Etiket: Hasta

  • Pigmentasyon tedavisinde yenilikler ve kişisel deneyimlerim/tercihlerim

    Melazma vücudun güneşe maruz kalan kısımlarında olmak üzere, ge- nellikle yüzde simetrik ortaya çıkan açık-koyu kahverengi makül- lerle karakterize edinsel, kronik bir hiperpigmentasyon hastalığıdır. Genellikle kadınlarda görülür. Özellikle de Latinler, Afrikalılar, Afro-Ame- rikalılar ve Asyalılar gibi Fitzpatrick cilt tipi IV-V arasında olan bireylerde daha fazla görülür.1,2 Bu bozukluk derin psikolojik ve sosyal stres yarattığın- dan yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler. Patogenezde birçok faktörün rol oynadığı öne sürülse de asıl sebep hala anlaşılamamıştır. En sık tanımlanabi- len risk faktörleri koyu Fitzpatrick cilt tipleri (özellikle >III), ultraviyole rad- yasyon (güneş maruziyeti), genetik yatkınlık, gebelik, oral kontraseptifler ve antiepileptikler (fototoksik) gibi ilaçlardır.1-5 Ayrıca, otoimmün tiroid hasta- lıkları, ovaryan disfonksiyon, karaciğer hastalıkları ve kozmetik nedenlerle bağlantısı da ortaya konmuştur. Histolojik açıdan melazma, artmış pigment üretimine ve birikimine bağlı olduğu düşünülen dermal ve/veya epidermal melanin artışı ile karakterizedir.6 Bu konuda yapılan çalışmaların bazılarındayapılan biyopsilerde melanosit ve melanofajlar art- mış olarak saptanmış; bazı çalışmalarda ise hipertro- fiden çok hiperaktiviteyi düşündürecek şekilde melanosit sayısı sabitken dendritik çıkıntılar ve me- lanozomlarda artış gözlenmiştir.6 Çalışmalar ayrıca hasar görmüş bir bazal membranın, dermis içine art- mış melanin penetrasyonu ve melanosit projeksiyo- nuna izin vereceğini de düşündürmektedir.7 Farklı olarak Kim ve ark. lezyonel melasma biyopsi örnek- lerinin etraf sağlam dokuya göre daha fazla vasküler endotelyal büyüme faktörü üretimi salınımına sahip olduğunu saptamışlardır. Melazmaya benzerlik gösteren post inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) ise kutanöz hastalıklar ve tedavi gibi çeşitli nedenlere bağlı inflamasyon so- nucu meydana gelen edinsel bir pigmenter bozuk- luktur. PIH ile ilişkilendirilen durumlar arasında akne, follikülit, liken planus, herpes zoster ve egzama bulunmaktadır. Travmaya, medikasyona veya lazer tedavisine bağlı olarak da meydana gelebilir. PIH erkek ve kadınlarda eşit oranda görülür ancak cilt tonu koyu olanlarda daha sıktır. Sebep olan derma- tozların dağılımı PIH alanını belirler. Lezyonun rengi açık kahverengiden mavimsi griye kadar deği- şir ve lezyon düzensiz şekillidir. PIH genellikle aylar ila yıllar arasında değişen sürelerde kalıcılığını korur. PIH’da tüm bu durumlar bazal hücre tabaka- sını zedeleyerek melanofajların bir süre kalacak şe- kilde üst dermiste birikmesine neden olur. Ek olarak inflamasyon sonucu salınan araşidonik asit, prostoglandinler ve lökotrienler de melanositleri melanin sentezini stimüle ederler.8 Histolojik ince- leme ile üst dermiste melanofajlar ve epidermal melanin gözlenebilir. Dermal papiller tabakadaki vasküler yapıların etrafındaki lenfohistiyositik in- fitrasyon da dikkat çeker. Melazma ve PIH tek bir zamandaki aşırı üre- time bağlı bir statik pigment depolanma dönemi değil de hücrelerin hiperaktivitesine bağlı dinamik ve kronik bir süreç olduğundan, tedavisini kalıcı olarak sağlamak oldukça zordur. İLAÇ TEDAVİLERİ PIH ve melazma tedavisinde birçok topikal ilaç kul- lanılmıştır. Bunlar arasında hidrokinon, mequinol, N-asetil-4-S-cysteaminylphenol, kojik asit, arbutin,askorbik asit (C vitamini), alfa tokoferol (E vita- mini), niasinamid, botanik/bitki özleri, üzüm çekir- deği ekstresi,orkide özü, aloe vera özü, pycnogenol, deniz yosunu özü, sinnamik asit, flavonoidler, yeşil çay özleri, aloesin, coffeeberry, dut ekstresi, soya (glisin soya), meyan ekstresi, umbelliferon, boswel- lia, sillymarin, N-asetil glukozamin,retinoidler ve alfa hidroksi asit gibi maddeler ya da kombinasyon- larını içeren kremler mevcuttur.9,10 Klasik leke açıcı kremlerin etki mekanizmaları genel olarak tirozi- naz inhibisyonu (hidrokinon, arbutin, meyan kökü, azelaik asit, kojik asit), melanositlerden keratinosit- lere melanozom geçişinin inhibisyonu (tretinoin, soya, niasinamid), melanosit sekretuvar fonksiyon- larının inhibisyonu (kortikosteroidler), keratinosit- lerin hücre döngüsünü hızlandırmak (tretinoin, alfa hidroksi asitler) ve sitotoksik etkidir (hidrokinon, azelaik asit, arbutin). Melazma ve PIH tedavisinde yüksek geçerli- liğe sahip, güvenli ve etkili bir topikal yöntemin ol- mayışı, medikal açıdan kombinasyon tedavilerine ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tekli tedavi yaklaşımları hastaların çoğunda başarılı olmaz, ayrıca uzun süren etkilere sahip değildir. Kombine tedaviler genellikle optimum sonuçların alınmasını sağlar. Buna rağmen melazma ve PIH tedavisi zordur ve hastaların çoğunda elde edilebi- len hafif-orta derecede düzelmedir. Koyu ciltli (Fitzpatrick tip IV-VI arası) hasta- larda PIH meydana gelme eğiliminin daha fazla ol- ması sebebiyle lazer ve kimyasal peeling gibi tedavi seçenekleri kısıtlıdır. Melanin yapımını baskılayan topikal ilaçların kullanımı, lazer ve kimyasal pee- ling sonrası PIH gelişimini engelleyerek tedavi se- çeneklerini genişletir. Hiperpigmentasyon kozmetiğinde büyük talep bulunmaktadır. Bu maddeler, melanin sentezindeki temel düzenleyici evreleri hedefler. Çeşitli madde- lerin yan etkilerinin az görülmesi nedeni ile ticari preperatlarda kullanımı artmaktadır. Etkinlikleri ve yan etki profilleri ile ilgili literatür az sayıdadır. Rol- lerini değerlendirmek için daha fazla çalışmaya ih- tiyaç vardır. Herhangi bir kozmetik kullanımında, geleneksel tedavilere kıyasla, daha uzun süreli hasta takibi ve uyumu çok önemlidir. Ayrıca, iyi bir sonuç için iyi güneş koruma zorunludur.Leke ilaçları ile PIH tedavisinde melazmaya göre daha iyi sonuç alınmaktadır. PIH’da leke açan topikal ilaçlarla lezyon iyileştikten sonra genellikle geri dönmez. Melazmada melanin yapımını baskıla- yan topikal ilaçlar renk açılması sağlasa da bırakıl- dıklarında kısa süre sonra leke geri döner. Aslında topikal leke giderici kremler genellikle tedavi değil geçici baskılanma sağlanmaktadırlar. Ayrıca hidro- kinon ve tretinoin içeren ilaçlar bazı hastalarda irri- tasyon yaparak eriteme neden olmakta ve melazma tetiklenmektedir. Azelaik asitle ilgili pek çok çalışma olmasına rağmen, pratikte PIH’lar dışında melaz- malarda anlamlı bir etki gözlemleyemedik. Bu se- beple melazma tedavisinde tirozinaz inhibitörleri ajanlarla birlikte veya tek başına cildi onaran anti- oksidan içerikli kremleri tercih ediyoruz. Plazmin inhibittörü olan transekzamik asitin epidermal pigmentasyonu, vasküler yapıyı ve mast hücre sayısını azalttığı tespit edilmiştir.11 Hiperpig- mentasyon tedavisinde oral, topikal ve mezoterapi yöntemiyle denenmiş transekzamik asit başarılı bu- lunmuştur.12 Lee ve ark. 85 melazmalı hastada, me- lazmalı alanlara haftada bir transekzamik asitin intradermal enjeksiyonuyla MASI skorunda ciddi derecede azalma tespit etmişlerdir.13 Oral transek- zamik asitin Q-switched Nd:YAG lazerle birlikte kullanılması lazerin tedavi etkinliğini arttırmıştır.14 Transekzamik asitin %5 ve %10 ampul formu ülke- mizde mevcuttur. Lee ve ark. çalışmasında olduğu gibi intralezyoner uygulama yapıyoruz. Özellikle PIH’da faydalı oluyor ancak melazmada renkte ge- çici olarak açılma yapsa da kalıcı bir etki göremedik. KİMYASAL PEELİNG Kimyasal peeling, cilde, dermis dahil veya hariç ola- cak şekilde epidermisin bir bölümünün kontrollü hasarlanmasını sağlayacak kimyasal ajanlar uygu- lanmasıdır. Bu hasarlanma soyulma ve yüzeyel lez- yonların ortadan kalkmasını sağlar, bunu da yeni epidermal ve dermal doku rejenerasyonu takip eder.15 Kimyasal peeling melazma ve PIH tedavi- sinde iyi bilinen bir tedavi yöntemidir. Melazma te- davisinde kimyasal peellerin temel etki mekanizması, istenmeyen melaninin ciltte kontrollü bir kimyasal yanma sağlanarak ortamdan uzaklaştı- rılmasıdır.Peelinglerin melazma için hem tekli hemde diğer topikal terapilerle kombine edildikleri te- davilerde etkili ajanlar olduklarını kanıtlanmıştır. Kimyasal peeling için birçok ajan mevcut olmasına rağmen konu Fitzpatrick tip IV ve üstü ciltler oldu- ğunda seçenekler oldukça sınırlanmaktadır.16 Bunun nedeni derin kimyasal peellerin uzun süredeki hi- perpigmentasyon riski nedeniyle koyu ciltli hasta- larda kullanılamamasıdır. Hatta orta derinlikteki peelingler bile azami dikkatle kullanılmalıdır. ALFA HİDROKSİL PEELİNGLER En sık kullanılan alfa hidroksil peel glikolik asittir (GA). Genellikle %30-70 GA solüsyonu şeklinde kullanılır. Bir test peelinin ardından 2-3 haftalık aralarla ve 3-5 dakikalık sürelerle cilde seri GA uy- gulanır. Ardından peel su veya %1’lik bikarbonat solüsyonu ile temizlenir. GA’nın koyu ciltlerde kullanımı hakkında yapılmış çalışmaların çoğunda hastaların yaklaşık yarısında orta düzeyde düzelme vardır.17 Umulduğu üzere epidermal tip en iyi yanıt gösteren tiptir, bunu mikst tip takip eder. Dermal tip ise kimyasal peellere neredeyse dirençlidir. Yine bir alfa hidroksil asit olan laktik asit GA ile aynı mekanizma üzerinden etki eder. Bu ajan, ucuz ve erişimi kolay olmasına rağmen melasma tedavi- sinde yaygın kullanıma sahip değildir. ALFA KETO PEELLER Bu grubun üyelerinden biri son yıllarda önem ka- zanan pirüvik asittir. Bu ilginin nedeni yeni kolla- jen ve elastik lif formasyonunu stimüle etmesinin yanında çeşitli keratolitik, antimikrobiyal ve sebo- statik özelliklere de sahip olmasıdır. Akne, güneş hasarı ve yüzeyel skarlarda etkili olan bu ajan açık ciltli hastalardaki birtakım pigmenter bozukluk- larda da etki göstermiştir.18 Fakat pirüvik aside bağlı yoğun yanma hissi, peeling ajanı olarak kul- lanımını sınırlar. Ayrıca çoğu çalışma Fitzpatrick tip II-IV ciltlerde yapıldığından, aynı durumun koyu ciltlerdeki etkisini öngörmek zordur. BETA HİDROKSİL PEELLER Bir beta hidroksil peel olan salisilik asit aknede yay- gın kullanıma sahiptir, ayrıca melasma ve PIH gibi pigmenter bozukluklar için de denenmiştir. As- lında salisilik asidin etanol solüsyonları koyu ciltli hastalarda akne, melazma ve PIH gibi birçok duru-mun tedavisinde mükemmel peelinglerdir. Salisi- lik asidin pigmentasyonun azaltılmasındaki etki mekanizması GA peellerden biraz