Etiket: Hasta

  • Kolonoskopi ve tedavisi hakkında

    Kolonoskopi birçok hastanın korkulu rüyasıdır. Bunun nedeni yetersiz bilgilendirmedir. Kolonoskopi tıpkı endoskopi gibi bir aletle, kalın barsakların tamamı ve ince barsakların sonuna kadar yapılan bir incelemedir. Kolonoskopi ağrılı bir işlemdir. Bu ağrının nedeni, işlem sırasında barsağın daha iyi görülebilmesi için verilen hava ve aletin bazı barsak noktalarına baskı uygulamasıdır. İlginç olarak, mide ve barsaklarımız kesme, dokunma, yırtılma gibi şeyleri hissetmez. Bu nedenle mideden veya barsaktan biyopsi alındığında, hasta bunu hissetmez. Ancak bu organlar gerilme ve şişme gibi hareketlere çok duyarlıdır. Hava ile şişirmek şiddetli ağrı yapar.

    Kolonoskopi işlemi günümüzde mutlaka propofol ile yapılmalıdır. Sedasyon dediğimiz uyku ilacı ile kolonoskopi yapılabilir ama bunun için hastanın uyumlu olması ve ilacın yeterince etki etmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki, uyku ilacı tam bilinç kaybı yapmaz ve ağrı kesici özelliği yoktur. Bu nedenle bazı hastalarda iyi sonuç verirken, bazı hastalarda yeterince etkili olmaz ve ağrı hissetmelerine neden olur. Bu nedenle en iyi sonucu almak için benim tercihim “propofol” anestezisidir. Bu anestezi ile hasta işlemi tamamen duymamaktadır.
    Kolonoskopi özellikle erken kolon kanseri tanısında kanıtlanmış ve tıp kılavuzlarında önerilen bir yöntemdir. Her insanın 45-50 yaşından sonra en az bir kez kolonoskopi yaptırması gerekir. Kolonoskopi sırasında yakalanan polip dediğimiz oluşumlar, nadiren kansere dönüşebilir. Kolonoskopi esnasında bu polipler çıkarılarak, kanserden tamamıyla korunmak mümkündür. Yine burada dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:

    1. Kolonoskopi yapan doktorun tecrübesi: Yapılan çalışmalarda polip saptama oranı tecrübeli doktorlarda daha yüksektir, ayrıca kolonoskopi sırasında çıkarken en az 7 dakika süreyle tüm kolon dikkatle incelenmelidir. Eğer doktorunuz bu konuya yeterince dikkat etmezse, polipleri gözden kaçırabilir.

    2. Kolonoskopi öncesi barsak temizliği: Kolonokopi öncesinde birkaç gün posasız diyet yapılmalı ve bir gece önce etkili bir barsak temizliği protokolü uygulanmalıdır. Yeterince temiz olmayan bir barsakta yapılan kolonoskopi mükemmel olamaz. Bu nedenle size yeterince zaman ayırarak bu konuyu anlatan bir doktor, hemşire veya görevli olmalıdır. Temizlik kolonoskopi başarısının ilk şartlarından biridir.

    3. Kolonoskopi cihazı: Yukarıda endoskopi cihazları için anlattığımız herşey, kolonoskopi cihazları için de geçerlidir. Bu cihazlar konusunda Dünyada önemli gelişmeler oldu. İleri teknoloji cihazlarda; HD monitör, FICE, NBI denilen ışık dalga boyunu değiştiren yöntemler, boyama yöntemleri ve büyütme gibi fonksiyonlar eklenmiştir.

  • Kan şeker düşmesi

    Son zamanlarda önemli konulardan birisi olan hipoglisemiye ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.

    Hipoglisemi diğer adıyla ani kan şekeri düşmesi, diyabetli hastaları en çok endişelendiren durumlardan biri haline geldi. Kolay fark edilmeyen ve sessizce ilerleyen bir rahatsızlık olan hipoglisemi, yanlış ilaç kullanımı, yetersiz yemek, aşırı hareket gibi nedenlerden kan şekerinin aşırı düşmesi ile ortaya çıkabilir.
    Diyabet hastalığı ile yaşayanların özellikle uzun etkili kan şekeri düşürücü ilaç ve insilün kullanan hastalarda en önemli sorunlardan birisi de kan şekerinin düşmesi yani hipoglisemidir. Hipoglisemiyi önlemek ve tedavi etmek hasta konforunu sağlamak, yaşam beklentisini artırmak ve Alzheimer, ritim sorunu ve kalp hastalıklarından korumak adına son derece önemlidir. Hipogliseminin oluşumunda nedenler ortadan kaldırılırsa bu rahatsızlık riski ortadan kalkmış olur.
    DOĞRU İLAÇ KULLANIMI ÖNEMLİ
    Öğünleri ve ara öğünleri düzensiz almak, öğünlerde ihtiyaçtan daha az karbonhidrat almak, kan şeker düşürücü ilaçları yanlış kullanmak, aşırı egzersiz yapmak, alkol kullanmak, sindirim sistemi bozuklukları ile böbrek ve karaciğer yetmezliği hipoglisemiye neden olabilir. Hipogliseminin şiddetine göre belirtileri farklı olabilir. Hafif düzeyde hipoglisemi de, acıkma hissi, ellerde titreme, dudakta ve dilde uyuşma, solukluk ve huzursuzluk görülürken, orta düzey hipoglisemi de baş ve karın ağrısı ile konuşma zorluğu ve taşikardi yaşanır. Ağır şiddetteki hipoglisemi belirtilerinde ise bilinç kaybı ve epilepsi nöbetleri görülür.
    “AÇ AÇ SPOR YAPMAYIN”
    Aç karna spor yapılmaması gerekir.
    “Bazı hastalarda hipoglisemi belirtisi olmayabilir ancak kan şekeri ölçüldüğünde hipoglisemi olduğu saptanabilir. Bu durum ‘hipoglisemiyi fark etmeme’ olarak isimlendirilir. Hipoglisemiyi fark etmeme her diyabet hastasında olmaz, daha çok uzun yıllardır diyabetle yaşayan ve sık sık kan şeker değişkenliği olan bireylerde görülür. Hipoglisemiyi fark etmeyen diyabetlilerin sık kan şekeri ölçümü yapması gerekir. Egzersiz karnınız açken yapılmamalıdır. Egzersiz öğünlerden 1-2 saat sonra yapılmalıdır. Bu uygulama, hipoglisemi riskini azaltması dışında, yemek sonrası glisemi yüksekliğinin önlemesi nedeniyle önerilmektedir.”

