Etiket: Hal

  • İnsanda Cinsel Tepkiler

    İnsanda Cinsel Tepkiler

    Cinsel bir uyarımla karşılaşıldığında insan bedeninde gerçekleşen deneyimlere “cinsel tepkiler” adı verilmektedir. İnsanın cinsel tepkilerini açıklayan en geçerli model Masters ve Johnson tarafından açıklanan 4 aşamalı modeldir. Buna göre insanın verdiği cinsel tepkiler 4 aşamada gerçekleşmektedir. Bunlar:

    1. Uyarılma aşaması

    2. Plato aşaması

    3. Orgazm

    4. Çözülme aşaması.

    Şimdi her bir aşamada kadında ve erkekte neler olup bittiğini inceleyelim.

    1. Uyarılma aşaması:

    Bedenin ilk cinsel uyarılma belirtilerini gösterdiği aşamadır. Kan akışı cinsel organ bölgesine doğru yoğunlaşır ve cinsel organlarda değişimler başlar.

        Kadında: İlk uyarılma belirtileri vajinada görülmektedir. Kan akışının artmasıyla vajina duvarları kalınlaşır ve rengi koyulaşır. Islanma, diğer adıyla lubrikasyon meydana gelir. Böylelikle vajina cinsel ilişkiye hazır hale gelmeye başlar. Vajinanın ilk üçte birlik kısmı hafifçe uzar ve genişler. Uterus yani rahim yukarı doğru çıkmaya başlar. Kadının cinsel organ bölgesinde bulunan büyük ve küçük dudaklar şişmeye ve hafifçe açılmaya başlar. Meme uçları sertleşir ve dikleşir. Aynı şekilde klitoris de sertleşmeye başlar. Boyunda, memelerde ve karın bölgesindeki deride kızarıklıklar görülmeye başlar. Kalp atışı artar, kan basıncı yükselir.

    Erkekte: Kan akışının cinsel bölgeye yoğunlaşmasıyla penis erekte olur yani sertleşir ve dikleşir. Penisin içinden geçen ve idrarla meniyi (sperm hücrelerini içinde barındıran beyaz renkli sıvı) taşıyan üretra adındaki kanalın çapı iki katına çıkar. Testisleri içinde barındıran ve skrotum adı verilen torba benzeri yapının dokusu incelir ve testisler yukarı doğru çıkar. Kadınlardaki kadar sık olmasa da meme ucunun sertleşmesi cinsel kızarmalar erkekler de görülebilir. Cowper bezi adındaki bir yapıdan renksiz bir sıvı salgılanır. Bu sıvıya halk arasında “zevk sıvısı” da denilmektedir. Bu sıvı üretrayı nötralize eder, Ph dengesini düzenler ve böylelikle spermlerin sağlıklı bir şekilde üretra içerisinden geçmesini sağlar. Kaslar gerilir, nabız ve solunum artar, tansiyon yükselir. 

    2. Plato aşaması:

    Uyarılmanın en üst düzeye ulaştığı aşamadır. 

        Kadında: Vajinanın ilk üçte birlik kısmı iyice kanla dolar ve şişer. İçteki üçte ikilik kısım da uzar ve genişler. Küçük dudaklar dışarı doğru çıkmaya başlar. Memeler hafifçe büyür. Cinsel kızarıklıklar omuzlara, sırta ve kalçalara doğru yayılmaya başlar. Kaslar gerilir, solunum, nabız ve tansiyon artmaya devam eder. 

        Erkekte: Peniste herhangi bir değişme olmaz, sertliğini korur. Penisin baş kısmı şişer ve morumsu bir renk alır. Testisler yaklaşık %50 oranında büyürler ve yukarı doğru çıkarlar. Daha fazla Cowper salgısı üretilir. Erkek orgazma doğru yaklaştıkça ellerde kavrama benzeri kasılmalar görülebilir. Nabız, tansiyon ve solunum artmaya devam eder. 

    3. Orgazm:

    Cinsel uyarılmanın yüksek bir zevk alma duygusu ile birlikte boşalım gerçekleştirdiği aşamadır. Oldukça zevk veren ve yoğun bir deneyimdir. 

        Kadında: Nabız tepe noktasına ulaşır. Klitoris oldukça duyarlı hale gelir, kızarır ve şişer, dışarı doğru çıkar. Bir çok kadın alt pelvik bölgede zonklama hisseder. Vajinanın ilk üçte birlik kısmında ve anüste kasılmalar meydana gelir. Uterus (rahim) dalgalanma benzeri bir hareketle kasılır. Tüm vücutta kasılmalar ve istemsiz hareketler meydana gelir. Orgazm sırasında kadın güçlükle solur, çığlık atabilir, inleyebilir, birtakım kelimeleri haykırabilir. 

