Etiket: Hamile

  • Hamileler Ne Yememeli?

    Hamileler Ne Yememeli?

    Hamileler Ne Yememeli?

    TAZE PEYNİRLER VE PASTÖRİZE EDİLMEMİŞ SÜT : Pastörize edilmemiş süt ve onunla hazırlanan yumuşak peynirler, sizin ve bebeğinizin hayatını tehdit eden listeria ve brucella bakterileri barındırabilir.

    ÇİĞ -AZ PİŞMİŞ ET: Çiğ veya az pişmiş et, toksoplazma ve diğer bakterileri barındırabilir. Dışarıda yemek pişirirken etinizin sıcak ve iyice pişirilmiş olduğundan emin olun. Etli çiğköfte yemekten kaçının.

    TAZE SIKILMIŞ MEYVE SULARI: Restoranlar ve meyve suyu barlarındaki taze sıkılmış meyve suyu pastörize edmemiştir, salmonella ve E. coli de dahil olmak üzere zararlı bakteriler içerebilir. Hamile kadınlar pastörize kutu- şişe meyve suyu tercih etmelidirler. En iyisi evde kendiniz sıkmanız.

    ŞUŞİ: Deniz ürünleri büyük bir protein kaynağı olmasına rağmen, çiğ deniz ürünleri zararlı parazitler ve bakterilerin kaynağı olabilir. FDA (Food Drug Associaton) hamile kadınların sadece pişmiş balık ve diğer deniz ürünlerini yemelerini öneriyor.

    ÇİĞ- AZ PİŞMİŞ YUMURTA: Az pişmiş yumurta hamilelikte salmonella denilen bakteriler yoluyla çeşitli bağırsak enfeksiyonlarına sebebiyet verir. Bu tür bakteriler ishalle sonuçlanan rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Pişmemiş kek- kurabiye hamuru da aynı şekilde risklidir.

    CİVA İÇEREN BALIKLAR: Balık sizin ve bebeğiniz için sağlıklı ve gereklidir fakat yediğiniz balıkla ilgili akıllı seçimler yapın. Kılıçbalığı, balina balığı, kral uskumru ve köpek balığı yüksek seviyelerde civa içerir. . Bu metal bebeğiniz için zararlı olabilir. Haftada 350 gr kadar deniz mahsulünü güvenle yiyebilirsiniz. Civa az olan balıkları tercih edin: sardalya, beyaz balık, alabalık, uskumru, yayın balığı, somon balığı, morina balığı ve konserve hafif orkinos. Ton balığı (beyaz) ton balığı sever iseniz, haftada 170 gram ile sınırlayın. Hamileyken balık yağı veya başka takviyeleri almadan önce doktorunuza danışın.

    ŞARKÜTERİ ETLERİ: Birçok gıda kaynaklı mikroptan farklı olarak, listeria buzdolabınızın içindeki sıcaklıklarda gelişebilir. Bu nedenle, hamile kaldığınızda bozulabilir, yemeye hazır salam ve sosis gibi etlerden kaçınmalısınız. Bu gıdaları, sıcak buharda pişinceye kadar ısıtarak ve hemen yiyerek güvenli hale getirebilirsiniz.

    YIKANMAMIŞ SEBZE- MEYVE: Sebze ve meyveleri akan suyun altında iyice duruladığınızdan emin olun. Toksoplasma adı verilen bir parazit, yıkanmamış meyve ve sebzelerde yaşayabilir ve toksoplazmozis adı verilen, bebeğiniz için çok tehlikeli olabilen bir hastalığa neden olur. Ürünü yıkamak için sabun kullanmayın. Bunun yerine, yüzeyi küçük bir sebze fırçasıyla fırçalayabilirsiniz. Çürük bölgelerini kesin, çünkü bunlar bakteri barınabilir.

    TÜTSÜLENMİŞ DENİZ ÜRÜNLERİ: çiğ şarküteri etleri gibi soğutulmuş füme deniz ürünleri de listeriaya karşı savunmasızdır. Buna füme somonun yanı sıra, tütsülenmiş alabalık, beyaz balık, morina, ton balığı ve uskumru da dahildir.

    ÇİĞ DENİZ KABUKLULARI: Çiğ kabuklu deniz hayvanları, deniz ürünlerinin başlıca hastalık nedenlerinden biridir. Bu ürünler pişirilmiş deniz ürünlerinde genellikle bulunmayan parazitler ve bakterileri içerir. Kabuklu deniz hayvanlarını iyice pişirildiği sürece gebelik sırasında yemek güvenlidir. Kabuklar açılana kadar istiridye ve midye pişirilmelidir. Yine de yüksek civa içeriğinden dolayı gebelikte midye yemek önerilmez.

    AÇIK BÜFE YEMEKLER: Gıdalar çok uzun süredir dışarıdaysa endişe nedeni olabilir. 2 saatlik kuralları uygulayın: Oda sıcaklığında 2 saatten daha uzun süre bekletilmiş yemekleri yemeyin. Sıcaklıklar 32 derece üzerinde olduğunda bu süre 1 saat olmalıdır.

    KAFEİN: Yapılan çalışmalar gebelik sırasında ılımlı miktarda kafeinin güvenli olduğunu göstermektedir. Ancak yüksek miktarda kafeinin düşük olasılığını arttırıp arttırmayacağı konusu hala açık değil. Önerilen, hamilelerin kafeini günde 200 mg ( 350 ml kahve) ile sınırlaması. Ancak unutmayın ki, kafein ayrıca kola, çay, çikolata ve birçok enerji içeceğinde bulunur.

    ALKOL: Hamilelik döneminde ağır içmenin ciddi doğum kusurlarına neden olabileceğini zaten biliniyor. Bilmediğiniz şey, az miktarda alkolün bile zararlı olabileceğidir. Hamilelik sırasında hangi içki miktarının güvenli olduğu tespit edilmediğinden, alkol içeren hiçbir ürünü tüketmemek en iyisi.

    KAYNAK: WebMD 

  • Gebe Kalmayı Kolaylaştıran 10 Püf Nokta

    Gebe Kalmayı Kolaylaştıran 10 Püf Nokta

    Hamile kalmayı planlayan çiftlerin dikkat etmesi gereken unsurlar nelerdir? Hamileliği kolaylaştırailecek faktörler ve bir süre denemelerine rağmen neden çocuk sahibi edinmeyen çiftlerin merak ettikleri soruların temeli bu şekildedir. Öncelikle düzenli ve korumasız olarak ilişkiye girildiği halde 1 sene içerisinde beklenen hamilelik gerçekleşmemişse çok büyük ölçüde çiftlerden birisinde kısırlık bulunmaktadır. Bu durumda çiftlerin doktora başvurmaları ve kısırlık tedavisi olmaları gerekmektedir. Bunun dışında kadın yaşına bağlı olarak hamile kalınamaması ile karşı karşıya kalınabilir. Çünkü 35 yaş üstü kadınlarda östrojen hormonundaki azalmaya bağlı olark doğurganlık azalmaktadır. Hamile kalmak için kadınların en ideal yaş aralığı 20 ile 30 yaştır. Bu dönem kadınların en çok doğurganlık içerisinde oldukları dönemdir.

    Gebe kalmayı kolaylaştırmanın 10 püf noktası
    Yumurtlama döneminde ilişkiye girin
    Kadınlarda hamilelik durumu, erkekteki spermin kadın yumurtalıklarındaki yumurtalar ile birleşip döllenmesi ile gerçekleşmektedir. Ancak spermin yumurtalıklara girip döllenmesi ve ardından rahme tutunması kolay bir durum değildir. Bunun için özellikle kadınların iki adet dönemi arasında doğurganlık ve cinsel isteklerinin arttığı dönemde çiftlerin ilişkiye girmeleri çok önemlidir. Kadının son adet gününden geçen 11. ve 16. günler arasındaki süreç, doğurganlık oranının zirve yaptığı dönemlerdir.  Bu dönemde çiftlerin bulunabilecekleri ilişki gebelik için olumlu sonuçlar verecektir. Ayrıca haftada iki ya da üç kez ilişkide bulunulması tavsiye edilmektedir. Ancak her kadındaki yumurtlama dönemi farklılık gösterebileceğinden, tıp kadınlar için kolaylaştırı imkanlarda sunabilmekte. Yumurtlama gününün hesaplanabilmesi için evlerde yapılabilecek yumurtlama (ovulasyon) testlerini de kullanabilirsiniz.