farklıdır. Salisi- lik asit bir anti-inflamatuardır, bu nedenle de ciltte peeling ajanı kullanımını takiben ortaya çıkabilen PİH riskini azaltır. Grimes va ark. tarafından koyu ciltli hastalarda yapılan bir çalışmada akne, PİH ve melasma tedavisi için %20-30 salisilik asit peeli kullanıldı ve melazmalı hastaların neredeyse üçte ikisinde orta derecede düzelme olduğu saptandı.6 Sadece, hastaların %16’sında geçici olan ve 1-2 hafta içinde gerileyen hafif yan etkiler görüldü. Yine de, karşılaştırmalı çalışmalar yapılmadıkça bu yöntemin glikolik peellerden daha iyi olduğunu söyleyebilmek zordur. Yakın zamanda ek yağ zincirine sahip bir salisi- lik asit türevi olan lipohidroksiasit kullanıma gir- miştir.19 Böylece salisilik asidin lipofilisi artırıldığın- dan etki alanı genişlemiş ve keratolitik etkisi artmış- tır. Bu ajan ayrıca stratum korneumu daha ince, esnek ve çatlama-kırışmalara daha dayanıklı olacak şekilde modifiye etmektedir. Akneli hastalarda fay- dalı etkileri gözlenmiş olmasına rağmen melazma için de salisilik peellere göre daha etkili ve güvenli olup olmadığı henüz tam olarak bilinmemektedir. SALİSİLİK MANDELİK ASİT PEELİNGLERİ Bir alfa hidroksil asit ve bir beta hidroksil asit ara- sında yapılan bu kombinasyon henüz peeling ajanı olarak tam anlamıyla sınanmamıştır. En büyük alfa hidroksil asitlerden biri olan mandelik asit epider- mise yavaş ve düzenli şekilde girer ve bu özellik onu hassas ciltler için ideal peeling ajanı haline ge- tirir.20 Salisilik asidin cilt penetrasyonu ise hızlıdır ve PIH riskinin azaltılmasına önemli katkısı vardır. Bu bağlamda bu iki ajanın kombine edilmesi özel- likle de koyu ciltlerde etkili olabilir. Melazma için yayınlanan çalışma olmamasına rağmen salisilik mandelik peelingler (SMP) akne ve akne sonrası skarlar üzerindeki etkileri ile GA peelinglerden daha etkili olduğunu göstermiştir.21 Ayrıca SPM’lerde yan etki oranı da daha azdır. TRİKLOROASETİK ASİT PEELLERİ Açık tonlu ciltlerde yaygın kullanıma sahip olan trikloroasetik asit (TCA) peelleri skar ve diskromi riski nedeniyle koyu renkli ciltlerde pek tercihedilmez. Bunun nedeni muhtemelen TCA peellerle koyu ciltte yapılan tedavilerde, tedavinin kesilmesi gereken noktanın tam bilinmemesinin yol açtığı aşırı tedavidir. Tedavide TCAnın düşük dozları (%10-35) tercih edilir, bu dozlar da üst papiller der- mise ulaşabilir. Bu nedenle de dermal veya mikst melazmaların tedavisinde kullanılmak için çok uygun değildir. JESSNER SOLÜSYONU Rezorsin, salisilik asit ve etanollü laktik asidin kombinasyonu tüm cilt tiplerinde üstün bir peeling ajanı olarak kullanılmaktadır. Orta derinliğe ula- şan bir peel olan Jessner solüsyonu, GA ve TCA gibi ajanlara kombine edilebilirliği sayesinde son za- manlarda tekrar ilgi çekmiştir. TRETİNOİN PEELİNGLERİ Topikal tretinoinin hem tek başına hem de Klig- man formülünün bir komponenti olarak melasma tedavisinde yoğun klinik kullanıma sahip olmasına rağmen, yine iyi sonuçlar gösteren peel formu ile ilgili yayın sayısı oldukça azdır. Tretinoin peelleri- nin etki mekanizması topikal tretinoin ile aynı şe- kilde epidermis ve melanin dağılımındaki değişikliklere bağlıdır. YENİ PEELİNGLER Kullanımdaki peeling ajanlarının devam eden po- pülaritesine rağmen melazmanın da dahil olduğu bir grup pigmenter diskromide yeni ajanlar gelişti- rilmeye başlanmıştır. Alfa hidroksillerin uygulan- masında en önemli engellerden biri nötralizasyon gerekmesi ve bu nötralizasyonun süresinin kesti- rilmesinin zor olmasıdır. Eğer peel erken nötralize edilirse yeterli etkiyi gösteremez; bunun yanında nötralizasyon gecikirse yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu probleme basit çözüm fitik peeldir. Düşük pH sahibi bir alfa hidroksil peeldir ve nötralizas- yon gerektirmez, bu da aşırı peelingden kaçınılması anlamına gelir.22 Peel asit ve non-agresif yapısı sa- yesinde progresif ve ardışık şekilde iş görür. Bu sa- yede glikolik peellerde tipik olarak görülen yanma hissi fitik asit peellerinde ortaya çıkmaz. Bu peel solüsyonu, nötralizasyonu takiben hızlıca temiz- lenmesi gereken alfa hidroksil peellerin aksine er- tesi sabaha kadar yüzde kalabilir. Fitik asitsolüsyonları genelde haftada bir uygulanır ancak daha yoğun etkinin gerektiği durumlarda haftada iki kez kullanılabilir. Etki görülmesi için 5-6 seans uygulama gereklidir. Bu konuda çok fazla yayın ol- mamasına rağmen elbette bu konuda daha fazla ça- lışma yapılması gereklidir. Bir diğer ajan da Obagi blue peeldir. Bu, sabit bir TCA konsantrasyonunun mavi peel kökü (gli- serin, saponinler ve non-iyonik mavi renk kökü içerir) ile kombinasyonudur. Karışım ile TCA, su ve gliserin yüzey geriliminde düşüş sağlayarak daha yavaş ve düzenli TCA penetrasyonu sağlanır.23 Kimyasal peelinglere son eklenen ajanlardan biri amino fruit asit peelleridir. Yaşlanma karşıtı kozmetik ve fotopigmentasyon karşıtı etkileri olan potent antioksidanlar bulunmaktadır. Açık renkli cilde sahip hastalarda yapılan güncel bir araştır- maya göre amino fruit asit peelingler GA peeller kadar etkili ve onlardan daha kolay tolere edilebi- lir bulunmuştur.24 Fakat bu konuda koyu renkli cilde sahip hastalarla yapılmış çalışma yoktur. LAZER-IPL Lazerler Becker nevüs, cafe-au-lait lekeleri, Ota nevüs, nevosellüler nevüs, lentigo, dövmeler, me- lazma ve post inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) gibi pigmentlere bağlı birçok bozukluğun te- davisinde farklı başarı oranlarıyla kullanılmakta- dır. Lazer tedavisine çoğu pigmenter bozukluk iyi yanıt verir fakat melazma ve PIH tedavisindeki et- kinlik ve güvenlikleri hala tartışmalıdır. Lazerler (Light Amplification by Stimulated Emission of the Radiation) yüksek yoğunluklu mo- nokromatik koherent ışın kaynaklarıdır. Dalga boyu, ışın özellikleri, penetrasyon gibi özellikleri ve tedavi edilen lezyonun yapısına göre değişen birçok farklı dermatolojik durumun tedavisinde kullanılabilirler. Ayrıca yüksek yoğunluklu inko- herent multikromatik ışın olan IPL de benzer du- rumlarda kullanılabilir. Hedef pigmentli hücreye termal relaksasyon süresinden daha kısa bir anlığına spesifik bir dalga boyunda enerji gönderilmesi durumunda bu enerji hedefte sınırlı kalır ve etraf dokuya daha az zarar verilir.25 Buradan hareketle lazerler tedavi edilen pigmentli hücreye özgü dalga boyunda ışınlar yay-malı ve absorbe edilme oranı en yüksekte tutulma- lıdır. Hedef melanin ise selektif aralık 630 ila 1100 nm arasındadır, bu aralıkta cilt penetrasyonu iyi- dir ve melaninin seçici absorbsiyon açısından ok- sihemoglobine üstünlüğü vardır.26 Melanin absorbsiyonu dalga boyu uzadıkça düşer, fakat daha uzun dalga boyu daha iyi cilt penetrasyonu de- mektir. Daha kısa dalga boyları (<600 nm) pig- mente hücreleri düşük enerji akımıyla hasarlarken, uzun dalga boyları (>600 nm) daha derine penetre olur fakat melanozom hasarı yapabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Q-SSWİTCHED ND:YAG LAZER 1064nm Q-Switched (QS) Nd:YAG lazer melanin tarafından absorbe edilir, uzun dalga boyu sayesinde derin cilt penetrasyonu dermal melanin tedavisinde de etkili olmasını sağlar. Düşük doz QS Nd:YAG ışını maruziyeti melanozomlarda ölümcül derecede olmayan hasarlanmaya ve melanin partiküllerinin sitoplazma içinde yırtılmasına neden olur.25 Bu dalga boyu melanozomlar tarafından diğer bütün yapılardan çok absorbe edildiğinden bu etki mela- nozomlar için yüksek seçiciliğe sahiptir. Melazmalı hastalarda normal deriye göre melazmalı alanda melanositlerin dendritleri artmıştır. Düşük doz QS Nd:YAG epidermiste melanositlerde dendritleri az- altır. Ayrıca melazmadaki patogenetik faktörlerden biri olan üst dermal vasküler pleksusuna da hasar verilir. Çevreleyen dermise eşik altı hasar verilmesi de kollajen formasyonunu stimüle ederek daha par- lak ve sıkı bir cilt oluşumunu sağlar. QS Nd:YAG melazma ve PIH tedavisinde en yaygın kullanılan lazerdir. Spot boyutu 6-8mm, frekans 10Hz’dir ve enerji 3J/cm2’den daha düşük- tür. Tedavi seans sayısı 1-3haftalık aralıklarla 5-10 arasında değişir. Guttat hipomelanosis yan etkilerinin önlenmesi amacıyla çok fazla seans (>10) veya çok yüksek enerji (>3 J/cm2) QS Nd:YAG lazer seanslarından ka- çınılması önerilmektedir. Her seansta hipopigmen- tasyon değerlendirilmeli ve mevcudiyeti halinde tedavi sonlandırılmalıdır. QS Nd:YAG lazer melazma tedavisinde en sık kullandığımız yöntem. QS Nd:YAG lazer 3-6 seans PRP ile birlikte aynı seansta ve aralarda uygula- maktayız. Tek başına QS Nd:YAG lazer uyguladı-ğımızda lekelerin açılma oranı düşük ve nüks yük- sek oluyor. PRP ile birlikte uygulanan QS Nd:YAG lazer sonrası melazmanın iyileşme oranı yüksek, nüks oranı düşük oluyor. ERBİYUM:YAG LAZER Erbiyum:YAG (Erbiyum:İtriyum-Alüminyum-Gar- net) lazerler su tarafından yüksek oranda absorbe edi- len 2940 nm dalga boyunda ışın yayarlar. Bu sayede de ciltte minimal termal hasarla ablasyon yaparlar. PIH meydana gelmesi bu lazerin inatçı melazmadaki kullanımını kısıtlar. Bunun ötesinde, bu konuda ya- pılmış çalışma sayısı da son derece sınırlıdır. Melazma tedavisinde ablatif ve pigment selek- tif lazerlerin kombinasyonları da denenmiştir. Di- rençli melazmada hem epidermis hem de dermiste anormal pigmentlenme mevcuttur. Epidermisi aşırı melanin ve anormal melanositler barındıran kısmı ablatif lazerlerle tedavi edilir. Bunu takiben der- misteki daha derin lezyonlar olan dermal melano- fajlara önemli yan etkiye neden olmadan ulaşabilen Q anahtarlı pigment lazerleri ile tedaviye devam edilebilir. Ablatif Erbiyum:YAG lazeri melazma tedavi- sinde deri tipi II olanlarda 12 mm spot, 10 hertz, 1- 1,2 J/cm2 300 µs modunda kullanıyoruz. Çoğu hastada melazmanın renginin açılmasında ve cilt kalitesinin artışında etkili oluyor. Ancak PIH geli- şebiliyor. PIH reaksiyonu, açık tenlilerde bir ay içinde QS Nd:YAG lazerle geriliyor. Deri tipi IV ve V olanlarda, PIH yan etkisi kalıcı olabilir diye bu yöntemi tercih etmiyoruz. PULSE BOYA LAZERİ (PULSED DYE LASER) Melazma ve PIH tedavisinde pulse boya lazeri (pul- sed dye laser-PDL) kullanımı deri vaskülarizasyo- nunun melasma patogenezinde önemli bir rol oyna- dığı teorisine dayanır. Melanositler pigmentasyon sürecinde görev alan vasküler endotelyal büyüme faktörü reseptorü 1 ve 2’yi eksprese ederler. Temel kullanım alanı vasküler lezyonlar olan