Etiket: Hasta

  • Kolonoskopi kim tarafından kimlere ve nasıl yapılmalıdır?

    Kolonoskopi kalın bağırsağın ucunda ışık ve kamerası olan özel bir aletle kısmen ya da tamamen incelenmesi işlemidir. Bu sırada işlem öncesinde açılan bir damar yolundan hastanın rahatlamasını sağlayan bağırsak kaslarını gevşeten ve ağrıyı önleyen birtakım ilaçlar verilir.

    Dünya genelinde hasta açısından daha konforlu olduğu için kısa süreli sedasyon ile işlem yapılmaktadır. Hastaya işlem esnasında anestezi uzmanı tarafından uygun dozda ilaç verilir ve işlem yapılır. Bu ilaçların etki süresi çok kısa olduğu için ilaç verilmesi kesildikten çok kısa bir süre sonra hasta uyanır. Kullanılan ilacın artık etkileri nedeniyle işlem sonrası hastanın araç kullanmak gibi dikkat gerektiren işleri yapmaması, bu yüzden yanında ona refakat edebilecek biri ile gelmesi önerilir.

    Teknolojinin gelişmesi ile birlikte endoskopi yapılan yeni model cihazlarda HD görüntü sistemleri kullanılmakta olup bu sayede çok küçük ayrıntılar bile daha net görülebilmekte, ayrıca FICE,NBI ve I-scan gibi yüksek teknolojik görüntülemeler sayesinde lezyonlar çok hızlı bir şekilde normal dokudan ayırt edilebilmektedir. Teknolojik olarak yeniliklere ayak uyduran merkezlerde konusunda deneyimli uzman hekimlerin yaptığı endoskopik işlemler erken teşhislere olanak sağlayarak hayat kalitesini artırmakta ve çoğu zaman hayat kurtarmaktadır. Gastroenteroloji uzmanları bu işlemlerin daha ayrıntılı bir şekilde yapılması üzerine 3 yıl süreyle ayrıntılı bir eğitim sürecinden geçmektedir.

  • Kolonoskopi kimlere ne zaman yapılmalıdır?

    Kolonoskopi kalın bağırsağın ucunda ışık ve kamerası olan özel bir aletle kısmen ya da tamamen incelenmesi işlemidir. Bu sırada işlem öncesinde açılan bir damar yolundan hastanın rahatlamasını sağlayan bağırsak kaslarını gevşeten ve ağrıyı önleyen birtakım ilaçlar verilir.

    Dünya genelinde hasta açısından daha konforlu olduğu için kısa süreli sedasyon ile işlem yapılmaktadır. Hastaya işlem esnasında anestezi uzmanı tarafından uygun dozda ilaç verilir ve işlem yapılır. Bu ilaçların etki süresi çok kısa olduğu için ilaç verilmesi kesildikten çok kısa bir süre sonra hasta uyanır. Kullanılan ilacın artık etkileri nedeniyle işlem sonrası hastanın araç kullanmak gibi dikkat gerektiren işleri yapmaması, bu yüzden yanında ona refakat edebilecek biri ile gelmesi önerilir.

    Teknolojinin gelişmesi ile birlikte endoskopi yapılan yeni model cihazlarda HD görüntü sistemleri kullanılmakta olup bu sayede çok küçük ayrıntılar bile daha net görülebilmekte, ayrıca FICE,NBI ve I-scan gibi yüksek teknolojik görüntülemeler sayesinde lezyonlar çok hızlı bir şekilde normal dokudan ayırt edilebilmektedir. Teknolojik olarak yeniliklere ayak uyduran merkezlerde konusunda deneyimli uzman hekimlerin yaptığı endoskopik işlemler erken teşhislere olanak sağlayarak hayat kalitesini artırmakta ve çoğu zaman hayat kurtarmaktadır. Gastroenteroloji uzmanları bu işlemlerin daha ayrıntılı bir şekilde yapılması üzerine 3 yıl süreyle ayrıntılı bir eğitim sürecinden geçmektedir.

  • Dispepsi nedir?  (şişkinlik, gaz, hazımsızlık)

    Dispepsi nedir? (şişkinlik, gaz, hazımsızlık)

    Dispepsi halk arasında karnın üst kısımında belirgin, dolgunluk, sişkinlik, erken doygunluk, hazımsızlık, bulantı kısacası rahatsızlık hissi şeklinde ifade edilen bulguların tümünü içeren tıbbi bir terimdir. Bu belirtiler stresli zamanlarda artabilir. Dispepsiyle birlikte göğüs alt bölgesinde bir yanma şikayeti de oldukça sık görülmektedir. Kadın ve erkeklerde her yaş grubunda görülebilir.Aşırı alkol kullanımı, aspirin gibi mideyi tahriş eden ilaçlar, sindirim kanalında ülser gibi bozukluklar ve endişe hali ya da depresyon gibi duygusal sorunlar riski artıran faktörlerdir.

    Dispepsi erişkin nüfus arasında %25 sıklıkla görülür ve doktora başvurunun önemli sebeplerinden biridir. Dispeptik yakınmaların çok çeşitli nedenleri vardır. Olguların %50’sinde bu nedenlerin hiçbiri olmadan da dispepsi görülebilir. İşte altta yatan organik bir hastalığa bağlı olmadan hissedilen bu şikayetlerin ortak adı ‘’fonksiyonel dispepsi veya non-ülser dispepsidir”.

