Etiket: Hali

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu: TSSB

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu: TSSB

    Psikolojik travma dediğimizde aniden gerçekleşerek hayatımızı alt üst eden olaylardan bahsediyoruz. Bu olaylar, deprem, sel, kasırga gibi doğal yollarla olabileceği gibi; trafik kazası, yangın, savaş, terör, işkence, taciz, tecavüz gibi insan eliyle kazayla veya bilerek ve amaçlı olarak gerçekleşen olaylar olabilir. Aynı zamanda kişi bir başarısızlık, aşağılanma, terk veya aldatılmayı da psikolojik travma olarak deneyimleyebilmektedir.

    TSSB yaşanan bir travmanın ardından ortaya çıkan, duygusal, düşünsel ve davranışsal birtakım sorunları işaret eder. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır.

    TSSB belirtileri 3 ana kümede toplanır:

    1. Travmatik olayı yeniden yaşantılama: Travmaya yol açan olay ortadan kalktığı halde, olaya verilen tepkilerin ortadan kalkmamasıdır. İstem dışı da olsa travmatik olayın tekrar tekrar hatırlanıyor olması halidir. Bu rüyalar ve kabuslarla olabileceği gibi günlük flashbeclerle de olabilir.

    2. Kaçınma: travmatik olayı hatırlatabilecek her türlü durumdan kaçınma halidir. Kişiye travmatik olayı hatırlatacak durumlardan, mekanlardan, seslerden, kişilerden uzaklaşma ihtiyacı duyması, olayı hatırlamam hali ilginin azalması ve insanlardan uzaklaşma kaçınmaya verilecek örneklerdendir.

    3. Aşırı uyarılmışlık hali: Her an bir şey olacakmış gibi sürekli bir tetikte olma hali söz konusudur. Uykuya dalmakta zorlanma, dikkat ve konsantrasyonda güçlük, irkilmeler, öfke patlamaları yaşanabilir.

    Travmatik olayın ardından bir müddet bu tepkileri ‘anormal durumlara verilen normal tepkiler’ olarak görürüz. Bizim Travma sonrası stres bozukluğu diyebilmemiz için bu üç kümeye ait belirtilerin 1 aydan daha fazla sürmesi ve bu belirtilerin kişinin günlük işlevselliğini bozacak nitelikte olması gerekir. Bazen bu belirtilerin aylar hatta yıllarca sürdüğünü gözlemleriz.

    TSSB yaşayan kişilerin tedaviye başvurmasında bazı engeller olabilir. Bunlar, İyileşme önündeki en yardım aramaya çekinme, umutsuzluk, olayı hatırlamaktan kaçınma, insanlara güvenini kaybetme ya da bu belirtilerin bu hastalık olarak görmeme ve kişinin güçsüzlüğünden kaynaklandığının düşünülmesi gibi…

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu kişinin hayatını, sosyal aktivitelerini, dünyayı algılayış şeklini etkileyen çeşitli alanlarda sorunlar yaşamasına neden olan ciddi bir hastalıktır. Bununla birlikte çeşitli tedavi yöntemlerinin bu hastalığın tedavisinde oldukça başarılı olduğu bilinmektedir.

    Travmatik bir olaydan her kişinin aynı oranda etkilenmediği göz önüne alındığında, kişinin ihtiyaçlarına uygun olan tedavi planının hazırlanması gerekmektedir.

  • Çocuklarda kaygı bozukluğu

    “anneciğim yatağımın altında canavar var, korkuyorum”

    “dolabımda hayalet var, çok korkuyorum, seninle uyumak istiyorum”

    “yarın ki sınavda ne yapacağımı bilmiyorum ve çok korkuyorum”

    “okula gitmek istemiyorum, ya ben okuldayken senin başına bir şey gelirse”

    Vb. birçok korku durumuyla az da olsa karşılaşmışızdır.

    Korku kelimesi, çocuklarımızdan sık duyduğumuz ve kimi zaman nasıl bir yaklaşımda bulunacağımızı bilmediğimiz, bazen sakin karşılayıp bazen de bizi öfkelendiren bir durumdur. “Erkek adam korkar mı”, “Uyduruyor aslında”, “Yeterince çalıştın, sınavdan niye korkuyorsun ki!” diye düşündüğümüz durumlarda ne yapacağımızı bilememek, çaresizlik ve çözümsüzlük durumu sıklıkla yaşadığımız bir problemdir.

    Genel bir bakışla korku, endişe, evham hali; bireyin herhangi bir durum sırasında etrafında olup biten her şeyi bir tehlike ve tehdit gibi algılaması, o durumda hissedilen; gerginlik, güçlü bir kaçma veya kavga etme dürtüsü, sonucunda da bedenin hızlı kalp atışları, kaslarda gerginlik gibi fizyolojik belirtilerle tepki vermesidir. Aslında bireyin yaşadığı yoğun bir uyarılma halidir de denebilir.

    Hayal dünyaları çok geniş olan çocuklar zaman zaman korkularını ve endişelerini bastırmada zorlanabilirler. Çocukların özellikle geceleri eve girecek kötü adamlardan, hırsızdan, canavardan, hayaletten, kedi-köpek gibi hayvanlardan korkması kimi zaman komik gelse de ciddiye alınması gereken durumlardır. Küçük yaştan itibaren zihne yerleşen korku duygusu yetişkinliğe de yansıyan belirtiler halinde devam edebilir.

    Çocukluk döneminde ortaya çıkan ve psikiyatrik sorunlar diyebildiğimiz korkular ya da yaygın kaygı halleri vardır ki anne babalar bu korkuları iyi ayırt ederek, müdahale ve desteği geç kalmadan çocuklarına sunmalılardır.

