Etiket: Güzel

  • Yüz analizinde pi- altın oran değerlendirme yöntemi

    Güzelliğin algılanması eğer bilinçsiz mekanizmalara dayanan bir kavram ise çağları aşabilen bir ortak estetik duyusunu nasıl yaratabilmektedir. Güzellik diye adlandırılan kavram nasıl ortaya çıktı. Bunun matematiksel bir ifadesi var mı? İnsanoğlu yıllarca bu sorulara yanıt bulmaya çalışmıştır. Altın oran bu çabanın ürünüdür. Mısırlılar tarafından bilinen Eski Yunanda ideal ifadesini bulan bu oran şöyle tanımlanabilir.

    Bir doğru parçası bir noktadan ikiye bölündüğünde; büyük parçanın=a, küçük parçaya=b oranı, kendisinin büyük parçaya oranı eşit olsun ve bu oran değeri matematiksel olarak 1.61803 olsun. Buna altın oran denilmektedir.

    Bu değeri göstermek için İÖ 5. Yüzyılda yaşamış heykeltraş Yunanlı Phidias’ın adını ilk harfi olan Ø=Phi kullanılmaktadır. Matematiksel olarakta ilginç bir sayıdır. Kandisinden 1 çıkarıldığında kendi ters değerine ulaşmaktadır. 1 ekendiğinde kare değerine ulaşmaktadır. Bu sayılar içerisinde tektir. Güzel olarak tanımladığımız her şeyde bu oranı görebiliriz.

    Altın oran insanın fark ettiği doğadan çıkmış bir orandır. Uzun kenarı 1.61803 kısa kenarı 1 olan dikdörtgene altın dikdörtgen denilmektedir. Bu göze en hoş görünen dikdörtgendir. Eski mimarı yapılar bu dikdörtgenle yapılmıştır. İkiz kenar üçgende taban 1 ikiz kenarlar 1.6803 olursa buna altın üçgen denilir. Bu altın üçgende taban açıların açı ortayları karşılarındaki kenarları altın oranda bölmektedir ve yeni altın üçgenler yapmaktadır. Bu yeni altın üçgenlerde baştaki açı ortaylar tekrar çizildiğinde yeni altın üçgenler elde edilir. Bu çoğlatmayı altın dikdörtgen içinde yapabiliriz. Böylece logometrik bir spiral elde edilir.

    Bunu doğada görmekteyiz. Natulius gibi bazı deniz kabuklukluları, ayçiçeğin tuhumlarının diziliminde vb. Hatta insanda doğum sonrası büyüme döneminde alt çenenin büyümeside bu logometrik spiral ile olmaktadır.

    İnsan yüzündeki altın oranlar da eski dönemlerden beri incelenmektedir. Leonardo da Vinci vücut ve yüz profilindeki altın oranı araştırmıştır.

    Altın orana dayanarak teknikler günümüzde yüz estetik değerlendirme tekniklerinde kullanılmaktadır. Bulardan ilki Baundun gelitirdiği Sirküler sector analizidir. Bu analizde trchiondan ve tragusu birleştiren hat ile yüzün önünde yarım ember çizilmektedir. Bu çember burun ucu ve çeneden geçmelidir.

    Ayrıca kulakta tragus; trichion, nasion ve menton ile birleştirildiğinde aralarındaki açılar oluşmakta ve bunlar birbirlerine oranlandığında altın oranı vermektedir.

    Bir diğer yöntemde ise Ricketts tarafından geliştirilmiştir. Bu yöntemde FHL na paralel trişion, gözün kantusu, burun ucu, dudak bileşme noktası ve mentondan paralel doğrular çizimetedir. Bunlara burun ucu ile targustan geçen dikmeler çizilir. Böylece 3 adet altın dikdörtgen yüz ya profiline çizilmektedir. Bu çizim üzerinden E-Me/Tri-Me= Phi, Tri-En/En-Me= Phi, En-Me/E-En = 2 Phi, Em-E/Me-Em = Phi, En-E/En-Em=Phi, Me-Em/En-Em= Phi

    Atın orana sahip şekilleri incelemek için altın pergeş adı verilen bir alet geliştirilmiştir. Bu pergelin kolları her zaman altın oranı koruyacak şekilde açılır.

    1201 yılında matematikçi İtalyan Pisalı Leonardo(Filus Bonacci) bir sayı dizisi geliştirdi. Bu sayı tavşanların çoğalması örneklendirilerek yapılmıştır ve eşsiz bir saydır. Dizideki herbir rakan kendinden önceki rakamların toplamından oluşmuştur. 0,1,1,2,3,5,8,13…..Dizideki her bir rakamın bir önceki rakama bölümü sonuçta bizi aynı gizemli sayıya Pi ye ulaştırmaktadır.

    Çiçekler, tabiat güzelliğinin en belirgin bir örneği olduğu gibi, yüz de insanın önemli dış güzellik örneklerindendir. Biçem ve modanın çok geniş ölçüde farklılık göstermesine rağmen, kültürler arası araştırmalar, insanların güzelliği algılamalarında çeşitli ortak noktalar bulmuştur.

    Örneğin, büyük gözler ve açık ten rengi bütün kültürlerde güzel bulunmuştur.

    Öte yandan yüz güzelliği her yaş dilimi için geçerli olmaktadır.

    Yüz güzelliğinin değerlendirilmesine yönelik çok sayıda çalışmalar bulunmaktadır.

    Yüzde çeşitli oranlar bulunsa da tam olarak güzellik kavramını ortaya koyan matematiksel formüller mevcut değildir. Öte yandan yüz öğeleri arasında belirlenen altın oran değerleri (1.61803…) sadece ideal insan yüzü için geçerlidir. Her ne kadar güzelliğin altın kuralı kendine güvenmek ve kendinin tek olduğunu anlamak olsa da son zamanlar yüz güzelliği kararının otomatik verilebilmesi için çeşitli çalışmalar da yapılmaktadır.

    Kusursuz orantılara sahip bir insanın boyunun, başının yedi buçuk katı olduğu bilinmektedir. İnsan başına önden bakıldığında baş, yüksekliği 3.5 ve genişliği 2.5 oranlarında olan dikdörtgen meydana getirir.

    Gözler başın yüksekliğinin tam ortasında yer almaktadır. İki göz arasındaki mesafe bir gözün genişliği kadardır ve burun genişliğini belirler.

    Enine baş ölçüleri dört göz kadardır.

    Antropometrik çalışmalarda insan yüzünde olduğu gibi güzel vücut ölçülerinde de oranlar aranmaktadır. 90 – 60 – 90 olarak kabul edilen ideal kadın ölçüleri aslında boy dikkate

    alınmadığında geçerlilik kazanmamaktadır. Venus de Milo’nun ölçüleri dikkate alınarak modelleme katsayısı ile yapılan değerlendirmelerde gerçek “altın oran” aşağıdaki şekilde

    ölçülmektedir.

    Gerçek “altın oran” = (98 – 70 – 100) х М, burada М = boy (cm) / 166.

    Formüle göre örneğin 150 cm boy için gerçek “altın oran” yaklaşık 88 – 63 – 90 olduğu halde 180 cm’ler için 106 – 76 – 108 olmaktadır.

  • Yüzü estetik olarak çekici ve çirkin kılan nedir?

    Güzelliğin iki önemli bakış açısı vardır. “Güzellik, şekil ile hacim arasındaki dengedir” tanımı ile güzelliğin objektifliği vurgulanırken; “güzellik, bir canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan, hoşnutluk veren hususiyetidir” şeklinde de subjektifliği vurgulanmıştır. Genel tanımı ile; “güzellik, insan yüzünde ya da diğer bir objede görünüşü keyiflendiren biçim, orantı, renk gibi kalitelerin kombinasyonudur” şeklinde tanımlanabilir.

