Etiket: Hareket

  • Kabızlık hastalık değildir, belirtidir.

    Kronik Kabızlık

    Kabızlık terimi; az miktarda, sert kıvamda, seyrek ve güç dışkılama olarak algılanabilir. Dışkılamada güçlük, dışkılama sonrası boşalmamışlık duygusu gibi durumlar kabızlık olarak değerlendirilmemelidir.

    Kabızlık bir belirtidir, hastalık değildir. Ancak bu belirtiye yol açan çok sayıda organik hastalık olduğu unutulmamalıdır.

    Kabızlıkta dışkının niteliği sert olmasıdır. Diğer niteliği dışkılama miktarıdır. Toplumlara, bireylere ve yiyeceklere bağlı olarak değişmekle birlikte; haftada 3 ve daha az dışkılama, sert ve zor dışkılama ile birlikte alındığında kabızlık olarak değerlendirilir.

    Normal dışkılama mekanizması

    İnce barsaklardan yarı sıvı kıvamda kalın barsağın ilk kısmına gelen barsak içeriğinin kalın barsakta suyu emilerek dışkının normal kıvamı oluşmağa başlar. Bu işlemler sonucunda kıvamı koyulaşan dışkı, son barsağın üst kısmına gelip burada depolanır. Genellikle yemeklerden sonra gastroenterik reflex ile gaita son barsağa doğru itilir. Son barsak içinde birikmeğe başlayan dışkı, son barsak duvarını gererek dışkılama ihtiyacı meydana getirir. Son barsak kaslarının, karın içi adalelerin kasılması ile dışkılama meydana gelir. Özetle kabızlık 3 mekanizma ile meydana gelir.

    1-Kalın barsağın ilk kısmına ulaşan materyalin azlığı (açlık ve posa bırakmayan diyetle beslenme sonucunda böyle olur)

    2-Kalın barsağın dışkıyı ileri doğru iten hareketlerin azalması (bazı nörolojik hastalıklarda olduğu gibi )

    3-Dışkılama mekanizmasının bozulması (son barsak ve anüse organik, nörolojik, psikolojik nedenlerle dışkının dışarı atımını engelleyen olaylarda olduğu gibi)

    Kabızlığın nedenleri

    Doğuştan olma bozukluklar, kültürel, psikolojik, çevresel faktörler, dışkılama ihtiyacının uygun koşullar olmadığı için baskılanması, barsakta dışkının ilerlemesini zorlaştıran hastalıklar, yaşlılarda uygun dışkılama pozisyonunu engelleyen bozukluklar, eklem sorunları, Parkinson hastalığı gibi bazı nörolojik hastalıklar, hareket azlığı kabızlık nedeni olabilir. Kullanılan bazı ilaçlar da, kabızlık nedeni olabilir.

    Bu saydığımız nedenler dışında ülkemizde ve batı dünyasında en sık kabızlık nedeni; barsak sağlığı yönünden yanlış beslenme sonucunda gelişen kabızlıktan kurtulmak için alınan ve bir müddet sonra alışkanlık yapan birçok kabızlık ilaçlarının yanlış ve uygunsuz kullanımıdır.

    Kabızlık olduğunda ne zaman doktora gitmeli?

    Uzun süre kabızlık çeken kişiler nedenini belirlemek amacıyla doktora başvurup bazı tetkikler yaptırmalıdır. Bunun dışında dışkılama alışkanlığında yeni meydana gelmiş bir değişiklik, kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı veya dışkılama ile birlikte kan gelmesi halinde hemen doktora başvurulmalıdır. Bu belirtiler çok ciddi bir durum belirtisi olabilir. Guatr bezi hastalığı ve şeker hastalığında da dışkılama alışkanlığı değişebilir.

    Kabızlığı olanlarda ne gibi testler yapılmalıdır?

    Önce problemin şiddeti belirlenmeye çalışılmalıdır. Fizik muayene, laboratuvar testleri yapılmalıdır. Kalınbağırsak filmi veya rektoskopik tetkikler istenebilir. Tüm kalın barsağın değerlendirilebildiği Kolonoskopi denilen ışıklı, kıvrılabilen bir cihazla yapılabilir. Bu şekilde polip (barsak içinde küçük veya büyük”ben’e”benzeyen oluşumlar) veya tümörler saptanabilir.

    Kabızlık problemi nasıl çözümlenir?

    Düzenli yemek yemek, sağlıklı yiyecekler ve yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. Düzenli egzersiz, zengin lifli gıdalarla beslenmek, kısaca özetlemek gerekirse günde 10-12 bardak su, fiziksel hareket (örneğin yürüme) ,bol lifli diyet.

    Lif nedir?

    Lif bitkisel yiyeceklerin sindirilmeyen kısımlarıdır.2 çeşit lif vardır. Suda eriyen ve erimeyen. Suda eriyen lifler kalın barsaktaki bakteriler tarafından sindirilirler. Yulaf kepeği suda eriyen liflere örnektir. Kan kolesterolünü düşürmede de yardımcıdır. Suda erimeyen lifler kabızlık için en iyileridir. Buğday kepeği, tahıl taneleri ve elma, armut gibi çeşitli meyvelerin kabukları örnek olarak verilebilir.

    Lif niçin önemlidir?

    Lifler dışkının hacmini arttırır. Lifler su tutarak gaitanın miktarını ve su içeriğini arttırırlar. Bu şekilde kalın barsak içerisindeki materyalin barsak boyunca hareketini arttırarak yardımcı olurlar. Toksik maddeleri adsorbe edip atmaları da çok önemlidir.

    Lifi nereden ve ne miktarda almalıyız?

    Uygun bir hareketi için günde 30-35 gr lif alınmalıdır. (Dünya Sağlık Örgütü önerisi) Liften zengin birçok yiyecek vardır. Meyve, sebzeler, kepekli undan yapılmış ekmek en mükemmel örnekleridir. Beyaz pirinç yerine kahverengi pirinç kullanılmalıdır. Kepek büyük bir lif kaynağıdır. Çeşitli doğal tahıl ürünlerinde bolca bulunur. Diğer yiyeceklere karıştırılarak hazır kepek yenebilir.

    Pratik Öneriler

    Sabahleyin aç karna birkaç adet kuru kayısı, kuru incir veya kuru erik üzerine 2 bardak su içildikten sonra yapılacak bol bir kahvaltı sonrası; tuvalet ihtiyacı olsun ya da olmasın tuvalete gidip 10-20 dk. Oturulmalıdır. Bu şekilde sağlanabilecek bağırsak alışkanlığı uzun süreli rahatlatıcı olacaktır. Birey her gün sabahları bu dışkılama girişimine zaman ayırılmalıdır. Bu dışkılama eğitiminde gençlerde daha iyi neticeler alınmaktadır. Ozmotik dışkılatıcılar (Magnezyum tuzları sodyum fosfat, laktüloz bu gruptandır)emniyetle uzun süre kullanılabilir.

    Barsak hareketlerini uyarak dışkılama meydana getirenler piyasada birçok tablet ya da draje şeklinde hazır olarak bol miktarda tüketilmektedir. Elektrolit bozuklukları, kemik erimesi, protein kaybı ve bağımlılık yapabilirler. Bazıları uzun süre kullanıldıklarında barsak mukozasında pigment birikimine neden olarak melanosis koli adı verilen oluşuma yol açabilirler.

    Sıvı vazelin, mineral yağlar, ağzından veya lavman yoluyla verilebilir. Şiddetli kabızlıkta özellikle karında şişkinlik de mevcutsa lavman ile barsak boşaltılmaya çalışılmalıdır.