    Zaman zaman çocuklarımızın çevresindeki tüm değişikliklere ve olaylara yoğun bir kaygı ve korku ile baktığını fark edebiliriz. Bu kaygılar huzursuzluk, aşırı heyecan duyma, kolay yorulma, düşünceleri yoğunlaştırma zorluk çekme ya da zihnin durmuş gibi olması hali, irritabilite/duygusal hassaslık, kas gerginliği ve uyku problemleri ile kendini gösterebilir. Çocuk kaygısını kontrol etmekte zorlanır. Kaygı durumuna fiziksel yakınmalar da eşlik edebilir. Bu tür durumlar çocuğun yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuklarımız içsel sıkıntı ve streslerini zaman zaman sözel olarak dile getirememekte ve davranışları ile yardım çağrısında bulunmaktadırlar. Bu yardım çağrıları anne babalar tarafından dikkatlice değerlendirilmeli ve duyarlılıklar karşılanmalıdır.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu olarak tanımlanan psikiyatrik tablo çok hafif tedirginlikten dehşet ve panik derecesine kadar değişen yoğunluklarda bireyin korku ve endişe hali yaşıyor olmasıdır. Bu aşamaya gelen anksiyete kişiyi koruma düzeneklerinden biri olma özelliğini yitirir ve kişinin başa çıkması gereken bir sorunu haline gelir.

    Bireyin veya çocuğun yaşadığı endişe ve korku hali eğer gündelik yaşantıyı etkiliyorsa, arkadaş, anne baba ilişkisine olumsuz yansımaları varsa, okul yaşantısını tehlikeye sokuyorsa bu durum basit çocukluk çağı korkusu gibi düşünülmemeli ve mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

  • Sonbahardaki Ruhumuz

    Sonbahardaki Ruhumuz

    Yazın kavurucu sıcağı içimizi ısıtan o güneşi ve o ışığı… Derken bir anda yazı hatırladık bu günlerde… Sıcaklar yerini bulutlu , yağışlı ve soğuk havalara bırakmaya başladı bile. Tabi bu durum kendi dengemizde de bazı değişimlere neden oluyor. Mesela daha bi’ kötü hissediyoruz, daha bi’ enerjimiz düşüyor, daha bi’ kırılıyoruz , daha bi’ alınıyoruz , daha bi’ kızıyoruz ve tabi daha bi’ tepki gösteriyoruz ya da tamamen sessizliğe bürünüp içimize kapanıyoruz.

    Neden mi?

    Cevap basit ; tamamen fizyolojik ve psikolojik değişimler. Güneşin bizi artık eskisi gibi ısıtmaması , mevsimin değişmesiyle birlikte ihtiyacımız olan seratonini ve eksilen enerjimizi yerine koyamama hali aslında… Vücudumuz fizyolojik ve psikolojik değişiklikler gösteriyor değişen mevsimle beraber… Bu değişime hem bedenimizi hem de ruhumuzu hazırlarsak değişikliğe daha kolay ve daha hızlı adapte oluruz. Mesela besinlerimizi seçerken vücudumuzun tam da ihtiyacı olduğu gıdalara yönelik tercihler yapmamız gibi … Ruh-beden dengesinin mevsim geçişlerinde bize hissettirdiği o depresif ruh halini engellemek için ;

    Neler Yapalım?

    -Çikolatanın bitter olanını tüketin! Bitter çikolatada kakao oranı daha fazlayken kendimizi mutlu hissettiğimizde salgılanan seratonin daha fazla alınmış olur böylelikle daha mutlu hissederiz.

    -Karar verirken dikkat edin! Mevsimin hormonlarınızı ve ruh halinizi teslim altına almasına izin vermeyin yoksa sonucu sizi mutlu etmeyebilir.

    -Su için! Su içinde bulunduğumuz acıtasyonu azaltır ve beynimize giden oksijen miktarını arttırdığı için daha sağlıklı ve pozitif düşünmemizi sağlar.

    -Folik asit içeren besinleri yiyin!Folik asit içeren yeşil yapraklı sebzeler tüketmemizin ruh halimizin dengesi için önemli olduğunu unutmayalım.

    -Doğru nefes alıp verin! Bu sayede beynimize giden oksijen miktarı artarve daha sağlıklı düşünmemize zemin hazırlar.

    -Daha eğlenceli filmler izleyin!Kendinizi iyi hissettirdiğini düşündüğünüz filmler izleyin. Bu sizin içinde bulunduğunuz depresif ruh halinizden çıkmanıza yardımcı olur.

     Spor yapın! Spor yaparken salgılanan hormon kendimizi daha iyi ve güçlü hissetmemizi sağlar.

    -Zevk aldığınız aktivitelere zaman ayırın! Zaten rutinde hoşlanmadığımız durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz eğer zevk aldıklarımıza da zaman ayırırsak mutsuz gün daha mutlu hale gelebilir.

    Nezle ve diğer kış hastalıklarından mümkün olduğunca korunmaya çalışın! Hastalıkta oluşan kendimizi bedensel iyi hissetmeme hali ruhumuza da yansır. Bunu önlemek için kendimize dikkat etmemiz gerekir.

    En sevdiğiniz mevsimin sonbahar olması dileğimle…

  • Depresyon

    Kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını olumsuz olarak etkileyen, yaşamını ve fiziksel sağlığını bozan bir duygu durum bozukluğu, çökkünlük halidir.

    Depresyon yaygınlığı, kişisel ve toplumsal maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir halk sorunudur.

