Etiket: Hasta

  • Çocuğumu hastalıklardan nasıl koruyacağım?

    VE OKULLAR AÇILDI… ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMEK GEREK?

    Yaz tatili bitti.. Okullar, yuvalar açıldı. Çocukları derslerin, ödevlerin başlayacağı telaşı, denizden kumdan uzaklaşacak olmanın hüznü sarmışken, anne babalarının beyninde dönüp duran farklı kaygılar var.. Yine hastalıklar başladı.. Akması hiç durmayan bir küçük burun, arka odadan dikkatleri hemen üzerine toplayan küçük öksürükler, iştahsızlık, halsizlik anne babaların uykularını kaçırıyor.

    NEDEN DAHA SIK ENFEKSİYON?

    Okul ortamında aynı sınıfta sürekli bir arada olan bir sürü çocuk, sınıf havalandırmalarının yetersiz yapılması, havaların soğuması ile birlikte özellikle viral enfeksiyonların artışı, el yıkamanın olması gerekenden daha az sıklıkta yapılması, çocuklarda enfeksiyon değiş tokuşu için risk faktörlerini oluşturuyor.

    AMA BİZ AŞILARIMIZI YAPTIRDIK..

    Kuşkusuz aşılama programlarına uyulması en azından bilinen hastalıklardan çocuklarımızı koruyabilmemiz için gerekli. Özellikle bulaşıcılığı çok yüksek olan hepatit A ve suçiçeği hastalıklarına karşı henüz bağışıklığı yapılmamış olan çocuklar, bu hastalıklar açısından risk altındalar. Henüz sağlık bakanlığı tarafından rutin aşı takvimine alınmamış olan bu hastalıklara karşı bağışıklık ancak hastalığın geçirilmesi ya da aşılarının yapılması ile mümkün. Kuşkusuz aşı ile bağışıklık tercih edileni. Fakat adı henüz bilinmeyen ya da aşısı henüz bulunmamış bir sürü mikroorganizma olduğunu düşünürsek, sadece aşılama programlarına güvenmek de sabaha karşı çıkan 39 derece ateş karşısında uykulu gözlerin şaşkınlıkla açılıvermesine neden olabilir.

    NASIL KORUNALIM?

    Çocuklarımızda el yıkamanın alışkanlık haline dönüşmesini sağlayacak olan ebeveynlerdir. Onlara sözlerden önce davranışlarımızla örnek olduğumuzu düşünürsek, bu konuya hassasiyetle eğilmek gerektiğini düşünüyorum. Çocuğa kişisel hijyenin önemi ve bunu nasıl sağlayabileceği konusunda bilgi verilmesi, okulda kullanabileceği sıvı sabun, kağıt havlu gibi malzemelerin onun için ulaşılabilir kılınması yine bizlerin üstüne düşen görevlerden.

    Sağlıklı beslenme ve sağlıklı uyku alışkanlığının olması da, mikroplarla savaşın en çetin yaşanacağı okul döneminde, çocuğun bağışıklık sisteminin kuvvetli olmasını sağlayacaktır.

    ÇOCUĞUM HASTA, OKULA GİTSİN Mİ?

    Çocuğunuz hastalandığında, olanak dahilinde ise okula gitmemesini sağlamak hem çocuğun hastalık sürecini hızlı geçirmesi hem de okuldaki diğer çocukların sağlıklarını korumak adına mantıklı bir hareket olacaktır. Ancak çocuğun eğitim sürecinde aksamaya neden olmamak adına bu açıdan bir risk taşıyıp taşımadığına en iyi çocuk doktorunuz karar verecektir.

    EN SIK SORUNLAR NELER?

    Solunum yolu enfeksiyonları: Bir sağlık çalışanının en sık duyduğu kısaltmalardan biri olan ÜSYE, çocukların da okul dönemlerinde yakasını bırakmayan bir tanı haline geliyor. Üst solunum yolları enfeksiyonları çocuklarda öksürük sonrası havada asılı kalan damlacıkların nefes ile alınması ya da yakın temas sonrası gelişir. Genellikle viral, bazen de bakteri kaynaklı olabilirler.

    Bakteriyel enfeksiyonlarda çocuk daha halsiz, keyifsiz olur, ateş daha yüksek derecelere ulaşabilir ve tedavide antibiyotiklerin de kullanılması gerekebilir.

    Viral enfeksiyonlarda daha çok semptomatik tedavi dediğimiz, ateşi düşürme, tıkalı burunu açma gibi yöntemlere başvururuz. Bunun ayrımını yapacak olan çocuk hekimidir. Önemli olan hasta çocukta komplikasyonlar gelişmeden yani ilk enfeksiyon belirtilerine daha şiddetli başka belirtiler eklenmeden önce doktora başvurulmasıdır. Böylece tedavi süreci daha kısa ve kolay çözülebilir bir sorun olarak kalır.

    İshal: Okul dönemlerinde sık karşılaştığımız bir diğer enfeksiyon çeşididir. Çocuklarda tetkik ile kanıtlanmış bir etken olmadıkça ishale yönelik ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Yine semptomatik tedavi, yani ateşi düşürme, bol sıvı takviyesi, yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılarak oluşturulacak bir diyet programı ishalin iyileşme sürecini hızlandırır.

    • Çocuklarda doktor tarafından önerilmedikçe ve mecbur kalınmadıkça “ishal kesici” “bulantı kesici” veya “kusma kesici” ilaçlardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip ilaçlar asıl hasta olan mide-bağırsak sistemi üzerinden değil beyindeki bulantı merkezi üzerinden etki ederler ve bu nedenle yan etkileri korkutucu olabilmektedir.

    Gıda alerjileri daha önce çocukta hiç gözlenmemişken, kantin ya da marketten alınan boyalı besinlerle okul çağında ortaya çıkabilir. Bu açıdan ürtiker dediğimiz cilt kızarıklığı, kaşıntısı, kabarması gibi belirtiler ortaya çıktığında çocuğa yediklerinin sorulması, tanı konmasını sağlayabilir.

    BAŞKA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    Okul çağından önce yapılmasını önerdiğimiz göz muayenesini eğer henüz yaptırmadıysanız, şimdi tam zamanı. Çocuğunuzun dikkatinizi çeken hiçbir görme bozukluğu belirtisi yok ve çocuğunuzun da bu açıdan hiçbir şikayeti yoksa bile genel bir kontrolden geçmesinde fayda var. Çünkü görme problemi olan çocuklar, sorunları ilerleyip tedavisi daha zor hale gelene kadar hiçbir şeyden şikayetçi olmayabilirler.

    Bir diğer dikkat edilecek nokta da o zamana kadar herhangi bir idrar tahlili yaptırmamış olan okul çağı çocuklarında yapılacak basit bir idrar tahlilinin muhtemel bir böbrek hastalığının erken dönemde yakalanmasını sağlayabileceği gerçeğidir. Amerikan Pediatri Akademisi yaşamın ilk yılında idrar tahlili yapılmasını, okul çağı döneminde ve geç çocukluk-erken adölesan dönemde tetkikin bir kez daha tekrarlanmasını önermekte. İdrar yolu enfeksiyonları hiç bir belirti vermeksizin oluşabilirler.

