Erişkinlerin %80’i, yaşamlarında en az bir kez ciddi bir bel ağrısı atağı geçirirler. Bu sorun da çoğunlukla yatakta dinlenme ve/veya ilaç tedavisi ile çözülür. Bel ve bacaklara vuran ağrının en önemli nedenlerinden biri; bel fıtığıdır.
Belimizde 5 omur ve aralarında yastıkcık görevi gören diskler bulunur. Sağlıklı bir disk omurgada tıpkı araba amortisörü gibi şok emici olarak çalışır. Disklerimiz omurgayı yer çekimine karşı ve atlama, çekme, itme gibi güçlü hareketlerden korur.Yatma dışındaki tüm hareketlerde özellikle ayakta ve uzun süre oturmada, omurgamiza ve disklere yükleniriz.
Fıtıklaşma diskin merkezindeki çekirdek dışarı doğru basınç yapmaya başladığında oluşur.Fıtıklaşan disk bel ağrısı oluşturabilir veya omurilikten çıkan sinir köklerine bası yapıp bacak ağrısına neden olabilir.
Bel ve bacak ağrısı şikayetiyle başvuran hastaları öncelikle muayene ederek , gerekli laboratuvar ve radyolojik incelemeleri(BEL MR) sonucunda tanınızı belirledikten sonra tedavi planlarız.Kuvvet kaybı omayan Bel MR ında belirigin fıtığı olmayan hastalarda istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi uygulamaları, ağrı tedavisine yönelik girişimsel uygulamaları içeren tedavilerdir.
Cerrahi tedaviye karar vermemizde temel etkenler: Yatak istirahati , ilaç tedavisi ve fizik tedaviye rağmen ağrısı geçmeyen, sosyal ve iş yaşantısı etkileyen ,bacak ve/veya ayakta ciddi kuvvet kayıpları ortaya çıkan hastalardır. Cerrahi girişimler bu gün hızla gelişmekte, hasta kısa sürede eski yaşantısına dönmektedir. Tedavisinde gecikilen vakalardaysa, ağrılar ve felçler kalıcı olabilmektedir.
Cerrahi tedavide amaç, ağrı ve bacakta güçsüzlüğe neden olan fıtıklaşmış diskin sinire olan basısının ortadan kaldırılmasıdır. Bel fıtığı olan hastada günümüzde mikrocerrahi tekniği ile mikrodiskektomi (kapalı ameliyat )ameliyatı önerilir.
Bel ve bacak ağrılarınızdan yarım saatte kurtulmak mümkün.
Mikrodiskektomide daha küçük (1-2cm)cilt kesisi kullanılarak, hastanın ameliyat sonrası dönemini daha rahat ve ağrısız geçmesine neden olur. Hastalar ameliyat sonrasında 5 saat sonrasında ayağa kalkar ,tuvalet gereksinimi yardımsız görebilir .Ameliyattan 1 gün sonrada hastaya egzersiz programı ve günde en az 1 saat tempolu yürüyüş önerilerek taburcu edilir. Kullandığımız mikroskop hastaların ameliyat sonrası erken dönemde işlerine ve sosyal hayata dönmelerini sağlar.
omurilikten elektrik stimülasyonu ile ayaklarını hareket ettirmeye dayanan bir yöntemdir. Bu sayede felçli hastalar yıllar sonra ilk kez ayak parmaklarını, bilekleri dizlerini hareket ettirebiliyorlar ama kendi kendilerine yürüyemiyorlar. Normalde insan omuriliği yüksek hızlı tren rayı gibi çalışarak, beyinden gelen mesajları vücudun diğer bölümüne taşıma görevini yapar. İşte bu iletim hattında bir hasar olursa mesajlar vücudun diğer bölümlerine aktarılamaz. Omurilik felci geçiren insanların belden altında tüm his ve hareket kabiliyeti kopabiliyor. Omurilik pili bu bağlantıyı kurarak hastanın bacaklarını oynatmasına ve hissetmesine fayda sağlamaktadır.
2-Omurilik (kök hücre) nakli
Omurilik nakli, Omurilik nakli aslında omur nakli olarak bilinmekte fakat bu bilgi yanlış anlaşılmaktadır. Omurilik nakli aslında kök hücre naklinden ibarettir. Felç geçirmiş hastaların tedavi şekilleri arasında kök hücre tedavisi de yer almaktadır. Hasta olan kişi ile kök hücre örnekleri alınacak kişi arasında kök hücre naklinden ibarettir. Sinirleri yıpranmış veya hasar görmüş felç hastalarının çoğunda işe omurilik nakli işe yaramaktadır. Fakat herkes de aynı etki gözlemlenemiyor, bazı hastalarda kök hücre nakli başarısız olabilmektedir. Kök hücre nakli için her iki taraf içinde doku uyumu ve testlerin tutarlı olması gerekmektedir. Genellikle akraba olan kişilerde bu tutarlılıklar gayet yüksek olmaktadır. Donör olacak kişinin sağlam ve hiçbir hastalığının olmaması da çok önemlidir. Hastanın omurilik nakli olmadan önce tüm tetkiklerinin yapılmış olaması gerek, herhangi bir hastalığının olup olmadığı belirlenmelidir. Hastaya donör olacak kişininde aynı şekilde tüm sağlık kontrolleri yapılır. Uygunluk tespit edilip onay verilir ise, ameliyat süreci başlamış olur. Donör olan kişinin kemik iliği hücreleri alınır. Genellikle leğen kemiğinden alınır. Felç veya kısmi felç olan hastaya kök hücreler omurilik bölgesine nakil edilir. Kök hücre nakli günümüz şartlarıyla gayet basit bir hal almıştır. Sadece omurilik nakli için değil, birçok kök hücre nakil şekilleri vardır. Hastanın durumuna ve hastalığa göre farklı olarak nakil şekilleri yapılmaktadır.
