulgular mevcuttur. Haftalar ve aylar boyunca günün aynı saatlerinde başlayan ve 30-90 dakika süren ağrılar, aylar ve yıllar boyunca görülmez; bu nedenle küme kelimesiyle tanımlanmışlardır. Tek yanlı, göz küresinin etrafında veya arkasında, gözde kızarıklık, sulanma ve burun akıntısının da eşlik ettiği ağrı tipiktir. Tedavide, hasta bazında düzenlenen ilaç tedavilerine başvurulur.

    (2) İKİNCİL (SEKONDER) BAŞ AĞRILARI

    Genel olarak, altta yatan pek çok başka hastalığın neden olduğu baş ağrıları olarak tanımlanabilirler. Sıralamak gerekirse;

    (2a) Kafa ve boyundaki damarsal hastalıklara bağlı baş ağrıları

    Beyin damar baloncuklarının (anevrizma) ya da yumağının (AVM) kitle etkisi ya da kanaması sonucu ani başlangıçlı ve çok şiddetli baş ağrısı oluşur. Genellikle, egzersiz sırasında (tuvalette ıkınma, cinsel ilişki, ani heyecanlanma ve ağır fiziksel iş, vb.) oluşan bu çok şiddetli baş ağrısına, kusma, bulantı, şuur bulanıklığı da eşlik edebilir. Hastanın acil tanısı ve mikrocerrahi tedavi gereklidir. Yüksek tansiyonu olan ve kan inceltici ilaç kullanan bazı hastalarda da spontan beyin kanaması görülebilir; tedavi uygun hastalarda cerrahidir. İnme olarak da adlandırılan stroke beyni besleyen damarların ani olarak tıkanmasıdır ve baş ağrısı da tabloya eşlik edebilir. Uygun hastalarda, beyin dokusunun rahatlatılması ve kafa içi basıncı azaltmak amacıyla zarar görmüş beyin dokusunun çıkarılması ameliyatı(dekompresif cerrahi) yapılmalıdır.

    (2b) Beyin tümörlerine bağlı baş ağrısı

    Yeni başlangıçlı, ilaca dirençli, sabahları daha belirgin, beden yarısında güçsüzlük, his kusurları ve nöbetle (sara) birlikte görülen baş ağrıları, altta yatan olası bir beyin tümörü (uru) açısından mutlaka dikkate alınmalı ve bu hastalara nörolojik muayene ve gerekirse beyin görüntüleme (MR ve/veya tomografi) yapılmalıdır. Beyin tümörlerinin tedavisinde, mikrocerrahi rezeksiyon (tümör çıkarılması) ana tedavidir. Tedavi şemasına, tümörün histopatolojik tipine ve yerleşimine göre radyoterapi ve/veya kemoterapi eklenebilir. Halen, immunoterapi, gen tedavisi, moleküler tedaviler ve tümör aşıları deneysel aşamadır.

    (2c) Enfeksiyonlarla ilişkili baş ağrıları

    Sistemik yaygın enfeksiyonlar, kalp kapak hastalıkları, değişik nedenlerle bağışıklık sisteminin zayıflaması, damar içi uyuşturucu kullanımı, tedavisi ihmal edilmiş orta kulak enfeksiyonları, diş çürükleri, açık kafa yaralanmaları beyin apselerinin başlıca nedenleridir. Ayrıca, bazı durumlarda enfeksiyon odağı beyin zarı altında da oluşabilir; bu duruma subdural ampiyem adı verilir. Her iki klinik tabloda da hastalar acil olarak ameliyat edilip uygun antibiyotik tedavisine başlanılmalıdır. Beyin zarlarının enfeksiyonu olarak da bilinen menenjit ve beyin dokusunun yaygın enfeksiyonu olarak tanımlanan ensefalittablosunda ise sadece antibiyotik tedavisi uygulanır.

    (2d) Beyin omurilik sıvısı birikmesine (Hidrosefali) bağlı baş ağrısı

    Beyin dokusunun beslenmesinde, işlevinde ve korunmasında rol oynayan beyin omurilik sıvısı (BOS) saydam renkli ve sukıvamında olup beyin boşluklarında ve omurilik çevresinde dolaşır. BOS dolaşım yollarındaki tıkanıklara veya emilimindeki yetersizliklere bağlı olarak, BOS göllenmesi yani hidrosefali (su kafa) tablosunun ortaya çıkmasına neden olur. Kafa içi basıncın artmasına bağlı olarak, yaygın ve ilerleyici baş ağrısı görülür. Tedavisi hidrosefaliye neden olan hastalığın (tümör, enfeksiyon, kanama) tedavisine ek olarak çoğu durumda, shunt ameliyatı yapılarak fazla BOS bir tüp yardımıyla karın zarının altına tahliye edilir.

    (3) KRANYAL NÖRALJİ KAYNAKLI BAŞ AĞRILARI

    Baş, yüz, boyun bölgesinin hissini veren ve mimik, çiğneme, konuşma, yutkunma gibi önemli işlevleri de sağlayan beyin sapından köken alan sinirlerin tuzaklanmasına, tümör veya damarsal oluşumların basısına bağlı olarak ortaya çıkan yüz ve baş ağrısı tipidir. Trigeminal nevralji ve glossofaringeal nevralji bu grupta cerrahi tedavi gerektiren başlıca hastalıklardır.

    ÖNERİ

    ANİ VEYA YENİ BAŞLANGIÇLI, AĞRI KESİCİ İLAÇLARA DİRENÇLİ, SABAHLARI DAHA BELİRGİN, KUSMA, BULANTI, GÜÇSÜZLÜK, HİS KUSURLARI, DENGE BOZUKLUKLARI VE NÖBET (EPİLEPSİ) İLE BİRLİKTE GÖRÜLEN BAŞ AĞRILARI OLAN HASTALAR BEYİN CERRAHLARI TARAFINDAN MUTLAKA DEĞERLENDİRİLMELİDİRLER.