    YİNE DE…

    Alabileceğimiz tüm önlemleri almamıza, sağlıklı beslenme, el yıkama ve uyku alışkanlıklarını çocuğumuza vermeye çalışmamıza rağmen, her çocuk hasta olur. Hiçbir çocuğun hasta olmadan büyüdüğü görülmemiştir. Aileler, çocuğun bağışıklık sisteminin, mikroplarla savaş sırasında daha da tecrübelenip kuvvetleneceğini düşünerek kendilerini rahatlatmaya çalışmalıdırlar. Önemli olan sorunun büyümeden çözülmesidir. Çocuk doktorları bunun için vardır. Tüm çocuklarımıza sağlıklı, keyifli bir eğitim yılı diliyorum.

  • Çocukluk çağında astımda alerji aşı tedavisi ( immünoterapi )

    Çocukluk çağında astımda alerji aşı tedavisi ( immünoterapi )

    Çocuklarda astım %80 alerjik kökenlidir. Çoğunlukla bu hastalarda alerjik astıma alerjik nezle de eşlik eder. Alerjik nezle ve alerjik astım aynı anda tedavi edilmelidir. Havayolu üstte burun ve altta akciğerlerin yer aldığı bir bütün oluşturur. Bu bütünün herhangi bir yerinde yolunda gitmeyen bir durum olduğunda hastalık tam anlamıyla tedavi olamaz. Bu durum “TEK HAVAYOLU, TEK HASTALIK” diye tanımlanır.

    Alerjik astım ya da alerjik nezle tedavisinde hastalığı kontrol altında tutmaya yönelik kortizon esaslı sprey ilaçlar şikayetleri baskılar ve geçici bir iyilik tablosu oluşturur. Ancak altta yatan alerji tedavi edilmedikçe bu spreyler kesildiğinde hastalık bulguları yeniden ortaya çıkar.

    Ayrıca; alerjik astımın büyüdükçe geçtiği bilgisi doğru değildir. Alerji aşı tedavisi uygulanmadığı sürece geçmez. Astımlı her iki çocuktan birisi ergenlikte bu hastalığı atlatamaz. Atlattığı düşünülenlerin de bir çoğunda hayatın ilerideki evrelerinde ortam ve yaşam tarzındaki değişikliklerle alerjik astım belirtileri yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocukluk döneminde astıma neden olan alerjinin aşı tedavisi ile düzeltilmesi gerekir.

    Aşı tedavisi yavaş bir süreçtir. En az 3 enfazla 5 yıl süreyle uygulanır. Dilaltından artan dozlarda damla veya tablet şeklinde uygulanan bu tedavi sonucunda hasta alerjik olduğu maddeyle temasta bulunsa bile reaksiyon gelişmez. Uzun vadede kortizonlu spreylerin kesilmesi ve kesildiğinde de çocuğun iyi kalması sağlanır.

  • Kızamık vakaları ve aşı uygulaması

    Kızamık vakaları ve aşı uygulaması

    Soğukkanlı davranın, panik olmayın, tedbiri elden bırakmayın)

    İstanbul ilinde Ocak 2011’den beri bu yazının hazırlandığı tarihe kadar ihbar edilmiş kesin tanılı 20 civarı kızamık vakası saptanmış. Bu nedenle kızamık hastalığının salgın hale gelmesini önlemek amacıyla İl sağlık Müdürlüğü tarafından aşı uygulaması ve özel tedbirler alınması şeklinde uygulamalara başlanmıştır.

    Bu durum, medyada geniş yer tuttu. Hem televizyonlarda “şok, şok, şok” haberleri hem de yazılı medyada çıkan haberlerin üzerine şaşkına dönen aileler, bir de bağlı bulundukları sağlık ocaklarından gelen telefonlarla iyice endişelendi. Ve tabii telefona sarılıp doktorlarına danışmaya başladı. Bu yazıyı bundan dolayı hazırladık.

    Olay nedir?

    Kızamık bulaşıcı bir hastalık. Aşı dışında korunma olanağı yok. Ülkemizde hatırlarsınız, ard arda birkaç sene üst üste yapılan kızamık aşı kampanyalarıyla hastalık oldukça geriletilmişti. Ancak yurt dışından gelen kişilerin, oradaki kızamık virüsünü (hasta olarak veya olmadan, solunum yoluyla) taşımaları sonunda İstanbul’da kızamık vakaları görülmeye ve doğal olarak yayılmaya başladı. Bunun üzerine kızamık aşısının rutin uygulama yaşı 2007’den beri 12 ay olmasına rağmen 9 aydan büyük çocuklara aşı uygulanmasına başlandı. Bu kadar basit. Kızamık aşısının uygulanabileceği en alt yaş 9 aydır. İstanbul’da yaşayan ve 9 ay 12 ay arasındaki tüm çocukların aşı yapılması gerekir. (9 ayı bitirip 10. aydan gün almış olması gerek) Yapılmakta olan aşı tekli kızamık aşısı değil kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısıdır.

    Ne yapmalıyız?

    Önemli 2 nokta şu:

    1) Bebeğinizin yaşı yukarıdaki tanıma uyuyorsa aşısını yaptırın.

    2) Çevrenizde (çocuğunuzun okulu, komşunuz vs) kızamıklı olduğunu bildiğiniz kişi varsa yaş kaç olursa olsun (9 ay altı hariç) temas sonrası korunma amaçlı aşısı yapılmalısınız. (mesela 7 yaşındaki çocuğunuzun sınıfında kızamıklı varsa tüm sınıf aşılanır; komşunuz kızamıklıysa ve son 3-4 günde onlara gidip geldiyseniz sizler anne baba olarak da aşılanmalısınız)

    3) Bebek 6-9 ay arasındaysa sadece kızamık aşısı olmalı. Tekli kızamık aşısı yoksa standart immun globülin yapılmalı. (koruyucu serum)(Bu serum sadece Eczacılar odası tarafından sağlanmaktadır ve o günkü Eczacılar Odasıyla anlaşmalı eczaneden temin edilebilir)

    Kızamıklı vakalar ne yapmalı?

    Hastanın izolasyonu ve çevredekilerin aşılanması vs sağlanmalı.

    İzolasyon:

    Evde İzolasyon şöyle yapılır:

    Ev halkı aşılanır, hasta kişi 5 gün dışarı çıkmaz. Ev halkından okul yaşında olanlar da 1 hafta okula gönderilmez ve dışarı çıkarılmaz. Hasta kişinin odası ayrılıp mümkünse odaya giriş çıkışlar kısıtlanır.

    Sağlık kuruluşunda izolasyon, o kurum doktorlarının sorumluluğundadır.

  • Emar nedir ?

