Etiket: Hasta

  • Karpal tunel sendromu!!

    El içine giden median sinirin bilekte karpal adı verilen ligaman altında sıkışması sonucu bilek ve elde ağrı, elde ve kolda özellikle geceleri olan uyuşma, el becerisinde azalma, gibi bulgular oluşturan hastalıktır. Karpal Tunel Sendromu (KTS) en sık görülen tuzak nöropatisi olup genel popülasyonun %1’inde, yetişkin popülasyonun %2’sinde, el bileğini tekrarlayan hareketlerle sık kullanan kişilerde ise yaklaşık %5 oranında görülmektedir. Kadınlarda erkeklere nazaran %2-5 daha fazla oranda görülmektedir. 55-65 yaş arası bayanlarda sıklıkla dominant elde, olguların %10’unda ise iki taraflı görülmektedir.

    Olguların çoğunda neden belli değildir. Olguların %5-10’unda geçmişinde bilek bölgesinin travması vardır. Mesleki nedenlerden oluşan tekrarlayan mikrotravmalarda diğer nedenlerdendir. Bununla birlikte Romatoid artrit, Kronik böbrek yetmezliği, Dibetes Mellitus, Gut hastalığı, Amiloidoz vb bir çok sistemik hastalıktan ve bilek bölgeside görülen tümörlerden dolayıda oluşabilir.

    Hastalar genel olarak orta yaşlı bayanlar olup, elde ve bilekte yanıcı ağrı, küçük parmak dışındaki tüm parmaklarda uyuşukluk şikayeti vardır. Erken bulgular olan gece ağrıları, ve uyuşmaları hastayı uykusundan uyandırır, hasta elini yukarı kaldırarak veya sallayarak ağrısını azaltmaya çalışır. Ağrı sıklıkla dirseğe, bazen omuza kadar yayılabilir. Zamanla el sıkma ve kavramada güçsüzlük meydana gelir. Geç bulgular günler içinde gelişen baş parmağa giden kaslarda (Tenar bölge) erime ve başparmakta avuç içine doğru harekette güçsüzlüktür.

    Tanı koymada en sık EMG denilen elektrofizyolojik bir test kullanılır. En sık karıştığı hastalık boyun fıtığı yani servikal disk hernisidir. Karpal tunel sendromunun iki türlü tedavisi vardır. Bunlardan birincisi hafif olgularda ve EMG de patolojisi olmayan hastalarda konservatif tedavidir. Bunlar belirli aktivitelerden kaçınma, bileklik kullanma, meslek ve günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesi, ilaç tedavisidir. İleri olgularda ve EMG patolojilerine rastlanan hastalarda ise cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi yöntemleri açık cerrahi teknikler ve kapalı cerrahi teknikler olarak ikiye ayrılır.

    Kaynaklar

    1- Türk Nöroşirürji Derneği Kitapları Temel Nöroşirürji Kitabı

  • Bel fıtıklarında tedavi yöntemleri 

    Bel fıtığının diğer ismi lomber disk hernisidir. Teknolojinin ilerlemesine paralel olarak insanların haraket aktivitelerinin azalması, bel ağrılı hastaların sayılarının artışındaki en önemli nedenlerden biridir.Lomber disk hernisi en sık iş gücü kaybına neden olan hastalıklardan birisidir. Bel denilen bölge 5 adet lomber adı verilen omurgadan oluşur ve bunların her biri L1 ‘den L5 ‘e kadar numara alır. Yapılan çalışmalar insanların %80’ninin hayatının her hangi bir aşamasında bel ağrısından şikayetçi olduklarını göstermektedir. Bel ağrılarının en sık nedeni bel fıtığıdır.

    Vücut ağırlığının büyük kısmını lomber omurgalar taşır. Bu nedenle fıtık bel bölgesinde daha sık görülür. Lomber bölgede bu oran %95 hastada L4-5 ve L5-S1 arasındaki bölgelerdedir. Hastaların %90’ında hiç bir tedavi yapılmaksızın bir ay içerisinde ağrı şikayeti geçtiği ya da azaldığı için birçok hasta hekime başvurmaz. Bel ağrılı hastaların tüm yaşamları boyunca bel fıtığı olma riski %5’dir.

    Bel fıtığı oluşması için risk faktörleri, genç-orta yaş, erkek cinsiyet, ailesel yatkınlık, çevresel faktörler, geçirilmiş travma ve sigara içmek sayılabilir. Yaşla birlikte bel ağrısı sıklığında artışla beraber bel fıtığı oluşma oranında azalma görülmektedir. Nedeni diskin yapısında bulunan sıvı kaybının olması ve sertleşmesidir. Çevresel faktörler; aşırı mekanik zorlama, sedanter yaşam, tekrarlayan vibrasyonel etkilere maruz kalma şeklinde özetlenebilir.

    Bel fıtığında en sık şikayet ağrıdır. Hastalar ters bir hareketle veya travma sonrası aniden ya da kendiliğinden yavaş yavaş ortaya çıkan bel ağrısından yakınırlar. Kişinin bel hareketlerini kısıtlayıcı nitelikte olan bu ağrı kendiliğinden ya da yatak istirahati ve medikal tedavi ile 2-3 hafta içerisinde geriler. Nadiren de olsa direkt bel bel ve bacak ağrısı şeklinde bir öykü de olabilir. İyileşmeyen bel ağrısına bacak ağrısı eklenir. Bir çok hasta bacak ağrısını, baskı altındaki sinir köküne ait duyusal dağılım alanında tarif eder. Ağrı hareketle, öksürmekle, hapşırmakla, ıkınmakla artar, yatak istirahati ile azalır.

    Ağrıya eşlik eden ikinci bulgu sıklıkla bacaklarda olan uyuşmadır. Uyuşukluk bası altındaki sinirin görev yaptığı yerdedir. Kuvvet kaybı ise daha az karşılaşılan bir şikayetdir. Bel fıtığının ileri dönemlerinde refleks kayıplarıda ortaya çıkmaktadır.

    Tanı yöntemleri içinde manyetik rezonans (MR) görüntüleme en sık tercih edilen yöntemdir. Kapalı yerde kalma korkusu olan ve kemik yapılara ait patoloji düşünülen hastalarda lomber CT tercih edilebilir. Bel kaymaları ve kırık şüphelerinde direk grafidende yararlanılmaktadır.

    Bel fıtıklarında tedavi yöntemleri iki kısma ayrılabilir:

    1- Konservatif tedavi

    2- Cerrahi tedavi

    Lomber disk hernisine bağlı ağrıların doğal seyrinde hastaların büyük bir çoğunluğunda bir kaç ay içerisinde ağrılar kaybolur. Bu da ilk basamak tedavinin konservatif olma gereğini ortaya koyar. Konservatif tedavi en az 6 hafta en fazla 6 ay olmalıdır. Bu tedavi süresince kısa yatak istirahati, ağrı kesici ve kas gevşetici uygulanması, ardından önce pasif hareketler daha sonra ise kademeli olarak egzersiz programları uygulanmalıdır.

