Etiket: Hareket

  • Hipotonik bebek

    Hipotonik bebek

    Hareket sistemimizin en önemli parçası olan kaslarımızın istirahat halinde bile belirli bir geginliği vardır. Bunun sayesinde duruşumuz, pozisyonumuzun devamı mümkün olabilmektedir. Ancak bu gücün sağlamlığı ve devamlılığı beyindeki kontrol merkezleri ve kaslara elektriksel uyarının iletimini sağlayan sinirlerin düzgün çalışması ile mümkündür. Bu sisitemin herhengi bir nedenle bozulması kaslarda güçsüzlüğe ve hareketlerde gevşekliğe neden olur.Bebekler doğdukları andan itibaren bu gücü gösteren görüntülere sahiptir. Uyanıkken el ve kolların gerginliği, bacakların pozisyonu ve hareketi ayrıca baş ve boyun hareketlerinin görüntüsü önemlidir. Doğumdan itibaren hızla gelişen ve değişim içinde olan insan organizması bunu gelişim evreleri ile gösterir. 2.ayda baş boyun kontrolünü sağlayan, ellerinden tutulup kaldırılmaya çalışılırken baş ve gövdeyi kontrol etmeye çalışan, 5. ay civarında destekli, 7-8 . aylardan itibaren desteksiz oturabilen bir bebek te herşeyin yolunda gitmekte olduğunu söylemek mümkündür.. Gelişim süreci daha kompleks ve zor hareketlerin başarılabildiği hedeflere doğru hızlı bir şekilde devam eder. Bebeklerde motor hareketlerde gecikmeler , ağlama sesinde güçsüzlük, yatırıldığında gözlenen hareketsizlik, kucağa alındığında elinizin altından kayıyor gibi hissedilmesi son derece önemli bulgulardır.

    Genellikle bulgular rutin muayeneler sırasında doktorlar tarafından saptanır ya da annelerin kaygısı olarak ifade edilir.

    Nedenler çok farklıdır. Bu nedenler içinde tedavi edilebilir durumlar söz konusu olabilirken bazen tedavisi nin güç veya mümkün olmadığı durumları saptayabiliyoruz. Ancak neden her ne olursa olsun doğru yaklaşımlar belirlenen nedenlere göre yapılmalı ve çocuğun mutlaka yaşam kalitesi düzeltilmelidir.

    hekimler öncelikle nörolojik ayrıntılı bir muayene ile olası ön tanılarını koyup gerekirse mutlaka bir çocuk nöroloğu ile konsültasyon yapmaları önerilir. Tanıların doğrulanması doğaldırki bazı incelemeleri gerektirir. Basit kan incelemelerinden elektromyografi, biyopsi, enzim çalışmaları, beyin MR’ına kadar uzanabilen bir tetkik süreci yaşanılabilir.

    Hipotonik bebeği değerlendirirken akrabalığın ve ailede benzer durumların yaşanmış olması öyküsüs ağırlıklı olarak genetik bazı hastalıklara yönlendirebilir. Örneğin Spinal Muskuler Atrofi, (SMA), Konjenital muskuler distrofiler, hücrelerin enerji metabolizma bozuklukları (mitokondrial hastalıklar) genetik geçiş gösteren ve hipotoniye neden ciddi nedenlere örnektir.

    Annede myasteni varsa ;

    Ancak raşitizm, beslenme yetersizlikleri ve bozuklukları, hipotroidi, viatmin eksiklikleri hipotoniye neden olabilir ve rahatlıkla tedavi edilebilir.

    Bazen serebral palsi (beyin felci) nin bulgusu olabilir.

    Genetik geçişli bir hastalık saptandığında bebeğe genel destek tedavisi verilir ancak bu durumun çok önemli bir başka yönü yeni hamileleiklerde genetik danışma verilebilme şansıdır.

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (dehb) nedenleri ve çözümleri; neurofeedback terapisi

    • Eğer oğlunuz yedi yaşındayken koşarak size gelip “Anne,anne kulağıma patlamamış mısır kaçtı, orada patlar mı, yağı tuzu da yok tadı olur mu?” diye sorarsa paniğe kapılmayın; hastanede, çocuğunuzla yeterince ilgilenmediğiniz fikrine nereden kapıldığı belli olmayan bir doktor onu patlamadan çıkaracaktır.

    • Çocuğunuz okul henüz bir ay önce başladığı halde sekiz on kalem, üç beş silgi, bir pantolon, bir ayakkabının öteki teki, bir iki kazak,kışlık mont ve sık sık bütün harçlığını kaybettiyse paniğe kapılmayın; bunların hepsi dükkanlardan alınabilir, nasılsa onun için çalışıyorsunuz harçlık yine verirsiniz ;önemli olan kendini kaybetmeden eve varabilmesiydi.

    • Evin köpeği deli gibi koltuğun yastıklarını kazıyorsa köpeğinizin çıldırdığını düşünerek paniğe kapılmayın; yastıkları kaldırırsanız orada iki gün önce oğlunuza eğer yemezse sokağa gidememekle tehdit ettiğiniz kahvaltıyı bulacaksınız.

    • On beş günlük yarı yıl tatilinin son gecesi saat 10:00 da eğer çocuğunuz, yirmi sayfalık bir hikaye yazması gerektiğini hatırlarsa paniğe kapılmayın. Onu, ertesi sabah okula vaktinde yetişebilmesi için yatağına yollayın, iki sene önce yazmış olduğu bir yazıyı bulup iki sene sonra nasıl yazacağını düşünerek baştan yazın. Böylece paniğe kapılmadığınız gibi yaratıcılığınızı da canlı tutabilirsiniz.

    • Okul yönetimi çocuğunuzun sürekli konuşarak sınıf huzurunu bozduğunu söylerse paniğe kapılmayın. Onlara, canları her çektiğinde çocuğunuzu size şikayet edebileceklerini söyleyin ama bu arada en az iki hocanın ev telefonunu temin etmeyi unutmayın. Cumartesi ve Pazar hocaları, çocuğunuzun evin huzurunu bozduğunu ne yapmanız gerektiğini danışmak istediğinizi söylemek için mutlaka arayın.

    • Çocuğunuza dişini neden fırçalaması gerektiğini anlatırken, aniden “Anne, dedem neden haberleri seviyor?” diye sorarsa şaşırmayın çünkü siz onunla konuşurken onun hızla çalışan küçük (!) beyni dedesinin evindeki diş macununu tüpünün de aynı olduğunu, dedenin evine yazın gittiğinde aynı diş macunu tüpünü gördüğünü, aynı tüpü gördüğü geçen yaz gittiği dedesinin evinde haber programları ilgiyle izlendiği için çizgi film kanalını değiştirmek zorunda kaldığını hatırlamıştır. Sakın paniğe kapılmayın; neden dişini fırçalaması gerektiğini dedesinin bardak içindeki takma dişlerine dikkatini yönlendirerek daha doğrudan anlatmanız olasıdır.

    • Eğer çocuğunuzda dikkat eksikliği (hiperaktivite) sendromu varsa

    Hayatınız diğer anne babalarınkinden değişik olacak

    • Diğer anne babalar doktora gitmekten söz ettiklerinde…..

    …….siz psikoloğa gitmeyi düşüneceksiniz…

    Diğer anne babalar öğretmen veli görüşmesinden söz ettiklerinde…..

    …….siz daha erken gidip hocanın gönlünü alsam diye düşüneceksiniz….

    Diğer anne babalar çocuklarının karşılık verdiğinden yakındıklarında…..

    …….siz haftasonunu müthiş bir olay olmadan geçirebildiğiniz için sevineceksiniz…..

    Sağlıklı yaşam sürdürme konusunda böbürlenen anneler organik yiyeceklerden söz ederken….

    …….siz hangi ilacı kullansam çocuğuma daha yararlı olur diye düşüneceksiniz……

    Diğer babalar çocukları sevimli bir harekette bulundu diye gülümsediklerinde……

    …….siz bir komedyenle aynı evde yaşadığınız için gözlerinizden yaş gelene kadar güleceksiniz……

    Diğer anne babalar çocukları bir soruyu doğru cevapladı diye sevinirken……

    ……..siz kendi çocuğunuzun nasıl futboldan başlayıp, serçelerin uçuşunu bilimsel olarak anlattıktan sonra konuşmasını bilgisayar programları ile nasıl bitirdiğini izleyip hayretler içinde kalacaksınız……

    Diğer anne babalar çocuklarında gördükleri en ufak yaratıcılığa şaşırıp kalırken……

    ……..siz fazla tepki göstermeyeceksiniz – çünkü sizin çocuğunuz onu iki yıl önce düşünmüş olacak…..

    Diğer anne babalar çocukları “çocukların yapması gereken” şeyleri yaptıklarında hiç heyecanlanmazken……

    ……..siz gülümseyeceksiniz, çünkü siz çocuğunuzun “çocukların yapması gereken” şeylerden tek birini yapmak için bile ne kadar çaba sarfettiğini hatırlayacaksınız….

    • Ama hepiniz bilirsiniz ki bir düşmanla savaşıp onu yenebilmek için önce onu çok iyi tanımak gerekir :peki de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

    • Kısaca; Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuğun beyninin ön bölümünde kararlar almasını sağlayan bilgileri taşıyacak kadar yeterli sayıda nörotransmitter yoktur. İşte bu yüzden, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar dürtülerine göre hareket ederler ve dikkatleri de kolayca dağılır.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan birey doğru davranışın hangisi olduğunu bilir mi? Evet, tüm bu bilgiler beyninde depolanmıştır ve kullanıma hazırdır.

    • Ama doğru davranışı uygular mı? Her zaman değil. Bu sendromun yoğunluğuna ve beynin karar merkezine hangi mesajların gittiğine bağlıdır.

    • Davranışlarının çoğu zaman anlaşılmaz ve şaşırtıcı olmasının nedeni; doğru davranışları bir dakika sonra yanlış davranışların izlemesidir. Çünkü nörotransmitterler her zaman aynı mesajları taşımazlar.

    ÖRNEKLER

    • Anne, oğluna ödevini masanın üzerine koyduktan sonra mutfaktan bir muz alıp, dersine başlamasını söyler. Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini masaya yerleştirir, mutfaktan muzu alır ve dersini yapmaya başlar. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) mutfağa gidip bir elma alır ve söylenenleri unuttuğu için televizyon seyretmeye başlar.

    • Öğretmen sınıfa bir soru yöneltir, Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) elini kaldırarak öğretmenin kendisine söz vermesini bekler. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) cevabı bağırarak söyler.

    • Öğretmen aylık ödev verir. Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini bir deftere yazar, hergün bir sayfa hazırlayarak ödevi zamanında bitirir. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) son akşam son dakikada ödevi bitirmeye çalışır ve ertesi gün okula ödevsiz gider.

    • Öğrenciler ödevlerini teslim ederlerken, Dersu çantasından, üzerine ismi yazılmış ödevini çıkarıp öğretmene verir. Berdan (malum cocuk) okul çantasını karıştırmaya başlar, masasını arar, kitapları açıp kapar ve sonunda bulamadığı ödevi teslim edemez.

    BU ÇOCUKLAR BAZI ŞEYLERİ YAPAMAZLAR

    Yukardaki 4 örnek, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların başarısız oldukları dört konuyu temsil etmektedir. Olumsuz olarak algıladığımız tüm hareketler bu dört konuyla nasıl başa çıkılacağının öğrenilmemesinden kaynaklanır.

    • Dikkat Eksiliği Sendromu olan çocuklar birden fazla şeyi aynı anda yapamazlar. Yeterli nörotransmitter olmaması çoklu mesajların hatırlanmasını olanaksızlaştırır. Çoklu isteklerin genellikle yalnızca bir tanesi (en zevkli olanı) hatırda kalır. Öğretmenler ve ebeveynlerde basit isteklerin yerine getirilmemesi karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar aynı zamanda hem düşünüp hem hareket edemezler. Sadece hareket ederler. Bir hareket ve sonuçlarını aynı anda düşünecek kadar yeterli nörotransmitterlerin olmaması sonuçtan sonuca atlamalarına neden olur. Sorunun nedeni kimyasal dengesizlik olduğu için, Dikkat Eksikliği olan bir çocuğa, düşünerek hareket etmeyi öğretmek fiziksel olarak imkansızdır.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuk, uzun ve detaylı işleri küçük parçalara bölemez. Bir düşünür şöyle demiş; “Zaman her şeyin bir arada olmasını engelleyen şeye denir.” Zaman dakikaları küçük kısımlara ayırarak, her bölümde tek bir şey yapmamızı sağlar. Dikkat Eksikliği Sendromunda işler böyle değildir, zaman çöker.Beyin, çoklu direktifleri algılayamadığı için, her işi tek parça olarak algılar. Bu yüzden de sınavlarda başarısızlık ve ev ödevlerinde eksiklik ortaya çıkar.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar organize olamazlar. Çoğunlukla önceden planlayıp başlamak yerine bir işten bir işe atladıkları gibi yarı bitmiş ya da bitmiş işleri de yerine ulaştıramazlar. Peki de bu nörotransmitter de neyin nesidir?