    Ülser benzeri dispepsi: İyi lokalizasyon gösteren ,sıklıkla açlıkla artan ve gıda veya antasit alımı ile hafifleyen üst batın ağrısı

    Dismotilite benzeri dispepsi: Hastanın mide barsak hareketlerinde koordinasyon bozukluğu vardır. Zayıf lokalizasyon gösteren, yemeklerle artan, şişkinlik, erken doyma, bulantı ve kusma ile hissedilebilen rahatsızlık hissi

    Reflu benzeri dispepsi: Çok belirgin olmayan heartburn (yanma) ve/ veya regürjitasyon(ağza acı su gelmesi) ile birlikte görülen üst batında rahatsızlık veya ağrı hissi

    Sınıflandırılamayan dispepsi

    Ne yazık ki bu subgruplama ile fonksiyonel dispepsi ile organik dispepsi ayırımı güvenilir bir şekilde yapılamamaktadır. Dispepsili hastaların üst GİS değerlendirilmesinde altın standart tanı yöntemi endoskopidir.

    Dispepsi nedenleri:

    1- İlaçlar (Aspirin, ağrı kesici ilaçlar, antibiyotikler, teofilin, digital, demir içeren ilaçlar, anti-aritmik özelliği olan bazı kalp ilaçları- kinidin gibi-, bazı tansiyon düşürücü ilaçlar, doğum kontrol ilaçları)

    2- Alkol

    3- Mide barsak sistemi ile ilgili hastalıklar (Mide-duedenum ülseri, reflü hastalığı, çeşitli paraziter hastalıklar, mide kanseri, gastroparezi, kronik barsak iskemisi)

    4- Safra yolları ve karaciğer ile ilgili hastalıklar (Taşlı keseye bağlı biliyer kolik ağrıları, akut kolesistit, koledok taşı, hepatitler, hepatobiliyer kanserler)

    5- Pankreatik hastalıklar (kronik pankreatit, pankreatik kanserler)

    6- Sistemik hastalıklar (Diabetes mellitus, tiroid hastalıkları, kronik renal yetmezlik, iskemik kalp hastalıkları, karın içi çeşitli kanserler)

    7- Hamilelik

    8- Nadir görülen diğer bazı hastalıklar (Ailevi Akdeniz ateşi, porfiriler gibi)

    Fonksiyonel dispepside yukarıda sayılan nedenlerin hiç biri olmamasına rağmenolgularda

    bulantı, şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma gibi şikayetler vardır.

    Dispepsi belirtileri nelerdir:

    – Mide yanması
    – Karın ağrısı
    – Şişkinlik
    – Geğirme ve gaz
    – Bulantı ve kusma
    – Ağızda acımsı veya asitli tat

    Nasıl tanı konur?

    Dispepsi şikayetleriniz varsa daha ciddi bir durumun varlığını ekarte etmek için mutlaka doktorunuza gidin. Çünkü dispepsi geniş bir kavramdır, altında çeşitli hastalıklar gizlenebilir. Doktorunuz altta yatan başka hastalıkları araştıracaktır. Bu amaçla birçok kan testi yapabilir, görüntüleme tetkikleri isteyebilir. Yemek borusunu, mideyi ve bağırsakları daha iyi incelemek için endoskopi isteyebilir.

    Tedavi:

    Dispepsiye neden olan yemekleri saptamak için bir yemek günlüğü tutulması da çok faydalı olacaktır. Bazen kalp krizleri de dispepsiye benzeyen belirtilere yol açabilir. Bu şikayetler aniden başladıysa ve sizin için olağan dışıysa ve ayrıca nefes darlığı, terleme veya çeneye, boyuna, kola yayılan ağrıyla birlikteyse derhal doktora başvurmak gerekir. Genelde en önemli husus hasta ve hekim ilişkisinin iyi olmasıdır. Hastanın güven duyacağı bir ortam oluşturulmalıdır.

    Hastaya güven vermesi bakımından semptomların patofizyolojisi hakkında bilgi verilmelidir. Kronik semptomu olan hastalarda başvurma sebebi, hastanın korkuları (kanser fobisi vb.) yaşam stresi (iş, aile, kişisel ilişkiler, okul vb.), diyetteki değişiklikler, kullanılan ilaçlar ve hastanın psikolojik durumu sorgulanmalıdır. Yaşam şeklindeki değişiklikler: Aşırı alkol ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır. Küçük porsiyonlu öğünler postprandiyal semptomları azaltabilir. Hastalara stres azaltıcı önlemler (egzersiz, yemeklerin düzenli olması, uyku düzeni vb.) ve uğraşlar (meditasyon, relakzasyon kürleri vb.) önerilebilir.

    – Bir oturuşta çok fazla yemek yemeyin.
    – Baharatlı yemeklerden kaçının.
    – Turunçgiller ve domates gibi yüksek miktarda asit içeren gıdaları tüketmeyin.
    – Sigarayı bırakın.
    – Alkollü içeceklerden uzak durun.
    – Kafeinli ve gazlı içecekleri tüketmeyin.
    -Karnınızı sıkan dar giysilerden kaçının. Bunlar mideye baskı yaparak içindekilerin yemek borusuna geçmesine neden olur.
    -Yedikten hemen sonra yatmayın veya uzanmayın.
    -Son yediğiniz yemekle yatma saatiniz arasında 2-3 saat olsun.
    -Yatağın baş ucu ayak ucundan en az 15 cm. yüksekte olsun. (Yüksek yastık değil, yatağın başucunu altına kitap gibi bir şeyler koyarak yükseltin veya özel reflü yastıkları kullanın) Böylece yatarken yediklerinizin yemek borusu yerine, bağırsaklara doğru akışı sağlanır.

    İlaç tedavisi:

    Antisekretuar ilaçlar: H2 reseptör antagonistlerinin kullanımı plasebo ile karşılaştırıldığında ancak %20 oranında daha fazla fayda sağlamaktadır. Proton pompa inhibitörleri (PPI) ile tedaviye yanıt veren hastalarn çoğunlukla reflü tipi dispepsi ve predominant olarak epigastrik ağrı yakınması olanlardır. PPI ile %50 semptomatik düzelme elde edilmektedir. Yanıt veren olgular aralıklı olarak, semptomatik dönemlerde 2-4 hafta tedavi edilmelidir.