    Sağlıklı bireyler, bazı olaylar karşısında sıkıntı, üzüntü gibi depresif duygular ile tepki verirler. İstenmeyen durumlar karşısında yaşanan depresif duygular her birey için yaşamın normal bir parçasıdır. Bu olağan duygu değişimlerini depresyondan ayıran ise yaşanan çökkünlük, keyifsizlik halinin süresi ve şiddetidir.

    Depresyondaki kişiler hayatlarını yeterince kaliteli yaşayamaz, işlerini ve aile ilişkilerini sürdürmede çoğunlukla problemleri olur. Yoğun bir psikolojik rahatsızlık içindelerdir. Yaşanan sosyal ilişkilerdeki sorunlar depresyondaki kişinin kendini toplumdan çekmesine ve yalnız yaşamasına sebep olabilir.

    Depresyonun Belirtileri;

    En az iki hafta devam eden

    • Hoş olmayan duygu durum

    • Hayattan zevk alamama, genel isteksizlik hali

    • Mutsuzluk, umutsuzluk, karamsarlık ve gerginlik hali

    • İştahsızlık ya da aşırı yeme isteği ile oluşan kilo değişiklikleri

    • Uykusuzluk ya da aşırı uyku hali ( uykuya dalmada güçlük, sık uyku bölünmesi, niteliksiz uyku)

    • Değersizlik ve suçluluk duyguları (kendini başarısız bulma, hiçbir işe yaramama hissi)

    • Halsizlik, yorgunluk ve güçsüzlük hissi

    • Düşünmede, odaklanmada ve karar vermede güçlük çekme

    • Hareketlerde, düşüncelerde ve karar vermede yavaşlama

    • Enerji düzeyinde azalma

    • Yineleyen ölüm ya da intihar düşünceleri, planları, girişimleri

    Ayrıca;

    • Gerginlik, sıkıntı ve huzursuzluk hali, kapalı yerlerde daralma ve aynı yerde uzun süre kalamama

    • Kontrolsüz öfke patlamaları

    • Cinsel isteksizlik

    • Psikosomatik

    yakınmalar eşlik edebilir.

    Depresyonun Nedenleri

    Yalnızlık, sosyal desteklerin yetersizliği, iş hayatındaki problemler, başarısızlık, mali sorunlar, ilişki problemleri, ailede depresyon öyküsü (genetik), travmalar, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı depresyona yol açabilir. Ayrıca kronik ya da ölümle sonuçlanan hastalığı olanlarda depresyon görülme olasılığı yüksektir

    Yaşanan uyku problemleri depresyondan kaynaklı olabileceği gibi depresyonun sebebi de olabilir. Araştırmalarda uzun süren uykusuzluğun depresyona yol açabileceğine dair bulgular ortaya çıkmıştır. Bu sebeple uyku düzenini sağlama tedavinin temel amaçlarından biridir.

    Yani depresyon, biyolojik, psikolojik, sosyal faktörlerin birleşimi sonucu gelişir.

    Depresyondaki Bireylerin Düşünce Kalıpları

    • “Yetersiz biriyim hiçbir şeyi doğru yapamam”

    • “Baş edemem, üstesinden gelemem”

    • “Hiçbir zaman daha iyi olamayacağım”

    • “Her şey benim hatalarımın sonucu”

    Her insanın hayatın belli bir döneminde depresyona girme olasılığı vardır. Bunun bir güçsüzlük göstergesi olmadığı bilinmeli ve destek almaktan kaçınmamalıdır. Depresyon tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. İlaç tedavisi tek başına yaşanan problemleri çözmeyi sağlamayacaktır. Depresyon tekrarlayabilen bir rahatsızlık olduğu için; psikoterapide depresyonun tekrar ortaya çıkmasını engelleyecek başa çıkma yöntemlerinin hastaya öğretilmesi amaçlanır.

  • Ev tozu akarı allerjisi

    “Ev tozu”, “akar”, “ev tozu akarı”, “mite” alerjisi olarak adlandırılan bu ifadeler, aslında hepsi birbirinin aynı olan, en baş belası alerjenlerden birini tanımlar.

    Alerji tedavisinde temel prensip, alerjiye neden olan bir neden bulunmuş ise; ondan uzak durmaktır. En sık karşılaşılan ev içi alerjenleri; ev tozu akarlarıdır. O halde bundan uzak durmak önemli. Ama nasıl? Burada önemli olan ne eksik, ne fazla olmasın. Yeterince önlem uygulansın. Çevremizde görüyoruz; ne öyküsü uyuyor, ne şikayetler ile toz arasında bir ilişki var; ama hemen tozdan sakınma önlemleri abartılı olarak uygulanmaya başlıyor. Çocuk 1-2 kez öksürünce hemen bütün yataklar değiştiriliyor, evdeki bütün halılar kaldırılıyor, bütün ev her gün süpürüp siliniyor. Başlangıçta tüm aileler çocuğunun hatırına diye seve seve bu uygulamaları yapıyor. Ama bir gün değil, bir ay değil; devamlı böyle bir uygulamanın getireceği zorlukları bir düşünün. Zavallı anneler perişan oluyor. En ufak bir aksamada da suçluluk ve yetersizlik duygusu yaşıyorlar. O zaman ne yapalım?

    Birincisi, genelde yapılacaklar. Şöyle ki, çocuk astım tanısı veya bir başka alerjik hastalık tanısı almış; ama kandan veya deriden test yapılmamış, neye alerjisi var bilinmiyor. Bu durumda tozdan ne kadar sakınmak gerekli? Bu durumda sadece “olmasın” diye korunmak amaçlı sakınmadır. Bu da asla abartılmamalıdır. Sadece çocuğun yatak-yastık ve yorganı yün olmasın (pamuk, sünger, hazır ürünler, silikon vs. olabilir) yeter. Ya da değiştirmek mümkün değil, ille de yünde yatacaksa, çift kat nevresim, çarşaf ve yastık yüzü yeter. Bir de çocuk halıda uzanarak oynarken öksürük nöbetlerine tutuluyorsa, onun oynadığı yerdeki halının üstüne bir çarşaf vs. serip direkt toz ile teması önlemek yeterlidir. Yastık kabartmak, halı çırpmak gibi aşırı toz kaldıran işleri çocuğun yanında yapmamak gerekir.