  • Geleceğin bel fıtığı cerrahisi

    Günümüzde, bel fıtığı tedavisinde kullanılan klasik cerrahi yöntemin yanında mikroteknik, mikroendoskopik teknik ve ciltten müdahale şeklinde (perkütan) uygulanan çeşitli teknikler vardır. Biz cerrahlar ne kadar kibar çalışırsak çalışalım neticede hastaya bir şekilde girişim yapıyor, dokunuyoruz. Yani bütün bunlar sonuçta invaziv yöntemlerdir. Geleceğin cerrahisinde hastaya dokunulmayacak, yöntemler non-invaziv olacaktır.

    Hasta sırt üstü yatar pozisyonda rahatça uzanacak ve vücudu bir daha yer değiştirmeyecek tarzda fikse edilecektir. Sonra bu vücut uzayda üç boyutlu olarak milyarlarca, trilyonlarca parça şeklinde, bilgisayar tarafından otomatik olarak numaralanacaktır. Böylece insan, kafasındaki saç telinden ayakuçlarındaki tırnaklara kadar, küp veya küre şeklinde, küçücük trilyonlarca numaralanmış parçadan ibaret olarak karşımızda duracaktır.

    Bu konumlandırma içerisinde normal ve hastalıklı dokuların uzayda kapladığı hacmi oluşturan trilyonlarca “nanometrik veya daha küçük ölçekteki volümlerin” her birinin kendine özgü birer numarası olacaktır. Daha sonra hastalığı oluşturan fıtıklaşmış disk dokusuna ait numaralar tespit edilecek ve bir tuşa basılarak anında ortamdan kaldırılacaktır.

    Bu işlem o kadar küçük birimlere kadar indirgenip o derece incelikli hale getirilecektir ki, zamanla atom ve atomaltı parçacıklara kadar işlem yapmak mümkün olabilecektir.

    Geliştirilecek teknoloji ve uygulanacak yöntem sadece bel fıtığı ve benzeri hastalıklar için değil tıbbın diğer alanlarında da kullanılacaktır. Özellikle tümörlerin tedavisinde çok işe yarayacaktır.

  • Boyun fıtığı nedir?

    Boyun fıtığı nedir?

    Boyun fıtığı boyun omurları arasındaki disk denen kıkırdaksı dokunun bir travma yada bir zorlama sonrası yırtılarak ve tıpkı bir diş macununun tüpün dışına çıkması gibi yerini terk ederek sinirlere (genellikle kola giden sinirlere daha az olarakta omuriliğe) baskı yapması sonrası ortaya çıkan bir hastalıktır.

    Omurlar arasındaki disk denen yapılar gençlerde jel kıvamında olup etrafları sert bağ dokusu ile çevrelenmiştir. Orta yaştan sonra jel kıvamındaki disk su muhtevasını kaybederek kurumaya başlar. Böylece diskin yapısal bozulması ve bel fıtığı süreci başlamıştır. Suyunu kaybeden bu elastik doku sert kolay yırtılabilen bir dokuya dönüşür. Bir travma yada zorlama ile disk ve etrafındaki sert bağ dokusu yırtılır. Yırtılan çeperden içerdeki disk yapısı dışarı çıkarak omurga kanalında sinirlere baskı yaparak ağrı ve uyuşukluk, kuvvetsizlik gibi bulgulara yol açar

    Boyun ağrısı olan hastalar ne zaman boyun fıtığından endişe etmelidir?

    Boyun ağrısı veya boyun kaslarında tutulmalar pek çok sağlıklı insanda ortaya çıkabilir. Bu nedenle sadece boyun ağrısı boyun fıtığından şüphelenmemiz için yeterli değildir. Boyun ağrısına omuz, kol, önkol veya el ağrısı eşlik ederse ve hele bu ağrıya el parmaklarında uyuşukluk veya güç kaybı eklenmişse büyük olasılıkla boyun fıtığı mevcut diyebiliriz.

    Boyun fıtığına neler sebep olabilir?

    Genellikle bir travma yada boyun omurlarını zorlayan aşırı bir gerilme bu hastalığa sebep olursa da esas sebep omurga etrafındaki kasların zayıflığıdır. Zira omurga etrafındaki adeleleri çok güçlü kişilerde örneğin; haltercilerde ve güreşcilerde ayrıca mesleği sürekli ağır kaldırmayı gerektirenlerde boyun veya bel fıtığı görülmez. Çünkü çok güçlü kaslar omurga etrafında destek ve direnç oluşturarak diskin zorlanmasını ve yırtılmasını engeller. Gerçekte omurga etrafındaki kaslar kişinin doğal korsesidir. Bu korse ne kadar sağlam ve güçlü olursa omurga zorlama, ağır kaldırma yada travmalara karşı korunmuş olur.

    Boyun fıtığı, genellikle zayıf boyun adeleli insanların boyun omurlarını zorlayıcı bir kaza geçirmesi veya ağır kaldırmalar sonrası ortaya çıkar

    Ailevi olabilir mi ?

    Boyun fıtığının ailevi geçiş henüz ortaya konmamıştır. Ancak bazı aile fertlerinde bel fıtığı ve boyun fıtığı sık olarak rastlanabilir.

    Osteoporoz boyun fıtığına yol açar mı?

    Osteoporoz boyun fıtığına yol açmaz. Osteoporoz tamamen omurga kemik yapısını ilgilendiren kalsyum ( kireç ) kaybı ile ortaya çıkan bir hastalıktır.. Fıtık ise kemik yapı ile ilgili olmayan disk denen kıkırdaksı yapının hastalığıdır.