    Düzenli olarak cinsel ilişkiye girin
    Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin haftada en az iki ya da üç kez düzenli olarak cinsel ilişkide bulunması hamilelik şanslarını yüksek ölçüde arttıracaktır. Her gün birden fazla ilişkide bulunulması hamilelik şansını daha fazla arttırmayacaktır. Çünkü spermin rahimle buluştuktan sonra orada üç gün kadar yaşayabilmektedir. Bu yüzden çiflterin haftada 2 ya da 3 kez cinsel ilişkide bulunmaları daha yararlıdır. Böylelikle erkekteki sperm miktarında da azalma olmaz. Her gün ilişkiye giren ve boşalma yaşayan erkeğin sperminde ve sperm üretiminde ciddi oranda azalma yaşanabilir. Bunun yerine gün aşıra yaşanan cinsel birleşmede erkeğin spermleri birikeceği için daha verimli ve kaliteli olacak bu durumda hamile kalınmasını daha da kolaylaştıracaktır.

    İlişiki esnasında doğru boşalmanın önemi
    Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin ilişki esnasında dikkat etmesi gereken noktalardan birisi de birleşme esnasında erkeğin yaşadığı boşalma anıdır. Erkek ilişki esnasında boşalmaya başladığında vajinanın tamamen içine boşalması ve penisini hemen dışarı çıkarmaması gerekmektedir. Böylelikle sperminin tamanını kadının yumurtalıkları ile buluşturma şansını yakalayabilir. Kadının da ilişki sonrasında 15 dakika kadar ayağa kalkmadan sırt üstü yatması önerilmektedir. Hemen kalkılması durumunda spermlerin dışarı akmasına neden olabilir ve bu da beklenen gebeliği engelleyebilir. Kadın sırt üstü yattığı sırada bir miktar spermin dışarı çıktığı görülebilir. Bu normal bir durumur, içeride kalan spermler hamilelik için yeterli olabilecektir.
    Hamilelik çalışmalarının yürütüldüğü dönemde sigara ve alkolden uzak durulmalıdır
    Sigara içmek ve aşırı alkolün tüketilmesi erkek spermlerinde ciddi oranda azalma meydana getirebilmektedir. Erkek sperminin azalması durumunda, spermeler yumurtalıkla buluşsa bile yetersiz sperm miktarından dolayı rahime tutunamayabilirler. Bu durumda hamilelik şansı çok büyük ölçüde azaltmaktadır. Bu yüzden çiftlerin hamilelik çalışmalarını yürüttükleri dönemde sigara ve alkolden özellikle uzak durmaları gerekmektedir.

    Stresten uzak durun
    İki ya da üç birleşme sonucu hamilelik hemen gerçekleşmeyebilir. Bu durumda çiftlerde sıkıntı yaratabilmektedir. Çiftlerin bu dönemde yaşadıkları kaygıların sebeplerinin nedeni stres olmalarıdır. Stres hamileliği olumsuz yönde etkileyen çevresel faktörlerdendir. Çiftler ilk denemelerinde beklenen gebelik sağlnamamışsa hemen umutsuzluğa kapılmamalıdırlar. Hamilelik çalışmalarına devam etmeleri ve kendilerini stresten korumaları gerekmektedir.

    Doğru ilaç kullanımı
    Bu dönemde çiftler kullandıkları ilaçlara dikkat etmeleri gerekmektedir. Çünkü kadın ya da erkeğin kullandığı ilaçlar çiftlerin çocuk sahibi olmalarını engeleyebilir. Örneğin anne adayının kullandığı bir ilaç yüzünden yumurtlama işleme gerçeklemeyebilir. Aynı şekilde erkek bireyin kullandığı ilaç iktidarsızlık, erken boşalma ya da sperms sayısında azalmaya neden olabilir. Bu dönemde kullanılan tüm ilaçların kadın doğum uzmanı bir doktoruna gösterilip, ilaç kullanımının kesilip kesilmeyeceğine karar verilmesi önemlidir.

    Kafeini azaltın
    Kafeinli ürünlerin özellikle de kahvenin direkt olarak hormonlara etkisi olabildiği için çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bir süre uzak kalması gereken ürünlerdendir. Bu yüzden çiftlerin bir süre kafein içeren içeceklerden kendilerini uzak tutmaları gerekmektedir.

    Doktor gözetiminde olun
    Birden fazla kez ilişkide bulunulmasına rağmen çiftler çocuk sahibi olamadılar ise ortada hemen korkulacak ya da umutsuzluğa neden olacak bir durum yoktur. Böyle durumlarda uzman bir kadın doğum uzmanına başvurulabilir. Çünkü erkek de ya da kadında medikal bir hastalık olabilir bu durumda doktor tedavisi ile mümkündür. Ayrıca doktorunuzda alacağınız tavsiye de hamilelik yolunda çiftlere önemli avantajlar sağlayacaktır.

    Beslenmenize dikkat edin
    Eğer ki anne adayı hamile kalmak istediği dönemde diyet yapıyorsa derhal diyetini bırakmalıdır. Çünkü kadın vücuduna giren kalori alımı düştüğü zaman üreme hormonlarında da aynı oradan düşüş yaşanmaktadır. Ancak bu demek oluyor ki aşırı kalori alın ve üreme hormonlarınız artış göstersin. Bu da yanlış bir kanıdır. Hamile kalınmak istenilen dönemde doğru ve dengeli beslenme yeterlidir. Özellikle A ve D vitamini içeren yiyeceklerin yenmesi özellikle tavsiye edilmektedir.

    Ağrı kesici kullanımına dikkat edin
    Ağrı kesiciler hem doktor önerisi hem de reçetesiz alınabildikeri için ulaşımı çok kolay ilaçlardandır. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin dikkat etmesi gereken bir diğer unsur ise, bireylerin istedikleri zaman ağrı kesici kullanmalarıdır. Örneğin kadının yumurtlama dönemi kullanacağı ağrı kesici kadındaki üreme hormonlarına olumsuz yönde etki edebilmektedir. Ağrı kesici kullanımının bu dönemde dikkat edilmesi çok önemlidir. Kullanılması çok gereksinim duyulur ise muhakkak doktora danışılarak kullanılması önerilmektedir.

  • Gebelikte deri değişiklikleri

    Gebelikte deri değişiklikleri

    Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.

    Saç ve tırnak değişiklikleri

    Saç değişiklikleri; Anagen evre dediğimiz saçların gelişip olgunlaştığı evre gebelikte daha uzun olduğu için, saçlar hamilelik esnasında genellikle gürleşir ve saç kalitesi artar. Ancak doğumdan 1-2 ay sonra saç dinlenme fazına (telojen dönem) girer ve saç dökülmesi baslar. Dökülme dönemi doğumdan sonraki 8-15 aya kadar devam edebilir. Ayrıca birçok kadında yüz, koltuk altı ve bacak tüylerinde koyulaşma olur.

    Tırnak değişiklikleri; tırnakta yumuşama, kolay kırılma tırnağın boşalması ve tırnak batıkları seklinde görülebilir. Özellikle ayakta ödem olması nedeniyle hamileliğin son aylarında ve doğum sonrasında batık tırnak olasılığı artar.

    Deride renk değişiklikleri

    Özellikle yüz bölgesinde yanak, alın veya dudak üstünde düzensiz sınırlı kahverengi lekeler oluşabilir. Bu lekeler melazma olarak adlandırılır. Hamile kadınların neredeyse yarısında görülebilir. Özellikle koyu tenli kişilerde daha sıktır. Güneşten uygun şekilde korunmama deride lekelenmeyi artırır. Genellikle hamilelik lekeleri doğum sonrası kaybolur veya hafifler. Ancak bazen kalıcı da olabilir.

    Hamilelerde göğüs uçları, koltuk altları, genital bölge, uyluk iç yan yüzü ve karın bölgesinin deri rengi koyulaşabilir. Çok sık görülen bu değişiklik tıp dilinde hiperpigmentasyon olarak adlandırılır. Yüksek miktarda östrojen, progesteron ve MSH hormonları bu deri koyuluğunun sebebidir. Özellikle MSH adlı hormon, derinin pigment üreten melanosit adı verilen hücrelerinin daha fazla melanin denilen maddeyi salgılamasını sağlayarak bu etkiyi yapar. Derideki benlerde ve çillerde artış ve renklerinde koyulaşma gözlemlenebilir. Boyun ve koltuk altında et benlerinde büyüme sayısal artış olabilir.