PDL, melas- manın vasküler komponentini hedef alarak melano- sit stimülasyonu ve müteakip relapsları azaltır.27 Melazma tedavisi sırasında çoğu melazmanın altında yaygın telenjiektazi ağı olduğunu, yüzü kı- zarmaya eğilimli hastalarda tedavilere yanıtın düşük ve PIH oranının yüksek olduğunu farkettik.Yayınlarla da desteklenen bu gözlemimiz üzerine cildinde telenjiektazisi yoğun olan hastalara teda- vilerinin başında ve ortasında iki seans PDL lazer 595 nm uyguluyoruz.27 Bu tedaviyi eklemek, yüzü kızarmaya eğilimli, PIH oranı yüksek hastalarda melazma tekrarını ve PIH olasılığını azalttı. FRAKSİYONEL LAZERLER Fraksiyonel fototermoliz, multipl mikroskobik ter- mal hasar alanları yaratılarak sağlam cildin büyük kısmının korunduğu bir yöntem olarak lazer teda- visinde yeni bir kavramdır. Korunan cilt iyileşme için rezervuar görevi görür. Fraksiyonel lazer teda- visinin birçok avantajı vardır. Bu teknik açık yara oluşturmaz. Tedaviden 24 saat sonra stratum kor- neum intakt olarak izlenmiştir. Bu sayede iyileşme hızlanmış, hiper/hipopigmentasyon gibi açık yaraya bağlı komplikasyonların önüne geçilmiştir Ayrıca tüm cilt yüzeyi ablate edilmediğinden muazzam de- rinliklere ulaşılabilir, bu da dermal melazma ve PIH tedavisinde kullanım şansı anlamına gelmektedir. PIH oluşumu ablatif lazer tedavisini takiben daha sık görülse de, fraksiyonel fototermolizin bir komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilir. Bir çalış- maya göre fraksiyonel fototermoliz sonrası bu oran %0,73’tür.28 Tedavi dansitelerinin düşürülmesi ve lazer süresince soğutma cihazlarının kullanılması ile bu risk düşer.29 Fraksiyonel erbium 2940 nm ve fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer ile melazma tedavisini QS Nd:YAG lazer ile kombine kullandık. Kombine te- davi uygulamak lekelerin açılmasının hızlanmasına katkıda bulunuyordu. Ancak tedavi sırasında bek- lenmedik PIH gelişmesi bizi bu lazerleri kullanmak- tan uzaklaştırdı. Meydana gelen PIH’ların hiçbiri kalıcı olmadı ve QS Nd:YAG lazer ile 2-3 seansta ge- rilemesine rağmen tedaviye hasta uyumunu bozdu. Bu yüzden sadece erbium fraksiyonel lazeri deri tipi I ve II olanlarda seyrek olarak kullanabiliyoruz. YOĞUN PULSE IŞIN TEDAVİSİ- İNTENSE PULSE LİGHT IPL 1990’ların sonunda geliştirilmiştir ve ksenon- klorid lambasıyla geniş spektrumlu (500-1200nm), non-koherent paralelleştirilmemiş ışın yayılması mantığına dayanır. IPL’nin avantajı parametrelerinesnekliğinde yatar. Dalga boyu, akım, sayı, süre ve ışın gecikmesi, kromoforların etkili olarak hedef- lenebilmesi için hastaya göre değiştirilebilir. Bu avantaj da bu yöntemin vasküler lezyonlar, epilas- yon ve melanositik lezyonlar gibi birçok farklı du- rumda kullanılabilmesine olanak sağlar. Buna rağmen melazma tedavisinde IPL kullanımına odaklanan az sayıda çalışma mevcuttur. IPL ile melazmada başarılı tedaviler bildiril- mesine karşın tekrar oranı yüksektir. IPL ile me- lazma tedavi edildikten sonra melazma açılır. Ancak 2 hafta sonra melanozomlar tekrar melaninle dol- duğu ve melanositler aktive olduğu için leke 3-4 haftada geri dönmektedir. Bu yüzden IPL uygulan- dıktan 2 hafta sonra düşük doz QS Nd:YAG lazer, bir hafta aralarla 4 seans uygulanması önerilmiştir. Yapılan çalışmada %60 oranında hastada tedavi sonrası ek tedaviye ihtiyaç kalmamıştır.30 Bu proto- kolü deri tipi IV olanlarda, çok koyu lekelerde, küçük alanlarda, long pulse alexandirite lazerle uy- guluyoruz. Diğer hastalarda IPL kullanıyoruz. PRP PRP (Trombositten Zengin Plasma); Otolog kanın normalin üstünde platelet konsantrasyonu içeren plazma fraksiyonudur. Bir büyüme faktörü kom- pleksi agonisti olarak görev yaparlar. Hem mitoje- nik hem de kemotaktik özellik gösterir. Trombosit- ler tarafından yara iyileşmesinde etkisi kanıtlanmış 7 büyüme faktörü salgılanır. Bunlar; PDGF alfa- alfa, PDGF alfa-beta, PDGF beta-beta, TGF beta 1, TGF beta 2, vaskuler endotelyal büyüme faktörü, epidermal büyüme faktörüdür. Ayrıca TGF beta 1’in melanogenezisi inhibe edici özelliği bulun- maktadır.31 PRP’ de tam kana oranla 30 kat daha fazla konsantrasyonda PDGF, 10 kat daha fazla kon- santrasyonda EGF, 7 kat daha fazla konsantrasyonda TGF beta bulunur. PRP den salınan bu büyüme fak- törleri mesenşimal kök hücre, fibroblast, osteoblast, endotelial hücreler ve epidermal hücrelerdeki re- septörlerine bağlanarak etki gösterir.32-35 PRP vücudun kendi hücrelerini dokuları can- landırmak ve yeniden yapılandırmak üzere stimüle eder, kollajen liflerini yeniden şekillendirir, kıvrım ve çizgileri yumuşatır. Dermatolojide; androgene- tik alopesi tedavisinde, cilt gençleştirmede, ince çizgiler ve kırışıklıkların tedavisinde, dolgu amaçlıya da birçok kozmetik uygulamanın yanında ta- mamlayıcı tedavi olarak uygulanmaktadır. Normalde kanın pıhtılaşmasından sonra α-gra- nüller 10 dakika içinde trombosit yüzeyine göç ede- rek içeriklerindeki büyüme faktörlerini sekrete ederler ve ilk 1 saatte %95’i salgılanmış olur. Bu ne- denle işlem sırasında bu özellik dikkate alınmalı ve hazırlanan PRP ilk 10 dakika içinde uygulanmalıdır. Yapılan çalışmalarda PRP içeriğindeki trombosit konsantrasyonu ile mezenşimal kök hücre prolife- rasyonu ve farklılaşması arasında doz cevap ilişkisi saptanmıştır. En ideal yara iyileşmesinin normal kandaki trombosit konsantrasyonuna göre PRP’nin en az 4-5 kat daha fazla trombosit içerdiğinde sağ- landığı saptanmıştır. Rejevunasyon amaçlı kullanı- lan terapötik PRP’de en az 1 milyon trombosit bulunmalıdır.32-35 Tedavi bölgesine intadermal en- jeksiyon ve napaj tekniği ile uygulanmalıdır. PRP uygulamasını ilk defa, ablatif lazer uygu- lama sonrası çok koyu renkli PIH gelişmiş bir hastaya tedavi amaçlı uyguladık. PDL, QS Nd:YAG lazer ve PRP’ yi birlikte 2 seans uyguladıktan sonra hastanın PIH şikayeti %85 oranında geriledi. Üçüncü seans sonrası hiçbir şikayeti kalmadı. Ayrıca PRP yapılan hastaların ciltlerinde meydana gelen aydınlanma ve renk açılmasını gözlemledik. Bu yüzden melazma te- davilerine rutin olarak PRP uygulamaya başladık. PRP ve lazer kombinasyonu ile lekelerde daha iyi bir oranda açılma ve nükslerde azalma meydana geldi. Resim 1’de görülen hastada uzun yıllardır me- lazma şikayeti vardı. Leke açıcı krem ve peeling te- davilerine yanıt alınamamıştı. Melazması için aynı seansta PDL, Qswitch Nd:YAG lazer ve PRP uygu- landı. İlk seanstan itibaren lekelerde dramatik şe- kilde açılma meydana geldi. Üç seans sonrası lekelerde %90 azalma mevcuttu. LENTİGO VE EFELİD TEDAVİSİ Solar lentigo histolojik olarak melanosit sayısı arttığı için bazal hücre tabakası hiperpigmentedir. Bazal membran boyunca melanositlerde yuvalanma for- masyonu görülmez. Epidermal rete ridgeler uzamış- tır. Efelidler de melanosit sayısında artış olmadan epidermal hipermelanosis mevcuttur. Solar lentigo tedavisinde kryoterapi ve %40 triklorasetik asit (TCA) kıyaslandığında, kryoterapidaha etkili ancak PIH oranı yüksek ve iyileşme sü- resi daha uzun bulunmuştur.36 Melanin geniş bir aralıktaki dalga boyunu (351-1064 nm) absorbe eder. Lentigo ve efelid te- davisinde kullanılan lazerler Q-switched (QS) la- zerler, long pulse alexandirite 755 nm lazer, long pulsed Nd:YAG 532 nm lazer, long-pulse pulsed dye lazer (LPDL) ve IPL’dir. QS lazerler lentigo tedavisinde özellikle açık tenlilerde tercih edilir. Bununla birlikte QS 532- nm Nd:YAG lazerler, QS alexandirite lazer (755 nm) ve QS ruby laser (694 nm)koyu tenlilerde PIH riski taşır.37-39 QS Nd:YAG 532 nm ile long pulsed Nd:YAG 532 nm yüz lentigosunda kıyaslandığında iyileştirme oranları aynı PIH oranı QS lazerde yük- sek bulunmuştur.40 QS lazerler fototermal etki yanı sıra nanosaniyede atış yaptıkları için foto- mekanik etkiye sahiptirler. Fotomekanik etki ok- sihemoglobini hasarlayarak yüzeysel damarlarda enflamasyon yaratarak melanositleri aktive eder ve PIH meydana gelir. QS alexandirite lazerle ve IPL lentigo ve çillerin tedavisinde kıyaslandığında QS lazerde PIH oranı yüksek bulunmuştur.37 Long pulse alexandirite laser 755 nm solar len- tigo tedavisinde özellikle koyu renk lentigolarda et- kili bulunmuştur. Özellikle deri tipi IV ve üstü olanlarda, PIH ve skar olmaksızın fayda sa- ğlamıştır.41,42 Long-pulse pulsed dye lazer (LPDL) 595 –nm dalga boyunda hemoglobini hedeflediği kadar me- lanini de hedefler. Bu sebeple lentigo tedavisinde kullanılmıştır. Morarmaya bağlı PIH riskini azalt- mak için diaskopiyle yapılır. Damarlara camla baskı yapıldığında damarlar boşalır ve böylece vaskülerhasar olasılığı azalmış olur. LPDL ve IPL ile yap- ılan bir çalışmada rejenuvasyon tedavisinde cilt ye- nileme etkileri aynı, lentigo tedavisinde LPDL daha etkili bulunmuştur.43 IPL sistemler lentigo tedavisinde etkili bulun- muştur. Seans sayısı lazerlere göre uzun süren IPL tedavilerinde PIH ve skar gözlenmemiştir.44,45 Lentigo tedavilerinde, açık renkli lentigolara sahip deri tipi I ve II olanlarda QS Nd:YAG 532 nm laser tercih ediyoruz. Deri tipi III olanların QS lazer uygulamalarında PIH oranı yüksek olduğu için, koyu ya da açık lentigolarda IPL kullanıyoruz. Bazı hastalarda kalın yapıda lentigo var ise IPL ve QS Nd:YAG 532 nm laser yeterli derinliğe inemeyebi- liyor. Bu sebeple bu hastalara erbium lazer (2940 nm) ile ablasyon yapıyoruz. Bu hastaların çoğunda uzun süren eritem ve sonrasında PIH olabiliyor. Sa- dece 55 yaş üzeri hastalarda PIH görmüyoruz. Bu yaş gurubuna erbium lazeri uygulayıp, eritemli dö- nemde IPL veya PDL birkaç seans uyguluyoruz. Deri tipi IV olanlarda ve siyaha yakın koyu renkli lentigosu olanlarda ise long pulsed alexandirite lazer kullanıyoruz. Deri tipi IV ve V olanlarda, lentigoları açık renkli olduğu için alexandirite lazer etkili ol- muyorsa, diğer uygulamaların yüksek PIH olasılığı nedeniyle tedavi önermiyoruz. Lentigolu hastalarda seans sayısını öngörmek zor oluyor. Bazı lentigolar tedaviyle hemen geriliyor, bazılarında tedavi uzun sürüyor veya tekrar ediyor. Bunun bir sebebi len- tigo olarak tedavi ettiğimiz oluşumların aslında len- tigoya benzeyen başka hastalıklar (seboreik keratoz, pigmente aktinik keratoz, lentigo maligna) ol- masından kaynaklanabilir. Dermaskopla incelemek tedavi sonuçlarını düzeltebilir.46 Resim 2’de sırtında yaygın solar lentigoları olan hastaya iki seans QS Nd:YAG 532 nm lazer uygu- landıktan sonra lekeler büyük oranda kayboldu.