  • Tiroid nodülleri ve riski

    Tiroit bezinde bulunan ve belirti vermeden ilerleyen nodüllerin her iki kişiden 1’inde görülebilir. Nodüllerin çoğunlukla iyi huylu olduğunu ancak incelenmesi gerekir. “Troid nodülü kadınlarda daha sık görülür. Anneniz veya kız kardeşinizde nodül varsa bir endokrinoloji uzmanına danışılmalı”
    Tiroid nodüllerin yüzde 80-90’ında semptom olmaz. Fakat bu hastaların bir kısmında boyun bölgesinde şişlik ele gelebilir veya görülebilir. Bazen nodül çok büyüdüğünde nefes darlığı ve yutkunmada zorluğa neden olur. Hastalık muayene ya da boyun bölgesine uygulanan ultrasonla görüntülenir. Kliğimizde nodüllerin iyi veya kötü huylu olmasını tespit ediyoruz. Bu sonuçlara göre ameliyat veya izleme yapıyoruz.”

    KALITIM ETKİSİ
    Saptanan her nodülün tümör anlamına gelmeyebilir, hasta olmayan ancak ailesinde iyi veya kötü huylu tiroid nodülü olan bireylerin risk altında olduğunu ifade edebiliriz. Tiroid nodülünün genellikle kadınlarda daha sık görüldüğünü belirterek “Eğer kız kardeşinizde varsa sizde de olabilir. ” dersek yanlış olmayabilir. Nodüller bazen çok ciddi bir nefes darlığına neden olabilir. Kötü huylu olmasa da boğaz bölgesine baskı yaparak yaşam konforunu bozabilir. Neredeyse iki kişiden birinde bu hastalığa rastlanıyor.

    ŞÜPHELİ NODÜLLERE UYGULAMA
    Tiroid nodülünün değerlendirilmesinin hastanın hikayesine ek olarak ultrason ve muayene ile yapıldığı, gerekli görüldüğü yerlerde genetik araştırmaların da yer alabilmektedir. “Tiroid sintigrafisi radyoaktif madde verilerek yapılmaktadır. Sintigrafide nodül soğuk ve sıcak olarak görülür. Sıcak nodüllerin kanser olasılığı yüzde 1 gibi çok düşük kabul edilmektedir. Soğuk nodüllerde kanser oranı yüzde 10-20 gibi daha yüksek oranda saptanabilmektedir.”

  • Diyabetes mellitus

    DİYABETES MELLİTUS ( ŞEKER HASTALIĞI ) :

    Tanım : İnsülin eksikliği ve veya insülin direnci sonucunda kan şekerinin yükselmesi ile ortaya çıkan hastalığa Diyabet denilmektedir. Hareketsiz yaşam, Sağlıksız beslenme ve kilo artışı gibi nedenler dolayı diyabetli hasta sayısı ülkemizde ve tüm dünyada adeta bir salgın hastalık gibi oldukça hızlı bir şekilde artmaktadır. ülkemizde yakın geçmişte yapılan TURDEP-2 çalışmasında nüfusun %13.7’sinde diyabet olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda çıkan daha vahim bir sonuç ise ülke nüfusumuzun yaklaşık %28’inde prediyabet dediğimiz şeker metabolizma bozukluğunun olduğudur. Ülkemizde tablo çok kötü olmakla birlikte dünyada ki rakamlarda ülkemizle benzer orandadır.

    Sınıflama : Şeker hastalığının çeşitli tipleri bulunmaktadır. Çok detaya inmeden kabaca sıflamak gerekirse

    1.Tip 1 Diabetes Mellitus: Pankreas bezinde insülin üreten Beta hücrelerinin çoğunlukla otoimmün olarak harap olması sonucunda insülin üretiminin durması ile ortaya çıkan diğer adıda İnsülin Bağımlı Diabetes Mellitus olan formdur. Tip 1 diyabet tüm diyabet vakalarının yaklaşık %10’unu oluşturur. çoğunlukla çocukluk yaş grubunda başlar. Hastalar genellikle zayıftırlar. Tedavide mutlak insülin ihtiyaçları vardır.