    Ter bezi ve yağ bezi değişiklikleri

    Hamilelerde vücutta ter salgılanması artar. Ancak tersine avuç içi terlemesi azalır. Tiroid aktivitesi artması ter salgılanmasını artırmaktadır. Bu yüzden hamilelerde aşırı terleme ve isilik (ter bezi tıkanıklığı ) şikayeti olabilir. Yağ salgılanması azalması nedeniyle halk arasında köpek memesi adı verilen büklüm yerlerinin iltihaplanması ile seyreden hidradenitis suppürativa gibi hastalıklar hafifleyebilir. Akne yani sivilce şikayeti hamilelerde değişkenlik gösterir. Bazı kişilerde sivilce şikayeti artarken bazılarında ise azalır.

    Sitria distensea (deri çatlağı)

    En sık görülen değişikliklerden biri deri çatlaklarıdır. Tıp dilinde stria distensa veya stria gravidarum olarak adlandırılır. Deri çatlakları hamile kadınların %90’ında görülebilir. Hamileliğin altıncı veya yedinci ayında ortaya çıkar. Kırmızı veya pembe rengi çizgisel çökük izler şeklindedir. Kaşıntı ve yanma şikayeti olabilir. Doğumdan sonra deri çatlaklarının rengi beyazlaşır. Deri çatlağı sırasıyla en sık karın, göğüs ve uylukta görülür. Deride çatlak oluşma nedenleri çeşitlidir. Genetik eğilim mevcuttur. Annesinde deri çatlağı olan birinde deri çatlağı ihtimali daha yüksektir. Ayrıca östrojen, ACTH adlı hormonlar ve derinin gerilmesi de deri çatlağı sebeplerindendir.

    Kan damarı değişiklikleri
    Gebelik süresince damarsal lezyonlar çoğalır. Spider anjiom olarak adlandırılan küçük kılcal damarlar hamileliğin ikinci ile beşinci ayında ortaya çıkar. En sık yüz ve avuç içinde görülür. Doğumdan sonra kılcal damarların %75’i geriler. Östrojen artısı spider anjiom en önemli nedenidir. Avuç içlerinin kırmızı renk alması palmar eritem olarak adlandırılır. Beyaz ırkın üçte ikisinde siyahların üçte birinde görülür. Avuç içindeki bu kızarıklık hamileliğin ilk ayında baslar doğumdan bir hafta sonra geriler. Her iki durumda da güneşten korunmaya dikkat edilmeli, güneş koruyucu ajan kullanılmalıdır.

    Varisler

    Hamilelerin %40’ında varis oluşabilir. Genetik yatkınlık önemli bir faktördür. Ayrıca hormonlara bağlı damar değişikleri ve bebeğin kan damarlarına yaptığı basınç varis oluşumuna zemin hazırlar. Hamilelik döneminde bacaklarda kılcal damar artısı görülür. Hamilelerde aynı mekanizma ile damarların genişlemesi sonucunda hemoroid oluşumuna yol açabilir.Hamilelerde şişkinlik (ödem) şikayeti olabilir. Ödem bacaklarda, yüz ve ellerde görülebilir. Hamilelerde vurma çarpma olmaksızın bacaklarda mor lekeler oluşabilir. Bütün bunların nedeni hormonların damar duvarında yaptığı değişikliklerdir. Ayrıca yüzde kızarıklık, sıcak-soğuk, basmaları ve ürtiker (kurdeşen) gibi şikayetler görülebilir.

  • Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlık

    Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlık

    Hamilelik, kadının hayatındaki en özel dönemlerden birisidir. Çok güzel duyguların, heyecanların hissedildiği, hayallerin kurulduğu, planların ve hazırlıkların yapıldığı bir dönem olmasının yanında; anne adayında hem fiziksel hem psikolojik değişikliklerin yaşandığı, huzursuzluk, sinirlilik, alınganlık, özellikle kaygıların yeşerdiği bir dönemdir. Şimdi bu dönemi birlikte anlamaya çalışalım.

    Anne ile bebek arasındaki ilişki, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği anda başlar. Bu nedenle anne adayının hamilelik sürecini nasıl geçirdiği, bebeğini dünyaya getirdiği andan itibaren onunla kuracağı ilişkiyi etkilemesi açısından önemlidir. Annelik duygusunun hissedilmeye başlandığı bu dönem; sosyal ve duygusal alanlarda çeşitli değişimlerin olduğu, aynı zamanda fiziksel görünüm, benlik algısı, sosyal roller gibi alanlarda meydana gelecek değişimler sebebiyle kaygı uyandıran bir dönem de olabiliyor.

    Anne adayı hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren hem sürecin heyecanıyla kendini mutlu hissederken, diğer taraftan da sürecin belirsizliğine dair kaygı duyabilir. “Hamilelik nasıl geçecek”, “Sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilecek miyim?”, “Nasıl bir anne olacağım?”, “Çocuğumun bakımını tek başıma yapabilir miyim?” gibi sorular hamilelik dönemi boyunca anne adaylarının zihinlerini meşgul edebilir. “İyi anne olabilecek miyim?” sorusunun yarattığı kaygı, beraberinde hata yapmaya dair korku ve suçluluk duyguları doğurabilir.

    Anne adayının bu duygusal karışıklık içerisindeyken; eşinden, anne-babasından, diğer akrabalarından ve arkadaşlarından gördüğü destek, onun baş etme becerilerini kuvvetlendirecek ve hamilelik dönemini daha mutlu ve huzurlu geçirmesini sağlayacaktır.

    Hamilelikteki Değişimler

    Hamilelik döneminde anne adayları fiziksel ve duygusal bir takım değişimler yaşayabilirler. Bedenlerinde ve ruhsal dünyalarında meydana gelecek bu değişimlerin neler olabileceğini önceden biliyor olmaları bunlarla baş etmelerinde kolaylık sağlayacaktır.

    Hamilelik sürecini üç ayrı dönemde inceleyebiliriz.

    Hamileliğin ilk döneminde mide bulantıları, yemek yiyememe, midede hazımsızlık, baş ağrıları, uyku sorunları, depresyon yaşanabilir. Aynı zamanda anne adayları, hamilelik döneminde bir takım ruhsal değişimler de yaşayabilirler. Nedensiz ağlamalar, gerginlik, yoğun kaygı ve kırılganlık bunlardan bazılarıdır.

    İkinci dönemin en heyecanlı bekleyişi cinsiyetin öğrenilmesidir ve cinsiyet belli olduktan hemen sonra bebeğin ilk hediyesini, pembe ya da mavi patikleri, almak sembolik olur. Ayrıca bebeğe isim düşünmek için de en uygun zamanlar bu haftalardır.

    İkinci dönem ayrıca bazı genetik testlerin yapıldığı bir dönemdir. Anne adayı bebeğinde bir sorun olup olmadığına dair kaygılar yaşar.

    Üçüncü dönem olan son üç aylık dönemde; anne adayının karnı belirginleşmiştir, hareketi azalmıştır, kilo sorunları, doğum korkusu yaşayabilir. Vücut şeklinin değişmesiyle birlikte kişi önceden rahatlıkla yaptığı hareketlerde zorluklar yaşayabilir. Cilt yapısında değişimler meydana gelebilir. Solunum, sindirim ve dolaşım sistemlerinde farklılıklar oluşacaktır. Ayaklarda, bacaklarda ve kollarda şişmeler görülebilir. Tüm bunlar uyku ve beslenme gibi temel yaşamsal aktivitelerde düzensizlikler meydana getirebilir.

    Anne adayı her aşamada eşten ve etrafındaki insanlardan desteğe ihtiyaç duyar.

