Etiket: Hasta

  • KÜRTAJ

    KÜRTAJ

    Yasal Tahliye istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması için yasalarımıza göre 10. gebelik haftasına

    kadar yapılan bir işlemdir. Gebelik haftası sadece son adet tarihi değil ultrasonlada mutlaka teyit

    edilmelidir. İşlem öncesi 18 yaşını geçmiş ve bekar hastada kendi rızası, evli olanlarda eş onayı

    gerekir. 18 yaş altında ebebeyn rızası (imzalı onayı) şarttır.

    Gebelik teyidinde ultrasonun yeri çok önemli, işlem öncesi kese görülmesi ve dış gebelik olmadığı

    kesinleştirilmesi daha sonraki çıkacak sorunları başta önler. Yani kese görülmeden kürtaj

    olunmamalıdır.

    Ağrısız ve Vakumla Kürtaj için hasta aç gelmeli genellikle genel anestezi tercih edilsede nadir

    hastada (daha önce normal doğumuda varsa) lokal anestezi uygulanabilir.

    Tüm aletler ve ortamı steril hazırlamak şarttır. Tecrübeli kadın dogum uzmanlarınca yapılan

    vakumla kürtaj güvenilirdir. İşlem genellikle 5 – 10 dakikayı geçmesede hastaların anesteziden

    uyanıp masadan kalkması 20 – 30 dakikayı bulur. Dinlendikten sonra istediğini yer, içer ve günlük

    işlerine devam edebilir. Kürtaj işleminden sonra hasta uyanmadan yapılan ultrasonografiylede

    sorunsuz kürtaj oldugunu teyit edilmektedir.

    Kürtaj Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Doktorunuzun yazacağı antibiyotik ve ağrı kesiciyi mutlaka kullanınız.

    Kan uyuşmazlığı dediğimiz anne negatif, baba ise pozitif kan grubu olduğunda kan uyuşmazlığı

    iğnesi olarak bilinen iğneyi 72 saat içinde yaptırmalısınız.

    1 – 2 hafta içinde kontrole gitmeyi ihmal etmeyiniz.

    Kanama hastadan hastaya değişkenlik göstersede 7 – 10 günü genelde geçmez, bazen birkaç

    gün olmayıp arkasından adet kanamasını geçmeyen ağrılı bir kanama eşlik eder .

    Kanama çok açık renk, adetten aşırı ve halsizlikle beraberse doktorunuza hemen gidiniz.

    1 hafta cinsel ilişki, havuz, deniz yasağına uymalısınız.

    Kürtaj Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler steril ve vakumla yapılan dikkatli kürtaj ve ultrason

    kontrolleri ile minimuma inmiştir. Bu sorunların neler olabileceğini sıralarsak enfeksiyon, aşırı

    kanama, parça kalması, rahim delinmesi, rahimde yapışıklıklar olabilir.

    Tıbbi Tahliye adıylada bilinen kürtaj yapılması gerekli durumlar; ölü bebek, düşükten sonra parça

    kalması, annenin sağlığını tehdit eden ciddi hastalıklar yada bebeğin yaşamla bağdaşmayan

    sakatlık durumu sayılabilir. Bu durumlarda 10 haftanın üzerinde bir gebelik varsa heyet kararı

    dediğimiz üç hekim imzalı rapor gereklidir.

    Diğer Kürtaj Nedenleri ise anormal uterin kanama dediğimiz özellikle 35 yaş üzerinde düzensiz,

    sık ve fazla olan kanamalarda ayrıca menapoz sonrası dönemdeki kanamalarda yapılan tanı

    koymak amacıyla mutlaka patolojiye gönderilen kürtajlardır.

  • Kısırlık

    Kısırlık

    Infertilite(kısırlık) Tedavisi

    Klişe tanımı 1(bir) yıllık düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olamamaktır,düzenli ilişkiden kasıt

    haftada 2 defa veyahut düzenli adet gören kadınlarda adet dönemi başlangıcının 12-14 ve 16.

    günleridir ,başta da söylediğim gibi bu klişe bir tanımdır ve bazı hastalar da bu 1 yılın beklenmesi

    vakit kaybı olabilir, özellikle 35 yaş üstü çiftlerde,kronik hastalık (diyabet ,karaciğer , böbrek , tiroid

    hastalıkları) tanısı olan çiftler,kadınlarda daha önceden geçirilmiş pelvik (rahim-Yumurtalık)

    cerrahisi,bilinen kadın hastalığı (endometriozis(çikolatan kıstı) , polikistik over sendromu , adet

    düzensizliği vs) erkeklerde çocukken geçirilmiş kabakulak , inmemiş testis ameliyatları , inguinal

    herni (kasık fıtığı) ameliyatları ve tanısı konmuş testis tm ( kanseri ) hastalarda 1 yıl beklemek

    gerkememektedir.

    İnfertil olduğu düşünülen çiftlere 1. Basamak değerlendirme yapılmalıdır, basitçe kadınlarda

    Yumurtalık rezervi (havuzunun) değerlendirilmesi ; usg ve 3. Gün hormon tetkikleri, ovulasyonun

    (yumurtlamanın) olup olmadıgının değerlendirilmesi ; 21. Gün hormon tetkiki veya ovulasyon

    kitleri , pelvik değerlendirme ; usg ,sis , hsg (rahim filmi ) erkeklerde ise spermiogram tetkiki ile

    spermde mevcut olan herhangi bir bozukluğun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir . Tüm

    bu tetkikler sonrası bulunabilirse sebebe yönelik tedavi başlanır , ama maalesef ki çocuk sahibi

    olamayan 5 çiftten 1 inde herhangi bir sebep bulunamaz , bu gibi durumlarda ise hasta ile birlikte

    konuşularak basamaklı tedaviye geçilir , basamaklı tedavi ise sırasıyla folikül takibi (yumurtlatma

    tedavisi) ıuı (aşılama) ve son basamak olan tüp bebek tedavisidir.

  • Ameliyatsız estetik

    Botoks, sinirlerden kaslara giden iletiyi geçici olarak durdurarak etki göstermektedir. Böylece enjekte edildiği bölgedeki kasların hareketleri engellenerek bu kasların hareketleri sonucu oluşan kırışıklıkları ortadan kaldırır.

    1990′lı yılların başından itibaren yüzdeki kırışıklıkların giderilmesi amacıyla dünyada yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Özellikle alındaki çizgiler ve göz kenarındaki kaz ayağı tabir edilen çizgilerin giderilmesinde çok başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Bu bölgelerdeki kırışıklık çizgilerinin yüz gençleştirme ameliyatlarıyla düzeltilmesinin çok güç olması estetik cerrahideki önemini daha da arttırmaktadır. Yüz germe ameliyatı yapılan pek çok kişiye daha iyi bir sonuç elde etmek için beraberinde uygulamalar gerekmektedir. Kaş kenarlarını yukarı kaldıran bir etki yapması ve kaş düşüklüğü olan kişilerde bu problemin düzeltilmesini de sağlaması bir diğer avantajıdır.

    Kırışıklıkları düzeltmek amacıyla uygulanması, yüzdeki belli noktalara çok ince uçlu bir iğne ile enjeksiyon yapılması şeklindedir. İşlem yaklaşık 5 dakika sürer ve sadece ince bir iğnenin batmaları şeklinde hissedilen çok kolay tolere edilen bir işlemdir. Uygulamanın etkileri 2 ila 3 gün sonra ortaya çıkar ve 4 ila 6 ay boyunca devam eder. İlk uygulamada 4 ay kadar kalıcı olan etkileri bir kaç uygulamadan sonra 8 aya kadar uzayabilmektedir. Uygulama sırasında önemli bir şişlik ve kızarma oluşmaz ve kişi hemen günlük aktivitelerine dönebilir.