    Prokinetik ajanlar: Güvenli olmamaları nedeniyle fonksiyonel dispepside kullanımı tartışmalı konuma gelmiştir. Sisaprid üretici firma tarafından kalbde QT uzaması ve kardiyak aritmilere neden olabilmesi nedeniyle piyasadan çekilmiştir. Domperidon bir çok ülkede kolaylıkla temin edilebilmesine rağmen ABD’de kullanılmamaktadır. Bulantı şikayeti belirgin olanlarda ve postprandiyal şikayetleri olan hastalarda tercih edilebilir. ABD’de metokolopramide kullanılan tek ajandır. Ancak yüksek MSS yan etkileri ve ektrapiramidal yan etkileri nedeniyle kronik kullanımı önerilmemektedir.

    Viseral duyarlılığı etkileyen ilaçlar: Fedotozine, somatostatin analogları, trisiklik antidepresanlar

    Diğer ajanlar: Antispazmodikler(buskopan vb.), antimeteorizan ajanlar(meteospasmly vb.) sucralfate, pankreatik enzim preparatlar(pankreoflat vb.). Bunlar spazm çözücü gaz giderici ilaçlardır.

    Antidepresanlar: Bu ajanların etkileri psikiyatrik etkilerinden bağımsız olarak uykuyu düzeltmeleri, viseral duyarlılığı azaltmaları sonucunda olmaktadır.

    İlaç tedavisi, semptomlar yaşam tarzındaki değişikler düzeltildikten sonra da devam ediyorsa uygulanmalıdır. İlaç kombinasyonları denenebilir. Tedavi intermittant olarak semptomların arttığı dönemlerde uygulanabilir. Refrakter dispepside psikiyatrik destek önerilebilir.

  • Sinsi bir hastalık hepatitler  siz de hepatit hastası mısınız?

    Sinsi bir hastalık hepatitler siz de hepatit hastası mısınız?

    Hepatit B ve C karaciğer sirozu ve karaciğer kanserinin en önemli nedenleri arasında olmasına rağmen binlerce kişi hastalığından habersiz yaşamaktadır;fakat basit bir kan testi ile tanı konulup tedavi etmek günümüzde mümkün hale gelmiştir.

    Sinsice ilerleyen hepatit nedir?

    Belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?

    En basit tanımıyla karaciğer iltihabı olan hepatitlerin en önemli nedenleri viralenfeksiyonlardır.

    Viral hepatitler içerisinde yer alan Hepatit A’yı çoğumuz çocukluk döneminde geçirmişizdir ve vücut buna karşı antikor üretmiş, bağışıklık kazanmıştır. Oysa hepatit B ve hepatit C’nin yol açtığı kronik enfeksiyon, karaciğer sirozunun ve karaciğer kanserinin yaklaşık %70-80’ninin sebebidir.

    Genelde mikrop vücuda alındıktan sonra sessiz ve sinsi bir şekilde ilerler.

    İlk enfeksiyon hastaların %20 sinde belirgin sarılığa neden olur. %80 hastada ise sessiz ve sinsi sarılık olmadan geçirilir. Bazen halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık görülebilir.

    Genellikle tanı konulamayan, sessiz ilk enfeksiyon sonrası oluşan kronikviral enfeksiyon 10 – 30 yıl arası gibi uzun bir belirtisiz dönemden sonra siroz ve kansere sebep olabilir.

    Klinik belirtiler ancak hastalık ilerlediği zaman ortaya çıkar. Siroza bağlı karaciğer yetersizliği ve kanser en sık ölüm nedenidir.

    Yeni doğanlar, bebekler, ilköğretim çağındaki öğrencilerin tamamı ve erişkin yaştaki risk gruplarında yer alanlar mutlaka aşılanmalıdır. Aşılar son derece güvenlidir. Halk arasındaki yanlış bilgilere itibar edilmemelidir.

    Virüs İnaktif Olabilir

    Kronikinfeksiyon,klinik seyri açısından ikiye ayrılır. Çoğu kişide virüs vücutta olmasına rağmen, çoğalma yeteneği çok sınırlıdır ve karaciğer hasarı yapamayacak düzeydedir. Bu kişilerde durum, ‘inaktif taşıyıcılık’ veya ‘inaktif kronik HBVinfeksiyonu’ olarak adlandırılır. İnaktif taşıyıcılık, inatçı ve genelde ömür boyu süren, selim bir haldir.

    Hastaların uzun süreli takibinde,çok azında ciddi karaciğer hastalığı meydana gelebilir. Yine düşük bir oranda kendiliğinden HBsAg kaybı ve antikorun (anti-HBs) ortaya çıkması söz konusudur.Bunu önceden kestirmek mümkün değildir. Her ne kadar selim seyirli bir durum olarak tanınsa da, inaktif taşıyıcıların en az yılda bir kez kontrolü gerekir.

    Kronik HBV infeksiyonu olanların daha az bir kısmında virüs aktiftir, çoğalarak karaciğerde kronik iltihaba yol açar. HBV, DNA’nın belli bir düzeyin üzerinde pozitifliği ve karaciğer enzimlerinde yükseklikle karakterize durum ‘kronik B hepatiti’ olarak tanımlanır.

    Hastalık bulaşıcı mıdır?

    Kronik hepatit B ve C hastalarının %80’ninin tanı konulmamış hastalığından habersiz normal yaşamını sürdürüyor olması aslında en önemli ve endişe verici gerçeklerden biridir.

    Bugün dünyada yaklaşık 300 milyon kronik hepatit B’Lİ ve 100 milyon kronik hepatitC’lihasta bulunmaktadır.

    Ülkemizde ise 3 milyon kronik hepatit B ve 500 bin civarında kronik hepatit C enfeksiyonluhasta vardır.