    Boyun fıtığında hangi evrede , ne gibi şikayetler görülür?

    Olayın ortaya çıktığı ilk günlerde, travma yada bir zorlama ile şiddetli boyun ağrısı boyunda hareket kısıtlılığı ortaya çıkar. Hastalığın ileri safhalarında diskin yırtılarak bulunduğu yeri terk etmesi ve kola giden sinirlere baskı yapması sonrası şiddetli omuz, dirsek, bilek yada tüm kola yayılan ağrı mevcuttur. Ağrı şiddeti fıtığın siniri sıkıştırma derecesine göre hafif yada dayanılmaz ağrılar şeklinde olabilir. Sinirin ezilmesi ile ağrı dışında özellikle ön kol ve el parmaklarında uyuşukluk, kuvvetsizlik görülebilir.

    Tanı için kullanılan yöntemler nelerdir?

    Kol ağrısı mevcut kişide boyun fıtığını teşhis etmede MR kesin tanıya götüren en önemli tetkiktir. Sinir basısının derecesini saptamak ve sinirdeki hasarı ortaya koymak için EMG (Elektromyografi) yapılır. EMG de sinir hasarı tespit edilmiş hastalarda ağrı olmasa dahi cerrahi tedavi gerekebilir. Bu nedenle MR da büyük fıtığı olupta ağrısı olmayan hastalarda operasyon kararını vermek için EMG önem taşımaktadır.

    İlaç tedavisi yararlı mıdır?

    İlerlememiş, sinir basısının az olduğu fıtıklarda yatarak istirahat, boyuna sıcak uygulama veilaç tedavisi ilk denenmesi gereken tedavi yöntemidir. İlaç olarak antiromatizmal ağrı kesiciler ve adele gevşeticiler birlikte kullanılır. Ağrının şiddetli olduğu dönemlerde enjeksiyon şeklinde birkaç gün tedaviden sonra hap şeklinde devam etmelidir. Ağrı ortadan kalktıktan sonra ilaca devam etmek anlamsızdır. Ağrılar tekrarladıkça dönem dönem ilaç alınabilir.

    Masaj, kaplıca yararlı olur mu?

    Evet masaj ağrının önemli bir bölümüne sebep olan kas spazmını çözerek ağrıyı azaltmada oldukça yararlı olur. Masaj uygularken cilde uygulanan antiromatizmal jellerde oldukça yararlı olacaktır. Kaplıcada özellikle kireçlenmelerle birlikte olan kronik fıtıklarda rahatlatıcı olur.

    Boyunluk hangi durumlarda tavsiye edilir?

    Boyunluk hastalığın ağrılı dönemlerinde ağrı azalana kadar (en fazla 15 gün) takılabilir. Uzun süreli gereksiz yere kullanılan boyunluk zayıf olan adelelerin dahada zayıflamasına, böylece hastalığın ilerlemesine sebep olabilir.

    Fizik tedavi nasıl uygulanır ? Belli aralıklarla tekrarlanmalı mıdır?

    Fizik tedavi, ilaç tedavisi ve istirahate rağmen ağrıları devam eden hastalarda 2. basamak tedavi olarak uygulanır. Sinirdeki baskının çok şiddetli olmadığı olgularda tedavi sağlanabilir. Ancak çok ilerlemiş hastalık durumlarında fizik tedaviden de yarar görülmeyebilir. Fizik tedavi ile ağrıları geçen hasta günlük yaşamında da ağır kaldırma, boyun öne eğik ssatlerce kitap okuma veya dikiş dikme, bilgisayar klavyesine eğilme, gibi boynu zorlayıcı durumlardan kaçınmalı, soğuktan korunma gibi kurallara uymalıdır. Günlük yaşamda bu kurallara uymasına rağmen dönem dönem özellikle soğuk ve rutubetli aylarda ağrıları nüksedebilir. Gerekirse ağrılı bu dönemlerde fizik tedavi tekrarlanabilir.

    Boyun fıtığı olanların hangileri ilaç hangileri fizik tedavi ve hangileri de ameliyat edilir.

    Boyunfıtğı olan hastaların 100 ünden 95 tanesi ameliyatsız tedavi< yöntemleri ile tedavi edilir. İlk kez ağrıya maruz kalmış başlangıç fıtıklarda antiromatizmal ağrı kesiciler ve adele gevşetici ilaçlar boyuna sıcak uygulama ve yatarak istirahat önerilir ve genellikle1-2 haftalık istirahatle ağrı geçer ancak bazı hastalarda iyileşme için 4 hafta istirahat gerekebilir. Bu süre zarfında ağrılarında değişiklik olmayan hastalarda fizik tedavi gündeme gelmelidir. 3 yada 4 hafta uygulanan fizik tedavi genellikle hastaların ağrılardan kurtulmasına yardımcı olacaktır. Bazı hastalarda fizik tedavi başlanmasına rağmen ağrı şiddetinde hiçbir değişiklik olmadığı gibi şiddetlenmeler olabilir. Bu hastalarda fizik tedavide ısrarcı olamamalı ve bir an önce cerrahi uygulanmalıdır.

    Boyun fıtıklarında boyun, sırt ve omuza yapılan iğnelerin yararı olur mu?

    Ciddi sırt omuz ve kol ağrısının olduğu boyun fıtıklarında sık olarak uygulanan bir yöntemdir ancak hastanı bazen birkaç ay hatta bazende en fazla 3-5 gün rahatlamasına yol açar. Kalıcı bir tedavi değildir. Sanıldığı gibi kireçlenmeyi arttıran çok sakıncalı bir yöntem değildir, ancak hastanın kısa bir süre rahatlamasını sağlayabilir.