    İkincisi; toz alerjisi saptanan çocukların korunması. Burada kandan veya deriden yapılan alerji testi ile çocuğun akar alerjisi kesin olarak saptanmışsa; daha sıkı önlemler gerekir. Birinci gruptaki önlemleri almak yanı sıra biraz daha dikkat eklenir. Şöyle ki; çocuğun yattığı odada yerde de toz tutacak halı kalmamasında yarar vardır. Ayrıca akarların yaşama ortamı olan yün veya kuştüyü eşyaların da çocuğun odasında olmamalı gerekir. Bazen ev küçük olup yedek yataklar vs. yüklük olarak kullanılan bir yerde depolanır. İşte bu oda çocuğun odası olmasın. Çocuğun uyuduğu odada mümkün olan en az miktarda eşya, onlar da toz tutmayacak gibi yıkanıp silinebilen cinsten olmalı. Hatta Yumoş, panda gibi içi doldurulmuş oyuncaklar da akar deposu olabilir. Bu oyuncakların da odada bulundurulmaması gerekir. Çocuğun alışkanlığı var, oyuncağa sarılarak uyuyor; o zaman da bu oyuncağın zaman zaman çamaşır makinesinde 60 derece üstünde yıkanması gerekir. Zaten akarların ölmesi için, çocuğun giysileri, çarşaflar vs. de gereken 60 derecede haftada bir yıkanmalıdır.

    Akarlar, vücuttan dökülen saç kepeği ve deri döküntüleri gibi çok küçük, fark etmeden devamlı döktüğümüz artıklarla beslenir. Sularını ise havanın neminden alırlar. Pek çok evde kullanılan oda nemlendirici buhar makineleri, aslında akarların yaşamasını da kolaylaştırır. Bu nedenle gereksiz yere devamlı buhar makinesi kullanılmamalıdır. Yatak, yastık vs. sentetik de olsa yine de içinde az çok akar yaşayabilir. Bu canlının alerjen özellik taşıyan dışkı, vücut parçacıkları, yüzeye çıkıp nefes yolu ile solunum sistemine girer ve alerjiyi tetikler. Bunu önlemek için de akar alerjeni geçirmeyen özel çarşaf-nevresim takımları, koruyuculuğu en iyi olan yöntemlerdir. Eşyanın üstüne önce bunlar kaplanır, sonra normal çarşafı, nevresimi de serilir.

    Diğer akar ilaçları ve cihazlar ne derece gereklidir? Suya çeken elektrik süpürgeleri de süpürme sırasında halıdan emilen akar alerjenlerinin tekrar havaya savrulmasını önler. Az çok katkısı vardır. Ancak gerek bu makine, gerekse hava temizleyiciler, akar öldüren ve çamaşır makinesinde son durulama suyuna katılan ilaçlar, halılara serpilen akar öldürücü tozlar, koltuk gibi içi dolu eşyalara sürülen akar öldürücü köpükler vs. olmazsa olmaz değildir. Yani, bunları alıp yapmak için büyük ekonomik sıkıntılara girmeye gerek yoktur. Maddi durumu iyi olanlar bu uygulamaları alıp yapabilir. Ne fayda etse kardır. Ama bunları yapabilmek için sıkıntıya girmeye, borçlanmaya, zahmetlere katlanmaya gerek yoktur. Herkesin rahatça uygulayabileceği basit önlemler yeterlidir.

    Giysilerde de abartıya gerek yok. Direkt vücuda temas eden yün giymemek yeterlidir. Ancak yünlü giysiler yaz boyu dolapta kapalı durup sonra direkt giyilirse, onlarda da akar ve akar artığı alerjenler olabilir. İyice havalandırıp çırpıp sonra dıştan giyilebilir. Sadece yünlü iç giysi giymemek yeterlidir. Akarlardan temizlemek için giysilerin 60 derecede yıkanması uygundur. Hatta bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde halıları bile yıkayacak boyutta çamaşır makineleri kullanılmaktadır.

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnoz Nedir?
    Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.) uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular.

    Hipnoterapi Nedir?
    Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

    Hipnoz bir uyku mudur?
    Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapanİskoç Doktor James Braid1840 yılında bu trans hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısıHypnosis’tenesinlenerekhipnozadını vermiştir. Çok kısa bir süre sonra bizzatDr. Braidbu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir.

    Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi?
    Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez.

    Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

    Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

    Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı?
    Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara yanıtlar verir.

    Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?
    Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

    Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?
    Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır:Gönüllülük,konsantrasyonvehayal gücü.Hipnoza başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi, hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü yetersiz olanlar hipnoza giremezler.

    Hipnoza yatkınlık (hipnotizabilite) ne demektir? Herkes hipnoza girebilir mi?
    Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite (hipnoza yatkınlık) adı verilmiştir. Herkesin hipnoza yatkınlığı (hipnotizabilite) farklıdır. Bu nedenle herkes hipnoza giremez. Çocuklar hipnoza son derece yatkındırlar. Yapılan araştırma sonuçları, hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin 6-10 yaş arası olduğunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kesim kesinlikle hipnoza giremez. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir hipnoza yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yani toplumun büyük bir çoğunluğu hipnoza girebilmektedir.

