Etiket: Hasta

  • Yürüyememek ve ayakta duramamak kader mi?

    Yürüyememek ve ayakta duramamak kader mi?

    Belde kanal daralması veya kireçlenme nedir?

    Genellikle 50 yaşından sonra kemik yapıdaki yıpranmaya, kemik erimesine ve ailesel yatkınlığa bağlı olarak ayakta 1-2 dakika durmakla ve 50 metre yol yürümekle kalçadan başlayıp bacağa, ayağa kadar ilerleyen, oturmakla veya belini öne doğru eğmekle kısmen azalan ağrılar olmaktadır. Bu klinik tabloya belde dar kanal veya halk arasında kireçlenme denilmektedir.

    Son 3-4 yıl içerisinde her yıl bir önceki yılı aratacak kadar ağrıda artma ve yol yürüme mesafesi ile ayakta durma süresinde kısalma olmaktadır.. Hastalığım nedir?, başka hangi klinik bulguları verir?

    Bir önceki yıl 100 metre mesafeyi ve 3-4 dakikalık ayakta durma süresini oturmadan ve öne eğilmeden tamamlamaya çalışan kişi bir yıl sonra 1-2 dakika ayakta duramaz ve 50 metre yol yürüyemez. Hasta bu klinik tabloyu dakika veya metre olarak verebildiği gibi lavaboda elimi yıkayacak kadar ayakta duramıyorum ve ağrıdan dolayı oturma ihtiyacı hissediyorum veya tıraş olacak kadar ayakta duramıyorum ve oturmak zorunda kalıyorum şeklinde yakınır. Bayanlar ise mutfak tezgahının başında ayakta duramıyorum ve dirseğimden destek alarak mutfak tezgahına iki büklüm yaslanıp işlerimi ancak tamamlıyorum veya oturuyorum şeklinde yakınırlar. Son 3-4 yıl içerisinde öne doğru belini bükerek yürüyen birini gördüğümüzde belde dar kanalı hatırlamalıyız.

    Bu ağrılar başka hangi hastalıklarla karıştırılıp yanlış ameliyatlara neden olabilir?

    Bu yakınmalar belde kayması olanlarda da görülür fakat farklı olarak belde kayması olanlarda oturup kalkarken ve öne eğilip doğrulurken de ağrılar olmaktadır. Ayağa kalkıp ayaklarının üzerine bastıklarında ağrı olanlarda ağrı sadece kalçaya lokalize ve bacağa yayılmıyor ise o zaman da kalçaya ait problemi düşünmek gerekiyor. Belde dar kanalda ağrı oturmakla ve öne doğru eğilmekle azalırken bel fıtığında farklı olarak ağrı öne doğru eğilmekle ve oturmakla azalmaz ve her zaman devam etmektedir.

    Belde kanal daralmasında ameliyat şart mı?

    1-2 dakika ayakta duramayan ve 50 metre yol yürüyemeyen bir kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılamasını beklemek gerçekle yüzleşmekten kaçmaktır, çünkü bu şekilde klinik tablosu olan bir kişinin birkaç yıl içerisinde 5 metre yol yürüyemeyeceğini yani bir nevi yatalak kalacağını bilmek ve kabullenmek gerekir. Kabullenmek tedavinin yarısıdır. Bu hastalar ilk başlangıç dönemlerinde fizik tedaviden kısmen fayda görürken son dönemlerinde fayda görmemekteler ve bu dönem içerisinde ısrarla fizik tedaviye devam edenlerde gecikme olmakta ve yol yürüyemez, ayakta duramaz noktasına varmaktalar. Bu aşamada cerrahi uygulananlarda da kısmen yanıt alınmaktadır. Cerrahiden ciddi anlamda yarar görmek isteyenler son nokta olan 1-2 dakika ayakta durmakla ve 50 metre yol yürümekle ortaya çıkan klinik tabloda cerrahi olmak zorundalar.

    Ameliyatlarda başarı şansınız nedir?

    Biz bu ameliyatlardan cerrahi gerekenlere binlerce uyguladık ve uygulamaya devam ediyoruz. Uygun hastaya doğru zamanda doğru cerrahi yaklaşım ile kaliteli ve kendi ayaklarının üzerinde durarak, kendi ihtiyaçlarını karşılayarak yaşamasını sağlamaktayız. Hastalarımızın içerisinde “yaş yetmiş iş bitmiş”denilen 70-78 yaşları arasında, koroner by pass ameliyatı olmuş, şeker hastası olan hastalardan oldukça fazla olup cerrahi öncesi kalp, anestezi ve dahiliye uzmanları ile ilgili branşlarda hekimlerle birlikte değerlendirilerek ameliyata alınmakta ve kendilerine, çevresindekilere eskiden olduğu gibi ayakta rahat bekleyerek ve rahat yol yürüyerek “Yaş yetmiş fakat iş bitmemiş” olduklarını göstermeliyiz.

  • Bel ameliyatı sonrası

    Hastalar aynı gün ameliyattan dört ila sekiz saat sonra veya en geç operasyondan bir gün sonra ayağa kaldırılıp yürütülmektedirler. Hastaların bel fıtığı ameliyatı sonrası ağrıları anestezi uzmanlarınca uygulanan PCA sistemiyle tedavi edilmektedir, bu sistemde ağrının kontrolü hastanın kendi elinde olmaktadır. Hastanede yatış süresi genellikle bir veya iki gündür.

    Taburcu olduktan sonra hastanın evine araç içinde oturarak gitmesinde sakınca yoktur. Mümkünse ön koltuk arkasını yatırarak seyahat etmek ağrı olasılığını en aza indirecektir. Genellikle dikiş alınması gerekmez. Normal şartlar altında hastalar bel ameliyatı olduktan üç ay sonra kontrol için gelmektedirler.

