Etiket: Hasta

  • Migren nedir, belirtileri nelerdir ?

    Migren nedir, belirtileri nelerdir ?

    Migren, iki bin yıldır bilinen bir hastalıktır. Migren’i ilk tanımlayan Aretaeustur. Latince de yarım baş ağrısı anlamına gelen Migrenin öteki baş ağrılarından ayrımı ise Tisso adlı bir bilim adamı tarafından yapılmıştır. Migren, ataklar halinde ortaya çıkan ve bunların arasında hiç bir belirtisi olmayan kronik bir başağrısı şeklidir. Baş ağrısı ve eşlik eden bulgular, migrenli kişinin hayatını normal bir şekilde sürdürmesini önler ve bariz bir hayattan kopmaya yol açar. Migren atakları ortalama 3 saat, 3 gün devam edebilir.

    Migren, kişinin günlük aktivitelerini engelleyecek ölçüde şiddetli ve baş hareketleri ile artış gösteren ağrılardır. Migrende, çoğunlukla zonklayıcı ve genellikle tek taraflı,çok şiddetli baş ağrısı görülür. Ağrı ile birlikte bulantı ve bazen kusma olabilir. Hastalar ışık ,ses ve gürültü gibi etraflarında ki uyaranlardan aşırı derece rahatsız olur. Bu semptomların bir arada değerlendirilmesi tanı açısından çok önemlidir, yalnız her atakta ve her baş ağrısı çeken de aynı bulgular olmayabilir. Migren çoğunlukla başın bir tarafını tutan, zonklayıcı tarzda, orta veya ileri şiddette ve baş hareketleriyle artan özelliktedir.

    Migren ağrısı genellikle sabah saatlerinde başlar, giderek artacak şekilde ve erişkinlerde 3saat-3 gün, çocuklarda 2saat-2 gün arasında devam eder. Ağrıya genellikle iştah kaybı, bulantı, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), fonofobi (sesten rahatsız olma), ozmofobi (kokudan rahatsız olma) gibi bir çok durum da eşlik eder. Tüm bu durumların aynı anda görülebilmesi şart değildir. Baş ağrısı, başlangıçtan itibaren tek taraflı ya da çift tarafı olabileceği gibi, tek taraflı başlayıp her iki tarafa da yayılabilir. Zonklayıcı ağrı da hastaların çoğunda mevcuttur.. spor aktiviteleri gibi basit baş hareketleri de ağrıyı başlatabilir. Ağrı bittiğinde hastalarda aşırı bir yorgunluk, bitmişlik hali, huzursuzluk, sersemlik, veya tam tersi hareketlilik ve zindelik gibi bazı belirtiler görülebilir.

    Migren genel anlamda iki çeşittir: Auralı ve Aurasız migren.

    Auralı migren de, genellikle bulgular 5-25 dakikalar arasında ortaya çıkar ve bir saat kadar sürer. Görme alanı kayıpları, vücudun bir tarafının uyuşma ve karıncalanması, konuşurken kelime bulmada güçlük, baş dönmesi görülebilir. Göz bulguları (yanıp sönen ışık hüzmeleri) ya da görmede karanlık alanlar şeklinde olabilir. Bazen hasta önünde buzlu cam varmış gibi görüyorum şeklinde tanımlayabilir. Ağrıda iyileşme ilk tutulan yerden başlar.

    Aurasız migren, en sık migren tipi olup esas belirtileri baş ağrısı ve bulantıdır.

    Aura: migren oluşumundan hemen önce veya atak sırasında tespit edilen bulgulardır. Auralı migren de, genellikle bulgular 5-25 dakikalar arasında ortaya çıkar ve bir saat kadar sürer. Görme alanı kayıpları, vücudun bir tarafının uyuşma ve karıncalanması, konuşurken kelime bulmada güçlük, baş dönmesi görülebilir. Göz bulguları (yanıp sönen ışık hüzmeleri) ya da görmede karanlık alanlar şeklinde olabilir. Bazen hasta önünde buzlu cam varmış gibi görüyorum şeklinde tanımlayabilir. Ağrıda iyileşme ilk tutulan yerden başlar.