    Hastalığın bulaşmasında kimler risk altındadır:

    – Kan transfüzyonu yapılanlar

    – Alkolizm ve uyuşturucu madde bağımlısı olanlar

    – Damardan uyuşturucu madde kullananlar ortak enjektörün kullanılması nedeniyle bulaştırırlar.

    – Cerrahi ameliyat geçirenler

    – Diş tedavisi yaptıranlar

    – Hastanın kan ve vücut salgılarıyla temasta olanlar

    – Seksüel temas (çok eşli cinsel yaşam)

    – Enfekte kişilerin aile bireyleri

    – Erkek homoseksüeller

    – Dövme, “piercing” vb. uygulamaları yaptıranlar

    – Hemodiyaliz hastaları

    Bu durumda binlerce kişi hem karaciğer sirozu hem de karaciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara maruz kalma riski altındadır. Ailesinde hepatit B ve C mikrobunu taşıyanlar ve hasta olanlar mutlaka kendilerine ve ailenin diğer bireylerine kan testi yaptırmaları önerilmektedir.

    Dünya hepatit birliğinin” Kayıp insanlar” olarak tanımladığı kişilere son derece basit ve kolay uygulanan her hastane ve laboratuvarda genelde rutin yapılan hepatit B ve hepatit C testleriyle teşhis etmek mümkündür.

    Hepatit B’lihastalar hepatit D(Delta) yönünden de mutlaka araştırılmaları gerekir. Çünkü hepatit D tek başına değil hepatit B ile birlikte görülür. Hepatit B ve D birlikte olduğu zaman tedavisi daha zorlu bir sürece girer ve daha çok önem kazanır.

    Tedavide Başarı Oran Nedir?

    Günümüzde hepatit B ve Hepatit C’nin tedavisi son yıllarda uygulamaya giren son derece etkili ve kolay alınan ilaçlarla iyileşme ve kür sağlama aşamasına gelmiştir.

    Özellikle hepatit C’de virüsü tamamen yok eden küratiftedavininbaşarı oranı %98’in üzerine çıkmıştır. Hepatit B ve C’de erken tedavi şarttır. Sessiz ve sinsi ilerlemesi dolayısıyla gerekli tarama testleri zamanında yaptırılmazsa hasta direkt olarak karşımıza karaciğer kanseri ve karaciğer sirozu olarak gelebilir.

    Halk arasında yaygın olan “eş, dost” tavsiyesiyle iyi geldiği söylenen birçok sözde bitkisel kökenli aktarlarda gelişigüzel; doktor kontrolü olmadan satılan ürünlere kesinlikle itibar edilmemelidir. Bunların çoğu karaciğere toksiktir. Klinikteki tecrübelerimizde bunları kullanan ve karaciğer nakline kadar giden hastalarımızın olduğunu belirtmek isterim.

    Hepatit B’deki ilaçla tedavi başarı oranları da son derece yüksek olup %80-90’lara gelmiştir.

    Tedavide nadir vakalar dışında artık enjeksiyon yerine ağızdan kolay alınan haplarla başarılar sonuçlar alınmaktadır.

    Siroz ve karaciğer kanseri gelişmiş hastalarda tedaviye rağmen istenen iyileşme tam olarak sağlanamazsa bu hastaların bazılarına karaciğer nakli gerekebilir. Karaciğer naklinde de ülkemizde dünyanın en iyi merkezleriyle yarışan sonuçlar alınmaktadır.

    Sonuç olarak kronik hepatit B ve C günümüzde erken teşhis edilir ve takibe alınırsa tedavisi son derece başarılı ve yüz güldürücüdür. Hastalık sessiz ve sinsi ilerlediği için zamanında gerekli tedbirler alınmazsa karaciğer sirozu ve kanseri kaçınılmaz hale gelir.

  • Grip ayları geliyor!! Gripten korunmak için bağışıklık sisteminizi güçlendirin

    Havaların soğumasıyla birlikte grip vakaları da artıyor. Özellikle mevsim geçişlerinde artan, günlerce geçmeyen ve tüm vücudu etkileyen grip salgınlarında en sık görülen belirtiler ise, kuru öksürük, boğazda kuruluk ve yanma, bazı durumlarda ateş ve sık hapşırma. Grip, çeşitli virüslerin etken olduğu bir üst solunum yolları hastalığıdır. Çok farklı türden virüslerin neden olması sebebiyle aşı da yeterli olmayabilir. Gribe yakalanmamak ya da hastalığı mümkün olabilecek en hızlı şekilde atlatabilmenin yolu ise bağışıklık sistemimizin güçlü olmasından geçiyor. Gripten önce bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için neler yapmamız gerekiyor;

    Grip, genellikle en fazla bir hafta veya on gün içinde, basit tedavi yöntemleri ile geçebilir. Ancak dikkatli olunmazsa, hastalık oldukça olumsuz sonuçlara da yol açabilir. Halen dünyada grip salgınlarından ölen birçok insan var; bu sebeple gribe yakalanmadan bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz çok önemli.

    Gripten korunmak için;

    Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için meyve sebze ağırlıklı beslenin, fazla et tüketmeyin

    Özellikle hasta olacağınızı düşündüğünüz dönemlerde bol bol C vitamini alın

    Düzenli olarak egzersiz yapın

    Hava nemlendiricileri kullanın

    Odayı aşırı ısıtmayın, düzenli olarak havalandırın

    Kalabalık ortamlarda, kapalı mekanlarda bulunmamaya özen gösterin

    Dışarıdan geldiğinizde ellerinizi sabunla yıkayın ve bunu çocuklarınızın da alışkanlık haline getirmesini sağlayın

    Çok kalın veya çok ince giysiler giymeyin

    Uyku düzeninize dikkat edin

    Stres altındaki insanlar hastalanmaya daha elverişlidir. Meditasyon yapın, kendinize zaman ayırın

    Sigara içmeyin

    Grip olduysanız;

    Birçok kişi, gerek olmadığı halde bir sürü ilaç kullanır ve bunların farklı yan etkileri vardır. Gereksiz yere, doktorunuza başvurmadan ilaç almayın. Antibiyotiklerin gribe faydası yoktur, antibiyotik kullanmayın.