    İnsanlarda görme ve gözlerin bir objeye bakması sırasında odaklanma ile ilgili yapılan fizyolojik çalışmalarda ilginç sonuçlara ulaşılmıştır. Biz bir objeye baktığımızda gözlerimiz objenin bütününden çok belli alanlarına odaklanmaktadır. Buna objenin odaklanma noktaları denilmektedir. Gözün bir objeye bakması sırasında kısa sürede ve hızlı hareketleri ile ilk olarak bir noktaya odaklandığı sonra diğerlerine odaklandığını biliyoruz. Bu noktalar objenin 2-3 alanından fazlası olmamaktadır.
    Yüze bakıldığında odaklanan noktaların yüzün açıları ve eğimleri olduğu bilinmektedir. Bunu yaparken yüzde alışık olmadığımız açı ve eğimleri daha önce farkedilmektedir.

    Yüzde odaklanma noktaları

    Yüze yandan bakıldığında ağız köşeleri, göz iç ve dış açıları yüzün köşeli noktaları daha fazla dikkati çekmektedir.

    Yüze yandan bakıldığında odaklanma noktaları

    Yüze önden bakıldığında dikkat çeken odaklanma noktaları

    Yüze önden bakıldığında daha dikkatimizi çeken odaklanma noktaları

    Yüze yandan ve oblik bakıldığında odaklanılan en belirgin konkav ve konveks eğimlerdir. Burun kökü alanı, burun- üst dudak arası alan, alt dudak-çene arasındaki labiomental alan ve çene altı-boyun arası alan en belirgin konkav eğilerken, burun ucu, dudaklar ve çene en belirgin konveks yapılardır. Yüzün estetik olarak güzel ve çekici görünmesi sağlayan bu konkav ve konveks alanların düzleşmesi yada tersine dönmesi yüzde istenmeyen estetik görüntüye neden olmaktadır.

    Yüzde yan ve oblik bakıda konkav ve konveks eğimlere odaklanırız.

    Yaşlanma ve doğumsal yada travma sonradan gelişen yüz deformasyonuna bağlı olarak yüzde noktalar, konveks ve konkav eğimler ile çizgiler değişmektedir. Yüze bakılırken bu değişimlere daha fazla odaklanılmakta ve dikkat çekilmektedir. Örneğin burun sırtındaki bir düzensizlik hemen fark edilmektedir.

    Burun sırtında düzensizlik daha fazla dikkat çekmektedir.

    Bazen yüzde olmaması gereken nokta ve eğrilerin varlığı dikkat çekici olabilmektedir. Örneğin yaşlanma ile çene konveksitesinde jowl-gıdık ortaya çıkması gibi.

    İlk resimde çene kemiği kenarı düzenli ancak ikinci resimde yaşlılığa bağlı olarak jowl-gıdık gelişmiş ve bu daha dikkat çekmektedir.

    Yüzde mevcut konkav yada konveksitenin açısının değişimde dikkati çekebilmektedir. Örneğin aşağıdaki resimde gelişimsel alt çene geride olduğu için yüz profilden tüm eğrileri etkilenmektedir.

    Çenenin doğumsal geride gelişimi; yüzün tüm konturlarını değiştirmektedir.

    Yüzde olması gereken konkavite yada konveksite eğrilerinin olmaması yada düzleşmesi de görsel dikkati çekebilmektedir. Örneğin burun kökünde olması gereken konkavite olmadığında burası düzleştiğinde buna “Yunan Burnu”denilmektedir. Bu yüzün profil görüntüsünde çekici ve güzel olmayan bir görüntüye neden olmaktadır.

    Burun kökünde olması gereken konkavitenin kaybolması ve düzleşmesi “Yunan Burnu” ile çekici olmayan görsel görüntüye neden olmaktadır.

    Yüzde anatomik noktaların yer değişimide yüze çekici ve güzel olmayan bir görüntü vermekte ve yüze bakıldığında daha dikkat çekmektedir. Örneğin aşağıdaki resimde olduğu gibi burun kökünün daha aşağıda yerleşimi burunun daha kısa gibi algılanmasına ve daha dikkat çekmesine neden olmaktadır.

    Burun kökünün olması gereken alandan daha aşağıda yerleşimi burnun kısa ve estetik olarak çirkin görünmesne neden olmaktadır.

    Göz baktığı objelerde simetri ve oranların tam olmasını aramaktadır. Yüze bakıldığında yüzün simetrik ve orantılı olması gerekmektedir. Simetrik ve orantılı bir yüz daha güzel ve çekici olarak algılanmaktadır.

    Yüzde orta hatta özellikle burun sırtında asimetrik yapılanma

    Güzellik yarışmaları, kadınları bir kaidenin üzerine oturtup onları nesneleştirerek, bir ideale dönüştürdüğü gibi, güzelliğin evrensel bir değer olduğunu ve bütün kadınların bu güzelliğin peşinde olması gerektiği mesajını iletirler. Güzellik yarışmalarının ana öğesi olan kadın, moda ile yakın ilişkiler içerisindedir. Medya aracılığı ile topluma tanıtılması, toplumdaki algılanışı yönlendiren önemli bir gösterge olmuştur.

    Küreselleşmenin yoğun olarak yaşandığı günümüzde güzellik yarışmaları; toplumdaki değişen güzellik anlayışı hakkında bilgilenmemize yardımcı olmakta ve toplumsal olarak değişmeler izlenebilmektedir. Güzellik yarışmalarına yönelik yapılacak çalışmalar dönemin değişen güzellik anlayışı ve moda eğilimlerinin değerlendirilmesine de imkan sağlamaktadır.

  • Güzellik, estetik ve matematik

    İnsanoğlunu, doğayı keşfedip açığa çıkarma isteği bilime, göze hitap eden şekle, güzele doğru değiştirme isteği de sanata yönlendirmiştir. Bilim bilinmeyenin doğruluklarının açıklanması, sanat ise güzelin canlandırılması olarak özetlenebilir. Bilim doğruyu, sanat ise ‘güzel’ i temsil eder. Bilimde teoriler ve ispatlar vardır. Sanatta ise kişisel düşünceler daha ön plandadır ve kişiye, zamana, topluma ve ekollere göre farklılık gösterir.

    Estetiğin dinamiklerinden olan güzelliğin, uyum ile bağlantılı olduğunu ve bununda matematik formülleriyle ifade edilebileceğini biliyoruz. Doğada ve insanda güzellik ölçütünün altın oran, simetri, harmoni gibi matematiksel kavramlarla ifade edildiğini örneklerle görebiliyoruz.

    Güzel kavramı bir obje ile ilgilidir. Bir bitkiye, canlıyı, insanı yada sanat eserini güzel olarak niteleriz. Güzellik tanımımızda objenin biçimsel nitelikleri önemlidir. Bu biçimsel nitelikler sayı ile ifade edilebilir. Buda güzellik niteliklerinin matematik ilkeleri olduğunu gösterir. Bu matematiksel ilkeler orantı, simetri, düzen, harmoni gibi kavramlardır. Bu kavramlarla ilgili ölçümler matematiğin çeşitli uzmanlık alanlarında formüle edilir. Matematik diziliş ve iç uyum ile karakterize edilen bir sanattır. Matematiksel düzenle, güzelliği de uyumlu yapıyla ilişkilendirerek tüm sanat türlerini matematiksel yapı altında bir araya getirebiliriz.