Faset sendromu özellikle 50’li yaşlardan sonra bel ağrısının en sık görülen nedenidir. Buna rağmen faset sendromu bir yandan halk arasında, diğer yandan da doktorlar tarafından yeterince tanınmayan, ihmal edilen ve üzerinde durulmayan bir hastalıktır.
Doğru teşhis koyulamamış, anlaşılmamış, yeterince tedavi edilmemiş birçok bel ağrısı hastası, uzun süreli ( kronik ) bel ağrıları nedeni ile doktor doktor dolaşırlar, değişik ağrı kesici ilaçlar alırlar, sonu gelmeyen ve yeterince fayda görmedikleri fizik tedavi uygulamalarından fayda umarlar. Ağrılarına çare bulamayan bir kısım hasta ise bel ağrısını tedavi ettiklerini iddia eden birçok tıp dışı uygulamacının kapısını dahi çalar, internette ya da televizyonda gördükleri hiçbir işe yaramayan istismar amaçlı ürünlerden fayda beklerler.Halbuki omurganın arka yüzünde bulunan faset eklemlerin yıpranması sonucu ortaya çıkan faset sendromuna bağlı kronik bel ağrısının tedavisi vardır, son derece basit işlemlerle hastaların yaşam kaliteleri önemli ölçüde artar.
Faset eklemler omurganın arka yüzünde yer alan ve omurları birbirine bağlayan eklemlerdir. Faset eklemler, boyun bölgesinden başlayarak, bel bölgesinin en alt kısmına dek her bir omur kemiğinin arka yüzeylerinde bulunurlar ve omurganın hareketinde önemli rol oynarlar.
Yaşlanma nedeni ile eklemlerde gelişen kireçlenmeler, beli düzenli olarak zorlayan ağır işlerin ya da sporların uzun süre devamı, darbeler gibi nedenlere bağlı olarak faset eklemlerde oluşan yıpranmalar şiddetli boyun, sırt ve bel ağrılarına sebep olabilir.
Faset sendromu belirtileri nelerdir?
Faset eklem yıpranmasına bağlı ağrılar, bel fıtığı ağrısından farklı olarak daha çok bel bölgesinde görülür, belin yan kısımlarına, kalçaya ve bacağın üst kısmına yayılabilir fakat siyatik ağrısında olduğu gibi bacağın arka kısmından ayağa ve parmaklara kadar inmez.
Bel fıtığı ağrısı öne eğilmekle artış gösterirken, faset sendromuna bağlı bel ağrısı daha çok geriye yaslanmak ve yana dönmekle şiddetlenir.Çok ileri seviyelerde faset eklem yıpranmaları, hipertrofi olarak adlandırdığımız, eklemin hacim olarak artması, büyümesi durumunu ortaya çıkartabilirler. Bu durumlarda omurilikten çıkan sinirler de baskı altında kalabilirler ve ağrı siyatik ağrısı oluşturarak bel fıtığı ya da boyun fıtığı ağrısını taklit edebilir.
Faset eklem sendromu tedavisi nasıl yapılır?
Faset eklem sendromu tedavisinden önce teşhisin doğru koyulması gereklidir. Bu nedenle hastanın şikayetlerini anlatırken hangi durumlarda, hangi hareketlerin ağrıyı ortaya çıkarttığına dikkat etmek gerekir. Bel bölgesine yapılacak MR, Tomografi gibi radyolojik incelemelerde faset eklemlerin yapısı özellikle incelenmelidir. Faset sendromundan şühelendiğimiz bir hastada öncelikle teşhis koymak amacı ile faset eklem blokajı adını verdiğimiz işlemi uygulamaktayız. Bu uygulama, faset ekleminin sadece ağrı duyusundan sorumlu olan sinirin lokal anestezi ilaçları ile geçici bir süre uyuşturulması işlemidir. Bu işlem ertesinde faset eklemlerden kaynaklanan ağrı hissedilmeyecektir.
Hastanın şikayetleri ortadan kalkar ise, kronik bel ağrısının sorumlusu bulunmuştur, faset sendromu teşhisi koyulabilir. İkinci aşamada ise, faset eklemlerin sinirlerini kalıcı olarak hastanın ağrıyı hissetmeyeceği biçimde yakmak gerekir. Bu işleme faset eklem denervasyonu adını vermekteyiz. Bu sinirlerin eklemdeki ağrı hissini iletmek dışında başka bir görevleri yoktur, sinirlerin yakılmaları başka bir fonksiyon kaybına neden olmaz, sadece bel ağrısı ortadan kalkar. Bu tedavi yöntemleri “Fluoroskopi” adını verdiğimiz radyolojik görüntüleme yöntemi kılavuzluğunda gerçekleştirilir. İşlemler için genel anesteziye gerek yoktur, damardan yapılan sakinleştirici ilaçlar ve lokal anestezi uygulaması işlemin ağrısız bir şekilde yapılması için yeterlidir. Fluoroskopi cihazıyla faset eklemleri ve eklemlerin sinirlerinin geçtiği yerler görüntülenir. İlgili noktaya özel iğnelerle girilerek ilaç enjeksiyonu ya da radyofrekans ile termokoagülasyon uygulaması yapılır.