    İnsan vücudu hastalıklarla savaş halinde iken fazla miktarda enerji sarf eder. Bu nedenle, iyileşme sürecinde istirahat çok önemlidir.

    Burundaki tıkanıklığı gideren veya hafifleten ilaçların hastalıktan korunma veya hastalığın iyileşmesinde yararı bulunmaz. Aynı zamanda gelişigüzel kullanılan ilaçlar; sersemlik, baş dönmesi, uykusuzluk ve midede rahatsızlıklara sebebiyet verebilir.

    Günde 8 bardak sıvı içilmesi hastanın solunum yollarının kurumasını önler. Bu sıvı; su dışında meyve suyu, çorba ya da ıhlamur ve adaçayı gibi bitkilerden yapılmış içeceklerle de alınabilir.

    Hastalar; kahve, çay ve kola gibi kafein içeren içecekler tüketmemelidir.

  • Sıcak çarpmasına karşı 7 önlem

    Açık ve sıcak alanlarda çalışanlar dikkat!

    Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:

    * Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar

    * Kalp ve böbrek yetmezliği

    * Şeker hastalığı

    * Yüksek tansiyon

    * Gebeler

    * İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar

    * Alkol bağımlıları

    * Obezite ve aşırı zayıflık

    * Cilt hastalığı olan bireyler

    Güneş yanığı vakaları artıyor

    D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.

    Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!

    Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:

    * Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt

    * Halsizlik, bitkinlik

    * Terlemede azalma

    * Çarpıntı ve hızlı nefes alma

    * Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları

    * Yüksek vücut sıcaklığı

    * Baş ağrısı

    * Kas krampları

    * Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali

    * Kasılma

    * Bayılma ve baygınlık

    * Bilinç kaybı, koma

    Soğuk uygulama şart

    Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir.

    Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.

    Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu

    1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.

    2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.

    3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

    4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.

    5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.

    6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

    7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.

  • Bağırsak floramızın sağlığı genel sağlığımızın bir göstergesidir

    Vücudumuzda bulunan faydalı dost bakterilere “probiyotik” adı verilir. Probiyotikler en çok kalın bağırsakta bulunur. Erişkin bir insanın bağırsağında 100 trilyon, yaklaşık 1,5 kg faydalı bakteri vardır. Hipokrat’ın dediği gibi “Bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır.” Bağırsaklarımız, bağışıklık sisteminin en önemli organıdır.

    Bağırsaklarımızda bulunan probiyotikler, bağışıklığımızı güçlendiren dost bakterilerdir. Bağırsak iç zarını kaplayan bu yararlı bakteriler, ağızdan alınan zararlı bakterilerin bağırsak duvarından içeri geçmesine dolayısıyla birçok hastalığın oluşmasına engel olurlar.

    Normalde bağırsağımızda %85 dost bakteriler, %15 zararlı bakteriler bir denge halinde bulunur. Günümüzde başta antibiyotik olmak üzere, stres, kötü beslenme, ağrı kesici ilaçların alınması, sık seyahatler durumunda zararlı bakterilerin, faydalı bakterilere oranı yükselmektedir. Zararlı bakteriler bağırsak iç zarında artarsa probiyotiklerin oranı azalır ve bağırsak geçirgenliği artar. Buna bağırsak flora bozukluğu veya “Disbiyozis” denir. Birçok zararlı mikroorganizma bağırsak duvarından içeri girer ve hastalık yapar.

    Bu hastalıkların başında hassas barsak sendromu, allerji, astım, egzema, ishaller, şeker hastalığı, iltihabi barsak hastalıkları, obezite, karaciğer yağlanması, kalın bağırsak kanseri gelir.

    Hatta bağırsak floramızdaki dengesizliğin ruh sağlığımızı etkilediğini gösteren çalışmalar vardır. Günümüzde özellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında bilinçsizce sık kullanılan antibiyotikler bağırsaktaki faydalı bakteri oranını azaltarak birçok hastalıklara davetiye çıkarmaktadır.

    Günümüzde probiyotiklerin obezite tedavisinde diyete ek olarak kullanımı hızla artmaktadır. Ayrıca sindirim sisteminin düzenlenmesinde etkisi önemlidir.

    Probiyotikleri gıda takviyesi toz, tablet, kapsül şeklinde almak en iyisidir. Çünkü bunların içinde hangi bakteriler olduğu ve faydalı bakteri miktarı bellidir. Ayrıca bu tür preparatlar mide asidinden geçerek bağırsakta açılır ve faydalı aktivitelerini gösterirler. Probiyotik yoğurtları kullanmak da sağlıklıdır. Fakat bu yoğurtlardaki uzun raf ömrü ve soğuk zincir hassasiyeti nedeniyle içindeki faydalı bakteri miktarı azalmış olabilir. Ayrıca bu yoğurtlardaki faydalı bakterilerin mide asidinden geçerken sayıları azalır.

    PREBİYOTİKLER

    Prebiyotik, probiyotiğin (sindirim sistemindeki faydalı dost bakteriler) yiyeceğidir. Prebiyotikler kalın bağırsaktaki faydalı dost bakterilerin yani probiyotiklerin büyümesini, aktivitesini ve çoğalmasını sağlar. Prebiyotiklerin kalın bağırsakta faydalı bakteriler tarafından fermentasyonları sonucunda kısa zincirli yağ asitleri oluşur. Kısa zincirli yağ asitlerinden biri olan bütirik asit kolon kanserini engellemede çok etkilidir.