    Hipnoza yatkınlığı etkileyen etkenler nelerdir?
    Hipnoza yatkınlık yetisi,kişilik yapılarınave içinde bulunulanruhsal rahatsızlığabağlı olarak değişmektedir. Örneğin, kuşkucu, kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol etmeye çalışan ya da kendisini herkesten çok üstün ve değerli gören kişilik yapılarına sahip olan kişiler kolay kolay hipnoza giremezler. Aynı şekilde obsesif-kompulsif bozukluk, şizofreni, ağır depresyon, paranoid bozukluk ve demans (bunama) hastalarının hipnoza yatkınlıkları sağlıklı insanlara göre daha düşüktür.

    Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

    Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de, bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe gitmek mümkün olsaydı, herkes şans oyunlarıve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

    Hipnoz nerelerde / hangi hastalıklarda kullanılabilir?

    Psikiyatride:Tik, kekemelik, enüresis noktürna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, travma sonrası stres bozukluğu…

  • HİPNOZA DAİR MERAK EDİLENLER

    HİPNOZA DAİR MERAK EDİLENLER

    Hipnoz Nedir?
    Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç
    hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.)
    uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler,
    anlar ve gönüllü katılımla uygular.

    Hipnoterapi Nedir?
    Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

    Hipnoz bir uyku mudur?
    Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir
    uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapan İskoç Doktor James Braid 1840 yılında bu trans
    hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hypnosis’tenesinlenerek hipnoz adını vermiştir. Çok kısa bir süre
    sonra bizzat Dr. Braid bu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını
    açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir.

    Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi?
    Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir.
    Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı
    telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine
    söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez.

    Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

    Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi
    duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise
    kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

    Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı?
    Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel
    bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde
    işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara
    yanıtlar verir.

    Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?
    Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda
    kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

    Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?
    Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır: Gönüllülük, konsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza
    başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi,
    hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır.

    Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir
    kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması
    zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü
    yetersiz olanlar hipnoza giremezler.

    Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

    Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi
    hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de,
    bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe
    gitmek mümkün olsaydı, herkes Toto, Loto, Altılı Ganyan ve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın
    akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan
    birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

  • SONBAHAR DEPRESYONU EN ÇOK KADINLARI SEVİYOR

    SONBAHAR DEPRESYONU EN ÇOK KADINLARI SEVİYOR

    Sürekli uyku hali, genel anlamda kendini mutsuz hissetme, aşırı yemek yeme isteği gibi belirtiler sizde de varsa sonbahar depresyonu kapınızda olabilir. Yaz mevsimine veda edip sonbahar aylarına girdiğimiz şu günlerde gün ışığından daha az yararlanmak ve soğumaya başlayan havalar ruh halimizi olumsuz etkiliyor.

    Özellikle kadınların en çok etkilendiği bu mevsim geçişlerinde sağlıklı bir ruh hali için neler yapılmalıdır?

    Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır Elbeyoğlu, sonbahar depresyonu hakkında bilgi verdi

    Güneş Işığından Az Yararlanmak Depresyona Yol Açıyor

    Yaz ve kış aylarındaki gün ışığı periyodu ile gece melatonin (uyku hormonu) salınım süresindeki farklılıklar, mevsimsel değişikliklerden etkilenmeye yatkın kişilerde depresyon atağı gelişmesine sebep olmaktadır. Sonbaharda düşen hava sıcaklığı ve günlerin kısalmasından dolayı gün ışığından daha az faydalanmak kişilerde hormonel değişikliklere yol açmaktadır. Serotonin(mutluluk) hormonu düzeyi düşerken, melatonin(uyku) hormonunun düzeyinin yükselmesi; kişide depresyonun oluşmasına uygun zemin hazırlamaktadır. Genel olarak kış aylarında daha çok uykuya ihtiyaç duyulma ihtiyacı da bu durumdan kaynaklanmaktadır. Sonbahar ve kış dönemlerinde artan melatonin uykuyu artırmakta ve aynı zamanda insanlarda iştah artışına da sebep olmaktadır.

    Gün Boyunca Devam Eden Mutsuzluk Sonbahar Depresyonunun Habercisi

    Sabahları uyanmakta güçlük ya da çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama, gün boyunca devam eden mutsuzluk hissi, ilgi kaybı, gündelik aktiviteleri yaparken zorlanma, enerjide düşme, geçmeyen yorgunluk hissi, konsantrasyonda bozulma, bellek zorlukları yaşamaya başlama, iştahta artma ya da çok azalma, cinsel isteğin kaybı ile değersizlik ve yetersizlik duygularının artması gibi belirtiler Sonbahar Depresyonunun habercisi olabilir.

    En Çok Kadınlar Etkileniyor

    Mevsimsel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan tablo tıpkı depresyon hastalarınkine benzer. Sabahları uyanmakta güçlük ya da çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama, gün boyunca devam eden mutsuzluk hissi, ilgi kaybı, gündelik aktiviteleri yaparken zorlanma, enerjide düşme, geçmeyen yorgunluk hissi, konsantrasyonda bozulma, bellek zorlukları yaşamaya başlama, iştahta artma ya da çok azalma, cinsel isteğin kaybı ile değersizlik ve yetersizlik duygularının artması gibi belirtiler sonbahar depresyonunun habercisi olabilir. Mevsimsel değişiklerden ruhsal olarak en çok kadınlar etkilenmektedir. Bunun sebebi; kadınların serotonin (mutluluk) hormonu duyarlılıklarının daha yüksek olduğudur. Yaygın olarak sonbaharda başlayıp, kış bitimine kadar devam eden bu belirtiler kişilerde ciddi düzeyde işlev kaybına ve hayat memnuniyetinde azalmaya yol açmaktadır.