    Bel ağrılı hastaların sık başvurduğu diğer bir yöntem ise korse kullanmaktır. Ancak kas zayıflığına neden olduğu için günümüzde kullanımı önerilmemektedir.

    Eğer hastada ilerleyici kuvvet kaybı, konservatif tedavinin yarar sağlamaması, tekrarlayan ağrılar, tekrarlayan nörolojik defisit, dar kanal zemininde fıtık varsa veya hastanın sosyal hayatı ileri derecede etkileniyor ise cerrahi tedavi düşünülmelidir. Eğer hastada, idrar veya gaita kaçırma, düşük ayak (ayak bileğini çekememe) gibi bir bulgu varsa 24 saat içerisinde cerrahi tedavi uygulanmalıdır.

    Cerrahi yöntemler

    – Standart lomber diskektomi

    – Lomber mikrodiskektomi

    – Artroskopik mikrodiskektomidir.

    Kaynak

    Türk Nöroşirürji Derneği Yayınları, Temal Nöroşirürji Kitabı

  • Bbeyin kanamaları!!

    Beyin kanaması , beyin dokusu içine (intraserebral) ya da onu çevreleyen zarlar ve kemik arasına (subaraknoidal, subdural, epidural) olan kanamayı ifade eder. Bu kanamaların tümü travmatik yani herhangi bir nedenden dolayı beyne alınan darbe sonrası olabileceği gibi,hipertansiyon ve başka sistemik herhangi bir hastalık neticesinde de ortaya çıkabilmektedir.

    İNTRASEREBRAL KANAMALAR:
    Beyni besleyen damarların, özelliklede belirli bölgelerdeki küçük damarların cidarında yırtılma sonucu, kanın beyin içine sızması ve beyin dokusunu tahrip etmesidir. Her yıl yaklaşık olarak 100.000 kişi içinde 12-15 olgu görülmekte ve bu oran 40 yaş üzerinde artmaktadır.Erkek, kadın oranı 11,67’dir.Risk faktörleri hipertansiyon,amyloid anjiopati,travma, alkol ve nikotindir.Bunların yanında tedavi amacıyla kulanılan aspirin, nonsteroid antienflamatuarlar ve trombolitik ajanlar da neden olabilmektedir.. Beyin damarları yaş ilerledikçe yıpranırlar ve elastiki özelliklerini kaybederler. Hipertansiyon ve amyloid anjiopati gibi hastalıklar neticesinde elastikiyetini kaybetmiş bu damarların cidarları yırtılır ve kan beyin dokusu içine sızar. Bu kan beyin dokusu içerisinde birikerek kitle etkisi oluşturur ve beyin dokusunu tahrip eder. Aynı zamanda bu kitle etkisi beynin dolaşım sistemini de bozarak iskemiye neden olur.
    Klinik olarak genellikle tek taraflı kuvvet kaybı, başağrısı ve bilinç değişiklikleri ile ortaya çıkar.Bunun yanında konuşma bozukluğu, nöbet, bulantı, kusma da görülebilir.
    Ön tanı için ayrıntılı bir hikaye alınmalıdır. Radyolojik tetkiklerden bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri tanıda kullanılır. Kısa süreli olması ve daha iyi tanı koyduruculuğu nedeniyle bilgisayarlı tomografi daha çok tercih edilmektedir.
    Tedavide ilk yapılması gereken hastanın hayati fonksiyonlarını korumaya yönelik, solunum ve dolaşım sisteminin idamesini sağlamaktır. Kanamanın büyüklüğü, beyindeki lokalizasyonu, hastanın nörolojik tablosu değerlendirilerek tedavinin cerrahi ya da medikal yapılacağına karar verilir. Cerrahi olarak yapılacak tedavi beyin dokusunda birikmiş ve kitle etkisi yaratan kanın boşaltılması, kanamanın durdurulmasıdır. Medikal tedavi olarak da kafa içi basıncını azaltacak ve kanama etrafında oluşan ödemi azaltmaya yönelik kullanılacak ilaçlardır. Hastanın nöbet geçirmesini engelleyen antiepileptik ilaçlar da koruyucu olarak başlanır.

    SUBARAKNOİD KANAMA:

    Beyni çevreleyen araknoid zarı altına olan kanamalardır. Görülme sıklığı 10-16100000 dir. Risk faktörleri ailesel, sigara, alkol,hipertansiyon,oral kontraseptif, kokain,amfetamin gibi ilaç alışkanlıklarıdır. Sebep olarak en sık anevrizma, bunun yanında hipertansiyon, ateroskleroz, arteriovenöz malformasyonlar, beyin tümörleri, kanama bozuklukları, ensefalit, menenjit, meningoensefalit, antikoagülan tedavi komplikasyonları, kafa travması ve bilinmeyen nedenli olanlardır.
    Bulgular en sık olarak şiddetli başağrısı ve ense sertliğidir. Bunun yanında bulantı,kusma,başdömesi,çift görme,nöbet, şuur bulanıklığı ve eşlik edebilecek olan intraserebral kanamaya ait bulgular olabilmektedir. Tanı ilk başta hızlı sonuç veren bilgisayarlı tomografi ile kanamanın tespit edilmesidir. Kanamanın tespitinden sonra yapılması gereken beyin damarlarını görüntülemeye yönelik yapılacak olan anjiografidir.
    Şayet anjiografi neticesinde anevrizma tespit edilir ise o zaman yerleşim ve konfigürasyonuna göre cerrahi veya endovasküler yöntemlerle anevrizmanın dolaşım dışı bırakılması gerekir.
    Tüm gelişmelere rağmen günümüzde bu hastaların %25-30’u hastaneye gelemeden kaybedilmekte, geriye kalanların ise %30-50 kadarı kurtarılamamaktadır.