    Taburcu edilen hastalar beş gün sonra bellerindeki bantı kendileri çıkartarak evlerinde oturarak ve öne doğru eğilerek değil de, ayakta durup duş almak tarzında banyo yapabilirler. Banyo esnasında hastanın ayağının kaymaması için banyo paspası ve gerektiğinde tutunmak için duvarda bir tutunma kolu bulunmasında yarar vardır. Tuvalet için kesinlikle alafranga tuvalet kullanılmalıdır.

    Hastanın yatağı orta sertlikte kaliteli bir yatak olmalı, bunun altında sunta veya tahta bulunmalı; koltuk, kanepe gibi yerlerde yatılmamalıdır. Hasta daha çok sırt üstü yatmalı, ayaklarını kendine doğru toplamalı veya alttan minder ile destekleyerek bacaklarını hafifçe yükseltmelidir. Sırt üstü pozisyonda yorulunca da yan tarafa dönerek istirahat etmelidir. Yan yatarken bacaklarının arasına yumuşak bir yastık koyması iyi olur. Hiçbir zaman yüz üstü yatılmamalıdır. Hasta yataktan kalkarken önce tam yan dönmeli, daha sonra elleriyle yandan destek alarak oturur pozisyona geçip, daha sonra da dizlerinden destek alıp kalkmalıdır. Yavaş ve kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçilmelidir. Cinsel hayatlarına başlamak için ameliyattan sonra bir ay beklemeleri gerekmektedir. Ameliyatın üzerinden bir buçuk ay geçtikten sonra hamile kalınmasında sakınca yoktur.

    Ayakkabı oturarak giyilmeli, orta yükseklikte topuğu olan ayakkabılar tercih edilmelidir. Hastanın ilk iki haftalık sürede merdiven çıkması gerekiyorsa, çocuklar gibi basamakları birer birer çıkmalıdır. Yüksekten bir şey alırken uygun bir yüksekliğe çıkarak almaya çalışılmalı, yukarı uzanmamalıdır. Masa başı işi yapılıyorsa bir ay sonra işe başlanabilir. Daha ağır iş koşullarında çalışanlar 45 gün sonra işlerine dönebilirler. Uzun süreli istirahat bir yandan adalelerin zayıflamasına yol açarken diğer yandan hasta psikolojisini olumsuz yönde etkiler. Masa başı işte çalışanlar hareketli bel destekli ortopedik özelliği olan sandalye kullanmalıdır. Hasta sandalyede oturarak yemeğini yiyebilir. Kilo almamalı, fazla kilo varsa vermeye çalışılmalıdır. Bunun için diyet bölümünden profesyonel destek alınmalıdır.

    İlk 45 gün hiç ağırlık taşımamalı, sonrasında ise her iki elde eşit olarak toplam beş kg.dan fazla ağırlık taşınmamalıdır. Ağırlık kaldırırken çömelerek ve ağırlığı olabildiğince bedenine yakın olarak kaldırmalıdır. Ameliyat sonrası ilk ay araba kullanmamalı, daha sonra kısa mesafelerde kullanmalıdır. Uzun mesafe yolculuklar 45. günden sonra yapılmalı ve her bir buçuk saatte bir, kısa yürüyüş araları verilmelidir. Kısa mesafeli uçak yolculukları ilk hafta sonrası yapılabilirken, daha uzun yolculuklar ilk 45 gün sonrasında yapılmalı ve yine bir buçuk saatte bir kalkarak dolaşılmalıdır.

    Bel egzersizleri 60. günden sonra başlamalıdır. Önce bir ay süre ile her bir hareketten günde bir kez beşer defa yapmak, sonraki dönemde her ay hareketlerin sayısını beşer adet artırmak yeterli olacaktır. Sitemizden indirilebilen bel egzersiz broşürü Türk Nöroşirurji Derneği’nce hazırlanmıştır. Ameliyat sonrası bedensel temas sporlarından kaçınılmalı, yürüyüş ve yüzme gibi sporlar tercih edilmelidir. İbadetler yatarak veya oturarak yapılmalıdır. Bel, sırt, karın adalelerini güçlendirmek; eklem ve yumuşak dokuların esnekliğini artırmak için gerekli spor ve hareketlere ömür boyu devam edilmelidir. Egzersizler havası temiz bir ortamda sert bir zeminde yapılmalı, yumuşak veya deforme olabilen yataklar üzerinde yapılmamalıdır. Hareketler esnasında veya sonrasında normalde mevcut ağrının artmaması gerekir. Bu yüzden egzersiz sonrası şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa doktora danışılmalıdır.

  • Bel fıtığı için lazer tedavisi, kapalı ameliyat, kansız ameliyat

    Bel fıtığı hastalarının bazılarının tedavisinde kullanılabilen diğer bir yöntem ise; hastanın anestezi almasına gerek kalmadan, yani hasta uyanıkken beline batırılan ince bir iğne aracılığı ile tedavi edildiği “Nucleoplasty”, “Intradiscal Electrotherapy”, “Laser discectomy” gibi adlarla anılanve halk arasındaki tabirle lazer disk ameliyatı, kapalı ameliyat, kansız ameliyat teknikleridir.

    Bu teknikler çağdaş ameliyathanelerde röntgen kontrolü (floroskopi) altında gerçekleştirilebilmektedir. Söz konusu iğnenin içinden geçirilen yüksek teknoloji ürünü elektrotlar aracılığı ile uygulanan enerji formları omurlar arasında yer alan ve bel fıtığına yol açan dokuda küçülme yaratarak hastayı rahatlatmaktadır.