    Prebiyotikler, toz, tablet formunda bulunabildikleri gibi, yiyecekler içerisinde de bulunurlar. Prebiyotikler probiyotiklerle birlikte (sinbiyotik) ilaç olarak da piyasada bulunur. Yiyecek olarak en fazla radika, karahindiba, kuru soğan, sarımsak, yer elması, pırasa ve enginarda bulunur. Her prebiyotik, lif içerir. Ama her lif prebiyotik içermez.

    Sonuç olarak; Probiyotikler ve Prebiyotikler bağışıklık sistemimizin en güçlü ögeleridir. Sağlıklı bir yaşam için Probiyotikleri ve Prebiyotikleri gıda takviyesi olarak beslenmemize dahil etmeliyiz.

  • Depresyon

    Depresyon

    Yaşam içerisinde bu kelimeyle ister istemez karşılaşanlarımız vardır. Bazen bir iş arkadaşımız, bazen ailemizden biri , bazen de kendimiz ve diğer insanlardan duyduğumuz bize yabancı olmayan bir kelime .

    _Nasılsın? Sorusuna genelde verdiğimiz cevap:

    _ İyiyim . Kısa ve net bir cevap aslında.

    Bazen de:

    _ Kendimi iyi hissetmiyorum . Sanırım depresyondayım cevabını verebiliyoruz.

    Depresyondayım…

    Depresyon veya çökkünlük.

    Dilimize yerleşmiş ve kolayca ifade edebildiğimiz bu rahatsızlık hakkında neler biliyoruz?

    Günlük dildeki karşılığına baktığımızda; insanın kendisi için önem taşıyan bir şeyini yitirdiği zaman yaşadığı hüzün durumudur. Kişi güçsüz olduğu için depresyona girmez. Depresyon tedavi edilmesi gereken tıbbi ve psikolojik bir rahatsızlıktır.

    Bir bireyin depresyonda olup olmadığına karar verebilmek için ilgili uzmanlar tarafından tanının konması gerekir.

    Hastanın/Danışanın depresif özellikleri olup olmadığına bakılırken :

    Duygu durum belirtileri( kendini nasıl hissettiği) , zevk alıp almadığı (yaptığı şeylerden eskisi kadar zevk alıp almadığı) , enerji durumu (kolay yorulup yorulmadığı), kendine bakış açısı (kendine güveni, suçluluk duyguları olup olmadığı), intihar-ölüm düşünceleri (yaşamın anlamı), psikomotor alanda yavaşlama olup olmadığı (konuşma, hareket ve öfke durumları) ve bilişsel belirtileri (dikkat, karar verme, unutkanlık) klinisyen tarafından araştırılır.

    DSM-IV tanı kriterlerine göre, en az birisi depresif duygudurum veya ilgi kaybı olmak üzere aşağıdakilerden en az beşinin iki hafta süresince hemen her gün var olması gerekir.

    1-Depresif duygudurum

    2-İlgi kaybı

    3- Uyku bozukluğu

    4-İştah kilo değişikliği

    5-Halsizlik enerji kaybı

    6-Değersizlik-kararsızlık suçluluk hisleri

    7- Dikkat toplamada güçlük ve unutkanlık

    8- Ölüm ve intihar düşünceleri

    9- Psikomotor yavaşlama – artma

    Neden depresyona giriyoruz?

    Depresyon tek bir nedene bağlı olmayabilir. Kişilik özelliklerimiz, yaşamda karşılaştığımız olaylar, beynimizde meydana gelen kimyasal değişimler, kullandığımız ilaçlar, düşünce biçimlerimiz, mevsim değişikliği, yaşın ilerlemesi, bedensel hastalıklar… Öyleyse depresyonun ortaya çıkmasında ve sürmesinde biyolojik, çevresel, bilişsel, davranışsal faktörler rol alabiliyor. Biyolojik olarak yapılan incelemelerde; özellikle seratonin adı verilen kimyasalda azalma olmasının depresyonun ortaya çıkmasında etkili olduğu belirtilmektedir.

    Yaşam boyu türlü sıkıntılarla karşılaşırız. İş yerindeki sorunlar, ailevi problemler, sevdiğimiz birinin kaybı ya da ayrılıklar, yaşın ilerlemesi ve hissedilen yalnızlık duyguları… Bazen de olumlu olarak gördüğümüz olaylar bizde strese ve kaygıya sebep olabilir.

    Örneğin; evlilik…

    Yeni bir düzene adım atarken bu olayın kişiyi ne derece zorladığı, olaya yüklediği anlam ve kişilik özellikleri bireyin depresif belirtiler gösterip göstermemesinde etkili olabiliyor.

    Bilişsel kurama göre depresyon

    Bilişsel kurama göre ruhsal rahatsızlıkların altında bireyin olumsuz veya işlev bozucu düşünce, inanç ve yorumları yatar. Bunların gerçeğe uygun hale dönüştürülmesi ile ruhsal rahatsızlıklar tedavi edilebilir. Aaron T.Beck Bilişsel Davranışçı Terapinin kurucusu olarak kabul edilir.

    Aaron T.Beck’e göre depresyon; kişinin kendisine yönelttiği acı çekme arzusudur. Beck depresyonun bilişsel olarak kişinin kendisi, çevresi ve geleceği ile ilgili olumsuz yargılara sahip olmasından kaynaklandığını ileri sürer.

    Kendisi ile ilgili olumsuz yargılar: Yetersizim, suçluyum, ben kötüyüm…

    Çevre ve dünya ile ilgili olumsuz yargılar: Her şey çok kötü, kimse bana yardımcı olamaz, insanlar kötü…

    Gelecek ile ilgili olumsuz yargılar: Hiçbir şey düzelmeyecek.

    Depresyonun sürmesinde olumsuz düşünceler önemli rol oynar.

    Tedavi

    Bilişsel Davranışçı terapiye göre tedavi 5 aşamadan oluşur.

    1-Hasta/ danışan depresyon hakkında eğitilir.

