Etiket: Hali

  • HİPNOTERAPİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER

    HİPNOTERAPİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER

    Günümüzde en çok merak edilen psikolojik tedavi yöntemlerinden biri olan hipnoterapi sırasında yapılan hipnoz uygulaması uyku ile kıyaslamak istersek, bunun uykudan daha derin bir uyanıklık hali olduğunu söyleyebiliriz. Hipnoz hali süresince bilinç kaybolmaz, aksine farkındalık yükselir. Hipnozda dikkatin en üst seviyeye yükseldiği duruma ise trans denir.

    Hipnozda en yaygın rastlanan duygu bedenin oldukça gevşemesi, zihinsel ve duygusal bir özgürlük hissetmesidir. Hipnoz esnasında söylenen şeyler unutulmaz. Bilinçaltı günlük yaşamda pasif haldeyken trans haline geçtiğinde aktif olur. Söylenen sözler bilincin filtrelerine takılmadan bilinçaltı onları gerçekleştirme isteği duyar.

    Hipnoz Halindeyken Kontrolümü Kaybeder miyim?

    Kontrolün tamamen kaybedilmesi söz konusu değildir. Hipnozun hissiz bir uyku ve kendinden geçme halinden ziyade farklı ve daha keyifli bir ruh hali olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Sahne sanatları ile uğraşanların hipnozun gizemini gösterilerinde kullanmaları ve hipnoz halindeyken kişinin şuursuzca davranışlar içerisine girdiği fikrinin yayılması bu konuda çeşitli güvensizlikler doğurmaktadır. Kişinin hipnozdaki halinden yararlanarak onu kimi telkinlere açık hale getirmek mümkündür. Ancak psikoloji ve psikiyatride danışanın bu şekilde yönlendirilmesi etik dışı kabul edilir. Bunu gösteri amaçlı uygulayan kişilerin ise tıbbi hipnoterapi ile herhangi bir ilgileri yoktur.

    Hipnoz Etkisi İle Oluşan Değişimler Kalıcı Mıdır?

    Hipnoz sonrası kişiyi doğal ayarlarına döndürme süreci de doğal yöntemlerle olmalıdır. Hipnoterapi insanın doğasına uygun olduğu, zorlama olmadığı veya kimyasal maddelerle tetiklenmediği için değişim kalıcı olur.

    Örneğin bir diyetisyene gittiğinizde aldığınız reçeteyi uygulayabilmek için arzularınızla mücadele eder, bu kısıtlamaları istemeye istemeye uygular ve sonuçta belli bir miktar zayıflayabilirsiniz. Ancak zorlama ile meydana gelen bu değişim bir süre sonra tekrar eski halinize dönmenize sebep olur. Oysa hipnozda zorlama söz konusu değildir. Değişim oluşturulan telkinlerle içten gelir. Kişi yerleşik tutum ve davranışlarını değiştirir ve bunları alışkanlığa dönüştürmesi de kolaylaşır.

    Biri kontrolsüz bir şekilde yemek yiyor ve yedikleriyle tatmin olamıyorsa duygusal açlık ve ruhsal dengesizlik gibi sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Diyet yapmak ise bu tarz ciddi sorunlarla başa çıkmak için kesinlikle etkili bir yöntem değildir. Diyetin getirdiği bastırılmışlık ve kısıtlanmışlık hissi sonucu kişi kendini eskisinden daha gergin, stresli, öfkeli ve mutsuz hissedecektir.

    Bilimsel araştırmalar hipnozun kişinin doğasında var olan potansiyeli aktif hale getirdiği için her türlü tedavi ve iyileşmede etkili bir yöntem olarak kullanılabileceğini ortaya koymuştur.

    Hipnoterapi İle Kaç Seansta İyileşme Sağlanır?

    • Hipnozdan yararlanmak isteyen kişilerle bir hipnoz uyum testi yapılır. Kişide hipnoza yatkınlık olduğu ve söz konusu terapi şeklinin katkı sağlayacağı yönünde geribildirimler alınırsa ilk seans yapılır ve durum değerlendirilir. Bundan sonra kaç seans devam edileceği uzman tarafından öngörülür. Kişisel deneyimlerimden yola çıkarak hipnoz seans sayısı olarak 6 ila 10’un pek çok sorun için yeterli geldiğini söyleyebilirim. Kişi görüşmeye geldiğinde aşağıdaki değerlendirmeleri yaparak bir öngörüde bulunabiliriz:

    • Sorunun ne kadar içselleştirildiği

    • Kişinin telkinlere yatkınlığı

    • Danışanla psikoloğun uyuma girmesi ve güven ilişkisinin kurulması

    Hipnozun Tercih Edilmediği Durumlar Olabilir Mi?