    SONBAHAR DEPRESYONUNDAN KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER

    • Sabah Doğan Akşam Batan Güneşi Seyredin
    • Mevsimselliğe bağlı gelişen depresyona yatkın kişiler sıklıkla, gerek suni bir ışık kaynağının altında ya da güneşli iklimi olan bir yere seyahat ettiklerinde kendilerini çok daha iyi hissettiklerini belirtirler. Bu nedenle, özellikle sonbahar mevsimlerinde imkânınız olduğu sürece sabah doğan ve akşam batan güneşi seyretmeniz ruhunuza iyi gelecektir.

    Açık Alanda Yürüyüş Yapın

    Havanın soğuk olmasına aldırmadan güneş gördüğünüzde mutlaka sporunuzu açık alanda yapmaya gayret etmek ya da düzenli spor yapmıyor olsanız bile güneşli günlerde açık havada hafif tempolu yürüyüşler yapmak gün ışığından fazla faydalanmanızı sağlayacaktır.

    Uyku Ritminizi Ayarlayın

    Gün ışığından fazla faydalanabilmenin bir diğer yolu da, güneş olsun ya da olmasın erken kalkıp erken yatarak uyku ritminizi aydınlıktan daha fazla yararlanacak şekilde oluşturmaktır.

    Eve Kapanmayın

    Eve kapanmak, pasif olmak insanların enerjisini artıran değil azaltan bir faktördür. Bu nedenle aktif olmaya özen gösterin. Gün içinde yapılacak hiç bir işiniz yoksa bile dışarıda vakit geçireceğiniz aktiviteler planlamak önemlidir.

    Sağlıklı Beslenmeye Özen Gösterin

    Hazmı kolay düşük kalorili yiyecekler iyi hissetmemizi sağlar. Bu nedenle iştahınız ne kadar artarsa artsın yiyecek seçimlerinize özen göstermeye çalışın.

    Pozitif Ruh Halinin Devamı İçin Sevdiğiniz Şeyleri Yapın

    Aile, sevilen arkadaşlar, sevilen mekanlar ve hobiler pozitif ruh halinin devamının en önemli ayaklarıdır. Depresif hissetmenin doğal sonucu olan sosyal izolasyonla mücadelede ve hareket döngüsünü devam ettirmede koruyucu faktörlerdir. Bu nedenle isteksizlik yaşıyor bile olsanız sevdiğiniz insanlarla bir arada, özellikle dışarıda vakit geçirmek iyi gelecektir.

    Tüm Bunlara Rağmen Depresyondan Çıkamıyorsanız Uzman Desteği Alın

    Tüm bu önerilere rağmen geçmeyen ve daha da ağırlaşan depresif duygulanım hali söz konusu olduğunda vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım almak en doğrusudur. Özellikle geçmişte depresyon tedavisi gördüyseniz, hali hazırda tekrarlayan depresif nöbetleriniz ya da tanısı konmuş bir psikiyatrik rahatsızlığınız varsa mutlaka uzman kontrolünde kalmalısınız.

  • Alerjik bir çocuğun evi nasıl olmalıdır?

    Alerjik bir çocuğun evi nasıl olmalıdır?

    Alerji doğumdan itibaren başlayıp zamanla şekillenen bir süreçtir. İlk 3 yaşta en yoğun gıda alerjisine bağlı alerjik egzama ile kendini gösteren hastalık zamanla çocuğun ev tozu, hayvan atıkları veya küf mantarları gibi ev içi alerji yapıcı maddelere teması arttıkça şekil değiştirir. Okul çocukluğunda daha çok ev tozu alerjisine bağlı alerjik nezle ve alerjik astım tablosu görülür. Ergenlik yaklaştıkça mevsimsel polen alerjisi de eklenir sürece.

    Özetle; alerji zannedildiği gibi büyüdükçe geçmez; tam tersine artarak seyreder. Bu yüzden erken çocukluk döneminde alerjiyi olmadan engellemenin ve oluşmuşsa da daha fazla ilerlememesinin yolları aranmalıdır. Alerji çoğunlukla genetik bir hastalıktır. Zamanla alerji yapıcı maddelere temas ile şekillenir. Bu nedenle ailesinde alerji hikayesi olan çocukların daha doğumdan itibaren buna uygun bir evde yaşaması alerjiyi engellemek adına çok önemlidir. Bir kez alerji oluşmuşsa o zaman zaten alerjik olunan maddeden uzak durma mümkün olan en sıkı şekilde uygulanmalıdır.

    Günümüzde en sık rastlanan alerji tipi ev tozu akar alerjisidir (%90). Ev tozu alerjisi çoğunlukla alerjik nezle ile beraber alerjik astım bronşite neden olur. Tedavide ana hedef hastanın çevresindeki ev tozu akar miktarını en aza indirmektir. Bu yönde ev içinde alınması gereken bir dizi önlem vardır. Bu önlemlerin içinde en önemlisi evden halıların kaldırılmasıdır. Dokuma halılar, ister elde ister fabrikada dokunmuş olsun, ister sentetik isterse yün olsun, ev tozu akarları için önemli bir yaşam alanı oluşturmaktadır. Ev tozu akarları insan atıkları ile beslenen, sıcak ve nemli ortamları seven, gözle görülmeyen mikroskopik canlılardır. Bu canlıların vücut parçacıkları ve dışkıları havaya karıştığında alerjiye neden olur. Akarlar bakteri değildir. O nedenle anti-bakteriyel halılar ev tozu akarından korumaz. Ev tozu alerjisinde hava temizleyiciler fayda sağlamaz. Halıları yerde dururken elektrik süpürgesiyle yıkamak alerjenin uzaklaştırılmasına fayda sağlamadığı gibi bir de halıyı nemlendirerek akarların daha fazla yaşamasına neden olur. Buharlı temizlik robotları yüksek ısıyla akarları öldürür; ancak dışkı parçacıklarını uzaklaştırmada yetersiz kalır. Halı yerine çamaşır makinesinde yıkanabilecek ince örgü kilimler kullanılmalıdır. Kilimler 60 derecede yıkandığında hem ev tozu akarları ölür; hem de akarların dışkı parçacıkları suyla uzaklaştırılmış olur.Ev tozu akarları nemli iklimlerde ürerler. Ev içi nem oranının %50’yi geçmemesinin sağlanması gerekir. Ev içi havasının nemi %50’den yüksek ise havanın nemini alıp suya çeviren nem giderici aletler kullanılabilir. Temizliğin HEPA filtreli özel süpürgelerle yapılması gerekir.