    Güzelliğin matematik olarak belirlenmesi düşüncesi, özellikle orantı kavramında ilk belirgin anlamını bulur. Orantı deyince iki büyüklük, ya da bir bütünün parçaları arasında hoşa giden ilgi anlaşılır. Orantı düşüncesi sanatçıları ve düşünürleri doğa ve sanatta, tüm güzellikleri açıklayacak büyülü bir matematik formülü aramaya götürmüştür.

    Bu arayış, 1170-1250 yılları arasında yaşamış olan İtalyalı Matematikçi Fibonacci’yi O’nun adıyla anılan 1,1,2,3,5,8,13,21,34,… Fibonacci sayılarını bulmaya yöneltmiştir. Fibonacci sayı dizisinde ardışık iki sayının oranı yaklaşık olarak Q=1,61804 değerini vermektedir. Bu değere ‘Altın Oran’denir. Altın oran göründüğü gibi bir matematik kavramıdır. Fakat uyum ve güzellik ölçütü olarak sanat ve estetiğin bir sınıflandırılmasıdır. Altın oran insan tasarımından kaynaklanmadan doğada var olan biyolojik bir gerçektir ve insan görsel yaratım alanında doğadan altın oranı almıştır.

    Leonardo Fibonacci

    Gustav Fechner (1876) ‘estetiğin eşiğini’ saptaması için yaptığı deneylerle bu altın oranı yakalar. Kenarlarının oranı altın orana yakın olan dikdörtgenlerin daha hoş göründüğü sonucunu elde eder. Böyle bir dikdörtgene ‘altın dikdörtgen’ denir. Leonardo Da Vinci’nin ünlü tablosu Mona Lisa’nın yüzü etrafında bir dikdörtgen çizelim. Sonucun altın dikdörtgen olduğu görülür. Ayrıca resmin kendisi de altın dikdörtgen içindedir. Atın oran resmin anlatımına tam anlamıyla uygun bir simgedir.

    Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa portresi altın orana göre yapılmıştır.

    Altın oranın mimaride de görüyoruz. Yunanistan’da bulunan Parthenon tapınağı en meşhurudur. Paris’te bulunan Notre Dame Katedrali’nin tasarımında altın oran kullanılmıştır.

    M.Ö. 3200’lü yıllara ait Sümer tabletlerinde altın oran kullanılmıştır. Eski Mısırlıların inşa ettiği Mısır Piramitlerinde altın oranın varlığı ortaya çıkar. Piramitler mimaride altın oranın kullanıldığı ilk örneklerdir.

    Altın oranın tabiatta ve canlılarda sayısız örnekleri vardır. Çam kozalaklarında, Echinacea purpura çiçeğinde, kaplanın vücudunda, bir balıkta, deniz kabuklarında, bitki saplarının üzerinde, yaprakların yerleştirilmesinde, ayçiçeğinin çekirdeklerinin dizilişinde galaksilerin spirallerinde, hatta dönen karadeliklerin özelliklerinde rastlanılmaktadır.

    Ayçiçeğinde Fibonacci dizilimi

    Orantıya bağlı olarak bulunan bir parça biçimsel ilke simetridir. Simetride de bir bütünün parçaları arasındaki düzen söz konusudur. Simetri deyince, bir dikey eksenden bakıldığında bütün, birbiriyle uyuşan iki yarıma bölünmüş olur. Simetrik düzen, mekana dayalı bir düzendir. Simetri bir bütünün iki yarısının aynı anda kavranmasına dayanır. Simetri sadece sanat da değil, doğada da vardır. Canlıların bedenleri simetriktir, ağaçların yaprakları, kelebeğin kanatları simetriktir. Simetri doğanın yasalarından biridir. Doğada bu derece etkili olan simetri, sanat eserlerinde de aynı şekilde ve ölçüde etkili olur. Simetrinin hoşa gitmesi, simetrik biçimlerin güzel olarak değerlendirilmesi, insanın beyninde kökleşmesinin nedenidir.

    Geleceğin uygarlık gelişimi estetik ve matematik arasındaki ilişkinin daha yoğun olarak kullanılacağı yaratıcılık ve yeniliklere açık bir ortam sunabilecektir

  • Felsefe, estetik ve güzellik

    Felsefe, Estetik ve Güzellik

    Felsefe disiplininde güzelliği onun ve tabiatını anlamanın anahtar temalarından biri estetiktir. Yunanca duygu, duyum ve algı gelen “aesthesia” kelimesinden gelmektedir. Yunanca süs anlamına gelen “kosmos” kelimesinden kaynağını alan “kozmetik” kelimesinden farklıdır ancak sıklıkla aynı anlamda kullanılmaktadır. Felsefede doğruluğu temel alan mantığın ve iyiliği temel alan ahlakın yanında üçüncü inceleme alanı güzelliği temel alan estetiktir.

    Duyusal değerleri ile sanatı konu edinir ve duyuların felsefesi biçimin de tanımlanır. Estetiği güzelliğin felsefesi olarakta tanımlayanlar çoğunluktadır. Bu nedenle günümüzde estetiğin en önemli konusu güzelliktir.

    Estetik terimi 1750 yılında Alman düşünür Alexander Gottlieb Baumgarten tanımlamıştır. Tanımına göre estetik, duyusal bilginin bilimidir; konusu da duyusal yetkinliktir. Gerçekleştirmek istediği, güzel üstünde düşünme sanatıdır. Estetik kavramı güzel olanı aramak,duyumsamak şeklinde açıklanır.

    İnsan kendi belirlediği ve kabul gören değerlerle bir şeyi iyi ve güzel yapar. Sahip olduğu bilgileri düzenleyen doğruluk değerleri, ahlakını düzenleyen iyilik değerleri, pratik hayatını düzenleyen yararlılık değerleri, estetik değerlerini düzenleyen güzellik değerleri gibi. Güzellik, bir varlık ya da bir nesnenin kendisini gören kişide hoş deneyimler yaşatmasıdır. Bu bir sanat eseri olarak bir heykel, bir resim, beğenilen bir şarkı olabileceği gibi, insan da olabilir. Bunlara estetik nesne, bu hazzı yaşayana, güzel olanı beğenene ya da karşısındaki nesneyi güzel olarak değerlendiren kişi ise estetik öznedir. Bireyin yani estetik öznenin estetik nesneden hoşlanmasını, ona hayranlık duymasını, beğenme duygusunu oluşturan ise nesnedeki uyum, düzen, birlik, yücelik, basitlik ve ölçülülüktür. İşte tüm bunlara güzellik denir. Öyleyse güzellik bazen soyut bazen de somut olabilen öznel ya da nesnel bir beğeni gücüyle ilişkilidir.

    Güzellik, ozanlar tarafından övülür, sanatçılar tarafından vücuda getirilmeye çalışılır; cazibelidir ve güzel olana sahip olma arzusu evrenseldir. Buna karşın güzelliğin ne olduğu konusunda bir birlik yoktur. Güzellik güzel olan nesnede midir yoksa gören gözde midir? Yani nesnel bir güzellikten, herkesin üzerinde uyuştuğu bir güzellikten bahsedebilir miyiz yoksa güzellik kişiye mi aittir?