    2- Davranışçı müdahaleler ile hastanın/danışanın etkinlik düzeyi arttırılır.( Haz ve başarı yaşantılarının arttırılması amaçlanır.)

    3-Düşünce ve duygu bağlantısı çalışılır.

    4- Depresif şemalar çalışılır.

    5-Yinelemeyi önleme.( Danışanın yeni beceriler öğrenmesi amaçlanır.)

    Depresyon tedavisinde ayrıca; trisiklik antidepresanlar, TMS (Transkraniyal manyetik uyarım, EKT (Elektrokonvulsif terapi), Fototerapi, Uyku mahremiyeti, Vagus sinir uyarımı (onuncu kafa siniri), derin beyin uyarımı gibi yöntemlerle de tedavi yapılabilmektedir.

    EKT: EKT sırasında hastaya anestezi verilerek uyutulur, ağrı duyması engellenir, kas gevşetici verilerek vücudunda herhangi bir kasılma olmaması sağlanır. Uyutulmuş hastaya şakak bölgesinden az miktarda elektrik akımı uygulanır. Bu işlem sırasında hasta uyuduğu, ağrı duyması engellendiği ve kasılmalar olmaması için gevşetici verildiğinden acı ve ağrı hissetmez. İşlem 10-15 dakika sürer. Hasta uyandıktan sonra odasına alınır ve yaklaşık yarım saat sonra günlük hayatına dönebilir.

    TMS: Anestezi uygulanmaz ve hastanın uyutulmasına gerek kalmaz. İlaçlı tedavinin etkili olmadığı, ilaç yan etkilerinin görülebildiği ya da ilaç kullanmaya dirençli olan hastalarda kullanılan yöntemdir. İşlem 30 dakika sürebilir.

    FOTOTERAPİ: (Parlak Işık Tedavisi). İlaç tedavisi ile birlikte uygulanır. Ayrıca ilaç tedavisi uygulanamayan gebelerde, mevsimsel olan ve mevsimsel olmayan depresyonda, süreğen yorgunluk ve uyku bozukluğu olan hastalarda etkilidir. Uygulama süresi 1 haftadır.

    VAGUS SİNİR UYARIMI: Vagus Sinir Uyarımından alınan sonuçlar kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) vagus siniri uyarımını aşağıdaki gruplar için onaylamıştır:

    Yetişkinler (18 yaş ve yukarısı),

    Kronik ve tedavi edilmesi zor depresyonu olanlar (tedaviye dirençli depresyon),

    Dört veya daha fazla ilaç veya Elektrokonvülsif tedavi (EKT) veya her ikisini de denedikten sonra bile iyileşmeyen insanlar, Vagus siniri uyarımı yanında standart depresyon tedavilerine devam edenler.

    İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,

    Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!

    Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar.

    Ne korkular içinde kıvranır insan!

    Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,

    Öfke, gevşeklik ve tembellik!

    Montaigne

  • Ciddi konumuz: bağırsaklarımız

    PROBİYOTİKLER

    Vücudumuzda bulunan faydalı dost bakterilere “probiyotik” adı verilir. Probiyotikler en çok kalın bağırsakta bulunur. Erişkin bir insanın bağırsağında 100 trilyon, yaklaşık 1,5 kg faydalı bakteri vardır. Hipokrat’ın dediği gibi “Bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır.” Bağırsaklarımız, bağışıklık sisteminin en önemli organıdır.

    Bağırsaklarımızda bulunan probiyotikler, bağışıklığımızı güçlendiren dost bakterilerdir. Bağırsak iç zarını kaplayan bu yararlı bakteriler, ağızdan alınan zararlı bakterilerin bağırsak duvarından içeri geçmesine dolayısıyla birçok hastalığın oluşmasına engel olurlar. Normalde bağırsağımızda %85 dost bakteriler, %15 zararlı bakteriler bir denge halinde bulunur.

    Günümüzde başta antibiyotik olmak üzere, stres, kötü beslenme, ağrı kesici ilaçların alınması, sık seyahatler durumunda zararlı bakterilerin, faydalı bakterilere oranı yükselmektedir. Zararlı bakteriler bağırsak iç zarında artarsa probiyotiklerin oranı azalır ve bağırsak geçirgenliği artar. Buna bağırsak flora bozukluğu veya “Disbiyozis” denir.

    Birçok zararlı mikroorganizma bağırsak duvarından içeri girer ve hastalık yapar. Bu hastalıkların başında hassas barsak sendromu, allerji, astım, egzema, ishaller, şeker hastalığı, iltihabi barsak hastalıkları, obezite, karaciğer yağlanması, kalın bağırsak kanseri gelir. Hatta bağırsak floramızdaki dengesizliğin ruh sağlığımızı etkilediğini gösteren çalışmalar vardır. Günümüzde özellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında bilinçsizce sık kullanılan antibiyotikler bağırsaktaki faydalı bakteri oranını azaltarak birçok hastalıklara davetiye çıkarmaktadır.

    Günümüzde probiyotiklerin obezite tedavisinde diyete ek olarak kullanımı hızla artmaktadır. Ayrıca sindirim sisteminin düzenlenmesinde etkisi önemlidir.

    Probiyotikleri gıda takviyesi toz, tablet, kapsül şeklinde almak en iyisidir. Çünkü bunların içinde hangi bakteriler olduğu ve faydalı bakteri miktarı bellidir. Ayrıca bu tür preparatlar mide asidinden geçerek bağırsakta açılır ve faydalı aktivitelerini gösterirler. Probiyotik yoğurtları kullanmak da sağlıklıdır. Fakat bu yoğurtlardaki uzun raf ömrü ve soğuk zincir hassasiyeti nedeniyle içindeki faydalı bakteri miktarı azalmış olabilir. Ayrıca bu yoğurtlardaki faydalı bakterilerin mide asidinden geçerken sayıları azalır.