    Cerrahi uygulama nasıl yapılmaktadır.

    Mirodiskektomi denen yöntemle boynun ön tarafında 3cm lik bir cilt kesisi ile omurlar arasındaki yırtılan ve yer değiştirerek sinirlere baskı yapan kıkırdaksı doku çıkartılır. Çıkartılan bu dokunun yerine eğer cerrah uygun görürse sentetik bazı destek dokuları (cage, disk protezi gibi) yerleştirebilir.

    Cerrahi müdahale sonrası boyun sağlamlığında bir bozulma ortay çıkar mı?

    Hayır. Hasta operasyondan çıktığında da boynu ameliyat öncesi kadar sağlamdır.

    Cerrahi müdahale rahatsızlığın hangi aşamasında yarar sağlar? Başarı şansı nedir ?

    Cerrahi müdahale ilaç tedavisi ile dindirilemeyen şiddetli ağrılarda, yada kolda ve elde ortaya çıkan ciddi kuvvet ve refleks kayıplarında uygulanmalıdır. Boyun fıtığı ameliyatları sanılanın aksine oldukça iyi sonuç veren ve düşük risklerle (%1 in altında) yapılan ameliyatlardır. Hastaların %90 ında oldukça tatmin edici sonuç elde edilir.

    Cerrahi tedaviden sonra fizik tedavi gerekir mi ?

    Normalde boyun fıtığı sonrası fizik tedaviye gerek yoktur ancak ciddi kireçlenmelerle birlikte olan fıtıklarda ameliyat sonrası 1,5-2 aydan sonra uygulanacak fizik tedavi oldukça yararlı olur.

    Boyun fıtığı ameliyatlarından sonra tekrarlamalar olabilir mi?

    Olabilir %20 olasılıktadır. Hastanın boynunu zorlaması ve egzersizleri ihmal etmesi ile tekrar boyun fıtığı ortaya çıkabilir.

    Hastanın kendi kendine yapacağı egzersizler nelerdir? ( Şema verilebilirse daha açıklayıcı olacaktır.)

    Egzersiz kesinlikle ağrısız dönemde yapılmalı. Ağrılar mevcutken yapılan egzersizler ağrıların daha da şiddetlenmesine yol açabilir. Egzersiz hareketleri ise: Önce boynun her yöne yapabildiği hareketleri yumuşak olarak yapma (Öne- arkaya eğme, sağa-sola eğme, sağa sola başı çevirme) Ayrıca bu hareketleri bir dirence karşı itme şeklinde yapma. (Örneğin elinizi alnınıza koyduktan sonra başınızla elinizi iterek öne zorlama, eli başın arkasına koyarak başı geriye doğru itme…)

    Boyun fıtığı olan hastalar için yüzme en çok tavsiye edilen spordur. Spor salonlarında yapılan bilinçsiz egzersizler boyun fıtıklarının ilerlemesine ağrıların nüksetmesine sebep olabilir. Örneğin ağır kaldırarak yapılan vücut geliştirme egzersizleri, mekik hareketleri boyun için oldukça sakıncalı egzersizledir.

    Ortopedik yatak ve yastıklar hastayı rahatlatır mı?

    Ortopedik yastıklar hastanın yatarken rahatlamasını sağlar ancak tedavi edici etkileri yoktur. Eğer hasta orta yükseklikte ve orta sertlikte (boyun kavsini doldurarak destekleyen) yastıklarda da rahat edebilir.

    Boyun fıtığı kas güçsüzlüğü, kamburluk gibi başka şikayetlere deneden olabilir mi?

    İlerleyen boyun fıtıkları kol ve bacak adelelerinde güçsüzlük bu nedenle yürüyememe veya düşmelere yol açabilir. Ancak kamburluk görülmez.

    Bu rahatsızlıkla yaşayan kişilere tavsiyeleriniz nelerdir?

    İlerlememiş fıtığı olanlarda egzersizlerin çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Zira geliştirilen boyun adeleleri kişinin kendi korsesidir. Egzersizlerle güçlendirilen adeleler sayesinde ağrılar daha azalacaktır.

    İkinci olarak kolu aşağı çekecek şekilde ağır yük taşımalar (kilolarca yükün taşındığı pazar alışverişleri, valiz çanta taşıma vb)tekrarlayan ağrılara ve hastalığın ilerlemesine yol açar.

    Son olarak da banyolu yada terliyken soğuğa ve klimaya maruz kalma hiç ağır kaldırma olmaksızın ağrıların nüksetmesine yol açar. Boyun fıtığı olan hastaların soğuktan boyunlarını korumaları gerekmektedir.

    Soğuk ne kadar ağrı sebebiyse, sıcakta ağrıyı geçirmede o kadar etkilidir. Bu nedenle boyun fıtığı olan hastalarda sıcağın her türlüsü (Sıcak havlu uygulama, sıcak kum, güneş banyoso, kaplıca) ağrıların geçirilmesinde yararlı olacaktır.

    Boyun kırtlatmalar

    Bazı hastalar alışkanlık haline getirmişlerdir. Hatta bazıları kırtatma sonrası rahatladığını ifade eder. Ancak ani yapılan bu hareketler boyun eklemlerinin ve disklerin zorlanmasına, eklem ve bağların kirçlenmelerine yol açabilir. Yaralı olduğunu maalesef söyleyemeyiz.

  • Epilepsi!

    Epilepsi beyinde zamanzaman ortaya çıkan anormal elektriksel boşalmamalar sonucu ortaya çıkan nörolojik bozukluklardır.Status epileptikus denen çeşidi dışında kısa sürelidir, saniye yada dakikalar sürer. Konvülsüyon terimi nöbet esnasında şiddetli kasılmalar olduğunu anlatmak için kullanılır. Ancak kasılmaların olmadığı pek çok nöbet şekilleride vardır.