    Aslında EMAR, manyetik rezonans kelimelerinin baş harflerinin yani M ve R’nin İngilizce okunuşudur. MR = Em Ar…

    Manyetik alan ve radyo dalgaları kullanılarak vücudun hemen her yerinin ayrıntılı olarak görüntülenmesini sağlayan radyasyon veya X ışını içermeyen, güvenli ve zararsızbir görüntüleme yöntemidir. Bilgisayarlı tomografiden farkı, MR’da radyasyon olmayışıdır.

    Nasıl çekilir?

    Halka şeklindeki dev bir mıknatısın içindeki boşluğa hasta yatırılır. Manyetik alan çalıştırıldığında vücuda radyo dalgaları gönderilir. Bu sırada vücuttan saçılan elektronların yaydığı enerji bir alıcı tarafından kaydedilir ve çok karmaşık bir yazılımla yapılan hesaplamalar sonunda vücudun iç yapısı siyah-beyaz bir görüntü haline getirilebilir. Cihaz çoğu kez kapalı bir sistemden oluşur, dolayısıyla kapalı yerde kalma korkusu olanlara sıkıntı yaratır.

    Neden Çekilir?

    Vücudun değişik bölgelerindeki kitle, kırık, kanama, anomali vs birçok değişikliğin gösterilmesi için klasik röntgen, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografinin yetersiz kaldığı durumlarda daha iyi görüntü veren MR çekimi önerilebilmektedir. Hemen tüm vücut bölgeleri için kullanılabilen MR diğer tüm görüntüleme yöntemlerinden daha net görüntü verir.

    MR öncesi neler yapmalıyım?

    Çoğu vakada MR çekimi öncesi özel bir hazırlık gerekmemektedir. Ancak çekimden hemen önce hastanın üzerindeki metal cisimler çıkarılmalıdır. Mesela gözlük, bilezik, küpe, kemer, kot pantolon (metalik düğmesinden dolayı) vs.

    Çekim sırasında hastanın (çocuk da olsa) hareketsiz durması gereklidir. Oysa çocukluk çağında özellikle 7-8 yaştan küçük bir çocuğun MR cihazı içinde hareketsiz durması pek olası değildir. Onun için çocuğa sedasyon verilmesi yani hafif bir sakinleştirici anestezi uygulanması gerekebilir. Bu durumda da hastanın aç olması gerekir. Yani yapacağınız yegâne şey çocuğunuzu aç bırakmak olacaktır.

    Anestezi verilse de verilmese de MR odasında kurallara uymak kaydıyla hastanızın yanında kalmanızda çoğunlukla sakınca yoktur. Ancak bazı merkezlerde çekim başladıktan sonra anne babanın odadan çıkması istenmektedir.

    Çekim nasıl olur?

    İşlem süresi çekilecek yere göre değişmekle beraber 20 – 90 dakika sürer. Resimdeki hareketli masaya yatırılan çocuk masa vasıtasıyla yuvarlak MR cihazının içine doğru sürülür. Çekim yapılacak yer tam cihazın içine gelecek şekilde ayarlamalar yapılır ve çekime başlanır. Çekim sırasında makineden yüksek sesler geleceği için çocuk ürkebilir. Hasta bu konu hakkında önceden bilgilendirilmiş olursa daha rahat eder.

    Bazen çekim yapılacak yerin daha iyi görüntülenmesi için damardan ilaç uygulanması gerekebilir. Bu amaçla MR çekiminde kullanılan ilaçlar çok güvenli olup alerjik reaksiyonlar son derece nadirdir.

    Risk ve tehlikeleri:

    Hiçbir risk ve tehlikesi olmayan MR çekimi, gerekirse art arda tekrarlanabilir.

    İşlemden sonra hasta hayatına devam eder, özel bir tedbir, diyet veya dikkat edilmesi gereken bir durum yoktur.

  • Çocuklarda havale veya nöbet

    Havale, aileleri çok korkutan ve yanlış olarak ateşle karıştırılan bir kavramdır. Bunun sebebi, çocuklardaki havalelerin genellikle “ateşli havale” denilen bir rahatsızlığa bağlı olmasıdır. Sara ve başka bazı hastalıklarda da havaleler görülür.
    “Havale”, “nöbet” ve “konvülsiyon” kelimeleri genelde eş anlamlı olarak kullanılır.
    “Sara” ile “epilepsi” de eş anlamlıdır.
    Havaleler nasıl olur?
    Havaleler, beyindeki yanlış biyoelektrik sinyallerin ani yayılması sonucu şuurun ve vücudun çeşitli şekillerde tutulmasıyla oluşur. Bu sırada şuur kaybı, vücutta kasılmalar, morarma, gözlerin bir noktaya dönük kalması görülebilir. Yanlış biyoelektrik sinyallerin kesin sebebi bulunamayabilir veya genetik (ırsi) olabilir. Menenjit, beyinde tümör, kanama, doğuma veya kazalara bağlı zedelenme de etken olabilir. Ayrıca kan şekeri ve tuzlarındaki düşüklük, zehirlenmeler veya nadir bazı metabolik bozukluklar da havaleye yol açabilir.
    Ateşli havale ne zaman görülür?
    Ateşli havale sadece erken çocukluk çağında görülen ailesel olabilen bir rahatsızlıktır. Ateşin hızla 38-38,5 derece üzerine çıkmasıyla olur. Çocukların yüzde dördünde görülebilir. 6 yaşına kadar tekrarlayabilir.
    Sara (epilepsi) nedir?
    Tekrarlayan havaleleri (nöbetleri) olan çocuklara sara tanısı konur. Sara nöbetleri de ateşle ortaya çıkabilir ve ateşli havalelerle karışabilirler. Bu ayrımın doktorlar tarafından yapılması önemlidir çünkü sarada düzenli tedavi gerekirken ateşli havalelerde gerekmez. Sara hastalıkları nöbet çeşitlerine göre farklı seyirler gösterirler.
    Havale (nöbet) çeşitleri nelerdir?

    En iyi bilinen havale olan büyük nöbetlerde (grand mal) şuur kaybı, tüm vücutta kasılmalar, çenenin kilitlenmesi, ağızdan köpük gelmesi, idrar kaçırma görülebilir.

    Absans nöbetleri (petit mal) uyarılmayla kesilemeyen dalmalar olarak görülür.

    Vücutta sadece bazı kısımları tutan çekilmeler ve atmalarla seyreden basit nöbetler de vardır.

    Uykudan uyanıp geçici olarak konuşamama ve yüzde çekilmelerle seyreden havaleler çocuklarda sık olan bir çeşittir.

    Dalgınlaşma, ağız şapırdatıp yutkunma ve bazı otomatik hareketler de havale bulgusu olabilir. Beraberinde şuurda bulanma, şaşkınlık, hayal görme olabilir.

    Bebeklerde ardarda gelen irkilmeler gözden kaçırılmaması gereken bir havale çeşididir. Uykudaki düzensiz irkilmeler havale değildir.

