Etiket: Hasta

  • Akdeniz anemisi (talasemi) nedir? Tedavisi var mıdır?

    Talasemi, anne ve babadan çocuklara kalıtsal olarak geçen, Türkiye’nin de içinde olduğu Akdeniz ülkelerinde önemli bir sağlık sorunudur. Alınan önlemlere rağmen dünyada her yıl en az 365.000 talasemi hastası doğmaktadır. Ülkemizde yaklaşık 1.300.000 talasemi taşıyıcısı ve 5000 kadar da talasemi hastası vardır.

    Beta talasemi nasıl oluşur? Kanımızda kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar) içinde hemoglobin denen bir molekül bulunur. Bu molekül vücuttaki doku ve organlara gerekli olan oksijeni taşır. Hemoglobin yapımı genlerin kontrolü altındadır. Ailesel, genetik bir bozukluk sonucu hemoglobin yapımında yetersizlik veya bozukluk oluşursa talasemi ortaya çıkar. Hemoglobin yapısındaki bu bozukluk sonucu anemi, yani kansızlık ortaya çıkar. Alfa ve beta olmak üzere iki tipi vardır. Beta talasemi durumu farklı derecelerde kansızlık yapar. Taşıyıcı olan bireylerde hafif kansızlık dışında bir sorun oluşturmazken hasta olan bireylerde ise ağır kansızlığa sebep olmaktadır.

    Beta talasemide taşıyıcılık ve hastalık nedir? İnsanlarda bir özelliğe ait genlerden iki adet bulunur. Biri anneden, diğeri babadan geçer. Beta talasemi için anne ve babadan geçen globin geni normalse çocuk normal, biri değişikliğe uğramışsa çocuk taşıyıcı, ikisi de değişikliğe uğramışsa çocuk hasta olur.

    Beta talasemide ailesel geçiş nasıldır? Bir beta talasemi taşıyıcısı ile taşıyıcı olmayan normal bir kişi ile evlenirse doğacak her bir çocuk için %50 taşıyıcı, %50 normal olma olasılığı vardır. Bu durumda hastalık ortaya çıkmaz, ancak çocuklarda taşıyıcılık olup olmadığı araştırılmalıdır. İki taşıyıcının evlenmesi sonucunda her bir çocuk için %25 oranında hastalıklı doğma, %50 taşıyıcı olma ve %25 normal doğma ihtimali vardır. Evlilik öncesi yapılan tetkiklerinde heriki bireyin taşıyıcı olması durumunda bu çiftlerin mutlaka bir hematoloji doktoruyla görüşmeleri gerekmektedir. Alınacak önlemlerle riske girmeden sağlıklı çocuk sahibi olabilirler. Aksi halde tedavisi çok zor olan bir talasemili çocukları doğabilir.

    Talasemi taşıyıcılığı ve hastalığı nasıl saptanır? Kansızlık olan çocuklarda tam kan sayımının iyi değerlendirilmesi önemlidir. Taşıyıcı kişilerde hafif kansızlık vardır ve demir tedavisinden yarar görmezler. Hasta olanlarda ise ağır kansızlık saptanır. Şüphe edilen çocuklarda hemoglobin elektroforezi ile anne ve babanın kan sayımı incelemeleri ilk yapılması gereken tahlillerdir.

    Talasemili hastalığının tedavisi mümkün müdür? Beta talasemili hastaya ömür boyu her 3-4 haftada bir kan verilmesi gerekmektedir. Bir süre sonra hastalığın ve verilen kanların etkisiyle vücutta demir birikimi başlar. Demir birikimi en çok kalp, karaciğer ve endokrin organları etkiler. Hastalarda kalp yetmezliği, siroz, şeker hastalığı, büyüme geriliği ve hormonal yetersizlik gibi problemler gelişebilir. Bunların gelişmemesi için vücuttan demir atıcı ilaçların sürekli kullanılması gerekmektedir. Kemik iliği nakli hastalığı tamamen düzeltebilen bir tedavi yöntemidir. Özellikle demir birikimi fazla olmayan erken çocukluk döneminde sağlıklı kardeşten yapılacak kemik iliği nakli ile hastalık kalıcı olarak düzeltilebilmektedir. Ancak sağlıklı kardeş verici hastaların sadece ¼ ünde mümkün olmaktadır. Talasemi hastalığının tedavisi hem hasta hem de aile için zor ve yıpratıcı bir süreçtir. Tedavi düzgün sürdürülmezse yaşam süresini belirgin kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren bir hastalıktır. Bu nedenle en uygun yaklaşım taşıyıcıların gebelik öncesi belirlenmesi ve alınacak önlemlerle sağlıklı çocuk sahibi olmalarının sağlanmasıdır.

  • Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Depresyona girmiş hasta, kendini yiyip bitiren dertler yığının altında kalmış bir haldedir. Geçmiş deneyimler, fizyolojik problemler, çevresel stresörler ve kişisel özellikler gibi pek çok unsur psikolojik süreçlerine etki etmektedir. Bu süreçte kişinin ya üzerindeki buhrandan kurtulmak için az da olsa ümit sahibi olduğunu veya öz kaynaklarına güveni azaldığı için kendinde mücadele gücünü bulamadığını, belki de olası değişimlerden kaçındığını görebiliriz.

    Bilişsel Davranışçı Tedavi açısından durumu kısaca değerlendirecek olursak, bir depresyon hastasının düşünme biçimi ‘kognitif üçlü’ adı verilen üç ayrı alan hakkında bilişsel çarpıtmalar içermektedir. Bu alanlar kişinin kendine yönelik olumsuz düşünceleri, kişinin çevreyle ve kendi deneyimleriyle ilgili olumsuz düşünceleri ve gelecek ile ilgili olumsuz düşünceleri şeklinde sıralanabilir. Negatif düşünceleri öylesine yoğundur ki, kişinin ruh hali ve motivasyonu bundan oldukça etkilenmiş haldedir.

    Depresif süreçte altta yatan kişiye özel değersizlik, çaresizlik, yetersiz hissetmek gibi gizli bilişsel şemalar son derece aktive olurlar. Kişi, olayları değerlendirirken olumsuzu seçmeye yönelik zihinsel bir filtreleme kullanır. Kişinin depresyon belirtileri giderek belirginleşmeye başlar. Kişinin başarısızlığa mahkum olduğuna dair kuvvetli inancı, kendisine yararlı olacak bir harekette bulunsa da işe yaramayacağını düşünmesine ve eylemlerinin gittikçe azalmasına neden olur. Negatif düşüncelerinin yoğunluğundan kurtulamayan birey bir taraftan yaşamındaki eylemleri azaltırken, diğer yandan halen devam ettirdiği eylemlerden de gerekli hazzı alamadığından iyice geri çekilir. Eylemde bulunmak mutsuzluğa neden olduğu için hasta yaşam enerjisini daha tasarruflu kullanabilmek adına adeta ekonomik bir moda geçerek eylemsiz kalır ve mutsuzluğunu yaşamaya devam eder.

    Bilişsel Davranışçı Terapi, araştırmacı bir psikoterapi modelidir. Depresyon tedavisinde hastanın depresif sürece nasıl girdiği işbirliği içinde çalışılarak ele alınır. Hastanın eylemsizliğine müdahale edilerek uyum sağlayabileceği ölçüde basit aktivitelerle yavaş yavaş hayatın içine tekrar katılması hedeflenir. Psikoterapi süresince hasta yavaş yavaş kendini depresyona sokan olayla ilgili olumsuz düşüncelerin hayatını ne ölçüde işgal ettiğinin farkına varır. Sıkıntılı olaylar hakkında tekrar tekrar düşünmeyle olaya yüklenen anlamların nasıl çarpıtıldığı, yaşamını İşgal eden negatif düşüncelere karşı mesafe alma ve düşünce defüzyonu gibi konular psikoterapinin önemli noktalarıdır. En önemli hedef hastanın terapi sonrasında depresyon belirtileri tekrarladığında bunu fark edebilmesi ve öğrendiği tekniklerle adete kendi kendisinin terapistliğini yaparak depresif döngüleri tekrar etmemesidir.

  • Damgalanma (Stigma)

    Damgalanma (Stigma)

    Tıpta uzmanlık sınavında (TUS), ağırlıklı olarak psikiyatri tercihi yaptığım için meslektaşlarım tarafından bana verilen tepkiler şu şekilde idi: “deli doktoru mu olacaksın?”. Damgalanma (stigma) ile ilk tanışıklığım bu şekilde oldu. Sadece doktor camiasında değil halkımız nezdinde de “deli doktoru, deli miyim?, sen delisin, Bakırköy’lük olmuşsun, sen ruh hastasısın, delisi olan her gün ağlar” gibi damgalayıcı ifadeler sık kullanılırdı.