  • Bel fıtığı nedir ? Tedavisi hakkında

    Belde omurgalar arasında yerleşmiş olan disk denilen yapının merkezindeki çekirdek etrafındaki kapsülün yırtılması ile çoğunlukla arkaya doğru yer değiştirir. Kayma eğer yanlarda sinir köküne basarsa bacak ağrısı ve bu sinire bağlı nörolojik kötüleşmeler görülür. Orta hatta sinirlere basarsa idrar, dışkı yapmada zorluk gibi daha ciddi sorunlar ile karşılaşılır. Bel fıtıklarının %90 dan fazlası L4- L5 veya L5- S1 seviyelerinde olur. L4-5 seviyesindeki fıtıklar L5 sinir köküne, L5-S1 seviyesindeki fıtıklar ise S1 sinir köküne basarlar. L5 sinir basısının ileri durumlarında hasta topukları üzerinde yürüyemez. En ağır durumda düşük ayak oluşur. S1 sinir kökü basıları ise ayak parmakları üzerinde yürümeyi engeller. Çoğu hasta konservatif tedavi denilen ilaç ve yatak istirahatinden yarar görür. Daha sonra fizik tedavi de uygulanabilir. Bazı hastalara enjeksiyonla ağrı tedavisi yapmak gerekebilir. Özellikle sinir kökü ağrısı olan hastalarda foraminal enjeksiyon ve faset ağrısı olan hastalarda faset enjeksiyonları yararlıdır. Her türlü tedaviye karşın ağrısı geçirilemeyen hastalarda, ileri veya ilerleyen nörolojik defisiti olan hastalarda ve idrar kaçırma-yapamama gibi sorunu olan hastalarda ameliyat gerekir. Mikrolomberdiskektomi ve endoskopik diskektomi bugün en fazla kullanılan cerrahi yöntemlerdir.

  • Beyin anevrizma ameliyatları

    Beyin vasküler elemanlarının anevrizmalarının meydana getirdiği beyin kanamaları acil ortamlarda karşımıza çıkan tablolardır. Anevrizmalar çok nadir görülmesine rağmen insanların en verimli çağlarında efor sonrası ortaya çıkan bir durumdur. Aslında anevrizma doğuştan gelen bir anomalidir. Kafa içi beyin dışı damarların yırtılması ile beyin çevresindeki boşluğa olan kanamalardır. Arteryel bir yırtılma olduğu için kafa içinde çok yüksek basıncın birden oluşmasına neden olur. Kafa içi basıncın neredeyse kişinin tansiyonu derecelerine yükselmesi kişinin hayatında gördüğü en şiddetli başağrısı nedenidir. Kişinin bilincinin kaybı da görülebilmektedir. Ense ağrısı bulantı kusma da vardır. En sıklıkla her iki ön beyne giden damarların birleşkesinde görülmektedir. Baloncuk 7 mm çapa ulaştığında kritik kanama eşiğine girmiştir.

    Sebebi nedir?

    Beyin tabanındaki damarlarda doğuştan olan baloncukların patlaması sonucu olmaktadır.

    Kimlerde olur?

    Çocuklukta gelişmiştir. Tüm insanların %2 sinde anevrizma vardır. Kanayan anevrizmalar bunların %10 udur.

    Anevrizmaların bulgu verdikten sonra tanının konması önemlidir. Her baş ağrısı anevrizma nedenli olmadığı gibi anevrizma sonucu ortaya çıkan baş ağrıları da ağrı kesicilerle geçiştirilmemelidir. Özellikle anevrizma kanaması geçiren kişilerin yürümesine, hareket etmesine
    izin verilmemelidir. Acildir çünkü 7-8 gün içinde tekrar kanayacaktır. İlk yirmi dört saat içinde kanama olursa hayatı çok yüksek derecede tehdit etmektedir. Kişilerin acile başvurduklarında çekilen bilgisayarlı tomografi ve anjiografi ile kesin tanı konur. Üç mm üzerindeki anevrizmalar acilen tespit edilmiş olur. Tedavisi için iki yol bulunmaktadır. Yoğun bakımda mutlak istirahate alınan hasta beyin cerrahisi bölümünce değerlendirilerek hastalığın tedavisine karar verilmektedir. Mümkün olan en kısa zamanda cerrahi müdahale ile baloncuğun boynu kapatılmalıdır. Mikrocerrahi ile %4 mortaliteye kadar inilmiştir. İlk kanama sonrası hastanın durumu ne kadar iyi ise cerrahi sonucunda elde edilecek cevap o kadar iyidir. Cerrahi sonrası ilk dört gün kritik günler olarak seyreder. Daha sonrasında fiziksel ve psişik rehabilitasyonla tatmin edici sonuçlar alınmaktadır. Cerrahi gören hastalarda kanama riski bertaraf edilmiş olmaktadır. Yeterli ekipman ve tecrübeli, etkili bir takımla problemin çözülmesi kolaylaşmaktadır. İnsanların kafasını kurcalayan en önemli sorunlardan birisi de bende anevrizma varmıdır? Çok düşük yüzdeli bir oluşum olması nedeniyle her bir kişiyi bilgisayarlı tomografi ile anjiografiden geçirmek imkansızdır. Ama risk guruplarının taramadan geçmesi önerilebilir. Ailesinde anevrizma görülenlerde normale göre biraz daha fazla anevrizma tespit edilebilmektedir. Sonuç olarak insanlar en verimli çağında ani olarak kişilerin yaşamlarında ciddi etkiye neden olan anevrizma kanamasının tedavisi sonrasında kişide damar hastalığı yoksa normal yaşam sürelerini tamamlarlar.