    EPİDURAL HEMATOM:

    Travmaya bağlı meydana gelen beynin kalın zarı (dura) ile kemik arasında olan kanamalardır. Travma sonrası dura üzerindeki damarların zedelenmesi sonucu oluşurlar,genellikle kafatası kemiğindeki bir kırık buna eşlik eder. Tüm kafa travmalarının %0,2-0,6 sında görülürler. Klinik üç şekilde karşımıza çıkar, birincisi lucid interval (şuurun açılıp kapanması) , ikincisinde şuur tamamen kapalıdır ve hiç açılmaz, üçüncüsünde bilinç bulanıklığı şeklindedir. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur,manyetik rezonans görüntüleme de tanıda kullanılabilir,ancak bilgisayarlı tomografi çok daha erken sonuç vermesi ve zamanın hayati önem taşıması nedeniyle tercih edilmektedir.
    Tedavi dura ile kemik arasında biriken kan miktarı ve beyne yaptığı basının derecesine göre takip veya cerrahidir. Eğer çok az bir miktarda kan birikimi varsa hasta çok yakın gözlem altında tutularak takibe alınabilir. Karar cerrahi ise çok hızlı bir şekilde uygulanmalıdır. Cerrahi olarak dura ile kemik arasındaki kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak durdurulur. Cerrahi tedavi sonrası sonuçlar yüzgüldürücüdür. Tedavi sonrası alınan iyi sonuç %55-89 arasında, mortalite %5-29 arasında değişmektedir.

    SUBDURAL HEMATOM

    Kafa travması geçiren hastaların %8-57’sinde subdural hematom görülmektedir.Dura ile beyin dokusu arasında olan damarların zedelenmesine bağlı oluşan kan birikimidir. Subdural hematomlu vakaların %50’sinde beyinde ek olarak başka patolojiler de vardır. Genellikle hastalar çok ciddi nörolojik bozukluklarla gelirler ve %50 hastada şuur kapalıdır. Tanıda en iyi yöntem bilgisayarlı tomografidir,manyetik rezonans görüntüleme de tanı koydurabilir.
    Kitle etkisi olan ve nörolojik bozukluk yapan hematomlarda tedavi cerrahidir. Cerrahi olarak beyin ile dura arasındaki birikmiş olan kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak kontrol altına alınır. Mortalite oranı %42-90 arasında değişmektedir,bu oran epidural hematomlara nazaran çok daha yüksektir.

  • Fibromiyalji (tükenmişlik sendromu)

    Fibromiyalji (tükenmişlik sendromu)

    Yaşam kalitesini ciddi derecede bozan fibromiyalji; tükenmişlik sendromu, kronik ağrı sendromu veya kronik yorgunluk sendromu olarak tanımlanabildiği gibi aynı zamanda başta yaygın ve inatçı kas ağrıları olmak üzere, sabahları vücutta tutukluk, yorgunluk gibi yakınmalarla seyreden yumuşak bir doku romatizması olarak da tanımlanıyor. Fibromiyalji ayrı bir hastalık oluşumu olmayıp yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, uyku düzensizlikleri ve bazen de spastik kolit dediğimiz tuvalete çıkma problemlerinin eşlik ettiği belirti ve bulguların bir kombinasyonudur.

    Kronik bir hastalık olup ‘’çok yorgunum, sanki enerjim bitmiş’’ gibi yakınmaları olan hastalar, tanısı konulamayan ağrı şikâyetleri yüzünden yıllarca çeşitli branşların doktorlarına başvuruyor. Doğru teşhis konulamadığı için hastaların yakınmaları azalmış veya geçmiş gibi görünse de bir süre sonra tekrar başlıyor. Yapılan çalışmalar, ülkemizde 1,3 milyon fibromiyalji hastası olduğunu gösteriyor ama bu hastalığa yakalananların sayısı fibromiyalji çok sayıda belirti nedeniyle başka hastalıklar tarafından maskelendiği için belirtilen rakamdan daha fazla.
    Günlük hayatı, kişilerde iş kalitesini düşürüp, dikkat ve algılamayı azalttığı için kötü etkiliyor. Yaşam keyfinizi etkilediği için motivasyonu ve verimliliği düşürür. Ekonomiyi, iş hayatını ve gündelik yaşamı olumsuz etkileyen fibromiyalji için ‘çağın hastalığı’ diyebiliriz. Fibromiyalji tedavi edilmez ise; yaşam kalitesinde düşüş ve işgücü kaybına neden olur. Hatta hasta ağrıları ve diğer yakınmaları nedeniyle çevresi tarafından ‘hastalık hastası’ olarak tanımlanabilir
    Fibromiyaljinin nedeni tam olarak bilinmiyor. Daha çok hassas yapılı ve her şeyden çabuk etkilenen kişilik yapısındakilerde görülüyor. Mükemmeliyetçiler, işkolikler ve uygun olmayan çevresel faktörlerin olduğu ortamlarda çalışanlarda sıktır. Fibromiyalji en çok kadınlarda ve genç erişkin grupta görülür. Özellikle menopoz döneminde artış kaydediyor. Kadınlarda değişen hormonal sistemlerin (adet dönemleri, menopoz) ortaya çıkardığı stres ve kaygı, baş edilmesi güç durumlara neden oluyor. Bu durum, hastalığın tekrarlamasında ve yerleşmesinde uygun zemin hazırlıyor. Kadınlarda menopoz ve stresin hastalık üzerindeki etkinliğini vurgulayan kortizol hormon çalışmaları da bunu desteklemektedir. Kadınların adet dönemleri, menopoz ve hormonal dengelerdeki değişiklikler gibi fizyolojik etkenlere ek olarak; spor alışkanlığının olmayışı, evde vücutlarına fazla yüklenmeleri, aşırı temizlik yapmaları ya da sık sık ev eşyalarının yerlerini değiştirmeleri gibi etkenler fibromiyaljiye zemin hazırlıyor. Ayrıca soğuk ve sıcak farkına maruz kalmak gibi çevresel etkenler de fibromiyaljinin nedenleri arasında sayılabiliyor.
    Hastalık belirtilerinden en tipik olanı sabahları ortaya çıkan boyun, sırt ve bel gibi tek bir bölgede veya tüm vücutta yaygın olarak hissedilebilen ağrıdır. Fibromiyalji ağrısı hastalar tarafından ‘zonklayıcı, derinden gelen ya da keskin’ gibi çeşitli şekillerde tarif ediliyor. Ağrıya, kaslarda yoğun yanmalar, seğirmeler ve katılık hissi de eşlik edebiliyor. Ağrının bir yerden başlayıp bütün vücuduna yanıcı, sızlayıcı olarak yayıldığını ifade eder. Uyku bozukluğu; çok uyuma, bazen uykusuzluk sonuçta derin olmayan ve dinlendirmeyen uykuyla birlikte kişinin duygu durumu bozulur. Yanıcı ağrılara bazen dengesizlik hissi, karın ağrısı ve tuvalete çıkma alışkanlıklarında değişiklik gibi şikâyetler de eşlik edebilir.
    Tanı için üç ay şikâyetlerin ve belirtilerin devam etmesi gerekir. En az 12 noktada (ensede baş-boyun geçiş noktası, önde iman tahtasının yanı, omuz başları, dirsek dış yüzü, kürek kemiğinin iç yüzleri, bel kalça geçiş noktası, kalçada dış yan dış, diz iç kısımları vb.) ağrıya hassas olunması temel şarttır. Hastanın şikâyetlerinin ve hikâyesinin yanı sıra yapılacak tetkiklerle tanı konulur. Sık sık bel ve boyun ağrıları, kronik yorgunluk sendromu, depresyon, hipotiroidi ve uyku bozuklukları gibi başka hastalıklarla karıştırıldığı için yapılacak tetkikler büyük önem taşır.
    Komplike bir hastalık olduğu için tedavisinde birçok branştan destek alınabilir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzman hekiminin başkanlığında; psikolog ve fizyoterapistten yardım alınır. Gerekli olduğunda diğer branş hekimlerinden konsültasyon desteği alınır ve tedavi multidisipliner şekilde yönlendirilir.
    Fibromiyaljik olmamak için hava koşullarına uygun giyinmeliyiz, havasız ortamlardan kaçınmalıyız, hava akımları arasında kalmamalıyız, stresten kaçınıp stresle mücadele yollarını öğrenmeliyiz, kendimizle barışık yaşayabilmemiz için gerekirse psikolog desteği almalıyız, sağlıklı beslenip iş ve dinlenme saatlerini uygun ayarlamalıyız, ergonomik koltuk, uygun yükseklikte masa, göz hizasında bilgisayar monitörü, dirseğin ve kolun düşmesini engelleyen klavye gibi iş hayatımızda önemli yer tutan nesneleri uygun ayarlamalıyız, kendimize uygun, gerçekten severek yapacağımız hobiler edinmeliyiz, kendimize uygun sporu yapmalıyız.
    Özetle kişiye özel yaşam şeklimizi planlayarak ruh ve beden bütünlüğümüzü sağlamalıyız.