Radyofrekans ile termokoagülasyon, radyo dalgalarının kontrollü bir şekilde oluşturduğu ısı etkisi ile siniri yakma işlemidir. İşlemin uygulanacağı eklem sayısına göre işlem süresi 10 ile 20 dakika arasında değişebilir.
Bel bölgemizde bulunan omurgaların arasındaki kıkırdak yapının yırtılarak, omurilikten çıkan sinirleri sıkıştırmasıdır. Önce şiddetli bel ağrısı, daha sonrada ayağa yayılan ağrıyla ortaya çıkar. Yatak istirahati ve bazı ağrı kesicilerle tedaviye rağmen, ağrısı geçmeyen, sosyal yaşantısı etkilenen ve ayakta felçler ortaya çıkan hastalarda uygulanan cerrahi girişimler bu gün hızla gelişmekte, hasta kısa sürede eski yaşantısına dönmektedir. Tedavisinde gecikilen vakalardaysa, ağrılar ve felçler kalıcı olmaktadır.
Bel Anatomisi
– Omurgada boyun, sırt ve bel bölgesinde 3 adet doğal eğrilik (kavis) vardır.
– Bu eğrilikler sayesinde omurgamız üstüne düşen yük miktarını en aza indirir ve esnek bir biçimde hareket edebilir.
– Bel bölgesi 5 adet omur ve sakrum(sağrı) kemiğinden oluşur.
– Omurlar üst üste gelerek; içinden omurilik ve sinirlerin geçtiği omurga kanalını oluşturur.
– Omurga omuriliği ve sinirleri korur; vücudumuzun hareketini sağlar.
– Omurlar birbirlerine önde “disk” dediğimiz yastıkçıklar, arkada “faset” eklemleri ile tutunurlar.
– Diskler aslında omurların birbirine sürtünmesini engelleyen jöle kıvamında amortisörlerdir.
– Disklerin görevi yürüme, oturma, yük kaldırma sırasında oluşan sarsıntıları emmek, omurların üzerine düşen yükü eşit olarak azaltarak, ağırlığı dengeli biçimde alt seviyelere iletmektir.
– Omurlar birbirlerine arkadan iki adet faset eklemi ile tutunur.
– Her disk iki bölümden oluşur: sağlam liflerle örülmüş dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölüm.
– Sağlam dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölümü korur ve esnek hareketi sağlar.
– Omurga bu oluşumlar dışında bağlar ve kaslar tarafından desteklenir. Bağlar, diskleri ve omurları yerinde tutan sağlam şeritlerdir.
– Kaslar ise hareketi denetler, omurgayı destekler ve sağlamlık kazandırır.
-Omurilik beyinimizin verdiği emirleri vücudumuzun diğer bölümlerine taşınmasından sorumludur.
– Omurilik üst bel bölgesinde sonlanarak bacak kaslarına, idrar kesesine, cinsel organlara giden sinir dalları verir.
– Bu sinirler bacağın hareketini, hissini, idrar çıkarma, dışkılama ve cinsel fonksiyonunuzu sağlar.
Bel Fıtığı Nasıl Oluşur?
Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar.
Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kâinatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir.
Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocuk yaştan itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı % 90 iken, çocuklarda bu oran % 80’e, yetişkinlerde ise % 50-60’a düşer.
Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon eşlik eder.
Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi üstlenen destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır.
Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu, hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir. Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nispeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar.
Öyle aileler vardır ki, dede, baba ve çeşitli yakın akrabaları bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik yönünün olduğu da söylenebilir.
Hangi Hastalar Ameliyat Edilmelidir?
Bel fıtığına yakalanan hastaların büyük çoğunluğu cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilir. Ancak bazı hastalar vardır ki, mutlaka ameliyat olmaları gerekir.
Konservatif tedavi dediğimiz cerrahi dışı metodlarla tedavi edilen hasta herşeye rağmen iyileşmiyorsa, yani dayanılmaz inatçı bir ağrıya sahipse ve bu ağrı doğal olarak hayat kalitesinin düşük seyretmesine yol açıyorsa, söz konusu hasta cerrahiye aday demektir. Ne kendisinin ne de çevresinin sürekli ıstırap çekmesine gerek yoktur.
Bazı hastalar konservatif tedaviyle iyileşirler fakat bir süre sonra rahatsızlıkları yeniden nükseder. Bazen iyi, bazen kötü durumdadırlar. Hastalığı bu şekilde senelerce sürüp giden insanlar vardır. Her rahatsızlık döneminde iş, aile ve sosyal hayatları bundan ciddi şekilde etkilenir ve adeta altüst olur. Bunlar genelde cerrahiden çok korkan hastalardır.
Bel fıtığı böyle sık nükseden ve özellikle iş hayatlarındaki verim ve kalite ciddi boyutlarda düşen, bu şekilde haftalar boyu normal yaşantıdan kopan kişilerde cerrahi müdahale gündeme gelmektedir. Bu gruptaki hastalara rahatsızlıklarının nedeni teferruatlı olarak anlatılmalı ve ameliyat kararı kendilerine bırakılmalıdır.
Bel ve bacak ağrısıyla birlikte bacaklarında uyuşma, kuvvetsizlik, bacak adalelerinde zayıflama ve incelme bulunan hastalar da vardır. Sürekli kötüye gitmektedirler. Bunların daha fazla kötüye gitmelerine izin verilmemeli, ameliyatın gerekliliği kendilerine anlatılmalıdır.
Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar ve büyük abdest yapamama veya tutamama, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacaklarda felce gidiş gibi belirtiler varsa o kişi acilen ameliyata alınmalıdır.
Böyle bir hastada saatlerin hatta dakikaların dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.