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beyin görüntüleme çalışmalarıyla, beynin hacim ve işlevselliğindeki değişiklikler incelenmiş, beyinden salgılanan Noradrenalin, Dopamin, Serotonin gibi nörokimyasal maddelerin düzeyleriyle ilgili çalışmalar yapılmış ayrıca bu bozukluğa sahip çocuklar nöropsikolojik testlerle değerlendirilmiş, elektrofizyolojik ve genetik çalışmalar yapılmıştır.

    Tüm bu çalışmalar sonucunda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda çevresel gerekliliklere göre davranışın düzenlenmesi, uygunsuz tepkilerin baskılanması, dikkat işlevleri gibi alanlarda zorluk yaşadıkları, bunun sebebinin bu işlevlerle ilgili alanlarda birtakım işlevsel ve nörokimyasal düzensizlikler olduğu, genetik ve çevresel faktörlerin de rahatsızlığın ortaya çıkmasında rol oynadığı gösterilmiştir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), bireyin akademik başarısı, aile hayatı, sosyal ilişkileri ve benlik saygısı üzerine çeşitli olumsuz etkileri olan ve oldukça sık görülen psikiyatrik bir bozukluktur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) çocuk ve ergenlerde görülme sıklığı %5-10, erişkinlikte %4 civarındadır.

    • Dikkat eksikliği durumu, sıradan bir dalgınlık ,unutkanlık,boşverme hali,hiperaktivite ise asla yaramazlık ve hatta bazen tanımlandığı üzere azgınlık,şımarıklık hali hiç değildir. Son 20 sene içinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulan çocuk sayısında ciddi artış vardır. Bu artışı bu rahatsızlığın daha fazla ortaya çıkmasına bağlamak doğru olmaz,bu daha ziyade tanı koşullarının ve dikkat ölçüm test sistemlerinin daha gelişmiş olması sebebiyledir.Daha önemlisi de UYARAN miktarının geçen yüzyılla kıyaslanamaz düzeyde artması nedeni ile insanoğlu ve kızının ALGI sistemlerinde gerçekleşen muazzam dönüşümdür.

    • Hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun temel belirtileridir. Bozuklukta her üç belirti birada görülebileceği gibi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu özellikle dikkatsizliğin ön planda olduğu ve hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu alt tipler şeklinde kendisini gösterebilir.

    Bir kişide Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ( DEHB ) varlığından söz edebilmek için, bu belirtilerin 7 yaştan önce başlamış olması, birden fazla ortamda görülüyor olması, sürekli olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir. Kesin tanının konabilmesi için bu belirtilerin 7 yaşından önce başlamış olması ve günlük yaşamı etkileyecek boyutta olması gereklidir.

    • Dikkat Eksikliği tedavi edilmediğinde, okul çağında ve sonrasında, ders başarısında, ailevi, sosyal ve mesleki becerilerde sorunlara yol açar. Tedavi edilmeyen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan gençlerin %65’i ve DEHB’li yetişkinlerin %50’si yaşamları boyunca sahip oldukları bozukluğa bağlı sorunlar sebebiyle, yaşam boyu birçok sıkıntıyla karşılaşırlar.( Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sosyal ve akademik alanda yaşadıkları sıkıntılar olduğu gibi, diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarının da olduğu göze çarpmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda en çok göze çarpan özellikler, daha yaratıcı olmaları, enerjik, sıcakkanlı, hiperaktif, cana yakın ve dürüst olmalarıdır. Ancak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Arkadaş çevresi ve kötü niyetli insanlar tarafından bu yönleri kötüye kullanılabilir. Bu nedenle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar, uygunsuz çetelere ve gruplara karışma, alkol ve madde kötüye kullanımı ve suç işlemeye yönlendirilme riski altındadırlar. Dikkat eksikliği tedavisi bu çocukların bireysel gelişimlerine ve akademik (okul) başarılarına olumlu katkı sağlamaktadır.)

    • Dikkat Eksikliği ifadesinden kastedilen aslında dikkatin olmaması değil daha ziyade dikkati belli bir süreyle özellikle zihinsel uğraşı gerektiren ders çalışma, problem çözme veya çocuk için çok da eğlenceli olmayan bir görev esnasında kendisini gösteren bir konsantre olamama durumudur.DHEB’li çocukta dikkat eksik değil değişiktir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklar eğlenceli, ilgilerini çeken, renkli ve canlı görüntülerin olduğu televizyon ve bilgisayar oyunları karşısında saatlerce sıkılmadan durabilirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocukların dikkatlerinin dış uyaranlarca kolayca çelinebilmesi nedeniyle, sıklıkla bizlerin fark etmedikleri ayrıntıları fark edebilir ve bu nedenle yanlışlıkla fazla dikkatli,cin gibi çocuk olarak değerlendirilebilirler.

    • Dikkat Eksikliği belirtileri açısından aileleri en çok yanıltan konu şudur: “Çocuğumuz saatlerce televizyon izleyebiliyor ,bıraksan bilgisayarın başından kalkmadan saatlarce oynar !” Televizyon ya da bilgisayar oyunlarıyla saatler geçirebiliyor olunması, dikkatiyle ilgili bir sorun olmadığı anlamına gelmemektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar, kendi istekleri doğrultusunda televizyon izlerken ya da bilgisayarda oyun oynarken, bir sorun yoktur. Sorun şudur: bu çocukta dikkat, özel olarak yönlendirilmesi gereken bir durumda dağılmaktadır. Sınıf ortamı, ders dinlenmesi, ev ödevlerinin yapılması, arkadaşlarla yapılan ortak aktivitelerde uyum gibi konularda, dikkat eksikliğine bağlı sorunlar yaşanmaktadır.

    Dikkat eksikliği tedavisi almayan çocukların öğretmenleri sıklıkla öğrencinin derste dalgın olduğunu, kendisini dinlemiyormuş göründüğü veya kalemi silgisi veya etrafıyla ilgilendiğinden şikâyetçidirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar sınav sırasında dikkatsizce hatalar yapma ve soruları okumadan işaretleme eğilimindedirler. Oysa dikkat eksikliği tedavisi alan çocuklarda bu şikâyetlerde kısa sürede düzelme gözlenmektedir.

    Hareketlilik

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip hiperaktif çocuklarda görülen ve sorun olarak kabul edilen hareketlilik ise genellikle amaca yönelik olmamasıyla normal bir hareketlilikten ayırt edilebilir. DEHB’li çocuk oturduğu yerde kıpır kıpır olabilir veya motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketli olabilir.

    Dürtüsellik

    • Dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıklıkla: sırasını bekleyememe, konuşurken söz kesme, düşünmeden hareket etme şeklinde gösterir. Dikkat eksikliği tedavisi almayan çocuklar, sıklıkla oyun ve okul kurallarına uymakta güçlük çekerler. Bu davranışları plansız ve istemeden gerçekleştiği için sıklıkla arkasından pişmanlık ve üzüntü duygusu baş gösterir. Yapılan araştırmalar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile birlikte başta “ Karşı Gelme Bozukluğu” olmak üzere öğrenme sorunları, duygu-davranım bozuklukları, depresyon ve kaygı bozuklukları,cinsel davranım bozukluklarının oldukça sık görüldüğünü göstermektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tedavisi sırasında bu durumların atlanmaması tedavi başarısını olumlu yönde etkileyecektir.

    A- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA BİREYSEL DESTEK

    • Dikkat eksikliği tedavisinde dikkat eğitimi, kendini programlama, zaman yönetimi, sosyal beceri eğitimi, özel eğitim ve terapi desteğinin sağlanması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların tedavisinde çok değerli destek sağlamaktadırlar.Bu konuyu aşağıda NEUROFEEDBACK adı altında ayrıca inceleyeceğiz.

    B- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA OKULLA İŞBİRLİĞİ

    • Çocuğun ön sıraya oturtulması,durumu hakkında tüm kurumun bilgilendirilmesi,öğrenme tipine uygun öğretim stratejilerinin saptanması, uygun disiplin, yönlendirme ve takibin yapılması çok önemlidir. Eğer varsa rehber öğretmen, sınıf öğretmenlerinin konu hakkında bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Böylece, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okul, sınıf ve ders başarılarında ortak hareket edilmesi sağlanacaktır. Özellikle okulların sınıf öğretmenleri, rehberlik öğretmenleri ve okul psikologları ile bilgi paylaşımı sağlanması ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun okul uyumu ve okul başarısında artış sağlanmaktadır.

    C-DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA EBEVEYNLERİN EĞİTİMİ

    • Dikkat eksikliği tedavisinde aile eğitimi destek programları ile, aile içi iletişimde kullanılması gereken teknikler aileye kazandırılmaktadır. Bu konuda bilinçli anne-babanın doğru yönlendirmeleri, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun iyileşme sürecindeki adaptasyonunu arttırmaktadır. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar, ebeveynlerinin yüz ifadelerini anlamakta zorlanırlar, ama eğer bu ifadelerin ardındaki manayı anlamak çocuğa öğretilirse; sosyal ilişkilerinde büyük bir gelişme görülür. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukları, istenen davranışları sergilediklerinde hemen övmenin yararını akıldan çıkarmamak gerekir.

    Doğru sosyal davranışlar sergileyen çocuklarını anında ve açık bir şekilde öven – göz kırparak, el işaretleriyle ve hatta komik suratlar yaparak – anne babalar bunun yararlarını sosyal ilişkilerin iyileşmesi şeklinde gözlemleyeceklerdir. Çocuğunuzun başarısının sonucunu değil, başarmak için gösterdiği gayreti övmelisiniz.

    D- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA ORTAMIN DÜZENLENMESİ

    • Görsel, işitsel ve dokunsal dikkat dağıtıcı uyaranların azaltılması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ortam uyumunu arttıracaktır.

    • E- KARDEŞLERLE İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ

    • Kardeşlerin, özel ilgi gerektiren çocuklara verilen ekstra zamanı kıskanmaları az görülen birşey değildir. Ayrıca hiperaktif bir kardeş büyük bir olasılıkla diğer kardeşin eve gelen arkadaşlarına, oynamak istediği oyunlara ya da sevdiği eşyalara da rahat vermeyecektir. Dikkat Eksikliği ile Hiperaktivite Sendromu olan çocuklar çevrelerindeki insanların sabırlarını en son noktaya kadar zorlarlar. Duygusal olarak bağımlıdırlar ve yalnız kalmaktan nefret ederler. Bilgisayar ya da nintendo gibi oyunlarla kendilerini oyalamadıkları süre içinde ailenin ilgisinin odak noktası olmayı hedeflerler. Sosyal ilişkilerinin yetersizliği ve az arkadaş sahibi olmaları sürekli olarak anne baba tarafından oyalanmak isteği doğurur. Doyumsuz olmak eğiliminde oldukları içinde “yeter” kavramı tanımazlar.

    • Dikkat Eksikliği sendromu olan çocuğunuza ayırdığınız zamana en başından bir sınır koyabilirseniz, örneğin; “saat beş olduğunda sana ayırdığım özel zaman bitecek ve o zaman kardeşinin özel zamanı başlayacak” derseniz, diğer çocuğunuza haksızlık yapmamış olursunuz.

    F-ARKADAŞLARLA İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ

    • Sosyal davranışların öğretilmesinde her yöntemde kullanılan ana unsur; çocuğa örnek olmaktır. Çocuklar, sosyal davranışlarını taklit yoluyla öğrenirler. Konuşurken kötü sözler kullanmamak, istenen davranışları övgüyle karşılamak, selamlaşma sözcüklerini daima ve güleryüzle sarfetmek, çocukların taklit yoluyla öğrendikleri geçerli sosyal davranışlardır.

    G-BABALARLA İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ(!)