  • Uykunun Evreleri

    Uykunun Evreleri

    Uyku bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarımızın karşılanmasında en önemli yere sahiptir. Kaliteli ve ortalama 7-8 saatlik uyku bizim zihinde kalkmamıza yarımcı olacaktır. Aynı zaman da uyku kilomuzu da etkilemektedir.

    Non-Rem Uykusu

    Rem uykusuna geçilmemiş evrelerdendir. Derin uyku bu evrede yaşanmaktadır. Uykunun %75’lik kısmını oluşturmaktadır. Gün içerisinde oluşan yorgunluk hissi ve vücuttaki fiziksel hasarlar bu evrede tedavi edilmektedir.

    Birinci Evre

    Uykudaki dalma evresidir. Birinci evrede uyku oldukça hafif geçmektedir ve hemen uyanmak mümkün gözükmektedir. Bu evrede göz hareketi yavaşlama gözükür ve kaslardaki hareketlilik azalır. Uyku sırasında nadiren olmaktadır. Beyin teta dalgaları yayar.

    İkinci Evre

    Uykunun en ayrıntılı bölümlerindendir. Göz hareketi birinci evredekinden daha yavaştır. Beyin içerisinde teta dalgaları yayılmaya devam etmektedir. Bu evrede uyandırılmaya çalışılan kişi uyumuş olduğunun farkında olmaz ve olur ki uyumadığını söyler. Uyku süresinin %45-55’ini oluşturan bir kısımdır. Kaslardaki hareketlilik biraz daha azalmaktadır.

    Üçüncü Evre

    Uyku daha da derinleşmektedir. Kaslardaki hareketli olma durumu oldukça azalmıştır. Teta dalgaları yerine, delta dalgaları yaymaya başlar. Yavaş göz hareketleri görülebilir. Genel uyku süresinin %20-25’ini oluşturur. Delta dalgaları en hafif ve en yaygın dalgalardır. Yavaş dalga uykusu da denilebilmektedir bu safhaya.

    Dördüncü Evre

    Bu safhada beynin yaydığı delta dalgaları daha da arttığı görülmüştür. Bu safhada uyuyanın uykusundan uyandırılması oldukça güçtür. Bu evrede de uyku oldukça derindir. Kişininuykuda uyurgezerlik ve konuşma bu evrede görülmektedir. Kişiyi bu evrede uyandırılmaya kalkarsanız kendini uykulu hissedecektir.

    Beşinci Rem Uykusu

    Rem uykusu beşinci evresidir ki bu uykuda hızlı göz hareketlerinin olduğu uyku safhasıdır. Paradoksal uyku olarak da ifade edilmektedir. Rem uykusu sırasında kalkarsanız eğer gördüğünüz rüyayı hatırlayabilirsiniz. Bu evrede nefeslerimizin miktarı, kalp atışları ve göz koordinasyonlarımız artar. Rem uykusundaki birinin hızlı göz hareketlerinin görebilmeniz mümkündür. Göz kapağına dikkatlice baktığınızda gözün hızlı bir şekilde hareket ettiğini fark edebilirsiniz. Rüya bu evrede görülür. Uyku sırasında beyin hareket fonksiyonlarını kitleyerek geçici bir uyku felç haline neden olmaktadır. Rem uykusu, uykunun %25’lik bölümünü oluşturuyor.

    Halk arasında karabasan diye tabir edilen durum bu uyku safhasında gerçekleşmektedir. Çünkü Rem uykusu geçici uyku felciyle ortaya çıkmaktadır ki .rem uykusu sırasında herhangi bir sebepten dolayı uyanırsanız vücudunuz kitlendiği için hareket etmekte zorlanabilirsiniz. Tam olarak uyanamazsınız hareket bile etmede zorlanmalar yaşanmaktadır. Bazı insanlar buna rüyanın niçin olduğuyla alakalı düşünce içerisinde olurlar. Bazı kişiler ise metafizik boyutun sebebiyetinden bahsetmekteydiler. En nihayetinde Rem uykusu gereklidir. Bu uyku sırasında uyandırılmaya çalışan insan gergin ruh hali veya agresif yapısıyla öne çıkar.

  • Hiperaktivite Nedir?

    Hiperaktivite Nedir?

    Çocuklarda plansızlık ve aşırı hareketlilik şeklinde açığa çıkan, dürtüsel bir bozukluktur. Hiperaktif çocuklar, rahatsız edici davranışları kasten yapmazlar. Yani, bu bir tür şımarıklık veya benzeri durum değildir. Hiperaktivite bozukluğu, dürtülerin kontrol edilmesinde yaşanan güçlükten ileri gelir.

    Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, birazdan aşağıda okuyacağınız davranışlarıyla özel hayatlarında ve sosyal hayatlarında çeşitli problemler yaşayabilirler. Sürekli eleştirilerin hedefi olabilir, muhtemel dikkat sorunlarıyla derslerden geri kalabilirler. Yaşıtlarından geri kalan çocukların özgüveni zarar görür ve diğer olumsuzluklarla birlikte yetersizlik hissedebilirler. Bu tür olumsuzlukların yaşanmaması için mutlaka önlem alınmalıdır.

    HİPERAKTİF ÇOCUKLAR NASIL DESTEKLENMELİ?

    Eğitim ve Gelişim Tavsiyeleri

    1. Çocuğunuza destek olmak için onun adına etkin bir planlama yapabilirsiniz. Ders saatleri, oyun saatleri, çeşitli etkinlik saatleri belirleyebilir ve kurallara uyması konusunda onu motive edebilirsiniz. Planlamayı siz yapmazsanız, onun yapmasını beklemek şimdilik gerçekçi bir beklenti olmaz. Planlama alışkanlığı kazanması için ona biraz zaman tanımalı ve diğer çocuklardan farklı (geçerli mazereti) olduğunu unutmamalısınız.

    2. Öğretmeniyle görüşün ve çocuğunuzda hiperaktivite olduğu için dikkatinin çok kolay dağılabileceğini hatırlatın. Sınıfta ön sıralarda ve pencereden uzak noktalarda oturmasını sağlayın.

    3. Aşırı olan enerjisini, sağlıklı bir şekilde boşaltmasını sağlayacak aktiviteler sunabilirsiniz. Özellikle spor faaliyetleri ile hiperaktif çocuklar, enerjilerini doğru yöne kanalize etmiş olurlar. Spor yapmak, kan akışını hızlandırarak beyne daha fazla oksijen taşınmasını sağlar. Bu da beyin gelişimini destekleyen ve dikkat eksikliğine iyi gelen bir aktivitedir.

    4. Çabalamış olmalarını ödüllendirin. Sonuca değil, çabaya odaklanın. Aslında bu öneri, sadece hiperaktif çocukların ebeveynlerine değil; tüm ebeveynleredir ama siz bir hiperaktif çocuğun velisiyseniz, bu konuya çok özen gösterin.

    Şimdi hiperaktivitenin tedavisini inceleyelim. Tedavi yöntemlerini incelemeden önce, henüz tanısı konmamış çocukların ailelerini bilgilendirmek için belirtilerden de bahsedelim.

    HİPERAKTİVİTE BELİRTİLERİ NELERDİR?

    En kolay gözlemlenebilen belirtisi aşırı hareketlilik olduğundan, halk arasında, enerjisi yüksek çocuklar için de bazen “hiperaktif çocuk” ifadesi kullanılmaktadır. Yazının başında da belirttiğim gibi, bu yaklaşım doğru değildir. Bazı çocuklar, sadece enerjisi yüksek olduğu için hareketlidirler.