    2.Tip 2 Diyabetes Mellitus: Kısmi insülin eksikliği ve ağırlıklı olarak insülin direnci sonucunda ortaya çıkan formdur. Tüm diyabet vakalarının %90’ını oluşturur. Hastalar genellikle 30 yaşın üzerinde ve fazla kiloludurlar. Tip2 diyabette vücutta insülin sentezi devam etmesine karşın özellikle obezite ve diğer faktörlerin etkisi ile bu insülinin etkisine karşı direnç gelişmekte ve kan şekeri yükselmektedir. Tüm dünyada hızla artan diyabet formudur.

    3.Gestasyonel Diyabetes Mellitus: Gebelik öncesinde şeker hastalığı olmayan gebelerde ilk defa gebelikte ortaya çıkan diyabet formudur.

    4.Sekonder Diyabetes Mellitus: Cerrahi, Travma, İlaçlar, Hormonlar ve enfeksiyonlar gibi vücutta insülin üretimini ve kullanılmasını bozan bir çok farklı sebebe bağlı olarak ortaya çıkan diyabet formudur.

    Tanı Kriterleri ve Semptomlar: Genel olarak kan şekeri yükselen kişilerde çok su içme, çok idrara çıkma, ağız kuruluğu, görmede bulanıklık, ellerde ve ayaklarda yanma ve halsizlik gibi semptomlar ortaya çıkar. Aşağıda ki tabloda yer alan tanı değerlerinden bir veya daha fazlasının olması diyabet tanısı koydurur. Tanı konulduktan sonra hastanın klinik özellikleri (yaş,kilo,aile öyküsü vb) ve ek labaratuvar bulguları (c-peptit, insülin, diyabet otoantikorları vb) ile birlikte diyabetin tipi belirlenir.

    TESTLER

    NORMAL

    PREDİYABET

    DİYABET

    Açlık Şekeri (mg/dl)

    <100

    100

    >126

    OGTT 2. Saat şekeri(TKŞ)(mg/dl)

    <140

    140

    >200

    HbA1c (%)

    <5,8

    5,8

    <6,5

    (OGTT: Oral Glukoz Tolerans Testi veya Şeker Yükleme testi)

    Diyabetin Komplikasyonları : Diayabetin koplikasyonları Akut ve Kronik olmak üzere iki gruba ayrılır. Akut koplikasyonlar ani gelişir ve hızlı ve doğru müdehale edilmez ise hayati tehlikeye yol açabilir. Kronik komplikasyonlar ise kan şekeri yüksekliğinin yıllar içinde özellikle damarları ve sinirleri hasara uğratarak diğer organlara (Göz, Böbrek, Ayak, Kalp vb) zarar vermesi sonucunda ortaya çıkar.

    Akut Komplikasyonlar:

    Hiperglisemi (Kan Şekeri Yüksekliği)

    Hipoglisemi (Kan şekeri Düşüklüğü)

    Diyabetik Ketoasidoz (Şeker Koması)

    Hiperosmolar Non-Ketotik Koma (Şeker Koması)

    Kronik Komplikasyonlar:

    Diyabetik Retinopati (Göz Tutulumu)

    Diyabetik Nefropati (Böbrek Tutulumu)

    Diyabetik Nöropati (Sinir Sistemi Tutulumu)

    Koroner Kalp Hastalığı

    Diyabetik Ayak (Geçmeyen Ayak Yaraları)

    Serebrovasküler Olaylar (İnme-Felç)

    Cinsel Fonksiyon Bozukluğu

    Diyabet Tedavisi : Tedavide amaç kan şekerini mümkün olduğunca normal aralıklar içerisinde tutarak Diyabete bağlı olarak gelişebilecek Akut ve Kronik komplikasyonları engelleyip kişide iyilik hali sağlamaktır. diyabet tedavisinde temel olarak üç ana öge bulunmaktadır.

    1- Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Sağlıklı beslenme (Diyet) ve Hareketli yaşam (Egzersiz) ikilisinden oluşur. Diyabet tedavisinde olmaz ise olmaz diyebileceğimiz ve çoğu zaman hastalar ve doktorlar tarafından ihmal edilen en önemli basamaklardan biridir.

    Diyet: Diyabet tanısı alan her hastanın mutlaka bir diyetisyen ile görüştürülmesi gerekir. Hastanın diğer risk faktörleri de(Obezite,Hiperlipidemi, Kalp Hastalığı, Hipertansiyon, Gut vb) göz önüne alınarak hastaya uygun bir beslenme programı başlanmalıdır. İnsülin ve ilaç tedavisi alan hastalara Hipoglisemi semptomları anlatılıp böyle bir durumla karşılaştıklarında neler yapmaları gerektiği mutlaka anlatılmalıdır. Hasta özelinde değişiklikler olabilmekle birlikte diyabetik diyette dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekilde sıralanabilir.

    – Öğün atlamadan 3 ana 3 ara öğünlü beslenme.