    • Ebeveyn eğitiminden ayrı olarak babaların ilişkisine ayrı bir başlık ayırmamız gereklidir. Zira babalar da çocuk sahibi olma stresini aynı ölçüde yaşadıkları halde anneler çocuklarının sorunlarını babalardan daha ciddi olarak algılama eğilimindedirler. Anneler tıpkı bir erken uyarı sistemi gibi çocuklarının hayatlarında bir terslik olduğunu daha çabuk anlarlar. Çocukların annelerine mesaj göndermek için uyguladıkları davranışlar vardır, diğer çocuklara vurmak, sınıfta oturmamak ya da kötü notlar almak gibi. Başka zamanlarda anne her nasılsa bunu kendi kendine hisseder. Babalar, annelerin bu rahatsızlığını, kaygılarını görmezden gelme eğilimindedirler.

    • Babalara göre çocukların azgın ve yaramaz olması tipik erkek çocuk davranışlarıdır. Bunun bir diğer nedeni de çocukların babalarının yanında annelerinin yanında olduklarından daha edepli davranmalarıdır. Babalar annelerin gözlemlediği yoğunlukta bir huzursuzluğa hiçbir zaman şahit olmazlar. Annelerin anlattığı öfke nöbetleri ve terbiyesizlik eğer babaların yanında cereyan ederse o zaman da bunun üstesinden annelerden daha başarılı bir şekilde gelirler.Tüm bu nedenlerle çocukla babanın ilişkisi kökten yeniden reorganize edilmelidir.

    NEUROFEEDBACK TERAPİSİ;

    BEYİN NASIL ÇALIŞIR,NEUROFEEDBACK NEDİR,DİKKAT EKSİKLİĞİ- HİPERAKTİVİTE’DE NEUROFEEDBACK NASIL ETKİ EDER ?

    • Beynimiz 1 Kg’dan biraz daha ağır(Einstein gibi bir dehaysanız belki 1-2 Gr fazlanız olabilir),küflenmiş lor peyniri gibi kötü kokulu(gençseniz koku biraz daha dayanılır haldedir,ruhunuz öldüyse dayanılmazdır),pelte kıvam ve tadında( Kuzuların Sessizliği filmindeki gibi tatmanızı tavsiye etmeyiz) bir maddeden oluşur dediğimiz zaman yüzünüzü buruşturmayınız lütfen;zira yapacak bir şey yok,işte tüm malzeme bu;ancak beyniniz olmasaydı siz siz olamazdınız,yüzünüzü bile buruşturamazdınız;akıllı olun!

    • Beyniniz Tokat cevizine benzer,kafatasınız da ceviz kabuğu gibi onu korur.Ceviz gibi de 2 bölümden oluşur. Cevizin bölümleri birbirinden farksızdır ama beyniniz biraz farklıdır; beynin sol yanı vücudun sağ,sağ yanı ise sol yanının kontrolünü sağlar. Yani sağı solu belli olmaz.Sol kısım genel olarak konuşma,matematik,belirli düzende yapılan işler ; (ayakkabınızı bağlamak gibi),sağ yan ise resim,görsel hafızadan sorumludur.İkisi arasındaki cevizin arasındaki zara benzeyen nasırsı madde(corpus callosum) ise iki yarı küre arasındaki ilişkiyi sağlar.Yani oda arkadaşınızın masanızın yanına fırlattığı korkunç görünüm ve kokulu çorabı sol yarı küre algılar,sağ yarı küre ile gözünüzde canlandırırsınız,koku mesajı yerine ulaştığı zaman burnunuzu direği sızlar;ama köprü bir süre sonra mesaj yollamayı kesince kokuya alışırsınız.(Size tavsiyemiz beyninizi değil oda arkadaşınızı değiştirin)

    Şimdi biraz daha derinlemesine bakalım:varsayımsal cevizimizi sağ/sol diye değil de yukardan aşağı doğru dilimlersek ne görürüz;en üstte beyin kabuğu(CORTEX) vardır. Beynin doğal olarak gelişimini en son tamamlamış bölgesi,VÜCUDUN KONTROL MERKEZİ işte burasıdır.Bu bölgeyi ise gözlerimizin az üzerinden başlayarak ensemizin dibine dek uzanan yine varsayımsal bir çizgi ile bölümlersek şu bölgeleri görürüz;

    • Frontal Bölge; Gözün üstünden başlayarak tepede genelde erkeklerde saçın dökülmeye başladığı kısma dek uzanır.Bunun alnımıza denk düşen kısmına biz BEYİN ÖN BÖLGESİ deriz.Tepedeki kısım ise vücudun istemli hareketlerini kontrol eden Motor Cortex’dir.

    • Paryetal Bölge;Tepe noktasında başlar ve yine erkeklerde ensenin katmerlendiği kısımda biter.Bunun ucunda ise duyuların işlendiği Sensoriel Cotex bulunur.

    • Temporal Bölge;Şakaklarımız arasında görünmez bir kulaklık hayal edin…

    • Oxipital Bölge:Paryetal bölgenin dibi,beynin dibi,yakışıklı,güzel bir abimizdir.Genelde

    görme işine bakar.

    Tüm bu bölgelerin toplamı BİLİNÇ dediğimiz şeyi oluşturur.

    Ceviz sert olduğu için örneğimizi portakala dönüştürüp devam edersek cortexi yani kabuğu soyarsak ulaşacağımız kısma Orta Beyin deriz.

    Bu ise 6 bölümden oluşur:

    • Talamus;Vücuttan gelen bilgilerin beyne dağıldığı trafo merkezi gibidir.Milivolt düzeydeki elektrik akımı burada doğar.

    • Hipotalamus;Beynin bölümlerinden topladığı emirleri uygulayarak vücudun normal ve uyumlu çalışmasını sağlayan komutana benzer.

    • Hipofiz;Hipotalamusun emireri gibidir.

    • Amigdala;Duygusal tepkilerin bellek deposudur.’’..sen evlendiğimizde sene 1917 ayağıma basıp nasırımı sızlattıydın..’’dedirten kısımdır.

    • Hipokampus;Uzun süreli bellek bilgisi deposudur.’’..ben o gün aslında dejavu yaşıyordum senin değil Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın ayağına basıyordum..’’ dedirterek mahfımıza sebep olan kısımdır.

    • Bazal Ganglion;Vücut hareketleri,uyanıklık,öğrenme gibi konularda yardımcı görevlidir.

    Bu altı sistemin toplamına LİMBİK SİSTEM denir.Limbik sistem BİLİNÇALTI denen şeyi şekillendirir. Portakalın merkezi ise beyin sapıdır.Burası en ilkel beyin bölümüdür.Nefes alma,kalp atışı gibi metabolik istem dışı özellikleri düzenler.

    Sınav sırasında bir gün önce derse çalışmamışsak genellikle cortex devreden çıkar beyin sapı devreye girer,nefesimiz kesilir,kalbimiz deli gibi atmaya başlar ve cevapları limbik sistemden sallamaya başlarız’’..ya şundadır ya bunda!’’

    Beynin yapılarını az çok inceledik ama hala temele inemedik;biraz daha derinlemesine bakalım;beyin NÖRON denen sinir hücrelerinden oluşur. (Beynin 1 cm3 lük bir bölgesinde bir trilyon bağlantıya sahip, 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu 100 milyar sinir hücresi arasında saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı iletimi olmaktadır. Sadece bu kadar bilgiden bile anlaşılacağı gibi, insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir.)Bunlar ise akson,dendrit ve aralarındaki sinaps denen bağlantı noktalarından.Beynin çalışması hücrelerin kendi içindeki elektriksel ve kendi aralarındaki kimyasal iletimle olur.Hücrelerin iç kısmı negatif,dışı pozitif,hücre zarı ise tarafsızdır.Bilgi akson üzerinden elektrik sinyali halinde ilerler,hücreler arası boşlukta kimyasal sinyallere dönüşerek haber kaynağı halini alır.Bu dönüşümü ise NÖROTRANSMİTTER denen maddeler sağlar.İki hücre arasındaki bu maddeler yolu ile bir yüklenme olunca nötr hücre zarında bir değişim olur;hücre pasif halden aktif hale geçer; yani bir aksiyon potansiyeli olur.terimler gözünüzü korkutmasın; adı üstünde EKŞİN! Aksiyon potansiyeli olmaksızın sinir sistemi harekete geçemez. Uyarım gücü olarak bu ekşin şiddeti değişmez ama kimyasal yolda belirli bir birikim ve eşik değeri aşılınca(amino asit depolarizasyonu EPSP)bilgi aktarımı gerçekleşir. Stadlardaki Meksika dalgası gibi ya da kulaktan kulağa oyunu gibi yani…Orta beyindeki Talamusun yaydığı mikrovolt düzeyindeki elektrik akımı böylece bilgilerin dağıtımını sağlar.EEG işte bu saniyedeki ortaya çıkan dalgaların sıklıklarını saptayan bir yöntemdir. Bu dalgaların her birinin sıklıkları ve etki mekanizmaları birbirinden farklıdır;

    • GAMMA 30 Hz’den büyük, BETA (13-30 Hz) , ALPHA (8-12 Hz), THETA (4-8 Hz) VE DELTA (4 Hz’DEN küçük)

    Bu dalgaların tamamı vücudumuzda farklı fonksiyonel işlevlere yol açar Örneğin Beynimiz “etkin” zeka için 13 Hz (yüksek alpha ve düşük beta )kullanır. Sıklıkla, öğrenme güçlüğü ve dikkat problemleri gösteren bireylerde beynin belli bölgelerinde, birbirini izleyen işleri ve matematik hesaplarını yapmaktaki beceriyi etkileyen 13 Hz aktivitede eksiklik görülür

    • Delta (0.1 –3 Hz)

    En düşük frekanslar deltadır. 4 Hz’den düşüktür ve derin uykuda görülür ve bazı anormal süreçlerde aynı zamanda “empati hali” hissedildiğinde delta dalgaları bilinçaltı düşünceyi yansıtır. 1 yaşa kadar olan bebeklerde dominant ritimdir ve uykunun 3. ve 4. evresinde bulunur.Amplitude’i en yüksek ve en yavaş dalgadır. Fiziksel dünyadaki farkındalığımızı azaltmak için delta dalgalarını arttırırız. Aynı zamanda bilinçaltı düşüncelerimize delta dalgaları vasıtasıyla ulaşırız.

    Performans arttırmak isteyenler delta dalgalarını azaltır ve yüksek odaklanma ve peak performans (yüksek performans)elde edilir.

    Ancak, Dikkat Eksikliği teşhisi konmuş bireyler odaklanmaya çalıştıklarında delta dalgalarını düşüreceklerine arttırırlar. Uygun olmayan delta dalgaları odaklanmayı ve dikkati ciddi bir şekilde kısıtlar..

    • Delta (0.1-3 Hz) : Dağılım : Genellikle geniş ya da bilateral yayılmış olabilir, yaygın.

    Subjektif duygu durumları : derin, rüyasız uyku, non-rem uyku, trans hali, bilinçsiz.

    İlişkili iş ve davranışlar : uyuşukluk, hareketsizlik, dikkatsiz Fizyolojik ilişki : hareketsiz, hemen harekete geçememe. Arttırılırsa uykuya, trans haline, derin gevşeme durumuna neden olur..

    • Theta (4-8 Hz)

    Theta 3.5 – 7.5 Hz arasında faaliyet gösterir ve “yavaş” aktivite olarak sınıflanır. Yaratıcılık, sezgi, hayal kurma, fantezi kurma ve hatıralar, duygular, heyecan uyandıran olaylar için bir çeşit mahzen gibidir.

    Theta dalgaları odaklanma, meditasyon, dua ve ruhani farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyku ile uyanıklık arası durumu yansıtır. Bilinçaltıyla ilgilidir.

    Uyanık haldeki yetişkinler için anormal ama uyku sırasında olması normaldir. Theta hippocampal ve limbik sistem bölgesindeki aktiviteyi yansıtır. Theta endişe, kuruntu, huzursuzluk ve çekingenlik sırasında gözlemlenir.

    Theta dalgası normal fonksiyon ediyor göründüğü zaman, öğrenme ve hafıza gibi kompleks davranışları ilerletir. Olağandışı duygusal durumlarda, stres veya hastalık gibi, üç büyük vericide (transmitter) dengesizlik olabilir ve bu da normal dışı davranışlara neden olur.