    Asistanlığım sırasında, servis nöbetimde gece 03.00’de acilden arandım. Acil uzmanının verdiği bilgi: “acilde bir şizofren hasta var, apandisiti payladığı için acil operasyona alınacak, her ne kadar hasta sorunsuz olsa da cerrah arkadaş, hastaya tarafınızdan müdahale edildikten sonra yatışına onay verecek” idi. Acilde gördüğüm bayan hasta 20 yıllık şizofreni vakasıydı ve tedavisine uyumlu, iletişime açık, psikiyatrik açıdan stabil bir durumdaydı. Evet! şizofreni hastası da bir insandı ve apandisiti patlayabiliyordu. Sorun hastada değil, cerrah arkadaşın damgalayıcı yaklaşımındaydı.
    Damgalama (stigmatizasyon), kişinin içinde yaşadığı toplumun “normal saydığı” ölçülerin dışında sayılması nedeniyle, toplumu oluşturan diğer bireyler tarafından, kişiye saygınlığını azaltıcı bir atıfta bulunulmasıdır. Damgalanan kişiye gerçeğe dayanmaksızın, adını kötüye çıkaran utanç verici bir özellik yüklenmektedir.

    Psikiyatrik bozuklukları olan bireyler damgalanma konusunda ciddi sıkıntılar yaşarlar. Hem hasta hem de hasta yakını yaşadığı sorunları gizlemek zorunda kalırlar. Toplum içinde damgalandıkları zaman “adım çıktı dokuza, inmez sekize” şeklinde bir sonuç yaşarlar ve iyileşseler dahi kendilerini bu damgadan kurtaramazlar.

    Damgalanmanın önüne geçilmesinin temel şartı eğitimdir. Hastalıklar konusunda cehaletimiz azaldıkça bu tarz sorunlar, hastalarımız ve yakınları tarafından yaşanmaz olur. Geçmişte “köyün delisi, mahallenin mecnunu” gibi tanımlara muhatap olan ve toplumdan dışlanan bireylerimizin tekrar kazanılması mümkün olur. Sonuçta psikiyatrik bozukluğu olup da pek çok başarıya imza atmış insanlarımız vardır ve gelecekte de daha çok olacaktır, yeter ki damgalanma ile önleri kesilmesin.

  • “Olasılıkları Yaşamak”

    “Olasılıkları Yaşamak”

    “Dün yoğun göğüs ağrısı, çarpıntı ve nefes darlığı oldu, 30 dakika sürdü, çok korktum, kalp krizi geçirdiğimi sandım” şeklinde geçirdiği panik atağını tarif eden panik bozukluk hastasında veya “çoluk çocuğum aç ve açıkta kalacak, yiyecek kuru ekmeğe muhtaç kalacağız” diyerek ağlayan ileri yaş depresyon hastasında ortak özellik, farkında olmadan ve hastalıklarına bağlı olarak en kötü olasılıkları düşünmeleridir. Bu örneklerde hastaların, olasılıkların en kötüsünü düşünmelerinde bir gerekçe vardır: var olan hastalıkları. Terapi sürecinde farkındalık geliştirilerek bu olumsuz düşünme tarzı ile hasta yüzleştirilir.

    Hastalık öyküsü olmayan bireylerde de en kötü olasılığı düşünüp bu olasılığa göre yaşama olur mu? “Muhtemelen bu işi yapamayacağım”, “bu sınavı kazanmam imkansız”, “bu çocuk adam olmaz”, “her an bir felaket yaşayabilirim ve çok acizim”, prospektüs bilgisi ile nadiren görülen bir yan etkiyi dikkate alarak “bu ilaç bana dokundu, zarar verdi”… gibi düşünceler, en olumsuz olasılığı tek gerçekmiş gibi görüp hareket eden bireylerin kendine has düşüncelerdir. Gerçekte ise “kişi bu işi yapabilecek düzeydedir”, “sınavı kazanması için yeterli bilgiye sahiptir”, “çocuğu adam gibi adam olacaktır”, “yaşanabilecek bir felaket durumu için eğitim görmek ve tedbir almak yeterlidir” ve “her ilacın yan etkisi olabilir, prospektüse göre değil doktorumun verdiği bilgiye göre hareket etmem gereklidir”.