    Bu tekniklerde hastanın cildi kesilmemekte ve işlemden bir kaç saat sonra yürüyerek evine gidebilmektedir. Hemen hemen hiç bir risk taşımayan bu tekniklerle hastaların en az %70 i açık ameliyata gerek kalmaksızın iyileşebilmektedir.

  • Bel fıtığının nedenleri ve tedavisi

    Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi metotları uygulanır. Bu safhada hastaya ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir, sert yatak istirahati tavsiye edilir, fizik tedavi yapılabilir, Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten (perkütan) kapalı ameliyat gibi birtakım farklı girişimlerde bulunulabilir. Uygun dönemde egzersiz verilebilir ve gerekiyorsa psikoterapi yapılabilir.

    Bel fıtığı tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirürji (beyin-omurilik-sinir cerrahisi), nöroloji, anestezi, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı doktorlar ile diyetisyen, psikolog, hemşire ve fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir.

    Prensip olarak cerrahi müdahale yani bel fıtığı ameliyatı son çaredir. Ancak hastalık ilerlemiş ve yapılan muayenede bazı şartlar teşekkül etmiş ise (ki bu şartlar uluslararası beyin cerrahi camiasında genel kabul görmüş ve klasik kitaplara geçmiş kriterlerdir) o zaman ameliyat kararı verilir. Cerrahi tedaviye karar verilmesinde temel etkenler: Hastanın sosyal ve iş yaşamındaki verim ve kaliteyi ciddi boyutlarda düşüren ve dinlenme-ilaç tedavisine yanıt vermeyen tekrarlayan ağrı, idrar ve gaita sorunları, bacakta ve/veya ayakta kuvvet kaybı ve adalelerinde zayıflama ve incelme olmasıdır.

    İleri yaş dönemi (80 üzeri) ile birlikte ciddi kalp-damar hastalığı, solunum hastalığı, hamilelik, anestezi ilaçlarına alerji, karaciğer hastalığı gibi eşlik eden kimi durumlarda hastaların ameliyata alınma riskini düşürmek açısından hatsının belden aşağısının uyuşturulduğu bir yöntem olan spinal anestezi veya epidural anestezi yani mevzi uyuşturma altında yani hastalar uyutulmadan da opere edilebilmektedirler. Bu anestezi sırasında hasta hiç ağrı hissetmediği gibi cerrahı ile konuşabilmektedir. Bu tip ameliyatlarda; erken ayağa kalkma ve aynı gün taburcu olma şansı olmakta ve dolayısıyla hastane enfeksiyonu riskinden uzak kalmak mümkün olmaktadır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar yapamama veya idrar kaçırma, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacakta felç gidiş gibi belirtiler birden ortaya çıkarsa o kişiye acil bel fıtığı ameliyatı yapılmalıdr. Böyle bir hastada saatlerin dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

  • Omurilik kanal daralması, bel kanal darlığı

    Omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin omur kemikleri içinde seyrettiği kanala spinal kanal denir. Omurgada boyun, göğüs, bel ve sakral bölge olmak üzere 4 ayrı omur grubu vardır. Omurilik kanal daralması daha çok bel ve boyun bölgesinde görülür. Bel bölgesinde 5 adet omur vardır. Bu bölge beden ağırlığının en çok yoğunlaştığı omurga bölgesidir. Travma, vücudu kötü kullanma, genetik faktörler gibi birçok etken sonucunda spinal kanalı oluşturan yumuşak doku ve kemik yapıların kalınlaşması ve kabalaşması ile bu kanal daralması meydana gelebilir. Burada yer alan anatomik oluşumlar; omurlar arasında bulunan disk (bel fıtığı bu yapıdan oluşur), omurların birbirleriyle eklem yaptığı faset eklemleri, omurların gövdesinin arkasından geçen kuvvetli bağ dokusu ve omurilik kesesi arkasında yer alan sarı bağdır. Tüm bu yapıların dejeneratif yani yaşa bağlı değişimleri sürecinde hasta bir süre sonra dar kanal sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Disk iç tabakasını oluşturan kısmın su oranı çocukluk ve genç yaş grubunda fazladır. Yaşlanma ile beraber su oranı azalır, disk yüksekliği azalmaya başlar, dış tabakada küçük yırtılmalar gelişir. Diskin yük taşıma ve hareket yeteneği azalır. Diskin dış kısmında bulunan sinir liflerinin uyarılması ile bel ağrısı açığa çıkar. Bu hastalarda bel ağrısı, bacak ağrısından daha fazladır.

    Omurilik kanal darlığı bu kanalının çepeçevre daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği çeşitli seviyelerde sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıdır. Hastalık ilerlediğinde hastaların yaşam kalitesi bozulur, günlük aktiviteleri belirgin derecede kısıtlanır. Bu hastalarda özellikle ayakta fazla kalmakla ve yürümekle ortaya çıkan baldırda ağrı, uyuşukluk, kramp ve kasılma olur. Oturduklarında ve öne doğru eğildiklerinde ağrı yakınmaları hafifler veya geçer. Ayakta durmak veya yürümekle çıkan bu klinik tabloya “nörojenik klaudikasyon” denir. Zamanla bu bulguların ortaya çıktığı mesafe azalır ve çok ileri dönemlerde hastalar ev içindeki yürüme dönemlerinde dahi bacak krampı ve bacak kasılması sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar. Bel ve omurilik kanal daralması olan hastalar, sırtüstü yatmakta da güçlük çekebilirler. İleri dönemlerde bu hastalarda, öne eğilerek yürüme eğilimi ortaya çıkar.