    Bakan kişide beğeni ve hoşlanma etkileri bırakan, haz duyumlarını uyaran nesnelerin özelliği olarak tanımlanması genel olarak fenomenolojik estetik (estetik gerçekcilik) olarak adlandırılır. Öte yandan güzellik duyumunun, nesnenin özelliği olmaktansa, bakan kişinin yani öznenin duyumsayış şeklinin yapılanmışlığıyla ilintili olduğu varsayımı vardır. Buna göre güzellik, bakılan ile ilgili değil asıl olarak bakış ile ilgilidir. Bu eğilimse psikolojik estetik (estetik öznelcilik) olarak adlandırılır. Güzellik kavramının nesnel mi yoksa öznel temelli mi olduğu süregiden bir tartışma konusudur. Estetik gerçekçiliğin güzelliği belirleridiğini ve nesnel olduğunu savunanlar objedeki simetrinin, altın oran’a uygunluğun ve Fibonacci serisine göre dizilişin tabiatta varlığını savunurlar. Estetik öznelciliğin ağır bastığını vurgulayanlar ise tarih boyunca güzel diye tantılan insanların vasıflarının zaman içinde ne kadar farklılaştığını ortaya koyarlar. Güzel denilenin dış etkenlere göre nasıl değişiklik gösterdiğini irdelerler. Buna göre 1800’lü yıllarda yapılmış bir Goya tablosundaki tombul görünüşlü güzel kadın tasviri ile günümüz süpermodel’leri arasında çok büyük farklar vardır. Toplumların beğenileri estetik öznelciliğe göre zaman içinde farklılaşmıştır.

    Francisco Goya’nın Maja Urbana tablosunda tasvir edilen kadın ölçüleri

    Super model Liya Kebede günümüz kadın yüz ve vücut güzellik anlayışı

    Bu sorular ilkçağlardan beri filozofları meşgul etmiştir.

    Felsefede güzellik Platon (M.Ö.427–M.Ö.347) ile başlamıştır. Ona göre güzellik her zaman ve her yerde geçerli olan mutlak güzelliktir ve zaman ve mekan dışıdır. Bu değişmeyen güzellikler bu dünyada maddelere şekil verirler; ama madde zayıf ve kararsız olduğu için maddi güzellik bozulunca da o güzellik kalmaz. Yani asıl güzellik varlıklarda ve olaylarda değil, onlara yansıyan idealar âlemindedir.

    Aristoteles’e (MÖ 384 – MÖ 322) göre güzellik âhenktir, uyumdur. Bir bütünü meydana getiren unsurlar birbiri ile uyumlu ise, o şey güzeldir. Tabi burada simetri, orantı, tam uyum, sınırlılık gibi faktörler geçerlidir ve Aristoteles güzelliği âdeta matematik olarak değerlendirir.

    Güzelliğin uyumla ilgisi özellikle Pythagoras’ın (M.Ö. 570–M.Ö. 495) çalışmalarında önemli bir yer tutar. Pytagoras ve Pythagorascı okul, matematik ve güzellik arasında güçlü bir bağ olduğunu, özellikle, nesnelerin altın orana göre oranlandığında daha çekici göründüğünü belirlemişlerdir. Modern araştırmacılar da altın orana göre ölçülendirilmiş ve simetrik olan insan yüzlerinin, simetrik olmayanlara oranla daha çekici olduğunu belirtirler. Zira simetri kalıtsal veya edinilmiş bir kusurun olmamasına işaret eder.

    Buna karşın modern felsefenin temsilcileri olan Descartes (1596-1650), Locke (1632-1704) ve Hume (1711-1776) ile başlayan süreçte güzellik öznel bir zemine oturtulmuştur.

    Ancak yine modern filozoflardan Kant (1724-1804), güzeli bir estetik değer olarak hoş, iyi doğru ve yararlıdan ayıra-rak, sanat güzelliği ile tabiat güzelliği farkını ortaya koymaktadır. Tabiat güzelliği tabiatın bir maddede amacına ulaşmasıdır; bunun belli kuralları vardır. Sanat güzelliğinde ise çoğu kez amaç, kural yoktur; hoşa gitme ve ruhtaki estetik duygu esastır.

    Fr. Shiller’e göre de güzelliğin bir duyusal bir de akli yanı vardır. Güzellik, aklın, duyuların şekillenmesidir.

    Alman idealistlerinden Shelling’e göre de subjektif ve objektif zıtlıklarının kalktığı bir eserde yansıyan şey güzelliktir.

    Hegel’ de ise güzelliği algılanandan farklı içsel bir seviyeye yükseltir.

    Th. Vischer, estetiği “güzelin bilimi” olarak almakta ve güzeli de “varlıkların içsel mükemmelliklerinin görünüşe çıkması”, duyular tarafından algılanır hale gelmesi olarak tanımlanmaktadır. Bir varlığın içsel kusursuzluğı ile görünüşü arasındaki uyum güzeli, uyumsuzluk ise çirkinliği ortaya çıkarır. Vischer, tabiat güzelliğini de bir güzellik olarak kabul eder ve hatta sanatı; tabiatın objektif güzelliği ile insan hayalgücünün sub-jektif güzelliğinin birleşmesi olarak tanımlar.

    Varoluşçu filozoflardan Martin Heidegger’e göre ise, güzellik “varlığın aydınlanmasıdır, doğruluktur.” Ancak bu doğruluk, mantıksal doğruluk değil, gerçek doğruluktur; varlıkların içindeki doğruluktur. Varlıkların gizli olan yapısını herkesin görebileceği şekilde açığa çıkarmak, güzeli ortaya koymaktır.

    Fizikî güzelliğin kuvvetli bir göstergesi, yaygınlık ve eş arama davranışıdır. Bir karma görüntü oluşturmak maksadıyla insan yüzleri görüntülerinin bir ortalaması alındığında “ideal” görüntüye tedricen daha yakın olur ve daha çekici olarak algılanır. Bu durum ilk olarak Charles Darwin’in kuzeni Francis Galton tarafından vejeteryanların yüzleri ve et tüketenlerin yüzleri fotoğrafik olarak üst üste bindirilip birleştirildiğinde her birinde tipik bir yüz görüntsü olup olmadığının araştırılması sırasında farkedildi. Bunu yaptığı zaman farketti ki, birleştirilmiş yüz görüntüleri herhangi bir tek fotoğraftaki yüzden çok daha çekiciydi. Araştırmacılar sonuçları daha kontrollü deney koşullarında takrarladıklarında ve bilgisayar ortamında elde edilmiş, matematik olarak ortallaması alınmış bir dizi yüz resminin tek bir resimden daha güzel olduğunu buldular. Evrimsel olarak eşeyli canlıların kendilerini baskın olan yaygın ve ortalama şekle sokarak çekmeleri gerektiği bir anlam ifade eder. Doğal seçilim sonuçları, nesillerin değişiminde faydalı niteliklerin mahzurlu yanları ile yer değiştirir. Bu durum evrimi açıklayan temel kuvvettir ve Darwin’i biyolojide unutulmaz kılan ana kavramdır. Böylece tabî seçilim, faydalı özelliklerin gittikçe bir sonraki nesilde yaygınlaşır öte yandan mahzurlu özelliklerin gittikçe azalır. Eşeyli bir canlı bu yüzden uygun bir partneri ile eşleşmek isterken tuhaf, sıradışı görünüşlü özellikleri olan bireylerden kaçınması gerekirken ortalamaya yakın ve baskın yaygınlıkta olan bireyleri bilhassa tercih etmesi gerekirdi. Bu durum eş seçimi olarak tanımlanır.

    Güzelliği psikolojik olarak alıp değerlendirenler de vardır. Th. Lipps, güzeli bir insanın haz duyduğu, kendisini özgür hissettiği biçim olarak algılıyor. Oysa fenomenciler bunu kabul etmiyorlar. Onlara göre güzellik, seyredene bağlı olmayan, güzel olan varlığın yapısında temellenen bir özelliktir. Güzel bir şey, onu güzel gören olmasa da güzeldir. Güzellik varlığın içinde değildir, gerçeklik de; güzellik gerçeğe dayanır ama onun aşar. N.Hartman, güzelliğin genel ve tümel bir metafizik varsayımdan çıkartılması yerine güzel varlıklardan, ontolojiden çıkartıl-ması gerektiğini söyler.