    Enjeksiyonlar yüzün üst bölgesinde özellikle alın çizgilerinin, kaş çatma çizgilerinin, ve göz kenarındaki çizgilerin (kaz ayağı) düzeltilmesinde çok etkili olmaktadır. Ayrıca yüzün üst bölgelerine uygulandığında kaşları kaldıran bir etki de oluşmaktadır. Yüzün alt bölgesinde ise dudak üzerindeki çizgilere ve boyundaki dikine bantlara uygulanabilmektedir. Ancak bu bölgelerde yüzün üst bölümlerindeki kadar etkili sonuçlar oluşmadığından uygulaması daha kısıtlı kalmaktadır. Aşırı terleme tedavisi içinde kullanılmaktadır. Uygulanan hastalarda baş ağrısı ve migrene de iyi geldiği tesadüf olarak tespit edilmiştir.

    uygulama kalıcılığı çok uzun olmayan ve kalıcılığı için tekrar edilmesi gereken bir yöntem olmakla birlikte ameliyatsız, kolay ve ucuz bir tedavi olması nedeniyle günümüz estetik cerrahisinde çok tercih edilmekte ve uygulanmaktadır. dünyada milyonlarca kişiye uygulanmış ve hiçbir ciddi komplikasyonla karşılaşılmamıştır. Yanlış uygulamalarda oluşabilecek komplikasyonlarda birkaç ay içinde geri döneceğinden pek önemli kabul edilmeyebilir. Ancak deneyimli bir hekim tarafından uygulanması hem bu komplikasyonların oluşmaması hem de daha etkin sonuçlar alınması bakımından önemlidir.

    KAŞ KALDIRMA (browlift) OPERASYONU NEDİR?

    Kaşların yapısı cinsiyete göre farklılık gösterir. Bayanlarda daha kavisli iken erkeklerde daha düz görünümlüdür. Kaşlar, gözler ve burun ile belirli oranlar ve açılar doğrultusunda bir ahenk içerisindedir.Gerek yapısal olarak, gerekse yaşlanmaya bağlı olsun düşük görünümlü kaşlar kişiye mutsuz ve yorgun bir görüntü verir. Kaşların normal şekline ve açılarına getirilmesi dinamik bir görüntü kazandırırken gözleri vurgulayarak bakışların da daha canlı ve etkileyici olmasına neden olur.

    KAŞ KALDIRMA OPERASYONU NASIL YAPILIR?

    Klasik alın germe ameliyatlarında olduğu gibi saçlı deriden yapılan ama daha küçük bir kesi yapılarak uygulanabildiği gibi, tam kaş üzerinden veya üst göz kapağından girilerek yapılabilir. Kaş kaldırma operasyonlarının kalıcılığı, iz kalıp kalmayacağı, istenilen kaş şeklinin elde edilme başarısı, lokal veya genel anestezi altında olması uygulanacak tekniğe göre değişir. Teknik seçimi ise hastanın ihtiyaçları, beklentileri, beraberinde başka operasyon uygulanıp uygulanmayacağına (göz kapağı estetiği,yüz germe, alın germe vb.) ve cerrahın bu tekniklerdeki tecrübesine göre belirlenir. Göz kapağı ve kaş üzerinden girilerek yapılan kaş kaldırma operasyonlarında klasik tekniklerle kıyasla neredeyse hiç iz kalmaz ama kalıcılık süresi nispeten daha azdır.

    İPLERLE KAŞ KALDIRILABİLİR Mİ?

    Evet iplerle kaşlar asılabilir ayrıca; bu askılama teknikleri iz bırakmayan ve 20-30 dakikalık lokal anestezi altında yapılabilen işlemlerdir.

    Dolgu Maddeleri Uygulaması

    Hyalüronik Asit Türevleri:

    Hyaluronik asit tüm yaşayan organizmalarda bulunan bir pollisakkarittir. Derinin dermis tabakası, dokuyu destekleyen kollajen lif kümeleri ile su tutan ve hacim yaratan hyaluronik asit molekülleri içermektedir.

    Hyaluronik asit ciltteki kırışıklıkların düzeltilmesi amacıyla enjeksiyon formunda üretilmiş (Restylene, Hylaform v.s.) olup bugüne kadar dünyada 30 milyondan fazla insanda kullanılmıştır. Hayvansal madde ve toksin içermediği için diğer canlılardan hastalık bulaştırma riski yoktur ve alerjik reaksiyon oluşturmamaktadır. Test ihtiyacı olmadığı için hasta hemen tedavi edilebilir.

    Hyaluronik asit enjeksiyonları çok ince uçlu bir iğne ile cildin içine dermis tabakasına yapılmaktadır. Özellikle ince kırışıklıkların düzeltilmesi amacıyla ve dudak dolgunlaştırma amacıyla kullanılmaktadır. Dudak üzerindeki ince çizgiler burun kenarlarından ağız kenarına uzanan çizgi (nasolabial kıvrım) ağız kenarındaki çizgiler, alındaki kaş çatma çizgileri en çok uygulanan ve en yararlı sonuçların alındığı bölgelerdir.

    Hyaluronik asit enjeksiyonları kısa süren ve ofiste yapılan işlemler olup uygulaması hasta açısından çok kolaydır. İşlemden sonra önemli bir şişlik ve kızarıklılık oluşmaz ve hasta hemen günlük aktivitelerine dönebilir. Hyaluronik asit zaman içerisinde vücut tarafından emilerek yavaş yavaş küçülür. Ancak etkinliği ortalama 6 ay olmak üzere 1 yıla kadar uzatmaktadır. Etkinliği azaldıktan veya kaybolduktan sonra tekrar uygulamalar yapılabilir.

    Kalsiyum Hidroksiapatit:

    Kalsiyum hidroksiapatit (CaHA) plastik cerrahide uzun yıllardır uygulanan ve herhangi bir yan etkisi olmadığı ispatlanmış bir maddedir. Bu madde jel formunda dolgu maddesi şeklinde iki yıldan beri estetik cerrahide kullanılmaya başlanmıştır. Kalıcılığı hyaluronik asite göre çok daha uzun olup 6-7 yıl kadar sürmektedir. Özellikle dudak dolgunlaştırma ve derin çizgilerin doldurulması amacıyla kullanıldığında çok olumlu sonuçlar vermektedir. Ayrıca çene ucu ve elmacık kemiği çıkıntısını arttırmak amacıylada uygulanabilmektedir.

    Kalsiyum hidroksiapatit enjeksiyonları da hasta için kolay, ağrısız ve kısa süren işlemlerdir. İşlemden hemen sonra kişi normal hayatına devam edebilmektedir.

    Yağ Enjeksiyonu

    Yağ enjeksiyonu veya “mikro lipoinjeksiyon” olarak bilinen bu işlemde hastanın karın, uyluk, kalça ve diğer yağ içeren vücut bölgelerinden iğne ile yağ alınır. Özel işlemlerden geçirildikten sonra yüz derisi altına enjekte edilir. Yağ en sık olarak çökük yanakların, ağız ve burun arasındaki gülme çizgilerinin doldurulması, derideki çökme ve düzensizliklerin giderilmesi, alın çizgilerinin silinmesi ve dudakların dolgunlaştırılması ya da vücuttaki kontur düzensizliklerinin giderilmesi amacı ile uygulanır.