  • Kozmetik dermatolojide plateletten zengin plazma ile kombinasyon tedavileri

    Plateletten zengin plazma (platelet rich plasma-PRP) tedavisi son yıl- larda giderek popülerleşen ve kullanımı giderek yaygınlaşan, sitratlı kan tüpüne konulan otolog kanın santrifüjü sonrasında daha yüksek platelet konsantrasyonu içeren plazma komponentidir. PRP kullanımının amacı, eritrosit miktarını, azaltıp platelet sayısını artırarak suprafizyolojik konsantrasyonlarda büyüme faktörü salınımını arttırarak, doku tamirini di- rekt ve indirekt yollardan hızlandırmaktır. PRP’nin klinik etkisi için bazaldeğerin (150 000-400 000/μl) en az 4 katı yani 1 000 000/μl üzerinde olduğu zaman yara üzerindeki re- jerenatif etkisinden bahsedilmektedir.1-4 Yara iyileşme sürecinde büyüme faktörlerinin hücre regülasyonu, diferansiasyonu, proliferas- yonu, kemotaksisi, anjiyogenezi ve matriks sentezi süreçlerinde önemli rolleri olması, büyüme fak- törleri açısından zengin olan PRP’nin bu süreçte kullanılabileceğini kanıtlamaktadır.5-8 PRP’nin yara iyileşme sürecinde gerekli olan fibroblast pro- liferasyonu, Matriks metalloproteinaz (MMP) 1-3 artışı ve tip 1 kollajende artışı sonucu ekstrasellü- ler matriks (ECM) sentezinde artış gerçekleştirdiği kanıtlanmıştır.9 Ayrıca PRP’nin otolog bir ürün ol- ması, neden olabileceği alerjik reaksiyonları ve bu- laşıcı hastalık riskini çok aza indirmektedir.10-13 PRP’nin zamanlaması değerlendirilecek olursa; PRP’nin içindeki konsantre plateletlerin biyoakti- vitesi 6 saat boyunca devam eder ve 3 saat içinde PRP’nin enjekte edilmesi gereklidir. CaCl2 ile ak- tive edilen PRP’de ise aktivasyondan hemen sonra 10 dakika içinde depo edilmiş GF’lerin %70’ini, ilk saat içinde %100’e yakını salıverilir. Bu yüzden ak- tivasyondan sonra en kısa zaman içinde uygulan- ması önerilir. Özellikle PRP ile birlikte kullanı- labilecek yöntemler açısından bu zamanlamaya dikkat etmek önemlidir.10,14 PRP’nin dermatolojideki kullanım alanları; kronik yaralar, ülserler ve yanıklar olmakla birlikte kozmetik dermatoloji alanında da yara iyileştirme prensibi temel alınarak başarı ile kullanılmaya baş- lanmıştır.15-18 PRP’nin tek başına kullanılabilmesi- nin yanında invaziv/non-invaziv kozmetik işlem- lerden sonra (ör: kimyasal peeling, roller, lazer, RF vb.) yara iyileşmesini artırmak ve hızlandırmak için bu yöntemlerle kombine olarak da kullanıla- bilir.12,19 Kozmetik dermatoloji alanındaki kombinas- yon çalışmaları çok fazla olmasa da, son zamanlarda PRP’nin popülerliğinin artmasıyla doğru orantılı bir şekilde yapılan çalışmaların sayısı giderek art- maktadır. Melazma ve postinflamatuar hiperpigmentas- yon (PİH) tedavisi için PRP uygulaması, diğer te- davi seçeneklerine kombine edilebilir. TGF-β1’inmelanogenezisi inhibe edici ozelliği bulunmakta- dır.20 Bu sebeple TGF-β1’den oldukça zengin PRP melazmada veya PIH’da tek başına ya da lazer, kimyasal peeling, mezoterapi ve roller ile birlikte kullanılabilir. Melazma tedavisi için yapılan lazer, kimyasal peeling, roller gibi işlemlerin sonrasında topikal olarak uygulanmasının sinerjik etki yara- tacağı kaçınılmazdır. Ayrıca bu işlemler sonu- cunda oluşabilen eritem, ödem, ağrı ve has- sasiyetin, sonrasında PRP uygulanması ile azaldığı ve hasta memnuniyetini arttırdığı kanıtlanmış- tır.9,12,19,21,22 Saç transplantasyonu sonrasında da PRP uy- gulaması eklenebilmektedir. PRP tedavisini ekle- menin mantığı; içeriğindeki VEGF8 ve PDGF4 gibi anjiyogenez kolaylaştırıcı büyüme faktörleri ile daha güçlü ve dolgun saç büyümesi elde edebilmek ve işlem sonrası eliminasyon ve absorbsiyon ile kaybedilen %15-30’luk saç kaybını minimalize etmek şeklindedir. Saç ekiminden sonra yapılan 4-6 seans PRP uygulaması kombinasyonu standart olarak uygulanmaya başlanmıştır.23-27 Lazer tedavileri ile PRP uygulaması kombine olarak kullanılabilmektedir. Fraksiyonel CO2 lazer sonrasında PRP’nin lazer uygulanan alanlara topikal uygulaması, lazer sonrasında oluşan eri- tem, hassasiyet, ödem, akne, milia gibi akut yan etkileri ve skar oluşma, kalıcı eritem ve postinfla- matuar hiper-hipopigmentasyon riskini azalttığı, iyileşmeyi hızlandırdığı ve PRP ile kombinasyonu sonucu oluşan sonuçların daha iyi olduğu göste- rilmiştir.9,21,28 Akne skarları için yapılan bir çalışmada, 14 hastaya ablatif CO2 lazer ile soyma işlemi sonra- sında tek taraflı mezoterapi şeklinde PRP uygula- ması yapılmış, tek taraflı PRP uygulaması yapılan alanda eritem, ödem, hassasiyet daha az bulun- muştur. Ayrıca 4 ay sonra kontrol muayenesindeki akne skarlarının iyileşme düzeyi PRP uygulanan tarafta daha fazla bulunmuştur.29 Atrofik akne skarı tedavisi için yapılan karşı- laştırmalı grup çalışmasında fraksiyonel CO2 lazer yapılan alanlara salin solüsyonu, topikal PRP ve in- tradermal PRP enjeksiyonu uygulaması karşılaştı- rılmış, kombine PRP uygulamalarının eritem veödemin azalması açısından çok daha iyi ve total dü- zelme açısından saline göre çok fazla iyileşme gös- terdiği bulunmuştur. Topikal PRP uygulamasının ıntra dermal uygulamaya göre sonuçları birbirine yakın bulunmuş ağrı skorlamasının çok farklı ol- ması yüzünden topikal PRP uygulamasının tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.30 PRP’nin rejuvenasyon amaçlı yapılan ablatif ve fraksiyonel non-ablatif lazer sonrasında kombi- nasyonunun, lazerlerin tek başına kullanımlarına göre hem sonuç hem de daha hızlı iyileşme açısın- dan daha iyi sonuçlar verdiği vaka çalışmalarında kanıtlanmıştır.9,21,28,31 Posttravmatik skarlar için yapılan çalışmada; skarların bir tarafına fraksiyonel ErYAG uygula- ması, diğer tarafına ise fraksiyonel ErYAG lazer uygulamasından sonra topikal PRP uygulaması ya- pılmış. PRP ile kombinasyonu yapılan tarafın skar ciddiyet skalasına göre daha fazla iyileştiği bulun- muştur.32 Travmatik skarların tedavisi için yapılan başka bir çalışmada bir grup hastaya PRP ile karıştırılmış yağ grefti uygulaması ve 1540 nm non ablative Er- Glass lazer kombinasyon uygulaması yapılması sonrası bu yöntemlerin tek başına uygulanmalarına göre kombinasyonları ile uygulanmaları sonrasında daha iyi sonuç elde edilmiştir.33 Akne skarları için yapılan 22 hastalık bir ça- lışmada, her hastaya 3 defa fraksiyonel ErYAG uy- gulaması sonrasında topikal PRP tedavisi verilmiş, eritem 3 günden az sürmüş ve akne inflamasyonu görülmemiş, akne skarlarındaki düzelme %50-90 arasında olduğu belirtilmiştir.34 PRP, RF tedavileri ile birlikte de kombine edi- lebilmektedir. PRP’nin Bipolar RF ile kombinasyo- nun stria tedavisi için değerlendirildiği 19 Asyalı kadın hasta üzerinde yapılan bir çalışmada; striaalanlarına 4 hafta aralıklarla 3 seans bipolar RF in- tradermal olarak uygulanmış ve sonrasında PRP yine intradermal olarak stria alanlarına verilmiş. Yapılan değerlendirmede kombinasyon tedavisinin striaları istatistiksel olarak anlamlı derecede dü- zelttiği kanısına varılmıştır.35 Stria tedavisi için 18 hasta üzerinde yapılan başka bir çalışmada, stria alanlarına unipolar RF’in ultrason dalgaları ile birlikte verilebildiği bir yön- tem uygulanmış, sonrasında ultrason başlığı kulla- nılarak stria alanlarına PRP uygulaması yapılmış; bu kombinasyonun 2 haftada bir toplamda 4 seans uygulanması sonucu istatistiksel olarak yüz güldü- rücü sonuçlar ortaya çıkmıştır.36 Her ne kadar literatürde kanıta dayalı örnek- lerine henüz rastlanmasa da PRP’nin kimyasal pee- ling ve mikroneedling (roller) uygulaması ile kombinasyonunun uygun olacağı; ayrıca BoNTA ve dolgu uygulamalarından önce ciltte rejuvenas- yon ve revitalizasyon etkisini arttırmak için 2-4 seans PRP uygulamasının uygun olacağı söylene- bilir. Sonuç olarak; kozmetik dermatoloji alanında yapılan uygulamaların PRP ile kombine edilmesi son zamanlarda popülerleşmiş olup giderek yay- gınlaşmaktadır. Otolog bir ürün olduğu için aller- jik reaksiyon riski oluşturmaması, içeriğindeki büyüme faktörlerinin yoğunluğu ve bu faktörleri- nin yara iyileştirmedeki rolleri sayesinde yapılan işlemlerin oluşturdukları akut yan etkilerinin (eri- tem, ödem vs.) daha hızlı düzelmesi ve kalıcı yan etki (PIH, skar vs.) riskini azaltması, son olarak yine içeriğindeki büyüme faktörlerinin yararlı et- kileri sayesinde yapılan işlemlerin pozitif etkilerini sinerjik olarak arttırması PRP’nin kozmetik uygu- lamalar ile birlikte kombine edilmesinin her geçen gün daha da artacağı aşikardır.