    Zihni çok geveze olan, aşırı takıntılı, mükemmeliyetçi kişiler bu hipnoz uygulamalarına karşı direnç geliştirdikleri için terapi süresi beklenenden uzun sürebilmektedir.

    Seans Aralıkları Ne Kadar Olur ve Bir Seans Ne Kadar Sürer?

    İlk birkaç seanstan sonraki görüşmeler daha uzun aralıklarla yapılabilir. Örneğin haftada 2 veya 3 kez ile başlanıp haftada bir görüşme yapılarak devam edebilir. Seans süreleri 60 ila 90 dakika arasındadır.

    Kişi Kendi Kendini Hipnoz Edebilir Mi?

    Her türlü hipnoz aslında kişinin kendi kendini hipnoz edebilme, bir başka deyişle otohipnoz yeteneği ile ilişkilidir. Hipnozu uygulayan kişinin sihirli güçleri olamayacağına göre; her seansta aslında kişide var olan potansiyelin harekete geçirildiğini söyleyebiliriz. Hal böyle olunca yeterli eğitimi alan ve iç disiplini sağlayan bir kişinin ihtiyaç duyduğunda kendi kendine hipnoz uygulaması yapamaması için hiçbir sebep yoktur.

    Kendi kendine çalışma yapacak kişi başlangıç aşamasında bir uzmanın rehberliğine ihtiyaç duyar. Bunu araba kullanmayı öğrenmek gibi düşünün. Sürekli yanınızda biri varken araba sürmek zorunda değilsiniz. Bir süre sonra ustalaşıp kendinize olan güveninizi geliştirebilir ve kendi başınıza trafiğe çıkabilirsiniz.

    Her Yaş Grubu ve Rahatsızlıkta Hipnozdan Yararlanılabilir Mi?

    Hipnoz tedaviyi yapan değil, tedaviyi destekleyen bir araçtır. Tedavinin tam olması için rehberin, yani görüşülen uzmanın bilgi ve deneyimine ihtiyaç duyulur. Ancak istisnasız her yaş grubu ve rahatsızlıkta hipnozdan yararlanılamayabilir. Uyum sorunu, zeka geriliği, ağır psikiyatrik rahatsızlıklar gibi sorunlar yaşayanlarla uzmanla uyuma giremeyecek kadar küçük çocuklarda hipnozun uygulanması mümkün olamayabilir. Hipnozdan yararlanmak için derin hipnoz haline geçmek şart değildir gerek yoktur.

    Hipnozun Yan Etkileri Var Mı?

    Hipnoterapi bugün bilinen en güvenli ve tehlikesiz terapi yöntemidir. Kişinin ayarlarını bozmanın aksine onu en doğal ayarlarıyla amacıyla hipnozdan yararlanılır.

    Hipnoz Sırasında Uyuyakalmak veya Hipnozdan Çıkamamak Gibi Riskler Söz Konusu Mu?

    Hipnozun bir uyku hali olmadığını yazımızın başlangıcında da vurgulamıştık. Bununla birlikte kişi kimi zaman hipnozdayken aşırı derecede rahatlayarak uykuya geçebilir. Bu durumda bir süre sonra normal uykusundan nasıl uyanıyorsa aynı şeklide kendi kendine uyanır veya uyarılmak suretiyle uyandırılır. Hipnozda dalınan uykudan uyanamamak ya da hipnozdan çıkamamak gibi durumlar yalnızca şehir efsanesi olup gerçekleşmeleri mümkün değildir.

    Hipnozun En Yaygın Kullanım Alanları Nelerdir?