    Hem donör (verici) hem de alıcı sahaların temizlenip hazırlanmasından sonra lokal anestezi veya alınacak miktara bağlı olarak genel anestezi altında negatif basınçlı bir enjektör yardımı ile yağ belirtilen bölgelerden çekilir. Alınan yağ yine enjektör içinde serbest süzülmeye bırakılarak serum ve yağ hücrelerinin ayrılması için beklenir. Ardından bekletme enjektörünün içinden sadece yağ hücrelerinin bulunduğu orta bölümden yağ hücreleri transferin yapılacağı enjektöre alınarak alıcı sahaya enjekte edilir. Transfer edilecek miktarın kontrolunu kesin olarak belirleyebilmek için, transfer enjektörleri 1cc’lik enjektörler olmalıdır. Transferin rahat yapılabilmesi ve transfer ederken yağ hücrelerinin hasar görmemesi için kullanılacak iğne uçları 14- 16 gauge boyutunda olmalıdır. İnjeksiyon yerinin üzerine bazen ince bir bant yapıştırılır. Tedaviden sonra yağın %50’sinin 6 ay içinde erimesini dikkate alarak gerekenden daha fazla miktarda yağ verilir. Fakat bu miktarın aşırıya kaçmamasına dikkat etmak gerekir. Yağın transferi sırasında dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da; yağın alıcı sahada yaşama ihtimalini arttırmak için derialtı dokusu, yağ dokusu ve kas dokusu gibi değişik katmanların içine verilmesi gerekliliğidir. Yüz çizgileri dışında çökük yanakların doldurulması, alın çöküklüğünün giderilmesi, çene ucunun dolgunluğunun arttırılması gibi bir amaçla kullanıldığında yağ enjeksiyonu sonrası yüzde geçici olarak şişlik ve bölgesel kabarıklıkların gözlenmesi doğaldır.

    Geniş bölgelerde işlem yapılan hastaların kısa bir süre istirahat etmeleri uygun olacaktır. Ancak çoğu hasta tedaviden hemen sonra normal günlük aktivitelerine dönmektedir. Hem alıcı hem de donör sahada bir miktar şişme veya kızarıklık beklenebilir.

    Bu şikayetlerin derecesi tedavi edilen yere ve büyüklüğüne göre değişir. Enjeksiyon yerlerindeki kızarıklık veya morluklar düzelene kadar yaklaşık bir hafta güneş ışınlarından korunulmalıdır. Bu sürede güneş koruyucu kremler veya fondöten kullanımı yardımcı olabilir.

    Yağ enjeksiyonu ile elde edilen sonuçların devamlılığı hastadan hastaya değişmektedir. Bazı hastalarda bu süre bir yıl veya daha uzun süre de olsa hastaların çoğunluğunda ilk haftada sağlanan dolgunluğun hemen hemen yarısı altı aylık bir sürenin sonunda kaybolmaktadır. Zira ilk haftalardaki dolgunluk şişmeye bağlıdır. Üç aydan sonra ne kadar dokunun orada beslenip kaldığı az çok belli olur. Yeni enjeksiyonlar 3,6,12 ay sonra tekrarlanıp sonuç daha iyi duruma getirilebilir. Uygulama ilk yıl 2-3 kez yapılmasına karşın sonraki yıllarda yılda bir kez yeterli olabilir. Çizgilerin çok derinleşmesinden önce takviyeler şeklinde uygulanması çok daha akılcıdır. Bu tekniğin avantajı vücuttan iğne ile alınıp iğne ile verilebilmesidir. Verilen yağ dokusu uygun bir teknikle uygulanırsa en az %50’si verilen yerde kanlanıp tekrar yaşamaya devam eder

    Doku Kokteyli:

    Yüz germe, karın germe veya meme küçültme esnasında çıkarılan deri parçalarına az miktarda kas, fasya ve yağ dokusunun eklenmesiyle hazırlanır. Bu dokulardan elde edilen dermis tabakası en değerli olanıdır. Mikro greftler şeklinde hedef bölge cilt altına verilen damar sistemi zengin olan bu dokuların %90’ı canlı kalabilir. Bu yüksek oranda canlı kalım nedeniyle yağ enjeksiyonuna göre çok daha etkilidir. Mutlaka deri kesisi gereken bir işleme ihtiyaç duyulması ise dezavantajıdır. Dolgu maddesi olarak enjekte edilen bu greftler alıcı alanda damarlanıp yaşarlar, ancak zamanla mimik hareketlerle ve vücudumuzdaki doku erimelerine uygun olarak onlar da erimeye doğru gidebilirler. Bu erime kişilerin yapılarına, yaşlarına, yaşam şartlarına bağlı olmak üzere değişkenlikler gösterebilir. Bu tür doku maddelerinin avantajı insanın kendi dokusu olmasıdır, dezavantajları ise her seferinde kendisinden alınıp tekrar hastaya verilme gerekmesidir.

  • PCOS Polikistik Over Sendromu ve  OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    PCOS Polikistik Over Sendromu ve OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    Polikistik over sendromu ülkemizde oldukça sık görülen bir hastalıktır. Öne

    çıkan belirtileri adet düzensizliği, tüylenme ve çocuk sahibi olmada

    güçlüktür. Eğer hasta şişmansa bu belirtiler daha da ağırlaşır. Son yıllarda

    hastalığın vücuttaki insulin direnci ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Görülme

    sıklığı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte % 20’lere kadar çıkabilmektedir.

    PCOS’lu hastaların yarısından fazlası şişmandır. Bu hastalarda karın çevresinde biriken yağ

    (santral obezite, elma tipi yağlanma) insulin direncini daha da artırır. Bu nedenle bu hastalıkta

    ileride tip II diabetes mellitus (şeker hastalığı) gelişme riski vardır.

    Yukarıda sayılan belirtilerin olduğu hastalarda transvajınal ultrasonografi yapılarak

    yumurtalıkların görünümüne bakılmalıdır. Ayrıca hormon tahlilleri ve glikoz tolerans testi

    yapılması gereklidir.

    Tedavi

    Şişman PCOS hastalarına her şeyden evvel kilo vermeleri önerilmelidir. Bu durum

    duraklamış olan yumurtlamayı tekrar başlatarak tüylenme ve adet düzensizliğini azaltabilir.

    Daha sonra eğer hastanın çocuk isteği varsa clomifene isimli ilaç doktor gözetiminde

    kullanılabilir. Hastaların %80’inde yumurtlama olur ve 6 aylık tedavi sonunda gebelik oranı

    %40-50 civarındadır. Clomifene’e cevap vermeyen hastalara gonadotropin içeren iğne

    formunda ilaçlar verilir. Laparoskopik ovarian diatermi denilen ve yumurtalıktaki kistlerin tek

    tek yakıldığı tedavi ise bir alternatif olarak düşünülebilir.

    Metformin içeren ve şeker hastalarının da kullandığı ilacın da clomifene’e dirençli

    olgulardayumurtlama oranlarını artırdığı yönünde bulgular vardır. Ancak ilk seçenek olarak

    kullanılmaz. Zira clomifene den daha üstün değildir. Clomifene ile kombine olarak

    kullanıldığında yumurtlamayı artırabilir. Ancak ne zayıf ne de şişman hastalarda gebelik

    oranları artmaz. Fakat şişmanlığın gebelik ve canlı doğum oranları üzerine olumsuz etkileri

    olduğu gösterilmiştir.