  • Kürtaj (Gebelik Sonlandırılması)

    Kürtaj (Gebelik Sonlandırılması)

    İstenmeyen hamileliği tıbbı yöntemlerle sonlandırılmasına kürtaj (Tıbbı terim : Küretaj) denir.

    Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre, kürtaj işlemi yapılacak olan kişinin 18 yaşını doldurmuş, gebelik haftası ise 10 haftadan küçük olmalıdır. Kişi evli ise eşinin onayı gerekir. Evli olmayanlarda kişinin kendi rızası yeterlidir.

    Kürtaj yalnız Kadın Hastalıkları-Doğum Uzmanı tarafından sağlık kuruluşunda veya muayenehanede yapılır. Kürtaj işleminde mahremiyet ve hasta-hekim arasındaki özel paylaşım konusuna özen gösterilmelidir.

    Kürtajin riskleri gebelik haftası ilerledikçe artar. 10 haftalık yasal sınır, kişinin sağlığı göz önünde bulundurarak bu şekilde tesbit edilmiştir. Dolayısıyla kürtaj kararı mutlaka 10 haftadan önce verilmelidir.

    Bebeğin sakat olduğu tetkiklerle kesinleştiği, hamileliğin devam etmesi annenin sağlığını tehdit ettiği durumlarda, gebelik 10 haftadan büyükse de, kurul kararı ve anne-babanın rızası ile gebelik sonlandırılabilir.

    Kürtaj işlemi vakum tekniği ile (Enjektör içerisine negatif basınçla çekme şeklinde) yapılır.

    Gebeliğin ilaçla sonlandırılması :

    Bu amaçla kullanılan ilaç henüz ülkemizde mevcut değildir (preparat adı : RU-486). Öte yandan ülkemizde hatalı olarak söktürücü adı altında etken maddesi progesteron olan ilaçlar halk tarafından düşük oluşturmak için yaygın olarak kullanılmaktadır. Bilinmesi gerekir ki bu grup ilçalar hamileliği sonlandırmakta etkisiz olduğu gibi, tam tersi hamileliği destekleyici özelliği mevcuttur.

    Kürtaj (Gebelik Sonlandırılması) işlemi nasıl yapılır?

    1- İşlem yapılmadan önce hasta ultrasonla muayene edilir. Ultrasonda gebelik kesesi mutlaka tesbit edilmelidir. Gebelik kesesi görülmeden yapılan müdahale hastaya zarar verebilir. (Hasta hamile olmayabilir, dış gebelik olabilir veya hamileliğin çok erken safhası olabilir).

    2- İşlem anestezi altında yapılır. Muayenehanede yapılan anestezi, ofis şartlarında güvenle uygulanabilecek anestezidir. Aslında anesteziden ziyade bir nevi sedasyon uygulamasıdır. Sedasyon Anestezi Uzmanı tarafından verilen uygun ilaçlarla uygulanır ve herhangi bir risk ve yan etki söz konusu değildir. Hasta işlem sırasında herhangi bir şey hissetmez. Daha sonra işlem hakkında herhangi bir şey hatırlamaz. Daha önce normal doğum yapan bayanlarda lokal anestezi uygulanabilir. Fakat yine de işlemin psikolojik travmasıda düşünülürse genel anestezi daha çok tercih edilir. Merkezimizde işlem boyunca ve işlemden yarım saat sonrasına kadar hasta anestezi uzmanı tarafından kontrol altında tutulur.

    3- Hasta işlem yapılmadan önce 6-8 saat süreyle hiçbir şey yiyip içmemelidir.

    4- Hasta jinekoloji masasında hazırlandıktan sonra anestezi uzmanı tarafından gerekli ilaçlar verilerek uyutulur.

    5- Vajene spekulum yerleştirilir. Vajen ve rahim ağzı ilaçla temizlendikten sonra, rahim ağzı özel aletlerle genişletilir. Rahim içi plastik kanül ve ona bağlı olan vakum aleti ile boşaltılır. Kanama kontrolu takiben işleme son verilir. Merkezimizde, ultrasonla hasta kontrolu yapılıp herhangi bir problem olmadığından emin olunduktan sonra hasta uyandırılır.

    6- Hasta dinlenme odasında yarım saat dinlendirilir.

    7- İşlemden sonra (Dinlenme süresi bitince), hasta istediğini yiyip içebilir. O gün için dikkat isteyen işlerden (örneğin araba kullanmak) ve alkollu içeceklerden uzak durmalıdır.

    8- İşlem sırasında herhengi bir enfeksiyon tesbit edilmezse antibiyotik tedavisine gerek yoktur. Ağrı kesici reçetesi verilir.

    9- İşlemden sonra birkaç güne kadar günde 1-2 pedlik kanama olabilir (küçük parçalar şeklindede olabilir). Kanama olduğu günler denize havuza girilmemeli, banyo yapılacaksa ayakta duş şeklinde yapılmalıdır.

    10- İşlemden sonraki günlerde şiddetli ağrı ateş yükselmesi veya fazla miktarda kanama olursa mutlaka hekime başvurulmalıdır.

    11- İşlemden sonra iki hafta süreyle cinsel ilişkide bulunulmamalıdır (ağrı ve enfeksiyon tetiklenebilir).

    12- Kürtajdan sonraki ilk adet düzensiz olabilir. 20 ile 40 gün arası herhangi bir dönemde olabilir.

    Bilinmesi gereken hususlar

    Nadiren gebelik kesesi çok küçük olup (5 haftadan küçük gebelikler) kürtaj yapılmasına rağmen gebelik devam edebilir. Bu sakıncalı durumla karşılaşmamak için en doğrusu, gebelik kesesi ultrasonla görülüp, hekimin önerdiği zamanda kürtaj işleminin yapılmasıdır.

    Halk arasında ilk kürtaj sakıncalıdır ve bir daha hamilelik oluşmaz inanışları mevcuttur. Kürtaj İşlemi uygun koşullarda ve uzman tarafından yapıldığı sürece komplikasyonu yok denecek kadar azdır. Yinede unutmamalı ki kürtaj bir doğum kontrol yöntemi değildir. Mümkün oduğu sürece eşler korunmaya dikkat etmeli ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmalıdırlar.

  • Vajinismus Çözümü

    Vajinismus Çözümü

    Vajinismus, tedavi edildiğinde çok olumlu sonuçlar veren bir hastalıktır. Çoğu hasta yaşadığı durumun kendine bağlı olduğunu düşünür. Belki de VAJİNİSMUS diye bir şeyi daha önce hiç duymamıştır. Ancak yapılan araştırmalar gösteriyor ki ülkemizde bir çok kişi bu sıkıntıyla karşı karşıyadır ve bu durum ülkemizde her on kadından birinde görülmektedir. Bu özellikle cinselliğin eksik ve yanlış bilgilendirildiği baskıcı toplumlarda izlenir. Burada yaşanan sıkıntılardan biri de sorunu yaşayan çiftlerin sadece kendi başına geldiğini düşünmesidir, kendinden başka kimsede olmadığını düşünüp gizli tutması ve hiç araştırma yapmamasıdır. Oysa ki Vajinismus, tedavi edildiğinde çok olumlu sonuçlar vermektedir.

    Vajinismus Çözümü

    Belirtileri başlıklı yazımı okuduysanız ve Vajinismus olduğunuzu düşünüyorsanız uzman doktordan yardım almanız gerekmektedir. Her ne kadar belirtileri kişi tarafından kendi tanısını koydurucu görülse de ,bu konuda uzman birinin değerlendirip yol çizmesi başarıya giden yolu kısaltır. Çok zaman kaybetmeden başvurmak çiftleri rahatlatır.

    Çözümü için en önemli olan faktörler; eş desteği, sabır, güven ve inançtır. Öncelikle hastanın bu durumu kabul edip artık bu sıkıntıya değil bunun çözümüne odaklanması gerekmektedir. Bunun için de araştırma yaparak alanında uzman birinden destek almalıdır. Sonrasında kendine, eşine ve tedaviyi yürüten uzmana güven duymalıdır. Bu tedavi sonucunda her şeyin düzeleceğine ilişkiye girebileceğine inancı olmalıdır. Eşler de bu durumun bayanın kontrolü dışında gerçekleştiğini bilip bu konuda eşlerine yardımcı olmalıdırlar. Bu koşullar olduğu sürece Vajinismus çözümü çok kolay olan bir sorundur.

    Bilişsel yöntemde daha çok hastanın cinsellik konusunda bilgilendirilmesi, bu konuda bilinçlendirilmesi ve kafasındaki soru işaretlerine cevap bulması sağlanmaktadır. Davranışçı yöntemde ise tedavi sürecinde hastanın yapması gereken egzersizler yer almaktadır.

    Vajinismus bir ilişkinin sıkıntılı geçmesine hatta daha da ileriye giderek bitmesine sebep olmamalıdır. Nitekim tedavisi olan ve başarı sağlanılan bir cinsel işlev bozukluğudur.

    Vajinismusta Eşlerin Tutumu

    Vajinismus genel olarak kişilerin çocukluktan beri cinsellik konusunda baskıcı bir tutumla büyütülmeleri sonucu veya kızlık zarı bakireliğin simgesi olarak görülür ve sürekli olarak ilk gece bozulacağından, biraz zor olduğundan ve kanamalı olduğundan bahsedilmesi sonucu gelişir . Oysa ki bunlar yanlış bilgilerdir. Kızlık zarı incedir ve esnek bir yapıya sahiptir. Bir çok çeşidi bulunabilir.Kızlık zarı ince ve esnek bir mukoza kalıntısıdır. Çok fazla kanama olacak diye bir genelleme yapılamaz. Hatta ilk ilişkide genelde leke tarzında kanamaya yol açar.Hiç kanama olmaması da normal bir durumdur. Kızlık zarının yapısına göre bu durum değişkenli gösterecektir. Ama ne yazık ki bu konudaki yanlış bilgiler, baskıcı tavır ilerde bu hastalığa sebep olabilmektedir.