Beklendiği takdirde bel fıtığının kendiliğinden iyileşeceği fikri her hasta için geçerli değildir. Bizim uzun yılları kapsayan tecrübelerimiz göstermiştir ki, başarılı bir cerrahi girişim iyileşme sürecini kısaltmakta ve hastalar işlerinin başına genellikle daha kısa sürede dönmektedirler.
Bel fıtığı değişik tekniklerle ameliyat edilebilir. Ameliyat tekniği fıtığın yeri, büyüklüğü ve sayısına bakarak değişebilir. Doktor MR sonucuna bakarak her hasta için en uygun tekniğe karar verir.
Başlıca 3 teknik vardır;
Tam kapalı (endoskopik) yöntem
Mikrocerrahi (mikroskop altında küçük kesi yeri ile) ameliyat
Lazer (nükleoplasti) ile çok küçük fıtıkların yakılması
Hidrosefali, hidro=su ve sefali=baş kelimelerinin birleşiminden oluşan bir tanımlamadır. Genellikle beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Beynin bazı odacıklarında bulunan bu sıvının miktarının artması kafa içindeki basıncın yükselmesine ve beynin zarar görmesine neden olur.
Beyin omurilik sıvısı gün boyunca sürekli olarak yapılır ve geri emilir. Bu sıvı beyni ve omuriliği sarar ve devamlı bir dolaşımı vardır. Üç temel görevi vardır: Beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltmak, beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olmak, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenlemek.
Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) olur. Yaklaşık 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Bu hastaların çoğunda tanı doğumda, doğum öncesinde veya erken bebeklikte konulmaktadır. Nadir olmakla birlikte genetik (kalıtsal) bozukluklara veya gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir. Sık rastlanan nedenleri; beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjittir.
Bulgular: Hidrosefali bulguları kişiden kişiye değişir. Sık rastlanan bulgular yaş gruplarına göre aşağıda belirtilmiştir.
Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.
Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.
Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk
Hidrosefalisi olan hastada doktorunuz bir tedavi başlamadan önce sizinle konuşarak sorular soracak, muayene edecek, ve bazı tetkikler (Beyin Tomografisi, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Beyin Ultrasonografisi) isteyecektir. Hidrosefalinin tanısı, neden oluştuğu ve nasıl bir tedavi süreci gerektirdiği bu tetkiklerden sonra belli olacaktır. Çocuklarda sadece başın büyük olması, hidrosefali hastalığının olduğunu göstermez. Ancak beynin görüntüleme teknikleri kullanılarak tanı kesinleştirilir.
Tanı anne karnında bebek doğmadan önce konulursa; yürürlükteki yasalara göre gebeliğin sonlandırılması için hastanelerdeki etik kurul heyetinin vereceği rapora ihtiyaç vardır.
Hidrosefali Nedenleri:
Hidrosefaliye yol açan nedenler yaş grubuna göre çeşitlilik göstermektedir.
1-Yenidoğan (0-2ay): Doğumsal: En büyük grubu bu hastalar oluşturmaktadır. Sadece hidrosefali olabileceği gibi omurgada gelişen diğer doğumsal anomaliler (meningomiyelosel) ile birlikte olabilir. Beyin içi kanamaları: Genellikle kendiliğinden oluşan kanamalar sonrasında beyin odacıkları genişlemektedir.
2-Çocuklar ve yetişkinler: Beyin enfeksiyonları, beyin kanamaları, beyin tümörleri ve kafa travmaları.
3-Yaşlılar: Normal basınçlı hidrosefali; beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyin odacıklarının genişlemesidir.
Hidrosefali Tedavisi
Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir. Seçilecek cerrahi girişim şekilleri hidrosefalinin altta yatan sebebine göre farlılık gösterecektir.
Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa neden olan tıkanıklığa (tümör, kist v.b.) yönelik cerrahi tedavi yapılabilir. Tıkanıklık açılamıyorsa beyin-omurilik sıvısının beyin içi dolaşım yolları cerrahi girişimlerle değiştirilebilir.
Hastaların çoğunluğunda beyin-omurilik sıvısının dolaşımını eski haline getirmek mümkün olmadığı için sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı sağlanmalıdır. Bu aktarım için “şant” adı verilen ince uzun elastik, silikon bir boru kullanılır. Tek yönlü ve kontrollu hızda çalışması için kafa derisinin altında sistemin “pompa” denilen parçası bulunur. Fazla olan beyin-omurilik sıvısı bu ince boru sayesinde vücudun başka bir bölgesine taşınır. Böylece beyin içindeki basıncın artması önlenir. Ancak beyinde aralıksız olarak su üretildiği için bu sistem sürekli olarak çalışmak zorundadır. Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.
Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir. Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılabilir.
Cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar meydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir. Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir.
Third ventrikülostomi adı verilen amaliyatta ise kafatasına açılan bir delikle endoskop adı verilen bir kameralı uç yardımı ile beyin boşlukları içindeki yapışıklıklar açılarak biriken suyun dolaşımı hızlandırılır
Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğriliğidir. Normal ve sağlıklı omurgada omurlar arkadan bakıldığında yukardan aşağıya yani boyun, sırt ve bel bölgelerinde düz bir hat şeklinde uzanır. Skolyozda ise omurlar sağa veya sola doğru yer değiştirir ve aynı zamanda kendi eksenleri etrafında döner.Omurgaya arkadan bakıldığında eğrilik düz durulduğunda bile fark edilebildiği gibi bazen bu denli net değildir ve ancak öne eğilme durumunda, kontroller ve röntgen filmlerinde anlaşılabilir.