    Sara tanısı nasıl konur?
    Ailenin nöbete dair gözlemleri en önemli tanı aracıdır. İyi tarif edilen ve tekrarlayan nöbetler bir uzmanın sara tanısı koyması için yeterlidir. EEG tetkiki beyindeki biyoelektrik dalgaları göstererek tanıda yardımcı olabilir. Görüntüleme (MRI, BT) ve kan tetkikleri sebepleri araştırmak için gereklidir.
    Havaleler önceden anlaşılır mı?
    Bir çok çocukta havaleler aniden, uyarı vermeksizin olur. Nadiren bazı korkular ve karın ağrısı, ışıklar görme, kötü kokular gibi duyumsamalar havaleden önce hissedilir, aura olarak adlandırılırlar. Kimi çocukta da havale öncesi sinirlilik ve huzursuzluk görülür.
    Havale sırasında beyin zarar görür mü?
    Çoğu havale dakikalar içinde kendiliğinden durur ve tüm korkutuculuğuna rağmen çocuğa kalıcı zarar vermez. Bu sırada morarma olsa bile beyin tamamen oksijensiz kalmaz. Havale sırasında düşüp, çarpıp yaralanma daha önemli bir tehlikedir. Her havalede beyinde hücrelerin öldüğü doğru bir inanış değildir. 20-30 dakikadan uzun süren havalelerin kalıcı etkileri olabilir.
    Havale sırasında neler yapılmalıdır?
    Sara veya ateşli havalelerde ilk yapılacak olan hastayı yan yatırmak ve ağızdaki salya ve köpüğün gırtlakta birikmesini engellemektir. Hastanın ağzını açmağa çalışmak, dilini çekmek, soğan koklatmak gereksiz ve zararlıdır. Havale sırasında hasta dilini ısırıp kanatabilir ama dil yutma, tamamen koparma gibi inanışlar yanlıştır. Yapay solunum gerekli değildir. Eğer ateş varsa ilaç veya soğuk uygulamayla düşürülmelidir. Havale 5-10 dakikadan uzun sürerse acil bir tıp merkezine gidilmelidir.
    Havalenin (nöbetin) bittiği nasıl anlaşılır?
    Havale, genellikle kasılmaların olduğu dönemdir. Havaleden hemen sonra derin uyku ve hırıltılı soluma görülebilir. Bu aşamada havale tamamlanmıştır ama hasta kendine gelemez. Kasılmalarla seyretmeyen havalelerin ne zaman bittiğini değerlendirmek zordur. Hasta yavaş yavaş kendine gelmeğe başlamazsa doktora baş vurmak gerekir.
    İlk ateşli havale sırasında ne yapılır?
    Ateş ve havale, menenjit gibi çok tehlikeli hastalıkların ilk belirtisi olabileceğinden çocuk derhal doktora götürülmelidir. Değerlendirme sonrası (bu belden su almayı da gerektirebilir) böyle tehlikeli bir hastalık söz konusu değilse rahatsızlığın ateşli havale olduğu düşünülür. Genelde çocuklar birkaç saat içinde eski normal hallerine dönerler. Menenjit gibi hastalıklarda ateş düşse bile çabuk düzelme olmaz.
    Ateşlenmelerde neler yapılmalı?
    Her ateşlenme ile beraber havale görülmez. Ateş düşürücü şurup ve fitilleri belli aralıklarla kullanmak, bunlar etkisiz kalırsa ıslak bezlerle vücudu soğutmak gerekir. Bazen bunlara rağmen veya ateşin aniden yükselmesiyle hiç müdahale edilemeden havale gelişebilir. Havale durdurucu ilaçlar doktorun önerdiği şekilde ya havale sırasında ya da ateş çok yükseldiğinde kullanılabilir. Bu ilaçların dengesizlik, sinirlilik, uyku hali gibi yan etkileri olabilir.
    Ateşli havalelerin kalıcı etkisi olur mu?
    6 yaş sonrası ateşli havaleler kendiliğinden kaybolur ve ilerde çocuğun gelişimini, okul hayatını etkileyecek sorunlar bırakmaz. 20-30 dakikadan uzun süren ateşli havaleler kalıcı etki açısından risklidir.
    Saralı çocuklarda nelere dikkat etmeli?
    Sara tedavisi yapılan çocuklara, doktorun özellikle belirttikleri dışında kısıtlama yapılmaz. Okul ve ev ortamında normal yaşantılarını sürdürebilirler. Özel korumacı bir yaklaşım gereksiz, hatta yanlıştır. Korkuların, stresin ve yorgunluğun havaleye yol açtığı genelde doğru değildir. Ancak uykusuzluk havale oluşumunu kolaylaştırabilir. Nöbetlerin uykudayken olup duyulmaması pek olası değildir. Çok kaygılanılıyorsa odadan odaya diafon sistemi ile tedbir alınabilir. Çocukla beraber yatmaya başlamak psikolojik gelişimi olumsuz etkileyebilir.
    Sara hastası özürlü müdür?
    Sara, halk arasında çok korkutucu bilinmekle beraber, özellikle çocuklarda tedaviye iyi yanıt verir. Zeka ve öğrenme sorunları ufak bir grup hastada görülür. Tedavinin aksatılmaması, ilaçların ihmal edilmemesi çok önemlidir.
    Sara tedaviyle iyileşir mi?
    Nöbetlerin tekrarlamasının ilaçla kontrol edilmesiyle, saranın geçtiği gözlenmiştir. Birçok çocukta hayat boyu tedavi gerekmez, ama tedavi birkaç sene sürebilir. Havalelerin tekrarlaması tedavi süresini uzatır. Bazı sara çeşitleri ise ergenliğe doğru kendiliğinden iyileşir.
    Havale veya sara kavramlarından korkmak yerine bu konudaki bilgisizliği ve yanlış inanışları gidermek çok önemlidir. Bunun için ailenize, çocuğunuza ve çevrenize açıklama yapmaktan kaçınmayın, gerektiğinde uzmanlara danışın.

  • Çocuklarda sinüzit

    Çocuklarda sinüzit

    Sinüzit paranazal sinüslerin viral,allerjik ve bakteriyel nedenlere bağlı iltahaplanmasıdır.

    Viral üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE), allerjik rinit ve sinüzit çocuk hekimlerinin polikliniklerde gördüğü hastaların büyük çoğunluğunu oluşturur ve bu hastalıkların üçünde de burun tıkanıklığı,burun akıntısı ve öksürük belirtileri vermektedir.

    Akut sinüzit viral ÜSYE’unu takiben meydana gelen akut bakteriyel bir enfeksiyondur.Viral ÜSYE’ları genellikle 5-7 gün süren hafif veya orta şiddette belirtilerle seyreder.Belirtiler 10 gün sonra tam olarak kaybolur veya büyük ölçüde düzelir.Belirtilerin ısrarla devam etmesi veya şiddetlenmesi çocuklarda akut sinüziti düşündürmelidir.Belirtilerin 10 günden daha fazla ve 30 günden daha az sürmesi “akut sinüzit” ,bir ay ile 2-3 ay arası süreyle devam etmesi “subakut sinüzit” ve 2-3 aydan daha uzun sürmesi “kronik sinüzit” olarak kabul edilmektedir.