  • Bel fıtığı ve tedavisi hakkında

    Bel fıtığı ve tedavisi hakkında

    Bel ağrısı toplumlarda çok sık rastalanan şikayetlerden birisidir. Hastalarımız genellikle ani gelişen ağrılar veya geçmeyen ağrılar gibi şikaytelerle polikliniğimize baş vurmaktadır. Hastalarımıza muayene öncesi dikkatli bir şekilde hastalıkları hakkında detaylı bir sorgulama yapmaktayız. Ağrının nezaman başladığı, ara ara alevlenme şeklindemi olduğu, giderek artma olup olmadığı, bel arkasında-kalça arakasında yada bacağa yayılması hakkında sorular sorularak durumu değerlendirilir. Hastalarımızın çoğunluğunda ağır bir yük kaldırma, ağır bir egzersiz, düşme sonrasında ağrıları başlamaktadır. Öne eğilmekle, öksürmekle veya yatarken ayağı havaya kaldırıldığında ağrıları artmaktadır. Ayrıca çoğunlukla istirahatle veya öne eğilmekle ağrıları azalmaktadır. Hastalarımızın muayenesinde bel hareket kısıtlılığı, bacağa inen ağrı- uyuşma, kuvvet kaybı, sık idrara çıkma, çok ileri safhalarda idrar kaçırma veya cinsel fonksiyon kayıpları gözlenmektedir. Bu şikayetle gelen hastalarımıza detaylı bir muayene sonrasında, direkt röngenler, bel emarı ( Lomber MR ), tomografi ve EMG gibi tetkikler uygun sırasına göre istenmektedir. Tanısı netleşen hastalarda tedavide istirahat, ağrı kesici, fizik tedavi ve cerrahi önerilir. Eğer hastada idrar kaçırma gibi nörolojik kayıp varsa, ilerleyen bacakta, ayakta güç kaybı varsa veya dayanılmaz ağrılar ( morfine cevap vermeyen ) varsa mutlak ameliyat edilmelidir. Bunların dışında 4-6 hafta ilaç tedavi ile geçmeyen bacak ağrılarınında eşlik ettiği ağrılarda, emarında ( Lomber MR ) büyük kopmuş fıtığı olanlarda cerrahi tedavi üstündür. Ancak bunların dışındaki ağrılarda hasta iyi değerlendirilmeli cerrahi harici tıbbi tedaviler uygulanmalıdır. Ameliyat tekniği bel arkasından yaklaşık 2-3 cm lik bir alandan mikroskop vasıtasıyla mikrocerrahi yapmaktır. Mikrocerrahi yöntem sayesinde fıtık alınır ve sinir rahatlatılır. Hasta ameliyat sonrasında yürütülür ve ertesi gün evine gönderilir. Hastalarımızı 1 hafta sonra kontrole çağrıp yara yerine bakılır. Yine ameliyat sonrası bir hafta sonra pasif olmak kaydıyla cinsel ilişkiye girebilir. Hastalarımızın işi hafifse 3. haftadan itibaren, işleri ağırsa 6. haftadan itibaren işe dönmelerine müsaade edilir.

  • Beyin tümörlerinin belirtileri ve tedavisi

    Beyin tümörlerinin belirtileri ve tedavisi

    Beyin ve sinir dokusunun temel yapı taşı canlı hücrelerdir. Bu hücrelerin çok büyük bir kısmı hayatımız boyunca büyür, çoğalır, yenilenir ve ölürler. Ölen hücrelerin yerine diğer hücrelerin bölünmesi ile yenileri gelir ve bu normal döngü yaşam boyunca devam eder. Bu şekilde vücudun sağlıklı kalması ve görevlerini doğru şekilde yapması sağlanmış olur. Hücrelerin yenilenirken bölünmeleri milyonlarca yıllık evrim sonucunda çok sıkı kurallara bağlanmıştır ve çoğu zaman bir insanın hayatı boyunca sorunsuzca işlemektedir.

    Ancak hastalıklar, kalıtımsal etkenler, vücudun çevreden maruz kaldığı dış etkenler, beslenme değişiklikleri, sigara, çeşitli kimyasal maddeler hormon vb. sonucunda sağlıklı hücrelerin yapısı ve fonksiyonları bozulabilir; bu sağlıksız hücreler normal büyüme-çoğalma kontrolünü kaybederek, hızlı ve olması gerekenden fazla sayıda bölünmeye başlarlar. Normal hücre döngüsünden sapan sağlıksız, anormal hücreler de tümör hücrelerine dönüşürler.

    Hangi Durumlarda Beyin Tümöründen Şüphe Edilebilir?

    Beyin tümörleri, kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkânı olmayan kafatası içerisinde beyin üzerine baskı yapmaya başlayınca kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler tümörün bulunduğu bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre değişir. Genellikle baş ağrısı, bir fonksiyonun kaybolması, kısmi felç gibi durumlarla veya sara nöbetleriyle ortaya çıkabilir.