    – Glisemik indeksi yüksek (Basit Karbohidrat) gıdalardan fakir beslenme

    – Diyette lif-posa içeriğini artırma

    – Sıvı tüketimini artırma. (Günde minimum 2.5-3 litre)

    – Kilo fazlası olan hastalarda kilo verdirici kalori kısıtlayıcı diyet

    Egzersiz: Diyabetik hastalar düzenli fiziksel aktivite yapmalrı konusunda mutlaka uyarılmalıdır. Düzenli egzersiz diğer bir çok faydasının yanında insülin direncini azaltarak kan şekeri profiline olumlu katkı sağlamaktadır.Egzersiz programının kişiye özel (Kalp hastalığı vb ek hastalıklarda düşünülerek) olması gereklidir. Diyabetli hastaların egzersiz yaparken dikkat etmeleri gerekenler

    – Egzersizin tipine göre değişmekle birlikte kabaca Haftada 3-5 gün 30-60 dakika aralığında olmalıdır.

    – Kan şekeri<100 mg/dl ve kan şekeri>250 mg/dl durumunda egzersiz yapılmamalıdır.

    – Yemekten hemen sonra Aç karnına egzersiz yapılmamalıdır. İdeali yemekten 1-2 saat sonra başlanmasıdır.

    – Egzersiz sırasında gelişebilecek Hipoglisemi sırasında kullanılmak üzere hastaların yanlarında basit şeker içeren gıdalar bulundurmalıdır (Kesme şeker, Meyve suyu vb)

    – Egzersiz sırasında ayakların korunması ve ortapedik ayakkabıların kullanılması.

    – Hastaların yanında Diyabetli olduğu gösteren tanıtım kartı taşıması.

    – Diyabete bağlı retinopti ve nefropatisi olan hastaların özellikle ağır egzersizlerden kaçınması gerekir.

    – Egzersizin şeker düşürücü etkisi 12-24 saat sürebileceğinden egzersiz sonrası gelişebilecek hipoglisemilere karşı hazırlıklı olunması gerekir.

    2- İlaç Tedavisi : Genel olarak Tip 2 Diyabetli hastaların tedavisinde tercih edilen ajanlardır. Bu ilaçların bir kısmı ağızdan alınırken son dönemde tıpkı insülin gibi deri altına enjekte edilen ilaçlarda kullanıma girmiştir. Antidiyabetik ilaçlar genel olarak kişinin kendi vücudunda ürettiği insülin hormonunu kullanarak kan şekerini düşürürler. Bu nedenlede diyabetik bir hastanın Antidiyabetik bir ilaçtan fayda görebilmesi için vücudunda yeterli insülin rezervi bulunması gerekmektedir. Diyabet tedavisinde kullanılan bir çok farklı ilaç bulunmaktadır. Bu ilaçların seçiminde hastaların diğer özellikleri ve hastalıklarıda düşünülerek karar verilmelidir. Yani bir diyabetli hastanın tedavisinde tek hedefin kan şekerini düşürmek olmadığı bunun yanında diğer sorunları (kilo, kolesterol , hipertansiyon vb) ile de mücadele etmek olduğu bilincinde olunmalı ve kullanılacak ilaçlara buna göre karar verilmelidir. Diyabet Tedavisinde kullanılan ilaçlar aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir.

    Metformin

    Sülfanilüre grubu ilaçlar

    Glinidler

    Alfa glikozidaz inhibitörleri

    Glitazonlar

    DPP4 inhibitörleri

    SGLT-2 inhibitörleri

    GLP-1 Agonistleri (Deri altına enjeksiyon ile kullanılırlar)

    Amilin anologları (Deri altına enjeksiyon ile kullanılırlar)

    3- İnsülin Tedavisi : İnsülin şekeri düşüren hormondur. Tip 1 Diyabet ve Antidiyabetik tedavi ile kontrol altına alınamayan Tip 2 diyabetin tedavisinde insülin kullanılır. Ülkemizde halihazırda sadece deri altına enjeksiyon ile kullanılabilen insülin kalemleri bulunurken yurtdışında inhaler (solunum yolu) yolla kullanılan insülin (Afrezza) preperatlarıda kullanıma girmiştir. İnsülin tedavisi en güçlü şeker düşürücü tedavidir. Bu nedenle insülin tedavisi başlanacak hastalara tedavinin etkileri ve yan etkileri ile ilgili olarak detaylı bir bilgilendirme yapılmalı özellikle Hipoglisemi komasına karşı hastalar mutlaka eğitilmelidir. İnsülin tedavisinde günlük enjeksiyon sayısına (sadece bazal veya bazal bolus tedavi ) hastaların kan şekeri profiline göre karar verilir. Kullanılan insülinler etkinlik sürelerine göre 3 gruba ayrılırlar

    Kısa ve hızlı etkili insülinler

    Orta sürede etkili insülinler

    Uzun (bazal) süreli etkili insülinler.

    Diyabette Tedavi Hedefleri:

    HEDEF

    AÇLIK ŞEKERİ

    70 – 120 mg/dl

    TOKLUK 2. SAAT ŞEKERİ

    <140 mg/dl

    HbA1C

    <6.5

    Diyabet Tedavisinde Kullanılan Diğer Tedavi Yöntemleri: Diyabetin tedavisinde kullanılabilecek yeni ilaç ve yöntemleri bulabilmek üzeredünyanın dört bir yanında binlerce bilim insanı çalışmalara devam etmektedir. Bunun neticesinde yakın geçmişte kullanıma girmiş bir çok yeni ilaç ve yöntem olmakla birlikte üzerinde çalışmaların devam ettiği yöntem ve ilaçlarda bulunmaktadır. Bunların bir kısmını sıralamak gerekirse

    Diyabet Cerrahisi (Metabolik Cerrahi) : Halihazırda uygun olan hastalarda uygulanmaktadır

    Sürekli ciltaltı insülin infüzyonu (İnsülin Pompası): Uygun endikasyonlu diyabetik hastaların tedavisinde insülin pompaları kullanılabilmektedir. İnsülin pompa tedavisi bölümümüzde detayları anlatılmıştır.