    Epileptik nöbet esnasında bilinç değişikliği olabilir yada olmayabilir. Nüfusun%2-5 inin hayatları boyunca 1 kez nöbet geçirdiği bilinmektedir. Hastaların yarısından çoğunda nöbetler 4-5 yaşlarında başlar.

    EPİLEPİ NEDENLERİ

    1-Kalıtım: Kendiliğinden ortaya çıkan epilepsilerin çoğunda kalıtımsal faktörler rol oynar.

    2-Beyinde lezyonlar:Doğum travması, kafa travmaları, beyin kanamaları, beyin tümörleri beynin oksijensiz kalması, beyin enfeksiyonları, beyin damar hastalıkları, epilepsiye neden olur.

    3- Sistemik Hastalıklar:Metabolik hastalıklar, zehirlenmeler, tiroid bezi hastalıkları, B6 vitamini eksikliğinde ayrıca bazı ilaçlar duyarlı kişilerde epileptik nöbete yol açar.

    Nöbetler beyinden kaynaklandığı bölgeye göre, biliç kaybı oarak yada olmadan, vücudun bir yarısında yada iki taraflı simetrik kasılma ve gevşemeler, şekilli veya ekilsiz halüsinasyonlar görmekanormal sesler duymak çığlık atmak yada sadece birkaç saniye süren dalgınlık nöbetleri şeklinde karşımıza çıkabilir.

    Epileptik nöbetler 2 gruba ayrılır.

    1-Parsiel nöbetler: 2 ye ayrılırlar

    -Basit Parsiel Nöbetler: Hasta nöbet geçirirken tek bulgu vardır. Vücudun bir bölgesini tutar. Örneğin bir ayakta yada koldakasılmalar mevcuttur. Bu türde nöbet başladığı yerde kalabildiği gibi beilerleyerek vücudun bir yarısını tutabilir. Örneğin yüzde başlayan kasılmalar ilerleyerek, o taraf kola daha sonra bacağa yayılabilir. Nöbet geçtikten sonra kuvvetsizlik olabilir. Ayrıca bu nöbet türündeelde kolda ve bacaktauyuşma yanma, karıncalanma nadiren ağrı gibi duyusal nöbetlerde görülebilir. Ayrıca deride kızarma, solma, bir takım sesler duyma, tansiyon değişikliklerinin eşlik ettiğiparsiel nöbetler vardır.

    -Kompleks Parsiel Nöbetler: Yukarda bahsedilen nöbetlere bilinç bozukluğu eşlik ettiğnde kompleks parsiel nöbetler olarak adlandırılır.

    2-Jeneralize Epileptik Nöbetler: Nöbet sıklıkla bilincin ani kaybıyla başlar ve iki taraflı oldukça simetrik hareketlerle( kasılma ve geşemeler)devam eder. Bu büyük nöbet (Grand Mal )olarak adlandırılır. Bazen yalnızca kısa süreli bir dalgınlık, yani bilincin etkilenmesi söz konusudur. Herhangi bir anormal hareket yada kasılma yoktur. Küçük nöbet (Petit Mal)

    Teşhis: Her bayılma epilepsi değildir. Epilepsinin kesin tanısı en kesin bir şekilde nöbetin işin uzmanı nörolog yada beyin cerrahı tarafından gözlemlenmesiyledir

    Epilepsi (sara) sinirsel bayılmalarla sıkça karışabilir Farklılıklar

    1-epilepsi nöbetinde hasta yer seçimi yapmaksızın düşer bu düşme sırasında bedeninde yaralanmalar olabilir. Sinirsel bayılmalarda ise hasta genellikle yumuşak zeminlere yada emniyetli yerlere kendini yaralamayacak şekilde düşer.

    2-Epilepside hastanın gözleri açıktır yada kapalı ise açmakta zorlanılmaz, Sinirsel bayılmada hastanın gözleri sımsıkı kapalı olup açılmaya çalışıldığında direnir yada gözlerini kaçırır.

    3-Epilepside hasta etraf konuşmaları duymaz, sinirsel duymalarda hasta etrafta konuşulanları duyar.

    4- Epileptikler nöbetten sersem gibi uyanırlar, sinirsel bayılmada ağlayarak uyanırlar

    5-epileptik bayılmada hasta idrarını büyük abdestini kaçırabilir, dilini ısırabilir, sinirsel bayılmada bunlar mevcut değildir.

    Hastaların oldukça büyük çoğunluğunda beyin MR ı normaldir.

    EEG ddenen beynin elektriksel aktivitesini gösteren tetkikte epileptik beyin dalgalarının görülmesi hastalığın teşhisinin konmasında değerlidir.

    Epileptik nöbetlerin aralarında normal dönem olmadan, ardarda birbirlerini izlemesi durumuna status adı verilir ve peş peşe gelen bu nöbetleri durdurmak için acil tıbbi müdahale gerekir.