    Aşağıdaki hiperaktivite belirtileri, tanı/teşhis için çocuk psikiyatristlerinden destek almanız konusunda size ipuçları verebilir.

    • Dikkatsizlik: Çocuğunuzda, aşırı hareketliliğin yanında dikkat bozukluğu da gözlemliyorsanız, bu durum hiperaktivite belirtisi olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, çoğu kez bir arada görülür.

    • Çabuk Sıkılma: Hiperaktif çocuklar, meşgul oldukları işlerden –genellikle- çok çabuk sıkılırlar. Bir işten diğer bir işe anında geçiş yapabilirler.

    • Sabit Duramama: Oturduğu yerde veya herhangi bir bekleme alanında sabit duramama davranışı da yine hiperaktivite belirtileri arasında değerlendirilmektedir.

    • Kurallara Uymama: Hiperaktif çocukların kurallara uymakta güçlük çektiği gözlemlenmektedir.

    • Söz Kesme: Belirtiler arasında, sürekli birilerinin sözünü kesme davranışı da görülmektedir.

    • Dürtüsellik – Düşünmeden Hareket Etme: Hiperaktif çocuğun belirtileri arasında en güçlüsü de dürtüselliktir. Dürtüsellik; aklına geleni hemen yapma, tehlikeyi görememe, sonuçlarını düşünmeme gibi davranışlarla özetlenebilir.

    • Rahatsız Edici Olma: Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıkça gözlemlenen davranışlardan biri de başkalarını rahatsız etme veya işinden alıkoyma durumudur.

    • Saldırganlık: Uyumsuz ve saldırgan tutumlar görülebilmektedir.

    HİPERAKTİVİTE TEDAVİSİ

    Tedavi için öncelikle klinik tanı konulması gerekmektedir. Hiperaktif tanısı koyabilmek için çocuğun diğer ortamlarda nasıl davrandığı da değerlendirilmelidir. Bu nedenle, anne-baba ile birlikte çocuğun eğitimine katkıda bulunan (öğretmen, dadı gibi) diğer kişilerin de gözlemleri değerlendirilmelidir. Çocuk ruh sağlığı uzmanları, bu verileri bir arada değerlendirmek için çeşitli testler ve ölçekler kullanırlar.

    Nörolojik testler ve nöropsikiyatrik testler: Hiperaktivite testi, DEHB testi, çeşitli ölçekler ve gözlemler ile bozukluğun hem kaynağı, hem de tam olarak hangi alanlarda olduğu belirlenir. Sonrasında ise en uygun tedavi süreci başlatılır.

    Hiperaktivite tedavisinde ilaç reçete edilebilir. Hiperaktivite ilaçları genellikle metilfenidat içerir. Metilfenidatın yan etkileri sizi endişelendiriyor olsa bile kullanım konusundaki kararı uzman doktora bırakmanızı tavsiye ederim. Unutmayın, hiperaktivitenin çocuğun gelişimine vereceği zarar, ilaçların yan etkilerinden daha fazla olabilir.

    Bazı durumlarda ilaçsız tedavi, yani psikoterapi yöntemi uygulanır. Davranışçı terapi ile çocuğa doğru davranış alışkanlıkları kazandırılması hedeflenir. Hiperaktif çocuklarda sıkça gözlemlenen aşırı enerjinin doğru faaliyetlere yönlendirilmesi, saldırganlık gibi tutumların ortadan kaldırılması, plansız hareket etme yerine planlama becerisi kazandırılması ve benzeri davranış değişikliği adımları atılır. Elbette bu süreç, bir paragrafla anlatılacak kadar basit veya kısa bir süreç değildir. Sürecin bir uzman tarafından yönetilmesi gerekir.

    HİPERAKTİVİTE TÜRLERİ

    İlaçlı tedavi ve ilaçsız terapi yöntemleri belirlenmeden önce hiperaktivitenin türüne bakılır. 3 tip hiperaktivite vardır:

    • Kombine Tip: En yaygın görülenidir. Dikkat problemlerinin ve aşırı hareketliliğin bir arada görüldüğü DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) türüdür.

    • Hiperaktivitenin Baskın Olduğu Tip: Dikkat problemlerinin daha az görülüp, ağırlıklı olarak aşırı hareketliliğin görüldüğü türdür.

    Dikkat Problemlerinin Baskın Olduğu Tip: Hiperaktif hareketlerin daha az görülüp, ağırlıklı olarak dikkate dayalı sorunların görüldüğü türdür.

  • Anksiyete ile Başa Çıkmak, Farkındalık Formülü

    Anksiyete ile Başa Çıkmak, Farkındalık Formülü

    Anksiyeteye kilidi vurmanın anahtarı, onu tam olarak kabullenmektir. Bugünde kalabilmek ve
    anksiyetenizi kabullenmek, onun ortadan kalkmasına neden olur. Anksiyeteyle başarılı bir biçimde
    baş edebilmek için beş aşamalı bir stratejiyi, AWARW (Farkındalık) stratejisini kullanabilirsiniz. Bu
    strateji sayesinde, ortadan kalkana kadar anksiyetenizi kabullenebileceksiniz.

    1. Anksiyeteyi kabul et!Webster kabullenmeyi ‘almak için onay vermek’ olarak tanımlar.
    Anksiyeteyi almak için kendinizi ikna edin. Onu buyur edin. Belirdiğinde yüksek sesle kendi
    kendinize ‘Merhaba’ deyin: ‘Başımın üstünde yerin var’. Bu tecrübeyle bir arada olmaktan
    kaçınmayın. Onunla kavga etmeyi bırakın. Reddetme, öfke ve nefretin yerine kabulü seçin.
    Direnerek aslında onun hoşa gitmeyen tarafını uzatıyorsunuz. Bunun yerine kendinizi onunla
    birlikte bir akışa bırakın. Nasıl düşündüğünüz, hissettiğiniz ve davrandığınız konusunda onu
    suçlamayı bir kenara bırakın.

    2. Anksiyeteni izle!İyi ya da kötü herhangi bir önyargı olmaksızın dikkatinizi anksiyetenize verin.
    Onu davetsiz gelen bir misafirmiş gibi görmeyin. Bunun yerine 1’den 10’a kadar not verin ve
    ivmesini izleyin. Kendinizi gözlemleyin, anksiyetenizin zirvelerini ve vadilerini izleyin. Tarafsız
    olun. Anksiyeteniz siz demek değildir. Anksiyete deneyiminden kendinizi ne kadar
    ayırabilirseniz o kadar çok bu deneyimi izleyebilirsiniz.
    Düşüncelerinize, hislerinize ve eylemlerinize sanki onlar sizin arkadaşınızmış gibi bakın, ama
    aşırı ilgiye kapılmayın, seyirciymiş gibi izleyin. Temel ‘siz’i anksiyeteden ayrıştırın. Kısaca
    anksiyetenin içinde olun, ama onun güdümüne girmeyin.

    3. Anksiyeteyle birlikte hareket et! Durumu normalleştirin. Sanki anksiyöz değilmişsiniz gibi
    hareket edin. Onunla işlev göstermeye çalışın. Eğer yavaşlamak zorundaysanız yavaşlayın,
    ama asla durmayın, devam edin. Yavaş yavaş ve olağan biçimde nefes alın verin.
    Eğer durumdan kaçarsanız anksiyeteniz azalacaktır, ama bu sefer de korkunuz artacaktır. Eğer
    kaçmayıp kalırsanız hem anksiyeteniz hem de korkunuz azalacaktır.