    Küçüklükten beri çocukları bakma, ayıp, günah diye eleştiren bir çevrede yetişmiş kişiler, cinsellik konusunda hiç bir bilgi sahibi olmadan evleniyor ve ilk gece de bunun korkusunu yaşıyor. Tabi ki VAJİNİSMUS sadece ilk ilişki esnasında olan bir durum değildir. Kişilerin başından geçen olumsuz doğum, travmatik bir kürtaj işlemi, enfeksiyonlar sonrası,hormonal değişiklikler sonrası ne acı ki cinsel suistimaller gibi durumlarda da sonradan Vajinismus yaşanabilmektedir.

    Vajinismus Eşlerin Tutumu

    Vajinismus hastaları ilişkiye gireceği esnada çok fazla acı, ağrı hissedeceğini düşünür. Eşlerini iterek ilişkiye izin vermez. İlişkiye izin verse bile vücudundaki kasılmalar sebebiyle kendine bir duvar örer. Bu durumda bilinçsiz bir eş, kendisini istemediğini hatta ilişkiye girme konusunda çekineceği bir durumu olduğunu düşünebilir. Ancak bu durum kişinin isteği dahilinde olan bir şey değildir. Eşini çok sevse ve ilişkiye girmeyi istese de istem dışı olarak buna izin vermez. Sonrasında kendi de duruma çok üzülerek ağlama krizlerine girebilir. Kendisinde bir problem olduğunu düşünebilir. Bu gibi durumlarda endişe etmemeli ve hemen bir uzmanla iletişime geçilmelidir. Her ne kadar vajinismus adı bilinsede,tanı ve tedavide izlenen yol önemlidir.

    Vajinismus Tedavisinde

    Vajinismus tedavisinde en büyük görev çiftlere düşmektedir. Eğer eşler tedavi sürecine birlikte katılırlarsa ve bu sıkıntının üstesinden gelecekleri konusunda inançları ve istekleri olursa Vajinismus atlatılamayacak bir cinsel problem değildir. Hatta deneyimli bir uzman tarafından çiftlerin de sabır ve isteğiyle kısa bir zamanda % 100 e yakın başarı sağlanacaktır.

    Tedaviye başvurmadaki geçikmeler erkek cinsel işlev bozukluklarına yol açacaktır.Bu durum çiftlerimizde motivasyon düşüklüğünede yol açabilmektedir. Özellikle vajinismuslu çiftlerin tedaviyi ertelermelerini bu nedenlede istememekteyiz.Erken başvuru önemlidir.

  • JİNEKOLOJİ

    JİNEKOLOJİ

    İdrar Kaçırma ve Rahim Sarkması

    Hasta iyi bir anamnez ve muayene ile değerlendirilmeli eşlik eden sistemik hastalıklarda göz ardı edilmemelidir. Örnegin diyabeti olan hastada hissetmeden olan kaçırma bu genelde ilaç tedavisini ön plana alır.

    Pelvis taban desteği azalmasının yol açtığı tüm sarkmalarda gerekirse hasta cerrahiden fayda sağlar önemli olan hastanın doğru seçilerek ameliyata alınmasıdır. Cerrahi sarkma derecesine göre değerlendirilip yapılır.

    • Korunma Yöntemleri
    • Hormonal yöntemler
    • Doğum kontrol hapları
    • Aylık ve üç aylık enjeksiyonlar
    • Rahim içi araçlar
    • Cilt altı implantlar
    • Tüp Ligasyonu

    Bartolin Bezi Enfeksiyonları

    Bu bezin yerleşimi vajenin girişinde iki taraflıdır salgıları kanalla vajene açılır. Bu kanal tıkanınca bartolin kisti ve enfeksiyonunda da absesi oluşur. Uygulanan prosedürlerle direnajı sağlanmasına rağmen sık tekrarlarsa bez cerrahi olarak alınabilir.

    Polikistik Over

    Adet düzensizliğinin en sık nedenlerindendir. Kısırlık nedenlerindede ilk sıralarda yer alan bu hastalığın tanısı ultrasonda çok sayıda küçük kistler içeren over görüntüsü ile konur. Erkeklik hormon yükselmesine bağlı sivilce, tüylenme, yağlı cilt, şişmanlık, insülin direnci, kalp damar hastalığına yatkınlık olur.

    Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar

    Bu enfeksiyonlarda korunma yöntemi olarak kondom kullanımı çok önemlidir. Bunlar klamidya, gonore(belsoğukluğu), sifilis, trikomonas, HIV(AIDS), HepatitB, HPV dir. Eş tedavisi ve erken başvurular tedaviye alınan cevabı artırır.

    Vajinal Akıntı

    Fizyolojik olarak vajinal akıntı şeffaf, akışkan, kokusuz, renksiz olan akıntıdır. Bu bölgede yer alan salgı bezleri ve doğal flora bozulmadığı sürece akıntıda enfeksiyonla sık karşılaşılmaz. Bunun için çamasırlar pamuk veya yünlü olmalı, pedler sık değiştirilmeli, tuvalette temizlik önden arkaya yapılmalıdır.

    Gebelik, sık antibiyotik kullanımı ve diyabette özellikle kandidal vajinit izlenir. Bakteriyel vajinozis ve trikomonas vajinitide diğer vajinit nedenleridir.

    Menopoz

    En sık ateş basması şikayeti ile gelen hastalarımıza hormon tedavisi, mutlaka tüm rutin sağlık kontrolleri (smear, mamografi, kemik dansitometri, tüm batın ve vajinal ultrasonu, kan tetkikleri) sonrasında riskler anlatılarak verilir. Eskiden rutin olan hormon alımı artık sadece ateş basması endikasyonunda verilir olmuştur. Erken yaştaki menapozda kardiovasküler hastalıktan ve osteoporozdan korumak amacıyla hormon tedavisi gündeme gelir.

    Over Kistler

    En sık rastanan basit kistlerdir. Genelde hormonal nedenlerle oluşur ve şikayete neden olmayabilir, büyükse karında şikinlik ağrı yapabilir. Kistin sapından kendi etrafında dönmesine torsiyon denir, acil cerrahi gerekir. Torsiyon riski büyüklükle arttığı için büyük basit kistlerde cerrahi planlanabilir.

    Endometrioma infertilite, kronik pelvik ağrı ve karın içi yapışıklıklara neden olabilen çikolata kistleridir.

    Dermoid kistlerde overde rastlanan ve cerrahinin planlandığı kist grubudur.

    Kist cerrahilerinde laparaskopik cerrahi tercihdir.

    Myom

    Halk arsında ur olarak bilinen rahimin iyi huylu kitlesidir. Rahimde yerleştiği yere göre ve büyüklüğüne bağlı olarak şikayetlere yol açar. En sık kanama şikayeti yaratır buna bağlı derin kansızlıklar izlenir. Büyüklüğüne bağlı olarak yarattığı bası idrara sık çıkma ve kabızlığa neden olur. Küçük boyutta olup hastada şikayet yaratmıyorsa takip edilir. Büyük olması buna bağlı şikayetlere yol açması durumunda, aşırı kanama, infertilite, gebelik kayıplarına neden olduğu durumlarda hastanın yaşı, gebelik isteğine göre cerrahi prosedür belirlenir.

    Amenore ( Adet Olamama )

    Bu durumda yaşa bağlı tanı için gidilecek yollar farklıdır. Hiç adet olmamış kişide tanı genital sistem anomalilerini içeriyorsa genetik inceleme yapılır. Genital sistem normal ise beyinden yumurtalığa kadar olan yol değerlendirilir. Ancak daha önce adet olmuş bir bayanda ilk akla gelen gebelik durumudur. Gebe değilse hormonlar değerlendirilir.
    Aşırı ve Düzensiz Adet ( Anormal Uterin Kanama )
    Adelosan dönemde beyin yumurtalık arasında ilişki oturana kadar olabilir.

    Doğurganlık çağında gebelik testi mutlaka yine ihmal edilmemelidir. En sık nedenler myom polip, endometrial hiperplazi olarak bilinen rahim duvar kalınlaşması, rahim içi araç, endometrit denen rahim duvar iltihabıdır. Hasta 35 yaş üzeri ise rahim duvarından biobsi ve smear alarak kanser gibi nedenle olabilecek kanamaları ekarte etmeliyiz.

    Menopoz da ise ençok neden rahim duvarı incelmesi olarak bilinen atrofi olsada smear ve rahim duvarından patolojik tanı için biobsi alınmalıdır.

  • AĞRISIZ NORMAL DOĞUM

    AĞRISIZ NORMAL DOĞUM

    Gebelerimize ağrısız normal doğum imkanını ANKARA’da özel hastanelerde çok tecrübeli anestezi uzmanlarımızın da katılımıyla başarılı şekilde gerçekleştirmekteyiz. Doğum öncesi verdiğimiz detaylı bilgilendirmeler ile hastalarımızın epiduralli normal doğum sık tercihleri olmuştur. Ağrı şiddetinin tarifi kişiden kişiye çok değişir. İlk gebeliği olan hastaların etraflarından duydukları ile kaygılarını çok artırır. Elinde epidural gibi ağrısız doğum imkanının olduğunu bilmesi bile normal doğuma hastalarımızın motivasyonunu artırmaktadır.

    Epidural anestezi, aktif doğum eylemi başlayınca yapılan( 3-4 cm açıklık olduğunda) anestezidir. Anestezi uzmanı belden ince bir katater yardımıyla anestezik madde vererek 10 -15 dakika sonrasında ağrıların geçmesini sağlayan bir anestezidir. Hastanın doğum eylemi ilerler, kasılmalar ritmik devam eder, bu kasılmaları kasıklarda bası hissi olarak hissedilir. Hasta yürüyebilir. Ikınma hissi kaybolduğundan endişelenip yaptırmak istemeyen hastalarımıza, bu anestezinin kesinlikle doğuma engel olacak bir anestezi olmadığını anlatıyoruz. Ikınmanızı çok rahatlıkla yapabilirsiniz. Zaten bu sırada size tüm yardımlar için hazır yanınızda olacağız. Bu epidural anestezi şekli epizyotomide rahatlık sağlayıp ağrı hissetmemenizi sağlayacaktır. Epidural anestezi sırasında normal doğum olmazsa sezeryan gerektiği durumda anestezi dozu ayarlanarak epidural anestezi ile sezeryana devam etmekteyiz.

    Epidural anestezi istemeyen hastalarımıza lokal anestezi uygulaması epizyo aşamasında yapılabilmektedir. Birde sistemik etkili dediğimiz ilaçlar ile normal doğumda ağrıyı azaltan kas içine veya damar yolundan yapılan ilaçlarımız var. Bunlar annede tansiyon düşmesi bebektede bazen solunum sıkıntısı yapabilir. Ama gerektiğinde destek aldığımız ilaçlardır.

    Ağrısız doğum deyince aklımız aepidural anestezili doğum gelmeli ve tecrübeli bir ekiple sorunsuz bir sürecin keyfini sürmenin size kalacağını hatırlamalısınız. Epidural anestezi doğum eyleminin uzamasına yol açmaz, aksine rahim ağzı açıklığının hızlanması ve doğum sürecinin kısalmasına bile faydası vardır.Bebeğin çıkımı sırasında ıkınma refleksinizi de azaltmaz. Doğum sürecinde rahatlıkla yürüyebilirsiniz bazen nadiren bacaklarda uyuşukluk gibi bir hisse neden olur.