    Pek çok alan hipnozdan yararlanabilir. Bunların en yaygınları;

    • Kronik ağrılar

    • Ağrısız doğum

    • Alt ıslatma

    • Ders çalışma isteksizliği

    • Kaygı bozuklukları

    • Strese bağlı somatik rahatsızlıklar

    • Yeme bozuklukları

    • Uyku bozuklukları

    • Motivasyon eksikliği

    • Öğrenilmiş çaresizlik

    • Korkular

    • Takıntılar

    • Yabancı dil öğrenimi

    • Sigarayı bırakma

    • Madde bağımlılığı

    • Duygusal bağımlılıklar

    • Psikolojik kökenli bayılmalar,

    • Vajinismus

    • Cinsel sorunlar (ereksiyon olamama, erken boşalma , orgazm olamama)

    • Öfke nöbetleri

    • Dikkat eksikliği

    • Öğrenme güçlüğü

    • Sporculuk ve performans geliştirme

    • Kişisel gelişim

    • Sosyal fobi

    • Kekemelik

    • İletişim problemleri

    • Özgüven eksikliği

    • Panik atak

    • Alerjik rahatsızlıklar

    • Diş tedavisi

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Depresyonda mıyım?

    Depresyonda mıyım?

    DEPRESYON

    İstemediğiniz bir ruh haline hepimiz zaman zaman gireriz bu son derece normal. Sorun şurada başlıyor bu ruh halinden çıkmak istediğimiz zaman çıkamıyor hatta bir ruh halinden diğerine sürükleniyoruz ve bu durumda ne kendimize ne de başkasına hayrımız dokunmuyorsa “Depresyon”da olduğunuzdan şüphelenebilirsiniz.

    Depresyon Yaşı

    Depresyon her yaşta görülebilir. Psikiyatrik hastalıklarda en sık konulan tanı Depresyon’dur. Uzun sürmesi halinde bir hastalık olarak kabul edilebilir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazladır bunlardan Majör Depresyon nöbetlerle gelir ve tamamen iyileşme olduktan sonra tekrar gelebilir.

    Depresyondaki bir kişinin en sık yakınmaları;

    Derin üzüntü, umutsuzluk, karamsarlık, hayattan zevk almama, keyif aldığı şeylerden uzaklaşma hali ve zihinsel dağınıklık olabilir. Depresyondaki kişilerden duyduğum en yaygın cümleler;

    Kendimi tanıyamıyorum. İçimde atamadığım birşeyler var, hayat bana ağır geliyor. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Sürekli yorgunum ve uyumak istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum. Kimseye faydam yok. Yaşamın benim için bir anlamı kalmadı. Aşırı unutkan oldum. Dikkatimi toplayamıyorum..”

    Depresyona Girdiğimi Anlayabilir Miyim?

    Kendi kendinize soracağınız birkaç soru bu konuda bir fikir verebilir. Bu konuda hazırlanmış “Depresyon Tanı Ölçüleri”nden yararlanabiliriz. Aşağıdaki sorulardan 5 tanesine “Evet” diyorsanız. Depresyonda olduğunuzdan şüphelenmekte haklısınız.

    • Yaşamdan eskisi kadar keyif almıyorum, hiçbir şey mutlu etmiyor.

    • Karamsarlık, ümitsizlik, kötümser düşünceler baskın.

    • Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.

    • Uyku düzenim bozuldu.

    • Çok yiyorum (veya aşırı iştahsızım)

    • Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, mideme kramplar giriyor.

    • Son zamanlarda cinsel ilgimi kaybettim.

    • Dikkatim dağınık, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.

    • Bu yaşamda işim kalmadığını düşünüyorum ve zaman zaman intihar etmek istiyorum.

    Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal fonksiyonlarda değişiklikler olur.

    Yardım Almalı Mıyım?

    Depresyondaki pek çok insan yardım alma fikrine de sıcak bakmaz. Yalnızlaşmak isterken aslında sevdiklerinden de uzaklaştığının farkında değildir. Başta kendi durumunu yadırgarken zamanla bu duruma alışıp insanları yadırgamaya başlar. Hepimiz belli dönemlerde depresyona girebiliriz. Sorun depresyona girdiğinizde başlamaz çıkmak istediğiniz ve haftalar geçmesine rağmen çıkamadığınızda sorun olur.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Hipnoterapi

    Hipnoterapi

    Hipnoz kelimesi eski Yunancada “hypnos=uyku” anlamına gelir. Ancak hipnoz bir uyku hali olmayıp, tam aksine uyanıklık halidir. Hipnoz en basit tanımıyla zihnin trans haline geçme olayıdır. Trans ise uyku ile uyanıklık arasında bir durum olup, telkin almayı kolaylaştıran bir ruh halidir. Olumlu telkin tedavi edici bir terapi metodu olup trans halinde uygulandığında bilinçaltında olumlu değişikliklere ve iyileşmelere yol açmaktadır. Bu seanslar yeteri kadar tekrarlandığında bilinçaltında kalıcı değişiklikler ve iyileşmeler meydana gelmektedir. Kısacası bilincin açık olduğu, kesinlikle uyku hali olmadan; istekle elde edilen bir konsantrasyondur. Tedavinin etkili bir şekilde uygulanabilmesi için Hipnotiktransa ihtiyaç vardır. Ancak hipnotik tedaviyi asıl oluşturan olumlu telkinler ve bu esnada uygulanan psikoterapi yöntemleridir.