    Bu tarz şikayetlerle gelen hastalar çok iyi araştırılmalıdır. Çünkü spinal tümör gibi bazı hastalıkların belirti ve bulguları dar spinal kanal tablosunu taklit edebilir. Bir kişide “dar kanal” varsa buna ilave olacak küçücük bir fıtığın bile büyük ıstırap verebileceği, kliniğinin çok gürültülü seyredebileceği unutulmamalıdır. Hastalarda bu klinik tablo ortaya çıktığında çoğunlukla omurilik kanal çapı belli bir derecenin üzerinde daralmış, omurilik ve ondan çıkan sinir kökleri sıkışmış durumdadır. Direkt grafiler, bel omurlarının 3 boyutlu rekonstrüksiyonlu bilgisayarlı tomografisi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) vazgeçilmez tanı araçlarıdır. Bu tetkiklerde görülen omurilik kanal çapının belirli bir düzeyin altına düşmüş olması, hastalığın oldukça ilerlediğinin bir işareti olarak kabul edilebilir. EMG de bazen yardımcı tanı aracı olarak kullanılır.

    İlerlememiş olgularda hastalara cerrahi olmayan yöntemler yani yatak istirahati, ilaç tedavisi, fizik tedavi, spinal enjeksiyon uygulanabilir. Ancak nörojenik klaudikasyon dediğimiz hastada zamanla yürüyüş mesafesinin azalması ve beraberinde bacak krampı ve bacak kasılması, hatta kuvvet kaybı olması durumunda; idrar ve büyük abdest problemi olması ve hastanın yaşam kalitesinin düştüğü durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahide amaç omurilik kesesi ve içindeki sinirlere olan basının kaldırılmasıdır. Deneyimli ellerde mikrocerrahi teknik ile yapılan “internal dekompresyon” ameliyatlarında, omurganın dinamiğini daha fazla bozmamak için sadece bir taraftan yaklaşımla kanal içeriden genişletilerek yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Beraberinde bel fıtığı varsa aynı seansta fıtık da boşaltılmaktadır.

  • Hamilelerde bel fıtığı

    Hamile bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen bebek bele ilave bir yük ekler ve belin yapısını olumsuz etkiler. Fakat bu büyüme yavaş olduğundan bel ve sırt adaleleri ile destek dokular uyum gösterip ağırlık artışını dengelerler. Gebeliğin ilk aylarında yapılacak risksiz ve hafif egzersizler ilerideki aylarda anne adayına büyük avantajlar sağlar.

    Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcutsa röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamayacağı için manyetik rezonans(MR) ile görüntüleme yapılabilir. Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir. Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan hamile hasta öncelikle mutlak sert yatak istirahatine alınmalıdır. İlk üç aydan sonra evde hastanın beline yapılan hafif masajlar ve sıcaklık uygulamaları kısmen de olsa rahatlık sağlayabilmekte ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak da kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmektedir. Hamile bir bayanda bel fıtığı varsa ve kesinlikle ameliyat gerekiyorsa, o zaman bu girişim spinal veya epidural anestezi ile gerçekleştirilmelidir.

    Doğum esnasında, nöroşirürji uzmanı doktor ile hastayı takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı son durumu bir kez daha beraberce değerlendirerek normal doğum ile sezaryen arasında bir karara varırlar. Doğum ne şekilde olursa olsun (sezaryen veya normal doğum) doğumdan sonra karın kasları gevşemiş halde olacağından; lohusalık döneminde hasta, karın adalelerini güçlendirici egzersiz programlarına alınmalıdır. Doğumdan sonra hasta tekrar ele alınarak normal şartlarda teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanır ve kesin sonuç o zaman elde edilir.

  • Boyun fıtığı ameliyatı ve sonrası

    Ameliyatın önden veya arkadan yaklaşımla yapılması kararı, beyin cerrahı tarafından verilir. Bu kararda boyun fıtığı yeri, cerrahın deneyimi gibi faktörler etkendir.

    Önden yapılan yaklaşım için genellikle boynun sağ tarafı kullanılır. Dört-beş cm’lik yatay kesi yapılması ardından cilt altı dokusu, onun hemen altındaki yüzeysel kas tabakası geçilir ve boyun kasları arasından şah damarı görülene kadar ilerlenir. Omurgaya ulaşmak için özel aletlerle şah damarı dış tarafa, yemek ve soluk borusu iç tarafa alınarak boyun omurgası ön kısmına ulaşılır. Ameliyat yapılacak omurlar arasını saptamak için ameliyat sırasında röntgen çekilir ve ameliyat yeri kontrol edilir. Ameliyatın bu aşamadan sonrası mikroskop altında yapılır. Bu yaklaşımda boşaltılan disk materyali yerine komşu iki omuru hareketi koruyacak şekilde sabitlemek amaçlı protezler konulur. Sonrasında kanama kontrolü ardından kesi yeri dikiş alınmasına gerek kalmayacak şekilde kapatılarak operasyon sonlandırılır.

    Boyun fıtığı durumunda arkadan yapılan boyun ameliyatı ise daha sınırlı sayıdadır. Eğer fıtık orta hatta değil ve omurilikten çıkan sinir kökünün omurilik kanalını terk etmek üzere girdiği kanalın ağzındaysa, o zaman arkadan yaklaşım önerilebilir.

    Boyun Fıtığı Ameliyatı Sonrası

    Hasta ameliyattan iki saat sonra ayağa kaldırılır ve bir gece hastanede kalış sonrası taburcu edilir. Evine araç içinde oturarak gidebilir, evde günlük basit aktivitelerini yapabilir. Protez hastalarına genellikle boyunluk verilmez ancak füzyon amaçlanan hastalara altı hafta süre ile boyunluk taktırılabilir. Ancak ilk üç ay araçla seyahat ederken sadece seyahat esnasında boyunluk takılır ve araçta hastanın başının arkasında bulunan koltuk üst desteğinin, başıyla aynı yükseklikte olmasına dikkat edilir. Boyunluk yatarken çıkarılır. Yatağın ve de özellikle yastığın boyun sağlığı için uygun olmasına dikkat edilir.