        Erkekte: Erkeklerde orgazmla birlikte ejakülasyon (boşalma) meydana gelir. Hatta erkekler boşalmadan hemen önce boşalmanın geliyor olduğuna dair bir his yaşarlar. Buna “ejakülasyonun kaçınılmazlığı” adı verilir. Bu his gerçekleştiğinde erkek artık orgazmın durdurulamayacağını anlar. Özellikle erken boşalma tedavisinde bu hissin farkına varılmasını öğrenmek büyük önem taşır. Orgazmın en önemli kısmı ejakülasyon yani meninin boşaltılmasıdır. Penisin altındaki ve anüsteki kaslar ritmik bir şekilde kasılarak meninin dışarı atılmasını sağlar. Bu kasların denetiminin öğrenilmesi de erken boşalma tedavisinde önemli bir noktadır. Testisler iyice yukarı doğru çıkarlar. Şiddetli kas kasılmaları yaşanır ve erkeğin bel hareketleri sertleşir. Beden arkaya doğru kıvrılır. Erkekler de orgazm sırasında inleyebilir, bağırabilir haykırabilirler. Yüzleri buruşuk bir hal alır. Nabız, solunum ve tansiyon tepe değerlere ulaşır, terleme görülür. 

    4. Çözülme aşaması:

    Bedenin cinsel uyarılmadan önceki durumuna döndüğü aşamadır. 

    Kadında: Beden hızlı bir şekilde uyarılmadan önceki konumuna döner. Kan akışı cinsel bölgeyi terk etmeye başlar böylelikle vajina ve klitoris eski hallerine dönerler. Aynı şekilde büyük ve küçük dudaklar da şişkinliklerini kaybeder. Uterus aşağı doğru inerek her zamanki konumunu alır. Memeler küçülür, meme uçları sertliğini yitirir. Cinsel kızarıklıklar ortadan kalkar. Solunum, nabız ve tansiyon normal seviyeye geriler. Bedende terleme görülür ve kaslar gevşer. Bir uyuşukluk ve uyku hali ortaya çıkabilir. Erkeklerin aksine kadınlar, çözülme aşamasında çoklu orgazm yaşayabilirler. Yani art arda orgazm olabilirler. 

    Erkekte: Orgazmdan hemen sonra ereksiyonun yarısı kaybolur. Geri kalan kısmı biraz daha devam eder. Ancak yürümek ve idrar yapmak ereksiyon kaybını hızlandırabilir. Üretranın çapı eskiye döner. Kan akışının azalmasıyla skrotum (testisleri taşıyan torba) gevşer, testisler de eski yerlerine dönerler. Meme uçları sertliğini yitirir, cinsel kızarıklıklar kaybolur. Kaslar gevşer ve bir uyku hali ortaya çıkar. Hatta kimi erkekler uykuya dalabilir. Bedende bir terleme görülebilir, nabız, solunum ve tansiyon normal seviyeye geriler. Erkekler kadınların aksine çoklu orgazm yaşayamazlar. Erkeğin yeniden bir cinsel ilişkiye hazır hale gelebilmesi için belirli bir süre geçmesi gerekir. Bu süreye “refrakter dönem” adı verilir.

  • Belirsizlikler Kaygılar

    Belirsizlikler Kaygılar

    Ruh halimizi en çok etkileyen fakat hayatımızın olmazsa olmazlarından olan normal bir davranış şeklidir belirsizlik. Hayatımızda ne yapmamız gerektiğini, ne zaman ne olacağını, hayatımız süresince nelerle karşılaşacağımızı bir kahin misali biliyor olsaydık hayat hepimiz için kuşkusuz amaçsız, idealsiz ve sıkıcı bir hal alıyor olurdu. Hangi üniversiteden mezun olacağımızı, kiminle evlenip kaç çocuğa sahip olacağımızı veya evlendiğimiz kişiden ayrılıp ayılmayacağımızı, öleceğimiz tarihi kısacası hayatımız ve çevremizdeki insanların hayatıyla ilgili olacakları bildiğimizi hayal edin. Muhtemelen bir çoğumuz için hayat daha mutsuz, umutsuz, hedefsiz ve amaçsız bir hal alacaktı. Ne yaşayacağımızı bildiğimiz için belki de yaşayacağımız olaydan keyif almaz, heyecan duymaz, ilgisiz bir hal alırdık.?Hepimizin hayatında belirsiz kaldığımız konular vardır. Bunların bir bölümü rutin hayatımızda yaşadığımız belirsizliklerdir. Bugün günüm güzel geçecek mi?, sabah işe gitmek üzere evden biraz geç çıktığımız zaman acaba otobüsü kaçırdım mı ya da trafik nasıldır? Yemeğe misafirimiz geleceği zaman acaba yemeğin tadını tutturabilecek miyim? Evimi temizleyebilecek miyim gibi. Bunlar hepimizin hayatında rutin halinde yaşadığımız ve hayatın akışına çoğuk ez bırakabildiğimiz, çoğu zaman yaparken stres bile duymadığımız belirsizliklerdir. Bunlar dışında bir de hayatımızda her zaman karşılaşmadığımzı ve bizi gerçek anlamda rahatsız edebilecek, geleceğimizi etkileyecek belirsizliklerimiz vardır. Üniversite giriş sınavı veya onun sonucunu beklerkenki belirsizliğimiz. Vücudumuzda bir kitleyle karşılaştığımız zaman kanser olup olmadığmıza dair soru işaretlerimiz ve hatta doktor raporu gelene kadar yaşadığımız stress. Geçmişte sevgilisini aldattığını bize anlatan bir sevgiliye karşı kuşkucu bir yapı sergilememiz, kafamızdaki soru işaretleri, ‘’beni de aldatacak mı?’’ gibi hayatımızda alışılagelmiş olmayan belirsizlikler ilk verdiğim örneklerden daha farklıdır ve hayatımızın gidişatını akış yönünü değiştirecek durumlar olabilmektedir.