    Normal koşullarda epilepsi tanımına uygun olarak, ilk epileptik nöbeti izleyen bir yıl içinde en az bir nöbet daha geçiren hastalara antiepileptik tedavi başlanır. Kullanılacak ilaç nöbet tipine göre seçilir. . ilacın kan seviyesi tedavide önemlidir. Bazı ilaçların yeterli kan seviyesine ulaşması birkaç hafta alabilir. Bu sürede nöbet görülebilir ilaç etkisiz denerek kesilmemelidir. Bazen tek ilaç nöbeti durdurmada yetersiz kalabilir bu taktirde iki bazen üç ilaç birlikte kullanılabilir. Tedavide asıl amaç nöbetlerin durdurulmasıdır ve verilen ilaç tedavisi ile yüksek oranda nöbetler durdurulmaktadır. Nöbetleri tam olarak durdurulmuş hastalarda tedaviye aynı ilaç ile ortalama 3-5 yıl devam edilebilir. Bu nedenle doktor tavsiyesi olmadan kullanılan ilaç kesilmemelidir. Bu sürenin sonunda ilaç kesildikten sonra tekrar nöbet geçirme riski mevcuttur. İlacın kesilmesi sonrası eğer epileptik nöbet artık mevcut değilse ilaç kullanımına son verilir. İlaç kullanmaya başladıktan sonra ilk haftalarda ilaca bağlı vücutta deride kızarıklık, aşırı uyku, sersemlik hissi gibi bazı te görülebilir. İlaçları kan yapımı üzerine olumsuz yan etkisi olabileceğinden tedavinin ilk bir ayı içinde birkaç kez tam kan sayımı ve karaciğer fonksiyon testlerinin kontrolü için doktora başvurulmalıdır.

    Epilepsinin Cerrahi tedavisi: Epilepsi beyinde yer alan bir patolojiye (tümör, abse, damar yumağı gibi nedenlere bağlı ise nedeni ortadan kaldırmaya yönelik cerrahi uygulanır. Ancak epilepsiye yol açan lezyon ortadan kaldırılmasına rağmen nöbetler devam edebilir. Diğer bir cerrahi yöntemde ise epilepsiye yol açan beyin bölgesine müdahale ederek epileptik boşalımlara yol açan beyin bölgesi çıkartılır.

  • Multipl skleroz (ms)

    Multipl skleroz(MS) beyin ve omurilikte demyelinizasyon denen sinir liflerinin kılıflarında yapısal bozulmalarla seyreden bir hastalıktır. Sinir liflerinin kılıfını oluşturan lipid (yağ) yapısındaki myelin maddesinde bozulma sonrası yerini skleroz denen nedbelere bırakması ile hastalık ortaya çıkar..Myelin kılıfın hasarı sinir liflerinin sinir sistemindeki uyarıların iletiminde aksamalara yol açar. Hasarlı bölgelere plak adı verilir. Bu plaklar sinir sisteminin pek çok yerinde oluşabilir ve sinir iletilerinin yapılamamasına dolayısı ile o merkezle ilgili fonksiyonlarda bozulmalara yol açar .Bulaşıcı değildir. Hastalığın kesin nedeni bilinmemekle beraber myelin kılıfın hasarında bağışıklık sistemindeki anormal bir davranışın, yani myelin kılıfa yabancı doku gibi saldırı söz konusudur. Ancak bu saldırının nedeni henüz bilinmemektedir. Kalıtsal değildir. Nedeni henüz kesin olarak bilinmemektedir.20-40 yaşlar daha sıktır. Kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür. Ilıman iklim kuşağında daha sık rastlanmaktadır. En fazla görüldüğü bölge Kanada ve Kuzey Avrupa’dır.

    Hastalar sıklıkla sinir sistemi ile ilgili belirtilerin başlamasından haftalar, aylar önce yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı, kas ve eklem ağrıları tanımlar.Belirtiler saatler, günler, yada haftalar içinde nadiren de yıllar içersinde sinsi bir biçimde gelişebilir.

    Hastalık tablosu ataklar halinde gelir kendiliğinden yada tedavi ile geriler ancak her atakta klinik tablo biraz daha ilerler. Yıllar boyunca uzun bir seyir gösterir. Dönem dönem şiddetlenmeler olur. Bunlar bazen mevcut bulgulara yenilerinin eklenmesine sebep olur. Şiddetlenmeleri genellikle düzelme dönemleri (remisyonlar) izler bu remisyonlarda hasta nüks öncesi duruma dönebildiği gibi geriye birtakım sakatlıklarda bırakabilir. Her MS aynı olmaz. Bazı kişilerde birkaç ciddi atak görülür veya hiç görülmez, bunun yanında belirtilerin sürekli kötüleştiği ve zaman içinde sakatlığın ortaya çıktığı hastalarda vardır.

    Şekli ne olursa olsun MS seyri sırasında herhangi bir dönemde duraklayabilir

    Belirtiler beyin yada omuriliğin hangi bölgesini etkilemiş olmasına bağlı olarak değişiklikler gösterir.Halsizlik, karıncalanma, hissizlik, denge kusuru, çift görme, görme bozukluğu, istemsiz göz hareketleri, titreme, yüz , kol yada bacakta kuvvetsizlik (felç), konuşma bozukluğu, hafıza problemleri, cinsel işlev bozuklukları, idrar yapmada problemler mevcut olabilir. Bu belirtilerden bir yada birkaçı bir arada görülebilir.

    Hastalığın tanısında MR çok değerli bir yöntemdir. Ataklar sırasında myelin harabiyetinin olduğu MS plaklarının görülmesi oldukça önemlidir. Remisyon döneminde plaklar kaybolur.

    Ayrıca belden alınan Beyin Omurilik Sıvısının (BOS) incelenmesinde; oligoklonal band, myelin esaslı protein, immün globulin G indeksi gibi ölçümlerde normal dışı değerler bulunması beyinde bağışıklık sistemi ile ilgil ibir sorunun olduğuna işaret eder. Ayrıca Uyarılmış Potansiyeller olarak adlandırılan vücudun herhangi bir yerinden verilen uyarıya merkezi sinir sisteminin verdiği cevabı ölçen bir test uygulanarak hastalığın tanısı konur.

    MS in bilinen bir etkin tedavisi mevcut değildir. Ancak atakların sıklığını ve şiddetini azaltan kortizon tedavisi en bilineni ve sık uygulananıdır. Ancak son yıllarda bazı tedavi yöntemleri ile hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, sakatlık oranının azaltılması mümkün olabilmektedir.