    İlk günler boyundaki kesi yerinde ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. İlerleyen dönemde öncelikle boyun ağrısı geçer. Uyuşukluk, karıncalanma gibi sorunların geçmesi daha uzun zaman alabilir. İlk bir hafta yutmada güçlük, boğazda takılma hissi de olabilir. Sorun yemek borusundaki ödemdir. Bu nedenle ilk üç-dört gün yumuşak içerikli yiyecekleri tercih edilir. Ses kısıklığı olursa çoğunlukla geçicidir, ancak nadiren altı ay sürebilir.

    Taburculuk öncesi yara yerinin ilk pansumanı yapılıp kapatılır. Beşinci gün hasta pansumanını açıp, banyo yapabilir. Dikiş alınmasına gerek yoktur. Yara yerinde kızarıklık, şişme, akıntı olursa doktora başvurulması gerekir.

    Masa başı işte çalışanlar arzu ettikleri takdirde bir ay sonra işlerine dönebilirler. Ancak ağır işte çalışanlar altı hafta dinlenmelidir. İlk altı hafta elde bir kg’dan daha fazla ağırlık taşınmaz. Ameliyat sonrası 6 hafta araba kullanılmaz, özellikle boyunlukla araba kullanmak çok tehlikelidir. Kısa uçak yolculukları yapılabilir, ancak uzun uçak yolculukları ilk üç ay yapılmaz.

    İlk altı ay temas gerektiren spor aktivitesi yapılmaz. Sadece yürüyüşle yetinilir, en çok önerilen spor aktivitesi yüzmedir. Dört ay ve sonrasında normal günlük yaşama döndükten sonra da, verilen egzersiz programını uygulamaya ve yüzme egzersizlerini sürdürmeye devam edilir.

  • Boyun fıtığı nedir? Ne değildir?

    Boyunda 7 adet omur ve bunların arasında da disk denilen yapılar ve her iki omuru birbirine bağlayan 2 adet küçük eklem vardır. Omurların arasında bulunan disk materyali dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içeride ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur ve görevi omurlar üzerine binen yükü eşit olarak dağıtmak, basit bir benzetmeyle amortisör görevi yapmaktır. Disk ve faset eklemlerinin bir diğer görevi de boynun her yöne hareketliliğini sağlamaktır. Diskin dış tabakasındaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrı oluşturur. Üst seviyelerde oluşan fıtıklarda şikâyetler omuzlarda iken alt seviyelerde oluşan fıtıklarda şikâyetler güçsüzlük ve uyuşukluk şeklinde kollarda ya da ellerde oluşmaktadır. Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısı iile kıyaslardığında daha şiddetlidir. İlerleyen olgularda güçsüzlük bacaklara kadar inebilir.

    Trafik kazaları, boyun kaslarına aşırı yüklenme, boynu sabit tutarak yapılan masa başı işleri ve hareketsizlik boyun fıtığı yol nedenlerinden bazılarıdır. İlk belirtiler boyun ağrısı ve boyun hareketleri kısıtlanması şeklindedir. Boyun ağrısı dışında baş ağrısı, omuz ağrısı ve kol ağrısı, hatta göğüs ağrısı da görülebilir. Sinirlere ne kadar baskı olduğuna ve disklerin bozulma oranına bağlı olarak kolda uyuşma, kol ve elde güçsüzlük meydana gelir. Oluşan boyun fıtığı omuriliğe bası yaparak daha az olasılıkla bacaklarda sorunlara ve patolojik refleks bulgularına da neden olabilir.

    Boyun fıtığı teşhisinde hastalığın öyküsünün iyi alınması ve uygun muayenenin yapılması gereklidir. Bundan sonra boyun grafileri, Manyetik Rezonans Görüntüleme(MR) kullanılır. Bazı durumlarda özellikle yaşlı hastalarda omurlarda ve/veya omurlar arası bölgede kireçlenmeyi daha iyi saptayabilmek için bilgisayarlı tomografi(BT) ve direk grafi(röntgen) çekimi gerekir. Birden fazla boyun fıtığı olduğunda veya hastada kollara giden sinirlerin sıkışması söz konusu ise elektro fizyolojik bir tetkik olan sinir ölçüm testi yani EMG (elektromiyografi) de yapılabilir.

    Boyun fıtığı tespit edilen hasta kişilerde ağrı genellikle kendiliğinden ortadan kalkar. İlk hafta şiddetli olan ağrı dört-altı hafta içinde azalarak ortadan kaybolur. Bu dönemde kısa süreli bir dinlenme periyodu, ağrı kesiciler ve kas gevşeticiler (nonsteroid antienflamatuar ilaçlar ağrının ve sinir kökünde ödem söz konusu ise bunun azalmasına, kas gevşeticiler ise boyun kaslarının spazmının çözülmesini sağlarlar) çoğu zaman yeterli iken bazı hastalar için fizik tedavi egzersiz uygulaması ve boyun bölgesine yapılacak enjeksiyon uygulamaları gerekebilir. Bu tedaviler yetersiz kaldığında ise cerrahi tedavi gerekebilir. Ağrının kendiliğinden iyileşmesi hastalığın ortadan kalktığı anlamına gelmez, hastanın tekrar aynı ağrı atağına yakalanmamak için boynunu koruması ve boyun etrafında olan kasları güçlendirmek için boyun egzersizi yapması önerilir.

  • Skolyozun belirtileri ve testleri nelerdir?

    Skolyoz, dikkatli bir göz tarafından fark edilebilir:

    Yana doğru eğrilik ya da anormal kamburluk veya içe doğru çukurluk.