    Belirsizlikler kaygıları doğurur. Bir konuda uzun süre belirsizlik yaşadığımız zaman kaygılarımız kuşku şüphecilik ve paranoyalarımızı tetikler onlar da bir takım psikolojik rahatsızlıkları doğururlar. Az önce verdiğim örnekte olduğu gibi, ‘’daha önce aldatmış, şimdi beni de aldatır mı?’’ şeklinde belirsizlik yaşadığımızda, şüpheci bir hale bürünebilir, eşimiz eve geldiği zaman kıyafetlerini koklayabilir, ortak bir arkadaşımız varsa gittiği yerlerde telefonla saat kaça kadar oradaydı şeklinde ağzını arayabiliriz. Karşı taraf biraz erken kalkmışsa veya bır baskasının parfümünü kullanmıssa paranoyalar oluşturabiliriz ‘’kesin bir kadınla birlikteydı ve beni aldattı’’ gibi düşünceler doğurabiliriz. Belirli bir süre sonra bu paranoyalara inanıp kafamızda kurduklarımızı eyleme dökerek eşimizle tartışabiliriz. Bu süreç sağlıklı bir süreç değildir ve bir uzmana danışmak en sağlıklısı olacaktır

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskanma insanın doğasında olmasına rağmen bazı durumlarda kontrol edemedİğimiz bir hal olarak karşımıza çıkar.Mesela kardeş kıskançlığı denilen durum tam da bunun açıklaması şeklindedir aslında..

    Kardeşler arası kıskançlık; rekabet kavramını geliştirmek, mücadele etmek, hayata hazırlamak ve baş etmeyi öğretmek gibi durumları sağlıklı bir şekilde öğretme İhtimalini alabilirken, bu durum kardeşler arası kontrol edilemediğinde aşırı  ve zarar verici durumlar haline gelebilir. Aslında anne babanın elinde olan bu durumu yaratmak da aile içerisindeki dengeleri sağlıklı bir şekilde dağıtmak da yine anne babanın elindedir. Bu dengeleri dağıtırken otoritenin kimde olduğunu anne babanın ve çocuğun hakları, sorumlulukları gibi kavramların atlanılmaması gerektiği çok önemli bir detaydır.Mesela anne baba kardeş isteğini çocuğa göre değil kendi ekonomik ve duygusal alt yapısına bakarak karar vermeli ve buna göre davranmalıdır. Bu hem çocuk için hem de anne baba için evde çatışmadan uzak, sağlıklı ve mutlu bir ortamın oluşmasına olanak sağlayacaktır.

    Annenin hamile kaldığını öğrendiği andan itibaren çocuğa bu haberi doğru bir şekilde verilmesi ve anne babanın davranışlarına yansıtması gerekiyor. Çocuğun soracağı sorulara karşı anne babanın önceden hazırlıklı olması hatta anne baba kendi içinde prova yapıyor olması bu sürecin daha sağlıklı bir şekilde sonlanmasını sağlayacaktır.

    Çocuğun yaş aralığı dikkate alınarak soracağı sorulara karşı anne baba önceden hazırlıklı olmalı, Çocuğun zihninde canlanması için basit ve somut ifadeler kullanmalı. Çocuğa kardeşi hakkında baskı yapıcı tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır. Emir cümleleri kullanılmamalı; yapmak zorundasın, o senin kardeşin, sevmek zorundasın gibi…

    Nedenleri

    -Anne babanın sevgisini kaybetme korkusu 

    -Kendi biricikliğini geri plana atıldığı hissi

    -Bakım veren anne-babanınn eskisi gibi ona zaman ayırmayıp onun isteklerine cevap veremeyecek bir hal alma 

    -Var olan mevcut düzenin dağılma hissinin yarattığı huzursuzluk

    Belirtileri

    Altına kaçırma

    -Şiddet (fiziksel, psikolojik, duygusal )

    -Ağlama

    -Tırnak yeme, parmak emme

    -Uyku problemi

    -Bebeksi konuşma ve davranışlar

    -Dikkat çekmek için yapılan mantıksal açıklaması olmayan hareketler yapmak

    -Fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı halde varmış gibi söyleme

    -Huzursuz mutsuz ve hırçın olabilme.