    Bunun yanında ortaya çıkan bulguların tedavileri yapılabilir (felçlerde fizik tedavi vb.).

  • Baş ağrıları sebepleri

    Baş ağrısı oldukça yaygın bir şikayet olup insanoğlu yaşamının değişik dönemlerinde mutlak baş ağrısı ile tanışmıştır. Baş ağrısı genellikle boyun ve kafadaki ağrıya duyarlı yapılardan kaynaklanır Bu yapılar:

    Kafa derisi

    Ense kasları

    Kafa içi damar ve sinirler

    Beyin zarıdır.

    Görüldüğü gibi beynin kendisi ağrıya duyarlı değildir. Dolayısı ile beyin içinde büyüyen bir kitle, damar veya sinirleri, beyin zarını itip germedikçe ağrı oluşmayacaktır. Pek çok beyin tümörlü hastada bu nedenle baş ağrısı yakınması görülmez.

    Gerilim Baş Ağrısı: Genellikle 20 yaşları civarında başlar. Ancak ileri yaşlarda da görülebilir. .

    Enseden başlayan, başın arka bölümüne yayılan zonklayıcı olmayan bir ağrıdır. Stresli ve gergin insanda boyun adeleleri uzun süre istem dışı kasılarak ağrıyı başlatır. Ayrıca bu kasılma kafa cildini enseden gererek, gözler ve şakaklara yayılan ağrıya neden olur. Baş ve ense hareketleri, ense kaslarının ovulması ağrıyı azaltabilir. Muayenede ense kasları gergin ve ağrılıdır. Bazen ele ağrılı şişlikler gelebilir. Ağrı günler ve aylar boyunca kesintisiz devam eder ancak zaman zaman azalıp şiddetlenmesine rağmen günler ve haftalar içinde gittikçe şiddetlenmez.

    Tedavide hastanın gergin, stresli halini ortadan kaldıracak antidepresan ilaçlar, ağrı kesici ilaçlarla birlikte kullanılmalıdır. Ayrıca masaj ve boyuna sıcak uygulama rahatlatıcı olacaktır.

    GERİLİM BAŞ AĞRISININ MİGRENDEN FARKLARI

    Gerilim tipi baş ağrısı:

    Çoğunlukla stresten kaynaklanır

    Genellikle iki taraflıdır.Çok nadir tek taraflı olabilir
    Bulantı olabilir ama kusma görülmez
    Bir hafta – 15 gün ağrıyla geçer. Ağrı şiddetli değildir
    Ağrı kriz şeklinde olmaz, zonklayıcı değildir
    Ağrı başlamadan önce görme bozuklukları olmaz
    Hareket etme ağrıyı artırmaz.
    Tüm başı tutar.
    Başın arkasından öne yayılma gösterir

    Hipertansiyon Baş Ağrısı: Genellikle yerleşmiş ve büyük oynamalar yapmayan hipertansiyonda baş ağrısı pek görülmez. Ancak gün içinde büyük iniş ve çıkışlar gösteren hipertansiyonda ensede şiddetli, zonklayıcı bir ağrı vardır. Baş ağrısına ek olarak bazen Sara nöbetleri, bayılmalar, görme bozukluklar görülebilir. Tuzsuz diyetin yanı sıra tedavide tansiyon ilaçları ile birlikte ağrı kesiciler kullanılır.

    Anoksik Baş Ağrısı: Kanda oksijen azalmasına neden olan durumlarda, örneğin akciğer hastalıklarında , anemide (kansızlık) baş ağrıları görülebilir.

    Post-travmatik ağrı: Kafa travmalarını izleyen dönemde baş ağrısı, baş dönmesi, çabuk sinirlenme, çabuk yorulma görülür.

    Kafa İçinde Yüksek Basınç Oluşturan Nedenlere Bağlı Baş Ağrısı: kafatası içinde yer alan tümör, kist, kanama, abse gibi kitllelerin büyümesi ile ortaya çıkar. Baş ağrısı sıklığı ve şiddeti günler ve haftalar geçtikçe gittikçe artar. Nihayetinde kalıcı hale gelir. Sabahları ağrı daha şiddetlidir. Kusma ileri dönemlerde baş ağrısına eşlik eder, bulantı olmaksızın ortaya çıkması dikkat çekicidir.. Öksürme, hapşırma ve ıkınma ile ağrı şiddetlenir. Ağrı kesicilerle pek rahatlama olmaz. Baş ağrısı ile birlikte çift görmenin ortaya çıkması çok önemli bir bulgudur. Bu durumda mutlak kafa içi bir kitleden şüphelenmelidir. Tedavisinde Kafa içi basıncı ve ödemi azaltıcı ilaç ve serumlarla birlikte ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Esas tedavi kafa içindeki kitlenin çıkartılmasıdır. İlaç tedavisi cerrahi tedaviye kadar zaman kazandırır.

    Sinüzit Baş Ağrısı: Alın ve yüz kemikleri içinde bulunan hava dolu, sinüs denen boşlukların iltahaplanmasına sinüzit adı verilir. Sinüzit baş ağrısı başın ön tarafında, burun ve göz çevresinde, üst çenede ortaya çıkar. Genellikle baş öne eğikken şiddetlenir. Atmosfer basınç değişiklikleri (uçak seyahati, dağ veya yükseğe çıkma) ağrıyı başlatabilir. İltahaplı sinüsler antibiyotikle yada cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

    Nevraljik Baş Ağrısı: Genellikle yüzde, göz çevresi, üst çene ve dişler, alt çene ve dişlere yayılan çok şiddetli, şimşek çakması gibi 1-2 saniye süren dayanılmaz ağrılardır. Yüzde yada dudakta bir bölgeye dokunulduğunda ağrı ortaya çıkabilir. Ağrı o kadar şiddetli ve dayanılmazdır ki hastalar ağrı şiddeti nedeni ile intahar etmeyi dahi düşünebilir. Yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinir denen sinirin tümörleri yada baskıya uğraması ile oluşur. Ağrı kesicilere cevap alınmaz. Epilepsi ilaçları (anti epileptik ilaçlar) tedavide başarılıdır. Ancak bazen ilaca cevap alınamadığında operasyonla sinire ait baskı ortadan kaldırılır. Cerrahi başarı oranı oldukça yüksektir.