    Hekim, hastasını muayene ettiğinde bir ön tanı koyar ve ayırıcı tanıda olabilecek en kötü hastalığı da düşünür. Ateşli çocuk için öncelikle enfeksiyon hastalıkları düşünür ama tetkiklerinde bir olumsuzluk görürse “bir kanser vakası olabilir mi?” düşüncesi ile ileri tetkikler isteyebilir. Şayet hekim en kötü olasılığı düşünerek en son yapılacak tetkikleri ve tedavileri baştan yaparsa hem hastasına hem de devletine maddi ve manevi ek yük getirir. Göğüs ağrısı olan hastaya ilk görüşte “senin ki psikolojik, panik atak geçiriyorsun” demek ne kadar hatalı ise EKG gibi ön değerlendirme tetkiklerini yapmadan hastaya direk anjiografi yapmak da o kadar uygunsuzdur.

    Marifet, en kötü olasılığı düşünerek tedbir almak ama daha önce olumlu olasılıkları düşünerek hareket etmektir.

  • Çocuklarda çarpıntı olur mu?

    Çocuklarda çarpıntı olur mu?

    Çarpıntı ne demek?

    Çarpıntı kişinin kendi kalp atımlarını hızlı, düzensiz veya güçlü kalp atımları şeklinde hissetmesidir. Çocuğun çarpıntı hissettiği andaki kalp hızı yaşına göre olması gereken normal aralıklarda değilse bu şikâyeti anlamlı kabul edilerek değerlendirilmelidir.

    Her çarpıntı bir hastalık işareti midir?

    Heyecanlanma, üzülme, öfkelenme ve stres anlarında, ateşli durumlarda ve egzersiz sırasında kalp atışlarımızı daha fazla hissedebiliriz. Fizyolojik veya normal kabul edilen bu gibi durumlarda çarpıntı hissedilmesinin nedeni genellikle kalbin normalden daha hızlı ve güçlü pompalama yapmasıdır.

    Hangi çarpıntılar daha önemlidir?

    Tarif edilen çarpıntılar aniden başlayıp aniden sonlanıyorsa, beraberinde bulantı hissi, baş dönmesi, göz kararması, göğüs ağrısı, halsizlik ve bayılma şikâyetleri varsa hastada ciddi bir ritim bozukluğu olabileceği unutulmamalıdır. Bu hastalarda uykuda, yüzerken, ani/beklenmedik seslerle veya egzersiz yaparken bayılma dikkat çekicidir. Ailesinde 35 yaşından önce ani ölüm olan hastalarda da hayatı tehdit edebilen ritim bozukluğu olma ihtimali yüksektir.

    Ritim bozukluğu nedir?

    Kalpte yapısal bozukluk olsun ya da olmasın kalbin kasılmasını ve gevşemesini düzenleyen elektriksel ileti sistemindeki tüm bozukluklar ritim bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Basit sinüs taşikardisinden, çok ciddi ve hayatı tehdit eden ventriküler taşikardiye (karıncıklardan kaynaklanan taşikardi) kadar birçok ritim bozukluğu tipi vardır.

    Çocuklardaki çarpıntı sebepleri

    Yukarıda bahsi geçen ve hastalık olarak kabul edilmeyen çarpıntının fizyolojik nedenleri dışında, kafeinli yiyecek ve içecekler (çay, kahve, çikolata, kola, enerji içecekleri), sigara, alkol, kokain, bazı diyet ilaçları, tiroid bezinin normalden fazla çalışması (hipertiroidi), kansızlık, derin nefes alıp verme, kan şekeri düşüklüğü, ilaçlar (tiroid hormonları, astım, hipertansiyon, grip, depresyon, ritim düzenleyici ilaçların bazıları), kalp hastalıkları ve kalp ritim bozuklukları çocuklarda görülen başlıca çarpıntı nedenleridir.