    Yardımcı üreme teknikleri PCOS lu hastalarda çok etkilidir. PCOS lu hastaların

    yumurtalıkları normal hastaların yumurtalıklarına göre yardımcı üreme teknikleri tedavilerine

    çok farklı yanıt verebilir. PCOS gonadotropin tedavisine çok hassastır, aşırı yumurta oluşumu

    ile yanıt verebilir fakat bu yumurtaların çoğunun döllenme potansiyeli düşüktür. Çok yumurta

    elde edildiği zaman OHSS (ovarian hiperstimulasyon sendromu) riski yüksektir. Ağır OHSS

    tüm olguların yaklaşık %2’sini oluşturur. Ancak hayatı tehdit eden hipovolemi (kan hacminin

    azalması), hemokonsantrasyon (kanın yoğunluğunun artması), olguria (idrar miktarının

    azalması), elektrolit dengesizliği, karaciğer fonksiyon bozukluğu, tromboemboli, ascit (karın

    boşluğunda sıvı birikmesi), hidrotorax ( göğüs boşluğunda sıvı birikmesi) ve adult respiratuar

    distress sendromu ( solunum yetmezliği) gibi durumlar gelişebilir.

    OHSS sınıflandırılması

    Hafif OHSS

    – Hafif karın ağrısı

    – Karında şişlik hissi

    – Yumurtalık çapı <8 cm3

    Orta OHSS

    – Bulantı ve/veya kusma

    – Orta şiddette karın ağrısı

    – Ultrasonda ascit görülmesi

    – Yumurtalık çapı 8-12 cm3

    Ağır OHSS

    – Ascitle birlikte hydrotorax var ya da yok

    – Olguria

    – Yumurtalık çapı>12 cm3

    – Hemokonsantrasyon, hematocrit> %45

    – Hipoproteinemi

    Kritk OHSS

    – Yoğun ascit veya hidrotorax

    – Oliguri veya anuri

    – Hematocrit>55

    – Beyaz hücre sayısı >25000/ml

    – Solunum yetmezliği

    – Tromboemboli

    OHSS nin oluşum mekanizmasındaki ana unsur damar geçirgenliğinin artmasıdır. Böylece

    damar içindeki sıvı dışarı kaçar ve öncelikle karın boşluğunda birikir. Vascular endotelial

    growth factor (VEGF) PCOS lu hastaların yumurta toplama gününde kan ve follikül sıvısında

    yüksek bulunmuştur. Bu nedenle OHSS gelişiminde önemli bir etken olarak görülmektedir.

    Diğer etkenler hastanın genç olması, zayıf olması, daha önce OHSS geçirmiş olması ve

    yumurtlamanın tetiklenmesinde hCG kullanılmış olması. Gebe kalınan sikluslarda daha fazla

    olması hCG ile bağlantısını da güçlendirmektedir. Artan hCG VEGF salınımını da

    artırmaktadır.

    OHSS den korunma

    – Tüp bebek tedavisi sırasında kullanılan ilaçların dozlarını düşük tutmak

    – Tedaviye metformin ilave etmek

    – Yumurtalıklar aşırı cevap vermişse ilaçları kesmek

    – Damardan tedbir olarak albumin verilmesi

    – Tüm embryoları dondurarak transferi ertelemek

    – Tedaviyi iptal etmek

    OHSS gelişen hastalarda hematocrit düzeyi %45 in üzerine çıktığı anda hastaneye yatırmak

    gerekir.

  • Yeni nesil gıda intoleransı testi

    Yeni Nesil Gıda İntoleransı Testi

    York Testi, hangi gıda veya gıdalara karşı intoleransınız olduğunu hemen öğrenebileceğiniz bir kan testidir.

    York Testi şirketi, parmak ucunuzdan alacağımız bir damla kanı inceleyerek, vücudunuzun hangi besinlere karşı intoleransı olduğunu tespit eder ve testin neticesine göre uygulamanız gereken ‘kişisel’ beslenme planı oluşturmanıza yardımcı olur.

    Aslında tıp dünyası “Gıda İntoleransı Testi” kavramını çok uzun süredir biliyordu, ancak birçok doktorun aklındaki soru işareti, bunu tespit etmek için yapılacak testlerin ne derece güvenilir olduğuydu.

    Eski jenerasyon testler genelde doğru sonuçlar vermediği için hastayı iyileştirmek yerine daha da sıkıntıya sokuyordu.

    York Testi yeni jenerasyon bir Gıda İntoleransı Testidir ve York Testi’nin keşfi tıp dünyasında, Röntgen’den MR’a geçiş gibi büyük bir teknolojik adım olarak algılanmıştır.

    Eski ve yeni jenerasyon testler arasındaki farkın sebebi, York Testi’nin Aktif ve Pasif intoleransı birbirinden ayırtetme tekniğidir. Eski testlerde 40-50 adet gıda intoleransı çıkan raporlar York Testi’nin “Subclass 4 igG Examination” tekniğiyle pasif intoleransları elemesiyle 2-3 gıdaya indirgenmektedir. Yani, York Testi yaptıran hastalar sadece aktif olan intoleranslarını öğrenmektedirler. York Testi Laboratuarları 25 sene süren bir araştırma neticesinde bu testleri geliştirmiştir ve York Testi’nin tekrar doğrulanabilirlik oranı %98’ler seviyesine ulaşmıştır ki bu eski test teknikleri için hayal bile edilemeyecek bir başarı noktasıdır.

    Gıda intoleransı alanında en ileri yöntem olarak kabul edilen bu “Subclass 4 igG Examination” tekniğini 2004 yılında keşfeden York Testi şirketi bu çığır açan buluşu nedeniyle İngiliz Kraliçesi’nden İngiltere’nin en başarılı şirketi ödülünü almıştır.

    İstatistiklere göre, eski model testleri kullanan hastaların sadece %3’ü kendilerine verilen karmaşık diyet programını anlamış ve takip edebilmiştir. Oysaki bu rakam York Testi’nde %93′tür.

    Gıda İntoleransı şu hastalıklara yol açabilir:

    – Şişmanlık,

    – Kilo verememe,

    – Migren,

    – Akne,

    – Nedeni bilinmeyen ödem,

    – Gaz,

    – Şişkinlik,

    – Kronik yorgunluk,

    – Kabızlık,

    – Cilt problemleri (örn. sivilceler, kaşıntı nörodermatit, kronik egzema vs.),

    – Romatizmal hastalıklar,

    – Astım,

    – İshal ,

    – Mide krampları,

    – Depresyon,

    – Uyku bozuklukları,

    – Baş ağrısı,

    – Solunum yolu hastalıkları,

    – Kronik Farenjit,

    – Sürekli nezle olma,

    – Ağızda yaralar,

    – Epigastrik Ağrılar,

    – Crohn hastalığı,

    – İrritabl Bağırsak Sendromu,

    – Sık gribe yakalanma,

    – Kronik burun akıntısı,

    – OSB (Otistik Spektrum Bozukluğu),

    – Sedef hastalığı,

    – Nörodermatit,

    – Ürtiker

    YORK Testi’ni uygulamış olan 2500 hasta arasında yapılan anket şu sonuçları vermiştir:

    Hastaların;

    %90′ı, kendi pozitif deneyimlerine dayanarak YORK Testi’ni herkese tavsiye ettiklerini…

    %72′si, bu test sonucunda sağlık durumlarının büyük ölçüde düzeldiğini…

    %78′i, sorunlu olarak teşhis edilmiş gıdaları zamanla tekrar beslenme planlarına dahil ettikleri zaman düzelmiş olan semptomların %90′ının tekrar geri geldiğini

    belirtmişlerdir.