    Çözüm Yolları

    -Anne baba ve çocuk otoritesinin belirlenmesi

    -Hamile kalındığında anne baba tarafından çocuğa aktarmak

    -Yeni doğacak çocuğun eşya ve oda seçiminde büyük çocuktan yardım, destek alınması ve fikirlerine önem verilmesi

    -Anne kardeşi emzirirken büyük kardeşle de aynı zamanda duygusal bir bağ kurmalı

    -Kardeş kararını büyük çocuğa söylerken herhangi bir tören ya da ödül sistemi kullanılmamalı gayet doğal; biz anne baba olarak bu kararı verdik. Senin de bilmeni isteriz. Gibi ifadeler kullanılmalı.Unutulmamalıdır ki bu kararı veren anne-babadır.Bu kararı çocuğa bıraktığı zaman erkek olsun kız olsun şöyle olsun böyle olsun gibi istekleri bitmeyecek ve istemediği bir cinsiyet doğduğu zaman onu kardeşi olarak benimsemesi uzun süreblir.

    -Büyük kardeşte gerileme (bebeksi davranma, altını ıslatma…) varsa mutlaka geç kalınmadan bir uzmandan yardım alınmalı ki var olan sorun büyümesin ve sonradan daha korkunç şekilde karşınıza çıkmasın .

    -iki çocuk arasında yaş farkı fazla olunca büyük çocuğa küçük çocuğun annesiymiş gibi ağır sorumluluklar vermekten kaçının.

    -Bebeğin bakımında verilen sorumluluklar daha hafif olmalıdır.

    -Kardeş ile ilk karşılaşması mümkünse bebeğin yatağında yatar hale getirildikten sonra olmalıdır.

    Kıskançlık doğaldır ancak aşırısı normal olmayan bir hal alır.Anne babanın baş edemediği noktada kardeşlerin bir arada yaşamalarını sağlıklı ve devamlı hale getirmek için destek alması aile ve çocuk için çok önemlidir.

  • Ergenlikte Teknoloji, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığı

    Ergenlikte Teknoloji, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığı

    Ergen yaşadığı kimlik krizi döneminde, kendini sorgular ve bu dönemde arkadaşlıklar önem kazanır bu da anti sosyal davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir. Ergenlikte ortaya çıkan sosyal onay ve kabul gereksinimi teknolojinin sunduğu imkanlarla(sanal chat odaları, sosyal medya uygulamaları, elektronik posta, anlık mesaj vb.) doyurulmaya çalışılır.(Tsai ve Lin,2003)Elde edilen bu doyum rutin kullanımı ve beraberinde bağımlılığı getirmektedir. Teknolojiyi sık kullanan yaş grubu çoğunlukla ergenlerdir bu pek çok araştırma ile resmi olarak kanıtlanmıştır. Yapılan araştırma sonuçlarında, ergenlerin genelde eğlenme ve iletişim amacı ile internet kullanması da bu söyleneni destekler niteliktedir. Zaten ergenlikte yaşanılan kriz hali ergenleri teknoloji ve madde kullanımı bağımlılığına vb. pek çok duruma açık/meyilli hale getirir. Bunun yanı sıra mevcut davranış örüntüleri, iletişim kurma isteği, gruplara katılma istegi, kişisel yardım alma amacı, ”şimdi ve burada” olmaya verilen önem, gündemden haberdar olma ihtiyacı vb. nedenler de bağımlılığı tetikleyen nedenlerdendir. Yaşanılan bu kimlik krizi sırasında teknoloji sayesinde oluşturulan “sanal kimlik” adeta kurtarıcı bir rol oynamaktadır. Çünkü ergenleri gerçek yaşam ve gerçek sorumluluklarından alıkoyar. Ergenler bu fırsatı kullanır ve sanal ortamda “ideal kimliklerini” ortaya koyarlar. Bu durum ergenlerin kendi özelliklerini tanıma fırsatı sağlar. Fakat teknolojik alemde yaşanılan deneyimleri gerçek hayata aktarmak hiç kolay değildir bu durum da ergenleri psikolojik olarak alıngan hale getirir.(Ceyhan,2008)

    Aşırı internet kullanımı sosyal ve psikolojik açıdan iyi hissetmeyi olumsuz etkiler aynı zamanda depresiflik halini de artırır. Yapılan bir araştırmada görülmüş ki yalnız ve depresif olmayan bireylerde de aşırı internet kullanımı depresifliği tetiklemiştir (kraut-ark,1998). Bu araştırma sonucu insanlarda aşırı internet kullanımının olumsuz etkileri hakkında yazılanları doğrular. Aşırı internet kullanımının getirdiği bu kötü hissetme ve depresiflik hali dışında da olumsuz etkiler vardır;

    Zaman algısı bozulur, yaşamsal işlevleri, sorumlulukları ikinci planda kalır, tolerans ve yoksunluk belirtileri ortaya çıkar, bazı sağlık problemlerinin (fiziksel) de ortaya çıktığı görülmüştür. Yine başka bir araştırma sonucunda saptanan veriler ortaya koyuyor ki ergenlerde de aşırı internet kullanımı olduğunda depresif düşünceler ve yalnızlık artış gösteriyor çünkü sosyal medya da edinilen deneyimler gerçek hayata aktarılamıyor. İnternet bağımlılığı olan vakalarda intihar eğilimi oldukça yoğun görülen bir tanıdır. Elbette ki bu sonuçlar ve öne sürülen nedenler olduğu gibi mutlak sebepler değildir. İnternet bağımlılığı sonucu depresyon ve kötü hale düşen vakalar olduğu kadar depresif ve kötü hal sahibi olduğu için internet kullanımını tercih eden vakalar da vardır. (Lin ve Tsai,2002)