    Doğumun sizin için ne kadar özel olduğunu takip eden doktorunuzda bilir ve onun için de sizin doğumunuz çok özeldir. Takip olduğunuz doktorunuza güveniniz olması, karşılıklı diyalogunuzun iyi olması sizi rahatlatıp, sürecin sorunsuz geçmesini sağlar.

  • Aşılama (İnseminasyon)

    Aşılama (İnseminasyon)

    Aşılama yöntemi nedir?

    Aşılama (İntrauterin İnseminasyon-İUİ) nedeni bilinmeyen kısırlıkta(açıklanamayan infertilite),hafif sperm sayı ve yapı bozukluklarında,hafif endometriosiste,rahimağzı patolojilerinde,sperm antikoru saptanmasında ve erkekte görülen boşalma bozukluklarında;erkekten mastürbasyon yöntemi ile alınan spermin yıkanarak içindeki sağlıksız spermlerden arındırılıp ve hareketliliği artırıldıktan sonra jinekolojik muayne pozisyonunda yumurtlama dönemindeki kadının rahminin içine özel bir kanül ile verilmesidir.

    Aşılama yöntemi nasıl uygulanır?

    Aşılama yönteminde sperm erkekten matürbasyon yöntemi ile steril bir tübe alınır.Matürbasyon kuru olarak yapılır yani kayganlaştırıcı sabun, jel gibi her hangi bir madde kullanılmaz çünkü sperme zarar verebilir.Ayrıca sperm ilk damlasından son damlasına kadar tübün içine boşaltılmalıdır.Çünkü spermin ilk damlası sperm sayısının en çok olduğu damladır ve bu nedenle çok önemlidir.Tübe alınan sperm özel sıvılar ile yıkanarak içindeki ölü,hareketsiz ve biçimi bozuk spermlerden temizlenerek spermlerin hareketliliği artırılır.

    Kadın hasta aşılama işlemine adetin başından itibaren yumurtlama sayısını arttırıcı gerek tablet gerekse iğne formunda ilaçlarla hazırlanarak yumurtlamanın olduğu dönem saptanarak hazırlanır.Hastaya jinekolojik muayne pozisyonunda önce spekulum yerleştirilir.Vajen içi serumla yıkanarak sperme zarar verebilecek maddelerden arındırılır.Yıkanmış sperm özel bir kanül ile rahmin içine zerk edilir.Aşılama ağrısız bir işlem olduğu için her hangi bir anestezi gerektirmez.Aşılama sonrası hasta 15-20 dakika muayne masasında dinlendirilir.İşlem bitiminde hasta günlük yaşamına dönebilir.

    Aşılama hangi durumda uygulanır?

    Aşılama bir çok durumda uygulaması kolay,pratik,ekonomik ve riski olmayan bir işlem olduğu için ilk aşama kısırlık tedavi yöntemi olarak tercih edilmektedir,En çok uygulandığı kısırlık nedenleri şunlardır,

    1)Sperm sayısı,hareketliliği az olduğu durumda uygulanır.Başarı oranı sperm sayısının 5 mil/ml üstünde ve morfolojik bozuklukların olmadığı koşullarda daha yüksektir.

    2)Hafif Endometriosiste

    3)Açıklanamayan Kısırlık

    4)Sperme karşı antikor varlığında

    5)Kadında yumurtlamanın olmadığı veya yumurtlamanın yetersiz oranda olduğunda

    6)Rahim ağzına uygulanan cerrahi müdahaleler sonrası rahim ağzında tahrip ve deformasyonun olduğu koşullarda.

    7)Cinsel işlev bozukluklarında,örneğin retrograd ejekülasyonlu hastalarda

    Aşılama işlemi ne kadar sürer?

    Aşılama işleminin uygulanması sadece bir kaç dakika sürmektedir.Bu uygulama sırasında herhangi bir anestezi yöntemine gerek duyulmamaktadır.Tamamlanan işlemin ardından,10 ile 20 dakika arasında dinlendirilen anne adayı,günlük yaşantısına hiç bir sorun olmadan dönebilir.

    Başarılı bir aşılama için hangi koşullar gerekir?

    1)Aşılama yapmak için öncelikle spermin dölleyeceği bir yumurta olmalıdır.Yumurtlama bozukluklarında kadına önceden yumurtlamayı uyarıcı ve artırıcı ilaçlar verilmelidir.

    2)Tüplerin her ikisi yada en az bir tanesi açık olmalıdır ki sperm yumurtayı dölleyebilsin.Aşılamadan önce rahim filmi çekilerek tüplerin açık olduğu saptanmalıdır.

    3)Erkeğin sperm sayım analizi normal veya normale yakın olmalıdır.Sperm sayısı 5mil/ml altında ve sperm morfolojisinde ağır bozukluk olan vakalarda başarı şansı düşer.

    4)Aşılama yapılabilmesi için son olarak oluşan bir gebeliğin tutunmasını engelleyecek rahimiçi bir patoloji olmamalıdır.

    Aşılama kaç defa uygulanmalıdır?

    Günümüzde aşılama yönteminde önerilen aşılama sayısı 2 veya 3 defadır.Başarı oranlarına bakıldığında en fazla gebelik üçüncü uygulamada elde edilir.

    Aşılamanın başarı oranları nedir?

    Her ay düzenli olarak ilişkiye giren çiftlerde gebe kalma oranı %2-3 civarındadır.Aşılama yöntemiyle bu oran altaki nedene bağlı olarak %20’ye kadar yükselebilir.Yumurtalıklar uyarılmadan yapılan aşılama işlemiyle %5’in altında gebelik elde edilebilir.Avrupa Birliğinin pek çok avrupa ülkesinin ortalamalarını bildirdiği raporunda aşılama ile ortalama gebelik oranı %9.3 olarak bildirilmiştir.Açıklanamayan infertilite tanısı almış infertil çiftlerde kendiliğinden gebe kalma oranı %2 iken,aşılama tedavisi uygulanan bu gruptaki infertil çiftlerde gebelik oranlarının her siklusta %10.5-17.9 arasında değiştiği bildirilmektedir.Endometriosis tanısı alan hastalarda gebelik oranları açıklanamayan infertilite grubuna göre belirgin olarak düşük bulunmuştur.İnfertilite süresi uzadıkça,aşılama sonrası gebelik oranları düşmektedir.Anormal sperm morfolojili hastalarda aşılama sonrası gebelik oranları düşüktür.Aşılama tedavisinde bir diğer önemli faktör kadının yaşıdır.Aşılama ile gebelik elde edilse bile düşük yapma oranı yüksektir.Ortalama 42 yaşında bir kadında düşük ile gebelik kaybı oranı %54.5 iken ,45 yaşında bu oran %74.7’ye çıkar.

    Aşılama komplikasyonları nelerdir?

    1)Çoğul gebelik

    2)Enfeksiyon gelişmesi

    3)Aşılama sonrası bazen kasık ağrısı ve kramp görülebilir

  • Mezoterapi !

    Mezoterapi estetik amaçla, bir takım maddelerin cilt ve cilt altına mikroenjeksiyon tekniğiyle verilmesidir.

    MEZOTERAPİ HANGİ DURUMLARDA KULLANILIR?

    Yüz gençleştirme (mezolifting)

    Saç dökülmesi

    Sellülit tedavilerinde uygulanır.

    MEZOLİFTİNG NEDİR?

    Yüz, boyun, el sıtındaki ince çizgilerin giderilmesi, cildin genel olarak gençliğinin arttırılması aracılığıyla, cilt içine küçük enjeksiyonlar halinde, özel kokteyllerin verilmesidir. Yüze uygulanan bu enjeksiyonlar sonucunda cildin gerginliği artarak toparlanır, hücre yenilenme süreci hızlanır.

    CİLDE NELER UYGULANIR?

    Cilde parlaklık, nem ve canlılık veren birtakım maddeler enjekte edilir. Genellikle A, D, C, B, E gibi antioksidan vitaminler, selenyum, gliko biloba, cilde dolgunluk ve nem veren hyaluronik asit içeren kombinasyonlar kullanılır.

    AĞRILI BİR İŞLEM MİDİR?

    İşlem öncesi sürülen topikal anestezikler sayesinde uygulama daha konforlu hale getirilir.Çok ince bir enjektör ile derinin altına karışım enjekte edilir. Tedaviden sonra hasta günlük yaşamına rahatlıkla devam edebilir.

    SEANS SÜRESİ VE SIKLIĞI NASILDIR?

    Seanslar ortalama 15-30 dk. Sürer, seans sayısı yaş grubuna göre değişmekle birlikte ortalama 4-6 seanstır.

    KİMLERE UYGULANIR?

    Yaşlanma etkilerini geciktirmek, yorgun ve soluk görünümü gidermek, oluşan kırışıklıkları gidermek, cildi canlandırmak ve toparlamak amacıyla herkese uygulanabilir.

    KİMLERE UYGULANMAZ?

    Gebelere

    Emziren bayanlara

    Uçuğu olanlara

    Deri hastalığı olanlara (sedef, egzama gibi)

    Uygulama sonrası güneşe maruz kalınmamalıdır.

    SAÇ MEZOTERAPİSİ

    Saç dökülmesini durdurmak, saçın kalitesini arttırmak, yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek

    için belli aralıklarla saçlı deriye birtakım maddelerin enjekte edilmesidir.

    Saç dökülmesi çeşitli nedenlerle olur:

    -Androgenetik Alopesi – Genetik yatkınlığa bağlıdır. Erkeksi tipte saç dökülmesi olarak

    adlandırılır.

    -Telogen Effluvium – Gebelik, emzirme, menapoz dönemi, tiroit hastalıkları, beslenme bozuklukları, aşırı kilo alma ve verme, uygun olmayan diyetler, vitamin-mineral eksiklikleri, bazı ilaçlar, kronik hastalıklar (kan hastalıkları, maligniteler, enfeksiyon hastalıkları vs), saça uygulanan mekanik ve kimyasal işlemler, stres saç dökülmesinin başlıca nedenlerini oluşturur. Saç kıran (alopesi areata), mantar hastalıkları da saçlarda dökülmeye neden olan saçlı derinin hastalıklarıdır.

    Saç dökülmesi durumunda öncelikle bir dermatoloji doktoruna başvurulmalıdır. Dermatolog doktor birtakım tetkiklerin sonucunda saç dökülmesinin nedenini saptayıp, ona göre tedaviye başlayacaktır.

    Saç mezoterapisi tedaviye destek bir uygulamadır .Saç köküne çok ince uçlu iğnelerle birtakım ilaçlar verilerek, saç kökü beslenip tedavi durdurulmaya çalışılır. Bu ilaçlar vitamin, aminoasit, mineraller, damar düzenleyici ve androjenleri nötralize edici ajanlardan oluşur. İlk seanslardan itibaren saç dökülmesi durmakta ve yeni saç çıkışı sağlanmaktadır. İlk seans araları daha sık olup, kalıcılık açısından idame tedavisine geçilmelidir.

    SELÜLİT TEDAVİSİNDE MEZOTERAPİ

    Özellikle kadınlarda sıklıkla kalça, karın, uyluk ve bacaklarda görülen, portakal kabuğu görünüm ve çukurcuklarla seyreden, deri ve yağ dokusundaki düzensiz görünümdür.

    Kan ve lenfatik dolaşım bozuklukları başlıca nedeni oluşturur. Hormonal faktörler de, özellikle östrojen hormunu önemli bir role sahiptir.

    Sellülit tedavisinde kullanılan mezoterapi ajanları yağ yakıcı, dolaşımı düzenleyici, oksijenlenmeyi arttırıcı etkiye sahiptir. İnce uçlu iğnelerle derinin orta tabakasına enjekte edilirler. Sellülitli alanda kan akımını ve lenfatik dolaşımı düzenler, yağ depositlerini azaltır ve sertleşmiş bağ dokuyu düzeltirler. 1 haftalık periodlarla 4-10 seans uygulanır.