    Genel olarak beğenilen bir kadının araştırmalar sonucunda belirlenmiş bir diğer dış özelliği bel/kalça ölçüsü oranının 0.7 civarında olmasıdır. Bel/kalça oranı kavramı, Austin, Texas Üniversitesi fizyolojistlerinden Devendra Singh tarafından geliştirilmiştir. Fizyolojist, bu orantının tam olarak kadının doğurganlığına işaret etmekte olduğunu göstermiştir. Geleneksel olarak modern çağ öncesinde yiyecek daha kıt olduğu zamanlarda kilolu insanlar zayıflara göre daha çekici bulunuyordu.

    Güzellik değişken bir değerdir. Tanımlandığı zamana, topluma, insandan insana, hattâ insanın yaşına, mesleğine, içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik duruma göre değişen bir değerdir. Bununla birlikte değişik kültürlerde sanat ve modanın çok geniş ölçüde farklılıklar gösterdiği araştırmalar, insanların güzelliği algılamalarında çeşitli ortak noktalar bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Örneğin, büyük gözler ve açık ten rengi bütün kültürlerde güzel kabul edilmektedir. Yine bir bebek bütün kültürlerde tabiatından gelen bir çekiciliktedir ve gençlik, güzellik ile ilişkilidir. Birçok araştırma, güzel yüz tercihinin insanların bebeklik devirlerinden edinildiğini ve değişik cinsiyet ve kültürlerde benzer çekicilik taşıdığını ortaya koymuştur.

    Genellikle bir kişinin güzel olduğu yargısı, onun kişilik, zeka, zarafet, cazibe gibi iç güzelliği ve sağlık, gençlik, ortalamaya yakınlık ve yaygınlık, cilt gibi dış güzelliğin birleşimine bağlıdır. Bu bağlamda güzellik yarışması gibi yarışmalar, dış güzelliği ölçmenin ortak bir yolu olarak çeşitli toplumlarda önemli bir yer tutar.

    Öte yandan güzellik ideali ırkî birliği güçlendirir. Karışık ırktan çocuklar genellikle ebeveynlerinden daha çekici görünürler çünkü kalıtsal çeşitlilik kendi ebeveynlerinde bulunan genetik miraslarındaki hatalardan korur.

    Güzellik Karşılaştırma kuramının standardını temsil eder ve üstesinden gelinemediği zaman gücenme ve tatminsizliğe sebep olabilir. İdeal güzelliğe yakın olmayan insanlar cemiyetlerinden dışlanabilir. Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu romanında çirkin görünümlü Quasimodo ortalamadan farklıdır ve bu nedenle toplumdan dışlanmıştır.

    Güzellik ideallerinin ırkî baskıların görülmesindeki olumsuz etkileri ortaya konur. Mesela, Amerikan Kültürüne hakim fikre göre siyah çehreli insanlar beyazlardan daha az çekici veya daha az arzu edilendir. Kendisini davranışsal ırkçılık olarak gösteren, siyahiliğin çirkinlik olduğu fikri Afrikalı Amerikalıların hissiyatına zarar verir.

    Estetikte güzelliğin değerledirme kriterleri; güzelliğin nitelikleri

    Estetikte güzelliğin değerlendirilmesinde objektif ve subjektif nitelikler bulunmaktadır. Bunlar;

    Subjektif nitelikler;

    Tanımlandığı zamana, topluma, insandan insana, hattâ insanın yaşına, mesleğine, içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik duruma göre değişen bir değerdir. Çağlar boyunca kadın güzellik anlayışı değişkenlik göstermiştir. Çağlara göre güzel yüz anlayışı;

    Antikçağ güzeli. Oval yüz, dolgun dudak ve yanak, düz burun, yuvarlak çene, yumuşak alın, orantılı yüz hatları. En güzel örneği Afrodit’i ve güzelliği simgeleyen Milo Venüsü heykelidir.

    Afrodit için yapılmış Milo Venüs heykeli. Kusursuz ancak günümüz yüz estetik değerleri ile ne kadar uyumlu

    – Roma güzeli. Kocaman kara gözler, koyu renk saçları, esmer ten, yuvarlağa yakın yüz şekli, etkili göz makyajının sağladığı derin bakışlar

    Roma dönemi genç kadın figürü

    – Orta Çağ güzeli. Geniş alın, sarı saçlar, düz burun, ince kaşlar ve zayıf beden

    Orta Çağ dönemi kadın güzellik anlayışı

    – Barok güzeli. Altın sarısı saçlar, açık renk veya “saydam” ten, yuvarlak, dolgun yüz ve beden.

    Barok dönem kadın güzellik anlayışı

    Romantik Dönem güzeli. Koyu renk saçlar, açık ve solgun tenli, ince yüzler, çökmüş yanaklar

    Romantik dönem kadını

    – 20. yüzyılın başlarında antikçağ Yunan ve Roma güzelliği yine etalon olarak alınmaktaydı. Bu yüzyılın ortalarına doğru daha sert yapılı, belirgin yüz çizgileri güzel sanılmaktaydı. Günümüzde ise yüz ve vücut güzelliğinin ölçü ve tanımları farklı değerlendirilmektedir.

    Objektif nitelikler; estetik güzelliğin değerlendirilmesinde daha çok bu nitelikler üzerinde durulacaktır. Objektif nitelikleri de içsel ve dışsal olarak ikiye ayırabiliriz.

    İçsel nitelikler;

    Bir yüzün güzel olarak algılanması yüzün temsil ettikleri ile birlikte kişide var olan, duyularla değil yalnızca tinsel olarak algılanabilen asıl varolma gerçekliği yansıttığı oranda artar. Buna felsefi anlamda yüzün ide si denir ve güzel bir şey, idesine, özüne, kavramına uygun olan şeydir.

    Güzel yüz; temsil ettiği insan ırkının yüz yapısına bir bütün olarak uygun olmalıdır. Yetkin olmayan, tam olmayan şeyler güzel değildir.

    Bir yüzün güzel olabilmesi için canlı ve anlatım gücü yüksek olmalıdır.

    Monica_Belluci güzellik dışında tanımlanamayan mükemmel bir çekicilik.

    Yüz Güzelliğinin dışsal biçimsel nitelikleri de şunlardır:

    • Orantı ve simetri: Özellikle güzelliğin matematik olarak belirlenmesi sırasında karşımıza çıkan ilk orantıdır. Güzel, unsurların orantılı olarak birleşmesidir. Orantısız şey güzel olamaz. Eskiden beri sanatçılar ve filozof-lar tüm güzellikleri açıklayacak büyülü bir matematik formül aramışlar ve bunun “altın kesit” orantısında bulmuşlardır.

    Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa portresi altın orana göre yapılmıştır.

    Orantıya bağlı olan yüz güzelliğinin bir başka niteliği simetridir. Güzel olan bir bütünün parçaları arasında ölçüye dayalı bir düzen vardır. Doğadaki güzellik büyük ölçüde simetriye bağlıdır. Canlıların bedeni sağ ve sol olarak simetriktir. Sanat eserlerinin de güzel olarak algılanmasında simetri çok önemlidir çünkü kalıtsal veya edinilmiş bir kusurun olmamasına işaret eder.