    Literatüre baktığımız zaman dünya genelinde ergenlerin internet kullanımı ile ilgi pek çok araştırma yapılmıştır bunların kabaca ortalaması alınacak olursa %1.1 ve %8.2 aralığında denilebilir. (Aradaki bu fark örneklem seçimi vb. metodolojilerden kaynaklanıyor.) (Thatcher ve Goolam,2005;Park, Kim ve Cho,2008). Ülkemizde doğrudan ergenlerin internet bağımlılığı üzerine bir araştırma yapılmamış fakat ergenlerin internet kullanım örüntülerine bakıldığı zaman %7,6’sının problemli internet kullandığı (haftada 12 saatten fazla) belirlenmiştir. (Tahiroğlu ve ark,2008)

  • Belirsizlikler – Kaygılar

    Belirsizlikler – Kaygılar

    Ruh halimizi en çok etkileyen fakat hayatımızın olmazsa olmazlarından olan normal bir davranış şeklidir belirsizlik. Hayatımızda ne yapmamız gerektiğini, ne zaman ne olacağını, hayatımız süresince nelerle karşılaşacağımızı bir kahin misali biliyor olsaydık hayat hepimiz için kuşkusuz amaçsız, idealsiz ve sıkıcı bir hal alıyor olurdu. Hangi üniversiteden mezun olacağımızı, kiminle evlenip kaç çocuğa sahip olacağımızı veya evlendiğimiz kişiden ayrılıp ayılmayacağımızı, öleceğimiz tarihi kısacası hayatımız ve çevremizdeki insanların hayatıyla ilgili olacakları bildiğimizi hayal edin. Muhtemelen bir çoğumuz için hayat daha mutsuz, umutsuz, hedefsiz ve amaçsız bir hal alacaktı. Ne yaşayacağımızı bildiğimiz için belki de yaşayacağımız olaydan keyif almaz, heyecan duymaz, ilgisiz bir hal alırdık.?Hepimizin hayatında belirsiz kaldığımız konular vardır. Bunların bir bölümü rutin hayatımızda yaşadığımız belirsizliklerdir. Bugün günüm güzel geçecek mi?, sabah işe gitmek üzere evden biraz geç çıktığımız zaman acaba otobüsü kaçırdım mı ya da trafik nasıldır? Yemeğe misafirimiz geleceği zaman acaba yemeğin tadını tutturabilecek miyim? Evimi temizleyebilecek miyim gibi. Bunlar hepimizin hayatında rutin halinde yaşadığımız ve hayatın akışına çoğu kez bırakabildiğimiz, çoğu zaman yaparken stres bile duymadığımız belirsizliklerdir. Bunlar dışında bir de hayatımızda her zaman karşılaşmadığımız ve bizi gerçek anlamda rahatsız edebilecek, geleceğimizi etkileyecek belirsizliklerimiz vardır. Üniversite giriş sınavı veya onun sonucunu beklerkenki belirsizliğimiz. Vücudumuzda bir kitleyle karşılaştığımız zaman kanser olup olmadığımıza dair soru işaretlerimiz ve hatta doktor raporu gelene kadar yaşadığımız stres. Geçmişte sevgilisini aldattığını bize anlatan bir sevgiliye karşı kuşkucu bir yapı sergilememiz, kafamızdaki soru işaretleri, ‘’beni de aldatacak mı?’’ gibi hayatımızda alışıla gelmiş olmayan belirsizlikler ilk verdiğim örneklerden daha farklıdır ve hayatımızın gidişatını akış yönünü değiştirecek durumlar olabilmektedir.

    Belirsizlikler kaygıları doğurur. Bir konuda uzun süre belirsizlik yaşadığımız zaman kaygılarımız kuşku şüphecilik ve paranoyalarımızı tetikler onlar da bir takım psikolojik rahatsızlıkları doğururlar. Az önce verdiğim örnekte olduğu gibi, ‘’daha önce aldatmış, şimdi beni de aldatır mı?’’ şeklinde belirsizlik yaşadığımızda, şüpheci bir hale bürünebilir, eşimiz eve geldiği zaman kıyafetlerini koklayabilir, ortak bir arkadaşımız varsa gittiği yerlerde telefonla saat kaça kadar oradaydı şeklinde ağzını arayabiliriz. Karşı taraf biraz erken kalkmışsa veya bir başkasının parfümünü kullanmışsa paranoyalar oluşturabiliriz ‘’kesin bir kadınla birlikteydi ve beni aldattı’’ gibi düşünceler doğurabiliriz. Belirli bir süre sonra bu paranoyalara inanıp kafamızda kurduklarımızı eyleme dökerek eşimizle tartışabiliriz. Bu süreç sağlıklı bir süreç değildir ve bir uzmana danışmak en sağlıklısı olacaktır. Ben bu alanda çalışan bir psikolog olarak bu tür durumların hem nevrotik (insanların duygu durumlarında iniş ve çıkışları, depresiflik halleri gibi..) hem de psikotik (Gerçekle, gerçek olmayanın muhakemesini yapamama gibi sorunlar göstererek) bozulmalara sebebiyet verdiğini bir çok danışanımızda görmekteyim.