    Omuz ve kalçaların simetrik durmaması

    Birinci eğrilik yanı sıra ikinci bir eğrinin varlığı

    Sırt ve/veya bel ağrısı

    Boyda kısalma

    Yürüme mesafesinde yıllar içinde giderek azalma

    Elbiselerin tam olarak vücuda oturmaması (kızlarda etek ya da elbise çizgilerinin asimetrik olması gibi)

    Uzun süre oturduktan sonra ayağa kalkmada zorlanma, yürümenin ilk adımlarında zorluk çekme

    Bir tarafta belirgin olan tümsek gibi kürek kemiği çıkıntısı

    Nefes darlığı ve çabuk yorulma

    Bacaklarda kuvvet kaybı ve uyuşukluk hissi

    Bir omzun öne ilerlemiş ve diğerinden yukarıda durması

    Sırttakıllanma artışı, gamzeler, renk değişiklikleri gibi cilt anormallikleri

    Sağrı çukurlarındaki asimetri

    Vücut dengesinde sağa yada sola kayma

    Anormal kollar veya bacaklar.

    Bacaklara göre gövdenin orantısız kısalığı

    Denge bozuklukları

    Skolyozun Testleri:

    Fizik muayene sırasında, dizlerini bükmeden her iki eli ile yere değmeye çalışan çocukta kaburga çıkıntısı, kalça veya belde asimetri olması akla skolyoz getirir ve skolyozometre (omurganın eğrilik miktarını ölçen bir alet) ölçümleri yapılır. Farklı pozisyonlarda ayakta çekilen tüm omurgayı içine alan röntgen skolyoz filmi ile tanı konulur. Bu filmlerde eğriliğin başladığı ve sonlandığı omurlar arasındaki açı (Cobb açısı) ölçülür ve hasta zaman içinde bu açının ilerlemesine göre takip edilir.

    Skolyoz tanısı konulduğunda mutlaka sebebe yönelik MR incelemesi yapılması ve hastanın bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Doktorunuz özellikle kemik ile ilgili daha ayrıntılı görüntülemeyi gerekli görürse BT isteyebilir. Özellikle bacak ağrısı olan hastalarda sinir basısının hangi seviyeden kaynaklandığını anlamak ve diyabet hastalığı olan hastalarda sinir hasarının omurgadan mı yoksa diyabet hastalığına mı bağlı olduğunu ortaya koyabilmek için EMG, SSEP; MEP gibi elektrofizyolojik testler de istenebilir.

  • Skolyoz tipleri ve skolyoz tedavisi

    Doğuştan olan (konjenital) Skolyoz: Doğuştan (Konjenital) skolyoz un genelde kalıtsal olduğu düşünülmez. Fakat, kalıtsal olabilecek başka durumlarla konjenital skolyoz kalıtsal hastalığa eşlik edebilir. Bu nedenle, sadece konjenital skolyoz bulgusuna rastlanan ve başka bir genetik bozukluğu (Klippel-Feil sendromu,VACTERL, Goldenhar, vs.) olmayan bir çocuğun, anne ve babasının benzer konjenital skolyoz olan başka bir çocuklarının olma ihtimalinde artış söz konusu değildir. Bu durum genellikle anne karnındaki geçirilen enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksiklikleri gibi etmenler nedeniyle omurgadaki bir kusura-deformiteye veya birbirine kaynamış kaburgalara bağlıdır. Konjenital skolyoz ilk yıllarda hızlı bir ilerleme gösterir. Bu sebeple erken dönemlerde ortaya çıkan konjenital skolyoz tedavisi süreci küçük yaşlarda cerrahi müdahaleyi gerektirebilir. Bu hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Bazen konjenital anormalliklerin sebep olduğu eğriliklerin altında ve/veya üstünde vücut dengeyi sağlamak için ikinci bir omurga eğrilikği oluşturur. Bu eğrilik belli bir zaman sonra artış gösterebilir ve hatta bazen konjenital eğrilikten daha ciddi boyutlara ulaşabilir. Korse bu hastalarda ikincil eğrilik kontrolü veya ilerlemesinin geciktirilmesi için kullanılabilir. Ancak çok küçük çocuklarda (0-5 yaş) korse uygulamak zor olduğu için genel anestezi altında yapılan düzeltme gövde alçıları tercih edilebilmektedir. Küçük yaş skolyozunda korse tedavisi 60 dereceye kadar çıkabilmektedir. Burada amaç, omurga eğriliğinin ilerlemesini yavaşlatmaktır. Skolyoz un bu aşamasında, belirli zaman aralıklarıyla muayeneler ve röntgenlerle “kontrollü gözlem” ismi verilen bir döneme girilir ve deformitenin nasıl davrandığı izlenir. Altmış derece üzerindeki eğrilikler var ise skolyoz ameliyatı yöntemi tercih edilmektedir. Bu eğrilik büyüme sona erdikten sonra da artmaya devam eder. Bu sebeple ilerideki komplikasyonları önlemek, ve kozmetik sonuçlar açısından cerrahi uygulanmaktadır. Konjenital skolyoz hastasına erken cerrahi gerekliliğinde cerrahi her yaşta yapılabilir ancak genellikle hasta 1 yaşına gelinceye kadar cerrahi ertelenebilir.

    Küçük yaşlarda skolyoz ameliyatı ile yapılan füzyon işlemi omurganın büyümesini durdurmaya yöneliktir. Bu cerrahi müdahale çocuklarda 5 yaşın altında yapılırsa omurilik kanalının dar kalmasına, 8 yaşın altında yapılırsa akciğer gelişiminin bozulmasına, 10 yaşın altında yapılırsa göğüs kafesinin gelişimin bozulmasına neden olabilir. Göğüs kafesi yeterince büyüyemez ise akciğer-solunum ile ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Son olarak, özellikle 10 yaş altında uygulanacak füzyon işlemi gövdenin kısa kalmasına neden olabilir. Erken cerrahi müdahale çoğu zaman büyümenin devamına izin verecek yöntemlerin uygulanmasıdır.