    Hekimler için diğer bir önemli baş ağrısı anevrizma denen beyin damarlarındaki bir genişlemeden (baloncuk) oluşan bir sızıntı tarzı kanamadır. Subaraknoid kanama denen bu kanama türünde hastada o zamana kadar yaşamadığı şiddetli ve aniden başlayan ensede lokalize baş ağrısı ortaya çıkar. Hasta başağrısının başladığı ilk saatlerde bilincini yitirebilir. Kusmalar vardır. Kanamadan şüphelenilerek hastaneye müracaat hastanın hayatını kurtaracaktır.

    Ayrıca göz hastalıklarına bağlı (glokom, mercek kusurları), kulak ve saçlı deri enfeksiyonlarında da baş ağrısı görülür. Tedavide bu hastalıkların tedavisi ile ağrı ortadan kaldırılacaktır.

    MİGREN

    Çoğunlukla ataklar halinde gelen ve birkaç saatten birkaç güne kadar devam eden zonklayıcı, orta şiddette ya şiddetli bir baş ağrısıdır.Genellikle başın bir yarısındadır ancak iki taraflıda olabilir. Baş ağrısına genellikle bulantı, kusma, ışık, gürültü, kokudan rahatsız olma eşlik eder. Ağrı hareketle ve öksürmek hapşırmakla artar.

    Migren genel olarak iki gruba ayrılır. ‘Aura’lı dediğimiz ön belirtili migren ve aurasız migren. Migrenlerin yalnızca yüzde 10’u auralıdır. Aura, ön belirtili migrende rastlanan şikayetlerdir. Bu belirtilerin çoğu görmeyle ilgilidir. Hasta, parlak ışıklar, zig zag çizgiler gördüğünü ya da görmenin bulanıklaştığını, bir alanda veya bir bölgede görme kaybı olduğunu söyler. Hatta bazı hastalarda ağrı krizi sırasında tek gözde görme geçici olarak kaybolur. Ayrıca kolda, bacakta uyuşma, baş dönmesi, konuşmayla ilgili bozukluklar da görülür. 20-30 dakika sürer ve ardından ağrı başlar.

    Hastalığın sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Çevresel faktörler etkili olabilir, genetik olarak yatkın kişilerde (ailesinde migrenli vardır) daha sık görülür. Beyin damarlarında önce ani daralma daha sonrada genişleme ortaya çıkar. Bu daralıp genişlemeler sonrasında oluşan bir takımkimyasal maddeler sinirleri uyararak ağrıya neden olurlar. Çocukluk çağında görülebilir.

    Kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür. Kadınlarda adet kanamasından hemen önce kanda Östrojen hormonunda azalma nedeni ile ağrıyı ortaya çıkartabilir. İleri yaşlarda, kadınlarda menapozdan sonra kaybolabilir. Hamileliktede azalıp kaybolur. Migrenlilerin yakın akrabalarında migren olma olasılığı yüksektir. Genetik bozukluk migrenin sadece bazı özel tiplerinde gösterilebilmiştir.

    Migren Krizini Tetikleyen Faktörler

    Yiyecek ve içeceklerde yer alan birtakım kimyasal maddeler ağrı ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Ağrıyı ortaya çıkartan yiyecek ve içecekler, işlenmiş etler (salam, sucuk, sosis) şarap, eski peynir, salamura yiyecekler, tütsülenmiş et ve balık, tatlandırıcılar (aspartam içerenler)

    Yükseklik değişiklikleri, uçak yolculukları
    Hava kirliliği, sigara dumanı, parfüm kokusu, kuvvetli diğer kokular ve kimyasal maddeler
    Parlak ışık veya titreyen ışık (floresan)
    Yüksek ve devamlı gürültü
    Hava durumundaki değişiklikler (basınç, sıcaklık ve nem değişikliği, lodos)
    Mevsimsel değişiklikler (sonbahar ve ilkbahar en kötü zamanlar)
    Açlık, öğün atlama
    Çok ya da az uyuma, uyku düzenindeki bozukluklar
    Doğum kontrol hapları
    Kadınlarda hormonal değişiklikler (adet dönemi)
    Aşırı heyecan, üzüntü, sevinç

    Her hasta için ağrıyı ortaya çıkartan faktörler farklılık gösterebilir. Hastanın bunları tespit edebilmesi için migren ataklarının olduğu günlerde günlük tutması uygun olur. Yediği, içtiği yiyecek ve içecekler, günlük aktiviteleri ile ilgili notlar alarak ağrılı dönemde ortak sebepleri saptayabilir. Migren krizini ortaya çıkartan diğer faktörler şunlar olabilir.

    Migrende Tedavi: Migren tedavisinde iki yol izlenir.

    1-Akut atak tedavisi. Ağrı kesiciler, migren ataklarında kullanılan

    2-Atakları önleme tedavisi: Özellikle ataklar çok sıksa ve hastanın yaşam kalitesini bozuyorsa uygulanır. Hastanın ağrısı olsun olmasın her gün ilaç alması gerekir. Bu sayede atakların sıklığı azaltıldığı gibi ağrıların şiddetinde de azalma görülür.