  • GERÇEKTEN AÇ MISINIZ?

    GERÇEKTEN AÇ MISINIZ?

    Psikoloji insan davranışlarını, zihinsel süreçleri ve bunların altında yatan

    nedenleri kapsar. İnsanların olayları anlamlandırma ve yorumlama biçimlerini, şimdi ve

    daha sonrasında olaylara verdikleri tepkileri, insan ilişkilerini, yaşam biçimlerini ve

    tarzlarını etkiler.

    Her sabah aynada gördüğümüz insanın bu sabah bize biraz sevimsiz ya da pırıl

    pırıl bir gülümsemeyle bakmasını, kahvemizin tadının daha iyi ya da kötü olmasını,

    komşumuzla kapıda karşılaştığımızda kocaman bir gülümsemeyle günaydın dememizi

    ya da bakışlarında farklı anlamlar arayıp itici bulmamızı belirleyen şey nedir? Ruh

    halimiz günlük hayatımızdan profesyonel yaşamımıza, ilişkilerimizden tavırlarımıza

    kadar her şeyle yakından ilgilidir. “İş arkadaşıma neden surat astım aslında yetiştirmem

    gereken proje yüzünden gerginim.” şeklinde kendimizi sorgularken ruh halimizin

    davranışlarımıza yansıdığı anları bazen yakalayabiliyoruz. Bazense bu süreçler

    davranışlarımızda o kadar otomatikleşiyor ki dikkatimizi yöneltmeden fark edilmesi

    imkansız bir hal alıyor. Bu süreçlerin en sık gözlendiği alanların başında beslenme

    geliyor.

    Hiçbirimiz yaşamımızın günlük akışında yemek yemeden önce kendimizi

    sorgulamayız. Yemek yemek hayati ve haz veren bir eylemdir. Bu nedenle

    birçoğumuzun mottosu “Canımız istediğinde o yemek yenmeli”dir. Bunu ilke edinir son

    raddeye gelene kadar asla sorgulamayız. Burada ifade ettiğim son radde kimilerimiz

    için yaz aylarında bikiniden taşacak bir göbek kimilerimiz içinse nefes almamızı

    zorlaştıracak kadar yağlanmış bir vücut olabilir. Tepe noktamız ne olursa olsun tam bu

    anda yeme davranışlarımızı sorgulamaya başlamamız gerekir. Masaya otururken

    gerçekten fizyolojik bir açlıkla mı oturuyoruz yoksa kendimizi daha iyi hissetmek,

    rahatlamak için mi yiyoruz?

    Ruh hallerimiz yeme davranışımızda, aldığımız kilolarda oldukça etkilidir.

    Farkında olmadan üzüldüğümüzde, kızdığımızda, stresliyken ya da kendimizi mutlu

    hissetmek istediğimizde yeme davranışına yönelebiliyoruz. Bu süreç o kadar

    otomatikleşmiş ki fizyolojik açlığımızla duygusal açlığımızı ayıramıyoruz. Sonuç mu?

    Aslında tok olan vücudunuza ihtiyacımız olamayan besinleri doyurulması gereken

    duygularımız için yük olarak kabul ediyoruz. Bu süreçte bizi kaçınılmaz sona

    götürüyor. Artan kilolarımıza çare olarak diyet yapmaya başladığımızda da duygusal

    yememiz ruh hali değişimlerimizde “Beni ye, yemelisin, yemezsen mutlu olamazsın.”

    şeklinde koşuşturan abur cubur figürleriyle bizi zorlamaya başlıyor. Karşı konulması

    zor bir mekanizmayla çalışan bu sistem motivasyon problemlerine sebep oluyor,

    başarısızlık hissini tetikliyor, diyet sürecimizi ve benlik algımızı olumsuz etkiliyor.

    Psikolojimizin tüm hayatımızı dolayısıyla beslenme alışkanlıklarımızı da

    derinden etkilediğinin bilincine varabilirsek duygu dalgalanmalarımızda karşımıza

    çıkacak açlık ataklarımızın önüne daha kolay geçebiliriz. Biz duygularımızla,

    davranışlarımızla, bedenimizle bir bütünüz. Bu bütünden biri zarar gördüğünde diğer

    parçalarımız da otomatik olarak süreçten etkileneceğini bilmeliyiz. Unutmayın,

    bedeninizi doyururken ruhunuzu aç bırakmayın.

    Sevgiyle,

    Psikolog Melisa Yener

  • DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ …

    DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ …

    Depresyonun farklı çeşitleri vardır..Klinik depresyon adı da verilen majör depresyon türü ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın gözlenen depresyon klinikleridir. Atipik depresyon, Bipolar Depresyon veya Manik Depresyon , Mevsimsel Depresyon, Psikotik Depresyon , postpartum (doğum sonrası) depresyon türleri sayılabilir..