    York Testi sonrası sorunlu besinleri çıkaran hastalardaki iyileşme oranları

    Kronik Semptomlar Belirgin İyileşme

    Gastro-intestinal 80%

    Solununum 72%

    Nörolojik 78%

    Dermatolojik 76%

    Kas-iskelet sistemi 64%

    Psikolojik 81%

    Diğer 79%

  • Çiftler Ne Zaman Hekime Başvurmalı  ?

    Çiftler Ne Zaman Hekime Başvurmalı ?

    Doktora daha önce başvurması gerekenler var mı?

    Kısırlık bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen

    hamile kalamama olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda eğer

    bir yıl veya daha uzun süredir hamilelik elde edilememişse

    kısırlık yönünden bir değerlendirilmeye gereksinim vardır.

    Ancak eğer kadının yaşı 30 veya üzerinde ise 6 aylık bir

    korunmasız ilişki sonrasında hala gebelik olmamışsa doktora

    baş vurmalıdır.  Ayrıca eğer adet düzensizliği varsa ki bu

    yumurtlama ile ilgili bir sorun olduğunu gösterebilir ya da erkekte bilinen bir problem varsa

    yine bir yıl beklenmeksizin doktora başvurulmalıdır.  Gebelik elde edilmeye çalışılan bu bir

    yıllık süre içinde hiçbir zaman endi şeye kapılmamalıdır.  Çünkü toplumda yaklaşık 7 çiftten

    birinde bu durum görülmektedir ve günümüzde kısırlığın tedavisinde oldukça ileri teknoloji

    kullanılmakta ve olguların önemli bir kısmında da gebelik elde edilmektedir.

    Erkekler hangi durumda bir yıldan önce doktora gitmelidir?

    Erkekte kısırlık nadiren belirti verir. Erkek İnfertilitesinin tam değerlendirmesini yapmak için

    akıntı ve idrar yapma güçlüğü ve yanma olup olmadı ğı sorulmalı ve tam idrar tahlili ile en az

    2 sperm analizi yapmak gerekir. Ürolog (bevliyeci) tarafından yapılan bir fizik muayene ile

    cinsel organlara ait patolojiler ortaya çıkarılır. Risk faktörleri varsa; örn, bilateral

    kriptorşitizm (iki taraflı inmemiş testis), kadın yaşı 35’den büyük ise, eğer çift erkek partnerin

    fertilite potansiyelini sorguluyorsa erkekler de bir an önce doktora gitmelidir. Ayrıca

    kemoterapi ya da radyoterapi tedavisi görecek ya da görmüş olan, ergenlik döneminde

    kabakulak geçirmiş olan,şeker hastası olan veya varikosel tanısı konmuş ya da bu nedenle

    operasyon geçirmiş olan erkekler evlendikten hemen sonra doktora gitmelidir.

    Önce erkek mi kadın mı doktora gitmeli?

    Öncelikle erkek doktora gitmelidir. Çünkü erkeğe yapılacak testler hem kolay hem sayıca

    daha az hem de maliyeti düşüktür.

    Size çocuğumuz olmuyor şikâyeti ile başvuran çifte nasıl sorular soruyorsunuz?

    Öncelikle yaş, adet düzeni, kasık ağrısı olup olmadığı, anormal vajinal kanama veya akıntı,

    daha önce geçirilen iltihabi hastalıklar ve başka sistemlere ait hastalığı olup olmadığı sorulur. 

    Daha önce hiç gebe kalıp kalmadığı, kalmışsa nasıl sonuçlandığı, düşük yapıp yapmadığı,

    ameliyat olup olmadığı ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulayıp uygulamadığı

    sorulur. Hastanın eşine daha önce cinsel bölgede hasar yapabilecek bir travma ya da hastalık

    veya ameliyat geçirip geçirmediği, enfeksiyonlar, herhangi bir ilaç kullanımı, tıbbi bir

    rahatsızlığı ve eğer varsa daha önce başka bir kadından gebelik elde edilip edilmediği sorulur.

    Ayrıca ne zamandan beri korunmadıkları ve ne kadar sıklıkla ilişkide bulundukları ve ilişki

    sırasında kayganlaştırıcı kremler kullanılıp kullanılmadığı yine sorular arasındadır. Ailede

    doğumsal anormallikler olup olmadığı sorulmalıdır. Kısırlık süresi, halen herhangi bir tedavi

    görüp görmediği, alerjik bir hastalık, meslek, sigara-alkol kullanımı, göğüslerden süt gelip

    gelmediği, tüylenme ve cinsel ilişki sırasında ağrı yine sorulan sorular arasındadır. Hastanın

    kilosu da mutlaka kaydedilmelidir.

    Meslek seçiminin kısırlık üzerine etkisi var mı?

    Bazı mesleklerin kısırlığa zemin hazırladığı bilinmektedir. Hamam ve saunalarda çalışanlarda,

    döner ustalarında, fırın ve maden işçileri ile uzun yol şoförlerinde, seramik, cam işinde

    çalışanlarda, tinerin kullanıldığı boya işinde çalışarak yüksek oranda bunun gibi kimyasal

    madde soluyanlarda sperm miktarında ve kalitesinde azalmalar tespit edilmektedir.  Ayrıca

    yorucu ve stres katsayısı yüksek olan polislik gibi mesleklerde de kısırlık oranları

    yükselmektedir.

    Çocuk sahibi olmayan çiftlerin hangi uzmana başvurması gerekir?

    Genel kadın-doğum uzmanları ilk değerlendirmeyi yapabilirler veya kısırlık konusunda

    uzmanlaşmış bir kadın-doğum uzmanına gidilebilir. Burada önemli olan güven duyulan ve

    hastanın kendini rahat hissettiği bir hekimi seçmesidir.  Ancak hasta gitmek istediği hekimin

    özgeçmişine bugün artık hemen her yerden bağlanması mümkün olan internet yoluyla

    ulaşarak onun ilgi alanlarını ve bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları inceleyerek karar

    vermelidir.

    Doktora başvuran çiftlere ilk yapılan tetkikler nelerdir?

    Tanısal amaçlı yapılan ilk tetkikler kısırlığın sebebini bulmaya yönelik, pahalı olmayan ve

    hastaya zarar vermeyen tetkiklerdir. Burada hastanın istekleri, yaşı, kısırlık süresi, tıbbi

    hikâyesi ve fizik ve jinekolojik muayenesi göz önünde bulundurulur ve ultrasonografi ile

    kadın iç cinsel organları değerlendirilir. Öncelikle erkekten üç ila beş günlük bir cinsel perhizi

    takiben bir sperm analizi istenir. Daha sonra kadının yumurtlama fonksiyonu hakkında bilgi

    edinmek için âdetin üçüncü günü kan alınarak hormon analizi yapılır. Adet bittikten 2 gün

    sonra ise yumurtanın ve spermin bir araya gelmesini sağlayan tüplerin açık olup olmadığını

    gösteren bir film çekilir. Bu işlem rahim ağzından boyalı bir madde verilerek yapılır.