NASIL ANLAŞILIR
Skolyoz daha çok ergenlik yaşlarında karşımıza çıkar ve erken dönemlerde müdahale edilmediği takdirde hem kozmetik hem de kalp ve solunum sistemi üzerinde telafisi zor hasarlara yol açabilir.Hastanın ve kendisinin vücut şeklini gözlemleyerek bazı belirtileri fark etmesi hastalığın teşhisinde önem arz eder. Bu belirtiler;
Omuz seviyeleri arasında eşitsizlik
Bel çukurlarındaki asimetri
Bel kemiğinde bir tarafın öne çıkıntı yapması
Sırtta bir tarafta kemik kabarıklık (kürek kemiğinde tümsek görünümü)
Vücut dengesinde sağa yada sola kayma
TEŞHİS YÖNTEMLERİ
Skolyoz tanısı ayakta çekilen tüm omurgayı içine alan röntgen filmi ve klinik muayenede yukarıda sayılan belirtilerin bir veya birkaçının bulunması ile konulur. Skolyoz tanısı konulduğunda sebebe yönelik MR incelemesi gereklidir. Ayakta çekilen tüm omurganın ön arka ve yan radyografilerinde, eğriliğin başladığı ve sonlandığı omurlar arasındaki açı ölçülür ve bu açının ilerlemesine göre takip edilir. Bu açıya Cobb açısı denir.
TEDAVİ
40 derecenin üzerindeki eğriliklerde ve büyüme potansiyelinin devam ettiği hastalarda cerrahi tedavi tek seçenektir. Cerrahi tedavi sırt ve bele yerleştirilen implantlar (vida-çubuk) yardımıyla başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Cerrahi sırasında omurilik fonksiyonlarının monitorize edilmesi (nöromonitorizasyon) hasta ve hekim açısından işlemin güvenilirliğini artıran bir yöntemdir ve merkezimizde rutin olarak kullanılmaktadır.
Ameliyat süreci hastaların konforu açısından son derece profesyonel olarak organize edilmektedir. Uygulanacak cerrahi metodu skolyozun tipine göre doktorunuz tarafından belirlenir ve size detaylı olarak yapılacak işlemler anlatılır. Hastalarımızın %90’ında tek bir cerrahi ile sonuç alınmaktadır. Ameliyatın ertesi günü hastalar ayağa kaldırılarak yürütülür. Hastanede kalma süresi yaklaşık 5 gündür. Ameliyat sonrası üçüncü haftadan sonra genellikle günlük aktivitelere dönüş mümkün olur.
El parmaklarının hareket ve hissinin sağlanmasında önemli bir rolü bulunan ve median sinir olarak isimlendirilen yapının, el bileği hizasında sıkışmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Sinir sıkışmaları içinde en sık görülen rahatsızlıktır.
Median sinir, el bileğinin iç kısmında parmakları hareket ettiren 9 adet tendon ile beraber karpal tünel denen dar bir boşluk içinden geçer. Görevi; başparmak, işaret parmağı ve orta parmağın iç yüzünün tamamı ile yüzük parmağının iç yüzünün dış yarısının hissetmesini sağlamaktır. Ayrıca parmakların ince bir takım hareketleri yapmasını sağlayan kasların çalışmasında da rol alır. Sinirin, karpal tünel içinde bir şekilde uzun süreli bir basınca maruz kalması karpal tünel sendromuna neden olur.
Karpal Tünel Sendromu Kimlerde Sık Görülür ?
Karpal tünel sendromu daha çok kadınlarda ve 40-60 yaş arasında sıklıkla görülür. Çoğunlukla belirgin bir sebep bulunamaz. Özellikle el bileğinin sürekli bükülü pozisyonda kaldığı durumlarda (daktilo, klavye kullanmak vb.) veya el ve el bileğine sürekli yük binen işlerde çalışanlarda daha sık görülür.
Ayrıca şeker hastalığı, romatoid artrit, hipotroidi, aşırı şişmanlık ve gut gibi diğer başka problemlerin etkisiyle de ortaya çıkabilir. Gebelik döneminde vücut sıvılarının artması, karpal tünel içinde basınç artışına bu da geçici olarak karpal tünel sendromu belirtilerinin oluşmasına yol açabilir.
El-Bilek Kanalı Hastalığı Belirtileri Nelerdir?
• Geceleri ellerde ortaya çıkan, zaman içinde giderek şiddetlenen uyuşmalar ve ağrılar. Uykudan uyandıracak kadar kötü olabilir ve kola, omuza yayılabilir. • Avuç içinde ve parmaklarda his kaybı veya elektrik çarpması hissi. Özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda görülür. • Elde kuvvet kaybı, tutamama, tutulan objeleri düşürme. • Eli sallamakla bu ağrıların hafiflemesi.
Neden Olur?
El-Bilek Kanalı Hastalığı, hekimler tarafından çok eskiden beri bilinmesine rağmen başka hastalıklarla karışabilmekte ve çoğu zaman hastalar doğru tanı alamadığı için hekim-hekim dolaşmaktadır. El-bilek kanalı hastalığı yerine boyun fıtığı tanısı alarak ameliyat olmuş ancak şikayetlerinden kurtulamamış hastalara sık rastlanmaktadır.