    4. Aşamaları tekrarla! Makul bir düzeye gerileyene kadar (1) anksiyeteni kabul etmeye, (2) onu
    izlemeye ve (3) onunla birlikte hareket etmeye devam edin. Kabul etmeye, izlemeye ve
    onunla birlikte hareket etmeye devam ettikçe zaten anksiyeteniz azalacaktır. Sadece bu üç
    aşamayı tekrarlamaya devam edin: Kabul et, izle, onunla birlikte hareket et.

    5. En iyisini bekle! Korktuğunuz şey çok nadiren başınıza gelir. Buna karşın, anksiyeteyle bir
    sonraki karşılaşmanızda şaşırmayın. Bunun yerine onun nasıl üstesinden geldiğinizle kendinizi
    şaşırtın. Yaşadığınız sürece birtakım anksiyetelere kapılacaksınız. Anksiyeteyi sonsuza kadar
    yendiğiniz inancından kurtulun. Gelecekteki anksiyeteyi tahmin ederek, o geldiğinde onu
    daha hazırlıklı biçimde karşılama konusunda kendinizi sağlam bir yere koymuş olursunuz.

  • Çocuklarda tik bozuklukları

    Tik istemdışı, hızlı, aralıklı, ritmik olmayan, basmakalıp, tekrarlayıcı şekilde bir grup kasın kasılmasıdır. Tik bozuklukları geçici ya da kalıcı olarak aile yaşamını, sosyal durumu, okul ve iş başarısını etkiler. Tikler motor ve vokal tikler olarak ayrılmaktadır. Basit motor tikler göz kırpma, yüz hareketleri ya da omuz silkme gibi hızlı, kısa süreli hareketlerdir. Kompleks motor tikler daha kalıcı, iyi yönetilen ya da yarı idari hareketlerdir; örnek olarak dokunmak, kendine vurmak, zıplamak ya da durduk yerde küfür hareketleri yapmak gibi hareketlerdir. Basit vokal tikler boğaz temizlemek, öksürmek, burun çekmek ya da sümkürmek gibi seslerden oluşabilir. Kompleks motor tikler bazı kısa deyimleri tekrarlama, kendi sözlerini tekrarlama (palilali), başkalarının sözlerini tekrarlama (ekolali); küfretme ya da durduk yerde kötü sözler söyleme (koprolali) ve ses yüksekliğinde paroksismal değişiklikler şeklinde olabilir. Genelde kısa süreli, nöbetler halinde ve aralıklı olarak ortaya çıkar. Tikler tek başına ya da başka tiklerle beraber görülebilir. Gerginlikle birlikte artış gösterirken, dikkatin bir başka konuya odaklandığı durumlarda ya da kişinin kendisini rahatlamış hissettiği durumlarda azalır, uyku sırasında çoğu zaman kaybolurlar. Çoğunlukla karşı konulamaz bir davranış olarak yaşantılanır ve değişebilen sürelerde baskılanabilir. Tiklerin tarihte çok eskiden beri görüldüğü bahsedilmektedir.

    Tik Bozukluğu ilk kez Fransız nörolog Jean Marc Itard 1825 yılında literatüre sokulmuş, 1885 yılında Gilles de la Tourette tikler, koprolali ve ekolali triadı olarak tanımladığı sendroma kendi ismi verilmiştir. Motor yada vokal tik bozuklukları kültürel ve etnik özelliklerden ve sosyoekonomik durumdan bağımsız olarak tüm dünyada görülebilen bir bozukluktur. Gelip geçici tikler çocuklarda yaygın olarak görülmektedir. Okul çağı çocuklarının %4-24’ünde tiklerin görülebileceği bildirilmektedir. Geçici tikler çocuklar arasında erkeklerde %1-13, kızlarda ise %1-11 oranında görülmektedir. En sık görüldüğü yaş grubu ise 7-1l’dir. Erkek çocuklarda 2 kat fazla görülür. 10-11 yaşlarında sıklık erkeklerde % 5.9, kızlarda ise % 2.9 olarak saptanmıştır. Isveçte 5 bine yakın çocukla yapılan bir araştırmada 7-15 yaş arasında kronik tik binde 7, gelip geçici tik ise %4.5 olarak bulunmuştur. Tik Bozukluğunun etyolojisi tam aydınlatılamamakla birlikte; genetik, çevresel etkenlerin, nörobiyolojik ve nörotransmitterlerin birbiriyle etkileşerek bozukluğu oluşturduğu düşünülmektedir. Genetik geçiş özellikle Tourette sendromunda çok yüksektir. Nörobiyolojik süreçlerde beyinde “niyet” ve “hareket” arasında koordinasyonu sağlayan karmaşık beyin yapılarındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı düşünülmektedir.

    Tikler stresli durumlarda artar. Tik Bozukluğu görülen okul çağı çocuklarında, yaşanan duygusal problemlerin ve kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzlukların hastalığın gidişatını olumsuz yönde etkilediği savunulmuştur. Özellikle tikler aile ve öğretmen tarafından yanlış anlaşıldığında çocuk tikleri durdurması konusunda uyarılmakta ya da cezalandırılmakta, bu da tik şiddetinin arttığı bir kısır döngüyü başlatmaktadır. Diğer yandan akranlar tarafından alaya alınma gibi faktörler, yalnızca tik şiddetini arttırmayıp, çocuğun psikososyal işlevselliğini de olumsuz etkilemektedir. En sık tikler, göz kırpma, yüz buruşturma, çene, boyun, omuz ya da ekstremite hareketleri, burun çekme, hırıldama-homurdanma, cıvıldama ya da boğaz temizleme şeklindedir. TS’nin doğal seyrinde motor tikler genellikle 3-8 yaşlarında başlar, vokal tikler birkaç yıl sonra ortaya çıkar. Tikler tipik olarak şiddet, yoğunluk ve sıklık açısından artıp azalan bir seyir izler. Ses tikleri çoğunlukla, hareket tiklerinin başlangıcından birkaç yıl sonra, 8–15 yaş arasında ortaya çıkar. Tiklerin karmaşıklığı da yaş ile artar. Bu karmaşık sesler ve hareketler kişiye özgü karakterdedir. Okul çağı döneminde çocukların yaşadığı ilk geçici hareket tikleri ani, istemsiz ve bilinç dışı hareketlerdir. Çocuk çoğu zaman çevresindekilerin tepkileri ile bu hareketlerin farkına varır. 10–11yaş civarında ise çocukların çoğu, bir sıkıntı veya kaygının eşlik ettiği, ancak tikin yapılmasıyla rahatlama sağlanan, gerginlik veya kaşıntı gibi tariflenen “tik öncesi hisler”den (premonitory urges) bahsederler.

    Tik öncesi hislerle ilgili farkındalık arttıkça hastalar tikler üzerinde istemli bir kontrol sağlamaya başlarlar. Ancak bu istemli kontrol kısa sürelidir ve sıkıntı yaratır. Tiklerin tamamen ya da tama yakın kontrolü sağlandığında “tik öncesi hisler”in yarattığı sıkıntı, kişiyi zihinsel ve bedensel olarak yorar ve bu durum tiklerin kendisinden daha rahatsız edici olabilir. Hastalığın seyri boyunca tiklerin şiddeti inişli çıkışlı bir klinik sergiler. Tik epizodları öbekler halinde olma eğilimindedir. Tikler stres, yorgunluk, ısı değişiklikleri ve dış uyaranlarla şiddetlenebilir. İstemli hareketler, başka aktivitelere odaklanma, tikleri azaltır. Tanı Tanı için hastanın gebelik ve doğum öyküsü, erken gelişim, tıbbi öykü ve aile öyküsünü de içeren kapsamlı bir öykü alınmalıdır. Herhangi bir eştanılı durumun olup olmadığına ilişkin dikkatli olmak gerekmektedir.