    Adolesan dönemde ve erişkinlerde en sık görülen sinüzit belirtileri yüz ağrısı,baş ağrısı ve ateştir.Çocukluk döneminde görülen belirtiler genellikle belirgin değildir.Bu nedenle viral ÜSYE olan çocukların takibinde dikkatli olunmalıdır.Akut sinüzitte nazal akıntı seröz,mukoid veya pürülan olabilir,Gün boyu olabilen fakat özellikle geceleri şiddetlenen yaş veya kuru vasıflı bir öksürük vardır.
    Çocuğun nefesi kötü kokar.Baş ve yüz ağrısı nadirdir fakat hastanın öyküsünde sabahları görülen ağrılı periorbital şişliğin olduğu öğrenilebilir. Bazen sinüzite bağlı yüz ağrısı,diş ağrısı şeklindede kendini gösterebilir.Akut sinüzitli çocuklarda ateş genellikle düşüktür ve önemli bir hasta görünümleri yoktur.
    Çocuklarda nadir olmakla beraber bazen 39*C nin üstünde bir ateş,pürülan nazal akıntı,periorbital şişme ve yüz ağrısı ile seyreden şiddetli sinüzitler görülebilir. Üst ve alt dudakta şişme ile birlikte olabilen periorbital şişlik özellikle sabah uykudan uyanınca belirgin olur.

    Genellikle on yaşından küçük çocuklarda fizik muayenede sinüzit tablosunu değerlendirmek zor olabilmektedir.Muayenede,burun ve nazofarinkste mukopürülan bir akıntı saptanabilir.Burun mukozası kızarık ve farinks normaldir.Servikal lenf nodları hafif büyümüş ve hassas olabilir.Bu özelliklerde sinüziti rinitten ayırt edebilmek mümkün değildir.Periorbital şişliğin görülmesi ve paranazal sinüslerin üzerine bastırmak veya perküte etmekle ağrı olması sinüziti düşündürmelidir.Ağız hijyeni iyi olan,farejit veya burunda yabancı cisim olmayan hastalarda nefesin kötü kokması muhtemel bir sinüziti akla getirmelidir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sinüzit gelişimi için kolaylaştırıcı bir faktör olabileceği,ayrıca adenoid hipertrofisi,nazal polip,allerjik rinit,immun yetmezlik ve immotil silia sendromu gibi hastalıkların sinütizi eğilimi arttırabileceği bilinmektedir.

    Çocuklarda akut maksiller sinüzit etkenleri erişkinlerdekine benzerdir.En sık görülen etkenler sıklık sırasına göre S. pneumonia, H. Influenzae ve M. catarhalis bakterileridir.Kronik sinüzitlerde anaerop bakteriler söz konusu olabilmektedir,Sinüzite neden olan ajan patojen sinüs kavitesinden alınan örneklerden üretilebilse de bu oldukça zor ve invaziv bir yöntemdir,Boğaz kültürü çalışmalarının ise sinüzitin etkeninin saptanmasında yararlı olmadığı gösterilmiştir.

    Çocukluk yaş grubunda sık görülen sinüzitler,belirtilerin değişken ve çoğu zaman belirsiz olması,hemde birçok hekimin paranazal sinüslerin yeterince gelişmemiş olduğu şeklindeki düşünceleri nedeniyle kolaylıkla gözden kaçabilmektedir.Kronik akciğer hastalığı ve immun yetmezliği olan hastalarda hastalığın tablosu ağır seyredebilmektedir.Tedavisinde, serum fizyolojikle yıkayarak nazal hijyeni sağlamak gibi basit yöntemlerden faydalanılabildiği gibi antibiyotik tedavisi ve cerrahi işlemlere kadar değişen tedavi yöntemleri söz konusu olabilmektedir.

  • Grip nedir? Nasıl korunabiliriz?

    Grip nedir? Nasıl korunabiliriz?

    Grip Solunum yollarına yerleşen influenza A,B,C, virüslerinin neden olduğu yüksek ateş yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan kolay yayılabildiğinden, bilhassa kış mevsimin de salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalıktır.

    Benzer yakınmalarla kendini belli eden, ancak hastalığın daha hafif seyrettiği ve genellikle ayakta atlatılan nezle ve soğuk algınlığından farklı olarak grip Dünya çapında büyük salgınlara, toplu ölümlere, büyük oranda iş gücü kayıplarına yol açabilen ağır bir hastalıktır.

    Grip virüsü taşıyan hasta kişilerin, solunum yolu sekresyonlarıyla ve bunlarla bunlarla bulaşmış eşyalar vasıtası ile yayılmaktadır. Özellikle okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar. Salgınlar genellikle 5-7 hafta dolaylarında kendiliğinden sonlanmaktadır.

    16.yüzyıldan bu yana 10 dan fazla pandemi yaşanmış; 1918 pandemisi sırasında 25 milyon kişi ölmüştür.

    Hastalık bulaşmaya takiben 1-3 günde üşüme, titreme, ateş, halsizlik, kırgınlık, iştahsızlık boğaz ve baş ağrısı ,kas eklemleri ağrıları, bulantı, gözlerde yanma görülebilir.

    Yukarıda sayılan belirtiler, ortaya çıktığında öncelikle bunlar gribe mi bağlı olduğunun anlaşılabilmesi için, hastanın bir hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Bilhassa ateşin çok yüksek olduğu ve hastanın genel durumunun bozuk 3-4 günlük istirate rağmen değişmediği yada, düştükten 1-2 gün sonra tekrar yükseldiği durumlarda hekime mutlaka başvurulmalıdır.

    Grip için Antibiyotik kullanılmaz ve faydasızdır. Ancak gribe ikincil gelişen zatürre, kulak iltihabı, bademcik iltihabı gibi durumlarda antibiyotik kullanılmalıdır.

    Gripte koruyucu Antibiyotik tedavisin de yeri yoktur. Grip tedavisinde istirahat çok önemlidir. Bu hem hastalığın kısa zamanda iyileşmesini, hem de etrafına hastalığın yayılmamasını önler. Ayrıca bol sıvı alınması, ağrı kesici , ateş düşürücüler ve solunum yoku sekresyonlarının ve irritasyonunu giderici ilaçları kullanılması ile yakınmaların kontrolü mümkündür.

    Grip hastaların da sıklıkla kullanılan ilaçlar hastalığı tedavi etmek amacıyla değil hastanın yakınmalarını düzeltip, onu rahatlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Doğrudan grip virüsüne karşı etkili ilaçlarda vardır, ancak yarar zarar hesabı yapıldığında bunların her grip geçiren kişiye uygulanması yerine, gribe bağlı komplikasyonların görülme ihtimali fazla olan risk grubu hastalara verilmesi daha doğrudur.

    Gribin en korkulan komplikasyonu hastalığa ikincil olarak zatürre gelişmesidir.

    Gripten korunmak için düzenli yaşamak, uyku ve dengeli beslenmemizi ihmal etmemek ve aşı olmaktır.