    Alerjisi olan veya alerji olma olasılığı olan çocukların evinde rutubet olmamalıdır. Sıvadan veya herhangi bir su kaçağından duvar içine sızan suyun yarattığı rutubet evde ciddi anlamda hava kirliliği yaratmaktadır. Bu alanların kurutulması gerekir. Benzer şekilde ev içi hava kirliliği yapan madde sigaradır. Alerjik bir çocuğun evinde sigara kesinlikle içilmemelidir. Mutfak, cam önü gibi alanlarda sigara içmek çocuğun etkilenmesini azaltmayacaktır. Sigaranın tamamen ev dışında içilmesi şarttır.

    Çocuk ve yetişkinlerde ev tozu alerjisi tedavisinin temelinde bu önlemler yatmaktadır. Bu temelin üzerine, alerjik olunan maddenin artan miktarlarda dil altından vücuda uygulanması prensibiyle çalışan “dil altı damla aşı tedavisi” (sublingual immunotherapy) hastalığı kökten çözme yolunda çok büyük başarı sağlamaktadır.

  • Renklerin insan psikolojisine etkileri ve dekorasyonda kullanımları

    Renk, ışığın cisimlere, eşyalara yansımasıyla bizlerde uyandırdığı algıdır. Işık olmadan renk olayı gerçekleşemez. Newton, karanlık bir odada küçük bir delikten gelen güneş ışığını plazmadan geçirerek renk tayfı meydana getirmiştir.

    Aynı şekilde gökkuşağında da yağmurdan sonra renkleri birarada görmek mümkündür. Siyah ve beyaz renk olarak kabul edilmezler, renk değildirler. Ancak biz günlük hayatta renk olarak bahsederiz.

    Renkler, kırmızı, sarı, turuncu gibi sıcak renkler; mavi, yeşil gibi soğuk renkler olarak sınıflandırılabilir.Doğada renkleri uyum içinde görüyoruz. İnsan psikolojisini, sosyal yaşamı, sağlığı etkilediğinin farkındayız. Hatta doğada kendini korumak için yaban hayatı içinde renk değiştiren canlıların olduğunu biliyoruz. Renkler yaşamımızı şekillendirir, anlam katar, iştahımızı açar, kapatır. Sosyal hayatta kendimizi ifade ederiz. Psikolojimizi yansıtır, kendimizi hissettiğimiz duruma göre giyimde renk tercihlerimiz günden güne farklılıklar gösterebilir.

    Renklerin herbiri duygularımızda farklı yansımalar yaratır. Beden sağlığımızı, kan akışımızı, zihinsel aktivitelerimizi etkiler. Psikolojik olarak rahatlatıcı, güven verici, sinirlendirici ortam yaratabilirler. Renkler, tonlarına göre de tercih edilir. Belli tonlar bazı eşyalarda ya da obje ve araçlarda hoş görünmeyebilir. Renkten renge, tondan tona fark vardır.

    Örneğin, kırmızı renk, dikkat çekici bir renktir. Enerjik, sevgi, aşk, kan rengidir. Aynı zamanda iştah açar.Acıkma duygusu verdiği için fast food restaurantlarda sıklıkla tercih nedenidir. Büyük alanlarda ve uzun süreli kullanımda yerinde duramama ve huzursuzluk hissi yaratır. Dikkat çekici ve yasak rengi olduğu için trafik ışıklarında kullanılır. Ayrıca uyarı gerektiren durumlarda tercih edilen renktir.

    Sarı renk, dikkatin rengi olup, sarı levha üzerinde yazılan yazılar dikkat çeker. Taksilerin rengide bu nedenle sarıdır. Zekayı, pratikliği, inceliği gösterir. Aynı zamanda özlem ve hüznün rengidir. Sonbahar yaprakları sarı renklidir ve hüzün verir. Mevsim yazsa güneşin rengi olan sarı; mutluluk ve ümit verir. Çalışma odaları için seçilen bir renktir. Ancak sarı, etkili, yoğun ve uzun süreli kullanımlarda sinirlilik yapabilir. Gelip geçiciliğin ve uyarının rengi olup, karantina durumlarında, trafik ışıklarında hazırlanma olarak kullanılır. Ayrıcada bağımsızlık ve özgürlüğün rengidir.

    Turuncu renk bilişsel aktiviteyi ve yaratıcılığı artırır. Çocuklar tarafından sevilir, neşelendirir. Çocuklarda yaratıcı gücün ortaya konmasına destek bir renktir. Çok baskın olarak kullanılması düşünülmeyecekse yumuşatılmış olarak şeftali rengide seçilebilir.
    Mor,bilinçaltını temsil eder. Asalet, ihtişam, onur ve lüksü çağrıştırır. Ağır giysilerde, döşemelerde mor kadife gibi kumaşlar tercih edilir.