    Dağılım : genellikle bölgesel, birçok lobu içerebilir, yanal ya da yayılmış olabilir.

    • Alpha (8-12 Hz)

    Alpha dalgaları 7.5 ve 13 Hz arasındadır. Alpha dalgalarının can alıcı noktası 10 Hz civarındadır. Sağlıklı alpha üretimi, zihinsel beceriyi arttırır, zihinsel ahenge yardımcı olur, rahatlama duygusunu arttırır. Gevşemiş, rahatlamış normal insanlarda görülen başlıca ritimdir. Hayatımızın büyük bir kısmında, özellikle 13 yaştan sonra mevcuttur.

    Occipital bölgede (kafanın arka tarafı) ve frontal kortekste yoğunluktadır. Alpha dışadönüklük (içe dönüklerde daha az), yaratıcılık ( yaratıcı kişilerde dinlerken ve yaratıcı bir problemin sonucuna ulaşırken alpha gözlemlenir) ve zihinsel aktivite sağlar.

    • Beta (12 Hz üstünde)

    Beta aktivitesi hızlı bir aktivitedir. 14 ve üstü frekanstadır. Eş zamanlı olmayan aktif beyin dokusunu yansıtır. Simetrik dağılımda genellikle her iki tarafta görülür, önde daha fazladır. (frontal) Kortikal hasarda kaybolabilir ya da azalabilir.

    Gözlerimiz açıkken, dinlerken, düşünürken, analitik bir problem çözerken, karar verme veya yargıya varma durumunda, etrafımızda olan biten bilgiyi işleme sırasında aktiftir.

    Düşük beta (12-15 Hz), “SMR”

    Dağılım : yan tarafta ve lobda lokalizedir ( frontal, occipital vb)Subjektif duygu durumları : odaklanmış ama rahat, entegre düşük smr “Dikkat Eksikliği Hastalığına” yol açabilir, odaklanmış dikkatte eksiklik.

    Eğitimin Etkileri : SMR’yi arttırmak rahat odaklanma sağlar, dikkat gerektiren yetenekler düzeltilebilir.

    İşte bu temel dalga tipleri beynin özellikle cortex bölümünde ve buradaki bölgelerde farklı duyarlılıklara yol açar.

    • Frontal bölge duyarlılıkları; bu bölge dikkat,sabır,moral motivasyon,zaman yönetimi,yargılama,planlama,dürtü kontrolü,düzenli olma,empati,hatalardan ders çıkarma,self kontrol,kısa süreli hafıza kontrolü,limbik sistemin baskılanarak duygusal değil mantıksal kararlar verilmesinin sağlanması,vücudun düzenli çalışmasını hormonal ve sinirsel yollarla sağlayan HPA(Hipotalamus,Pitutier-hipofiz,Adrenal) yolunun kontrolü gibi temel özellikleri kontrol eder.Genetik rahatsızlıklar,annenin kortizol yüksekliği, annenin kötü yaşam tarzı yani ;alkol-uyuşturucu alışkanlığı,zor doğum,1 yaşına dek anne sütü alamama,ensefalit,menenjit gibi hastalıklar,ateşli havale,besin zehirlenmeleri,kişisel kötü yaşam tarzı,stres ve kafa darbeleri,yaşanan bölgeden yüklenilen zararlı ağır metallerin birikimi bu bölgede duyarlılıklara yol açar.

    • Temporal bölge duyarlılıkları; Bellek,duygusal denge ve sosyalleşme,deneyimlerin ortak merkezidir.Konuşma,görsel bellek bu bölgede yer alır.Unutkanlık,nedensiz panik,okumada öğrenme zorluğu,kuşkulu düşünce,saygısızlık,duygusal dengesizlik,metafiziğe aşırı ilgi,nedensiz baş,mide ağrıları,görmede anormallikler,disleksi,dispraxi,diskakuli gibi bozukluklara yol açar.

    • Paryetal bölge duyarlılıkları; bu bölge duyusal bilgileri işler,dokunma,ağrı,basınç,sıcaklık duyularını şekillendirir,uzaysal konumu,el ve ayakların pozisyonunu,hareket yönlendirilmesini,sağ-sol ayrımını,3 boyutlu kavramayı sağlar.Bozulması halinde pozisyon kaybı,yazma,okuma,sağ-sol ayrımı zorlukları,sayı sayma,problem çözme sıkıntıları baş gösterir.

    • Oksipital bölge duyarlılıkları;renk tanıma,disgrafi gibi rahatsızlıklar baş gösterir.

    Eğer beynimizin kontrol bölgesi olan cortex işini doğru yapıyorsa vücudumuz HOMEOSTAZ=DENGE halindedir. Sorun varsa ALLOSTAZ halindeyizdir.Sorun sürüyorsa OVERLOAD aşırı yüklenme durumu sözkonusudur,önlem alınmazsa sistem çöker,hapı yuttuğunuzun resmidir bile diyemeyiz,zira,artık hapı yutsanız da fayda etmez.Allostaz halini yolu hastaneye düşmüş herkes az çok bilir;’’kan basıncı-tansiyon artmışsa,kalp hızı artmışsa,solunum hızı,kan şekeri,LDL kolesterol,kortizol,adrenalin,noradrenalin artmışsa,DHEA sülfat azalmışsa,HDL kolesterol azalmışsa,barsak hareketleri azalmışsa…’’ HASTASINIZ; beyniniz HPA yolunu kontrol edemiyor demektir.

    • DEHB’de özellikle frontal bölge üzerinde şekillenen bir allostaz halidir.Ancak kimilerince özellikle de ilaç şirketlerince tanımlandığı üzere KLASİK bir HASTALIK durumu değildir.

    3-21 yaş aralığında yani beynin temel gelişim döneminde ortaya çıkar ama sağaltımı yoluna gidilmezse yakanızı ömür boyu bırakmaz.Bazen de şekil değiştirir yani biraz ALIEN&PREDETOR ’filmi tadında bir durum sözkonusudur.

    • Tıpkı kafa darbeleri,inme,epilepsi,fibromiyalji,kronik yorgunluk gibi sendromlarda olduğu gibi DEHB vakalarının çoğunda TETA ve YAVAŞ ALFA etkinliğinde belirgin artış vardır.

    • Güncel ve geleneksel sağaltım metodları ağırlıklı olarak ilaç şirketlerinin manipülasyonu sonucu beynin kimyasal yani transmitter maddeler üzerinden çalışmasına etki etmek üzerine inşa edilmişlerdir.Örneğin depresyon tedavisinde bir nörotransmitter olan SEROTONİN azalması nedeni ile hücrelerarası elektriksel iletim de azalıyor.Serotoninin yeğane kaynağı beynin destek hücreleridir.;besinlerle serotonin alamayız.Proteinli yiyecekler beyin kontrolünde serotonine dönüştürülür.Depresyon tedavisinde(!)kullanılan ilaçlar serotoninin zayıf bölgelerde daha fazla kalmasını ((salınımının gecikmesini) sağlayarak etkinliğini artırmayı amaçlar.İYİ FİKİR! Yani amaç vücuttaki serotoninin miktarına dokunmadan,az olan serotoninin daha etkili olmasını sağlamak; BALLI BÖREK!Ama işte burada o pis kokulu beyin,beyinliğini ortaya koyuyor;normal ve doğal proteinXserotonin üretimini durdurarak az bir serotoninle normal olduğunu fark ediyor ve serotonin yapımını durduruyor.Peki ilaç şirketi bu durumda ne öneriyor?DOZU ARTIRMAK! Çünki işi yanlış bir noktadan ele almış durumdalar;hücre içi iletimi önceleyerek bunun ardından hücrelerarası iletimi düzenlemek gerekirken temeli çürük bırakarak 4-5.katı inşaya çalışmak…ASIL SAĞALTIM YÖNTEMİ ŞU OLMALIDIR;

    • HÜCRE İÇİ ELEKTRİK AKIMININ DÜZENLENMESİ; YANİ NEUROFEEDBACK YOLU İLE

    BEYİN HÜCRELERİNİN DAHA ÇOK NÖROTRANSMİTTER ÜRETMESİNİ SAĞLAMAK,

    DOĞAL BESLENME –YAŞAM TARZI-DESTEK BİTKİSEL TAKVİYELER,GEREKTİĞİ ORANDA İSE VÜCUDA EN AZ ZARAR VERECEK İLAÇLARLA BU SÜRECİN DESTEKLENMESİ

    • Peki de neurofeedback nasıl işlemektedir;

    İnsanlar makinalarla iletişim kurmak için çeşitli araçlardan faydalanır: Klavyeler, fareler, “joystick”ler, kameralar, mikrofonlar. vs. Tüm bu komut verme araçları kullanıcının beyninin kas sistemini kontrol etmesi sayesinde işlev kazanırlar.Ancak bazı hallerde bu iletişim mümkün olmamaktadır. Örneğin motor nöron hastalıklarından biri olan amiyotrofik lateral sklerozis (ALS) , beyin kökü travması, beyin ya da omurilik yaralanması, serebral palsi, kas distrofileri ve çoklu skleroz gibi nöron hastalıkları insanların istemli hareketlerini engellemektedir .Sadece ALS’den ABD ‘de 30.000 dünyada 2.000.000’a yakın hasta etkilenmektedir. Her yıl ise 5.000 civarı hasta kayda alınmaktadır.(STEPHAN HAWKING,KOÇ HOLDING YÖN.KR.BŞK.VEKİLİ SUNA KIRAÇ,FENERBEHÇELİ FUTBOLCU SEDAT BALKANLI ÜNLÜ HASTALARDANDIR)

    • ALS hastalığı sadece motor nöronları etkiler; hastanın bilişsel işlevlerine bir zarar vermez. Hafıza, zekâ ve kişilik korunur. Hastalar görebilir, duyabilir, koklayabilir ve dokunsal uyaranları yorumlayabilirler . Eğer hastanın beynindeki sinirsel etkinliği doğrudan yorumlayabilecek bir teknoloji geliştirilebilirse hastanın çevresindeki araçlarla ve insanlarla iletişim kurması mümkün olabilir. Yani burada asıl amaç doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmektir.BEYİN BİLGİSAYAR ARAYÜZÜ (BBA) denen bu kontrol mekanizması temelde makine X insan etkileşiminde güçlendirici bir teknoloji olarak düşünülebilir. Normalde insanlar uyanıkken ve belli bir şey yapmıyorken de beyinleri α EEG sinyalleri yayar. Bu dalgalar 8-12 Hz frekans aralığındadır. μ ritmleri aynı aralıkta olup α dalgalarındaki ufak tefek değişiklikler şeklinde kendilerini gösterirler. Buradaki önemli nokta şudur: μ ritmleri, kişi hafifçe somatosensöryel veya motor korteksini hareketlendirecek şekilde bir şeye konsantre olduğunda ortaya çıkan “α dalgalarıdır”. β ritmleri ise 18-25 Hz aralığındadır ve bunlar da istemli hareket ve etkin odaklanma ile bağlantılıdır. Yapılan çalışmalarda insanların 8-12 Hz aralığındaki μ ritmlerini ve 18-25 Hz aralığındaki β ritmlerini kontrol edebildikleri ve böylece ekrandaki bir imleci istedikleri gibi hareket ettirebildikleri görülmüştür .Gerçek ve hayal edilen hareketleri kıyaslayarak ve temel bileşen çözümlemesi (PCA – Principle Component Analysis) kullanarak bu ritmler çözümlenmiş ve hem gerçek hareketlerin hem de hayal edilen hareketlerin μ ve β ritm desenkronizasyonları ile bağlantılı olduğu tespit edilmiştir .

    • BBA’yı mümkün kılan, beynin ürettiği sinyalleri kaydedip bunları örüntü çözümleme ve sınıflandırmasına tabi tutabilme yeteneğimizdir.

    • ALS araştırmacılarını yönlendiren düşüncelerden biri doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmekse bunu izleyen yeni bir düşünce de yine bu ara katmanları ortadan kaldırarak beyne bilgisayarlar üzerinden güçlendirilerek verilen FEEDBACK uyarı yolu ile beynin SİNİR AGI MODELLERİNİN GÜNCELLENMESİ yani beynin çalışmasının regüle edilmesidir. Buna NEURO-BİO FEEDBACK denir.