    Genelde günlük yaşamda görülen davranışlara özgü bilinçlilik açısından bakıldığında; hipnoz bir uyku durumu olmamakla birlikte, normal bir bilinçlilik durumu da değildir. Hipnoz, bütünüyle kendine özgü özellikleriyle bilinçliliğin farklı bir durumudur.

    Pek çok insan uyku ve hipnozu benzer durumlar olarak bağdaştırır. Dış görünüşe göre bu geçerli olabilir fakat zihinsel hareketler, hipnozun uykudan daha çok, uyanıklıkla ilgili olduğunu göstermektedir. Beyin dalgası deneyleri de bunu kanıtlamaktadır. Kişinin uykudaki dikkati dağınık durumdayken, hipnoz altında dikkatin yoğunlaşması ve dikkatin yoğunlaşmasının da uyanıklık durumunun (bilinçli uyanıklık) bir özelliği olması dolayısıyla, hipnoz ve uykunun bir bakıma zıt oldukları bile söylenebilir.

    Hipnoz, uygarlık tarihi kadar eskilere uzanır ve tarih boyunca çeşitli adlar altında uygulanmıştır. Bununla birlikte, Hipnoterapinin bağımsız bir dal olarak ortaya çıkması 1958 yılında Amerikan Tıp Birliği tarafından resmi olarak kabul edilmesiyle başlamıştır. O tarihten bu yana büyük atılımlar olmuştur.

  • Hipnoz ve hipnoterapi

    Hipnoz ve hipnoterapi

    HİPNOZ

    Hipnoz kelimesi eski Yunancada “hypnos=uyku” anlamına gelir. Ancak hipnoz bir uyku hali olmayıp, tam aksine uyanıklık halidir. Hipnoz en basit tanımıyla zihnin trans haline geçme olayıdır. Trans ise uyku ile uyanıklık arasında bir durum olup, telkin almayı kolaylaştıran bir ruh halidir. Olumlu telkin tedavi edici bir terapi metodu olup trans halinde uygulandığında bilinçaltında olumlu değişikliklere ve iyileşmelere yol açmaktadır. Bu seanslar yeteri kadar tekrarlandığında bilinçaltında kalıcı değişiklikler ve iyileşmeler meydana gelmektedir. Kısacası bilincin açık olduğu, kesinlikle uyku hali olmadan; istekle elde edilen bir konsantrasyondur. Tedavinin etkili bir şekilde uygulanabilmesi için Hipnotiktransa ihtiyaç vardır. Ancak hipnotik tedaviyi asıl oluşturan olumlu telkinler ve bu esnada uygulanan psikoterapi yöntemleridir.

    Genelde günlük yaşamda görülen davranışlara özgü bilinçlilik açısından bakıldığında; hipnoz bir uyku durumu olmamakla birlikte, normal bir bilinçlilik durumu da değildir. Hipnoz, bütünüyle kendine özgü özellikleriyle bilinçliliğin farklı bir durumudur.

    Pek çok insan uyku ve hipnozu benzer durumlar olarak bağdaştırır. Dış görünüşe göre bu geçerli olabilir fakat zihinsel hareketler, hipnozun uykudan daha çok, uyanıklıkla ilgili olduğunu göstermektedir. Beyin dalgası deneyleri de bunu kanıtlamaktadır. Kişinin uykudaki dikkati dağınık durumdayken, hipnoz altında dikkatin yoğunlaşması ve dikkatin yoğunlaşmasının da uyanıklık durumunun (bilinçli uyanıklık) bir özelliği olması dolayısıyla, hipnoz ve uykunun bir bakıma zıt oldukları bile söylenebilir.

    Hipnoz, uygarlık tarihi kadar eskilere uzanır ve tarih boyunca çeşitli adlar altında uygulanmıştır. Bununla birlikte, Hipnoterapinin bağımsız bir dal olarak ortaya çıkması 1958 yılında Amerikan Tıp Birliği tarafından resmi olarak kabul edilmesiyle başlamıştır. O tarihten bu yana büyük atılımlar olmuştur.