  • Boyun ağrısının nedenleri

    Boyun ağrısının nedenleri

    Boyun ve kol ağrısının birçok nedeni olduğu için ağrının asıl nedenini bulmak hastanın ve o hastayla ilgilenen hekimin mutluluğu için çok önemli. Ağrının asıl nedenini bulamayıp yanlış tanı konulursa hekim çözüm üretemez ve hasta da ağrısıyla acı içinde kıvranır. Boyun omurlarının, disklerin kola giden sinirlere ve omuriliğe basısı ağrının kaynağı olabilir.

    Nedenleri;
    1-Kötü duruş ve boyunu kötü kullanma; Günlük hayatımızda boyun sağlığına uygun olmayan bütün yanlış hareketler ve duruş şekli omur, disk, eklem ve bağ dokusunda yıpranmaya sebep olarak boyunda doğal eğimin kaybolmasına neden olur ve buda önemli bir ağrı nedenidir.
    2-Boyun incinmesi; Boyunun araç içi trafik kazalarında olduğu gibi normal hareketinden daha fazla bir zorlaması sonucunda disk, kemik, bağlar ve eklemlerde incinmeler olabilir ve geç dönemde bu tip olgularda aşırı hareketliliğe bağlı ağrı görülebilir.
    3- Gerilim, stres, sigara; Boyun ağrısını artıran ve kronikleştiren en önemli nedenler olup ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlarımız boyun ağrısını arttırmaktadır. Boyunda sürekli gerginlik ve ağrılı noktalardan şikayet edilmektedir. Düzenli çalışmak, sosyal uğraşılar ve hayata bağlılık, gerektiğinde psikolojik destek almak bu nedenle olan boyun ağrısına karşı çözüm yöntemleridir.
    4-Boyun Tutulması, Kas spazmı; Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Kas spazmına ağır bir şeyi kafasının üstünde kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması neden olabilir. Yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmekteyken miyofasial ağrı, fibromiyalji ve miyozit gibi rahatsızlıklarda uzun süreli kas ağrısı nedeni olup kas içerisinde ağrıyı tetikleyen noktalara, elle de hissedilebilen lokal şişliklere neden olmakta ve uzun sürekli farklı disiplinlerin tedavisini gerektirmektedir.
    5-Boyun Fıtığı; Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak olan disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşması ve bası yapmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir.
    6-Diskte dejenerasyon, Kireçlenme; Yaşın ilerlemesi, omurganın kötü kullanılması sonucu kemik yapıda, bağlarda ve disklerde yıpranma olur ve jöle kıvamındaki disk bozularak kuvvet emme özelliği ve esnekliğini kaybederek çöker. Kemiğin kalsiyum içeriği azalır ve vücut doğal tepki olarak bu yıpranmış dokuları kireçlendirir. Oluşan yeni kemikçikler, taşlaşmış bağlar ve daralmış disk mesafeleri sinirlere bası yaparak boyun, kol ve genel vücut ağrısına sebep olabilir ve bunun sonucu olarak da omurilik basısı yaparak el ve ayaklarda uyuşma, kuvvetsizlik görülebilmektedir.
    7-Omurga kanalında daralma (Servikal Dar Kanal); Özellikle ileri yaşlarda ellerde uyuşma, kuvvetsizlik ve beceriksizlik, yürümede zorlukla birlikte el, ayaklarda his kusuru görülebilmekte ve omuriliğin ve/veya sinirlerinin geçtiği kanalların daralması ve omurilik beslenmesinin bozulması ile seyreder. Hastalığın erken dönemde tespit edilmesi ve erken tedavisi ile omurilikte oluşabilecek kalıcı hasarlar önlenebilinmektedir.
    8-Osteoporoz, kemik erimesi; Osteoporoz temel olarak kadın hastalığı olup kemiklerde yumuşamaya yol açarak kolay kırılmaya ve dolayısıyla da ağrıya neden olur. Beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam, erken menopoz, aşırı alkol tüketimi, kortikosteroidler osteoporoz riskini arttırdığı için tedavide de bunlara dikkat ederek tedavi protokolü belirlenmelidir
    9-Omurga kırıkları, omur kayması; Omurlar normalde oldukça sağlam olup bazen kaza ve başka sebeplerden zarar görüp çatlayabilir veya bütünüyle kırılabilir. Travma şiddetiyle boyun omurları kayarak omuriliğe zarar verebilir. Ciddi omurilik ve sinir kesileri görülebilir. Kaza sonrası boyunun mutlak boyunluk ile tespit edilmesi hayat kurtarıcı olup erken dönem medikal tedavi ve gerekirse cerrahi tedavi gelecek adına en az nörolojik defisit ile hastanın kurtulmasını sağlayabilir.
    10-Kol ve el sinirlerinin tuzaklanması (sıkışması); Boyunda omurilikten çıkan sinirler ele doğru giderken geçtiği yerlerde bağ dokusu tarafından tuzaklanarak sıkışır. Buradaki sıkışma sonucu el ve kollarda kuvvetsizlik, uyuşma ve ağrı oluşur. Özellikle elin ilk 3 parmağında geceleri görülen uyuşma “karpal tünel sendromu” için tipiktir. Bu tip ağrı ve uyuşma olan hastalarda mutlak EMG testi ile ayrıcı tanıya gidilmelidir. Konservatif tedavi ile sonuç alınamayan hastalarda cerrahi olarak basının kaldırılması gereklidir. Hamilelik döneminde Karpal Tünel Sendromu’na spesifik geceleri uykudan uyandıran bilekten ele gelen ağrı, uyuşma artabilir ve EMG’de bu tanıyı destekleyebilir. Hamileliğin sonunda konservatif tedaviye yanıt beklerken oluşan ödemin de geçmesini beklemeliyiz, bunları yapmadan ilk tercih cerrahi olmamalı.
    11-Romatizmal Hastalıklar; Omurgadaki normal kemik ve kıkırdak dokuları hasara uğrar ve Romatoid artrit, Ankilozan spondilit gibi romatizmal hastalıklar boyun hareketlerinde kalıcı kısıtlılık yapabilir. Sabahları görülen yarım saatten fazla süren eklem sertliği ve hareket zorluğu romatizmal hastalıklar için tipiktir. Özellikle sabahları görülen bu ağrı ile birlikte başını yastığa koyduğu zaman ağrıda artma, zorlanma veya baş yastığa konulamayıp dik kalıyorsa romatizmal hastalıklar yönünden incelenmesi gerekir.
    12-Diğer sebepler; Boyun tümörleri , omurilik tümörleri ve omurilik içinde sıvı yarıklar oluşturan “Syringomyeli”, kemik enfeksiyonları (tüberküloz, bruselloz vb.) da boyun ve kol ağrısı nedeni olabilir. Omuz ekleminden kaynaklanan (Bursitis, Kapsülitis, Tendinit) ağrılar boyun ve kol ağrılarını taklit edebilir veya hareket kısıtlılığı sonucu boyun kaslarında ağrı yapabilir. Özefagus, trakea, tiroidit ve akciğer hastalıkları da nadiren boyun ağrısı nedenidir.
    Boyun ağrısının nedenlerini iyi bilip uygun tetkikler yapılırsa ve ayırıcı tanıda hata yapılmazsa hastanın tedavisinin başarısız olma ihtimali kalmaz.