    Söz konusu bu yöntemlere gelince, bazı durumlarda sadece anormal omurun çıkartılması (hemivertebrektomi) ile eğrilik ortadan kaldırılabilir. Ameliyat sonrası 3 ila 6 ay arası gövde alçısı uygulanır. Çok küçük çocuklarda eğrilik uygun ise füzyon yapmadan eğriliğin üst ve altına konan vidalarla birleştirilen manyetik çubuklar aracılığı ile alçı kullanılmaksızın düzeltme sağlanabilir. Daha sonra 6 ayda bir poliklinik şartlarında yapılan periyodik uzatmalarla eğriliğin kontrolü erişkin yaşa kadar sağlanmaya çalışılır ve erişkin yaşta füzyon işlemi uygulanır. Skolyoza eşlik eden kaburga anomalileri ve yetersiz göğüs gelişimi gözlenen çocuklarda göğüs kafesine yerleştirilen çubuklarla (VEPTR) hem göğüs kafesi anormalliği düzeltilebilir hem de füzyon yapmadan eğriliğin kontrolü sağlanabilir. Bu hastalarda da 6 ayda bir periyodik uzatmalar yapılması gerekebilir.

    Hastalarımızın %90’ında tek bir ameliyat ile sonuç alınmaktadır. Ameliyatın ertesi günü hastalar ayağa kaldırılarak yürütülür. Hastanede kalma süresi yaklaşık 5 gündür. Ameliyat sonrası üçüncü haftadan sonra genellikle günlük aktivitelere dönüş mümkün olur.

    Nöro-muskuler Skolyoz: Mesela beyin hasarına bağlı spastik çocuklarda ya da Polio (çocuk felci), veya kas erimesi gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir. Nöromusküler skolyoz durumunda diğer tip skolyozların aksine solunum sıkıntısı ve duyu kusurlarına ve de metabolik hastalıklar, bağ dokusu hastalıklarına daha çok rastlanabilmektedir. Bu hastalarda solunum problemleri, iletişim ve duyu kusurları ile epiletik nöbetler gibi nedenlerden ötürü tedavi sürecinde korse kullanılamayıp cerrahi müdahale için küçük yaşlar tercih edilebilir. Bu hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Nöromusküler skolyozun tedavisi yukarıda anlatılan doğuştan olan (konjenital) skolyozdaki gibidir.

    İdiyopatik Skolyoz: En sıklıkla karşılaşılan bu skolyozlar, daha çok 10’lu yaşlarda daha önce düzgün olan bir omurgada, bilinmeyen bir nedenle ortaya çıkmaktadır. Skolyoz ergenlik döneminde büyüme ile ilerleme göstermektedir. Yani, omurga eğriliği daha da artmaktadır. Nedeni hala tam olarak bilinmemektedir (idiyopatik), ancak son zamanlarda yapılan çalışmalarda bazı genetik faktörlerin rol oynadığı ortaya konulmuş. İdiyopatik skolyozda omurlar kendi etraflarında dönerken yana eğilme meydana gelir ve sırtta veya belde asimetrik bir çıkıntı olur. İdiyopatik) skolyoz infantil skolyoz (0-3 yaş) ve juvenil skolyoz(3-10 yaş) tipinde de olabilir. Hasta hala büyürken konulan erken teşhis (Kız çocuklarında adet görmeden önce tespit edilen eğrilikler) çok önemlidir.

    Bu çocuklarda korse kullanılmasının amacı eğimin artışının engellenmeye çalışılmasıdır. Egzersiz, dans eğitimi ve atletizmi içeren normal aktivitelere devam edilmesi ve doktor gözetiminde olmak şartıyla bu aktiviteler sırasında korseye ara verilmesi ama korsenin günde en az 20-23 saat kullanılması gerekir. Korse özellikle eğimin 20 derecenin üstünde olduğu ve büyümenin devam ettiği çocuklarda etkilidir. Korse etkisi 40 derece üstü eğriliklerde ve iskelet gelişimi tamamlanmasına uzun yıllar olan çocuklarda azalmaya başlar.

    Bu durumda “kısa ve düzgün bir omurgayı, kısa ve eğri bir omurgaya” tercih ederiz ve erken dönemde kaçınılmaz olarak füzyon işlemini uygulamak zorunda kalabiliriz. Çünkü skolyoz cerrahi tedavisi omurganın dondurulması, hareketin ortadan kaldırılması ve büyümesinin durdurulması yani “füzyon” işlemidir. Tedavisi en güç olan ihmal edilmiş 70-80 derece üzerindeki eğriliklerdir. Bu eğriliklerde deforme omurganın çıkartılarak veya çıkartılmadan düzeltilmesi ve omurların titanyum çubuk ve vidalarla tespiti günümüzde kullanılan modern teknikler ve kazanılan tecrübe ile mümkün olabilmektedir. Skolyoz eğriliğini kontrol edebilmek için hem önden, hem arkadan füzyon gerekebilir. Spinal füzyonu sağlayabilmek için ya otogreft (kişinin kendisinin) ya da allogreft (başka birisinin) kemik, kemik benzerleri veya bu kaynaklardan birçoğunun birlikte kullanılması gerekebilir.