    • Uyum (harmoni): Bütün güzellikler için, parçaların uyumlu birleşmesi önemlidir. Hem hareketli hem de hareketsiz bütün-lerde uyum önemlidir. Zaten uyum olmaz ise güzellik de kalmaz, bütün de. Asıl yüz güzelliği bir yüzde karşıtların gerilimine dayanan bir uyumdur. Harmonik bir yüzün temelinde çoklukta yüzü oluşturan hareketli ve sabit antomik alanların birliği bulunur. Evrende herşey çok ve karmaşık gibi görünür. Ama çoklukta birlik sağlanınca bir uyum, bir güç, bir güzellik ortaya çıkar. Yüzün anatomik alanlarıda böyledir. Baş gibi bir kürede, burun gibi prizmatik bir yapı, gözler gibi küreler, ağız ve kaş gibi çizgiler, yüz kemikleri karmaşık bir yapı gibi görünür. Ama hepsi arasındaki harmoni ile güzellike ortay açıkar.

    Angelina Jolie kusursuz bir simetri ve uyum içerisinde yüz güzelliği örneği

    Yüz güzelliğinin değerlendirilmesinde güzellikle karışan kavramlar;

    Matematiksel doğruluk ve güzellik; Yüz estetiğinin değerlendirilmesinde sıklıkla yüzün matematiksel doruluk ile yüzün güzelliği birbirine karıştırılır. Oysa doğru ve güzel aynı şeyler demek değildir. Doğru, akla hizmet eder, genel somuttur. Oysa güzel, duygularımıza ve hayal gücümüze hitap eder ve soyuttur. Bazı doğruluklar güzeldir, ama bazıları hayranlık, heyecan ve coşku uyandırmadığı için güzel bulunmazlar. Doğruluk bir mantık yargısı, güzellik ise bir değer yargısıdır. Yüzün güzellik değerlendirilmesinde matematiksel bir çok doğru kullanılır. Bazen bu doğrulukla ilgisi olmayan bir yüz güzel olabilir.

    Güzel ve iyi kavramları; Ahlâkçı düşünürler güzelle iyinin özdeş olduğunu savunuyorlar. Oysa daha yakından incelendiğinde, güzel ve iyinin böyle içiçe girmediği görülür. Güzellik ve iyilik kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen değerlerdir ama, iyilik daha değişkendir. İyi amaçlıdır, faydalıdır; güzelin ise her zaman amaçlı ve faydalı olduğu söylenemez. İyilik akılla, güzellik genellikle sezgiyle anlaşılır. İyiliğin belli yasaları, bağımlılıkları vardır; güzellik ise özgürlüktür. Ahlâksal iyi her zaman sempatik ve çekici değildir; güzel ise insanlarıçeker ve heyecanlandırır. Bir insanın güzel bir vücut bölgesini sergiemesi ahlaki açıda kötü olabilir. Güzel, herke-sindir; herkes güzellikler üzerinde birleşebilir ama iyilikler genellikle çıkarlara ve durumlara göre değişir.

    Güzel ve hoş kavramları; Güzelin, hoşumuza gittiği için güzel olduğunu düşünürüz. Hoşluk ta aklımızla değil, güzellik gibi, duygularımızla ilgilidir ve haz duyma ile ilgilidir. Hoşumuza giden şey, haz ettiğimiz şeydir. Haz ve hoşluk güzel üzerinde yoğunlaşmış gibi gözükür. Güzel eserler hoştur, kişiye haz ve keyif verir. Ama bu her zaman böyle olmaz. Her zaman bize hazlık ve hoşluk veren bir eser, bir durum güzel olamaz. Belli bir durumda hoşumuza giden şey, durum değiştiğinde hoşluğunu kaybeder. Hoşluk ve haz peşinde koşan, bazen alçaltıcı durumlara düşebilir. Oysa güzel tutku-su insanı büyütür, yüceltir, asilleştirir. Güzel, bizi sürekli kendine çeken bir güçtür, kuvvettir. Haz ve hoşluğun çekim süresi ise fazla değildir.

    Güzel ve faydalı kavramları;Kantın düşünceleri ile güzel ve iyiyi birbirinden ayırılınca güzel ile faydalı arasındaki bağlar da kopmuştur. Güzel bir yüzün bize faydası yoktur. Bazı düşünürler güzel ve faydalı arasında bir bağlantı kurulamayacağını, bunları birbirine ka-rıştırmamak gerektiğini, daha doğrusu fayda ve çıkarın sanatı bozacağını iddia etmişlerdir. Ancak insan giderek teknik bir çevrede yaşamak zorunda kalmaktadır. İnsan madem ki doğal güzelliklerden uzak, teknik adamların yaptığı âletlerle, onların oluşturduğu ortamlarda yaşayacaktır, öyleyse bu çevrenin hem yararlı hem de güzel olması gerekir. Zaten çağdaş hayatta da bir taraftan desinatörlük, çevre düzenleme, bir taraftan ergonomi gibi bilgi alanları teknik âletlerin ve ortamların hem faydalı hem de güzel olmasına çalışmaktadırlar.

    Güzel ve yüce kavramları; estetikçiler tarafından yüce ve yücelik de, güzellik gibi bir estetik değer olarak inceleniyor. Sanat eserlerinde güzel ve yüce ideleri her zaman bir arada bulunabilir mi? Her zaman değil. Hem güzel hem yüce olan bazı sanat eserleri vardır; ama her zaman güzel olan yüce, yüce olan da güzel olmaz. Yüce genellikle büyük ve sınırsız, insanı ezen, kontrolü altına alan olaylar ve varlıklardır. İnsan ıssız bir çölde tek başına kaldığında, bir fırtınaya tutulduğunda, gece yıldızlı gökyüzünü seyrettiğinde, muhteşem bir mimari eserle karşılaştığında “yüce” duygusuna kapılır. Bazı büyük insanlar yüce olarak değerlendirilir. Bizi aşan, hayran bırakan büyüklük ve kuvvetlere yüce deriz ve bunlar güzeli aşarlar. Yüce, güzelden daha güçlü, korkutucu, ürkütücü olabilir. Yüce olan bazı şeyler güzellik taşır, ama bazıları taşımaz.

    Bu benzerliklerin dışında güzel ve âhenk, güzel ve lüks, güzel ve latif gibi ikililerin de bazen birbirleriyle yanyana durduğu ve birlikte değerlendirildiği görülmektedir. Ancak bunlar da her zaman güzelle birlikte olan unsurlar değildir.

    Yüz estetiğinin değerlendirilmesi üzerine yargılar;

    Yüz güzelliğinin değerlendirlimesinde hasta ve doktor olarak yargılarda bulunuruz. Yargı, var olan ve olmayan doğru veya yanlış olan şeyler üzerinde ileri sürülen ifadelerdir. Yargıları birçok şekilde sınıflandırmak mümkündür.

    Yargıarımızı bilgisel ve estetik yargılar olarak ikiye ayırabiliriz.

    Bilgisel yargılar, doğru-yanlış mantığına göre incelenebilecek objektif yargılardır. Oysaestetik yargılar subjektiftir ve doğru-yanlış mantığı ile değerlendirilemez. Estetik yargı, bir ahlâk veya bilgi yargısı değildir. Onlar gibi objektif değil; haz duyma ve duymamaya dayandığı için subjektiftir.

    Estetik yargı, çıkar elde etmeye, kullanmamaya yönelik değil, sadece seyredip beğenmeye bağlıdır. Estetik yargılar bilgiler gibi kavramlara değil insanların duygularına bağlıdır ve mantıksal kurallara bağlanamaz. O, insanların duyarlık, zihin ve hayalgüçlerinin özgür ve uyumlu bir oyunu içinde ortaya çıkar.