    Çarpıntısı olan çocuklarda yapılması gereken tetkikler

    Çarpıntı ile gelen her çocuğa öncelikle elektrokardiyografi (EKG) çekilerek kalp ritmi incelenmelidir. Özellikle hasta doktora ya da hastaneye ulaştığında çarpıntı şikâyeti devam ederken çekilecek EKG’nin tanısal değeri fazladır. Maalesef hastaların çoğunda EKG çekilene kadar çarpıntı geçtiği için EKG çekilse bile çoğunlukla normal bulunur. EKG çekilmesi mümkün değilse olay anında çocuğun bir dakikalık nabız sayısının belirlenmesi ve kan basıncının ölçülmesi de tanıya yardımcı olabilir.

    Ayrıca çocuğun şikâyetine göre bazı ileri tetkikler planlanabilir. Bunlar ekokardiyografi (EKO), 24 saatlik Holter ile EKG izlemi, anlık olay kaydediciler, eforlu EKG (egzersiz) testi ve elektrofizyolojik çalışma olarak sayılabilir.

    Çarpıntısı olan çocuklar için öneriler ve tedaviler

    Bu hastalar çay, kahve, kola, çikolata, sigara, stres (gerilim) ve uykusuzluktan kaçınmalıdırlar. Tiroid, astım, grip ve depresyon ilaçları gibi çarpıntı ile ilişkisi gösterilmiş ilaçları doktor kontrolünde kullanmalıdırlar.

    Çarpıntı atağı sırasında çocuk sakinleştirilerek uzandırılmalı, derin nefes alması ve ıkınması sağlanmalıdır. Bu hastaların boyundaki atar damarına tek taraflı masaj yapılması (sadece büyük çocuklarda) veya yüzünün buzlu-soğuk suyla yıkanması çarpıntıyı sonlandırabilmektedir. Buna rağmen çarpıntı şikâyeti devam ediyorsa hasta en yakın sağlık kuruluşuna götürülmeli ve oraya ulaşır ulaşmaz da EKG çekilmelidir.

    Bayılmaya neden olan ritim bozukluklarının ani ölümle sonuçlanabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle çarpıntı şikâyeti olan çocuklar Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

    Çarpıntının tipine göre bu hastaların bir kısmı ilaç tedavisi verilmeksizin izlenirken, bir kısım hastaya ise tekli veya çoklu ritim düzenleyici ilaç başlamak gerekebilir. Ayrıca çocuklarda çarpıntı yapan bazı ritim bozukluklarının kalp kateterizasyonu ve elektrofizyolojik çalışma sırasında sıcak veya soğuk yakma metotlarıyla kesin olarak tedavisi de mümkündür.

  • “Bunamaktan Korkuyorum”

    “Bunamaktan Korkuyorum”

    * “Bugünlerde çok unutkanım, eskiden daha çabuk hatırlardım, şimdi zorlanıyorum”.

    * “Bana bir hâl oldu, telefon numaralarını hatırlayamıyorum”.

    * “Ne oldu bana? Okuduklarımı hatırlayamıyorum”.

    * “Zihnim karışık, çok zor hatırlıyorum”

    * “Yaşlanıyorum galiba, eşimin söylediklerini unutuyorum, geç de olsa sonra hatırlıyorum”.

    * “Söylenenleri hatırlamamam normal mi?”

    Görüşme esnasında bu cümleleri duyduğunuzda şu soruya muhatap olursunuz: “Bunamaktan korkuyorum, ben bunuyor muyum?”.

    Genelde bu sorunun sorulması sizi ayırıcı tanıda bunamayı (demans) düşünmekten alıkoyar, zira bu soruyu bunaması olan bir kişiden duyma şansınız yok gibidir. Bunama başlangıcı olan kişi bunamadığını göstermeye çalışır gibi her sorunuza cevap vermek için uğraşır ve unutkanlığını inkâr eder. Unuttuğunu unutur.

    Bellek (hafıza), soyut düşünme, yargılama gibi zihinsel faaliyetlerdeki ağırlaşan ve devamlılık arz eden yetersizlik durumuna bunama denir. Çok çeşitli etkenler bağlı olabilen, beynin işlevleri geniş bir alanda etkileyebilen bunama, hem bireye ve ailesine hem de topluma ağır yükler getirir.

    Çağımızda insan ömrünün uzamasına bağlı olarak bunama vakalarının görülme sıklığı artmaktadır. Ülkemizde kafa travmaları, beyin damar hastalıkları ve Alzheimer hastalığına bağlı bunamalar oldukça sık görülmektedir.