    PREBİYOTİKLER

    Prebiyotik, probiyotiğin (sindirim sistemindeki faydalı dost bakteriler) yiyeceğidir. Prebiyotikler kalın bağırsaktaki faydalı dost bakterilerin yani probiyotiklerin büyümesini, aktivitesini ve çoğalmasını sağlar. Prebiyotiklerin kalın bağırsakta faydalı bakteriler tarafından fermentasyonları sonucunda kısa zincirli yağ asitleri oluşur. Kısa zincirli yağ asitlerinden biri olan bütirik asit kolon kanserini engellemede çok etkilidir.

    Prebiyotikler, toz, tablet formunda bulunabildikleri gibi, yiyecekler içerisinde de bulunurlar. Prebiyotikler probiyotiklerle birlikte (sinbiyotik) ilaç olarak da piyasada bulunur. Yiyecek olarak en fazla radika, karahindiba, kuru soğan, sarımsak, yer elması, pırasa ve enginarda bulunur. Her prebiyotik, lif içerir. Ama her lif prebiyotik içermez.

    Sonuç olarak; Probiyotikler ve Prebiyotikler bağışıklık sistemimizin en güçlü ögeleridir. Sağlıklı bir yaşam için Probiyotikleri ve Prebiyotikleri gıda takviyesi olarak beslenmemize dahil etmeliyiz.

  • Allerjiyle karışan nadir bir hastalık: herediter anjiyoödem

    Allerjiyle karışan nadir bir hastalık: herediter anjiyoödem

    Kanda bulunan C1 inhibitör isimli proteinin eksikliğinden veya fonksiyon görmemesinden kaynaklanan, 10-50 bin kişide bir gözlenen, damar dışına sıvı çıkışı sonucu yaygın şişlikler (ödem) gelişimiyle karakterize bir hastalıktır.

    Hastalığın belirtileri nelerdir?

    Hastalık ortalama 2-5 gün süren ödem ataklarıyla karakterizedir. Sıklık sırasına göre el, kol, ayak ve bacaklar, mide-barsak sistemi, dudaklar, göz kapakları, genital bölge ve solunum yollarında ödemler ortaya çıkar. Belirti ve bulgular etkilenen organa göre değişiklik gösterir. Büyük hava yollarının etkilendiği solunum sistemi atakları hayati açıdan en riskli ataklar olup hastaların yaklaşık %50’sinde gözlenir. Bazen hastanın nefes almasını engelleyerek ölümcül olabilir.

    Atakların sıklığı nasıldır?

    Atakların sıklığı ve şiddeti kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Bazı hastalar ömürleri boyunca hiç atak geçirmeyebilirken, bazı hastalar çok sık, hatta her hafta atak geçirebilir

    Kimler etkilenir?

    Hastalık kadın ve erkeklerde eşit oranda gözlenir. Hastaların %75’i hastalığı genetik geçişle anne veya babasından alır, %25’inde ise hastalık kişide kendiliğinden ortaya çıkar. Herediter anjiyoödemli bireylerin çocuklarında da hastalık olma olasılığı %50’dir. Ancak tüm çocuklar hasta olabileceği gibi, tüm çocuklar sağlıklı da olabilir. Ataklar hastaların %40’ında 5 yaşından önce, %75’indeyse 15 yaşından önce ortaya çıkar.

    Atakların ortaya çıkmasını tetikleyen faktörler var mıdır?

    Ataklar hiçbir neden yokken ortaya çıkabileceği gibi, travmalar (diş çekimi, ameliyat, doğum, bisiklete binme, çarpmalar, yorucu el işleri vb), enfeksiyonlar (bademcik iltihabı, grip), stres, çeşitli ilaçlar (östrojen hormonu içeren ilaçlar, bazı tansiyon ilaçları) ve kadınlarda adet dönemleri atakları tetikleyebilir.

    Nasıl tanı konur?

    Kanda bağışıklık sistemiyle ilgili bazı protein düzeylerine ve gerekirse fonksiyonlarına bakılarak kesin tanı konur. Tanı için bazen de genetik incelemeler yapmak gerekebilir.

    Herediter anjiyoödem neden önemli bir hastalıktır?

    Herediter anjiyoödem atakları hastanın moralini bozan, öğrenim, iş ve sosyal hayatını olumsuz etkileyen, iş yapmasını engelleyen, en önemlisi de nefes borusu tutulumunda hastanın boğularak ölümüne neden olabilen bir hastalıktır. Ayrıca çok nadir bir hastalık olması nedeniyle genellikle tanı konması gecikmekte, hastalar Ailesel Akdeniz Ateşi Hastalığı (FMF), allerji gibi tanılarla takip edilmekte, karın ağrıları nedeniyle gereksiz yere apandisit, barsak tıkanıklığı ve safra kesesi ameliyatları olabilmektedirler.

    Nasıl tedavi edilir?

    Hastaların tedavisi üç aşamada gerçekleşir:

    Atak tedavisi: Laringeal atak haricinde, hastanın aktivitesini engellemeyen hafif ataklarda tedavi gerekmeyebilir. Hava yolu ve yüz atakları tehlikeli ataklar olduğu için zaman kaybedilmeden damar yoluyla C1 inhibitör konsantreleri verilerek tedavi edilmelidir.

    Atağı önlemeye yönelik tedavi: Diş tedavileri, ameliyatlar gibi atağı tetikleme olasılığı olan işlemlerden önce hastaya C1 inhibitör konsantresi veya danazol gibi ilaçlar vererek atağın oluşmasını önlemeye yönelik tedavilerdir.

    Atakların sıklığını ve şiddetini azaltmaya yönelik tedavi: Sık ve şiddetli atak geçiren hastalara düzenli olarak ilaç vererek hastalığı kontrol altına almaya yönelik tedavilerdir.

    Allerji ve kortizon iğneleri bu hastalıkta etkisiz olduğundan gereksiz yere yaptırılmamalıdır.