    Tik bozukluğu bulunan hastalarda yaygın olarak bir arada görülmeleri nedeniyle DEHB ve OKB semptomları da ayrıntılı olarak gözden geçirilmelidir. Belirtilerin varlığı ve yokluğuna ek olarak, bu sorunların hasta ve aile üzerindeki etkisi de değerlendirilmelidir. Ayrıca akademik ve mesleki başarı, sosyal uyum ve kişilerarası ilişkilerin kalitesiyle gösterilen işlevsellik durumu da gözden geçirilmelidir. Tedavi de ilaç tedavisi yanında psikolojik ve sosyal durumunu içeren bir plan yapılmalıdır. Ilaç tedavisine yanıt vermekle birlikte bu olgular çocukluk çağında tedavi edilmediğinde erişkinlikte semptomların gerilemesi daha zordur. Tik belirtilerinin şiddeti genellikle 8-12 yaşları arasında zirve yapar. Belirtilerin şiddetindeki azalma genellikle 20’li yaşların başında sonlanır..

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Halk arasıda Dikkat Eksikliği belirtileri yanlış bir şekilde üstün zekalı olma, şımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi terimlerle ifade edilmeye çalışılır. Dolayısıyla belirtileri görmezlikten gelmeden, şidddet uygulamaya kadar, geniş bir yelpazede çüzüm aranır.

    Belirtileri bu sorunun yansıması olarak görmek yerine, suçlu aramak ve sonunda çocuğu cezalandırmak, en büyük çözümsüzlüğü üretmek demektir.

    Anne babaların sürekli birbirini suçlayarak, adeta ‘‘ sorunun nedeni ben değilim’’ mesajını vermeye çalışmaları, ev içindeki huzuru bozarak, çocuğa ulaşmayı daha da güçleştirir. Evin duygusal ortamı olumlu olmaktan çok gerilimlidir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) erken çocukluk döneminde başlayan ve temel belirtileri erişkin dönemde de devam eden nörolojik tabanlı bir gelişim bozukluğudur.

    DEHB bireyin kişiler arası etkileşimini, akademik yaşantısını ve mesleki hayatını, oluşturduğu olumsuz etkiler açısından toplumun da önemli bir sorunudur.

    DEHB doğuştan gelen bir bozukluktur ve daha bebeklik döneminden itibaren uyku azlığı, bozuk uyku düzeni, uyarılara aşırı duyarlılık, ışık, ısı, gürültü gibi çevresel değişikliklere aşırı tepkilerle kendini göstermeye başlar.

    Oyun dönemine geldiklerinde aşırı hareketlilik, duygusal değişkenlik, oyun ve oyuncaklara yaşıtlarından beklenen odaklaşmayı yapamama, bebeklikten beri süregelen uyku düzensizliklerinin yanı sıra söz dinlemeyen, aşırı yaramaz, yerinde duramayan çocuklar olarak annelerinin dikkatini çekebilirler

    Tanının konduğu yaş okula başlama dönemi olan 6 – 7 yaşlarıdır. Çünkü bu yaşlar çocuğun okula ya da sınıf kurallarına uymadığı, dikkatsizlikten dolayı konuya odaklaşmakta güçlük gektiği, akademik başarısında düşüklük, ataklık ve aşırı hareketliliğe bağlı olarak arkadaş ilişkilerinde bozulma gibi yakınmaların yoğunlaştığı bir dönemdir.

    DEHB’li çocukla ilgili aileye devamlı şikayet gelir. Çocuklarının neden olduğu sorunlar için sürekli okula çağırılırlar ve aile devamlı sıkıntı içerisindedir. Diğer aileler ve öğretmenlerin, bu annne babaları yetersiz olarak görmeleri, sorunları iyice karmaşık hale getirmektedir. DEHB’li çocuklar ise, sürekli neyi nasıl yanlış yaptıklarıyla ilgili geribildirim alırlar. Anne – baba, giderek aşırı denetimci, uyarıcı ve stresli bir hale gelir. Böyle bir durumda çocuk yetiştirmenin zorluğu açıktır.

    Diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarıda göze çarpmaktadır. Bunlar, daha üretken olmaları, enerjik, sıcakkanlı, cana yakın ve dürtüsel olmalarıdır.

    Ancak bu çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Özellikle riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan bu çocuk ve ergenler de sigara ve madde kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik komorbite gözlenmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu 3 Tipte Görülmektedir Bunlar;

    1)Dikkat eksikliğinin önde görüldüğü tip:Sadece dikkat eksikliğinin görüldüğü tiptir hiperaktivite ve dürtüsellik varsa da tanı alacak kadar değildir.

    2)Aşırı hareketliliğin önde görüldüğü tip: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik görülmektedir dikkat eksikliği varsada tanı alacak kadar değildir.

    3)Birleşik Tip:İçersisinde dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketliliğini tanı alacak düzeyde barındırmaktadır

    Amerikan Psikyatri Birliği tarafından zihinsel hastalıklara tanı koymak ve ölçüt koymak için belirlenen DSM – V de tanı belirtiler şu şekilde sıralanmıştır

    Dikkatsizlik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesi altı aydır devam etmeli

    • Ayrıntılara özen göstermez okul çalışmalarında işte yada etkinliklerde ayrıntıları gözden kaçırır dikkatsizce hatalar yapar
    • İş yaparken, oyun oynarken dikkatini sürdüremez(oyuncaktan hemen sıkılıp başka bi nesneye yönelebilir) okulda dersi dinlerken yada uzun bir yazı okurken odaklanmakta zorlanır.
    • Doğrudan kendisi ile konuşulurken dinlemiyor gibi görünür(ismiyle seslendiğiniz zaman cevap vermeme gibi)Dikkatini dağıtacak bir şey olmasa bile aklı başka yerde gibi görünür
    • Verilen yönergeleri takip etmez, okulda verilen görevleri ev ödevlerini, sıradan günlük sorumluluklarını tamamlayamaz(örneğin; işe başlar hızlı bir şekilde odağını kaybeder ve dikkati dağılır.
    • İşlerini ve etkinliklerini düzenlemekte zorlanır(Örneğin ardışık işlemleri yapmakta, düzenli olmakta zorluk çeker, düzensiz ve dağınık çalışır, zamanı doğru kullanamaz
    • Uzun süre zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınır, bu tip işlerden hoşlanmaz ve yapmak istemez(Örneğin; okulda verilen görevler ve ev ödevler, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde ise from doldurmak, uzun süren yazılara göz gezdirmek gibi)
    • Kendisi için gerekli olan nesneleri kaybeder(Örneğin; kalem, defter, kitab, gözlük, cüzdan, telefon, anahtar)
    • Dış uyaranlara dikkati kolay dağılır (Gençlerde ve yetişkinlerde ilgisiz düşüncelerde olabilir)
    • Günlük etkinlikleri unutma eğilimindedir (Getir götür işleri yaparken, günlük etkinlikler sırasında, yetişkin ve gençlerde, randevu saatine uymada, faturaları ödemede, telefon aramalarına cevap verme)

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesinin bulunması ve altı aydır devam etmesi gerekir

    • Kıpırdanır, oturduğu yerde kıvranır yada ellerini ayaklarını vurur.
    • Oturması beklenen yerlerde oturamaz oturduğu yerden kalkar(Sınıfta, iş yerinde durması gereken durumalrda yerinden kalkar)
    • Uygunsuz ortamlarda koşturur yada bir yere tırmanabilir(Yetişkin veya ergenlerde huzursuzluk hissetme şeklinde görülebilir)
    • Boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz yada sessiz bir şekilde oyun oynayamaz
    • Her an hareket halindedir yada kıçına motor takılmış gibidir
    • Çoğu zaman aşırı konuşur
    • Sırasını beklemekte zorlanır(oyunda yada yetişkinler için kuyrukta)
    • Başkalarının sözünü keser yada konuşmalarının arasına girer, sormadan izin almadan başkalarının eşyalarını kullanabilir

    Birkaç dikkatsizlik yada aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri iki yada daha çok ortamda olması gerekir(ev, okul, gezme, işyeri, akrabaların yanındayken yada bir etkinlik sırasında.