    Bunamadan dolayı bakıma muhtaç olan hasta kadar hasta yakını olmak da zordur. Uzun bakım süreçlerinde hasta yakınları tükenebilirler. Maraton koşmak gibi zor ve uzun olan bakım sürecini iyi yönetmek ve gerektiğinde yardımlaşmak uygun olur. “Tükendim, artık sabredemiyorum, çocuk gibi davranıyor, bazen bile bile eziyet ediyor”, “canıma tak etti, inadına yapıyor” gibi hatalı düşüncelere kapılmadan önce bunama hakkında bilgi sahibi olmak, araştırmak, gerekli eğitimler için yardım almak daha doğru olur.

  • Akut romatizmal ateş nedir?

    Akut romatizmal ateş nedir?

    Akut romatizmal ateş (eklem romatizması), halk arasında “beta” olarak adlandırılan, A grubu beta hemolitik streptokok bakterisinin neden olduğu boğaz iltihabından sonra ortaya çıkan, eklemler, kalp, beyin, cilt ve cilt altı dokuda bozukluklara yol açan bir hastalıktır. Betaya bağlı boğaz iltihaplarının çoğu tedavi ile düzelirken az bir kısmında iltihap başlangıcından 2 – 4 hafta sonra akut romatizmal ateş gelişebilir. Beta iltihabı geçiren hangi hastada akut romatizmal ateş gelişeceği konusu çok açık değildir.

  • Benim Tercihim Değil

    Benim Tercihim Değil

    Bazen hasta yakınları (ve bazen de hastalar), hastalığı “bireysel tercih” gibi algılarlar ve derler ki: “kendi kendini hasta yaptı”, “hastalığı bile bile ortaya çıkardı”, “kendisi istediği için hasta oldu”…

    Hâlbuki gerçekte, bazı tercihleri yapmak elimizde değildir: anne/babamızı, doğacak evladımızı, cinsiyetimizi, ırkımızı, tenimizin rengini, genetik yapımızı, kısmetimizi, ölüm saatimizi… tercih etme lüksümüz yoktur. “Olacak ile öleceğe çare yoktur” ifadesi bu durumu çok güzel özetler. Biz istediğimiz kadar gayret etsek de bazen dilediğimiz sonuçlara ulaşamayabiliriz, bunun en iyi örneği “vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmud” sözünün öyküsüdür (internetten okuyabilirsiniz).

    Muhtemelen elimizde olmayan tercihler üzerinde söz sahibi olunabilseydi; ensest mağduru olan genç kız, o sapık babanın evladı olmak istemezdi. Zulmüne maruz kaldığı için sakatlanan anne, o zalim evladı doğurmazdı. Cinsiyet/ten rengi/ırk ayrımcılığının sonucu olan şiddete maruz kalmamak için kişiler, alternatif değişimler isteyebilirdi. Ölüm saatini ertelemek için tüm imkânlar seferber edilirdi.

    Diğerleri gibi hastalıklar için de “benim tercihim değil” diyebilen hasta, doğruyu söylemektedir. Bu nedenle o hasta, hastalığından dolayı sorumlu tutulamaz.

    Hastasının durumuna empati yapamayan ve onun halinden anlayamayan hasta yakınının olumsuz ifadeleri ne kadar insani olabilir ki?

  • Bataklığı Kurutma Adına Neler Yapılabilir ?

    Bataklığı Kurutma Adına Neler Yapılabilir ?

    * “Anne ve baba olarak biz ne yapabiliriz? Oğlum ilaç kullanımını hep yarım bırakıyor. Eşi ve biz elimizden geleni yapıyoruz ama ne yazık ki tedavisini sürdürmekte yetersiz kalıyoruz”.

    * “Eşim ilacını içiyor ama hiçbir değişiklik yok. Eve kendini kapatıyor, kimseyle görüşmüyor, hiçbir şeyle meşgul olmuyor. O kadar söylüyorum, kendi hiç gayret etmiyor”.

    * “Annesi olarak onun yerine arkadaşları ile buluşması için bahaneler buluyorum. 35 yaşına geldi, kendisi ilişki ve iletişim kuramıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum, çok üzülüyorum”.

    Hastalığın tedavi sürecinde doktorun, hasta yakınının ve en önemlisi hastanın yapması gerekenler vardır. Hasta, doktor ve hasta yakını uyumlu bir ekip olarak hareket etmelidir.