    • İnsan ve diğer canlılar çevreye uyum için biyolojik olarak bazı temel mekanizmalara sahiptir. Otomatik olarak nefes alıp verir. Kan şekeri düştüğünde otomatik olarak kana şeker salgılanır. Bu otomatik uyum sürecine yukarda da dediğimiz gibi homeostatik mekanizma adı verilir. Bu mekanizmanın işlevi insanda fizyolojik dengeyi sürdürmektedir. Ayrıca insanın doğuştan getirdiği refleksler yaşamı sürdürmeyi yani kalımı sağlamaktadır. Ancak hemostatik mekanizma ve refleksler tüm gereksinimleri karşılamada ve her koşulda çevreye uyum sağlamada yetersiz kalmaktadır.

    Öğrenme insan yeteneklerinde büyüme sürecinin bir sonucu olmayan sürekli bir değişmedir. Öğrenme, bir ürün (öğrenilen şey) ortaya koyan süreçtir. İnsanlar hayatlarının başlangıcından itibaren sürekli olarak bir şeyler öğrenir. Bilişsel bilgi dünyası zamanla daha karmaşık hale gelir ve daha dinamik bir görünüm kazanır.

    • Organizma yaşamını devam ettirebilmek için çevreye uyum sağlamada etkin olmak ve değişken çevrelerde gereksinimlerini gidermek durumundadır. Çevresindeki hangi öğelerin kalımı için olumlu, hangilerinin yaşamını engelleyici, hangi öğelerin de nötr olduğunu öğrenmek zorundadır. Bu bilişsel öğrenmelerde fizyolojik dengenin korunmasına yardımcı olarak bütüncül bir gelişim için gerekli ortamı sağlar. Bu şekilde öğrenmenin hem fizyolojik hem de sosyal yönlerinin birlikte bütüncül olarak kullanılmasının, öğrenmenin insanın hayatta kalmasında oynadığı gerekli rolü ortaya koyması bakımından önemlidir. Benzer bir durum insanın bilişsel gelişimi içinde geçerlidir. “Bilgiyi İşleme Teorisi”ne göre bireyin belleğinde bir bilginin depolanabilmesi için dikkat, algı ve kodlama gibi bir takım süreçlerden geçmesi gerekmektedir.

    • Bu kurama göre insanda üç tür bellek bulunmaktadır. Bunlar (1) Duyusal Kayıt, (2) Kısa Süreli Bellek ve (3) Uzun Süreli Bellektir. Bir bilgisayarın işlem süreci incelendiğinde de RAM (Random Access Memory / Rasgele Erişilebilir Bellek), CPU (Central Processing Unit / Merkezi İşlem Birimi), ve Harddisk (Sabit Disk) gibi donanımların insan bilişsel sitemine benzer bir yapıda organize edildikleri görülmektedir.

    Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Zekayla ilgili bu farklı tanımlar nedeni ile zeka tıpkı ruh, bilinçaltı, akıl, düşünme gibi soyut ve açık uçlu bir kavram olduğundan evrensel bir tanıma sığdırılamamaktadır.

    • Zeka araştırmalarının ana amacı insan bilgi işleme prensiplerinin anlaşılması ve biyolojik sinir sistemlerinin çalışma mekanizmalarının çözülmesidir. Bu mekanizmaların gerek araştırılması gerekse geliştirilmesinde bilgisayarlar önemli bir yer tutmaktadır.

    Beyin iki şekilde düşünür ;

    1. Hızlı,otomatik, bilinç dışı 2.Yavaş,analitik,irdeleyici,sağduyulu…

    Beynin bu iki kompartımanı arasındaki olmazsa olmaz ilintiyi ise ‘’tahmin nöronları’’ üstlenmiştir. Wolfram Schultz’un Dopamin Deneyleri sonucu bulduğu’’Tahmin Nöronları’’ ödüle göre beyindeki dopamin miktarında artışa yol açmaktadır.

    • Dopamin nöronları devamlı deneyime dayalı örüntüler üretirler.Beyin, tahminleri gerçeklikle karşılaştırır;beklenti ve tahmin karşılanırsa dopamin miktarı artar ve sonuçta insan mutlu olur.Hatalı tahminlerde ise Anterior Singulat’dan beyine güçlü bir uyarı yayılır. Anterior Singulat hem bilinci uyarır , tetikte tutar hem de bedensel işlevlerin hayati yönlerini düzenleyen Hipototalamus’ a uyarı gönderir. Anterior Singulat’da ki dopamin nöronları yeni gelişen olaylara ait verileri kullanarak eski tahminleri ve beklentileri düzenler,hayat derslerini içselleştirir ve BEYNİN SİNİR AĞI MODELLERİNİ günceller. Bu bölge bir nedenle işlevini yerine getiremez hale gelirse birey öğrenmede olumsuz pekiştirmeyi kullanamaz hatalarından ders almakta zorluk çektiği için aynı hataları sürekli tekrarlar .

    • BİO-NEUROFEEDBACK bazı nöronların tahmin nöronlarına dönüşümünün sağlanması yolu ile eski ve yeni beyin kompartımanları arasındaki organizasyonu güçlendirir.

    Neurofeedback sistemleri μ ve β ritmleri üzerinden işler. 1961’de deneysel bir psikolog olan Neal Miller otonom sinir sistemi tepkilerinin (örneğin kalp atışı, tansiyon, gastrointestinal faaliyetler, bölgesel kan akışı) istemli olarak kontrol altında tutulabileceğini öne sürmüştür.Miller’ın çalışması diğer araştırmacılar tarafından genişletilmiştir. Bu dönemden sonra, 1970’lerde UCLA’dan bir araştırmacı Dr. Barry Sterman tarafından yapılan bir araştırma deney hayvanlarının beyin dalgalarını kontrol etmek üzere eğitilebildiklerini ortaya koymuştu. Sterman sonraları araştırma tekniklerini epilepsi hastaları üzerinde uygulamış ve biofeedback tekniklerini kullanarak hastaların nöbetlerini yüzde 60 oranında azaltmıştı.

    • Sterman’dan roketlerde,uzay mekiklerinde kullanılan hydrazin denen yakıtın epilepsi nöbetlerini neden tetiklediğini araştırması NASA tarafından istendi, o da kediler üzerindeki denemelerinde SMR dalgaları artırılan kedilerde nöbetlerin kesildiğini saptadı…Epilepsi hastalığı olan insanlara bu dalgalarını arttırmaları öğretildi ve bunlarda da nöbetlerin azaldığı görüldü.Yapılan deneylerde şöyle bir gözlem daha elde edildi: Epilepsiyle birlikte aynı zamanda hiperaktivite ve huzursuzluk gösteren vakalarda da , SMR dalgası arttırıldığı takdirde bu semptomlar da azalmaktaydı.

    • Bu konuda ilk bilimsel makale 1972 yılında basıldı.Bu makale, 23 yaşında,7 senedir genel tonik-klonik epilepsi nöbeti bir bayana aitti. Ailede epilepsi vakası yoktu ,EEG de ise hiperventilasyona bağlı olarak 5-7 hz yavaşlığında dalga aktivitesi saptadı . Ayrıca bu hastanın her ay iki büyük nöbet geçirdiği tespit edildi.

    • Üç ay boyunca haftada iki kere neurofeedback eğitimiyle SMR dalgasının arttırılması sonucu nöbetlerinin kesildiği görüldü. Bu hasta tedavisinin sonunda artık ilaç kullanmıyordu ve nöbetleri kesilmişti.O dönemden beri NEUROFEEDBACK başarı ile bir çok rahatsızlıkta kullanılmaktadır.

    • Neurofeedback dünyada beyinde yaşanan birçok problemde modern tıp ve sağaltım metodları ile çelişmeden kullanılınabilinir.. Bunlar :

    Her yaştaki Dikkat ve Hafıza sorunları

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı

    Tik Hastalığı, Stres,Çocuklarda Diş Gıcırdatması

    Epilepsi(Sar’a) özellikle de Tıbbi tedavi ile kontrol edilemeyen epilepside

    Migren/ Stres Baş Ağrıları, Kronik yorgunluk hastalığı

    Depresyon/Manik Depresyon,Anksiyete (Sıkıntı Hastalığı), Panik Atak, Obsesyon (Takıntı)

  • Her yüz kişiden biri ya da beşi huzursuz bacak sendromu rahatsızlığı çekiyor..

    Her yüz kişiden biri ya da beşi huzursuz bacak sendromu rahatsızlığı çekiyor..

    Huzursuz Bacak Sendromu (HBS), uykudayken, otururken, yatar pozisyondayken bacaklarda hissedilen huzursuzluk, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma, karıncalanma gibi çoğunlukla tam olarak tanımlanamayan şikayetler yaratan bir rahatsızlıktır.”Bacaklarım karıncalanıyor”, “bacaklarım yanıyor”, “bacaklarım çekiliyor”, “bacaklarım atıyor” gibi cümlelerle yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya çalışan hastaların her biri başka türlü tarif eder sıkıntısını…

    Bacaklardaki rahatsız edici his nedeniyle bacakların hareket ettirilmesi isteği, oturma ya da uzanma gibi istirahat zamanlarında ortaya çıkar. Ya da gece uyumak için yatağa girildiğinde..

    Bacaklardaki huzursuzluk, yanma, karıncalanma hissi, hareket ettirme ihtiyacı yüzünden hastalar bir türlü uykuya dalamaz, ayaklarını sürekli hareket ettirmek, yataklarından kalkıp dolaşmak isterler.. Ayaklarını soğuk suya tutarak, masaj yaparak, kalkıp kısa süre yürüyerek, ayaklarını gererek “anlık” olarak kısmen ya da tamamen düzelme sağlanabilir. Ama kısa bir süre sonra huzursuzluk tekrar başlar.

    HBS hastaları, TV seyrederken, misafirliğe gittiklerinde, uçak/otobüs yolculuklarında, sinema/tiyatro/konser süreleri boyunca aynı pozisyonda oturamazlar. Bir türlü uykuya geçemeyen, uykusunda bile istemsiz bacak hareketleri devam eden Huzursuz Bacak Sendromu hastalarının yaşam kaliteleri bu yüzden olumsuz olarak etkilenir. Ağrının hareketle azalması ve istirahat ile tekrardan başlaması HBS hastalığının “ayırıcı” özelliğidir.

    Genellikle ailede başka kişilerde de görülür. Her üç hastanın birinde HBS genetiktir. Kronik ilerleyici gidiş ve/veya periyodik kötüleşmeler saptanmıştır. Demir eksikliği (kansızlık), şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, sinir sistemi hasarlarında, gebelikte görülse de hastaların yüzde doksan beşinde temel bir neden bulunamamaktadır. Romatizmalı hastalıklarla karıştırıldığı çok olur. Bu yüzden teşhisi bazen uzun sürebilmektedir.

    HBS, her yüz kişiden birinde – beşinde rastlanacak kadar sık görülen bir rahatsızlıktır. İleri yaşla birlikte, daha sık rastlanmaktadır. Altta yatan bir neden varsa (kansızlık, şeker hastalığı gibi) öncelikle onun tedavisi gerekmektedir. Sebebi belirsiz olan durumlarda ilaç tedavisi uygulanabilir.

    Huzursuz Bacak Sendromu’nun Biorezonans ile tedavisi mümkün

    HBS hastalarının büyük çoğunluğunda tetkikler buğday alerjisi saptamaktadır. Maskeli alerji sınıfına giren buğday alerjisi tedavisi sonunda huzursuz bacak sendromu da şaşırtıcı bir hızla ortadan kalkmaktadır.

    HBS’nin Biorezonans ile tedavisi majör allergenlerin (buğday, süt, yumurta, şeker..), ağır metallerin (kurşun, civa, teflon..), manyetik alan kirliliğinin (cep telefonları, bilgisayarlar..) ve vücuttaki enerji akışı blokajlarının tespit ve terapisinden ibarettir. Hastalara çıplak ayakla her gün 10 dakika toprağa temas etmesi önerilmektedir.

  • Boyun fıtıklarında mikrodiskektomi

    Saatlerce bilgisayar karşısında çalışmak ve hareketsizlik sonucu ortaya çıkabilen boyun fıtığı, hastaların yaşamını kısıtlıyor.Ancak beyin ve sinir cerrahisindeki yeni yöntemler teşhis ve tedavi süreçlerini kısaltarak yaşam kalitesini artırıyor.