    Örneğin, insan beyninde dil işlevleri için özel alanlar mevcuttur. Bu alanlar; sağ elini kullanan kişilerin hemen tamamında sol beyin yarısında, sol elini kullananlarda ise en az %75 oranında yine soldadır. Konuşma merkezi sol beynin ön lobunda, anlama merkezi yan lobunda bulunur. Yazma ve okumayla ilgili merkez ise yan-üst lobdadır. Bazen kişilik değişimi bile, beyin tümörü konusunda ön belirti sayılabilir. Kişi durgunlaşabilir, kısa süre içinde bir psikoz tablosuna girebilir, kendini bir çeşit depresyonda hissedebilir, karakter değişimi yaşayabilir, idrar kaçırma olabilir. Beyin tümörü varlığı bazen görme bozukluğuna da neden olabilir. Görme bozukluğu nedeniyle yapılan göz dibi muayenesinde bile bazen beyin tümörünün varlığından kuşkulanılabilir.

    Beyin Tümörlerinin Çeşitleri Nelerdir?

    Beyin tümörleri çocukluk çağında kan kanserleri ve kötü huylu lenfomalardan sonra en sık görülen tümör grubunu oluşturur; bu yaşlarda rastlanan kötü huylu tümörlerin yüzde 20-25′i beyin tümörleridir. Beyin tümörleri vücudun diğer bölgelerindeki tümörler gibi ‘iyi huylu’ ve ‘kötü huylu’ tümörler olarak ayrılabilirler.

    İyi Huylu Tümörler; Yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Bazen iyi huylu tümörlerin hepsi çıkarılamadığı takdirde bölgesel ışın tedavisi uygulanabilir.

    Kötü Huylu Tümörler; Çok hızlı büyürler ve belirgin sınırları yoktur. Bu nedenle ameliyatla tamamen çıkarılamazlar. Kötü huylu tümörler ne yazık ki tüm beyin tümörlerin %40’ını oluştururlar. 40-60 yaşlarında ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Glioblastoma Multiforme en hızlı ilerleme gösteren kötü huylu tümördür. En sık 55-60 yaşlarında görülür. Kötü huylu tümörlerin bir bölümü de zaten vücudun bir başka yerinde var olan kanserin beyne sıçramasıyla teşhis edilirler. Bu tümörler uygun tedavi görseler dahi, belli bir süre sonra nüks ederek beyine baskı yapmaya devam edebilirler. Kötü huylu tümörler tamamen çıkarılamadığı için ameliyat sonrasında ışın tedavisi veya kemoterapi uygulandığında sonuçlar daha iyidir.

    Beyin Tümörleri Nasıl Teşhis Edilir?

    Manyetik Rezonans (MR) ve Bilgisayarlı Beyin Tomografi (BBT) gibi görüntüleme yöntemleri ile beyin tümörünün varlığı ve büyük ölçüde cinsi belirlenebilir. Kuşkulu durumlarda biyopsi yapılabilir.

    Beyin Tümörleri Nasıl Tedavi Edilir?

    Tedavi seçimini etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar tümörün tipi, yerleşim yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumudur. Çocuklar ve erişkinlerdeki seçenekler birbirinden farklıdır. Her hasta için hastaya özgü bir tedavi planı seçilir.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, bazı tümör tipleri dışında tüm tümörler öncelikle cerrahi olarak tedavi edilirler.

    Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından sadece biopsi alınarak patolojik inceleme sonucuna göre bir tedavi planlanır. Stereotaksi denilen bir teknikle; hastanın başına özel bir çerçeve takılarak bilgisayarlı tomografi ile tümör dokusunun kafa içindeki kesin yerleşim yeri belirlenir. Böylece kafa tasına küçük bir delik açılarak biyopsi iğnesi doğrudan tümöre hedeflenir ve biyopsi alınır.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan daha sonra beyine sıçrayan tümörlere, metastaz denilmektedir. Akciğer kanseri, meme kanseri bazı tümörler beyine yayılabilir ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar çoğu zaman yüz güldürücü değildir. Bu hastalara ameliyat sonrasında ışın tedavisi (radyoterapi) ve/veya ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulanarak tümörün büyüme hızı yavaşlatılabilir.

  • Spinal metastazlarda cerrahinin planlanması

    Tedavinin Planlanması

    Tedavinin Düzenlenmesinde çeşitli faktörle rol oynar. Bunlar sırasıyla;

    1) Primer hastalığa bağlı faktörler; Primer odağın hangi organ olduğu, ağrının varlığı ve tipi, spinal kolonun (omurganın) hangi bölgelerinin tutulduğu ve hastanın nörolojik tablosudur (hastanın felç olup olmadığı)

    2) Tedaviye bağlı faktörler: XRT Radyoterapi), XRT+ cerrahi dekompresyon ve kombine tedavi (XRT+C+CT). CT(kemoterapi) yalnız Ewing’s Sarcoma, neuroblastoma kemosensitif gibi tümörlerde etkilidir.

    3) Hastaya bağlı faktörler: Spinal metastazlı hastaların yaşam süresi ve morbidite (sakat kalma) oranı çok çeşitlilik gösterir. Her şeyden evvel bu hastalar eğitimli ve bilinçli olup en son tedavi seçeneklerini bir şekilde öğrenmiş hastalardır. Bu hastalara yaklaşımda hastanın umutları, isteği ve beklentileri doğrultusunda tedaviyi planlamak gerekir. Cerrahlar için en önemli karar hastalığın derecelendirilmesi ve yapılacak cerrahi girişimin hastaya fayda mı yoksa zarar mı vereceği konusunda doğru karar verebilmesidir.