    İnhaler (Solunum Yolu) İnsülin : Nefes ile içe çekerek kullanılan insülin formudur. Ülkemizde henüz bulunmamakla birlikte yurtdışında kullanıma girmiştir. İlk sonuçlar tedavinin etkin olduğu yönündedir.

    Pankreas Nakli: Klasik organ nakil tedavisi

    Pankreas Adacık Hücre Üretimi (iPSC) ve Transplantasyonu: Diyabet tedavisinde çığır açması beklenen henüz deneysel düzeyde olan tedavi yöntemidir. Şu aşamada oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilmiştir. Bu yöntem başarılı olursa yakın gelecekte diyabete kalıcı tedavi olması imkanı vardır.

  • Pkos

    POLİKİSTİK OVER SENDROMU :

    Tanım : Tüm dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrinolojik hastalıklardan biridir. Üreme çağındaki bayanların %5-10’unda PKOS görülmektedir. Nedeni henüz tam olarak bilinmemek ile birlikte hastalığın gelişiminden genetik ve çevresel faktörlerin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Hastalığın tanısında kullanılan 3 ana kriter vardır ve bunlardan en az ikisinin bir arada bulunması tanı koydurur.

    Hiperandrojenizmin (Erkeklik hormonu artışı) klinik ve labaratuvar bulgularının olması

    Adet düzensizliği olması

    Yumurtalıklarda Polikistik yapı görülmesi

    Semptomlar: Hastalarda genellikle ergenlik ile başlayan kronik bir adet düzensizliği vardır. Adet düzensizliğinin yanında bir çok hastada kanda artan Erkeklik hormonlarının (Androjenler) derecesi ile orantılı olarak Akne, Yağlı cilt, Kıllanma artışı ve Erkek tipi saç dökülmesi görülmektedir. Bu şikayetler ile başvuran bayanların yumurtalıklarına ultrason ile bakıldığında Tipik Polikistik yapı (Multipl sayıda milimetrik kistler) görülmektedir. Polikistik overli bayanların overlerinde görülen kistlerin her sağlıklı bayanda görülen folikül kistleri ile ilgisi yoktur.

    Polikistik Over hastalığı kilodan bağımsız olarak insülin direncine yol açmaktadır. Bu nedenle PKOS diyabet gelişimi için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Hastalar kilo artışına yatkındırlar ve tanı anında bir çok hasta fazla kilolu veya obezdir.

    Tedavi : PKOS tedavisi birden fazla basamaktan oluşmaktadır . Bu basamakları basitçe sıralamak gerekirse

    Adet düzensizliğine bağlı olarak ortaya çıkabilecek Endometrial Hiperplazi, Kansızlık, Rahim Kanseri , Psikolojik problemler ile mücadele edebilmek için Adet Düzenleyici Hormonal tedavi.

    Çoçuk sahibi olmak isteyen bayanlarda infertilite tedavisi

    Hiperandrojenizm bulgularını (Akne, Kıllanma Artışı, Saç Dökülmesi) azaltmak için Antiandrojen ilaç ve hormonların başlanması

    PKOS’un uzun dönem metabolik etkileri (insülin direnci, Diyabet, Kolesterol yüksekliği, Obezite ve Koroner kalp hastalığı) ile mücadele için gerekli tedbirlerin alınması.

    Tanı anında kilo fazlası olan veya Obez olan hastalarda mutlaka kilo kaybına yönelik tedavi başlanması. Kilo kaybı hastalığın hemen tüm bulguları üzerinde olumlu etki yapmaktadır.

  • Bel kalça ağrılarım var romatizma hastası olabilir miyim ?

    Bel ağrıları hemen herkesin ömründe en az bir defa yaşayabileceği bir ağrı tipidir. Kimi bu ağrıyı çok şiddetli yaşarken kimimiz de bu ağrıları daha düşük şiddette yaşamaktadır. Aklımızda bulunması gereken bir bilgi bu tür ağrıların özellikle omurgayı ve kalçanın içerisindeki eklemleri tutabilen bir romatizmanın bulgusu olabileceğidir. Bu tür ağrılar sıklıkla kalça üzerinde olmasına rağmen aşağı bel bölgesinde zamanla da tüm omurga ve boyun bölgesinde de olabilmektedir. Romatizma kaynaklı bel ağrılarının tipik örneği Ankilozan Spondilit (AS) hastalığıdır.