    Bunun dışında bazı durumlarda çok kısa bir omurga bölgesine füzyon uygulanması ile tamamen düzeltilebilecek skolyozlarda, kısa füzyonu tercih edebiliriz. Bu durumda füzyon ancak kısıtlı bir alana yapılacağı için omurga ve göğüs kafesi büyümesini ciddi etkileyemeyebilir. Ergenlik çağında ise omurilik kanalı, akciğerler ve göğüs kafesi yeterince geliştiği için aynı zamanda boy uzaması da büyük ölçüde tamamlandığı için füzyon işlemi çocuklarda olabilecek potansiyel sorunlara neden olmaz.

    Taburcu edilirken bazı hastalarda kısa süreli (3 ay) korse uygulanabilir. Çocuklar yaklaşık 3 hafta içinde okullarına dönebilirler. Üç ay sonrası yürüyüş ve yüzme gibi eksersizlere izin verilir, ancak birinci yıl sonuna kadar kontakt sporlar (karate, futbol, basketbol vs.) yasaklanır. Birinci yıl sonunda tamamen normal yaşantılarına dönmelerine izin verilir.

    Erişkin dejeneratif skolyoz: Genellikle 50 yaş üstünde omurga yapısının eskimesi ve yıpranma ve kemik erimesi (osteoporoz) sonucu omurganın boyun, sırt ve bel bölgelerinin herhangi birisinde oluşan skolyoz türüdür. Bu kişilerde omurganın sağlamlığı ve dengesi bozulup, ön-arka planda omurga ve gövdenin yana doğru yatmasına ve bel bölgesi anatomik açısının azalmasıyla gövdenin öne doğu yatmasına neden olabilir. Erişkin dejeneratif skolyoza ek olarak omurga yapısında ortaya çıkabilecek ek deformite olarak omurga kemiğinin öne kaymasına spondilolistezis, arkaya doğru kaymasına retrolistezis ve yana doğru kaymasına ise lateral listezis denir. Omurga yapısındaki omur kayması ağrıya neden olabileceği gibi, sinir ve/veya omurilik sıkışması bacak ağrısına ve kas güçsüzlüğüne neden olabilir veya faset eklemlerde dejenerasyon nedeniyle de şiddetli ağrı olabilir. Sonuçta yavaş bir ilerleme ile hastanın omurilik ve sinirleri bası altında kaldığından hareket kabiliyetleri etkilenir. Bu hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Erişkin skolyozu hastalarında egzersiz ile birlikte korse tedavisi de uygulanabilir. Ancak korse tedavisi, bir fizyoterapist eşliğinde fizik-kondisyonu arttıracak egzersizler ve fizik tedaviye yardımcı bir yöntem olarak; kısa vadeli bir süre için düşünülmelidir. Fizik tedavi ve egzersiz ile birlikte ağrıları olan hastalar için ağrı kesiciler de verilebilir. Ayrıca özellikle faset eklemlerdeki ya da sinir basısı sonucu olan tahrişi (inflamasyon) gidermek için non-steroidal anti-inflamatuar ilaçlar da tedaviye eklenebilir. Hastalarda ağrı kaynağı yıpranmış faset eklemler veya sinir basısı sonucu oluşan radiküler ağrı ise bu hastalar için spinal enjeksiyonlar iyi bir alternatif tedavi yöntemi olabilir.

    Erişkin skolyoz için eğriliğin derecesi ve yarattığı şekilsel bozukluk sorunlardan çok ağrı, fonksiyon ve denge kaybı daha ön plandadır. Ancak ağrısız olsa da ilerlediği net olarak tespit edilmiş skolyozların daha fazla ilerlemesini durdurmak için ameliyat gerekli olabilir. Tüm cerrahi olmayan yöntemlere rağmen tedaviye yanıt vermeyen ve bu süre içinde (6 hafta-6 ay) ağrıları artan ve yeti kaybı oluşan hastalar için skolyoz ameliyatı önemli bir alternatif yol olabilir.

    Hastalarda omurga eğriliği yanı sıra ciddi dar kanal veya sinir basısına bağlı idrar kaçırma, büyük abdest kontrolü kaybı veya kaslarda güç kaybı var ise yine skolyoz ameliyatı ile tedavi yöntemi seçilebilir. Erişkin skolyoz ameliyatı, çocuk ve genç yaştaki skolyoz ameliyatlarına göre daha zorludur. Kişiye yapılan cerrahi müdahale süresi ve skolyoz ameliyatı sayısı da daha çok olabilir. Öte yandan kalp, akciğer, diyabet ve osteoporoz hastalıkları da skolyoz ameliyatı için doktora bildirilmesi gereken önemli bilgiler arasındadır.

    Skolyoz ameliyatı için amaçlanan eğriliğin dengeyi sağlayacak kadar düzeltilerek omurların kaynaştırılması (füzyon) ve sinir basılarının ortadan kaldırılmasıdır (dekompresyon). Bunların ne ölçüde ve genişlikte yapılması gerektiğine doktorunuz karar verecektir. Erişkin skolyoz ameliyatı sonrası hasta genellikle bir gece yoğun bakımda kalabilir. Skolyoz ameliyatı sonrası ilk gün hasta yatak kenarında oturtulur ve bacak egzersizleri yaptırılabilir. Aynı gün veya ertesi gün hasta ayağa kaldırılıp, bir iki adım yürütülür. Hastanın iyileştirme ve rehabilitasyon süreci için 1 hafta ila 10 gün arası hastanede tutulur. Taburcu olduktan sonra kendisine bir egzersiz programı verilir. Doktorun düzenli aralıklarla yaptığı kontrollerle tedavinin sonuçları değerlendirilir. Tüm bu süreçte kişinin bir an evvel normal yaşantısına dönmesi amaçlanmaktadır.

    Skolyoz söz konusu olduğunda romatizmal hastalıklar, omurga kırıkları, omurga enfeksiyonları gibi diğer bazı hastalıklar da neden olabilir.