    Doktor süreci yönetir ve hem hasta hem de hasta yakınına sahip çıkar. Tedavileri (ilaç tedavisi, psikoterapi gibi) düzenler, eğitim verir ve gerekli tavsiyelerde bulunur.

    Hasta yakını, hastasına destek olurken ne “boş vermiş-lakayt” bir tutum sergilemeli ne de “aşırı koruyucu-kollayıcı” olmalıdır. Hastanın önüne geçen ve tüm sorumluluğu üstlenen hasta yakını, tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

    En önemli faktör, hastanın kendisinin hastalığı konusunda bilinçlenmesi (farkındalık) ve tedavisine sahip çıkmasıdır. Hastalığının yönetimini kendisi üstlenen hasta, kendisini hastalık karşısında koruyabilir ve nükslerin önüne geçebilir.

    Kalp krizi geçirmiş bir hastanın 2. kez kalp krizi geçirmemesi için kendisinin hastalığını bilmesi (kalp krizinin nedenleri, belirtileri gibi), hastalık seyrinin nasıl olacağını (hangi durumlarda tekrarlayabilir?) ve yapılması gerekenlerin neler olduğunu (sigarayı bırakmak, tuzsuz yemek, fazla kilolardan kurtulmak gibi) öğrenmesi gerekir. Maalesef hastanın yerine doktorun tuzsuz yemesi, hasta yakınının sigarayı bırakması gibi anlamsız alternatif çözümler bulmak söz konusu değildir.

    Benzer durum psikiyatrik hastalıklar için de geçerlidir. Hastalığın akut/ilk dönemi atlatıldıktan (ilaç tedavisi ile hastalık baskılandıktan) sonra psikoterapi sürecinde farkındalığın artırılması ile yapılması gereken; hastanın önceki yaşam tarzının gözden geçirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır.

    Hastanın yaşamındaki başarıların artırılması ile özgüveninin oluşturulması, çevresel duyarlılığın azaltılması için sosyalleşme ve iletişimin artırılması, en önemlisi de kişilik özelliklerindeki katılıkların esnetilmesi ve düşüncelerini analiz etmesinin öğretilmesi bataklığı kurutma adına yapılabilecek düzenlemelerden bazıları olabilir.

  • Bayılma

    Beyin kan akımının aniden azalması sonucu gelişen geçici bilinç kaybına bayılma (senkop) denir. Sağlıklı çocuk ve ergenlerde sıktır. Öyle ki ergen çağa gelmiş çocukların yarısı en az bir kez baygınlık geçirmiştir. Aile için korkutucu bir durum olmasına rağmen çoğu zaman önemli bir hastalığa işaret etmez. Çocuklarda görülen bayılmaların büyük kısmını basit bayılma (vazovagal senkop) dediğimiz otonom sinir sistemi aktivasyonu sonucu gelişen bayılmalar oluşturur. Bu tip bayılmalar daha çok ani ağrı, aşırı kaygı, aşırı heyecan, uzun süre ayakta durma, kan görme ve sıcakta kalma gibi durumlarda görülür ve kısa sürelidir.

    Bazı bayılmalar ise çok önemli bir kalp hastalığının bulgusu olabilir. Bazı kalp kası hastalıklarında, doğuştan kalp hastalıklarında ve kalp ritmi bozukluklarında (düşük kalp hızı veya yüksek kalp hızı) çocuklarda bayılma görülebilir. Egzersizle ortaya çıkan baş dönmesi ve bayılmalar, göğüs ağrısı ve çarpıntı ile birlikte görülen bayılmalar, çabuk yorulma öyküsü, ailede bayılma-ani ölüm öyküsü olması durumlarında kalp ve damar sistemi dikkatlice araştırılmalıdır.

    Bayılma öncesinde hastalarda baş dönmesi, halsizlik, görmede bulanıklık, bulantı hissi ve sıcak basması görülebilir. Baygınlık sonucu düşme sırasında hastanın vücudunda yaralanmalar ortaya çıkabilir. Kalp dışı nedenlerle gelişen basit bayılmalarda hastayı bacakları yukarıda olacak şekilde yatırmak çoğu zaman yeterlidir. Genellikle ilk müdahaleden sonra birkaç dakika içinde hasta kendine gelir. Basit bayılma dışındaki bayılmalarda tedavi yöntemleri altta yatan hastalığa göre değişir.