    Romatizma Kaynaklı Bel Ağrılarının Özellikleri Nelerdir ?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarının özellikleri toplumda sık görülen özellikle fıtıklar kaynaklı mekanik olarak adlandırılan ağrılardır. Romatizma kaynaklı ağrılar genellikle 20 li yaşlarda orta çıkar fakat 40 yaşına kadar da görülebilir. Romatizma dışı ağrılar ise çoğunlukla 40 lı yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Romatizma kaynaklı ağrılar uzun sürelidir. Genel olarak 3 ayı geçen ağrıları daha çok romatizma kaynaklı olarak yorumlamaktayız. Mekanik ağrılar ise sıklıkla başladıktan 1 ay içerisinde azalıp geçmektedir. Romatizma kaynaklı ağrılar sıklıkla geceleri hasta uyuduktan sonra artış gösterip hastalar sıklıkla sabahları ağrılı uyanmaktadır. Bu ağrılar hasta güne başlayıp, yürüdükçe azalmaktadır. Ancak mekanik olarak yorumladığımız fıtık türü ağrılar sıklıkla hasta hareket ettiği ya da günlük işlerine başladığı zaman ortaya çıkmaktadır. Mekanik ağrılar hasta dinlendikçe azalır. Bu iki tür ağrıyı ayırmanın en önemli ip ucudur.

    Romatizma Nedenli Bel Ağrılarının Ayırımında Kan Tetkiki Var mıdır?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarında hastaları dinlediğimiz zaman bu tür ağrıları düşünebilmekteyiz. Ancak bunu kanıtlamamız yani düşündüklerimizi doğrulamamız gerekmektedir. Bunun için kan tetkiklerinden sıklıkla yardım almaktayız. Romatizmal kaynaklı bel ağrılarının büyük çoğunluğunda kandaki iltihap testleri yükselmektedir. Ayrıca gerek duyulan hastalarda HLA B27 olarak bilinen genetik test tanıya yardımcı olabilmektedir. Ancak bu genetik testi herkese uygulamamaktayız. Mekanik kaynaklı ağrılarda kan testleri tamamen normal olarak bulunmaktadır.

    Romatizma kaynaklı ağrılarda kan tetkikleri bize yardımcı olsada asıl olarak tanıyı net olarak görüntüleme yöntemleri ile koymaktayız. Uzun süren hastalıkta tanıyı basit bir röntgen ile koyabilmemize rağmen, yakınması yeni başlayan ya da erken dönem hastalarda tanı için sıklıkla Manyetik Rezonans (MR) desteği almamız gerekmektedir. Hastalık için tipik görüntüler olduğu için tanıyı çok rahatlıkla koyabilmekteyiz. Mekanik kaynaklı ağrılarda da MR yöntemine başvurabiliyoruz ancak onlardaki bulgular çok farklı olmaktadır.

    Romatizmal Kaynaklı Bel Ağrılarında Tedavi Yöntemleri Nelerdir ?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarının tipik örneği olan AS hastalığının tedavisinde NSAİ olarak adlandırılan ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar ilk seçenek ilaçlardır. Bu ilaçların tekli ya da bir arada kullanımlarına karşı hasta yakınmalarında değişiklik olmaması durumunda hastanın klinik durumu ve hastalığın şiddeti de göz önünde bulundurularak biyolojik tedaviler başlanabilmektedir.

  • Ailesel akdeniz ateşi hakkında güncel bilgiler

    Ailesel Akdeniz Ateşi ülkemizin sık görülen romatizmal hastalıklarından biridir. FMF ismi hastalığın ingilizce baş harflerinin kısaltmasıdır (Familial Mediterranean Fever).

    Peki FMF hastalığının şikayetleri hangi yaşlarda başlar ?

    FMF hastaların önemli çoğunda 20 yaşına kadar bulgularını gösterir. Ancak şikayetlerin çok belirgin olmayan hastalarda 20 yaşından sonrada hastalık ortaya çıkabilir.

    Hastalığın şikayetleri nelerdir ?

    FMF hastalığının en sık bulgusu tekrarlayan karın ağrısıdır. Ancak bu karın ağrısı diğer ağrılarından farklıdır. Bu karın ağrısı giderek şiddetlenen ve aralıksız 24-72 saat sürmektedir. Ayrıca karın ağrısına ateş eşlik eder. Hastayı yatıracak kadar şiddetli bir ağrıdır. Şüphesiz ki bu ağrının en önemli diğer özelliği ağrıların tekrar etmesidir. Hasta atak bittikten sonra hiç bir şey yokmuş gibi normal hayatına devam eder.

    Karın ağrısının yanında tekrar eden göğüs ağrıları bir diğer sık görülen bulgudur. Hastaların göğüs tek tarafında batma tarzında ağrı yakınması olur. Bu yakınması 3-5 gün arasında değişir. Batıcı karakterdedir ve hastanın nefes almasını dahi etkiler.

    Eklemlerde tekrar eden ağrı şişlikler yani eklem iltihabına neden olur ve genellikle diz eklemi bundan etkilenir. Ayak bileklerinde tekrar eden kızarıklık ve ağrı ile kendini gösterebilir. Bu bulguların hepsi tekrar edici özelliğe sahiptir.

    Bu bulguların dışındaki bulgular daha nadir olarak görülen bulgulardır. Örneğin hastaların tek bulgusu tekrar eden ateş olabilir. Hastaların ateşleri ataklar halinde yükselip 2-3 gün yüksek kalabilir.

    Hastalığın tanısı nasıl konur ?

    Hastalığın tanısı için hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve atak halinde bakılabilecek bazı kan tetkikleri ile tanı konur. Yani hastalığın tanısı ağırlıklı olarak klinik yani yakınmaları ile konur. Çok nadir vakalarda FMF gen testleri istenebilir. Ancak bu gen testi şikayetleri belirgin olan hastalarda kesinlikle istenmez. Ayrıca ailede biri FMF hastasıysa diğer şikayeti olmayanlarda da bu testi istemenin hiç bir anlamı yoktur.