    Hamilelik sürecinde; çiftlerin bebekle ilgili beklentileri, bebek geldiğinde değişecek olan hayatlarıyla, edinecekleri yeni rol tanımlarıyla, işbölümü ve sorumluluklarla ilgili yapılması gereken gerçekçi konuşmalar genellikle atlanır. Eşlerin çocuklarını yetiştirme yöntemleri, vermek istedikleri değer yargıları nelerdir? Neden çocuk sahibi olmak istemişlerdir? İşte bu ve buna benzer soruların cevapları arasındaki farklılıklar, hamilelik sırasında ve bebek doğduktan sonra ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilir.

    “Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlanma Danışmanlığı Hizmetleri”ni böyle bir zamanda size destek olabilmek için buradayız.

    Hamilelik Dönemi için Öneriler

    Hamilelik haberi alındığı tarihten başlayarak günlük tutmak hem bebek hem de anne için değerli bir anı olacaktır. Hatta bu günlüğe baba adayının da bir şeyler yazmasını istemek iyi bir fikirdir. Yazmadığınızda, sonradan pişmanlık duyabiliyorsunuz☺

    Eşinizden, ailenizden ve sosyal çevrenizden destek isteyin. Bu dönemde anne adaylarının duygusal iniş çıkışlar yaşaması ve kendilerini zaman zaman yorgun, çaresiz ve endişeli hissetmeleri doğaldır. Böyle anlarda yakın çevrenizden destek görmeniz, sizin bu duygusal tepkilerle baş etmenizi kolaylaştıracaktır.

    Duygularınızı gizlemeyin. Bu süreçte mutluluk kadar bazen kaygı, mutsuzluk ve öfke duygularını da yaşayabileceğinizi unutmayın ve duygularınızı gizlemeyin.

    Beslenmenize elinizden geldiğince dikkat edin. Şunu unutmayın ki, özellikle hamileliğin ilk 3 ayında mide bulantılarınız nedeniyle yeterli beslenemeyebilirsiniz. Suçluluk hissetmeyin. Bebeğiniz sizden ihtiyacı olanı alıyor zaten.

    Anne karnındaki bebeğe mümkünse yavaş veya klasik müzik dinletmek, ona kitap okumak, onunla konuşmak anne adayına da iyi gelecektir. Bebeğin bunlara tepki verdiği bile görülebilir!

    “İlk tekme”, hamilelik döneminin neredeyse en heyecanlı anıdır. Duygularınızı günlüğünüze yazmayı unutmayın☺

    “Mükemmel anne” olmayı hedeflemeyin. “Elinden geleni yapan anne” olmanız yeterli.

    Vücudunuzun ihtiyaçlarına kulak verin ve bol bol dinlenin, gevşeme ve rahatlama egzersizleri yapın. Düzenli uyku, beslenme ve ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın, her fırsatta istirahat etmek, kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek için çok önemli.

    Düzenli yaşayın. Fazla hareketli veya tam tersi fazla hareketsiz yaşamak sizin için iyi değildir. Yürüyüşler yapmanızı ve hamilelik platesini öneririm.

    Rahat, geniş, terletmeyen pamuklu veya penye giysiler tercih edilmeli. Dar, sentetik çamaşırlar, mantar enfeksiyonu riskini artırdığı ve dolaşımı zorlaştırdığı için giyilmemeli. Yüksek topuklu ayakkabılar yerine düztabanlı ayakkabılar kullanılmalı.

    Sigara kullanmayın ve içki içmeyin. Ayrıca, sigara içilen ortamlardan da uzak durun. Bu hem sizin hem de karnınızdaki bebeğin sağlığı için gereklidir.

    Hamilelik döneminde doktor ve hasta ilişkileri önemlidir. Doktorunuz sizin bu dönemde en yakınınızdaki kişi olacaktır. Sizin en çok ihtiyaç duyacağınız kişilerden biri olacaktır. İyi ve güven duyabileceğiniz bir doktor bulmanızda fayda vardır. Güvenebileceğiniz bir doktor içinizi rahat ettirebilecek.

    Doktorunuzun bilgisi olmadan ve kontrolsüz ilaç kullanımından sakının. Çünkü sizi en iyi hekiminiz tanıyacaktır. Ayrıca, birçok ilaç grubunun hamilelikte kullanımı ciddi derecede sakıncalıdır. Bu nedenle doktorunuzun önermediği ilaçları kullanmayın ve doktorunuzun bilgisi olmadan ilaç kullanmayın.

    Doğuma 2 ay kala hastane çantasında olması gerekenleri öğrenip satın alma vakti gelmiştir.

    Doğum yaklaşırken bir diğer ve hatta en önemli nokta ise rahat olmak, aklınıza gelen olumsuz düşünceleri fark edip nazikçe durdurmak, güzel bir doğumun hayaline odaklanmak ve tebriklerin kabul edileceği en güzel gün için sakince geriye saymak olmalıdır!

    Baba Adayına Not

    Sevgili baba adayı, artık çift olarak hayatınızda farklı bir döneme girdiniz. Dünyaya gelecek bebeğiniz için hazırlık yapmaya başladığınız keyifli ve yeni bir döneme hazırlanmaktasınız. Eşinizin bazı tepkileri ve davranışları size ilginç gelebilir ve “eşim çok değişti” diye düşünebilirsiniz. Siz de zorlanabilir, bazen öfke hissedebilir, tahammülünüzün düştüğünü düşünebilirsiniz. Merak etmeyin hamilelik döneminde bunlar normal ve geçici bir dönem. Derin bir nefes alın ve gülümseyin☺

    Eşinizin arkadaşlarıyla görüşmesine, yürüyüş yapmasına, sağlıklı beslenmesine, duygusal iniş çıkışlarında yanında olarak, sarılarak, sevgiyle yaklaşarak eşinize destek olmalısınız. Bu dönemde siz ve varlığınız, eşiniz için en büyük destek kaynağısınız.

  • Gebelik Psikolojisi

    Gebelik Psikolojisi

    Bir yandan dünyaya bir çocuk getirmenin heyecanı, diğer yandan doğacak çocuğun normal olup olmadığının kaygısı… İşte pek çok hamile kadının yaşadığı psikolojik değişiklikler,aynı zamanda yoğun bir stresin oluşumuna da etken.Kişiden kişiye farklılık gösteren bu dönemdeki psikoloji,bazen ciddi tedavi gerektirecek boyutlarada varabilir.

    Aslında keyifli bir süreç olan hamilelik,aynı zamanda stresli bir dönem olarak da geçebilir.Kararsızlıkla beraber artan strese karşı verilen tepkiler,kişiden kişiye farklılıklar gösterir.Bazı kadınlar için;neşe,olgunluk,kendini gerçekleştirme olarak algılanabilen hamilelik,bazı kadınlar için;endişe, kaygılı bekleyiş,yüklenme olarakta yaşanabilir.Örneğin çoğu kadın için bu stres,bebeğin “normal”olup olmadığı için yaşanır ve kadın çevresine de bu stresi yansıtır.Yapılan çalışmalar bu kadınların bebeklerinin diğerlerine göre daha fazla strese maruz kaldığını ve riskli gebelik yaşama oranlarının arttığını göstermektedir.Gebelikle birlikte başlayan planlar,özellikle doğuma yaklaştıkça;doğacak çocuğun bakımına,yaşam değişikliklerine ve doğum sonrası olabilecek değişikliklere doğru kayar.Çoğu kadın doğumu,ağrılı bir olay gibi algılar.Bu nedenle,hamilelikte yaşanan sorunlar,doğumunda zor olacağının bir habercisi gibi kabul edilir ve yaşanan stres daha da artar.

    GEBELİK VE DEPRESYON

    Yapılan çalışmalar,kötü bir hamilelik dönemi geçiren kadınların,diğerlerine göre 2 kat daha fazla doğum sonrası depresyon geçirmeye yatkın olduklarını göstermektedir.Bu noktada doğuma hazırlanan anne adayının hamilelik öncesindeki kişilik yapısı önemli rol oynamaktadır.Eğer anne adayının daha önce geçirdiği depresyon gibi psikiyatrik hastalığı var ise,hamilelik dönemi boyunca dikkatle izlenmesi gerekir.Özellikle önceden geçirilmiş manik-depresif gibi ciddi psikiyatrik bozukluk dönemleri önemlidir.Bu kadınlar,hamilelik döneminde oluşacak değişimlere karşı daha duyarlı oldukları için diğer kadınlara göre çok daha fazla zorlanır.Aslında hamilelik doğal bir stres olarak değerlendirilmelidir.Daha önceki hamileliğe karşı olumlu yada olumsuz algılar,bu dönemin yaşanmasında karşımıza çıkmaktadır.