    Grip aşısı her yıl sonbahar aylarında piyasaya çıkarılmakta ve formülü her yıl yenilenmektedir. Aşı bir önceki yılın en çok salgın yapan üç virüs suşunu içerir.Grip aşısı grip olmayı önlemesi bile hastalıktan dolayı, hastaneye yatışı zatürre ve ölüm gibi komplikasyonların sıklığını azaltır. Yumurta 6 aydan küçük çocuklara grip aşısı uygulanmamalıdır.

    Yumurta alerjisi olanlara aşı uygulanmamalıdır.

    Aşıya takiben 2-8 haftada yeterli korunma gelişmektedir.

  • Boğaz ağrısı olan çocuğa yaklaşım

    Boğaz ağrısı olan çocuğa yaklaşım

    Boğaz ağrısı, farenks(yutak borusu) ve onu çevreleyen dokularda ağrının olmasıdır.Boğaz ağrısı her zaman farenksi tutan bir klinik tablo olmayıp sistemik bir hastalığında belirtisi olabilir.Ailenin boğaz ağrısını önemsemesi ve hekimin hastayı dikkatlice incelemesi gerekir.


    Boğaz ağrısına yol açan nedenler 4 grup altında incelenebilir.

    Yaşamı tehdit eden boğaz ağrısı nedenleri

    Epiglotit(Solunum yolu başlangıçındaki kıkırdağın enfeksiyonu)
    Retrofarenjeyal apse(Farenks arka duvarında apse)
    Peritonsiller apse(Bademcikler etrafında apse)
    Enfeksiyöz Mononükleoz (EBV)(Öpücük hastalığı)
    Difteri (Kuş plazı)

    Sıklıkla boğaz ağrısına neden olan klinik tablolar


    Viral farenjit
    Streptokok farenjiti
    Enfeksiyoz mononükleoz

    Nadiren boğaz ağrısına yol açan klinik tablolar


    Difteri
    Gonore
    Farenksteki yabancı cisim (Örneğin balık kılçığı batması)
    Herpetik stomatit
    İrritatif farenjit

    Sistemik hastalıkların seyrinde de boğaz ağrısı görülebilir ve genellikle boğaz ağrısı başlangıç bulgusunu teşkil eder.

    Kawasaki hastalığı
    Behçet sendromu bu duruma örnek gösterilebilir.

    Yansıyan ağrılar çoğu zaman boğaz ağrısı olarak yorumlanabilir.Diş ve kulak ağrıları yansıyan ağrıların en önemlileridir. Psikojenik nedenler Bunun dışında hiçbir nedene bağlı olmayan ve psikolojik nedenlere bağlı boğaz ağrılarıda olabilir.Bağışıklık sistemi bozulmuş çocuklarda özellikle mantar enfeksiyonları (örneğin kandida) sonucu gelişen boğaz ağrıları gelişebilir.

    Yukarda belirttiğim birbirinden farklı bütün bu tablolar boğaz ağrısına neden olabilir.Bunun dışında nadir görülen bazı hastalıklarında ilk bulgu olarak boğaz ağrısı şikayetinin olduğu hatırlanmalıdır.

    Boğaz ağrısını değerlendirirken hastanın öyküsü dikkatle incelenmelidir.Öyküdeki bazı parametreler önemle değerlendirilmelidir.

    Boğaz ağrısını değerlendirirken bazı ipuçlarını gözden geçirmek gerekir . Örneğin hastada boğaz ağrısı ve solunum sıkıntısı mevcutsa… Epiglotit,retrofarenjeyal,apse,peritonsiller apse, enfeksiyöz mononükleoz ve nadiren difteri düşünülmelidir.

    Ani başlangıç varsa farenjit veya epiglotit akla gelmelidir.

    Halsizliğin olduğu hastalarda ise enfeksiyöz mononükleoz düşünülebilir.Hastada zorlu nefes alma ,salya akması veya solunum sıkıntısı varsa solunum yollarınında tıkanıklık olduğunun gösterirki ilk akla gelecek tanı retrofarenjeyal apse veya epiglotitdir.

    Tonsiller ve ağız mukozasında veziküllerin bulunuşu herpetik stomatit ve Behçet sendromu düşündürebilir.

    Ateşli bir hastada ağız mukozasındaki kızarıklık kawasaki hastalığının Tonsil asimetrisi peritonsiller sellülit veya apseyi Lenf bezleri ile birlikte tonsil üzerindeki kalın membran difteri Servikal lenf bezleri dışında, yaygın lenf bezi büyümesi ve hepatosplenomegali EBV virus enfeksiyonunu Ateş ,eksudatif farenjit,damakta peteşi ve servikal lenf bezlerinde büyüme streptokoksik farenjiti düşündürmelidir.

    Boğaz ağrısı yapan diğer nedenler örneğin boğazda yabancı cisim,irritatif boğaz ağrısı ve psikojenik boğaz ağrısında fizik muayene bulgularında kayda değer bir özellik mevcut değildir.

    Yukarda belirttiğim gibi boğaz ağrısının nedeni basit bir klinik tablodan komplike bir klinik tabloya kadar değişebilmektedir.Boğaz ağrısı şikayetinin önemli olduğu düşünülmeli ve hasta dikkatlice incelenmelidir.

    Tanıda labratuvar incelemeleri yardımcı olmaktadır.
    *Boğaz ağrısı olan bir hastada öncelikli olarak Strep test ve boğaz kültürü yapılmalıdır.
    *Viral farenjit düşünülen vakalarda gerekirse viral inceleme yapılabilir.
    *Hastada EBV enfeksiyonu düşünülüyorsa
    Paul –Bunnel,EBV serolojisi
    EBV avidite test istenmelidir.
    *Radyolojik incelemeler sınırlı sayıda hastada başvurulan bir yöntemdir.
    Retroforengeal apse vakalarında
    *Yumuşak dokunun radyolojik incelemesi ve gereken
    vakalarda CT yapılması önerilmektedir.

    Boğaz ağrısında tedavi sebebe göre medikal veya gereken vakalarda cerrahi tedavi şeklinde planlanabilir.
    Sonuçta boğaz ağrısı ailenin ve hekimin dikkatle izlemesi gereken ve bazen çok ciddi hastalıklara yol açabilen önemli bir klinik tablodur.

  • Çocuklarda ateş ve tedavisi

    Çocuklarda ateş ve tedavisi

    Çocuk hekimlerine en sık başvuru nedenini ateş oluşturmaktadır. Çocuk muayeneleri ve acil servis başvurularının %10 ile %20 sinde esas yakınma nedeni ateştir.

    Vücut ısısında yükselme olarak tanımlanan ateş beyinde(hipotalamus)ki bir bölge tarafından kontrol edilmektedir.Vücut ısısı gün içerisinde değişim gösterirsede, hipotalamus vücut ısısını oldukça dar bir aralıkta tutmaya çalışmaktadır.Karaciğer ve kaslarda oluşan ısının düzenlenmesi yine aynı bölge tarafından kontrol edilmekte ve vücuttan ısı kaybını sağlayan deri ve akciğerler aynı mekanizma ile düzenlenmektedir.