    FMF Tedavisi nasıl olur ?

    FMF için olmazsa olmaz ilaç çiğdem çiçeği kökünden elde edilen kolşisin adlı ilaçtır. Bu ilacı hastaların sürekli kullanması gerekmektedir. Çünkü ilacı kullanmayı bıraktıklarında hastalık tekrardan başlamaktadır. Kolşisin adlı ilacı hastaların ömür boyu kullanması gerekir. Genel olarak hastaların büyük kısmı kolşisine iyi yanıt vermektedir. İyi yanıt vermeyen hastalar içinse son yıllarda özellikle kullanılmaya başlanan anakinra ve canakimumab adlı biyolojik ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlara yanıt özellikle kolşisine yanıt vermeyen hastalarda çok iyi olmaktadır.

    FMF hastalığı tedavi edilmediğinde yada hastalar takipsiz kaldığında ise amiloidoz olarak bilinen rahatsızlık gelişir. Hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan bazı iltihabi maddelerin iç organlarda birikmesi sonucu gelişen bir tablodur. Özellikle de böbreklerde birikim yaparak böbrek yetmezliğine neden olabilmektedir.

  • Fibromyalji hastalığını güncel değerlendirme

    Mesleğim itibariyle iltihaplı romatizmal hastalıklarla ilgilenmiş olsam da bu hastalıklarla karışan pek çok hastalık bulunmaktadır. Bunların içerisinde Fibromyalji önemli bir yer tutmaktadır. Halk arasında kas romatizması olarak bilinen hastalık gerçekten kişinin yaşamını oldukça kötü etkilemektedir. Hastayı tükenmiş gibi hissettirdiğinden dolayıda tükenmişlik sendromu olarak da bilinmektedir.

    KİMLERDE SIK GÖRÜLÜR ?

    Hastalık her cinsiyette ve geniş bir yaş aralığında görülebilir olmasına rağmen genellikle genç bayan hastalarda görülmektedir. Ancak 15 yaşında ve 85 yaşında hastalar olduğunu hatırlatmak isterim.

    SEBEBİ NEDİR ?

    Fibromyalji aslında romatizmal hastalıklar başta olmak üzere pek çok kronik hastalığa eşlik edebilmektedir. Ancak herhangi bir hastalığı olmayan hatta ekonomik durumu daha iyi olan insanlarda daha fazla görülmektedir. Tahmin edebileceğiniz gibi stress ve psikolojik durum özellikle hastalığın en başta gelen sebebidir. Bunun dışında mevsim değişikleri, psikolojik travmalarda alttaki en önemli bulgulardandır.

    HASTALARIN ŞİKAYETLERİ NELERDİR ?

    Hastalar yaygın ağrı ile başvururlar. Benim gördüğüm kadarıyla hastaların saçından tırnağına her tarafta ağrısı vardır. Fakat ağrı sırt kısmında biraz daha yoğunlaşmıştır. Sıklıkla hasta bu ağrısına anlam veremez. Yaygın ağrıya eşlik eden bir diğer bulgu uykusuzluk, depresif mizaç, kabızlık gibi bulgulardır. Benim gördüğüm en sık bulgu uykusuzluk. Hastaların neredeyse tamamı bu soruma evet benim aşırı uykusuzluğum var olarak cevap vermektedir.

    TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK MI ?

    Evet fibromyalji tedavisinde çoğu hastanın memnun kaldığı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak fibromyaljinin esas tedavisinde benim kanaatim psikolojik destek ve zihni rahatlatıcı spor ya da başka bir faaliyette bulunmak çok büyük önem taşımaktadır. Ben bunu hastaya her zaman kendin için, sadece kendinin olduğu zaman ayır ve o zaman da kendin için bir şey yap olarak belirtiyorum. Mesela haftanın 3 günü çık yürü. Ama bunu yaz kış her zaman yap bundan vazgeçme olarak tavsiye ediyorum. Bunu yapan hastalarımda çok büyük ilerleme görüyorum. Yapmayan hastalarda da hem ilaç yanıtı hem de hastaların genel ağrı seviyelerinde azalma yetersiz olmakta.

    Sonuç olarak fibromyalji insanların en üretken olduğu zamanda sıklıkla onu yakalamakta. Günlük hayatını oldukça etkilemekte. Anlam veremediği ağrılarla beraber seyretmekte. Ancak hem ilaç hem de ilaç dışı yöntemlerle birlikte tedavi edilebilir bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Gut hastalığı ile ilgili güncel bilgiler