    Bu belirtiler çocuğun yada yetişkinin ev, okul ve toplumsal yaşayışını açık bir şekilde olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEHB’li Çocuğu Olan Veliler Genelde Aşağıdaki Söylemlerle Gelmektedirler

    • Yerinde bir türlü durmuyor gözümüz süreki üstünde çok hareketli
    • Sesleniyoruz ama cevap vermiyor hiç umursamıyor
    • Çok geveze hiç susmuyor sürekli sözümüzü kesip kendisi konuşmak istiyor
    • Çok aceleci hemen olmasını istiyor tezcanlı(aileler bunun mizaç özelliği olduğunu düşünebilmektedirler)
    • Maymun iştahlı hemen sıkılıyor(oyuncaklardan, oyundan, dersten)
    • Çok zeki aslında ama çalışmıyor
    • Aklı sürekli başka yerlerde
    • Dersi dinlerken aklı başka yerlere gidiyor
    • Ders çalışmayı hiç sevmiyor çabuk sıkılıyor
    • Bi işe hevesle başlıyor çabuk bırakıyor
    • Televizyon ve tabletle çok oynuyor kilitlenmiş gibi bakıyor
  • Müzik ve Psikoloji

    Müzik ve Psikoloji

    Boş ve karanlık bir sokakta yürüyen insanın duyduğu müziğin etkisiyle hissettiği korku seviyesinde azalma ya da artma olabilir. Genelde korku filmlerinde kullanılan müziklerin gerilimi arttırma konusundaki başarısı da bilinmektedir.

    Müzik beynin hangi bölümlerine etki eder ve hormonlarla ilişkisi nedir?
     

    Müzik, merkezi sinir sistemi ve beynin kabuğunda bulunan düşünme, konuşma, beden kontrolü ve öğrenme ile ilgili bölümleri uyarmaktadır ve bu alandaki gelişmelere destek sağlamaktadır. Örneğin, depresyon döneminde olan kişilerde müziğin beyni rahatlatıcı ve hormonal düzensizlikleri hafifletici etkisi olduğu bilinmektedir. Müziğin tarz ve türüne göre stres hormonlarını artışa ya da azalmaya sebep olacak güce de sahiptir. Buna ek olarak, müziğin psikolojik ve zihinsel hastalıklarda tedavi edici bir özelliği vardır.

    Müzik ve psikoloji ilişkisine bağlı araştırmalara örnek verebilir misiniz?

    Bununla ilgili yapılan bir deneyde iki ayrı grupta bulunan insanlara akvaryumda köpekbalığı izletilmiştir. Bu iki grupta köpekbalıklarını müziksiz olarak izlediklerinde hemen hemen aynı duyguyu hissetmişlerdir. Daha sonra gruplardan birine aynı akvaryum gerilim dolu bir müzikle izletilmiş, diğer gruba ise neşeli bir müzik eşliğinde izletilmiştir. İki grubun müziğin etkisiyle hissettikleri değişmiştir. Gerilim yüklü müzik dinleyen grup korku ile gerilirken, neşeli müzik dinleyen taraf köpekbalığını tıpkı bir balinayı izler gibi keyifle izlemişlerdir. Yine yapılan bir araştırmada, ameliyata girecek hastaların bir kısmına klasik müzik dinlettirilerek hastaların ağrıya verdiği tepki gözlenmiştir. Klasik müzik dinleyen hastaların ameliyattan önce ve sonra ağrı kesicilere daha az ihtiyaç duydukları belirlenmiş, araştırma sonucunda müziğin acıyı dindirici veya azaltıcı etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.

    Müzik aleti çalmanın insan psikolojisine ve beyine etkileri nelerdir?

    Herhangi bir melodi işitildiğinde beyindeki birçok bölge etkin hale geçer. Müzik aleti çalındığında ise bu etkinlik dereceği daha beliginleşir. Müzikle ilgilenen kişilerin işitsel yetenekleri yüksektir. Beyindeki kasların kontrolü ve hareketinde sorumlu olan bölgeler ile işitsel ve görsel bölümler uyum içinde olması müzik aleti çalabilmek için gerekli olan durumlardır.

    Araştırmalar müzisyenlerin beyinlerinin, müzikle ilgilenmeyenlerinkinden farklı olduğunu gösteriyor. Beyin görüntüleme yöntemleri kullanılarak yapılan araştırmalarda müzik eğitimi alan kişilerin beyinlerindeki gri madde hacminin müzikle ilgisi olmayan insanlarınkinden daha fazla olduğu anlaşıldı. (Gri madde beyinde kasların kontrolü, bilişsel etkinlikler, görsel ve işitsel algı, hafıza, düşünce oluşumu, otokontrol gibi işlevlerle ilişkili bir dokudur). Ayrıca bilim insanları erken yaşlardan itibaren müzikle ilgilenmenin kas ve hareket yeteneklerini geliştirdiğini, görsel-konumsal koordinasyonu sağladığını, odaklanmaya yardımcı olduğunu, depresyon ve kaygı durumlarını azalttığını ve duyguları kontrol etme imkânı verdiğini düşünüyor.

    Müziğin insan üzerindeki etkileri nelerdir?

    • Müzik stresi azaltır, rahatlatır.
    • Öfke seviyesinde azalmalara sebep olur.
    • Duyguları daha doğru ifade edebilmeye yardımcı olur.
    • Müzik dinlerken, beyne giden kan ve oksijen miktarında artış olduğu için, uyarıcı ve harekete geçirici etkisi var.
    • Belirli müzik türleri, huzur veren endorfin hormonunun salgılanmasını ve sakinliği arttırır.
    • Müzik kalp atışlarını ve metabolizmayı doğrudan etkiler. İdmanlarda tempolu ve ağır müziğin etkileri farklı sonuçlar doğurmuştur.
    • Müzik ilham verir, duyguları harekete geçirir ve yaratıcılığı artırır.
    • Etkili öğrenmenin temel unsuru olan beynin, sağ ve sol yarım kürelerinin denge içinde çalışmasını sağlar.
    • Kas gerilimini azaltır, beden hareketlerini ve koordinasyonu geliştirir.
    • Beynin, fiziksel dünyayı algılama, zihinde canlandırma ve nesneler arasındaki farklılıkları ayırt edebilme yeteneğini geliştirir.
  • Tik bozukluğu: tekrarlayan haraket bozukluğu