    Ancak bu kararlar her hasta için bireysel olarak değerlendirilir. Cerrahi tedavi yaşam süresini uzatmada etkin değildir. Kanserin tipi, yaş ve hastalığın ileri dönemde olması yaşam süresini etkileyen faktörledir.

    Çocuklarda spinal metastazların seyri erişkinlerden farklıdır. Çocuklarda spinal metastazlar ya hematojen yayılımla ya da paraspinal bölgeden invazyonla oluşur. Ayrıca çocuklarda spinal metastaza bağlı oluşan total parapleji erişkinlerin aksine 48 saati geçmiş olsa bile cerrahi tedaviyle düzelebilme şansına sahiptir.

  • Sıcak hava tansiyon düşmanı

    Sıcak havalarda beyin kanaması riski ve dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Murat İmer, aşırı sıcak havaların en çok yüksek tansiyona sahip hastaları etkilediğini söyledi.

    Tansiyonun ani ve denetimsiz yükselmesinin beyin kanamasına neden olabildiğini,doğumsal damar değişikliği, pıhtılaşmayı engelleyici ilaç kullanımı, bazı karaciğer hastalıkları, yüksek dozda alkol kullanımının da söz konusu komplikasyona yol açmaktadır.

    Beyin kanamasında ciddi baş ağrısı, bulantı, kusma, bilinç kaybı gibi belirtilerin ortaya çıktığını “Kanamanın olduğu beyin bölgesine bağlı olmak üzere felç ve birtakım belirtiler gelişebilir. Şeker hastalığı, damar sertliği, tansiyon yüksekliği olan kişilerde bu tablonun ortaya çıkması durumunda, beyin kanaması ihtimali düşünülerek hasta hemen hastaneye götürülmelidir.

    Sıcak havaların özellikle tansiyon hastalarında beyin kanaması riskini artırdığını belirten Dr. İmer, şu tavsiyelerde bulundu:

    “Güneşin direkt etkilerinden korunmak için şapka ya da bandana ile dolaşılmalı. Sabah 10.00 ile öğleden sonra 14.00 arasında güneş altında kalmamalı. Aç kalmamaya dikkat edip sağlıklı ve düzenli beslenmeye özen gösterilmeli. Gün içerisinde artan su ihtiyacını giderilmeli. İlaçlarını düzenli olarak alınmalı. Tansiyon kontrolleri daha sık yaptırılmalı’’.

  • Bel fıtığı: ameliyat olmalı mıyım?

    Bel fıtığı: ameliyat olmalı mıyım?

    Hemen hemen her insan, hayatının bazı dönemlerinde bel ağrısından yakınır. 45 yaş altı çalışanlarda fiziksel fonksiyonları kısıtlayan, sakat bırakan en sık neden bel ağrısıdır.

    Bel ağrısının en sık karşılaşılan sebebi, belin ve vücudun yanlış kullanımına ve kötü duruşa bağlı yumuşak doku zorlanmasıdır. Beli en çok zorlayan hareketler; dizleri bükmeden öne eğilmek, ağır kaldırmak, kalçalar sabitken beli, kalçayı veya gövdeyi döndürmektir.

    Bel Fıtığı Nedir?

    Omurga kolonunu oluşturan ve her birine omur denilen kemik yapıların arasında düz ve yuvarlak, disk denilen; su ve kıkırdaktan oluşan, jelatinöz kıvamda, çevresi bir zarla sağlamlaştırılmış elastik yastıklar vardır. Kolon şeklinde üst üste dizilen omurlar ve aralarındaki yastıklar vücut ağırlığını taşıyabilmemizi sağlarken, aynı zamanda, omurilik ve sinirleri koruyucu bir zırh görevi de üstlenirler. Yaş ilerledikçe kemiklerin ve bel kaslarının kuvvetinin azalmasıyla birlikte bu yastıkların su içeriği ve elastikiyeti de azalarak kolaylıkla hasar görebilir hâle gelebilir.

    Travma, ağır yük kaldırma, belin aşırı zorlanması veya duruş bozuklukları, bu yastıkları çepeçevre saran kapsülün aşınarak küçük yırtıklar oluşmasına neden olabilir. Günün birinde bele aşırı yüklenme, zaten zayıflamış olan bu yastıkların ortasındaki jelatinöz kıvamındaki materyalin omurilik kılıfı ve sinirlere doğru fıtıklaşması ve baskı yapmasıyla sonuçlanır. Bu tabloya ‘bel fıtığı’ denir.