  • Karpal tünel sendromu (el bileği seviyesinde sinir sıkışması)

    Karpal tünel sendromu (el bileği seviyesinde sinir sıkışması)

    Periferik sinirler vücutta, kol ile bacaklarda kaslar arasında seyretmektedir. Bu anatomik seyir boyunca da bazı vücut bölgelerinde daralan tünellerden geçer. Bu tüneller fibroosseöz (kas-kemik arası) olup çeşitli nedenlerle meydana gelen bu bölgedeki sinir sıkışmalarına tuzak nöropati denilmektedir. Tuzak nöropatiler en sık karşılaşılan hastalıklar grubundan olup yaş, cins, ırk ve sosyoekonomik düzey farkı tespit edilememiştir. Bu sayının 2/3’ü aktif olarak çalışan insanlar ve yıllık iş gücü kaybı anlamında önemli bir hastalık grubunu oluştururlar.

    Tuzak nöropatilerin yaklaşık %90’ını ise el bileği seviyesinde oluşan ve sinir sıkışması ile seyreden karpal tünel sendromu oluşturmaktadır. Kadın/erkek oranı 2/1 şeklindedir. Görülme sıklığı 25-30 yaş ve 40-60 yaş grubunda artmakta olup yaş dağılımının genç grupta mesleğe bağlı olduğu düşünülürken, yaşlı grupta hormonal nedenler ön planda tutulmaktadır.
    Karpal Tünel Sendromu, el bileği seviyesinde Karpal ligament denen bağın altından geçen median sinirin sıkışması ile ortaya çıkan klinik tablodur. Kadınlarda hormonal nedenlerden dolayı daha yüksek oranda bulunmaktadır. Her iki elde de aynı anda görülebilir ve 40-60 yaş grubunda daha sıklıkla rastlanır. Hastalar elde özellikle geceleri artan karıncalanma, ağrı, uyuşma, yanma ve elektriklenme şikâyetleri ile gelirler. Masaj ve el sallamakla ağrı azalır. Geç dönemde ortaya çıkan bulgular el kaslarında erime ve güç kaybıdır.
    Tanıda klinik muayene ile EMG denilen sinir ileti hızı çalışmaları gereklidir. Konservatif tedavi basamaklarından fayda görmeyen hastalar cerrahi olarak tedavi edilir ve cerrahi tedavi genelde lokal anestezi ile uygulanır. Bilek hizasında siniri sıkıştıran karpal ligament denen bağ dokusu endoskopik yâda mikrocerrahi olarak kesilerek açılır ve sinir sıkıştığı tünelden kurtarılır.
    Karpal tünel sendromlu olgularda ameliyat sonrası başarı erken dönemde çok yüksektir. Hasta ilk günden itibaren elindeki yakınmaların azaldığını hisseder. Güç kaybı ve kas erimelerinde zaman içerisinde düzelme olması beklenir. Ancak çok ağır derecede ve uzun süre basıya maruz kalan sinir dokusunda ağrı geçse de diğer şikâyetlerde düzelme olmayabilir. Hasta ameliyat sonrası yaklaşık bir aylık dönemde elini normal olarak kullanmaya başlayabilir.

  • Parkinson hastalığı nedir? Tedavi yöntemleri nelerdir?

    Parkinson hastalığı nedir? Tedavi yöntemleri nelerdir?

    Parkinson hastalığı Alzheimer Hastalığı’ndan sonra en sık izlenen, beyindeki hücre dejenerasyonu (hücre ölümü) ile giden, beyinde dopamin isimli bir molekülü üreten nöronların kaybının olduğu bir nörolojik hastalıktır. Dopamin salgılayan hücreler beyin sapında substantia nigra isimli bölgede bulunmakta ve bazal ganglia isimli, beyinde motor hareketin düzenlenmesini yapan başka bir bölge ile yakın ilişkidedir. Substantia nigra’daki hücreler ölünce bazal ganglia’ya yeterli dopaminerjik sinyalin gitmemesiyle bazal ganglia’nın beyin korteksindeki uyarıcı etkisi azalmakta ve böylece de hareketlerin yavaşlaması, titreme, denge kayıpları gibi yakınmalar oluşmaktadır.