    Başlangıçta yapılan bu tetkiklerden sonra hasta hakkında bir ön değerlendirme yapılır ve ileri

    tetkiklere gerek olup olmadığına karar verilir. Bunlar beyinde bulunan hipofiz bezinin, boyun

    bölgesinde bulunan troid bezinin, böbrek üstü bezlerinin incelenmesi ya da laparoskopi ve

    histeroskopi ile karın içi ve rahim içinin gözlenmesi gibi tetkiklerdir.

  • Eyvah yine saçlarım dökülüyor!!!

    Eyvah yine saçlarım dökülüyor!!!

    Saç dökülmesi hem kadın hem de erkekte büyük sorun. Hatta zaman zaman çocukluk döneminde bile pekçok hasta bana saç dökülmesi sorunuyla geliyor. Dermatolog olarak her zaman önceliğim saç dökülmesinin neden kaynaklandığını bulmaya yöneliktir. Çünkü saçlar kanla veya hormonal dengemizle ilgili olan bazı problemleri bizlere erken dönemde söyleyebilen yapılardır.

    Saç dökülmesiyle gelen kişide ne zaman hastalık olarak kabul ederiz?

    Mevsim geçiş dönemleri dışında ve birdenbire başladıysa.

    Hergün 75 telden fazla saç dökülüyorsa

    Kadında beraberinde adet düzensizliği, sakal ve bıyık tarzında tüylenme ve akne varsa

    Kilo kaybı veya kilo alınması, aşırı terleme, halsizlik eşilk ediyorsa

    Bir aydan uzun süredir devam etmekteyse hemen tetkik yapılmalıdır.

    Ben hastalarımda bu klinik bulguları tespit ettikten sonra gerekliyse genel kan sayımı, tiroid testleri, muayene bulgularıma göre vitamin ve mineral düzeylerine bakıyorum.

    Saç dökülmesiyle gelip kansızlık, başta olmak üzere tiroid veya şeker hastalığı gibi hormonal durumların bozulduğu hastalıkları çok sık yakalıyorum.

    Başlangıç döneminde erken tanıyı koymak çok değerli. O nedenle bahsettiğim şikayetler varsa vakit kaybetmeden doktora gitmek şart. Bu evrede Bitkisel yağlar, hele hele bir sürü paralar verilerek alınan kozmetik şampuan veya bakım losyonları zaman kaybından başka bir şeye yaramıyor.

    Yapılan testlerde sorun yoksa doktor tarafından önerilecek bitkisel özlü ve yumuşak şampuanlar, gerekirse bakım yağları ve bazen de bitkisel özlü tabletler kullanılabilir . Tedavi edicidir. Ancak en önemli konu en az 3 ay sabırla devam etmektir.

    Erkek tipi saç dökülmesinde genetik yatkınlık ön planda olduğu için doktorun vereceği tedaviye uzun yıllar devam edilebilir. Bu konunun tedavisi ayrı bir başlıkta anlatılacaktır.

    Dermatolog olarak saçı dökülen kişilere tavsiyem öncelikle hastalığın ekarte edilmesi, ardından başlanan tedavinin en az 3 ay devam etmesidir. Yine de daha hızlı yanıt almak istediğimiz veya sürme ilaç kullanmak istemeyen kişilerde yaklaşımım saçlı deriye vitamin mineral enjeksiyonları yapmak olur. Bu işlem mezoterapidir. Bazı durumlarda kişinin kendi kanından alınan kök hücrelerle PRP uygulaması da yapmaktayım.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

  • Allerjik deri testleri

    Allerji deri testleri, allerjene karşı duyarlılığı belirlemede gerek güvenilirlik gerekse uygulama kolaylığı nedeniyle kliniklerde en önemli teşhis aracıdır.

    Atopi, alerjiye yatkınlık anlamında kullanılan bir kavramdır. Çevresel alerjenlere karşı oluşan IgE üretimine, deri ve mukozaların çevresel ajanlara aşırı duyarlı olmasını ifade eder. Atopi genellikle ailesel özellikte olup, genetik geçiş kuşaktan kuşağa düzensizdir. Gelişmiş ülkelerde toplumdaki sıklığı %30-40 olmasına rağmen, aşikar hastalık görülme oranları %5-10 ‘civarındadır. Atopik kişilerde total IgE düzeyi artmıştır. Bu durum, solunum sisteminde alerjik rinit, deride ekzema, mide-barsak sisteminde enterit, gözde alerjik konjoktivit yapabilir.

    Deri testleri, alerjik duyarlılığın belirlenmesinde kullanılan testlerdir. Allerjenlerin tesbiti, tedavilerde önemlidir. Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı düzenli olarak belirlenmekle birlikte, ülkemizde bu konuda sadece yerel raporlar mevcuttur. Ağaç polenleri, erken bahar döneminde yayılır ve yaz başında sonlanır. Ot polenleri yaz başında yaygındır ve yaz sonunda sonlanır. Hububat ve yabani ot polenleri ise geç yaz ve güz döneminde yayılım yaparlar. Ev tozu akarları ve mantar sporları tüm yıl ortamda bulunabilir. Özellikle nemli bölgelerde ev tozu akarlarının yoğunluğu artar.Bu durumlar göz önünde bulundurularak, test panelinde kullanılması gereken alerjenler seçilmelidir.

    Test yapılmadan önce hastanın kullandığı özellikle test sonucunu etkileyecek ilaçlar ayrıntılı sorgulanmalıdır. Hastaların şikayetleri ile ilgili alerjenler seçilmelidir. Acil ve anaflaksi durumunda hastaya müdahale edebilecek ortam ve deneyimli personel tarfından uygulanmalıdır.

    Yama testi: Allerjik kontakt dermatit (Allerjik ekzema) tanısında kullanılan bu test, standart seri ve özel yama testi (dental, kozmetik, ilaç, giyim) serileri ile uygulanır. Sırta yapıştırılan alerjen emdirilmiş bantlar 48 saat sonra çıkarılarak değerlendirilir. Geç alerjik reaksiyonlar oluşabileceği için 72. Veya 96. Saatte test yeniden değerlendirilir. Test bantları yapıştırıldıktan sonra hasta banyo yapmamalı, bantların ayrılmasına yol açacak fiziksel etmenlerden uzak durmalıdır.Yama testi ile nikel, kobalt vb metaller, fragrance mix, peru balsamı, lanolin , colophony, paraben mix vb gibi özellikle kozmetik ürünlerde bulunan maddeler, formaldehit gibi tekstil, deri sektöründe kullanılan maddeler, lastik endüstrisinde kullanılan maddeler tesbit edilir. Hastalık sebebi net olarak anlaşıldığından, tedavisi ve korunma yolları daha net belirlenir.

    Fotoyama testi: Fotoallerjik dermatit denen, güneş gören bölgelerde bazı ilaç ve maddelerin UV hassasiyeti ile oluşan ekzamalarda uygulanır. Allerjenler sırta simetrik uygulanarak bir taraftaki bant 48 saat sonra kaldırılır. Daha sonra 5-15 J/ cm2 UVA uygulanıp siyah bir bant kapatılır. 2 gün sonra sırttaki tüm materyaller kaldırılıp , değerlendirme yapılır.