    Bel Fıtığı Belirtileri

    • Bazen sadece bel ağrısı

    • Bel kaslarında spazm

    • Bacaklarda tek taraflı veya iki taraflı ağrı ve/veya his kusuru

    • Bacaklarda değişik kas gruplarında kuvvet kaybı

    • İdrar ve/veya dışkı kaçırma, seksüel bozukluklar

    • İlerlemiş vakalarda bacak kaslarında erime, incelme

    Bel Fıtığında Bacak Ağrısının Özellikleri

    • Bel fıtıklarında bacak ağrısı genellikle tek taraflıdır.

    • Aniden başlar veya giderek artar.

    • Ağrı devamlıdır veya zaman zaman şiddeti azalabilir.

    • Öksürme, hapşırma, uzun süre ayakta durmayla ağrılar artabilir.

    • Yürümekle veya bele verilen değişik pozisyonlarda ağrılar azalabilir.

    Bel Fıtığının Teşhisi

    Genellikle hastanın öyküsü, yürüyüşü, ağrının başlangıcı, seyri ve dikkatli bir muayeneyle teşhis konulabilir. Ancak kesin teşhis ve diğer hastalıklardan ayırt edilebilmesi için laboratuvar tetkikleri, röntgen, tomografi ve/veya Manyetik Rezonans (MR) tetkiklerinin yapılması gerekir.

    Bel fıtığı tedavisinde başlıca amaç şunlardır:

    • Bel, bacak ağrıları, uyuşukluk ve güçsüzlüğü tedavi ederek düzeltmek

    • Hastayı; işini ve diğer fiziki etkinliklerini yapabilir hâle getirmek

    • Hastalığın tekrarlamasını ve bele daha fazla zarar vermesini önlemek

    Başlangıçtaki şiddetli ağrılar zamanla azalır ve hastaların %50’si ilk 1 ay içerisinde iyileşirler. Büyük çoğunluğu da 6 ay içerisinde düzelirler. Hastaların sadece %10’unda cerrahi girişim gerektiren ciddi belirtiler ve muayene bulguları vardır.

    Ne Zaman Ameliyat Gerekir?

    Bel fıtığı olan hastaların sadece %5-10’unda ameliyat gerekebilir.

    Cerrahi tedavinin amacı; bel fıtığının sinir elemanları üzerindeki bası etkisini ortadan kaldırarak fonksiyon kaybının önlenmesi ve/veya kaybedilmiş fonksiyonun geri getirilmesidir.

    • 4 haftadan uzun süren, ilaç tedavisi ve istirahat ile düzelmeyen inatçı bacak ağrısı (Siyatik ağrısı) varsa,

    • Muayenede bacakta güç kaybı ve uyuşukluk varsa,

    • İdrar ve büyük abdest yapamama veya kaçırma varsa (Özellikle bu durum acil cerrahi girişim gerektirir. Hasta saatler içerisinde ameliyat edilmediği takdirde kalıcı hasarlar meydana gelebilir. Bu hastaların ilk 48 saat içerisinde ameliyat edilirlerse %100’ü düzelirken, 48 saat sonra başvuran hastaların %65’i düzelmeyebilir ve kalıcı hasarlar meydana gelebilir.)

    • Manyetik Rezonans(MR) görüntülemede sinire ve/veya omuriliğe bası yapan bel fıtığı tespit edilmişse cerrahi tedavi gerekir.

    Cerrahi Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

    Mikrocerrahi Diskektomi: Günümüzdeki en popüler yöntemlerden biri olup; mikroskop yardımıyla sinir dokularını normal gözün görebildiğinden daha büyük görüntüleyerek, mirocerrahi aletlerle yapılan ameliyat tekniğidir. Başlıca avantajları; ameliyatın küçük bir cilt kesisiyle üç boyutlu görüntüleme altında sinir ve etraf dokulara minimal hasar verilerek yapılabilmesidir.

    Mikroendoskopik diskektomi; video-kamera eşliğinde, çok küçük bir cilt kesisiyle bel kasları arasından yerleştiren tüpler içinden geçirilen mikrocerrahi aletler ile yapılan ameliyat tekniğidir. Başlıca dezavantajları; iki boyutlu görüntü altında ve küçük bir bölgede işlem yapılırken bazen fıtık parçasının hepsinin çıkarılamaması veya sinir elemanlarına baskının ortadan kaldırılamaması ihtimalidir. Mikrocerrahi diskektomiye karşı bir üstünlüğü yoktur. Hatta dezavantajları da bulunmaktadır.

    Klasik Laminektomi-Makrodiskektomi Ameliyatları: Bel fıtığı cerrahisinde 1930’lu yıllarda uygulanmaya başlanan, günümüzde ise neredeyse terk edilmiş klasik ameliyat yöntemidir. Mikroskop kullanılmadan yapılır. Cilt kesisinin daha büyük olması, sinir ve etraf dokulara zarar verme ihtimali, iyileşme ve rehabilitasyon süresinin uzun olması nedeniyle günümüzde modern nöroşirürji kliniklerinde uygulanmamaktadır.

    Ameliyat Nasıl Yapılır?