El bileği karışık bir anatomik yapıya sahiptir. Parmak ve el hareketlerini sağlayan adele-sinir-damar kompleksi buradan geçerek, dağılır. Median sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde dallara ayrılır. Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmen de avuç içinde kalın koruyucu özelliği olan bir bandla kaplıdır. Bu koruyucu bant, orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerle kalınlaşarak, altında kalan ve koruduğu siniri sıkıştırır. En sık nedeni aşırı kullanmaya bağlı bant kalınlaşmasıdır. Özellikle bileğine yük vererek senelerce çalışan kimselerde, daktilo-bilgisayar kullanlarda, örgü ören ve yoğun ev işleri yapan ev hanımlarında, oto tamircileri gibi el bileğini çok kullanan kişilerde sık ortaya çıkar.
Bazen bu hastalık, başka bir hastalığın parçası olarak karşımıza çıkabilir.
Tanı, şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında, el-bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu duruma çift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur. Boyun MR’ı ve ENMG (sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir.
El-Bilek Kanalı Hastalığının Tedavisi
Başlangıçta;
• Aşırı kullanmayı engellemek, el bileğine aşırı yük binmesine neden olacak işlerden kaçınmak • Ağrı kesiciler ve antienflamatuvar ilaçlar • Bilek egzersizleri • El bileği atelleri, gece atelleri • Lokal ya da sistemik kortizon enjeksiyonları, çoğu kimse için yeterli olmaktadır.
Ancak zaman içinde şikayetler tekrar başlar ve kalıcı çözüm basit bir cerrahi girişimle sinirin serbestleştirilmesidir. Lokal veya genel anestezi altında, mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan 1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki bant kesilerek, sinirin sıkışması ortadan kaldırılır. Bu yöntem kalıcı bir rahatlamaya neden olur. Ameliyat sonrası 3-5 gün el bileği istirahatini takiben, hasta normal yaşantısına döner.
Ameliyat gerektiren fıtık hastalığının tedavisinde mikrocerrahi yöntemi uyguluyoruz. Bir yada daha fazla fıtık için uygulanabilir. Fıtığın olduğu bölgede 1-1.5 cm.’lik kesi yapılır, adaleler sıyrılır. Çok küçük bir kemik parçası alınır ve ardından da fıtık boşaltılır. Bu yöntemin avantajı, ameliyat bölgesinin yaklaşık bir karış üzerinde bulunan mikroskop. Görüntüyü büyüterek fıtık ameliyatı gerçekleştiriliyor.
MİKROCERRAHİ İLE TEDAVİ SÜRECİ KISALIYOR
Mikrocerrahi yöntemi, hastaya sağladığı avantajlar nedeniyle tercih ediliyor. Küçük bir ameliyat izi, dokunun çabuk iyileşmesi, operasyondan 6-8 saat sonra ayağa kalkılabilmesi ve 15-20 günlük istirahatın ardından hastanın sosyal hayatına devam edebilmesi bu avantajlardan bazılarıdır. Bu işlem genel anestezi ile yapılabildiği gibir kişinin sadece belinden aşağı kısmının uyuşturulduğu spinal anestezi ile de yapılabilir. Hasta ameliyat sabahı aç karnına hastaneye kabul edilir. Anestezi doktoru tarafından görülen ve gerekli laboratuar tetkikleri yapılan hasta, aynı gün ameliyata alınır. Hasta ve hekim uygulanacak anestezi şekline birlikte karar verir. Genel anestezi veya spinal anestezi (belden aşağısının uyuşturulması) altında da mikrodiskektomi uygulanabilir.
MİKROCERRAHİ YÖNTEMİN AVANTAJLARI
Kısa süreli hastanede kalış
Ameliyat yeri ağrısının çok az olması
Kan kaybı ve enfeksiyonun riskinin hemen hemen olmaması
Nüks( tekrarlama ) riskinin hemen hemen olmaması
Günlük yaşantıya ve iş yaşantısına çabuk geçilmesi
MİKROCERRAHİ NASIL UYGULANIR
Hasta ameliyat sabahı aç karnına hastaneye kabul edilir. Anestezi doktoru tarafından görülen ve gerekli laboratuar tetkikleri yapılan hasta, aynı gün ameliyata alınır. Hasta ve hekim uygulanacak anestezi şekline birlikte karar verir. Genel anestezi veya spinal anestezi (belden aşağısının uyuşturulması) altında da mikrodiskektomi uygulanabilir. Her iki durumdada ameliyat masasına yüzükoyun yatırılan hastada mikrodiskektominin uygulanacağı mesafe skopi kontrolü yaparak işaretlenir ve tetkikleri son kez gözden geçirilir. 1-1,5 cm lik cilt kesisi yapılarak, mikrodiskektomi ekartörü yerleştirilir, mikroskop altında omurilik, sinirler ve fıtık dokusu ortaya konularak , fıtık dokusu çıkarılır. Ciltaltı dokusu içten dikişlerle kapatılarak, ameliyat sonrası yara bakımı, pansuman gibi problemler ortadan kaldırılır. İşlemin uygulandığı tüm saha, cilt- ciltaltı- adeleler lokal anestezik uygulanarak, ameliyat sonrası hastada tam bir analjezi sağlanır. Ameliyattan 4-6 saat sonra hasta ihtiyaçları doğrultusunda ayağa kaldırılır, akşamüzeri , yada ertesi sabah evine gönderilir. 3 GÜN istirahat önerilen hasta, 2 gün sonra banyo yapabilir. 10.günden sonra hastaya günlük yaşantısına dönmesi ve egzersizlerine başlaması önerilir. Hasta 20. günde kontrole çağrılarak, gerekli yaşam tarzıyla ilgili bilgiler verilir.