    Kralların hastalığı olarak adlandırılan GUT hastalığı sık görülen iltihaplı romatizmal hastalıklardan biridir. Kralların hastalığı ya da zengin hastalığı ismi protein ağırlıklı ya da çok yemek yiyen kişilerde görülmesinden dolayı kullanılmaktadır. Fakat hastalık genetik bir takım geçişler gösterebilmekte ve dolayısıyla zayıf ya da yemek yemeden bağımsız olarak da ortaya çıkabilmektedir. Hastalık sıklıkla erkeklerde görülmekle birlikte menapoz sonrası kadınlarda da görülebilmektedir. Hastalık çoğunlukla 40-50 yaşlarındaki erkeklerin hastalığıdır.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Hastalık ataklar halinde seyretmektedir. Çoğunlukla da ilk atağını ayak baş parmağında gerçekleştirmektedir. Hasta gecenin bir yarısı ayak baş parmağındaki ağrı ile uyanır. Ayak baş parmağı şiş, kızarık ve belirgin olarak ağrılıdır. Ayak baş parmağı haricinde ayak bileği diz gibi eklemlerde de ilk atak olabilir. Bu ataklardan sonra çoğunlukla ikinci bir atak gelebilmektedir. Hastanın kanındaki ürik asit seviyeleri düşmedikçe de ataklar tekrar etmektedir. Gut hastalığı genellikle tek eklemde iltihap meydana getirmektedir. İlerleyen ataklarda birden fazla eklem de etkilenmektedir. Atakların tekrar etmesi yada gerekli önlemlerin alınmaması durumunda böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulur ?

    GUT hastalığının tanısı hastanın şiş olan eklemini görmekle ve tipik tutulum yerlerini bilmekle konulmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi hastalardaki ilk atak çoğunlukla ayak baş parmağında ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında kan tetkikleri bize oldukça yardımcıdır. Özellikle serumdaki ürik asit adlı maddenin seviyesi belirgin olarak yükselme göstermektedir. Ürik asit seviyesi aynı zamanda tedavinin takibinde de rol oynamaktadır.

    Gut Hastalığının Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    GUT hastalığının tedavisinde yaşam stilinde değişiklikler ve ilaç tedavisi olarak ikiye ayırabiliriz. Her iki kısımın da ayrı ayrı önemi bulunmaktadır. Yaşam stili değişikliğinden kastım, kilo verme, proteinden fakir beslenme, alkol tüketimini , kuruyemiş tüketimini kısıtlama gibi genel önlemlerin alınması önem taşımaktadır. Atakların yoğun protein içeriğiyle beslenme sonrası gelişebildiğini bilmekteyiz bunun için diyet büyük önem taşımaktadır.

    Diyet haricinde atağı geçirici tedaviler ve kan ürik asit seviyesini düşürücü ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların ne kadar süre kullanılacağı, hastaların ne kadar aralıklarla kontrole geleceği gibi durumlar hastadan hastaya değişiklik göstermektedir. Ayrıca GUT hastalarında çoğunlukla kolesterol seviyelerinde de yükseklik olmaktadır. Bunun içinde belli aralıklarla serum ürik asit ve kolesterol seviyelerini değerlendirmek gerekmektedir.

  • Skleroderma hastalığına güncel bakış

    Skleroderma hastalığı başlıca cildi tutan bir hastalık olmakla birlikte bir çok hayati organı etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Bağ dokusu hastalıklarının çoğunda olduğu gibi bayanlarda hastalık daha sık olarak görülmektedir. Hastalık tedavi edilmediği zaman ciddi organ tutulumlarıyla ölüme neden olabilmektedir.

    Skleroderma Hastalarının Şikayetleri Nelerdir ?

    Hastalığın ilk bulgusu raynoud bulgusu denilen ellerde ve ayaklarda soğukta olan sararma, morarma yakınmalarıdır. Bu yakınmalar hastalığın ortaya çıkışından aylar, yıllar önce başlamaktadır. Soğuk dışında stres gibi durumlarda da benzer yakınmalar ortaya çıkabilmektedir. Raynoud bulgusundan aylar yıllar sonra ciltte kalınlaşma sertleşme bulguları gelişir. Alın kırışıklıkları kaybolmaya başlar, dudakların çevresinde çizginlenmeler, dudaklarda incelme, parmak uçlarında yaralar görülemeye başlabilir.

    Hastalığın iç organ tutulumu ise sinsi şekilde ilerler. Özellikle kalp ve akciğer tutulumu büyük önem taşımaktadır. Öksürük, giderek artan nefes darlığı, çarpıntı hissi önemli bulgulardandır.

    Skleroderma Hastalığının Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalığı tamamen yerleşmiş kişilerde tanı hasta muayene odasına girdiği zaman konulabilir. Ancak daha erken gelmiş olan vakalarda hastanın anlattıkları, muayene bulguları ve tırnak yataklarını değerlendirdiğimiz kapilleroskopi muayenesi tanı koydurucu olacaktır. Hastaların önemli kısmında kan testleri tanıda yardımcı olabilmektedir.

    Hastalığın Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    Skleroderma hastalarında tedavi için tutulan organları belirlemek gerekmektedir. Bunun için çok iyi bir fizik muayene gerekmektedir. Bunun dışında her hastanın mutlak surette testleri, kalp ve akciğer değerlendirmeleri için tomografi ve ekokardiografi filmi, solunum testlerinin yapılması gerekir. Buradan elde edilecek bulgulara göre tedavi düzenlendir. Hastaya uzun süreli kullanımları için ilaçlar verilir. Hastalığın ilk tedavisinin yanında takipleri büyük önem taşımaktadır. Bir romatoloğun sürekli olarak kan tetkiklerini, ve diğer testlerini takip etmesi gerekmektedir.

    İlaç tedavilerinin yanı sıra hastalara mutlaka genel önerilerde bulunmak gerekmektedir. Soğuktan mutlak surette korunma, güneşten korunma, sigarayı bırakması gibi genel önerilerde bulunulur.