    Boyun fıtığı özellikle ofis çalışanlarını tehdit ediyor.Omurga, dikey yönde etki yapan vücut ağırlığı ve dış kuvvetlere karşı koymanın yanında hareket fonksiyonunu da yürütmek durumundadır. Bu yüzden sabit kalmak ve hareketli olmak gibi çatışan iki özelliğe sahip olmalıdır. Bu ikili özellik, omurganın bölümlü yapısı ve omurlar arasındaki diskler tarafından sağlanır. Diskler dikey yönde, yana eğilme ve dönme sırasında uygulanan kuvvetleri emerler. İnsanoğlunun iki ayak üzerindeki duruşu da disk üzerine yansıyan kuvvetleri artırır.

    Sonuç olarak omurlar arasındaki diskler yaşla belirginleşmek üzere yıpranmaktadır. Yük emme yetenekleri ve dayanıklılıkları azalır, fıtıklaşma gelişebilir. Boynun fazla ağırlık taşımamasına rağmen hareketli yapısı nedeniyle bozulması ve disk fıtığı görülme riski yüksektir. Boyun bölgesinde her omur, cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak, bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar. Omurgalar arasındaki disk dokusunun jelatin kıvamındaki iç kısmının, daha kuvvetli bir bağ dokusundan oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu boyun fıtığıortaya çıkar.

    Kolda ağrı ve uyuşmaya neden olabilir

    Boyun fıtığı, omurilik ve sinir köklerini etkileyen, en sık hayatın 30’lu yaşlardan sonra rastlanılan bir hastalık grubudur. Belirtileri; fıtığın yerine, hastalığın süresine ve ciddiyetine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Hastalar genellikle tek taraflı, kola doğru yayılan bir ağrıdan rahatsızlık duyarlar. Ağrı, parmak uçlarına kadar yayılır ve uyuşma ile beraber olabilir. Ağrının yayıldığı kolda kuvvet kaybı olabilir. Hastalar ellerine aldıkları ağır cisimleri yere düşürmekten şikayet ederler. Eğer bası daha da ilerlerse yürüme güçlüğü ve dengesizlik de oluşur.

    Mutlaka doktora başvurun

    Ağrı ve uyuşukluğun sıklaşması ve belirli sürede yatak istirahatı ile geçmemesi durumunda mutlaka bir beyin ve sinir cerrahına başvurulması gerekir. Detaylı öykü alma ve fiziksel muayenenin önemi çok büyüktür, sadece bunlarla tanı koymak bile mümkündür. Ama görüntüleme teknikleri ile de boyun fıtığının varlığını teyit etmek ve seviyesini saptamak gereklidir. Yapılan muayene ile sinir tahribatına ait bulgular yoksa hastaya mutlak yatak istirahati, ağrı kesici kullanımı ve fizik tedavi önerilmektedir. Ancak sinir tahribatına ait bulguların mevcudiyetinde ve diğer tedavi yöntemlerinin başarısız kaldığı durumlarda cerrahi uygulanır.

    Omurganın hareket kabiliyetini korumak çok önemli

    Şikayet oluşturan boyun fıtığına yapılan cerrahi tedavinin amacı; omurilik ve buradan çıkan sinirlerin sıkışıklığını giderirken, birçok anatomik yapıyı ve boyun omurgasının yük taşıyabilme ve hareket edebilme fonksiyonunu korumaktır.

    Cerrahi Ne Zaman Gereklidir ?

    Myelopatisi ( omurilik basısı ) olan santral fıtıklı hastalar zaman kaybetmeden cerrahi tedavi olmalıdır. Radikülopati ( sinir kökü basısı ) yapan yan-dış yerleşimli fıtıklarda 3-4 haftalık medikal tedavi ile iyileşme sağlanamazsa cerrahi önerilir.

    Boyun Fıtıklarında Kullanılan Cerrahi Yöntemler;

    Anterior ( Ön Boyundan ) Yaklaşımla Mikrodiskektomi

    Boyun ön-yan kısmında yapılan 3 cm’lik cilt kesisi ile girilip mikroskop altında disk aralığının orta hattan boşaltılmasıdır. Santral fıtıklarında çıkartılmasına izin verdiği için aralığa konulacak malzemenin ( kafes,protez ) özelliğine göre ameliyatın çeşitleri ortaya çıkmıştır.

    Basit Anterior Diskektomi : Cerrahide disk çıkarıldıktan sonra,disk aralığına hiçbir şey yerleştirilmez. Tek düzeyli ve boyun deformitesi olmayan olgularda kullanılabilir.

    Basit Anterior Diskektomi+ Kafes : Cerrahide disk çıkarıldıktan sonra,disk aralığına metal veya PEEK denilen özel alaşımlı kafesler yerleştirilir.

    Basit Anterior Diskektomi+ Yapay Disk : Cerrahide disk çıkarıldıktan sonra,disk aralığına boyun hareketlerine uyumlu üretilmiş metal ve cage protez konur.

    Kullanılan protezler ve greftlerle sağlanan füzyon,boyunda çökme ,deformite oluşumunu engellemek bakımından yararlıdır.

  • Balıklama atlamaya dikkat

    Yaz mevsimi nedeniyle insanların serinlemek için denize, göle veya havuzlara gittiğine işaret ederek, serinleme sırasında en büyük tehlikenin halk arasında ”balıklama atlayış” olarak bilinen yüksekten atlamaktır.

    Sığ Sulara Balıklama atlamak hayatınızla kumar oynamakla eşdeğer

    Denize ve derinliği belli olmayan sulara yüksekten atlamanın riski, hayatınızla kumar oynamakla eşdeğerdir, şu uyarılarda dikkat edelim:

    Deniz ve derinliği olmayan sulara yüksekten atlamak büyük bir risk. Suya atlarken yapılan bir hata boyun kemiğinin kırılmasına, ardından da omurilik yaralanmasına neden olabilir. Balıklama atlamak, su derinliği iki metreden az ise oldukça tehlikelidir. Başın elden önce suyun tabanına çarpması nedeniyle boyun kemiklerinde kırılmalar oluşabilir. Kırık, omurga içinden geçen omuriliği (bir santim çaplı) zedeleyebilir ve çoğu zaman kopartabilir. Omurilik hasarlarının en tehlikeli olduğu yer boyun bölgesinde olanıdır.

    İnsan vücudunda omurganın en önemli görevleri, vücut ağırlığının taşınmasına yardım etmek, vücut hareketlerine katkı sağlamak ve omurga kanalı içinden geçen omuriliği ve sinirleri korumaktır. Omurga sisteminin en hareketli bölgesi boyun bölgesidir. Baş ağırlığını taşıyan ve her yöne hareketi destekleyen bu bölge aynı zamanda omuriliğe de koruma sağlar.

    Yapılacak yanlış bir hareket ile meydana gelecek olan boyun travması, boyun omurlarından bir veya birkaçında kırıklara, omurların birbiri üzerinde kaymasına (listezis) ya da omurların bir arada durmasını ve kafatasına tutunmasını sağlayan bağlarda hasara neden olarak omurilik yaralanmasına yol açabilir.

    Başın ani olarak suyun tabanına çarpması ile sonrasında ani ölümler veya ömür boyunca kalacak tam felçlerin olabildiğine de dikkati çekmek gerekir, balıklama dalma sonrasında boyun hasarı oluşmasa bile başın sert zemine çarpması nedeniyle ani bilinç kaybı gelişmesi sonucu çok iyi yüzme bilenlerin bile boğulabildiklerini söyleyebilirim.

    Yanlış ilk yardım daha kötü sonuçlar doğuruyor

    Boyun travması geçirdiği bilinen ya da şüphe edilen kişiler, boyun bölgesi sabit hale getirilerek, mümkün olduğunca kısa sürede tam donanımlı bir sağlık merkezine ulaştırılmalıdır. Hızlı hareket etme endişesi ile hastalara daha çok zarar verebilecek transfer şekillerinden kaçınılmalı, hastanın mevcut olan pozisyonu uzman bir hekim tarafından görülene kadar korunmaya çalışılmalıdır.

    Birkaç saniye içinde gelişen bu olaya dışarıdan birinin yardım etme olasılığının ise oldukça zayıf olduğunu söyleyebilirim, trafik kazalarında olduğu gibi atlama sonucu oluşacak boyun kemiği ve omurilik zedelenmelerinden korunmak için hayatımıza daha bilinçli sahip çıkmalıyız. Derinliği ve taban yapısı tam bilinmeyen sulara dalarak girmekten kaçınmalıyız.
    Bulanık göl suları ve sonradan doldurulan kıyılarda riskin oldukça yüksek olduğu özellikle taş ve kaya gibi zemin yapısı düzensiz sulara balıklama dalmanın büyük risk olduğunu da belirtmek isterim.

  • Migrasyon gösteren disk protrüzyonu, sekestre disk hernisi, faset kisti nedir ve hareket koruyucu cerrahi, hareketli platin ameliyatı, protez ameliyatı nasıl yapılır?

    Halk arasında patlamış fıtık veya kanala düşmüş fıtık ta denen disk protrüzyonu veya başka bir deyimle sekestre disk hernisi durumuna sahip hastalar; fıtığın görüldüğü omurga bölgesine göre çok şiddetli, hatta dayanılmaz kol veya bacak ağrıları içinde kıvranan hastalardır. Çünkü yerinden çıkmış olan disk, kol veya bacağa giden bir siniri ezmektedir. Bu hastaların tabii ki doğru dürüst muayene edilip, gerekli tüm tetkikleri yapıldıktan sonra ameliyat edilmeleri; hem ağrılarının bir an önce dindirilmesi ve hem de ortaya çıkmakta olan felcin önlenmesi açısından gereklidir.

    Doktorların faset adını verdiği yapı, aslında omurga kemikleri arasındaki eklemin adıdır. Bu eklem aynı diz eklemi, kalça eklemi gibi karmaşık yapıda bir eklemdir. Kapsülü, içinde menisküsü, eklem sıvısı da vardır. Kalça ve diz eklemlerinin protezi yapılalı onlarca yıl oldu, bu cihazlar her gün pek çok hastaya takılıyor; ancak yüksek teknoloji ile hala faset ekleminin protezi yapılamadı, çünkü çok hassas bir yapısı var. İşte bu faset eklemini içindeki sıvının dışarı doğru balonlaşması, diğer eklemlerde de görülenlere benzer bir eklem kistine yol açıyor. Ancak söz konusu bu faset kisti, bacağa giden sinire bastığı için; aynı bel fıtığındaki gibi bir ağrılı tabloya yol açıyor. İşin can sıkıcı yanı ise bu durumun tek çaresinin ameliyat olması.

    Omurga kökenli ağrılar arasında, omurganın gün içindeki zorunlu hareketlerinden kaynaklanan ağrıları tedavi etmek amacı ile yapılan ameliyatlarda; birkaç yıl öncesine kadar füzyon (dondurma) ameliyatları, yani omurga kemiklerinin birbirine kaynatıldığı ameliyatlar tercih ediliyordu. Kemik kullanılarak ve de platin denen vida ve çubuklar da kullanılarak yapılan bu işlemlerle hareket durdurulduğunda ağrı da geçiyordu. Ancak son araştırmalarda, bu ameliyatın etkisinin geçici olduğu; söz konusu hastalığın bu sefer bir üstteki veya bir alttaki omurga aralığına aktarıldığı ve de, hastanın tekrar ameliyat olmak zorunda kaldığı ortaya çıktı. Bunun üzerine son yıllarda, omurga hareketini durdurmak için yapılan ameliyatlarda; hareket koruyucu cerrahi tercih ediliyor. Bu yöntemde omurganın zorunlu hareketleri tamamen durdurulmuyor, sadece bir dereceye kadar kısıtlanıyor. Yani hareketli vidalar, hareketli çubuklar, disk protezleri kullanılarak omurganın bir miktar; yani bizim izin verdiğimiz kadar oynamasına izin veren ameliyatlar yapılıyor.

  • Bel fıtığı belirtileri, teşhis ve tedavisi

    Bel fıtığı belirtileri, teşhis ve tedavisi

    Sırtımızda hemen hemen boyun bölgesinden başlayıp kalçamızdan daha aşağıya kadar uzanan ve omurilik kanalını oluşturan 31 adet omur vardır. Bu omurlardan beş tanesi fıtıklaştığı zaman sorunlar yaşanan bel bölgesinde bulunur. Bu omur kemiklerinin arasında hareketi kolaylaştıran, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev yapan disk şeklinde özel bir bağ dokusu bulunur.
    Bu disk iç ve dış tabaka olmak üzere iki kısımdan oluşur. Dıştaki tabakanın yapısı bozulunca içte bulunan yumuşak tabaka dışarıya doğru taşar. Bu taşan (fıtıklaşan) kısım omurilik kanalındaki sinirlere baskı yapar ve bu sinirleri sıkıştırır. Bazen de bu fıtıklaşan bölgeden kimyasal maddeler salgılanır ve ağrı hissedilir. Bu şekilde ortaya çıkan hastalığa bel fıtığı denir.