    Vücut ısısında yükselme olarak tanımlanan ateş 3 değişik mekanizma ile ortaya çıkmaktadır.Enfeksiyon,malignensi ve kollagen vasküler hastalıklarda santral sinir sistemindeki hipotalamik bölgedeki ateş merkezinde ısı yükselmesi olmaktadır.Bu tip ateşlerde ateş düşürücüler ve çevre ısısının düzeltilmesi ile ateş düşürülebilmektedir.İkinci tip ateşte örneğin salisilat zehirlenmesi,hipertroidizm ve çevre ısısının arttığı durumlarda ısı kaybından fazla ısı oluşması söz konuşudur .Üçüncü tip ateş’de ısı kaybında sorun vardır. Bu duruma örnek olarak sıçak çarpması,bazı deri hastalıkları ve zehirlenmeler verilebilir.Ateş düşürücüler ikinci ve üçüncü tip ateşlerde etkili değildir.

    Ateşin ortaya çıkması oldukça karışık bir mekanizma ile oluşmaktadır.Eksojen pirojenler (Bakteri,virüs,mantar enfeksiyonları ve bazı ilaçlar)fagositik hücreleri uyarmakta ve endojen pirojenlerin salınımına yol açmaktadır.Bu maddeler prostaglandin E2 uyarmakta ve prostaglandin E2’nin hipotalamusu uyarması sonucunda ateş ortaya çıkmaktadır. Özette ateş oluşum mekanizması son derecede karışık bir sistemdir.Burada kısaltılarak verilmeye çalışılmıştır ve bazı ayrıntılar atlanmıştır.

    Yukarıda oluşumun özetlemeye çalıştığım ateş klinikte bazı belirtilerle ortaya çıkmaktadır.Vücut ısısı yükselince başlıca dört evreden bahsedilebilir

    1.Evre-Prodromal dönem
    Hasta kendini iyi hissetmez. Vücut ısısı normaldir.

    2.Evre-Titreme dönemi
    Hasta üşür ve kendini soğuk hisseder vücut ısısı yüksektir.

    3.Evre-Kızarma dönemi
    Hasta kendini daha iyi hisseder ,deri sıcak ve kurudur.

    4.Evre-Terleme dönemi
    Bu evrede ise deri ıslak olup,vücut ısısı düşmeye başlamıştır.

    Ateşin tanımı oldukça zordur.Vücudun çeşitli bölgelerinde ölçülen değerler farklı olduğu gibi,gün içindeki değerlerde de farklılıklar vardır.
    Rektal(Anus) 38 ° C

    Ağız 37,5 ° C

    Koltuk Altı 37,2 ° C

    Kulak 38 ° C

    Çocuklardaki ateşin başlıca nedeni enfeksiyonlardır.

    Viral ve bakteriyel enfeksiyonlar

    Üst solunum yolu enfeksiyonları

    Mide-bağırsak enfeksiyonları

    Kulak enfeksiyonu

    Krup,bronşiolit ve diğer alt solunum yolu enfeksiyonları

    İdrar yolu enfeksiyonları başlıca ateş nedenlerini oluşturmaktadır.

    Enfeksiyonların dışında aşı uygulamalarından sonrada ateş görülebilir.Aşılama sonrası gelişen ateş oluşumu ve görülme zamanı aşının tipine göre değişmektedir.

    Fazla giydirilen çocuklarda da ateş yüksek bulunabilir. Çocuğun giysilerinin hafifletilmesi ile ateşin düştüğü görülür.Diş çıkarma döneminde görülen ateş tartışılan bir konudur Genellikle diş çıkarmaya bağlı ateş yüksek bir ateş olmayıp kendiliğinden düzelmektedir.

    Ateşli çocuğun tedavisi konusunda tartışmalar mevcuttur.Ateşin bir savunma mekanizması olduğu görüşü yanısıra ateş tedavisinin önemli olduğunu vurgulayan çalışmalarda vardır. Ateşli çocuklar genellikle başlangıçta aileler tarafından önemsenmez ve evde tedavi edilmek istenirse de ateşli çocuğun değerlendirilmesi ve bu değerlendirmenin hekim tarafından yapılması son derece önemlidir.

    -Eğer bebek üç aydan küçük ve ateşi 38° C ise

    -Üç aydan büyük bir çocukta ateş 38° C veya daha yüksek ve çocuğun görünümü iyi değilse

    -Üç ay-otuz altı ay arasındaki bebek çocuklarda ateş 38,9° C ve üstünde ise

    -Herhangi bir yaştaki çocukta ateş 40° C ve üzeri ise

    -Çocuğun öyküsüne ateşli havale mevcutsa

    -Ateşle birlikte döküntüleri mevcutsa

    -Çocukta kronik hastalıklar örneğin;kalp hastalığı,kanser,lupus ve orak hücreli anemi tanısı ile takip ediliyorsa bu durumda çocuğun mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Ateşli çocukta yapılacak öncelikle yaklaşım ateşin düşürülmesidr.Bu durumda;

    -Çocuğun giysileri çıkarınız veya azaltınız

    -Çocuğun bulunduğu odayı serinletiniz

    -Sıvı almasını artırınız

    -Ilık suyla banyo yapmasını sağlayınız.

    Oda ısısının 22-23 °C ve banyo su ısısının 29.4 °C ve 32.2° C arasında olmasına dikkat ediniz.Ateş yukarda belirttiğim işlemlerde düzelmez ve ateş yükselmeye devam ederse bu durumda Dr ile görüşünüz ve ateş düşürücülere başlayınız.Çocuğunuzun dinlenmesini sağlayınız.

    Ateş düşürücüler(antipiretik)ajanlar ne şekilde etki etmektedir yan etkileri söz konusumudur ve veriliş yolları
    (Tablo 1ve Tablo 2) de özetlenmiştir.

    Tablo1:Ateş düşürücü ajanların etkileri.
    Ateş düşürücü Ağrı kesici Ödem çözücü
    etki etki etki
    (Antipretik) (Analgezik) (Antinflamatuvar)
    üüSalisilatlar : ++ + +

    Parasetomol : + + sınırlı

    İbuprofen : ++ + +

    Ketoprofen : + + +

    Nimesulid : ++ + +

    Tablo2:Ateş düşürücü ajanların toksik etki,yan etki ve veriliş yolları.

    Toksik etki Yan etki Veriliş Yolu

    Salisilatlar : Reye sendromu Mide-barsak kanama Tablet

    Parasetomol : Karaciğer ve böbrek _ Şurup
    Tablet

    İbuprofen : Akut böbrek yetmezliği Az Şurup
    Tablet

    Ketoprofen : Akut böbrek yetmezliği ? veya az Şurup
    Tablet

    Nimesulid : Akut karaciğer ve + Şurup
    böbrek yetmezliği Tablet

    *Aspirin 18 yaşından küçük çocuklarda verilmesi;nadir ve ciddi bir komplikasyon olan Reye sendromu nedeniyle önerilmemektedir.