  • Üzüm Gebeliği-Mol Gebelik

    Üzüm Gebeliği-Mol Gebelik

    Molar Gebelik nedir?

    Molar gebelik plasenta dediğimiz bebeğin anne rahmine yapışan eşinde görülen bir anormalliktir.Bu hastalıkta bebeğin anneye yapışan villi denilen parmaksı çıkıntılarında şişme,ödem,su toplama meydana gelir .Parmaksı çıkıntılarda su kesecikleri oluşur ve görünümleri üzüm salkımını andırır.

    Görülme sıklığı nedir?

    Molar gebeliğin görülme sıklığı 1000’de 1 olmakla birlikte daha önce molar gebelik geçiren gebelerde görülme riski 10 kat artar.

    Kaç türü vardır?

    Molar gebeliğin iki türü vardır.

    1)Komplet(Tam) ve ya Klasik mol:Bu durumda gebede yalnız bebeğin eşinde(plasenta) bulunan anormal dokulardan bulunur.Rahimde bebeğe ait hiçbir doku yoktur.Molar gebeliğin en sık görülen türüdür.Komplet mol de 46XX yani kız kromozom görülür fakat bu iki cinsiyet belirleyen kromozomda anormal olarak babadan geçmedir.

    2)Parsiyel(Kısmi) mol:Gebede anormal plasenta gelişimi ile birlikte bebeğe ait dokularda bulunur.Parsiyel mol de genellikle polipoid kromozomal anormallikler baskındır ve çoğunlukla Triploidi görülür.Başka değişle normal bir yumurta hücresi iki spermle döllenir.Gebede bebek gelişmiş olsa da bebekteki genetik kusur nedeniyle yaşama şansı yoktur.

    En çok kimlerde görülür?

    1)İleri yaşlardaki anne adaylarında özellikle 40 yaş üstü

    2)Genç yaştaki anne adaylarında özellikle 20 yaş altı

    3)Sosyoekonomik seviyesi düşük gebelerde

    4)Kötü beslenen kadınlarda

    5)Uzakdoğulu ve Meksikalı kadınlarda

    Belirtileri nelerdir?

    1)Vajinal Kanama

    2)Hiperemesis Gravidarum dediğimiz gebelikte görülen aşırı bulantı ve kusmadır.Genellikle tedaviye dirençli bir seyir izler.

    3)Gebelik Hipertansiyonu özellikle gebeliğin ilk aylarında görülür.Genelde yirminci gebelik haftası sonrası gözlenir.

    3)Hipertiroidi belirtileri görülür.Bunlar sıcak deri,taşikardi yani çarpıntı,tiroid bezinde büyüme olarak sayabiliriz.

    4)Trofoblastik embolizasyon yani bu anormal dokuların anne kanına girerek solunum sistemine etki ederek oluşturdukları öksürük,nefes darlığı ,deride soluklaşma ve morarma gibi belirtiler.

    5)Vajenden üzüm tanesine benzer keseciklerin gelmesi.

    6)Yaygın damariçi kan pıhtılaşmaları

    Bulgular nelerdir?

    1)Gebelerin yarısından fazlasında rahim beklenen gebelik haftasından büyüktür. Bunun nedeni anormal dokunun daha hızlı çoğalması ve rahim içinede oluşan kanamalardır.

    2) Vajinal gebelik muaynesinde rahim ayrıca çok yumşaktır.

    3)Yumurtalıklarda çift taraflı 8cm ve daha büyük Teka Lütein kistlerinin görülmesi.

    Tanı nasıl konur?

    Hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve muaynesi sonrasında veriler değerlendirilir. Hasta ultrasonografik incelemeye tabi tutulur.Ultrasonda rahimiçinde çoklu ekoların oluşturduğu tipik kar fırtınası görünümü gözlenir.Ayrıca kanda gebelik haftasına göre aşırı artmış Beta HCG tanıyı destekler.

    Tedavi nasıl yapılır?

    Tanı kesinleştikten sonra hastalıkla ilgili komplikasyonlar gelişmeden rahim içindeki hastalıklı materyal boşaltılmalıdır.Rahim içindeki materyal boşaltılmadan hastaya kan sayımı ve biyokimyasal tahlililer yapılır.Rahim çok yumuşak olduğundan tahliye öncesi 1000ml sıvı içinde 10-20 ünite oxytocin verilerek rahmin tonusu artırılır.Hasta küretaja genel anestezi altıda hazırlanır.Önce Suction(vakum) Küretaj yapılarak rahim içindeki materyal hemen hemen tümüyle boşaltılarak patolojik tahlil için ayrı bir kaba konur.Sonra kalan materyali toplamak ve rahmi tamamıyla boşaltmak için dikkatli olarak Sharp yani keskin küretle küretaj yapılarak bu materyalde patoljik tahlil için ayrı kaba konur.Kanama kontrolü sonrası küretaja son verilir.

    Tedavi sonrası takip nasıl yapılır?

    1)Göğüs filmi küretaj öncesi mutlaka çekilir.Takiptede küretaj sonrası 4 ve 8 ‘inci haftalarda tekrarlanır.

    2)Beta-HCG üç hafta üst üste negatif değer elde edilene kadar devam ettirilir.Sonra altı ay boyunca her ay,kalan altı aydada iki ayda bir toplam bir yıl tahlil tekrar edilir.Genellikle küretajdan ondört hafta sonra değerler normal değerine iner.Bu süre zarfında doğum kontrol hapıyla gebelik önlenir.Hastalık takibinde takip seyri böyle devam etmiyor,tedaviye direnç veya beta-hcg’de yükselme oluyorsa hastalığın kanser formu gelişip gelişmediği değerlendirilmelidir. Komplet(Tam) mol gelişen hastaların %20’de kanser formu gelişir.

  • Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon

    Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon

    Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon nedir?

    Rahim ağzını kaplayan normal dokunun çeşitli patolojik etkiler sonrasında bozulmasıdır.Rahim ağzı normal dokusunu kaybettiğinden dolayı genellikle kırmızı,düzensiz ve çevre dokudan belirgin olarak farklı görülür.Bazen bu alanın üstü koyu enfekte akıntı ile bulaşık,bazende iltihaba bağlı hassaslaşan dokuda kanama odaklarıda görülebilir.

    Rahim Ağzı Yarasının belirtileri nelerdir?

    Rahim ağzı çevresindeki dokuların tahrip olmasından dolayı bu alan mikroplar tarafından kolayca istila edilerek enfekte olabilir.Dökülen doku bölgesinden koyu kıvamlı,sümüksü bir akıntı başlar.Enfekte olduktan sonra akıntının rengi koyu gri renkten yeşile kadar çeşitli renklerde olabilir.İltihaba neden olan mikroba bağlı olarakta çeşitli kötü kokularada neden olur.

    Rahim ağzı dokunun bozulmasından dolayı çok hassaslaşmıştır.Hafif dokunuşlarla beraber hemen kanar.İlişki sırasında derin penetrasyonda penis rahim ağzına dokunduğunda kanamalar görülür.Yani cinsel ilişki sırasında az miktardan bir kaç petliğe kadar kanar.

    Rahim Ağzı Yarasının sebepleri nelerdir?

    Rahimağzı yarasının en sık sebebi bakterial enfeksiyonlardır.Vajende başlayan enfeksiyon ihmal edildiğinde ilerleyerek rahin ağzında kronik iltihaplanmalara neden olur.Kronik iltihap dokunun zaman içinde bozularak ülserleşmesine yani yaraya dönmesine yol açar.

    Diğer sayabileceğimiz nedenler ;doğum sırasında rahim ağzının zedelenmesi,hormonal değişiklikler,enfekte erkeklerle cinsel ilişki,sık vajinal duş,spermisid veya kayganlaştırıcı kremler kullanılması,hamilelik dönemi,doğum kontrol hapı kullananlarda görülebilir.

    Tedavi nasıl yapılır?

    Rahim ağzını kaplayan doku bozulduğunda ve döküldüğünden dolayı antimikrobiyal ilaç tedavisi mümkün değildir.Diğer etiyolojik nedenlerdede tedavi ile bir yarar elde edilemez.Rahim ağzı karaciğerimiz gibi kendini yenileme potansiyeli olan bir organdır.Rahim ağzının bir bölümünü tahrip etsek bile kendini rejenere edebilir.Tedavide temel amaçta bozulan dokunun çeşitli yöntemlerle tahrip edilip kronikleşen yaranın tedavisi için rahim ağzına şans vermektir.Genellikle iki yöntem kullanılır,koterizasyon yani ısı ile tedavi veya kriyoterapi yani dokunun dondurulmasıdır.

    Yara Yakılması(Koterizasyon)

    Rahim ağzı yaralarında en sık kullanılan tedavi yöntemi,koterizasyon(yara yakma) yöntemidir.Koterizasyon öncesi rahim ağzında yara tespit edilen hastaya smear testi yapılır.Amaç yaranın varlığını patolojik olarak teyit etmek ve alta yatan kötü huylu her hangi bir patolojiyi ekarte etmektir.

    İşlem için Elektrokoter adı verilen cihaz kullanılır.Cihaz elektrik enerjisini ısı enerjisine çevirir.İşlem esnasında hastaya lokal anestezi uygulanır.Toplamda anestezi dahil 10-15 dakika süren basit bir işlemdir.

    Hasta jinekoljik muayne masasına hazırlanır.Koter uygulanırken plastik spekulum uygulanması gerekir çünkü koter ucu metal spekuluma değdiğinde hastanın konforu bozulur.Plastik spekulum yerleştirildikten sonra vajen batikon ile boyanır ve dezenfekte edilir.Rahim ağzına lokal anesteik madde dört noktadan uygulanır.Anestezi sağlandıktan sonra koter işlemine geçilerek yara tahrip edilir.Kanama kontrolü sağlandıktan sonra batikonla koterize edilen bölge sterilize edilir.Hastanın perine temizliği yapıldıktan sonra hasta masadan kaldırılır.Hasta koterize edilen bölgede hafif ısınma dışında hiçbir şey hissetmez,günlük yaşamına hemen geri dönebilir.Hasta yaklaşık bir, birbuçuk ay sonra kontrole çağrılır.Kontrole kadar cinsel ilişkiye girilmemelidir.Tampon kulanılarak denize girilebilir fakat deniz çıkışı tampon hemen çıkarılmalıdır.İşlem sonrasında başta pembe daha sonra zamanla grileşen bir akıntımız olacaktır.Bunun nedeni tahrip olmuş dokuların yerine normal doku bırakarak dökülmesidir.

    Yara Dondurulması(Krioterapi)

    Krioterpide , çeşitli dondurucu gazlar krio denen cihaz ile uygulanarak yaranın dondurularak tahrip edilmesidir.En sık Nitrous Oxide gazı kullanılır.Hasta jinekolojik muayne masasında hazırlanır.İşlem sırasında lokal anestezi uygulanmasına gerek yoktur.Yine plastik spekulum uygulanması konfor açısından daha iyidir.Spekulum yerleştirdikten sonra rahim ağzı temizlenir.Krionun aplikatör ucu yaranın büyüklüğüne göre ayarlanır.Aplikatör uç yaraya yaklaşık olarak 5 dakika kadar uygulanır.Hasta işlem sonrası hemen günlük yaşamına geri dönebilir.Yaklaşık bir ay sonra kontole çağrılır.Kontrole kadar cinsel ilişkiye girilmemelidir.Tampon kullanarak denize girilebilir.Tedavi sonrası bol akıntımız olabilir.Bu durumdan korkulmamalıdır çünkü tahrip olmuş dokunun temizlenmesinden kaynaklanır.

    Krioterapi ve Koterizasyonun tedavi etme oranları birbirine yakındır.Uygulacak tedavi yaklaşımı hekim tarafından hastanın durumu değerlendirilerek karar verilir.