    Prick test: Bu test genellikle ön kol iç yüze ( nisbeten kılsız bölge) ve sırta , allerjen solüsyonları damlatılarak, lanset vb delicilerle deriyi delerek uygulanır. Bu test sırasında mutlaka pozitif ve negatif kontrol uygulanarak, testin doğruluğu ve başarısı değerlendirilir. Prick test ile mevsimsel hapşırma, burun akıntısı, göz yaşarması olan kişilerde, Ağaç, hububat, ot polenleri, ev tozu akarları, mantar sporları, kedi köpek tüyü, latex, kahve, kırmızı ve karabiber, yumurta akı ve sarısı, meyvalar, ceviz, soya, kakao, dometes vb gıdalarla olan alerjiler saptanır. Halk arasında sıklıkla bilinen testtir. Bu test sonrası tesbit edilen alerjen maddelere karşı, aşılama ve tedaviler uygulanabilmektedir.

    Ülkemizde farklı sektörlerde sanayileşme atağı yaşayan ,yeşillikleri ve doğası ile göz dolduran birçok şehir mevcut. . Araba, metal, kimyevi maddeler, tekstil ve boya, gıda üretim ve depolama sanayi çalışanlarında sıklıkla kontakt dermatit hastalıklarını görmekteyiz. İş güvenliği mekanizmaları yerinde ve dikkatle uygulandığında , teması engelleyerek bu sıklığı azaltmak mümkündür. Ekzamalar mesleki hastalık olarak da kabul edilmektedir. Yine ev hanımlarının ellerinde görülen el ekzamaları, kullanılan deterjan, su vb hatta kullanılan ilaç ve nemlendiricilerde bile bulunan maddelere karşı irritasyon ve alerji yapabilir.

    Doğa özellikleri ile ağaç ve ot polen alerjileri, nemli ortamda artan ev akarları ve mantar sporlarının alerjileri alerjik rinit, konjoktivit hatta astım tabloları ile karşımıza çıkabilmektedir.

    Allerji fikrimce zor bir tablodur. Kişinin kendi yaşam şartları ve korunma yolları tedaviyi birinci derecede etkiler. Aşırı bilinç ve sabır gerektiren bir durum olduğu için, bu testler teşhis açısından son derece önemlidir. Nedeni bilmek tedavinin en az yarısını oluşturacağından, bu şikayetleri olan kişilerin alerji testlerini yaptırmalarını bir dermatolog olarak öneririm.

  • Yüz analizinde kalitatif (sayısal ölçümler yapmadan) değerlendirme yöntemi bölüm 2

    Yüz analizinde kalitatif (Sayısal ölçümler yapmadan) değerlendirme Yöntemi

    Bölüm 2

    Yüzün profilden analizi

    Yüzde kulaktan geçen çizgilerin birleştirilmesi ile konveks yapı ortaya çıkmaktadır.

    Yüzün yan yani profil değerlendirmesinde kulaktan başlayarak saç ön çizgisi, burun kökü, burun ucu ve çeneye uzanan çizgiler çizilmektedir. Bunlar birleştirildiğinde çekici ve güzel bir yüzde konveks bir hat ortaya çıkmaktadır. Bunun düzleşmesi yada konkav olması yüz güzelliğini bozmaktadır. Konkav olması halinde buna tabak-dish yada cadı yüzü-wich face denilmektedir. Bunlar ancak estetik cerrahi işlemler yada medikal estetik uygulamalar ile düzeltilebilmektedir. Konveksitenin artmasına ise kuş yüzü-bird face denilmektedir.

    Yüzün bu açıdan değerlendirmesinde;

    Yüzün Total yüksekliği, bu yüksekliğin üst, orta ve alt yüz bölümleri ile karşılaştırılarak değerlendirilmektedir. Bu bölümlerdeki alın, göz , burun, üst dudak, alt dudak ve çene değerlendirilmektedir.

    Yüzün profil görünümünde arkadan öne doğru projeksiyon yapan göz çevresi, elmacık kemiği bölgesi, burun kökü, burun, burun ucu, dudaklar ve çenede değerlendirilmektedir.

    Bu açıdan alının, burnun, göz altlarının, burun kolumellasının, üst ve alt dudakların, çene altının, boyunun dış hatlarının eğimlerine de bakılmaktadır.

    Yüzün profil değerlendirmesinde seçilecek güzel bir yöntemde ise; burnun üst dudak ile birleşme noktası olan subnasaleden geçen dik ve yatay bir hattın çizilmesidir. Bu yüzde tüm anatomik alanların ve aralarındaki ilişkinin değerlendirmesinde faydalı olmaktadır.

    Yüzün subnasaleden geçen dik ve yatay çizgiler ile bölünmesi ve karşılaştırılması

    Yüzün profil analizinde boyunda değerlendirilmektedir. Bu amaçla baş boyuna doğru eğilmektedir. Başın bu hareketi boyunda deri ve yumuşak dokuların laktasitisine balı olarak birçok kırışıklık ve katlantı ortaya çıkmaktadır buna “Akordiyon belirtisi” denilmektedir.

    Boyunda “Akordiyon belirtisi”. Birinci resimde hasta başını boyuna doğru eğdiğinde boyunda kırışıklık ve katlantılar oluşmaktadır. Aynı hastaya yapılan estetik girişimler sonrasında bu belirtilerin kaybolması.

    Yüzün profil değerlendirilmesinde yüz açılarına sayısal olarak bakılmadanda değerlendirme yapılmaktadır.

    Bu estetik analizde bir çok açı kullanılmaktadır. Alın-burun açısı, Burun-çene açısı v.b. gibi.

    Yüzdeki açılar

    Yüzün profil analizinde bu açılar sayısal olarak ölçülmez. Bu açılar yatay olarak tam 2 ye bölünmektedir. Böylece açıyı yaratan anatomik alanların asıl sorumlu oldukları açılar belirlenmektedir. Örneğin aşağıdaki resimde hastanın Burun – üst dudak açısı genişlemiştir. Bu açı yatay olarak 2 ye bölündüğünde bu genişlemden asıl sorumlu olan anatomik bölgenin burun ucunun aşırı yukarı rotasyonundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

    Yüzdeki açılar yatay ikiye bölündüğünde açıyı oluşturan anatomik alanlar daha iyi değerlendirilmektedir.

    Yüzün kalitatif değerlendirilmesinde özel anatomik alanlardan genel yüz değerlendirmeside yapılabilmektedir.

    Örneğin gözün alt sklera – beyazlığının görünür olması(inferior scleral show) ; Normal baş pozisyonunda göz alt kapağı gözü tamamen örtüğü için sklera görünmez. Ancak başın yukarı yada aşağı açılanması bunun görünürlüğünü arttırmaktadır. Buna “yalancı inferior scleral show” denilmektedir. Bu nedenle bunun değerlendirilmesi yapılırken baş doğal pozisyonu ve gözlerin tam karşıya bakıyor olması son derece önemlidir.

    İlk resimde sklera görünmüyor. Ancak başın yukarı ve aşağı açılanması gözlerin karşı bakışında bunun görünür hale gelmesine neden olmaktadır.

    Gerçek scleral show bölgesel yada yüzün genel problemlerine bağlı olabilmektedir. Örneğin alt göz kapağının aşağı çekilmesi, göz küresinin çok önde olması gibi. Yada yüzün orta kısmının az gelişmesi “maxilla hypoplasia” bağlı olabilmektedir. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta hastada “maxilla hipoplasisi” vardır.

    Bu hastada skleranın görünür olması üst çene kemiğinin gelişimsel yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

    Özel alan değerlendirmesinde bir diğer önemli alan mandibula yani alt çene kemiğidir. Bu özel alan yüzün oblik ve profil duruşlarında en iyi değerlendirilmektedir. Mandibulanın dış sınırına, kenar keskinliğine, açısına, üzerindeki yumuşak dokuya ve üzerindeki dokunun pitozisine bakılmaktadır.