    Parkinson hastalığı özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkmakta olup 50 yaşından önce başlaması çok nadirdir. Erkeklerde kadınlara göre yaklaşık olarak iki kat daha sık olarak izlenmekte ve 60 yaş üzerindeki insanlardaki sıklığı %1’dir. Görülme sıklığı yaklaşık olarak her 100.000 kişide 300 olup toplumumuzda giderek yaşlanan kişi sayısı arttığı için Parkinson hasta sayısının önümüzdeki yıllarda daha da artacağı düşünülmektedir.
    Parkinson hastalığına genetik bir yatkınlığın olduğu bilinmektedir. Özellikle son yıllarda ortaya konan, bazı genetik mutasyonlara sahip kişilerde (LRRK2, α-sinüklein, parkin genleri), bu mutasyonlara sahip olmayan kişilere göre daha sık görülmektedir. Aile öyküsü özellikle genç yaşta Parkinson hastalığına yakalanan kişilerde daha belirgindir. Esansiyel tremorlu hastalarda ileri yaşlarda Parkinson hastalığı gelişme sıklığı 4 kat daha fazladır. Bazı çalışmalarda kuyu suyu kullanımı, kırsal yaşam ve tarımda kullanılan bazı ilaçlara maruz kalan kişilerde de Parkinson hastalığına yakalanma riskinin arttığı gösterilmiştir.
    Parkinson hastalığının belirtileri; istirahat halinde izlenen titreme (tremor), hareketlerin yavaşlaması (bradikinezi), pasif eklem hareketlerini zorlaştıran kaslarda sertleşme (rijidite), ayakta durma dengesinin bozulması (postural instabilite),Parkinson hastalığının motor bulguları ortaya çıkmadan bazı başka belirtiler kendini gösterebilir ve bunlar da ağrı, koku alma bozukluğu, REM uyku davranış bozukluğu (geceleri çok canlı rüyalar görüp, etrafındakilere zarar verebilecek vurma gibi bazı hareketlerle ortaya çıkan bir uyku bozukluğudur) ve otonomik sistem (mesane-bağırsak, tansiyon değişiklikleri gibi) bozukluklardır. Parkinson hastalığının tipik bulguları ortaya çıkmaya başladığında yürürken kolları iki yanda normal şekilde sallamama, elde ve bacaklarda veya çenede istirahat döneminde titreme, mimiklerin kaybının izlendiği maske yüz belirtisi, yazının giderek küçülmesi ve zor okunur bir yazıya sahip olma, göz kırpma sayısında azalma, öne eğik ve yavaş şekilde yürüme, küçük adımlarla yürüme, hareketin ve konuşma hızının yavaşlaması, yutma bozuklukları, kabızlık, cinsel işlev bozuklukları, depresyon, psikoz, gündüz uyuklama hali, dürtü kontrol bozukluğu da birlikte izlenebilir.
    Parkinson hastalığının tedavisinde birinci sırayı ilaç tedavisi almakta ve temelinde de azalmış olan dopaminin yerine konması vardır. Dopaminin ağızdan alınması durumunda kan-beyin bariyerini geçip beyine ulaşması mümkün olmadığı için dopaminin vücutta sentezlenmesini sağlayan L-Dopa isimli molekül kullanılmaktadır. Parkinson hastalığında ayrıca dopamin reseptörlerine bağlanarak dopamin benzeri etki gösteren moleküller de (dopamin agonistleri) kullanılmaktadır. Ayrıca özellikle titreme üzerine etkisi daha fazla olan antikolinerjikler, istemsiz hareketler üzerine daha fazla etkisi olan amantadin isimli bir ilaç da tedavide kullanılmaktadır. Parkinson hastalığında tedavi hastalığa değil, kişiye özeldir ve hastanın belirtilerinin tipine ve şiddetine göre ayarlanmaktadır. Unutmayalım ki ilaçlar sadece belirti giderici ilaçlar olup hastalığın yıllar içinde kötüleşmesinin izlendiği doğal seyrini değiştirmemektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarda MAO-B inhibitörlerinden rasagilinin hastalığın seyrini değiştirdiğine dair kanıtlar bulunmuştur. Ağızdan alınan dopamin agonistlerinin yanısıra özellikle motor donma sorunu olan hastalarda kullanılan küçük bir pompa yardımı ile cilt altına enjeksiyon şeklinde uygulanan ilaçlar da üretilmiştir.
    Parkinson hastalığının cerrahisinde hedef hastalıkta artmış aktivitenin izlendiği subtalamik nükleus, globus pallidus ve talamus’daki aktivitenin azaltılmasıdır. Bu amaçla iki yöntem kullanılabilir; birinde bu bölgeler yakılır, diğerinde ise bu bölgeye bir elektrot sokularak bir pil yardımı ile aktivitesi azaltılır. Parkinson hastalığında cerrahi ilk tedavi seçeneği olmadığı gibi son tedavi seçeneği de değildir. Yatalak duruma düşmüş bir Parkinson hastası cerrahi tedaviden faydalanamaz. Cerrahi tedavi özellikle ilaç tedavisine iyi yanıt veren ancak ilaçların yan etkileri ya da dalgalanmalar nedeni ile etkin tedavi alamayan, 70 yaşından genç, kesin Parkinson hastalığı tanısı olan, cerrahi sonrasında iyi takip edilebilecek, ciddi psikiyatrik hastalığı ya da bunaması olmayan hastalarda düşünülmelidir. Cerrahi, uygun seçilmiş hastalarda Parkinsonizm bulgularında yarı yarıya düşüş sağlayabilir.

  • Küme baş ağrısı

    Küme baş ağrısı

    Yeryüzündeki en şiddetli ağrı olarak bilinen küme baş ağrısı, göz çevresinde tek taraflı olan, belli dönemlerde sık olarak tekrarladıktan sonra aylarca hiç şikâyet oluşturmayan bir baş ağrısı türüdür. Hastalık erkeklerde kadınlara göre 5 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle gece, özellikle de uykuya daldıktan 1-2 saat sonra, tekrarlayan, göz üzerinde, alın veya yanağa yayılan, şiddetli ağrının izlendiği bir hastalık olup ağrı sırasında ağrının olduğu gözde kızarma, yaşarma ile birlikte göz kapağında düşme gibi belirtiler de olmaktadır. Ağrının olduğu taraf burun deliği tıkanır. Ağrının olduğu bölge çok hassaslaşır, açık yaraya dokunulmuş ya da çürümüş gibi acıyabilir. Bulantı, kusma nadir görülür. Terleme hemen hepsinde vardır. Çoğunlukla göğüsten yukarısı su dökülmüş gibi terler. Sadece ağrılı yüz yarısı da terleyebilir. Sıcak basması, sıkıntı hissi, çarpıntı, kalpte sıkışma, kan basıncının çok yükselmesi de olabilir. Hasta çok huzursuzdur. Yatamaz, yerinde duramaz, bağırır, ağlar, sürekli dolanır. Pencereyi açarlar, kafalarını dışarıya çıkarırlar. Bazıları ellerinde buz petleri ile başına bastırır.