    Bel fıtığı kimlerde görülür?

    Toplumun yüzde 80’inden fazlası en az hayatında bir kere bel ağrısı çekmektedir. Bu sebeple doktora başvuranların sayısı oldukça fazladır. Sıklıkla orta yaşlarda görülür fakat her yaşta ortaya çıkabilir. Oturarak çalışan ve de bunu yanlış bir sandalye üzerinde yapan kişilerde bel fıtığı görülme ihtimali yüksektir. Ağır yük kaldırmak zorunda olanlar, spor yaparken dikkatsiz davrananlar, egzersize ısınmadan başlayanlar, duruş ve oturma bozukluğu olanlar risk altındadır.

    Hemen hemen her hastalıkta risk faktörü sayılan sigara ve alkol kullanımı da bel fıtığını tetikleyebilir. Stresli ve huzursuz bir yaşamı olanların da bel fıtığına yakalanması muhtemeldir. Bu risklere ne kadar çok maruz kalıyorsanız bel fıtığı olma ihtimaliniz de o kadar fazladır.

    Bu faktörlerin yanında kalıtsal (aileden gelen) faktörleri de unutmamak gerekir. Ailesinde bel fıtığı olanlar risk altındadır.

    Nedenleri

    Bel fıtığının oluşmasında yapılan bilinçsiz ve düzensiz hareketler ile ağır yük kaldırmak önemli rol oynamaktadır. Çok hafif bir yük kaldırıldığında bile bel fıtığı ortaya çıkabilir. Örneğin; eğilerek bir şey kaldırdığımızda bu yük sırtımızın her bölgesine eşit olarak dağılmaz. Düzensiz dağılan yük de bel fıtığı oluşumuna neden olur.

    Bir diğer neden ise bu disklerin beslenmesinin bozulmasıdır. Yaşımız ilerledikçe bu diskleri besleyen damarlar ve diskteki su miktarı azalır. İçindeki su miktarı azalan ve yeterince besin alamayan disk küçülür. Bu yüzden iki omur arasındaki mesafede azalmış olur. Bu olumsuzluklarla beraber beslenmesi azalan dolayısıyla da oksijen miktarı azalan diskte bir de fiziksel hareketlerden kaynaklanan bozulma görülür. Diskteki hücre sayısı da azalır.

    Bu etkilerden dolayı kişinin yaptığı yanlış bir hareket sonrasında içteki kısım dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur.

    Belirtileri nelerdir?

    Bel fıtığının en büyük belirtisi belde ve bacakta oluşan ağrıdır. Hasta doktora gittiğinde belimin ağrısı bacağıma vuruyor der. Ama sadece bel veya sadece bacak ağrısı da olmuş olabilir. Bacakta uyuşma, güç kaybı görülebilir. Ayrıca daha önce yaptığı hareketleri yapmada zorlanma, hareket kabiliyetinin kısıtlanması ve yürürken topallamak görülebilir.

    Bel fıtığının daha ilerlemiş ve şiddetli şekillerinde cinsel bozukluklar, idrarını ve büyük abdestini yaparken zorlanmak ya da idrarını tutamamak görülebilir. Bacaklarda felç oluşabilir ya da bacağın hissetmesi azalabilir.

    Teşhis

    Her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Kanser, romatizma, bel kayması, spor yaparken belini incitmek gibi bir çok sorun bel fıtığı gibi belirtiler verir. Bu yüzden teşhis koyarken dikkatli olmak gerekir. Bel fıtığı teşhisinde MR önemli bir yer tutmaktadır. Bu yöntemle sorunun nerde ve hangi dokuda olduğu kolaylıkla tespit edilebilir. Ayrıca bilgisayarlı tomografi kemiğin durumunu daha iyi ortaya koyduğu için tercih edilebilir. Bu görüntülerin, yapılan tetkikler ve klinik testler sonucu desteklenmesi gerekir.

    Korunma

    Sağlığımızın kıymetini ancak onu kaybettikten sonra anlıyoruz. Fakat önemli olan hastalığa yakalanmadan önce gerekli olan tedbirleri alarak bel fıtığına yakalanma riskini en aza indirmektir. Bunun için hiç bir zaman ağır yük kaldırmamaya özen göstermek gerekir. Vücudun yapısına ters gelen hareketlerden kaçınmalıyız. Beli kullanarak eğilmek yerine çömelip yani dizlerimizi kırıp eğilmek gerekir. Bir yerden bir şey alırken olabildiğince alacağımız cisme yaklaşmak gerekir. Uzanarak bunu denemek yanlıştır.

    Hareketsiz bir yaşam tarzından kaçınmamız lazım. Bel kaslarını güçlendirici egzersizler (sağlıklı iken yapılan) çok faydalıdır. Fakat bunları yapmak bel fıtığı olmayacağımız anlamına gelmez. Genetik faktörler, kişiye ait durumlar da bu hastalığın oluşmasında rol oynar.

  • Boyun fıtığı nedir ve tedavisi

    Boyun fıtığı nedir ve tedavisi

    Boyun Fıtığı, boyun omurları arasındaki kıkırdağın omurilik kanalına doğru yer değiştirmesi sonucu kola gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması ile oluşan hastalığa denir.

    Boyun, baş ile vücut arasındaki bağlantıyı sağlayan, başı destekleyen ve hareketini sağlayan vücut bölümüdür. Boyun 7 adet omur denilen kemikden oluşmaktadır. Omurların arasında disk denilen jöle kıvamında yastıkçıklar bulunmaktadır. Diskler vücuda binen yükün dengeli şekilde alt vücut bölümlerine iletilmesini sağlamaktadırlar. Boyundaki omurga içinden omurilik ve kollara giden sinirler geçmektedir. Boyun ağrısı ve boyun bölgesindeki omurga bozuklukları bel ağrısına göre daha az sıklıkta görülmektedir. Boyun bölgesindeki herhangi bir problemde boyun ağrısının yanı sıra baş, omuz, kol ve göğsün ön kısmına doğru yayılan ağrı da görülebilir. Boyun ağrısı genellikle boyunda tutuklukla birliktedir. Ağrı şiddeti iklim değişikliği, hareket, gün içinde değişkenlik gösterebilir. Ağrı genellikle künt ve basınç tarzında veya yanıcı olarak hissedilir. Ağrılı bölge dokunmayla hassastır. Bazen boyun hareketleri sırasında ses de olabilmektedir. Ağrıya kolda uyuşma ve yanma hissi de eşlik edebilir. Boyun omurları omurga sisteminin en küçük ve en narin omurlarıdır. Kolaylıkla travmalardan etkilenebilirler. Ayrıca çok hareketli eklemlere sahiptirler. Öne ,arkaya, sağa, sola ve yana doğru hareket yapabilirler

  • Boyun ağrısı tipleri ve nedenleri

    Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. Omurlar arasında ikinci ve üçüncü omurlar arasından başlayan disk adı verilen kıkırdak doku bulunur. Boyun başımızı her yöne çevirmemizi sağlayacak hareket yeteneğine ve başın ağırlığını taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu hareketleri omurlar arasında bulunan diskler ve eklemler aracılığı ile sağlar. Boyun omurları içerisinden omurilik geçer. Omurlar arasında bulunan deliklerden ise kol kaslarının hareketini sağlayan ve kolların duyusunu sağlayan sinirler çıkar. Boyun omurları çok hareketli bir yapıya sahip olduğu için boyun ağrısı sık karşılaşılan bir yakınmadır. Erişkin yaş grubunda insanların yarısı yaşamlarında en az bir kez boyun ağrısı atağı geçirirler.

    Boyun Ağrısı Tipleri ve Nedenleri

    Başlıca iki çeşit boyun ağrısı vardır: Mekanik boyun ağrısı ve omurga patolojilerine bağlı ağrı

    1. Mekanik Boyun Ağrısı

    En sık görülen boyun ağrısı tipidir. Çoğunlukla boyunu etkileyen küçük travmalar veya boyun kaslarını ve bağ dokusunu etkileyen küçük zedelenmeler nedeni ile olur. Kötü postür bu tip ağrının en önemli nedenidir. Özellikle gün boyu masa başında öne eğik pozisyonda çalışan kişilerde sık rastlanan bir yakınmadır. Mekanik boyun ağrısı başa, omuzlara ve kollara yayılabilir. Sıklıkla ağrının gerçek nedeni ve yeri bulunamaz.

    2. Omurga Hastalıklarına Bağlı Boyun Ağrısı

    Bu gruptaki boyun ağrıları oransal olarak mekanik boyun ağrısına göre daha az görülür. En sık görülen nedenleri şunlardır:

    a)Boyun fıtığı (Servikal disk hernisi)

    b)Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilozis)

    c)Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati)

    a)Boyun fıtığı (Servikal disk hernisi)

    Disk materyali iki omur arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içinde ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur. Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar. Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının düzeyine göre kol ve el kaslarında güçsüzlük ve uyuşukluk olabilir.

    b)Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilosiz)

    Özellikle yaşlanma ile beraber boyunda omurlar arasında bulunan diskin su oranı azalır ve diskin harekete katkı yeteneğinde azalma olur. Diskin bozulması ile yüksekliği azalır ve boyun omurlarının arka tarafında bulunan eklemlere daha fazla yük binmeye başlar. Yük dağılımındaki ve hareket yeteneğindeki dengesizlik omurlarda bozulmaya yol açar ve anormal kemik uzantıları oluşur. Bu kemik uzantıları boyunda ağrıya yol açabilir. Ayrıca sinir köklerine ve omurilik üzerine bası yaparak boyun fıtığına benzer kol ağrıları ile kol ve elde güçsüzlük ve uyuşukluğa yol açar.

    c)Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati)

    Boyun omurgasındaki spondilotik değişiklere ve omurilik kanalında daralmaya bağlı olarak omurilik üzerine bası bulguları açığa çıkarsa buna “spondilotik miyelopati” denir. Omurilikte sürekli bası olduğunda bacaklarda gerginlik hissi, sertlik, yürüme zorluğu, kollarda kuvvetsizlik, uyuşukluk gibi belirtiler görülür.

    Boyun Ağrılı Hastanın Değerlendirilmesi ve Tedavisi

    Mekanik Boyun Ağrısında Tedavi: Boyun ağrılarının en sık nedeni “mekanik boyun ağrısı” dır. Bu ağrı 2-3 gün içerisinde giderek azalır ve 1-2 hafta içerisinde kaybolur. Bazen ağrı kronikleşebilir ve ara ara akut ataklar halinde şiddetlenebilir. Kola ve ele vuran ağrı veya uyuşukluk hissi sinir kökü basısının belirtisi olabilir. Bu durumda boyun fıtığı yönünden değerlendirilmek için doktora başvurmakta yarar vardır.

    Hangi durumlarda ağrının nedeni ciddi olabilir?

    – Eğer hastada kanser, romatoid artrit gibi ciddi bir sistemik hastalık varsa

    – Eğer ağrı günden güne azalacağına kötüleşiyorsa

    – Eğer kolda kuvvet kaybı his değişikliği meydana gelmişse

    – Ağrıyla beraber ateş, kilo kaybı gibi belirtiler varsa

    – Eğer boyun kemiklerinde hassasiyet varsa

    Mekanik boyun ağrısının tedavisinde amaç boyun hareketlerini mümkün olduğu kadar kısa sürede normale getirmektir. Başlangıçta boyun hareketleri ağrılı olduğu için kişi boynunu hareketsiz tutmak ister. Ancak boynun sertleşmesini engellemek için ağrının izin verdiği ölçüde, derecesini sürekli artırarak doğal hareketler yapmak gerekir. Boyunluk kullanmak boyun hareketlerini kısıtlayacağı için önerilmez. Boynun normal hareketlerine en kısa sürede kavuşması ağrının kronikleşmesini engeller. Ağrıyı azaltmak için ağrı kesiciler yararlıdır. Parasetamol içeren tabletler veya anti-inflamatuvar ilaçlar ağrıyı azaltarak boyun hareketlerinin daha kolay yapılmasına yardımcı olur. Kas spazmı belirgin olursa 2-3 gün kas gevşetici ilaçlar kullanılabilir. İlaçların yan etkilerinden dolayı doktor önerisine göre uygun ilaç tedavisine başlamak gerekir.