    HAMİLELİKTE PSİKOLOJİK KAYGI VE BEKLENTİLER

    Hamilelikteki her ay,kendine özgü psikolojik kaygılar ve beklentiler doğurur.Hamile kadın özellikle ilk ayda;bir dizi psikolojik ve fizyolojik değişiklik yaşar.Bu dönemde yorgunluk ,bulantı ve kusma gibi fizyolojik belirti ve depresif bir ruh hali ortaya çıkar.Kadının yeni duruma adaptasyonu ve hamile olmasıyla ilgili kaygı ve beklentileri süreci belirler.İstenen bir gebelikte, mutluluk ve doyum duygusu yaşanır.Ayrıca kadının ailesi ile ilişkisi, iş durumu,hamileliğin yaratacağı beklenti ve stresler, sürecin nasıl yaşanacağını etkiler.Yani hemen her anne adayında,kendi durumuyla ilgili olarak hamileliğin ilk ayında duygu ve mizaç değişiklikleri gözlenir.Fizyolojik belirti ve depresif ruh halinin ikinci ve üçüncü aylarda kesildiği görülmektedir.Burada kadının karnındaki bebeekle ilişkisi, geçmişte annesiyle yaşadığı duyguları ortaya çıkarmaktadır.Kişinin,bir yandan annelik rolüne uyum sağlerken,diğer yandan annesiyle özdeşleştiği görülmektedir. Örneğin ikinci ve üçüncü ayda kusması halen devam eden anne adayının psikolojik yapısı mutlaka etkilenir.Bu kadınların çocuksu oldukları,eşiyle arasında belirgin kültür farklılıklarının olduğu bilinmektedir.Eğer kusma,kişinin normal yaşantısını devam ettirmesini engelleyecek düzeyde ise,kadına psikolojik destek,hatta ilaç desteği gerekir.Ayrıca bu dönemde yapılacak, gevşeme çalışmaları da faydalıdır.Hamileliğin üçüncü ayında,doğacak bebek,annenin bütün sistemlerini etkiler.Bu dönemde doğuma ait beklentiler ön plana çıkar.Doğum korkusu yaşayan kadınların kendini kontrol edememe,beden ve duygusal denetimle ilgili kaygılarının olduğu izlenmektedir.Bu dönemde,hamile kadının bilgilendirilmesi,açıklamalarla yönlendirilmesi yararlıdır.Ayrıca eşin desteği de önemlidir.Bu kaygıların yoğun yaşandığı durumlarda ise psikolojik destek mutlaka gereklidir.Eşin de katılımı ile yapılan gevşeme çalışmaları,doğum ve sonrası konusunda bilgilendirme,kişinin kendi denetiminisağlayabileceği duygusunu arttırırken,korku ve kaygıyı azaltır.Bununla birlikte daha önceden bulunan veya hamilelikte oluşan psikolojik bozukluklar,doğum komplikasyonlarını arttırmaktadır.Bu nedenle eğer böyle bir durum var ise,anne adayının psikolojik açıdan yakın takibi ve desteklenmesi zorunludur.Hamileliğin son dönemlerinde doğum ve bebeğin sağlığına ait kaygılarla oluşacak yaşam değişikliklere ve bunlara uyum ön plana çıkmaktadır.Hamileliğin kadın rolu dışında anne rolüne ait tüm duygusal,ruhsal yaşantıları etkilediği ve bu durumla ilgili çatışmaları ya da beklentileri tetiklediği görülmektedir.Anne adayının yaşadığı psikolojik kaygı ve beklentileri hamilelik dönemini etkilemektedir.Bazı kadında kaygıyı arttırangebelik süreci,bazı kadınlarda da önceki yaşamına ilişkin beklenti ve kaygılarında azalma da gösterebilir.Bazen de gebelik kadınlarda,kendine güven,kendini gerçekleştirme,seçkinlik duygusu da verebilir.Burada tabiki kişilik yapısı son derece önemlidir.Kişilikyapısı problemli ve yetersiz, ya da çocuksu yapıdaki kadınların bu dönemi daha zor geçirdikleri görülmektedir.

    EŞİN TUTUMU VE ÇEVRENİN DESTEĞİ

    Hamilelikte önemli bir konu da,kadının bütün değişiklikleri yaşarken eşin tutumu ve yaşanılan çevredir.Eş,gebede oluşan değişimlerden birinci derecede etkilenmekte ve kendisi de annesiyle ailesiyle yaşadığı ilk çocukluk anıları ve problemlerini tekrar yaşayabilmektedir.Kadının kendi içine kapandığı durumlarda,eş ihmal edildiğini düşünmektedir.Burada eşin verdiği destek ve güven,kadının bu durumdan rahatça çıkmasına ve güven bulmasına yardımcı olmaktadırEşin psikolojik yapısı bu destekleri vermeye yeterli değilse,kadının yaşayacağı yük daha ağırlaşmaktadır.Bu durumda her ne olursa olsun,baba adayının da hamileliğin ilk dönemlerinde beraber değerlendirilmesi ve oluşacak değişimler konusunda bilinçlendirilmesi ve yardımcı olması sağlanmalıdır.Hamile kadın ve eşi dışında doktorun gebeye yaklaşımı da önemli olmaktadır.

  • Bel fıtığı ve gebelik

    Toplumumuzda genel olarak spor yapma alışkanlığının azlığı veya bilinçiz spor yapılması nedeni ile özellikle bayanlarda bel fıtığı sık görülmektedir.

    Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve bir amortisör gibi görev yapan etrafında koruyucu bir bant ve ortasında jel kıvamında bir madde bulunan disklerin, herhangi bir zorlanmayla veya ters bir hareket sonrasında fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Fıtıklaşma, disklerin içindeki jöleye benzer sıvının dışarı çıkması ve omuriliğe veya sinirlere baskı yapmasıyla olmaktadır.

    Hamilelik sırasında anne karnındaki bebek büyüdükçe omurga üzerine bir yük oluşturur ve bu yük vücudun ağırlık merkezini değiştirir. Omurga bu yeni dengeye göre şekil almaya ve pozisyonlanmaya başlar ve bu da zamanla ağrıya neden olabilir.

    Bel fıtığı kendisini nasıl gösterir?

    Özellikle vücut ağırlığının bel bölgesine binmesi sonucunda belden başlayıp ayaklara kadar uzanan ağrı olması durumunda fıtıktan şüphelenilir.

    Teşhis nasıl konur?

    Öncelikle bir beyin cerrahi tarafından dikkatli ve ayrıntılı bir nörolojik muayene yapılmalıdır. Doğru ve yeterli bir muayene tek başına teşhisin büyük ölçüde konmasına yardımcı olur. Ancak muayene doğrultusunda bel fıtığından şüphelenilirse MR çekilmelidir.

    Gebelikte MR çekilebilir mi?

    MR’ın gebelik üzerine bilinen olumsuz bir etkisi yoktur. Gerek görülürse güvenle çektirilebilir. Ancak yine de organların oluşumunun tamamlandığı ilk 3 ay çok mecbur kalınmadıkça çekilmez.

    Gebelikte bel fıtığı tedavisi

    Bel fıtığının tedavisi beyin cerrahisi uzmanları tarafından planlanır. Eğer hamilelik ile beraber bel fıtığı belirtileri çok ağır seyrediyor, günlük hayat kalitesini çok bozuyorsa bebeğe hiçbir zarar vermeyen tedaviler seçilmelidir. Bel fıtığı önlem alınmaz ve ileri derecede sinir baskısına sebep olur ise, idrar kaçırma, büyük tuvalet yapamama ve ciddi kas güçlüklerine neden olabilir.

    Bu tedavilerin başında istirahat, chiropractic, manuel terapi ve diğer doğal tedaviler gelir. Hasta doktor kontrolünde mümkün olduğunca rahatlatılarak fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınmalıdır.

    Genellikle istirahat, ağrı kesici ilaçlar (parasetamol) ve lokal steroid enjekiyonu gibi tedavilerle hastanın rahatlaması sağlanabilir. Ancak çok nadiren acil durumlarda ve zorunlu hallerde bel fıtığı ameliyatı gebelik sırasında da uygulanabilmektedir.