    Yeşil,dinlendirir, güven verir ve sakinleştirir. Yeşil renge bakmak göz sağlığı içinde uygun görülmüştür. Bankalar, finans kurumları tarafından tercih edilir. Doğayı, gençliği ve ümidi temsil eder. Rahatlatan ve heyecanı gideren bir renktir.

    Mavi, dinlendirir, ferahlatır, sakinleştirir. Dürüstlük ve güvenirlik duygusu verir. İştah kapatır. Otoriteyi simgeler, işadamları genellikle lacivert takım giyerler. Spalar, ilaç firmaları tercih ederler. İnsanlar psikolojik yönden rahatlık istediklerinde gökyüzüne ve denize bakmak isterler. Bir yandan da yalnızlığın rengidir. Bellekte kalıcılık yaratan bir renktir.

    Siyah, asil renktir, güç ve tutkuyu temsil eder. Giysi olarak kullanımında kişiye kolaylık sağlar. Her renk ve desen ile kombinlenebilir. Fiziksel olarak ince gösterir. Duygusallık ve hüznün rengidir. Geri planda kullanıldığında karamsarlık verir. Beyazla birlikte kullanıldığında etkilidir. Dikkat çeker ve genellikle birlikte kullanılırlar.
    Beyaz, temizlik ve saflığı temsil eder. Hastanelerde tercih edilen renktir. Doktor önlükleri ve gelinlik beyazdır. Mekan kullanımında geniş ve ferah gösterdiği için tercih sebebidir. Serinleten bir renktir ve yaz giysilerinde sıkça kullanılır.

    Pembe, rahatlatıcı, yumuşak bir renktir. Son yıllarda rahatlatıcılığından dolayı hastanelerde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Romantizmde yeri büyüktür.
    Kahverengini sevenlerin sinirleri rahattır, teklifsiz bir renktir, giyen kişiler, diğer insanların içinde kaybolup gitme durumundadırlar. İddialı bir renk değildir. Genel beğeniye uygun bir renk sayılabilir. İş görüşmeleri için kesinlikle düşünülmemesi gereken bir renktir.
    İnsanların yaşayacağı mekanlardaki renk seçimi, mekanın ne olduğu ile ilişkilidir. Mekanı paylaşanlar kimlerdir? Yaş gurupları, cinsiyetleri nedir? Hangi amaç için mekanda bulunuluyordur? Seçilen renklerin tonları ve yanında kullanılacak diğer renkler nelerdir? Gibi soruların yanıtlarının bulunması gerekir. Ayrıca tutulan takımların renkleri de mekan döşemelerinde, giysi seçiminde, dekorasyonda tercih nedeni olabilir.
    Aile yaşamının sürdüğü ev için düşünülecekse aile bireylerinin ortak kararları, beğenileri, evin büyüklüğü, aydınlanma durumu, ısınma durumu gibi özelliklere dikkat etmek gerekir. Örneğin, ısınma problemi yaşayan bir evde sıcak renkler tercih edilmelidir. Kırmızı, sarı, turuncu gibi. Tabii renkleri kombinlemekte önemlidir.

    Küçük bir ev ise evi geniş ve ferah göstermek için açık renkler kullanılmalı ve kesintilerden uzaklaşılmalıdır. Örneğin, parça halı kullanmayıp, duvardan duvara halı tercih edilmelidir.

    Odalar için değerlendirirsek, bebek odalarında, pastel tonlar tercih edilmeli, açık sarı, açık pembe, açık mavi, açık yeşil, lila rengi kullanılabilir.

    Okulöncesi yaş grubu için kırmızı, mavi; sarı yeşil renkler kombinlenebilir. Çocuk hareketli bir çocuksa kırmızı tercih edilmemeli, durgun ve sakin çocuklar için kırmızı seçilmeli. Odada geniş alanlar için daha pastel renkler seçilip, değiştirilebilen eşyalar için belirli, sıcak renkler kullanılmalıdır. Aslında tüm odalar ve salon için bu şekilde düşünülmelidir. Aile bireylerinin istekleri ve renklerin birarada tonlarına uygun şekilde kullanımı ile odalar zevke hitap eder şekilde düzenlenebilir.

    Halı dekorasyonda önemlidir, ancak; duvar, perde ve diğer dekoratif eşyalarla olay tamamlanmaktadır. Onun için her model ve renkteki halı üretilmekte ve kabul görmektedir. Bir bütün olarak düşünüldüğünde, geniş alan olduğu için krem ve kahve tonları genellikle rağbet görmektedir. Halıda orta koyuluktaki renkler renk solması ve kirlenme nedenlerinden dolayı tercih edilmektedir. Halılar sık temizlense de ilk bakışta gözü rahatsız edecek leke vs. kimse istemez. El halıları farklı bir konsepttir. Pastel renkler huzur verici renklerdir. Perde seçiminde ise halı rengine tezat; oturma guruplarına ahenk sağlayacak renkler seçilmektedir. Oturma gurupları kullanım oranına, kullanım alanına göre seçilir. Burada kullanılacak renk ve desen durumu diğer unsurlarla birlikte düşünülmelidir. Seçimde kişiler kendilerini nasıl iyi ve huzurlu hissediyorlarsa o renk ve deseni tercih etmektedirler.

    Renk seçiminde kullanılacak yer, diğer eşyalarla uyum, rengin tonları, hangi renklerle birlikte kullanılacağı, değiştirilebilirlik durumu, kullanılacak rengin miktarı da önem kazanmaktadır.

    Renklerle güzel duygular yaşamanız ve yaşatmanız,
    Uygun seçimler yapmanız dileğiyle…

    ÖZNUR SİMAV
    KURUCU- AİLE DANIŞMANI-PEDAGOG