    ~~Tikler, normal davranışlara benzeyen, ani ve tekrarlayıcı hareket, davranış ve seslerdir. Tek bir tik nadiren bir saniyeden uzun sürebilir. Genellikle birkaç kez bazen peşpeşe görülebilir. Sıklıkları ve belirginlikleri değişkendir. Ertelenmeleri ve bastırılmaları geçici süreler için mümkündür. Tik öncesinde hissedilen kimi hisler tik sonrasında hafifler. Hareket tikleri anlık, yalın hareketlerden (göz kırpma, kaydırma gibi), daha karmaşık, görünüşte amaçlı davranışlara (“ayıp” el-kol haraketleri gibi) kadar bir değişkenlik gösterirler. Ses tikleri ise boğaz temizleme gibi sıradan bir davranıştan anlamlı sözcük, küfür ya da cümleler gibi bir yelpazede yer alabilir.
    Tik bozuklukları geçici veya kalıcı tik bozuklukları şeklinde görülür. Geçici tik bozuklukları daha çok çocukluk çağlarında görülür. Geçmeyen veya tedavi ile yardım edilmeyen durumlar daha çok kalıcı olmaktadır. Özellikle karmaşık tikler görülenlerde kalıcı olma ihtimali daha yüksektir. Kalıcı tik bozukluklarında daha çok tek bir tik yer alır. Sık olarak baş-boyun-yüz bölgelerinde görülür.
    Tikler istem dışı olmasına rağmen zaman zaman kontrol edilebilir. Özellikle sıkıntı verici durumlarda (sınav öncesi, stres verici yaşam olayları gibi) artabilir. Zaman zaman kendiliğinde tiklerin kaybolduğu da olabilir. Özellikle ateşli hastalıklar tikleri artırabilir. Ateşli hastalıklar tikleri ilk defa ortaya çıkarıcı bir neden olabilir.
    Tik bazı vakalarda ailesel olabilir. Anne, baba veya yakın akrabalarında tik hikayesi olabilir. Geçici tiklerin aile bireylerinde görüldüğü yaşlarda çıkma olasılığı vardır. Tüm tiklerin ortaya çıkış yaşları, tedavileri ve seyirleri bilinmesine rağmen neden olduğu (fizyopatolojisi) halen bilinmemektedir.

    Tedavi

    Tik bozuklukları daha çok stres verici olaylar ile çıktığından ve kontrol edilemediğinden özellikle kaygı giderici ilaçlar faydalı olmaktadır. Küçük çocuklarda görülen geçici tik bozukluklarında allerji ilacı olarak kullanılan bazı ilaçlar faydalı olabilir.
    Tikler istemsiz/istemdışı geliştiğinden etrafındakiler bu konuda uyarılmalıdır. Tikler “inadına” yapılan bir davranış olarak kabul edilmemelidir. Bu rahatsızlığın genetik bir nedenden çıktığını ve bu nedenle bu davranışların çıkabileceğini kabul etmek aileleri rahatlatır. Öğretmenlerin bu hastalık hakkında bilgilendirilmeleri çocuğun sınıfta yersiz tepkilerle karşılaşmasını önleyerek sınıftaki durumunu düzeltir.

    SIK GÖRÜLEN TİKLER VE SINIFLANDIRMA

    1-Basit Tikler (1-2 saniyeden kısa sürerler)

    a.Hareket Tikleri

    Göz kırpma, burnunu kıvırma, dudak yalama, ani kafa atımları, omuz silkme, parmaklarıyla oynama veya tıklatma, ayaklarını sallama, vurma, sekme, ayak bileğinden germe

    b.Basit Ses Tikleri

    Öksürme, burun çekme, boğaz temizleme, ıslık çalma, hayvan veya kuş sesleri

    2-Karmaşık Tikler (Daha karmaşık “anlamlı” ve 2 saniyeden uzun sürelidir)

    a.Karmaşık Hareket Tikleri

    El veya yüzün “anlamlı” hareketleri veya yavaş bir baş hareketi, “şaşırmış” ya da “anlamamış” gibi bakma, eşyalara veya insanlara dokunma, parmaklarıyla “sayı sayar gibi” yapma, “bir ileri iki geri” adımlama, çömelme, eğilme ve bükülme hareketleri

    b.Karmaşık Ses Tikleri

    Heceler veya kelimeler söyleme, küfürlü veya kötü sesler tekrarlama, kelime tekrarları, karşıdan yapılan hareketleri tekrar etme

  • Hipotonik (gevşek) bebek

    Hipotonik (gevşek) bebek

    Bebeğinizde aşağıdaki bulgular varsa mutlaka bir Çocuk Nöroloji Doktoru tarafından değerlendirilmelidir

    Anormal postür: Hipotonik (Gevşek) bir bebekte istirahattayken doğal hareketleri azalmıştır. Bu bebekler bacakların dışa döndüğü ve orta hattan uzaklaştığı (kurbağa bacağı pozisyonu da isimlendirilen) bir pozisyonda yatarlar. Kollar vücudun her iki yanında gevşek olarak durur ya da dirsekten bükülmüşken başın her iki yanında yerleşmiş olabilir

    Pasif hareketlere karşı direncin azalması: Hipotonik (gevşek) bebeklerde kol ve bacaklarda eklem hareketlerinin olmadığı, bebeğin çekişe karşı direnç göstermediği ve oturur duruma gelmediği ya da oturabilse bile başının hemen düştüğü görülür. Hipotonik (gevşek) bebekler koltuk altlarından tutulup kaldırıldıklarında tutan kişinin ellerinin arasından kayar ve başı öne doğru düşer

    Eklemlerde artmış hareket serbestliği: Hipotonik (gevşek) bebeklerde kolları bileklerinden sallandığında ellerinin normalden daha geniş bir amplitüdde hareket ettiği görülür. Bebeğin ayağı vücut orta hattını rahatlıkla geçer ve çenesine ulaşabilir.

  • DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

    DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

    Çocukluk çağının en sık görülen rahatsızlıklarından olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son derece önemli akademik, sosyal ve psikiyatrik sorunlara yol açabilen psikiyatrik bir rahatsızlıktır.

    Bir kişide DEHB’ten sözedebilmek için, dikkatin kolayca dağılması, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik (aklına geleni hemen yapma, sonucunu düşünmeden hareket etme) gibi 3 temel alandan belirtilerin bulunması ve bu belirtilerin, kişinin yaşamında en az bir alanı olumsuz etkileyecek boyutta olması beklenir.

    Ailelerin en sık dile getirdikleri yakınmalar şöyledir; “bizi duymuyor, söylediklerimizi yapmıyor ya da defalarca söyledikten, bağırdıktan sonra yapıyor, günlük basit işlerini yapamıyor, çok ısrarcı dediğini yaptırana kadar uğraşıyor”

    Öğretmenleri ise bu çocukları “çok hareketli, uzun süre bir yerde oturamaz, sınıfta çevresiyle fazla ilgili, dersi dinlemiyor, sık sık yerinden kalkıyor, izin almadan konuşuyor, kurallara uymuyor, düşünmeden hareket ediyor” gibi cümlelerle tanımlarlar.

    DEHB sadece bu belirtilerle sınırlı basit bir sorun değildir. DEHB’i olan bir çocuk, çevresinden devamlı uyarı ve eleştiri alan, istenmeme, dışlanma ve hayal kırıklıkları nedeniyle özgüveni sarsılmaya aday bir çocuktur.