    Aşağıdaki ilk hastada mandibula üzerindeki yumuşak doku kalınlığı ince ikinci hastada kalındır.

    Mandibula kenar düzlemi çizilir. Bu yüzün 1/3 alt kısmının, çenenin konturunu ve çene projeksiyonunun değerlendirilmesinde son derece önemlidir. Ayrıca bu düzlem ile mandibula alanın rotasyonuna bakılır.

    Birinci hastada mandibula dışı hattının saat yönü tersinde rotasyonu gözlenmekte bu yuzün 1/3 alt kısmının daha kısa görünmesine ve çenenin keskin hatlı olmasına neden olmaktadır. 2. hasta ise mandibular dış hattı idealdir. Son hastada ise mandibular dış hattı saat yönünde rotasyon göstermiş buda yüzün alt kısmının daha uzun görünmesine neden olmakta, çene projeksiyonu kaybolmuş ve yan profilde hastanın yüz konturu düzensizdir.

    Yüzün toplam uzunluğunun değerlendirilmesinde ölçüm yapılmadan yüzün oblik ve profil fotoğrafları kullanılmaktadır. Bu yöntem ile yüzde diş-çene-yüz deformiteleri tanımlanmaktadır. Bu amaçla oblik ve profil fotoğraflarda nasion-kulak üst noktası, burun tipi-tragus üst noktası, subnasion-tragus altı, stomion-kulak altı ve mandibula köşesi-pogoniondan geçen hatlar çizilmektedir. Bu çizimler üzerinde bunların yüzün önünde yaptıkları silüetlerin açılarına bakılmaktadır. Akardion şeklinde hat ortaya çıkmaktadır. Bunun aralarının açılması yani “open accordion” görünümünde açılar ve eğimler düzleşmiştir. “Closed acardionda” ise keskin yüz açılanmaları ve belirgin eğimler gözlenmektedir.

    Örneğin ilk 2 resimde genişlemiş akardion görünümü yani; yüz uzamış ve açılar ve eğimler düzleşmiştir. 3. ve 4. resimlerde ise daralmış akardion görünümü yani; yüz kısalmış açılar dikleşmiş ve eğimler belirginleşmiştir.

    Elmacık kemiği-burun-dudakların ilişkisi

    Elmacık kemiği-burun-dudakların ilişkisi için bir eğri tespit edilmiştir (cheekbone–nasal base–lip curve). Estetik olarak ideal bir yüzde bu bu eğri aşağıdaki resimde olduğu gibi konveks ve kesintisiz olmalıdır. Bu eğri kulak önünde başlamakta elmacık kemiği üzerinde ilerlemekte resimde görülen 1ile işaretli cheekbone noktasına ulaşmaktadır. Daha sonra öne ve aşağı doğru eğri seyretmekte ve resimdeki 2 ile işaretli maxilla noktasına ulaşmakta oradan nasolabial katlantıya paralel aşağı ve dışa doğru seyrederek ağız köşesinin dışında sonlanmaktadır.

    Cheekbone noktası estetik olarak ideal bir yüzde yüzün en çıkıntılı yeridir ve gözün dış köşesinin 20-25 mm altında ve 5-10 mm önündedir. Cheekbone noktasının düzleşmesi yanak ve üst çene kemiği gelişimsel geriliklerinde görülebilmektedir.

    Üst çene kemiğinin geride yerleşmesi bu eğrinin maxilla noktasında düzleşmesine hatta konkav olmasına, cheekbone noktasının düzleşmesine, alt göz kapağının saat yönünde yapılanmasına, neden olmaktadır. Bu hastaların oblik yüz bakılarında S benzer yüz dış hatları yanak kısmında da düzleşme gözlenmektedir.

  • Riskli Gebelik

    Riskli Gebelik

    Riskli olan gebeliklerde anne ve bebeğin sağlığı olumsuz etkilenerek ölümle sonuçlanan durumlara neden olurken sosyal ve psikolojik yönden de olumsuzluklara yol açabilir. Şeker hastalığı, nefes darlığı ya da daha başka hastalıklar bebeğin erken doğmasına ve gebelik ile alakalı komplikasyonlar gebelikte yüksek risklere yol açmaktadır. Gebeliğin risklerini en aza indirmek için gebeye yatak istirahatı önerilen en iyi tedavi yöntemlerindendir. Gebelikte gebenin yatağa bağlı kalmasının süresi gebeliğin riskine göre değişmektedir. Bazı gebelerin doğum yapana kadar yatmaları önerilmektedir. Uzun süre yatması gereken gebelerin seçtikleri hasta yatağının rahatlığı da çok önemlidir. Hasta yatakları çok yumuşak ve çukur olmamalıdır. Gebe kadın hasta yatağında rahat hareket edebilmelidir. Yatak istirahatının gerekli görüldüğü risk taşıyan gebelikler Rahim ağzı yetmezliği Erken doğum riski Çoğul gebelik riski Fetal büyüme geriliğ Gebelikte hipertansiyon riski Gebelik başlangıcında kanama ya da düşük tehlikesinin olması Üterin irritabilite Erken membran rüptürü Gebelikte yatak istirahatı neden önemlidir? Yatak istirahatı ile rahim içi kan akımı artar ve rahim ağzı üzerine olan baskılama azalır. Ayrıca ruhsal ve fiziksel stres azalarak gebenin dinlenmesi sağlanır. Yüksek risk faktörü taşıyan gebelerde muhakkak yatak istirahatı önerilmektedir. Fiziksel olarak etkileri Yetişkin kişilerde yatma süresinin uzun tutulması vücudu olumsuz etkileyebilir. Vücutta oluşabilecek sorunlar; Güç kaybı Kalp ritminde azalma Sırt ağrısı Kilo kaybı Kabızlık İştahta azalma Baş dönmesi Mide yanması ve hazımsızlık Kan pıhtılaşması Glikoz intoleransı Kalbin kan pompalamasında azalma Bu tür etkileri en aza indirmek için hastanın yattığı hasta karyolası bilinçli seçilmelidir. Duygusal yönden oluşan etkiler Yalnızlık hissine kapılma Suçluluk Can sıkıntısı Stres Kontrol kaybı Uyku bozukluğu Depresyon Duygusal şok Bebeğin sağlığı ve kendi sağlığı açısından korku yaşanması Ailesel yan etkiler Ailede bir kişinin hasta olarak sürekli yatması ailenin diğer fertlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Hastanede yatılması gereken durumlar Hastanede yatması gereken gebeler evde yatan gebelere oranla daha çok etkilenmektedir. Hastanede yatan hastalarda bazı korkular oluşmaktadır. Bu korkular; Evinden ve ailesinden ayrılma korkusu Hastanede istediği konforun sağlanamayacağı korkusu Çoklu odalarda odada kalan diğer kişiler ile anlaşamama korkusu Hastanede yatması gereken hastalarda yalnızlık, stres, depresyon ve mahrumiyet duygusu daha fazla yaşanmaktadır. Hastanede yatmanın eksileri olduğu gibi artıları da vardır. Örneğin, hastanede yatan hasta riskli durumlar karşısında daha erken tedavi edilebilir ve risklerden korunabilir. Hastada herhangi bir sağlık problemi oluştuğunda daha erken müdahale edilebilir. Hastanede yatan hasta evde yatan hastadan risklere karşı daha iyi korunabilir.