    Boyun Fıtığında (Servikal Disk Hernisi) Tedavi: Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı olarak kola vuran şiddetli ağrı boyun servikal disk hernisinin en önemli belirtisidir. Ağrı genellikle kendiliğinden ortadan kalkar. İlk hafta şiddetli olan ağrı 4-6 hafta içerinden azalarak ortadan kaybolur. Bu süre içerisinde ağrının şiddetini azaltmak için ağrı kesici ilaçlar önerilir. Boyunluk doktor önerisi ile kullanılabilir. Küçük bir grup hastada ağrı 6 hafta geçmesine rağmen devam edebilir. Kronikleşen ağrılarda veya çok şiddetli, ağrı kesiciye rağmen dayanılmaz ağrılarda cerrahi girişim düşünülebilir. Bazı hastalarda sinir kökü üzerindeki basıya bağlı kuvvet kaybı gelişir. Kuvvet kaybı gelişmesi sinir üzerindeki basının kaldırılması için ameliyat olmayı gerektirir. Ağrının kendiliğinden iyileşmesi hastalığın ortadan kalktığı anlamına gelmez. Hastanın tekrar aynı ağrı atağına yakalanmamak için boynunu koruması ve boyun etrafında olan kasları güçlendirmek için boyun egzersizleri yapması önerilir.

    Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilosiz) te Tedavi: Servikal spondilozis özellikle yaşlılarda sık rastlanan bir radyolojik bulgudur. Her zaman ağrıya yol açmaz. Sadece boyun ağrısına neden oluyorsa önerilen boyun egzersizleri ile boyun kaslarının güçlendirilmesi ağrının azalmasına yardımcı olur. Ayrıca fizik tedavi yöntemleri de yararlıdır.

    Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati) nda Tedavi: Eğer servikal spndilozis omurilik ve sinir köklerine bası yaparsa ameliyat ile basının ortadan kaldırılması gerekir. Özellikle omurilik üzerine kronik bası, omurilikte geri dönüşümsüz değişiklere yol açabilir. Bu yüzden bacaklarda sertlik hissi, kuvvet kaybı gibi belirtilerin açığa çıkması ve bu problemlerin giderek artması doktora hemen başvurmayı gerektirir. Böyle bir durum ilerleyici olabilir ve ilerlemenin durdurulması için omuriliğin üzerindeki basıyı kaldırmak için ameliyat önerilir. Yapılacak cerrahi girişimin amacı omurilik üzerindeki basıyı kaldırarak hastalığın ilerlemesini engellemektir. Basının en fazla olduğu yere ve boyunun pozisyonuna göre ameliyat yeri değişebilir. Servikal spondilotik miyelopatide önemli olan omurilikte kalıcı değişikler oluşmadan önce basının ortadan kaldırılmasıdır.

    Boyun Ağrısından Korunma Yolları

    Özellikle boyunu zorlayan hareketlerden kaçınmak, uzun süre baş öne eğik pozisyonda çalışmaktan kaçınmak boyun ağrısı atağına yakalanmayı engelleyebilir. Günlük yaşam içerisinde boynumuzu korumak güç olacağı için boyun omurgası etrafındaki kasları güçlendirmek en doğru yöntemdir. Düzenli yapılan boyun egzersizleri boyun kaslarını güçlendirir ve boyun omurgasına yansıyan küçük travmaları engeller.

  • Boyun ağrısı

    Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. Omurlar arasında ikinci ve üçüncü omurlar arasından başlayan disk adı verilen kıkırdak doku bulunur. Boyun başımızı her yöne çevirmemizi sağlayacak hareket yeteneğine ve başın ağırlığını taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu hareketleri omurlar arasında bulunan diskler ve eklemler aracılığı ile sağlar. Boyun omurları içerisinden omurilik geçer. Omurlar arasında bulunan deliklerden ise kol kaslarının hareketini sağlayan ve kolların duyusunu sağlayan sinirler çıkar. Boyun omurları çok hareketli bir yapıya sahip olduğu için boyun ağrısı sık karşılaşılan bir yakınmadır. Erişkin yaş grubunda insanların yarısı yaşamlarında en az bir kez boyun ağrısı atağı geçirirler.
    Boyun Ağrısı Tipleri ve Nedenleri

    Başlıca iki çeşit boyun ağrısı vardır: Mekanik boyun ağrısı ve omurga patolojilerine bağlı ağrı

    1. Mekanik Boyun Ağrısı

    En sık görülen boyun ağrısı tipidir. Çoğunlukla boyunu etkileyen küçük travmalar veya boyun kaslarını ve bağ dokusunu etkileyen küçük zedelenmeler nedeni ile olur. Kötü postür bu tip ağrının en önemli nedenidir. Özellikle gün boyu masa başında öne eğik pozisyonda çalışan kişilerde sık rastlanan bir yakınmadır. Mekanik boyun ağrısı başa, omuzlara ve kollara yayılabilir. Sıklıkla ağrının gerçek nedeni ve yeri bulunamaz.

    2. Omurga Hastalıklarına Bağlı Boyun Ağrısı

    Bu gruptaki boyun ağrıları oransal olarak mekanik boyun ağrısına göre daha az görülür. En sık görülen nedenleri şunlardır:

    a)Boyun fıtığı (Servikal disk hernisi)
    b)Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilozis)
    c)Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati)

    a)Boyun fıtığı (Servikal disk hernisi)

    Disk materyali iki omur arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içinde ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur. Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar. Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının düzeyine göre kol ve el kaslarında güçsüzlük ve uyuşukluk olabilir.

    b)Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilosiz)

    Özellikle yaşlanma ile beraber boyunda omurlar arasında bulunan diskin su oranı azalır ve diskin harekete katkı yeteneğinde azalma olur. Diskin bozulması ile yüksekliği azalır ve boyun omurlarının arka tarafında bulunan eklemlere daha fazla yük binmeye başlar. Yük dağılımındaki ve hareket yeteneğindeki dengesizlik omurlarda bozulmaya yol açar ve anormal kemik uzantıları oluşur. Bu kemik uzantıları boyunda ağrıya yol açabilir. Ayrıca sinir köklerine ve omurilik üzerine bası yaparak boyun fıtığına benzer kol ağrıları ile kol ve elde güçsüzlük ve uyuşukluğa yol açar.

    c)Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati)

    Boyun omurgasındaki spondilotik değişiklere ve omurilik kanalında daralmaya bağlı olarak omurilik üzerine bası bulguları açığa çıkarsa buna “spondilotik miyelopati” denir. Omurilikte sürekli bası olduğunda bacaklarda gerginlik hissi, sertlik, yürüme zorluğu, kollarda kuvvetsizlik, uyuşukluk gibi belirtiler görülür.

    Boyun Ağrılı Hastanın Değerlendirilmesi ve Tedavisi

    Mekanik Boyun Ağrısında Tedavi: Boyun ağrılarının en sık nedeni “mekanik boyun ağrısı” dır. Bu ağrı 2-3 gün içerisinde giderek azalır ve 1-2 hafta içerisinde kaybolur. Bazen ağrı kronikleşebilir ve ara ara akut ataklar halinde şiddetlenebilir. Kola ve ele vuran ağrı veya uyuşukluk hissi sinir kökü basısının belirtisi olabilir. Bu durumda boyun fıtığı yönünden değerlendirilmek için doktora başvurmakta yarar vardır.

    Hangi durumlarda ağrının nedeni ciddi olabilir?

    – Eğer hastada kanser, romatoid artrit gibi ciddi bir sistemik hastalık varsa
    – Eğer ağrı günden güne azalacağına kötüleşiyorsa
    – Eğer kolda kuvvet kaybı his değişikliği meydana gelmişse
    – Ağrıyla beraber ateş, kilo kaybı gibi belirtiler varsa
    – Eğer boyun kemiklerinde hassasiyet varsa

    Mekanik boyun ağrısının tedavisinde amaç boyun hareketlerini mümkün olduğu kadar kısa sürede normale getirmektir. Başlangıçta boyun hareketleri ağrılı olduğu için kişi boynunu hareketsiz tutmak ister. Ancak boynun sertleşmesini engellemek için ağrının izin verdiği ölçüde, derecesini sürekli artırarak doğal hareketler yapmak gerekir. Boyunluk kullanmak boyun hareketlerini kısıtlayacağı için önerilmez. Boynun normal hareketlerine en kısa sürede kavuşması ağrının kronikleşmesini engeller. Ağrıyı azaltmak için ağrı kesiciler yararlıdır. Parasetamol içeren tabletler veya anti-inflamatuvar ilaçlar ağrıyı azaltarak boyun hareketlerinin daha kolay yapılmasına yardımcı olur. Kas spazmı belirgin olursa 2-3 gün kas gevşetici ilaçlar kullanılabilir. İlaçların yan etkilerinden dolayı doktor önerisine göre uygun ilaç tedavisine başlamak gerekir.

    Boyun Fıtığında (Servikal Disk Hernisi) Tedavi: Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı olarak kola vuran şiddetli ağrı boyun servikal disk hernisinin en önemli belirtisidir. Ağrı genellikle kendiliğinden ortadan kalkar. İlk hafta şiddetli olan ağrı 4-6 hafta içerinden azalarak ortadan kaybolur. Bu süre içerisinde ağrının şiddetini azaltmak için ağrı kesici ilaçlar önerilir. Boyunluk doktor önerisi ile kullanılabilir. Küçük bir grup hastada ağrı 6 hafta geçmesine rağmen devam edebilir. Kronikleşen ağrılarda veya çok şiddetli, ağrı kesiciye rağmen dayanılmaz ağrılarda cerrahi girişim düşünülebilir. Bazı hastalarda sinir kökü üzerindeki basıya bağlı kuvvet kaybı gelişir. Kuvvet kaybı gelişmesi sinir üzerindeki basının kaldırılması için ameliyat olmayı gerektirir. Ağrının kendiliğinden iyileşmesi hastalığın ortadan kalktığı anlamına gelmez. Hastanın tekrar aynı ağrı atağına yakalanmamak için boynunu koruması ve boyun etrafında olan kasları güçlendirmek için boyun egzersizleri yapması önerilir.

    Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilosiz) te Tedavi: Servikal spondilozis özellikle yaşlılarda sık rastlanan bir radyolojik bulgudur. Her zaman ağrıya yol açmaz. Sadece boyun ağrısına neden oluyorsa önerilen boyun egzersizleri ile boyun kaslarının güçlendirilmesi ağrının azalmasına yardımcı olur. Ayrıca fizik tedavi yöntemleri de yararlıdır.

    Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati) nda Tedavi: Eğer servikal spndilozis omurilik ve sinir köklerine bası yaparsa ameliyat ile basının ortadan kaldırılması gerekir. Özellikle omurilik üzerine kronik bası, omurilikte geri dönüşümsüz değişiklere yol açabilir. Bu yüzden bacaklarda sertlik hissi, kuvvet kaybı gibi belirtilerin açığa çıkması ve bu problemlerin giderek artması doktora hemen başvurmayı gerektirir. Böyle bir durum ilerleyici olabilir ve ilerlemenin durdurulması için omuriliğin üzerindeki basıyı kaldırmak için ameliyat önerilir. Yapılacak cerrahi girişimin amacı omurilik üzerindeki basıyı kaldırarak hastalığın ilerlemesini engellemektir. Basının en fazla olduğu yere ve boyunun pozisyonuna göre ameliyat yeri değişebilir. Servikal spondilotik miyelopatide önemli olan omurilikte kalıcı değişikler oluşmadan önce basının ortadan kaldırılmasıdır.

    Boyun Ağrısından Korunma Yolları

    Özellikle boyunu zorlayan hareketlerden kaçınmak, uzun süre baş öne eğik pozisyonda çalışmaktan kaçınmak boyun ağrısı atağına yakalanmayı engelleyebilir. Günlük yaşam içerisinde boynumuzu korumak güç olacağı için boyun omurgası etrafındaki kasları güçlendirmek en doğru yöntemdir. Düzenli yapılan boyun egzersizleri boyun kaslarını güçlendirir ve boyun omurgasına yansıyan küçük travmaları engeller.