    DEHB’NİN TEMEL BELİRTİLERİ NELERDİR

    1. Dikkat Eksikliği

    Dikkatsüresinin ve yoğunluğunun, kişinin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır. Dikkatin belirli bir noktaya toplanamaması ve kolayca dağılması, dağınıklık, unutkanlık, eşyalarını kaybetme, dikkatsizce hatalar yapma gibi belirtilerle kendini gösterir

    Dikkat eksikliği olan çocukların ilgilerini gerçekten çeken konularda ya da etkinliklerde dikkatlerini uzun süre sürdürebiliyor olmaları, anne babaların çocuğun dikkatinden bir sorun olmadığını düşünmesine neden olur ancak bu dikkat eksikliği tanısını dışlayan bir durum değildir.

    2.Hiperaktivite:

    Aşırı hareketlilik, bireyin yaşına ve gelişimine uygun olmayacak bir biçimde hareketli olmasıdır. Uzun süre yerinde oturamama, otururken elinin ayağının kıpır kıpır olması, çoğu zaman hareket halinde olma, çok konuşma gibi belirtilerle kendini gösterir.

    3.Dürtüsellik

    Genel olarak bireyin davranışlarını kontrol edebilmesinde sorun olmasıdır. Bu kişiler bir şeyi yapmadan önce olası sonuçları düşünmeden hareket ederler. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, düşündüğünü hemen yapma, aklına geleni geldiği anda söyleme, sırasını beklemekte güçlük çekme gibi belirtilerle kendini gösterir.

    DEHB’NİN FARKLI TİPLERİ VAR MIDIR?

    DEHB tanısı alan çocukların pek çok benzer özellikleri olsa da hepsi birbirinden farklıdır. DEHB’nin üç temel belirtisi olan dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik her çocukta farklı oranlarda ve şiddetle görülür.

    Temel belirtilerin dağılımına göre üç farklı DEHB tipi vardır;

    1. Birleşik tip

    2. Dikkat eksikliği önde olan tip

    3. Aşırı hareketliliği önde olan tip

    DEHB OLAN ÇOCUKLARDA BAŞKA NE TÜR SORUNLAR GÖRÜLEBİLİR?

    • Günlük rutin işleri öğrenmede gecikme yaşayabilirler

    Yapması gereken her işi biz hatırlatırız”

    “Biz söylemeden asla harekete geçmez”

    • Sosyal olgunlukta gecikme yaşayabilirler.

    “Kocaman çocuk oldu halen oyuncaklarla oynuyor, çizgi film izliyor”

    “Hiç büyümeyecek mi?”

    • Dağınıklık, düzensizlik en sık görülen belirtilerden biridir.

    “Odası darmadağınıktır”

    “Sürekli bir şeylerini kaybeder”

    “Üstü başı dağınıktir”

    “Defterleri çok düzensiz”

    “Sırasının üstü karmakarışık, yanına kimseyi oturtamıyorum”

    • Duygusal aşırı duyarlılık; hemen her çeşit uyarana karşı aşırı duyarlılık gösterebilirler.

    Kıyafetlerinin iç dikişlerinden bile rahatsız olur”

    “Beğenmediği, rahatsız olduğu giysiyi bir daha giymez”

    “Yemeğin önce görüntüsüne, kokusuna bakar, beğenmezse asla tadına bakmaz

    • Çok değişkendirler.

    “Bir anı bir anına uymuyor”

    “Çok keyifliyken birden öfkeleniyor”

    “Başarısı çok değişken, aynı dersin sınavlarında bile bir iyi, bir kötü not alıyor”

    “Ne zaman ne yapacağı belli olmaz”

    • Motor becerilerde sorunlar ve koordinasyon güçlükleri yaşayabilirler.

    “Çok sakar”

    “Yürürken kapılara, eşyalara çarpar”

    “Koşarken ayakları birbirine dolanıyor”

    “Yemek yerken o kadar döküp saçıyor ki birlikte yemek yiyemez olduk”

    “O kadar çok düşer ve yaralanır ki üzerinde yara izi olmayan yer kalmadı”

    “Ayakkabı bağlamayı öğrenemiyor”

    “Kalem tutması çok farklı”

    Yazısı o kadar çirkin ki kendisi bile okuyamıyor”

    • Unutkanlık çok sık rastlanan sorunlardandır.

    “Bazı şeyleri çok iyi hatırlıyor ama bir dakika önce söyleneni hatırlamıyor”

    “Bir şey yapmasını söylüyorum, başka bir şey yapıyor”

    “Mutfağa gittiğinde ne alacağını unutmuş oluyor”

    “Akşam öğrettiklerimi sabaha unutuyor”

    “Eşyalarını nereye koyduğunu hatırlamıyor

    • Saldırgan davranışlar görülebilir

    “Sinirlendiğinde gözü bir şey görmez”

    “Sık sık arkadaşlarıyla kavga ediyor”

    “Eşyalara zarar veriyor”

    DEHB’nin ORTAYA ÇIKIŞ NEDENLERİ NELERDİR?

    Yakın zamandaki araştırmalar beynin kimyasal yapısındaki sorunların üzerinde durmaktadır. Beyinde mesaj iletimini sağlayan dopamin, serotonin, noradrenalin gibi maddelerle ilgili sorunlar olduğu bilinmektedir. Bu sorunların sebepleri tam olarak tanımlanmış olmasa da 2 grup risk faktörü tanımlanmıştır.

    1. Genetik Etmenler

    DEHB olan çocukların aile üyelerinden en az birinde benzer belirtiler olduğunu görürüz.

    Anne babalarında benzer sorunlar olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat, kardeşlerinde benzer sorunlar olma oranı normal çocuklara oranla 2-3 kat fazladır.

    1. Çevresel Etmenler

    Tek başına direk olarak DEHB’ye neden olmaktan çok, yatkın olan bireylerde DEHB ortaya çıkma riskini arttırırlar.

    Annenin gebelikte sigara,alkol kullanımı, fazla stres yaşaması, kötü beslenmesi, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, doğum komplikasyonları ve doğum sonrası bazı hastalıklar gibi çevresel nedenler tanımlanmıştır.

    DEHB TANISI NASIL KONUR?

    • Aile ve çocukla psikiyatrik görüşme yapılır.

    • Aileye bazı ölçekler doldurtulur.

    • Çocuğun psikiyatrik muayenesi yapılır.

    • Çocuğa bazı testler (zekanın, sözel ve sayısal öğrenmenin, işitsel ve görsel dikkat alanlarının değerlendirildiği testler) uygulanır.

    • Okuldan, öğretmenlerinden bilgi alınır, ölçekler doldurtulur.

    DEHB, bütün bu alanlardan gelen verilerin hekim tarafından değerlendirilmesi ile konan klinik bir tanıdır. Hekim tarafından gerek görülüyorsa ayırıcı tanının yapılabilmesi için, labaratuar tetkikleri ve görüntüleme yöntemlerinden de faydalanılabilir.

    DEHB NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Tedavi hedefleri;

    • DEHB belirtilerini kontrol altına almak,

    • Yıpranmış olan aile, okul, arkadaşlık ilişkilerini tamir etmek,

    • Bireye yaşına uygun olan kendini yönetebilme becerilerini kazandırmak,

    • Yaşam kalitesini yükseltmektir.

    DEHB belirtilerinin kontrol altına alınmasında ilaçlar büyük ölçüde etkilidirler. İlaç tedavisine başlandıktan sonra en geç 2-3 ay içinde belirtilerde % 70-90 düzelme görülür.

    DEHB belirtileri kontrol altına alındıktan sonra diğer tedavi hedeflerine ulaşmak için psikososyal tedaviler gereklidir.