İntradiskal ozon fıtıklar eğer akut cerrahi gerekmiyorsa acil ameliyat dışında bel ya da boyun fıtıklarını tedavi etmek amacı ile fıtığa neden olan omurlar arasındaki disklerin içerisine ozon gazı verilmesi ile gerçekleştirilen işleme verilen addır. Normalde lazer nukleoplast,i yada prp de bu işlemler içinde sayılabilir eğer bacağa vuran ağrı var tedaviye yanıt vermiyorsa ameliyat yerine lazer nukleopalsti yada ozon terapisi (kas içine yapılan ozonlar bunun dışında onların gerçek bel fıtıklarında anlamı yoktur yapılabilir ve hastalar düzelebilir) Bu işlem, tıbbi literatürde Ozon Diskolizis, Ozon diskektomi, ozon nükleolizis başlıkları altında sunulmaktadır. Aslında diskektomi deyimi tıbbi anlam olarak diskin kesilip çıkarılması işlemine verilen addır. Fakat ozon ile yapılan çalışmalar, bel ya da boyun fıtığı nedeni ile ameliyat olan hastaların sonuçlarına eş başarı sağladığı için “ ozon mikrodiskektomi “ ya da “ozon diskektomi” başlığı altında birçok makalenin konusu olmuş ve bu adla anılmaya başlanmıştır.
Daha önceleri bel – boyun fıtıklarını tedavi etmek için kullanılan yöntemler arasında insan bünyesine en zararsız yöntem olarak güncel girişimler arasında yerini almıştır. Sadece İtalya ve İspanyada yılda 30 000 hasta bu yöntemle ameliyatsız şifa bulunmaktadır. Hindistan, Çin, Japonya gibi ülkelerde ve Amerika da artık rutin tedaviler arasında yer almaktadır. Ülkemizde henüz emekleme safhasında olan bir girişimsel yöntemdir.
Oksijeni 02 olarak biliyoruz OZON ise O 3 tür . Yani %99 oksijenden elde edilen bir gaz olup birçok hastalığın tedavisinde kullanılan aktif oksijendir. Ağrı tedavisinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle bel boyun ağrılarında ve kireçlenme tedavilerinde kullanılmaktadır ilaç uygulamalarından yarar görmeyen hastalarda çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. Mutlaka deneyimli uzmanlar tarafından uygulanmalıdır. Neşter ve narkoza gerek duyulmayan fakat ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılması gereken “ ameliyatsız “ bir tedavi şeklidir.
Ozon ile yapılan bel-boyun fıtığı tedavilerinde mükemmel sonuçlar elde edilmektedir. Hasta narkoz almamakta işlem 5 dakika gibi çok kısa bir sürede gerçekleşmekte ve işlemden sonra hasta hemen evine yürüyerek gidebilmektedir.
İşlemden hemen sonra fıtık ağrısı hemen geçmeyebilir birkaç gün beklemek gerekir. Genellikle tek uygulama yeterli olmaktadır, dirençli bazı vakalarda işlem tekrarlanabilir ve güvenli bir yöntemdir.
Hangi hastalıkta uygulayalım
Discolizis yani ozon diskektomi ilaç ve diğer konservatif tedavilerden yarar görmeyen hastalara uygulanması tercih edilir.
Servikal disk hernisi
Dorsal disk hernisi
Lomber disk hernisi
Lomber dejeneratif disk hastalığı
Dejeneratif spinal kanal darlığı
Ameliyat sonrası yapışılıklar ( postsurgical fibrozis )
Faset sendromu ( bel-boyun kireçlenmeleri)
Kimlere uygulanmaz
Şüphelenilen gebelik
Böbrek veya karaciğer yetmezliği
Son miyokard infarktüsü
Alkol, uyuşturucu ve psikotrop ilaç müptelaları
Bir başka hastalık nedeni ile tedavi görüdüğü sürecte Doktorunun uygun görmemesi.
Kan pıhtılaşma bozukları, Trombositopeni, Favizm, Kontrolsüz Hipertiroidi ve Hipertansiyon varlığı.
Çoğunlukla beyin omurilik sıvı akış yolunun bloke olması sonucu beyinde aşırı miktarda sıvı artışının olduğu durumlarda hidrosefali denilen klinik tablo meydana gelir. Bu aşırı miktardaki sıvı artışı, çevre beyin dokusuna bası yaparak zarar görmesine neden olmaktadır. Tedavi edilmediği durumlarda ölümcül olabilmektedir. Hastalığın belirtileri yaşa göre değişmektedir.
Yenidoğanlarda görülen hidrosefalideki belirtiler:
Olağandışı bir kafa büyüklüğü
Baş çevresinde ani bir artış
Bıngıldakta şişme
Kusma
Uykuya meyilli olma
İrritabilite
Nöbet geçirme
Gözlerde ‘batan güneş manzarası’
Gelişmede gerilik
Daha büyük çocuklarda ve ergenlerde en sık görülen belirtiler:
Kusmayı takiben görülen baş ağrısı
Bulantı
Bulanık veya çift görme
Gözlerde ‘batan güneş manzarası’
Koordinasyon, denge ve yürüyüş bozuklukları
Bitkin görünüm
Gelişimde yavaşlama veya gerileme
Hafıza kaybı
Konfüzyon
İdrar kaçırma
Kişilik değişiklikleri
Derslerde veya çalışma hayatında başarısızlık, zekâ seviyesinde gerileme
Hidrosefali altta yatan nedene ve yaşa bağlı olarak yukarıda belirtilen farklı semptom ve bulgularla görülebilir. Örneğin daha çok yaşlı populasyonda görülen normal basınçlı hidrosefali denilen durumda, hastalık tipik olarak yürüme güçlüğü ile başlar. Ardından idrar kaçırmalar görülür ve en son dönemde de bunama gelişir.