    Estetik yargıları daha iyi anlayabilmek için, kısaca onun özelliklerine bakmak gerekir.

    Estetik yargılar bireyseldir. Herkes beğenisini hür olarak değerlendirip ifade eder. Bu beğeni, kişinin duygularına bağlıdır ve tamamen özeldir.

    Estetik yargılar subjektiftir. Renkler, şekiller, sesler kişiler tarafından farklı değerlen-dirilmiştir. Hoşa gitme ve güzel bulma olayları mantıksal yargılar gibi değerlen-dirilemez. Kimse kendinin güzel bulduğunu başkalarının da güzel bulmasını bekleye-mez. Çünkü bu yargıların subjektif (kişiye has) olduğu baştan kabul edilir. Ancak burada bir yargı anarşisine de düşülmemelidir.

    Estetik yargılar ortaktır. Estetik yargıların şartsız bir zorunluluğu yoktur. Ancak bu yargılar, sadece duyu hoşlanmasına daya-nan, hiçbir prensibe dayanmayan, tama-men keyfi olan yargılardan da ayrılmalıdır. Sanat eserlerini değerlendirmede pratik bir zorunluluk ta vardır. Özgür olarak hüküm veren insanlar; o toplumda, o çağda geçer-li olan ortak estetik duyguya (sensus com-munis aestheticus) göre hareket ederler. Bu duygu, subjektif olmakla beraber bütün insanlarda ortaktır.

    Estetik yargılar zorunludur. Bu zorunluluk ortak estetik duygudan gelir. Güzelin dün-yası hoş dediğimiz alandadır. Hoşluktan dolayı duyulan haz tamamen keyfi ve kişinin kendisi için olduğu halde, güzelden dolayı duyulan haz başkalarında da bulu-nur ve zorunlu bir hoşlanmadır. Bu haz bütün insanlarda olması gereken bireyüstü bir hazdır.

    Estetik yargılar geneldir. Gerçi estetik yar-gıların özelliklerini sayarken onun bireysel olması üzerinde durduk. Ama genel olarak değerlendirdiğimizde estetik yargının, birey -üstü ortak estetik duygu prensibine daya-nan zorunlu ve genelliği olan yargılar oldu-ğu ortaya çıktı. Bu, ideal bir durumdur. Bir kişi güzel bulduğu bir şeyi, herkesin güzel bulmasını ve beğenmesini ister. Ama farklı kültürlerden, farklı çağlardan, farklı eğitim düzeylerinden insanları değerlendirdiğimiz-de, onların vardığı estetik yargıların daha çok bireysel olduğunu görürüz.

    Estetik yargıların genelliği, subjektif bir genelliktir. Sanat tarihinde klasik olmuş re-simler, heykeller, binalar; edebiyat , müzik gibi alanlarda bütün dünyada değerli bulu-nan eserler varsa, bu genel estetik yargı-ların bulunduğunu gösterir.

    Estetik yargılar relatiftir. Bir taraftan estetik yargıları bireysel ve keyfi olarak kabul edip diğer taraftan da onu birey-üstü, zorunlu ve genel geçer yargılar olarak anlattık. Bura-da birbiri ile uzlaşmaz gibi görünen iki fikir ifade edilmiş gibi görünüyor (antonimia). Oysa estetik yargılar dünyasında relatif geçerlik olduğuna dikkat edersek, yukarı-daki zıt fikirler kendi boyutlarıyla kendi yerlerine otururlar.Bugünkü insanlık kültürü farklı merkezler etrafında gelişen tarihi kültüre dayandığı için, dünyanın farklı bölgelerinde farklı kültürler yaşamaktadır. İnsan güzelliğini değerlendiren estetik beğeniler de kültürden kültüre değişir, yani relatifdir. Ayrıca bir kültür içinde eğitim de insanların beğenilerini değiştirdiği için, farklı eğitim düzeylerindeki insanların estetik yargıları birbirinden farklı olacaktır. Ve son olarak aynı kültür içinde aynı eğitim düzeyine sahip insanlar arasında psikolojik yapı farklılıkları olduğu için bu da estetik yargıların relatifliğini güçlendirecektir.Dış güzelliği ölçmenin ortak bir yolu toplumun ortak kararı veya genel kanısı Güzellik yarışması gibi törenlerde ortaya konur. Ancak iç güzelliğin ölçülebilmesi, her ne kadar güzellik yarışmaları sıklıkla bunu dikkate aldığını iddia etse de daha zor olan bir konudur.

    1932 Türkiye ve Dünya Güzeli Keriman Halis Ece

    2002 Türkiye ve Dünya güzeli Azra Akın

    Estetik yargılar düşünseldir. Estetik yargının daha önce sayılan özelliklerine zıt olan bu fikir, L. Wittgenstein’a aittir. Ona göre, estetik yargının temelinde duygusallık yoktur, bilgi ve düşünsellik vardır. Estetik yargıyı, konunun uzmanları verir ve diğer insanlarda onlara uyarlar.

    Bir sanat eseri, onları yapan sanatçıların ve onları değerli bularak alan, koruyan, seyreden, dinleyen, okuyan estetik beğeni sahiplerinin ortak çabalarıyla ortaya çıkar. Estetikte en çok tartışılan konuların başında, insanlar arasında ortak estetik yargıların olup olmadığı konusu gelir. Bu alandaki fikirler de iki zıt grup içinde toplanır:

    a) Ortak estetik yargıların olmadığını ileri sürenler:

    Türkçede yaygın ifade “renkler ve zevkler tartışılmaz” öteden beri ortak estetik yargıların olamayacağını savunanların ana dayanağıdır. Bunlara göre herkesin bir zevki, bir beğenisi vardır. Kimi menekşeyi sever kimi orkideyi; kimi deniz kenarında tatil yapmayı sever kimi yaylalarda; kimi halk müziğini sever kimi klasik batı müziğini; kimi Picasso’yu sever kimi Rafaello’yu … yani herkesin bir zevki ve beğenisi vardır ve bunun doğruluğu ve yanlışlığı tartışılamaz. Herkesin zevki ve beğenisi kendince doğrudur ve haklıdır. “onda ne buluyor” diyebilirsiniz ama onun zevkinin nedenini soramazsınız

    Felsefik olarak estetik yargıların ve hattâ ahlâksal ve mantıksal yargıların bile ortak olmadığını ve tartışılabileceğini söyleyebiliriz. Bilgilerimiz duyumlarımıza bağlıdır; o halde herkesin kendi duyumlarıyla oluşturduğu bilgiler, verdiği hükümler doğrudur. Hiç kimse kendi duyumlarının daha doğru bilgiler vereceğini savunamaz. Bazı kişisel hoşlanmalar, o kişilerin eğilimlerine ve kişisel özelliklerine bağlıdır ve tartışılamaz. Ama estetik yargıların temeli olan güzel, o kadar kişisel değildir. Herkeste bulunan ortak estetik zevklere göre verilen bu estetik hükümler tartışılabilir. Ancak gene de tarihin çeşitli dönemlerinde, çeşitli toplumlarda ve hatta aynı toplumdaki değişik gruplar arasında birbirine zıt estetik yargıların bulunduğu gözlenmektedir.Bunun nedeni, estetik yargının kültürel ve kişisel oluşudur. Kültürü ve kişiyi etkileyen bütün faktörler estetik yargıyı da etkiler. Bir toplumun değişik tarihi dönemlerinde değişik estetik yargılar olabilir. Aynı zaman diliminde değişik dini, milli, mahalli ve sınıfsal topluluklar birbirinden farklı estetik değerlere sahip olabilirler. Bir toplulukta gençlerle yaşlılar, eğitilmişlerle eğitilmemişler birbirlerinden farklı zevklere sahip olabilirler. Dahası insanların, karakter, mizaç gibi ana psikolojik özellikleri, herhangi bir zaman onların psikolojik durumlarını etkileyen her türlü faktörler de estetik yargılar üzerinde etkili olabilir.

    b) Ortak estetik yargıların varlığını kabul edenler:

    Daha önce estetik yargının özellikleri anlatılırken, bu yargıların subjektif de olsa bir genellik ve zorunluluk gösterdiği antalımıştı. Bazı yüzler herkes tarafından beğeniliyorsa herkesin kabul ettiği yüksek estetik değerler var demektir. I. Kant duyusal beğeniye dayanan bazı yargıların tamamen sınırlı ve kısa süreli kişisel yargılar olduğunu, ama gerçek estetik yargıların duyusal olmaktan çıkıp düşünsel düzeye çıktığını, kişisel olmaktan çıkıp zorunlu ve genel geçerli hale geldiğini söylenebilir.