    KLİNİK DEPRESYON
    Ortalama olarak toplumda 4-5 kişiden biri hayatlarının bir döneminde bir majör depresyon geçirmiştir.Majör depresyon yetişkinleri, gençleri, çocukları ve yaşlıları etkiler. Yemek yiyememe kilo kaybetme depresif ruh hali olması ,önceleri keyif alınan şeylerden zevk alamama ,kişinin çalışamaz hale gelmesi, uykusuzluk çekilmesi kişinin aile ve yakın çevresinde ki gelişmelere dahi ilgisizleşmesi adeta kendi dünyasına çekilmesinden bahsedilebilir.
    Majör depresyon da denilen klinik depresyon, normal günlük yaşamı sekteye uğratacak bir duruma neden olabilir… 
    Depresif semptomlar yoğun bir kederlilik haline hatta fonksiyon bozukluğuna nedendir. Klinik depresyon da semptomlar kendiliğinden ortaya çıkar ancak tedavisiz düzelmez..bazı depresyon halleri gibi ilaç yan etkisi veya uyuşturucu bağımlılığı neticesi ya da hipotiroidi gibi başka tıbbi durumların sonucu olarak oluşmadığı bilinmelidir.
    Mutsuzluk hissi , bunaltı ve anksiyetenin aşırı olması , kişinin uyandığı andan itibaren kendini sürekli mutsuz ve umutsuz hissetmesi ile derin ve sürekli bir umutsuzluk ve çaresizlik hissi içinde olmak ilk belirtilerini verirken diğer semptomlar da varsa majör depresyon olması olasıdır ve yardım almak için derhal bir uzmana başvurmanız gerekmektedir..

    Eğer Majör depresyon geçiriyorsanız , çalışmanızı, iş yapmanızı, uyumanızı, yemenizi ve yaşamdan arkadaşlarınızdan eskisi gibi zevk almanızı zorlaştıran semptomlarla karşı karşıya olabilirsiniz. Bazı insanlar hayatlarında sadece bir kez klinik depresyon geçirir. Diğerleri bununla yaşamlarında birkaç kez karşı karşıya kalabilir..bu aslında insanların çoğunun hayatlarında ki olumsuzluklar karşısında kendilerini bir yere kadar üzgün veya kötü hissetmeleri ile aynı şey değildir.
    Kişi günün çoğunda, özellikle sabahları depresif ruh halinde olur. Majör depresyonun belirtilerinden çaresizlik, değersizlik, olaylara karşı ilgisizlik gibi durumlar yanısıra kişinin rüyalarında da duygusal çöküntüye paralel izler, yoğun kabuslar vardır. 
    DSM-IV’e göre (ruhsal sağlık durumlarına tanı koyma kılavuzu) majör depresyon halinde kişide görülebilecek diğer semptomlar ;
    • Belirgin kilo kaybı veya alımı (bir ayda beden ağırlığının % 5′inden fazla bir değişiklik)
    • Hemen hemen her gün ve hemen tüm aktivitelerde belirgin ilgi ve zevk azalması ,haz yitimi
    • Hemen hemen her gün enerji veya kaybı yorgunluk
    • Hemen hemen her gün değersizlik hissi ve suçluluk duygusu
    • Konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık
    • Hemen hemen her gün uykusuzluk veya aşırı uyuma
    • Psikomotor huzursuzluk veya yavaşlama
    • Tekrarlanan ölüm veya intihar düşünceleri (sadece ölümden korkmak değil) olması şeklinde sıralanabilir..
    Kişiye majör depresyon tanısı konması için , saydığımız semptomlardan biri ve depresif ruh hali görülüyor olması gerekir. Semptomlar hemen hemen her gün ortaya çıkar ve günün büyük bir çoğunluğunda devam eder. Bu durum en az iki hafta boyunca sürdüğünde majör depresyon sınıfına girer.