    Bazıları ise neredeyse yakacak derecede sıcak suya kafalarını tutar. Ağrı 15-180 dakika sürdükten sonra geçer fakat ilerleyen saatlerde tekrarlar. Bu ataklar o gün ve takip eden haftalar içerisinde tekrar eder. Ağrı sırasında hastalar ajite olup sürekli dolaşmak isterler. Migren hastaları ise karanlık ve sessizlik istedikleri için ayırıcı tanıda önemlidir. Baş ağrılarının zaman içinde kümelenmesinden dolayı hastalık küme baş ağrısı olarak adlandırılmaktadır ve bu dönemler de sıklıkla 1-3 ay sürmektedir. Küme dönemleri içinde hastaların tekrarlayan şiddetli baş ağrıları varken bu dönem sonrasında da aylarca süren baş ağrısız dönemleri olur.

    Küme baş ağrısının nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte hastalığa genetik bir yatkınlık olduğu düşünülmektedir. Tipik olarak hastalarda alkol ile baş ağrılarının tetiklendiği görülmekte olup özellikle küme dönemlerinde daha belirgin olan bu etki, küme dışı dönemlerde o kadar da belirgin olmamaktadır.
    Küme baş ağrısının tanısı hastanın yakınmasının şeklinden ve nörolojik muayene bulgularının, göz çevresinde yukarıda anlatılan bulguların dışında normal olması ile konur. Hastalarda en az bir kere beyin MRG ile ağrıya neden olabilecek tümör ve damarsal bozukluk gibi başka bir sorunun olmadığının gösterilmesi gerekebilir. Ayrıca göz içi yüksek tansiyonun olmadığının da gösterilmesi gereklidir.
    Küme baş ağrısında ilaç tedavisi atak tedavisi ve ağrı önleyici tedaviler olarak iki şekildedir. Atak tedavisinin temel amacı hastanın o anda hissettiği baş ağrısının ortadan kaldırılması olduğundan bu nedenle maske ile %100 oksijen solutulması oldukça etkin bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle de acil servislerde ilk tercih olmalıdır. Ayrıca migren tedavisinde kullanılan ergotamin ve triptanların ağızda, dil altı veya enjeksiyon şeklinde uygulanması önerilirken ağrının olduğu taraf burun deliğinden topikal lokal anestetikler de etkili olabilmektedir.
    Küme dönemlerinde özellikle uyku sırasında atakları olan hastalara gece yatmadan önce triptan ya da ergotamin türevleri olan ilaçlar atakları önlemek amacıyla kullanılabilir. Bu ilaçlarında uzun süreli kullanımlarının başka sorunlar ortaya çıkarmasından dolayı bir tansiyon ilacı olan verapami ve psikiyatrik hastaların tedavisinde kullanılan lityum tedavisi de sıklıkla tercih edilen ilaçlar arasındadır. Sadece atak dönemlerinde kullanılan kortizon tedavisi de baş ağrısının ortaya çıkmasını etkin şekilde engellemekte olup hastalarda sıklıkla tek bir tedavi yerine kombinasyon tedavilerinin kullanılması gerekebilmektedir.
    Küme baş ağrısı şüphesi olanlar bir nöroloji uzmanına görünerek muayene olduktan sonra önerilen ilaçları kullanmalılar.

  • Ensemdeki ağrı veya tutulma neyin habercisi?

    Ensemdeki ağrı veya tutulma neyin habercisi?

    Ensede olan her ağrı boyun fıtığının habercisi değildir. Ensede olan ağrıyı boyun fıtığı ağrısı zannedip hastaya boyun fıtığı medikal tedavisi veya fizik tedavi programı uygulanırsa o hasta hiçbir zaman iyileşmez ve gereksiz yere boyunluk takarak gereksiz yere sağlığını tehdit edecek şekilde ağrı kesici kullanarak çözüm aramaya çalışır. Ama hiçbir zaman çözüm bulamaz.
    Enseden başlayıp başının tepesine doğru ilerleyen ağrısı olan ve ensesini eliyle ovma ihtiyacı hisseden birinde kulakta çınlama da varsa büyük bir ihtimalle bu hasta yüksek tansiyon hastası olup öncelikle tansiyonunu takip ettirmeli ve tansiyonundaki değişiklikleri izlemelidir. Takipte tansiyonu yüksek çıkıyorsa bir kardiyoloji veya nefroloji uzmanından görüş almalıdır. Yüksek tansiyonu olan birinin yüksek tansiyonu olduğunu bilmeden ensedeki ağrıyı Servikal MRG’de görülen küçücük bir boyun fıtığına bağlarsanız ve üstüne de boyunluk verip ağrı kesici kullandırırsanız o kişinin ağrısı geçmeyeceği gibi yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması geçirme olasılığı da yüksek olduğundan beyin kanamasından ölüm veya felç olabilir. Doğru tanı tedavinin anahtarıdır.
    Kola vuran bir ağrısı olmadan sadece boynunu sağa veya sola çevirirken ağrı olan birinde tansiyonu da normal ise, nörolojik muayenesinde kuvvet kaybı ve duyu kaybı yoksa bu ağrı kas spazmı kabul edilerek ağrı kesici ve kas gevşeticiler verilerek birkaç gün içerisinde ağrısının geçmesini ve boyun hareketlerini rahat yapmasını bekleriz. Ağrısı geçtikten sonra da tekrarını engellemek adına düzenli boyun egzersizleri öneririz. Ağrı eğer bütün bunlara rağmen geçmemişse ileri tetkik yaptırmak gerekir.
    Ensede ağrı mevcut ve kola vuruyorsa, hastanın nörolojik muayenesinde kuvvet kaybı ve duyu kaybı saptanmamışsa, ağrı özellikle efor harcadığında, yürüyüş yaptığında veya koşu bandındayken artıyorsa bu ağrının kalp kaynaklı olma olasılığı yüksek olduğundan öncelikle hastayı kardiyoloji uzmanına gösterip kalp kaynaklı bir ölümün önüne geçmek gerekir. Kardiyoloji uzmanı kalp yönünden bir şey yok demişse diğer nedenler araştırılmalıdır. İyi bir öykü tedavinin anahtarı olup hayat kurtarabilir.
    Hastanın enseden gelen ve kola vuran bir ağrısı varsa, beraberinde kuvvet ve duyu kaybı eşlik ediyorsa bu hastanın boyun fıtığı veya boyun bölgesinde bir spinal kanal darlığı, spinal tümör olabileceği düşünülerek servikal MRG istenmelidir.
    Bütün bu anlatılanlar hastalarımla ilgili yaşanmış öyküler olup tedavinin sırlarını içermektedir. Radyolojik görüntüyü veya laboratuvar sonuçlarını değil hastayı tedavi etmeliyiz. Hastalık yok hasta var. Her hastayı bir diğerinden farklı sorgulamalı ve farklı değerlendirmeliyiz.