    Mikrocerrahi diskektomi dediğimiz teknik günümüzdeki en popüler ameliyat yöntemidir. Bu ameliyat genel anestezi veya gerekirse hasta uyutulmadan spinal, epidural anestezi atında yapılabilir. Belde fıtığın olduğu bölgede küçük bir cilt kesisi yapılır. Fıtığa ulaşabilmek için çok az miktarda kemik alınarak mikroskop yardımıyla ameliyat bölgesi 25-40 kat büyütülür ve sinir dokulara zarar vermeden fıtık çıkarılarak ameliyat sonlandırılır. Hastalar 4-6 saat sonra ayağa kaldırılarak yürütülür; aynı gün veya ertesi gün de taburcu edilir.

    Bel Fıtığı Ameliyatlarının Riskleri Nelerdir?

    Yukarıda kısaca bahsedilen mikrocerrahi diskektomi günümüzde en fazla tercih edilen yöntem olup genellikle hastalar tarafından iyi tolere edilir. Hasta memnuniyeti % 90’ın üzerindedir. Ancak az da olsa ameliyat sırasında sinir dokusu hasar görebilir, nüks ihtimali vardır, enfeksiyon ve ameliyat bölgesinde ikinci kez ameliyat olmayı gerektirebilen aşırı nedbe dokusu gelişebilir.

    Ameliyatın Sonuçları Nelerdir?

    Bel fıtığı şikâyeti olan ve ameliyat olması gereken hastalar doğru zamanda ve uygun cerrahi yöntemlerle ameliyat edildikleri takdirde başarı oranı %90-95’tir. Ancak, ameliyat olması gerektiği hâlde ameliyat olmayan ve 3-6 ay sonra daha ağır şikâyetlerle başvuran hastalarda tedavinin başarı oranı daha düşüktür. Bu hasta grubunda ameliyat sonrasında bacaktaki his kusurları ve kuvvet kayıpları tam olarak düzelmeyebilir. Ayrıca, geç ameliyat olan hastalarda işine gücüne dönememe ihtimali daha fazladır.

    Bel Fıtığından Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

    • Günlük yaşam ve iş ortamında belinizi doğru kullanın.

    • Ayakta ve otururken duruşunuza dikkat edin.

    • Ağır eşyaları doğru bir şekilde kaldırın ve taşıyın.

    • Doğru uzanın, doğru dönün, öne eğilirken doğru eğilin.

    • Yatağınızı iyi seçin, doğru uyuma pozisyonunda uyuyun. Yatağa doğru şekilde uzanıp kalkın.

    • Düzenli egzersiz yapın.

    • Kondisyonunuzu iyi tutun.

    • Risk faktörlerinden mümkün olduğunca uzak durun.

  • Lomber disk hernisinin kök hücre ile tedavisi

    Başlangıç Bel Fıtığı olarak adlandırılan Lomber Disk Dejenerasyonu genel olarak 30 yaş altında %40, 50 yaş üstünde ise %90 oranında görülür. Konservatif (ameliyatsız) tedaviye rağmen tüm dünyada yılda ortalama 4 milyon hasta hastalığı ilerlediği için (yani disk patladığı için veya fıtıklaştığı için) cerrahi olarak (diskektomi ve füzyon) tedavi edilmektedir. Cerrahi tedavi sonrası da %5-15 oranında hasta popülasyonu nüks komşu segment hastalığı ve pseudoartroz (füzyon oluşmaması) nedeniyle ikinci cerrahi müdahaleye aday olmaktadır.

    Hasta bir organın tedavisi organın eski sağlıklı haline dönmesi ile sağlanır. Yani dejenere olmuş eskimiş bir diskin tedavisi ise onu eski haline getrimektir. Biz aslında gerek başlangıç veya gerekse ilerlemiş bel fıtığını tedavi etmiyoruz, gerek operasyon gerekse ilaç kullanarak hastanın klinik şikayetlerini düzeltiyoruz. Tedavi ise hasta olan diskin eski sağlıklı haline döndürülmesidir ve buda cerrahi olarak değil biyolojik tedaviyle sağlanabilir.

  • Hidrosefali nedir ?

    Hidrosefali, hidro=su ve sefali=baş kelimelerinin birleşiminden oluşan bir tanımlamadır. Genellikle beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Beynin bazı odacıklarında bulunan bu sıvının miktarının artması kafa içindeki basıncın yükselmesine ve beynin zarar görmesine neden olur.

    Beyin omurilik sıvısı gün boyunca sürekli olarak yapılır ve geri emilir. Bu sıvı beyni ve omuriliği sarar ve devamlı bir dolaşımı vardır. Üç temel görevi vardır: Beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltmak, beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olmak, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenlemek.

    Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) olur. Yaklaşık 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Bu hastaların çoğunda tanı doğumda, doğum öncesinde veya erken bebeklikte konulmaktadır. Nadir olmakla birlikte genetik (kalıtsal) bozukluklara veya gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir. Sık rastlanan nedenleri; beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjittir.

    Bulgular: Hidrosefali bulguları kişiden kişiye değişir. Sık rastlanan bulgular yaş gruplarına göre aşağıda belirtilmiştir.

    Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.

    Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.

    Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk

    Yaşlılarda; İletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma.

    Hidrosefalisi olan hastada doktorunuz bir tedavi başlamadan önce sizinle konuşarak sorular soracak, muayene edecek, ve bazı tetkikler (Beyin Tomografisi, MManyetik Rezonans Görüntüleme, Beyin Ultrasonografisi) isteyecektir. Hidrosefalinin tanısı, neden oluştuğu ve nasıl bir tedavi süreci gerektirdiği bu tetkiklerden sonra belli olacaktır. Çocuklarda sadece başın büyük olması, hidrosefali hastalığının olduğunu göstermez. Ancak beynin görüntüleme teknikleri kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Tanı anne karnında bebek doğmadan önce konulursa; yürürlükteki yasalara göre gebeliğin sonlandırılması için hastanelerdeki etik kurul heyetinin vereceği rapora ihtiyaç vardır.

    Hidrosefali Nedenleri:

    Hidrosefaliye yol açan nedenler yaş grubuna göre çeşitlilik göstermektedir.

    1-Yenidoğan (0-2ay): Doğumsal: En büyük grubu bu hastalar oluşturmaktadır. Sadece hidrosefali olabileceği gibi omurgada gelişen diğer doğumsal anomaliler (meningomiyelosel) ile birlikte olabilir. Beyin içi kanamaları: Genellikle kendiliğinden oluşan kanamalar sonrasında beyin odacıkları genişlemektedir.

    2-Çocuklar ve yetişkinler: Beyin enfeksiyonları, beyin kanamaları, beyin tümörleri ve kafa travmaları.

    3-Yaşlılar: Normal basınçlı hidrosefali; beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyin odacıklarının genişlemesidir.

    Hidrosefali Tedavisi

    Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir. Seçilecek cerrahi girişim şekilleri hidrosefalinin altta yatan sebebine göre farlılık gösterecektir.

    Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa neden olan tıkanıklığa (tümör, kist v.b.) yönelik cerrahi tedavi yapılabilir. Tıkanıklık açılamıyorsa beyin-omurilik sıvısının beyin içi dolaşım yolları cerrahi girişimlerle değiştirilebilir.

    Hastaların çoğunluğunda beyin-omurilik sıvısının dolaşımını eski haline getirmek mümkün olmadığı için sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı sağlanmalıdır. Bu aktarım için “şant” adı verilen ince uzun elastik, silikon bir boru kullanılır. Tek yönlü ve kontrollu hızda çalışması için kafa derisinin altında sistemin “pompa” denilen parçası bulunur. Fazla olan beyin-omurilik sıvısı bu ince boru sayesinde vücudun başka bir bölgesine taşınır. Böylece beyin içindeki basıncın artması önlenir. Ancak beyinde aralıksız olarak su üretildiği için bu sistem sürekli olarak çalışmak zorundadır. Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.

    Tanısı anne karnında iken konulmuş bebeklerde en sık uygulanan yöntem; bebeğin mümkün olduğunca erken dönemde doğurtulup en erken dönemde ameliyatının yapılmasıdır.

    Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir. Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılabilir.

    Cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar m eydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir. Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir.

    Şantın pil gibi bir güç kaynağına ihtiyacı yoktur.

    Kafa grafisi ve beyin tomografisi şant sistemine zarar vermez. Manyetik rezonans tetkiki için şant tipinin uygun olması şarttır. Basınç ayarı dışardan yapılabilen ve manyetik alandan etkilenen şant varsa, manyetik rezonans tetkiki yapılmadan önce doktorunuza sorulmalıdır.

    Hiçbir şant tipinde dışardan elle bastırılıp çalışması sağlanamaz. Şantın elle muayenesini doktoru yapar. Pompaya aşırı basmak bozulmasına neden olacaktır.

    Özellikle bebeklik döneminde bebeğin şantın olduğu tarafa yatırılması uygun olmaz.

    Beynin şant sistemine bağımlılığı uzun yıllar devam edebilir. Hastaların çoğunda şant ihtiyacı ömür boyu devam etmektedir. Hastaların çoğunda problem yoksa şantın çıkartılması önerilmez.

    Dikkat edilmesi gerekenler:

    Şant komplikasyonlarının önlenmesi için düzenli ve sık aralıklarla muayeneye gidilmelidir. Eğer;

    *ameliyat yerinde ve şant hattı üzerinde kızarıklık ve hassasiyet,

    *hastada huzursuzluk, bulantı, kusma,

    *baş ağrısı, çift görme, ateş, karın ağrısı, havale geçirme,

    *ameliyat öncesi şikayetlerin tekrarlaması

    varsa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sorunlar erkenden fark edilip düzeltilmezse ölüme kadar gidebilecek kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Şanta bağlı sorunlar çok hızla, bazen saatler içinde, gelişebilir. Herhangi bir şüphe durumunda oturduğunuz yere en yakın beyin ve sinir cerrahisi merkezine ve/veya ameliyatı yapan doktorunuza ulaşmanız önemli olacaktır.