Hangi durumlarda doktora başvurmalı?
İnfantlarda ve yeni yürümeye başlayan çocuklarda
Yüksek perdeli bir ses ile ağlama
Emmede ve beslenmede sorun
Beklenmedik, sık tekrarlayan kusmalar
Başını ve boynunu hareket ettirmekte isteksizlik
Solunum problemleri
Nöbet geçirme gibi bulgular görülmesi halinde hastaya acil olarak müdahale edilmesi gerekmektedir.
Baş çevresinde artış
Bıngıldağın dışa doğru şişme göstermesi
Yüz ve gözlerin görünüşünde değişiklik gözlenmesi
Çevreye ilginin azalması ve sosyal ilişkilerde gerileme gibi bulgular saptanması halinde acil olmasa da,elektif koşullarda bir çocuk doktoruna başvurmak gerekmektedir.
Yetişkin bir kişide
Yürüme güçlüğü
Bozulmuş düşünme kabiliyeti
İdrar kaçırma gibi bulgular görülmesi durumunda hastanın fiziksel ve nörolojik açıdan tam teşekküllü bir merkezde incelenmesi gerekir.
Beyinde aşırı miktarda sıvı artışının olduğu durumlarda hidrosefali denilen klinik tablo meydana gelir.
Beynimiz jelatin kıvamında bir dokudur ve beyin omurilik sıvısının içinde adeta yüzmektedir. Bu sıvı ayrıca beynin derininde yer alan ventrikül adı verilen boşlukları doldurmaktadır. Böylece beyin sarsıntıdan etkilenmez ve beyin omurilik sıvısı içinde batmaz bir şekilde yüzmektedir.
Beyin omurilik sıvısı ventriküller boyunca birbiriyle bağlantı yapan kanallar sayesinde devirdaim yapmaktadır.
Beyin omurilik sıvısının üretim, akım ve emilim süreci arasındaki varolan hassas denge, sıvının kafa içerisinde normal basınç altında devirdaim yapabilmesi açısından çok önemlidir. İşte hidrosefali denilen klinik tablo bu hassas dengenin bozulması durumunda ortaya çıkar. Örneğin ventriküller arasında geçişi sağlayan kanalların daralması veya sıvının emilmesinde bir hasar olması gibi sıvının devirdaimi sürecinde herhangi bir basamakta aksama olması hidrosefali oluşumuna neden olmaktadır.
Beyin omurilik sıvısının emilimindeki defekt normal basınçlı hidrosefaliye neden olmaktadır, çoğunluklada yaşlı populasyonda görülmektedir. Normal basınçlı hidrosefalide fazla miktardaki sıvı ventriküllerde genişlemeye neden olmaktayken beyin dokusu üzerinde bir basınç artışına sebep olmaz. Bu klinik tablo herhangi bir yaralanma yada başka bir hastalık sebebiyle oluşabilmekteysede çoğu vakada herhangi bir neden saptanamaz.
TETKİK VE TEŞHİS
Bebeklerde ve çocuklarda;
*Hamilelik döneminde prenatal ultrasound
*İnfant ve erken çocukluk döneminde rutin takiplerde baş çevresi ölçümü
Daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde;
Doktorunuz semptom ve bulguları değerlendirdiğinde hidrosefaliden şüphelenirse tanıyı koymadan önce ayrıntılı bir şekilde hastalığın gidişatını öğrenmeli, ayrıntılı bir fiziksel ve nörolojik inceleme yapmalı, CT veya MRG ile görüntüleme yapmalıdır. Tetkikler sonucunda hidrosefali teşhisi konursa hasta daha ileri tetkik ve tedavi için beyin cerrahi uzmanına refere edilmeli.
Hidrosefalinin tedavisi genellikle cerrahidir.
Cerrahi yöntemler:
Şant implantasyonu. Hidrosefalide en sık uygulanan tedavi yöntemidir. Şant adı verilen bir drenaj sistemi cerrahi olarak yerleştirilir. Uzun, ince bir tüp şeklinde, fleksibl valv yapısına sahip olan bu sistem; sıvının beyinden doğru yönde, doğru oran ve miktarda akışını sağlar. Şantın bir ucu beynin ventrikülüne yerleştirilir. Drenaj sistemi ciltin altından fasya üzerinden bir tünel oluşturulduktan sonra diğer ucu beyinden gelen sıvının emilebileceği karın boşluğu, kalp gibi bir vücut boşluğuna yerleştirilir.
Hidrosefalisi olan bir çocuğa şant yerleştirilmesini takiben hayatının geri kalanında hastanın büyümesi nedeniyle şantın uzatılması yada şantta tıkanma, enfeksiyon gelişmesi nedeniyle revizyon gibi ek cerrahilere gereksinim duyabilir.
Ventrikülostomi. Bu cerrahi yöntem ile ventriküller arası beyin omurilik sıvı akımında bir tıkanma olduğu dönemde, ventrikül alt bölümünde açılan bir delik vasıtasıyla sıvının beyin tabanına doğru akışı sağlanır.
Eğer çocuğunuzda hidrosefali varsa pediatrik psikolog, eğitim uzmanı, rehabilitasyon uzmanında dahil olduğu bir tedavi programına alınması, günlük ve okul yaşamında başarılı olması için önerilebilir. Bu uzmanlar çocuğunuzun gelişimini değerlendirirler ve sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel gelişimindeki gecikmeleri tespit ederek zamanında müdahalelerle çocuğuzun ulaşabileceği maksimum potansiyele erişmesini mümkün kılarlar.