    KLİNİK DEPRESYONU TETİKLEYEN ETKENLER
    • Ölüm, boşanma ve ayrılık nedeniyle sevdiğini kaybetmenin üzüntüsüSosyal izolasyona yol açan kişiler arası farklar veya mahrumiyet hissi
    • Büyük yaşamsal değişiklikler-taşınma, mezuniyet, iş değişikliği, emeklilik
    • Partnerle veya iş yerindeki yöneticiyle olan ilişkilerde kişisel çatışma
    • Kişinin ,fiziksel, seksüel veya duygusal istismar yaşamış olması
    Bazı ailelerde majör depresyon ailesel yatkınlık gösterir , depresyona meyil bulunabilir… ancak ailesinde ve geçmişinde hiç depresyon olmayanlarda da majör depresyon geçirebilir…
    Kronik Depresyon veya Distimi ise iki sene veya daha uzun süredir devam eden depresif ruh halinin olmasıdır..Kronik depresyon klinik depresyondan daha az şiddetlidir ve kişinin günlük yaşamını engellemez. Distimi veya kronik depresyonunuz varsa, yaşamınız boyunca bir veya iki dönem majör depresyon geçirme olasılığınız vardır..
    Atipik Depresyon semptomları ise aşırı yeme, değer bulmamaya karşı aşırı hassasiyet,alınganlığın artışı , fazla uyuma, kronik yorgunluk hissetme ,olumsuz algılanan durumlar karşısında aşırı tepki verilmesi ve durumlarla orantısız kötüleşen veya iyileşen ruh hali söz konusudur.genel depresyon tablolarında ise kişide yaygın üzüntü hali dikkati çeker..
    Bipolar Depresyon veya Manik Depresıf Ataklar ise bazen manik depresif hastalık diye de adlandırılır. klinik olarak gözlemlenen depresyon dönemleri ve aşırı coşku veya mani dönemleri arasında değişen iki ruh hali arasında dönemsel değişikliklerle giden bir ruh sağlığı bozukluğudur. İki alt türü vardır: bipolar I ve bipolar II.Bipolar I’de, hastaların en az bir manik dönem geçmişi vardır, buna bazen majör depresif dönemler eşlik edebilir. Bipolar II’de, hastaların en az bir majör depresyon dönemi ve en az bir hipomanik (hafif coşkun) dönem geçmişinden söz edilebilmektedir…
    DEPRESYON NEDENLERİNDEN BİPOLAR BOZUKLUK
    Önceden bipolar bozukluğa manik depresyon denirdi. Dramatik ruh hali değişiklikleriyle karakterize edilen majör afektif bir bozukluk veya ruh hali bozukluğudur. Mani uykusuzluğa, bazen günlerce, halüsinasyonlara, psikoza kadar uzanabilecek gerçek dışı algılara , sanrılara ve/veya paranoid durumlara sebep olduğunda, bipolar bozukluk ciddi bir klinik durumdur.tıbbi yardım ve kişinin hastanede tedavisi ve yakınlarının hastanın güvenliğini temin etmesine ihtiyaç duyacağı bilinç düzeyinde normal dışı değişikliklerin yaşandığı riskli bir klinik tablodur…Bipolar bozukluk etyolojisinde genetik zeminden söz edilen ruh hali değişimleri majör veya klinik depresyondan mani veya aşırı coşkuya kadar değişen bir salınım arz eder. Ruh hali değişiklikleri çok hafiften çok fazlaya kadar yayılabileceği gibi klinik süreleri değişkenlik arz eder . Ruh hali değişiklikleri olumsuz bir yaşantı sonrası ani gerçekleşebilir yada aşamalı olabilir geçiş . Bipolar bozukluk genellikle 15-24 yaş arasında görülür ve yaşam boyunca sürer. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülür.Dramatik ruh hali değişimleriyle birlikte, bipolar bozukluğu olan hastaların bipolar fazlar içinde düşünce bozukluğu ,algı çarpıklığı ve sosyal fonksiyonlarda anormallikler da gelişebilir..
    Nüksetmeler ve gerilemelerle, tedavi edilmediği takdirde bipolar bozukluğun nüksetme oranı yüksektir. Çok maniye sahip hastalar genellikle riskli davranışlardan, intihar düşüncesinden uzaklaştırılmak için hastaneye yatırılır.

    Bipolar bozuklukla görülen klinik depresyon belirtileri şunlardır;
    • Azalan iştah ve/veya kilo kaybı, veya aşırı yeme ve kilo alımı
    • Konsantre olma, hatırlama ve karar vermede zorluk çekme
    • Yorgunluk, azalan enerji, yavaşlama
    • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik hissi
    • Ümitsizlik, pesimizm (karamsarlık)
    • Uykusuzluk, gündüz erken saatte kalkma veya aşırı uyuma
    • Seks dahil olmak üzere, önceden zevk alınan aktivitelere ve hobilere karşı azalan ilgi ve haz
    • Tedaviye cevap vermeyen, baş ağrısı, sindirim bozuklukları ve kronik ağrılar gibi inatçı fiziksel semptomlar.
    • Sürekli üzgün, kaygılı veya ”boş” ruh halleri
    • Tedirginlik, aşırı hassaslık
    • Ölüm veya intihar düşünceleri, intihar girişimleri
    MEVSİMSEL DEPRESYON ise Mevsimsel afektif bozukluk olarak da adlandırılır.kişide her sene hemen aynı zamanda bu klinik tablo oluşur. Çoğunlukla sonbahar veya kış zamanı başlar ve ilkbahar veya yaz zamanı biter. ”Kış bunaltısı” ile aynı şey değildir.. diğer nadir bir türüne ise ”yaz depresyonu” denir, bahar sonu yaz başı başlar ve sonbaharda sona erer.
    PSİKOTİK DEPRESYON psikozun sanrılı düşünceleri veya diğer ağır bulgularına depresyon semptomlarınında eşlik etdiği ciddi klinik tablodur.. . Psikotik depresyonla psikozun gerçeklikten kopma hali yani kişinin yer- zaman- mekan oryantasyonunun yok olduğu ağır klinik duruma ilaveten birde depresyon tablosunun eklendiği ağır bir hal söz konusudur burada . Hastalar psikotik zeminin getirdiği halüsinasyon ve sanrılarla boğuşmaktadır..hastanın güvenliğinin ve tedavisinin sağlanması için klinikte yatırılarak ilaç ve diğer tedavilerin uzman hekimlerce uygulanması gerekebilir..

    Klinik Psikolog 
    Dr.Derya Müftüoğlu