    Hamilelik döneminde istirahat
    Genel olarak ameliyat gerektirmeyen bir bel fıtığı hastasında istirahat tedavinin en önemli parçasıdır. Bel fıtığı bulunan ağrılı bir hamile hasta öncelikle mutlaka yatak istirahatine alınmalıdır. Çünkü hamilelerde kullanılabilecek ilaç sayısı bebeğe olan muhtemel risklerden dolayı oldukça sınırlıdır. Buna ek olarak gebe bir hasta günlük hareketlerine çok dikkat etmeli, belin ve omurganın doğru kullanımına dikkat etmeli ağır, ters ve ani hareketlerden kaçınmalıdır.

    Hamilelik döneminde bel fıtığına yönelik önlemler

    Spor olarak yüzme ve yürüyüş yapılabilir.
    Ağrı varsa, hamileler için üretilen özel korseler kullanılabilir.
    Ağır kaldırmamak gerekir.
    Yüksek yerlere uzanılmamalıdır.
    Çok derin ve yumuşak koltuklarda oturulmamalıdır.
    Sürekli hareketsiz kalınmamalıdır.
    Yatak rahat ve ortopedik olmalıdır.

    Otururken bel bölgesine yastık ile destek verilmelidir.
    Beslenmeye dikkat edilmeli ve aşırı kilo alımından kaçınılmalıdır.
    Devamlı ayakta kalınmamalıdır.
    Alçak topuklu ortopedik ayakkabı ve terlikler giyilmelidir.
    Doktorun önerdiği egzersizler yapılabilir.
    Hamileliğin son haftalarında yataktan kalkarken yardım istenmelidir.
    Stres ve gerginlikten uzak durulmalıdır.

    Bel fıtığı olan bir hamilenin doğum şeklinasıl olmalıdır?
    Bel fıtığı olan bir hamilenin doğum şekli, kadın doğum uzmanı ve beyin-sinir cerrahının birlikte aldığı karar ile yapılmalıdır. Genelde hafif seyreden rahatsızlıklarda normal doğum gerçekleştirilmektedir. İlerlemiş bel fıtıklarında ise sezeryan yapılması daha uygun olacaktır.

    Bel fıtığı ameliyatı sonrasında hamile kalmak
    Ameliyattan sonra gebe kalmak ve doğum şekli (sezaryen/normal doğum) konusunda mutlaka ameliyatınızı yapan beyin cerrahisi (nöroşirürji) uzmanının önerilerini almalısınız. Kontrol altında olmak ve önerilere uymak koşuluyla bel fıtığı ameliyatından belli bir süre sonra (bu hastadan hastaya değişebilir) herhangi bir sorun yoksa gebe kalınmasında bir sakınca yoktur. Doğru ve iyi bir bel fıtığı ameliyatı gebe kalmaya engel değildir.

    Gebelikte bel fıtığınız varsa aşırı kiloya dikkat!
    Gebelikte aşırı kilo almak disklerdeki yükü artırmaktadır. Bu sebeple hamileliğin ilk aylarında hafif egzersizler yapmak ve ani hareketlerden kaçınmak anne adayına büyük avantajlar sağlar. Ancak hamilelikte mevcut bir bel fıtığı varsa zaman zaman bel ağrısına neden olabilir. Ancak özellikle bacağa yayılan ağrı olması durumunda mutlaka beyin ve sinir cerrahisi uzmanına muayene olunmalıdır.

    Op. Dr. Mehmet Sabri Gürbüz

    Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Anne karnında beyin – sinir sistemi gelişimi ve riskler

    Zihinsel gelişim daha anne karnındayken başlar ve doğuma kadar geçen sürede ve ilk 5 yıllık sürede, tüm hayatımız boyunca bizi etkiyecek anatomik ve zihisel yapımız, becerilerimiz, sosyal özelliklerimiz şekillenir. Özellikle gebeliğin oluşumunun 4. haftasında başlayan sinir sistemi gelişimi, 10. haftaya temel farklılaşmayı tamamlar ve bu süreden sonra bina bu yapıların üstüne inşa olur. Temeldeki gelişim eksiklikleri çok ciddi sonuçlar bırakırken, daha sonraki bozuklular daha az gözle görülür ama belkide zeka ve entellektüel fonksiyonlarda bazı eksikliklere neden olabilir. Kimi çalışmalar 30 lu 40 lı yaşlarda ortaya çıkan bazı hastalıkların, belki de bu dönemde hiç de önemsemediğimiz bazı faktörler tarafından tetiklenen yapısal gelişim yetersizlikleri sonucu ortaya çıkabilceğini göstermektedir. Tıpta tanı ve tedavi alanlarındaki gelişmeler ve başarılar artıp bu tür hastalıkların azalmasıyla birlikte, artık çocuklarda zeka gelişimi beraberinde entellektüel zeka gibi ilerki yaşantısındaki sosyal kapasitesinden bahsedilmekte ve ön plana çıkmaktadır.

    Hamilelik her kadın için zor, hem anne hemde bebek için bir takım riskkleri taşıyan ama bir o kadar istenen bir süreçtir. Risk bu dönemin ilk zamanlarının henüz anne tarafından hamile olup olmadığının bilinmediği ilk 4-6 haftalık süreçtir ve aslında en tehlikeli dönemdir. Çünkü anne adayı gebeliğin var olduğu ilk 15 günü zaten fark etmeden geçirecek ve beklenen adet tarihine vardığında, bazen hafif bir kanama, belkide arada olan düzensizlikler ya da bir sefere özel bir geçikme gibi değerlendirilip bir sonraki adet tarihini bekleyecektir. Bir sonraki tarihte de gecikme varsa o zaman hekime başvurup gebelik konusunda gerekli muayene ve testler uygulanacak tüm organlar ve tüm sinir sistemi gelişimi için çok önemli ilk 6 hafta aşılmış olacaktır.

    Gebeliğin bu ilk zamanları hem tüm organların gelişimi ve 4. haftadan itibaren beyin ve sinir gelişiminin başlangıcıdır. Bu zaman içinde kullanılan ilaçlar, beslenme durumu, annenin fiziksel ve ruhsal sağlığı bebeği etkileyecek ve ilerki yaşamında belirleyici rol oynayabilecektir. Beyin ve sinir sistemi gelişimi açısndan dengeli beslenmenin önemi yanında ispat edilmiş ve eksikliğinde organ ve doku gelişimindeki yetersizlik ve kalıcı sakatlıklara (hidrosefali, omurilik gelişim bozuklukları gibi) yol açabilen Folik asitten bahsetmek gerekir. Bu vitamin sağlıklı sinir sistemi gelşimi için gerekli ancak tek başına yeterli değildir. Bu maddeye doğal halde taze sebze, meyve, patates, baklagiller, kepekli ve süt ürünlerinde rastlanır. Folik asit hamile kalmak isteyen ve yeni hamile kalmış olan bütün kadınlar faydalıdır ve hamile olmadan önce, ekstra folik asit almaya başlanırsa akıllıca davranmış oluruz. Örneğin doğum kontrol hapını kullanmayı hamile kalmak istediğiniz için bırakacağınız zaman, aynı zaman da folik asit tabletleri almaya başlayabilirsiniz.

    Her zaman tam olarak başarılı döllenmenin gününü tahmin etmek mümkün değildir. Fakat göz önünde bulundurmanız gereken dengeli beslenme ve folik asit kullanımına döllenmeden en az dört hafta önce başlamanızın çok uygun olmasıdır. Böylece henüz doğmamış çocuğun gelişimi için önemli olan yeterli folik asit (özellikle döllenmeden sonraki ilk 4 hafta) vücudunuzda yeterli oranda bulunmasını sağlamış oluruz. Folik asit kullanmaya hemen hamile kalmayı başaramamış olsanız dahi devam etmekte yararlıdır. Gebelikte dengeli beslenmek sadece belli vitamin ve minarelerin alınmasından ibaret olmayıp hem protein hem enerji hemde taze sebze ve meyvelerden dengeli beslenmektir. Bu konuda çok fazla seçici olmadan mümkün olduğu kadar doğal gıdalardan oluşan bir diyet gerekli takviyelerle yeterli olacaktır.