    *Ülkemizde çocuklarda Nimesulid kullanımına 2002 yılından sonra kısıtlama getirilmiştir.

    Çocuklarda ateşin düşürülmesi son derece önemlidir.Ailelerin ateş düşürme konusunda eğitilmelidir. Ateş bir savunma mekanizması olmakla beraber ateşin oluşturduğu yan etkiler önemlidir.

    Ateşin oluşturduğu en önemli yan etki febril konvülziyon diye adlandırdığımız ateşli havalenin oluşumudur.Febril konvülziyon vücut ısısının artması ile ortaya çıkar. Çocuklarda görülme sıklığı %2 ile %5 arasında değişmektedir. En sık görülme aralığı 6 ay -5 yaş olup 18.ayda pik yapmaktadır.Basit,Komplike Epileptik formda febril konvülziyonlar görülebilir.Önemle üzerinde durulması gereken bir nokta febril konvülziyon ile epileptik nöbetlerin karıştırılmamasıdır.

    Febril konvülziyonlu çocuklarda ateş nedenini saptamak ve tedaviyi planlamak esastır. 6ay-5 yaş arasındaki hastaların öykülerinde bir veya birden fazla febril konvülziyon öyküsü mevcut olsa bile,tedavide antikonvülzan ilaçların önerilmesi söz konusu değildir.

    Ateşli çocukta ateşin düşürülmesi son derece önemlidir.Yukarıda belirttiğim ateşin düşürülmesi metodların yanı sıra ateş düşürücüler de bu amaçla kullanılmaktadır.Ateş düşürücü ilaçlar arasında en çok kullanılan parasetamol ve ibuprofendir. Ancak bir çok hastada bu ilaçların tek başlarına kullanılmalarının yeterli olmadığı görülmektedir. Bu durumda ardışık antipiretik tedavi gündeme gelmektedir. Ardışık antipiretik tedavisi konusunda bazı tereddütler olduğu şüphesizdir.Sonuçta oldukça karışık bir mekanizma ile ortaya çıkan ateşte ateşin düşürülmesi ve ateş nedeninin saptanması için hekime müracaatın en doğru yaklaşım olduğu unutulmamalıdır.

  • Epstein – barr virüsü ve neden olduğu klinik tablolar

    Epstein – barr virüsü ve neden olduğu klinik tablolar

    Epstein-Barr virüsü (EBV) (Human Herpes virüs-4) bir DNA virüsüdür.EBV enfeksiyonunun neden olduğu klinik tablolar enfeksiyon hastalığından malignensilere kadar değişmektedir.EBV enfeksiyonları enfeksiyöz mononükleoz gibi kendini sınırlayan benign bir hastalıktan Burkitt ve Hodgkin lenfoma veya nasofarenks kanseri gibi malign tablolara yol açabilmektedir.

    EBV virüsü malignitelerle birlikte seyreden ilk insan tümör virüsüdür.Bu virüsün özellikleri aşağıda belirtilmiştir.

    1.Bu virüsü periferik ve boğaz çalkantı suyundan üretmek mümkündür.

    2.EBV virüsünün farklı tiplerin olduğu vurgulanmaktadır.

    3.Diğer herpes virüslerinde olduğu gibi EBV birincil enfeksiyondan sonra vücutta yaşam boyu latent bir virüs olarak kalmaktadır.

    Latent virüs orofarenksteki epitel hücrelerinde taşınmakta ve akut dönemde B lenfositlerini enfekte ederek sistemik dolanıma karışmaktadır.

    Akut EBV enfeksiyonu geçirildikten sonra virüsü taşıma süresinin nekadar olduğu tam olarak bilinmemektedir.İmmunitesi baskılanmış hastalarda virusu taşıma oranı % 50-60 iken, normal kimselerde bu oran % 15-20 dir.

    -İmmun sistemi baskılanmış hastalarda olay ne şekilde gelişmektedir?

    Normal kişilerde primer enfeksiyondan sonra EBV u enfekte B lenfositlerinde latent olarak kalmaktadır.Bu enfekte hücreler koruyucu antikorlar ve bağışıklık sistemiyle kontrol altında tutulurlar.

    İmmun yanıtın bir veya birden fazla elementinde fonksiyonel bozukluk gelişirse EBV ile enfekte hücre havuzu büyür ve aktivite edilen B lenfositleri lenfoma hücrelerine değişebilir.EBV patogeneninde enteresan olan bir değer durumunda seksüel geçişle enfekte olan serviksteki epitel hücrelerinde ise enfeksiyonun sınırlamakta ne enfeksiyoz mononükleoz tablosu gelişmekte, ne de lokal bulgular görülmektedir.Farklı klinik tabloların ortaya çıkışı henüz açıklanamamaktadır.

    Malign EBV virusunun yol açtığı başlıca klinik tablolar ;

    -Nasofarenks Kanseri
    -Burkitt Lenfoma
    -Hodgkin Hastalığı
    -Lenfoproliferatif Hastalıklar
    -Leomyosarkom (Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda) olarak tanımlanabilir.

    -NASOFARENKS KANSERİ

    Güney Çin deki erkeklerde en sık rastlanılan malign tümör olan nasofarenks kanseri , Kuzey Afrika ve Kuzey Amerikadaki erkeklerde de sık görülmektedir.Hastalarda servikal lenfodenopatii östaki kanalda tıkanıklık, burun tıkanıklığı ve burun kanaması görülmektedir.CT. ve MRI boyundaki kitleyi ayırt etmekte yardımcı olmakta, tanı biyopsi ile konmaktadır.
    Lokal olan vakaların seyri iyi olmaktadır.

    -BURKİT LENFOMA

    Sıklıkla çenede yer almakta, Yeni Gine ve Doğu Afrikadaki en sık görülen çocukluk dönemi kanseri olup ortalama başlama yaşı 5 dir.

    Her iki kanser tipinde de EBV ile karşılaşma erken yaşlarda olmaktadır.Her iki hasta grubundan EBV karşı antikorların yüksek bulunuşu bu tabloda enfeksiyon nedenin söz konusu olduğunu düşündürmüştür.Bu hastalarda antikorların devamlı bulunması enfeksiyonun aktif olarak devam ettiğini göstermektedir.

    Bu tablonun gelişiminde EBV virüsünün yanı sıra genetik ve çevresel faktörlerde etkili olabilmektedir.

    -HODGKİN

    Hodgkin hastalığı gelişmekte olan ülkelerde çocukluk döneminde pik yapmakta ve EBV antikor düzeyi vakaların büyük bir kısmında yüksek bulunmaktadır.

    Sonuç olarak EBV virüsünün enfeksiyon mononukleoz gibi kendisini sınırlayan bir hastalıktan Burkitt lenfoma ve diğer malignensilerte neden olduğu kadar genişleyen tablosunda halen birçok bilinmeyenin olduğu , virolojik ve genetik çalışmalarla bu konunun açıklığa kavuşacağı ümit edilmektedir.