  • Boyun ağrısı ve boyun fıtığı

    BOYUN FITIĞI NEDİR?

    Boyun fıtığı, boyun omurları arasındaki omurgaya binen yükü hafifletmeye ve boyun hareketlerine katkıda bulunan kıkırdak ve jelimsi maddenin omurilik kanalına doğru yer değiştirmesi sonucu kola gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması ile oluşan hastalığa denir.

    BOYUN FITIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Hastalar genellikle tek taraflı, omuzdan başlayıp eline ve parmaklarına kadar uzanan bir ağrıdan yakınırlar. Bazı hastalarda ağrı sırta ve kürek kemiklerine doğru yayılabilir. Parmaklarda karıncalanma ve uyuşma olabilir. Elde ve parmaklarda güç kaybına bağlı olarak hasta eline aldığı eşyaları fazla taşıyamayıp düşürebilir. Ağrı özellikle geceleri hastayı uykudan uyandıracak kadar veya uyutmayacak kadar şiddetli olabilir.

    BOYUN FITIĞINI TETİKLEYEN ETKENLER NELERDİR?

    Boyun bölgesini etkileyen travmalar (trafik kazası, kafanın çok hızlı bir şekilde ileri ya da geri hareketi, düşme vb.) ve uzun süreli yanlış duruştur. Bazı mesleklerde boyun fıtığının daha sık olduğu bilinmektedir. Örneğin masa başında sürekli klavyede çalışmak gibi boynun yanlış pozisyonda uzun süre durduğu işlerde çalışanlar en büyük risk grubunu oluşturmaktadır. Ayrıca yaşın ilerlemesiyle birlikte disklere şok abzorpsiyonu özelliğini veren sıvının bir miktar azalması da boyun fıtığının oluşmasına katkıda bulunabilir.

    EN ÇOK HANGİ İŞLERDE ÇALIŞANLARDA GÖRÜLÜR?

    Boyun ağrıları günlük hayatta çok sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Özellikle bilgisayar kullanımının iş hayatının öenemli bir parçası olması sonrası boyun ağrıları ile daha sık karşılaşılmaktadır. Bu ağrılar, boyun omurlarının bahsettiğimiz gibi kötü ve yanlış kullanımından olabileceği gibi travma sonucu oluşan zedelenme sonrasında da görülebilir. Bazı meslek gruplarında boyun ağrılarına daha sık rastlamaktadır. Yoğun bilgisayar kullanımı gerektiren ofis işlerini yapan kişiler, şoförler, berberler, öğretmenler, kısacası boyun omurgasına gereğinden fazla ağırlıkta ve gereğinden fazla süreli yük binen her durum boyun fıtığının oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

    BOYUN FITIĞININ İLERLEMEMESİ İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Boyun fıtığı sonrasında ortaya çıkan ağrılar yaşam tarzının düzenlenmesi ve boyun kaslarını güçlendiren egzersizlerle önemli ölçüde kontrol altına alınabilir. Bilgisayar başında otururken duruşunuzu kontrol etmek, yürürken dik yürümek, başı öne eğmemek ve boyna yük bindirmemek en önemli hususlardır. Boyun bölgesini zorlayan ve başın sürekli hareket halinde olduğu sporlardan kaçınılmalıdır. Boyun kaslarını güçlendirmek için başta özellikle yüzme ve tempolu yürüyüş olmak üzere düzenli egzersiz yapılmalıdır. Yatarken yastık boynun normal anatomik yapısını ve eğriliğini bozmayacak özellikte olmalıdır. Çalışırken boyun uzun süre boynun sabit pozisyonda tutulmamalı ve yüksek bir yerden bir eşya alırken uzanılmamalı, sandalye veya merdiven kullanılmalıdır.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

    Boyun fıtığına bağlı ağrıda ameliyat her zaman ilk seçenek değildir. Hastaların büyük çoğunluğu için yatak istirahati, ilaç tedavisi veya fizik tedavi yeterli olmaktadır. Başlangıç döneminde şiddetli ağrı varsa istirahat öneriyor ve bazı ilaçlar veriyoruz. Ağrının azaldığı dönemde ise fizik tedavi programı uyguluyoruz. Özellikle akut dönemdeki boyun zedelenmelerinde de kısa süreli kullanım için boyunluk gerekebilmekte ancak uzun süre boyunluk kullanılması boyun kaslarını zayıflatacağı için gereklilik halinde kısa süreli kullanımı öneriyoruz. Bunların dışında bazı seçilmiş olgularda enjeksiyonlar (iğne) yapılarak ağrı azaltılabilmektedir.

    EGZERSİZİN ÖNEMİ NEDİR?

    Fıtığa karşı en önemli çözümlerden bir tanesi doktor kontrolünde düzenli egzersiz yapılmasıdır. Egzersizler ile boyun ve sırt kasları kuvvetli tutulmalıdır. Egzersizlerin yapılmaması durumunda, boyun fıtığı kronikleşerek sertleşmekte ve bası etkisiyle hastanın omuriliğinde zedelenmelere yol açarak kol ve bacaklarda güçsüzlükle başlayan bir felç sürecini başlatabilmektedir. Ancak sinir sisteminin fıtığa bağlı hasarlanmaya başladığını gösteren kesin bulgular varsa geri dönüşümsüz hasarları önleyebilmek için ameliyat geciktirilmemelidir.

    NE ZAMAN AMELİYAT OLMAK GEREKİR? AMELİYATLA TAM İYİLEŞME MÜMKÜN MÜDÜR?

    Boyun fıtığının tedavisinde cerrahi yöntem en son seçenektir. Ameliyat ancak ilerleyici kas gücü kaybı, duyu kusuru ve refleks kaybı olacak şekilde kol sinirlerine ve omuriliğe baskı yapan büyük boyun fıtıklarında, tedaviye rağmen şikâyetleri devam eden hastalara, omurga kırığı ile omurga kayması olanlara, ciddi omurilik ve sinir basısı olanlara yapılmaktadır. Ameliyatın gerektiği durumlarda ise günümüz teknolojisi ve cerrahi teknikleriyle son derece yüz güldürücü ameliyatlar yapılmakta ve tam iyileşme sağlanmaktadır.