    Fizyolojik olarak bu dönem anne için tüm vucut sınırlarının sonuna kadar zorlandığı metabolizmasının, hormonal ve ruhsal dengesinin tamamen değiştiği, ihtiyaçlarının çok artığı ve ruhsal fiziksel her türlü desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemdir. Anneye yaptığınız her türlü destek ve yardım aslında size annenin ve bebeğinizin sağlığı olarak geri dönecektir. Buna karşılık fötüs de ihtiyacı olan her şeyi annede yetersiz dahi olsa, hatta anneye zarar verecek de olsa, ondan temin etme eğilimindedir ve bu şekilde kendini garantiye almaya çalışacaktır. Bu dönemde annenin iç huzuru, çok ağır olmayan ancak tamamen hareketsiz kalmadan yapacağı düzenli fiziksel aktiviteler doğum sırasında anneyi, sonrasında çocuğunun sağlığını olumlu etkileyecektir. Bu egzersizler günlük yarım ile birer ssaatlik sakin bir çevrede yürüyüşler, mümkün olursa yüzme veya spor salonunda uygun egzersiz programları şeklinde olabilir. Yapılan çalışmalar son 3 ay içinde anne karnındaki bebeğin dış ortamdan haberdar olduğu, annenin ve babanın seslerini, dokunuşlarını, onların ruhsal hallerini ayırt edebildiği ve tepki gösterebildiği göstermiştir. Bu dönemde aile içi huzur, mutluluk, sakinlik, annenin dinlediği müzikler bile çocuğun ruhsal ve zeka gelişiminde etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Özetle, hamilelik öncesinden başlayan ve hamilelik süresinde doktor kontrolünde devam ettirilen vitamin ve minarel destekli, dengeli bir diyet, dingin sakin bir ortamda rahat ruh hali, ılımlı fiziksel aktivite ve annenin hoşuna gidecek sosyal aktiviteler bebeğin anatomik olarak herhangi bir sakatlığı olmadan sağlıklı beyinsel ve sinir sistemi gelişimi yanında zeka gelşimi ve sosyal yapısının oluşumuna olumlu katkısı olacaktır.. Doğum sonrası dönemde bu ortamın devam ettirilmesi ve anne sütünün mümkün olduğu kadar uzun süre verilmesi bu gelişim sürecini olumlu etkileyecektir

  • Hamilelikte bel fıtığı

    Hamilelikte bel fıtığı

    Bel fıtığının tedavisi bütün dünyada birtakım özellikler arzeder. Hamilelik ise bu konuda bazı zorlukları beraberinde getiren tamamen özel bir durumdur.

    Hamile bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen cenin normalde bele ilave bir yük oluşturur ve belin biyomekaniğini olumsuz yönde etkiler. Fakat cenin yavaş büyüdüğünden dolayı bel ve sırt adaleleri ile destek dokular bu gelişmeye uyum gösterirler ve ön kısımda yer alan ağırlığı dengelerler.

    Bu sebeple gebeliğin ilk aylarında yapılacak risksiz ve hafif egzersizler ilerideki aylarda anne adayına büyük avantajlar sağlar. Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcutsa doktor ve hastanın işi bir hayli zordur. Çünkü zorluk daha teşhis döneminde başlamaktadır. Net bir teşhis için gerekli röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamamaktadır [Mutlak surette gerekli ise manyetik rezonans ile görüntüleme düşünülebilir]. Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir. Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan bir hastayla karşı karşıya kalan doktor gerçekten büyük sıkıntı çekmektedir. Ancak bu durumda bile yapılabilecek birtakım şeyler vardır.

    Bel fıtığı bulunan ağrılı bir hamile hasta öncelikle mutlak sert yatak istirahatine alınmalıdır. İlk üç aydan sonra evde hastanın beline yapılan hafif masajlar ve sıcaklık uygulamaları kısmen de olsa rahatlık sağlayabilmektedir. Ayrıca doktor kontrolünde karın kaslarına yönelik egzersiz programı da uygulanabilir. Mümkün mertebe hasta rahatlatılarak ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak bu kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmelidir.

    Doğum esnasında, nöroşirürji uzmanı doktor ile hastayı takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı son durumu bir kez daha beraberce değerlendirerek normal doğum ile sezaryen arasında karara varırlar.

    Doğumdan sonra hasta tekrar ele alınarak normal şartlarda teşhis ve tedavi metodları uygulanır ve kesin netice de o zaman elde edilir.

    Doğum ne şekilde olursa olsun (sezaryen veya normal doğum) doğumdan sonra karın kasları gevşemiş halde olacağından, lohusalık döneminde hasta, karın adalelerini güçlendirici egzersiz programlarına alınmalıdır.

    Hamile bir bayanda bel fıtığı varsa ve mutlak surette ameliyat gerekiyorsa, bu girişim spinal veya epidural anestezi ile gerçekleştirilmelidir.

  • Akupunktur hakkında merak ettikleriniz

    Akupunktur tedavisi ile kişiler kilo vermeye hazır hale getiriliyor. Aslında kilolar, herkesin şahsına özel hazırlanan beslenme programları sayesinde azalıyor. Akupunktur tedavisi dört madde ile diyet yapanlara da yardımcı oluyor;

    1.İştah frenleniyor ve kapatılıyor. Yemek yediğimiz zaman ortaya çıkan endorfin(mutluluk hormonu) salgısının artmasına gerek kalmıyor, çünkü akupunktur tedavisi vücuda endorfin salgılatıyor.

    2.Metabolizma hızını ve aktivitesini düzenliyor.

    3.Mide yanması ve ekşimesi, tansiyon ve kan şekerinin düşmesi veya yükselmesi gibi diyet uygulanırken ortaya çıkabilecek olan muhtemel yan etkileri ortadan kaldırıyor. Kan şekeri düşmesine bağlı olarak yaşanan acıkma veya gastrit şikayetinde ki mide yanmasını bastırmak amacı ile yemeyi ortadan kaldırıyor.

    4.Diyet yapan kişilerde görülen stresi azaltıyor. Bu sayede stresten kaynaklanan ve kilo vermeyi engelleyen hormon ve enzim aktivitelerini düzenliyor. Çünkü genel olarak stres altında ve doğal sonucu olarak enzim ve hormon aktiviteleri bozuk olan kişiler, hızla kilo almaktadır

    5.Halsizlik ve bitkinliği önler.

    Bu maddeler neticesinde de kişiler daha rahat diyet yapılabilmekte ve metobolizma düzenli çalıştığı için diyete bile yer yer gerek kalmadan zayıflamak mümkündür.

    “Akupunktur tedavisi ile kaybedilen kilolar tekrar geri alınır mı?”

    Kiloların geri alımı konusu söz konusu değildir. Çünkü hangi yöntem olursa olsun yapılan yanlış, genelde kiloların verilmesinin geçici bir süreç için olduğu inancıdır. Önemli olan nokta verilen kilolardan sonra vücudu yeni durumuna adapte etmek ve alıştırmaktır. Bu da ‘’koruma tedavisi’’ dediğimiz program ile gerçekleşmektedir. Kişilerin vermiş oldukları kiloların miktarı ile orantılı bir ‘’koruma programı’’ uygulanmaktadır. Yeni kilosuna vücut adeta alıştırılıyor ve bunu uygulayan kişiler şok şeklinde kiloları geri almamaktadır.

    Akupunktur tedavisinin veya uygulamasının yan etkileri var mıdır?

    Vücuda dışardan herhangi bir kimyasal madde verilmediği için kesinlikle doğal bir tedavi yöntemidir ve hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Uygulanmadığı üç durum vardır:

    1.Emziren anneler (ilk 6 ay)

    2.Radyoterapi ve kemoterapi görmekte olan kanser hastaları

    3.Kalbine pace-maker (kalp pili) takılmış olan kişiler.

    Bunların haricinde herkese uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisini kimler uygulayabilir? Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda bir kontrol ve yaptırım uygulaması var mı?

    Türkiye’de akupunktur tedavisi uygulayabilmek için öncelikle Tıp veya Diş Hekimliği Fakültesi mezunu ‘’hekim’’ olmak gerekmektedir. Fakat Sağlık Bakanlığı buna da bir kural ve uygulama getirmiş durumdadır. Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiş olan ‘’Uygulama ve Yetki Belgesi ve Sertifikası’’ bulunan hekimler bu uygulamayı yapabilirler.

    Akupunktur uygulamasında yaş sınırlaması var mıdır?

    Akupunktur tedavisi tamamen doğal, kimyasal madde içermeyen bir uygulama olduğu için her yaşta uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisinin yan etkisi var mıdır?

    Hijyenik ve kurallar çerçevesinde yapılan tedavilerin hiçbir yan etkisi yoktur.

    Akupunktur uygulamasında, iğneyle mi yoksa lazer akupunktur olarak mı yapılacağına nasıl karar verilmektedir?

    Akupunktur uygulaması, klasik vücut akupunktur iğneleri, kalıcı kulak iğneleri gibi kılcal iğnelerle uygulanabildiği gibi, iğne korkusu olanlarda (genellikle çocuklar) lazer akupunktur tedavisi de kullanılabilir.

    Çocuklarda beslenme bozukluğu konusunda akupunkturun etkisi var mı?

    Gelişme çağında olan çocuklarda iştahın kapatılması yönünde akupunktur uygulaması yapılabilir. Ancak uygulanacak olan beslenme programının, çocukların gelişme çağında olduğu da göz önünde bulundurularak çok dikkatli ayarlanması gereklidir.

    Özellikle altını ıslatan çocuklarda bu yöntem uygulanabilir mi?

    Enuresis Nokturnae (Gece altını ıslatma) olgularında, temelde yatan sebep anatomik bir bozukluk (idrar kesesi kaslarının zayıflığı, üriner sistem enfeksiyonu, idrar kesesini inerve eden sinir basısı) değil ise akupunktur tedavisi ile sonuç yüzde 75-80 gibi çok yüz güldürücü bir orandadır.

    Son zamanlarda özellikle çocuk yaşlarda başlayan astım, alerji, sinüzit gibi hastalıkları akupunktur sayesinde tedavi etmek mümkün müdür?

    Alerjik astım, alerji ve sinüzit olgularında akupunktur tedavisi, tüm diğer hastalıklarda olduğu gibi öncelikle konunun uzmanı olan “Göğüs Hastalıkları,” Kulak Burun Boğaz” gibi uzmanlarınca değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Tedavisi başarısız olan kişilerde akupunktur tedavisi bir alternatiftir ve mutlaka denenmelidir. Yapılan tedavilerde başarılı sonuçlar göz ardı edilmeyecek kadar fazladır.

    Akupunktur seansları neye göre değişiklik gösterir?

    Yaşa, cinsiyete ve kişiye göre tedavilere yanıt değişmektedir. Unutulmamalıdır ki her organizma birbirinden farklı bir yapıya sahiptir. Ancak, çok genel olarak söylenebilir ki, hastalığın kişide kronikleşmesi geçen süre ile alakalı olduğu için, hastanın yaşının küçük olması ve erken teşhis bu konuda avantaj sağlamaktadır.

    Hamileler içi akupunktur tedavisi uygun mudur?

    Toplumumuzda, akupunktur konusunda bazı yanlış kanılar mevcuttur. Akupunktur tedavisi tamamen yan etkisiz ve doğal bir tedavi metodu olmasına rağmen, “Hamilelikte akupunktur tedavisi uygulanmaz’’ önyargısı devam etmektedir. Oysa bu yanlış kanının yerleşmesinin nedeni, hamile kalan kadınların, kilo fazlası olan normal kişiler gibi, akupunktur tedavisi ile birlikte zayıflamak için uygulanan sert diyet ve beslenme programlarını edememeleridir. Uygun bir beslenme programı ile, kilo kontrolü için akupunktur tedavisi hamilelik döneminde, ne anneye nede bebeğe zarar verir.

    Akupunktur tedavisi ile hamile kadınlar, zarar görmeden formunu koruyabilir mi?

    Bu dönemde, uygulanması gereken akupunktur tedavisi ile verilecek diyetin hamileliği takip eden “Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı” tarafından ayarlanması gereklidir. Hamilelik döneminde gereğinden fazla kilo almamak, hamilelik aşermesinin bir nebze önüne geçmek ve iştahı kontrol etmek için akupunktur tedavisi güvenle uygulanabilir. Bunun yanı sıra, hamilelik döneminde aşırı bulantısı olan kişilere, bu sıkıntıları için tedavi uygulanabilir. Ayrıca hamilelik döneminde sigaranın zararlarından korunmak için bu alışkanlıklarını terk etmek isteyen kişiler de akupunktur tedavisinden faydalanabilirler.

    Akupunktur ile kısırlık tedavisi de yapmak mümkün mü?

    Akupunktur tedavisi, tüm tetkikleri yapılmış, gebe kalmak için tüm tedavi metotları (tüp bebek, mikroenjeksiyon vs.)denenmiş fakat sonuç alınamamış, herhangi bir yapısal bozukluğu (tüplerin tıkalı olması vs.) olmayan kişilere, çocuk sahibi olmak için uygulanabilir. Bu alternatif tedavi metodu, en son tercih olarak, mutlaka denenmelidir. Tüm doğada olduğu gibi, insan vücudunda da bir enerji dengesi vardır. Bu dengenin tekrar düzenlenmesi esasına dayanan akupunktur tedavisi ile alınmış pozitif sonuçlar küçümsenmeyecek kadar fazladır.

  • Akupunktur ve tüp bebek

    AŞILAMA, TÜP BEBEK TEDAVİ SÜREÇLERİNDE STRESİ YÖNETMEDE AKUPUNKTUR TEDAVİSİNİN YERİ

    Akupunktur ve Tüp Bebek – Geçmişte evlilikler erken yaşta yapılmaktaydı. Günümüzde, kadının iş hayatına daha geniş katılımı evlilik yaşını nerede ise 30 yaşın üstüne çekmektedir. Bununla birlikte; kariyer kaygısı ve ekonomik kaygılar yanı sıra evliliğin ilk yıllarında biraz çocuksuz olma dileği de bu yaşın 1-2 yıl gecikmesine neden olmaktadır.

    30’lu yaşlarında anne olma isteği belirginleşen anne adayı çocuk yapma düşüncesini üretirken beraberinde yaşımda 30’ un üstünde ya hamile kalamazsam kaygısını da beyninde yaratmaktadır.

    İşte sadece bu kaygı bile bir kadının hamile kalmasını engelleyebilmektedir.

    Sosyal çevrenin ürettiği baskının yanına bir de aşılama veya özellikle tüp bebek tedavisinin başarısızlığı eklendiğinde anne adayının hamile kalamama korkusu daha da büyümekte ve başarı daha da düşmektedir.

    Yapılan çalışmalar tüp bebek tedavisi gören anne adaylarının hamileliğini etkileyen en önemli nedenlerden birinin stresle başa çıkamamak olduğunu göstermektedir.

    Öyle ise anne adayının stresle başedebilmeyi sağlaması gerekmektedir. Stresle başedebilmek insan beyninin bir fonksiyonudur. Bununla birlikte insan beyninin özellikle limbik sisteminin stresle ilgili doğru donatılması önemlidir. Bu çocuk sahibi olmakla ilgili düşüncelere kadar uzanan bir çalışmadır.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ İLE GÜCÜNÜZÜ KAZANIN

    Akupunktur tedavisi, limbik sistemi düzenleyerek anne adayının strese karşı dayanıklılığını arttırmakta ve süreçle boğuşabilme gücünü kazandırmaktadır.

    Bunun ötesinde bazı anne adaylarının yeterli kalınlığa ulaşamayan endometriumlarının kalınlaşmasını sağlayarak döllenmiş yumurtanın uterusa tutunmasını kolaylaştırmaktadır.

    Akupunktur ; otonom sinir sistemimiz üzerinden hormonal dengenin oluşmasına ve yumurta kalitesinin de artmasına katkıda bulunmaktadır.

    Akupunktur tedavisi eşliğinde transfere gitmiş anne adayları ile akupunktur tedavisi görmeden transfer yapılmış anne adaylarının hamile kalma oranlarını ve bu hamileliklerin devam etme oranlarını karşılaştıran bir çok çalışma vardır.

    Bu araştırmalar akupunktur tedavisi gören anne adaylarının hamile kalma ve bu hamileliği sürdürme oranlarının daha yüksek olduğunu göstermektedir.