    Bazı görüşlerde estetik yargıları kişilerin zevkleri, hoşlarına giden şey olmaktan çıkarıp tamamen uzmanlığa bağlayarak, onların ortak ve değişmez olduğu konusunu vurgulanmaktadır. Yani estetik yargıların temelinden duygusallık kaldırılmakta, düşünsellik ve bilgi konulmaktadır

    Estetik yargı açısından, İtalyan estetikçi Benedetto Croce’yi de ortak estetik yargıların olduğunu kabul edenler grubuna koyabiliriz. O, bu konudaki fikirleri üçe ayırıyor.

  • HADİ GELİN DÜRÜST OLALIM…

    HADİ GELİN DÜRÜST OLALIM…

    Hani söylediğimiz kendimizce beyaz yalanlar… Ya da klasik Türk yalanları neler?… Bu gün bunun üzerine kafa yoracağım biraz…

    Benim için eş seçiminde önemli olan iç güzelliği şekerim… Ruhu güzel olsun fiziği güzel olmasa da olur… Mesela bu tarz cümleler bence en çok maske takarak kullandığımız cümleler… Söyleyen kişinin eklemeyi unuttuğu cümle ise; tabi ki içi güzel mi diye bakmadan önce fiziği güzel mi diye bakarım cümlesidir… İnsanlar ellerinde içlerini gösteren raporlarla gezmiyorlar… Efendim bu benim daha önceki ilişkilerimden aldığım referanslarım…Fiziğim kötü ama bakın içim ne kadar güzel…Okuyun, okuyun vallahi içim güzel, temizdir… deme şansları yok… Dürüst olalım bizim iç güzelliğini keşfetmemiz dış güzellikten geçmiyor mu?..

    – Paranın ne önemi var canım… Mühim olan insanlık…

    Ah bu şarkı… yıllar öncesinden bu günlere taşımış bu yalanı… Niyeyse paraya önem vermediğimizi söyleriz ama bedava iş de yapmayız… Kaç lira maaş alıyorsak alalım hep daha fazlasını hak ettiğimizi söyleriz ki bu doğrudur J … Eş seçerken de bu yalanımız ortaya çıkar… Eğer ergenlik döneminin kavak yellerini atlatmışsanız işi gücü olmayan bir insana dönüp bakmazsınız bile…Samanlık seyran olmaz artık 200 metrekare, çift banyolu, balkonlu lüks evler varken… Huzur yerinde olsun, bir kuru ekmeğe, bir kuru soğana razı gelinmez artık yüksek kolarili besinler varken…Huzur paradan geçmektedir ne yazık ki çoğu zaman… Paranın alabileceklerini ölçüt koyarsınız kendinize… Arabulucular da daha kişisel özellikleri ortaya sermeden evi var şu semtte, arabası da şu marka derler… Para bir çok şeyi kapatabilir çünkü… Mesela boyunuz kısaysa kocaman jeepin içinde siz de dev gibi görünebilirsiniz… parayla ilgili söylediğimiz yalanlar çoktur aslında… Para nedir ki?.. Elinin kiri… deriz ama içimizden de geçiririz Allah’ım elim paranın kirinden hiç temizlenmesin…

    Birde büyük ikramiye çıkarsa ne yaparsın sorusuna verilen cevaplar bence en büyük yalanlardan… Beni en çok güldüren cevap Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alın teri cevabı… Madem öyle düşünüyorsun niye şans oyunları oynuyorsun?.. Milli gelir artsın diye mi?… Bazıları ise hemen hayır işleri yapmaya kalkar… Camii yaptıracağım, okul yaptıracağım, aş evi açacağım… Bir istatistik var mı bilmiyorum bu konuyla ilgili ama basitçe düşününce şu sonuca varabiliyorum… En basitinden 1939 yılında kurulan milli piyango idaresinden yola çıkarak yaklaşık 60-70 yıldır binlerce ikramiye dağıtıldı… Türkiye okul, aşevi, huzurevi, çocuk bakım evi vs cenneti olması gerekmez miydi?…

    Aslında düşündükçe bir çok yalan geliyor aklıma… Mesela ben hiç yalan söylemem yalanı… hiç mi beğenmediğiniz yemeğe aaa eline sağlık çok güzel olmuş demediniz?… Hiç mi arkadaşınızın saçını, kılığını kıyafetini beğenmediğiniz halde , çok yakışmış, güle güle kullan demediniz?… Hiç mi bak tam ben seni aramak için telefona yönelmiştim sen aradın demediniz?… Hiç mi yemek yemeyen bir çocuğa yemezsen arkadan ağlar demediniz?… Size verilen hediyeyi beğenmediğiniz halde, çok teşekkür ederim çok beğendim demediniz?… Hiç mi öğretmenin vurduğu yerde gül biter demediniz?… Senden iyi olmasın bir arkadaşım vardı demediniz?… Hiç mi arkasından konuşmuyorum, burada olsa onun yüzüne söylerim demediniz?…Demediniz mi?… Eğer cevabınız demedimse, yalanlarınıza bir yalan daha eklemiş olmuyor musunuz?….

  • EBEVEYNLİK GERÇEKLİĞİ İLE YÜZLEŞMEK

    EBEVEYNLİK GERÇEKLİĞİ İLE YÜZLEŞMEK

    Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi

    dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin?

    Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü “her insan ölecek

    yaşta.” geç kalmayasın.

    Şemsi Tebrizi

    Güzel Hareketler Yapın ,Çünkü Allah Güzellik Yapanları Sever (Bakara 195 )

    Hayat ,insana her an değişik sürprizlerle geliyor.Her sürpriz onu taşımayı ve

    oluşturduğu değişime uyumlu davranışlar sergilemeyi

    gerektiriyor.Sürprizlerin en kıymetlisi ,dokuz ay emek emek büyüyen

    doğumuyla yaşamımızı kendi rengine boyayan küçük insan yavrusu olsa

    gerek…

    Ebeveyn olmak ,Bir başlangıç yapmak demek ,her şeye yeniden .Kucağı

    dopdolu olmak ve kendini değerli hissetmek demek .Ebeveyn olmak öylesine

    değerli kılıyor ki insanı ,bazen diğer rollerinizi bile unutturabiliyor.Bir canlı ki

    sizin etrafınızda dönüyor.Sizde onun etrafında aşık maşuk ilişkisi .Siz ona

    sütünüzü o ise size bütünlüğünüzü veriyor.Yarım kalan yanınızı tamamlıyor.

    Duyguları tamamlanıyor içinizde . Öncesinde kaygıyı hiç bu kadar yakından

    tanımamış oluyorsunuz .Ve şefkati ,gelecek endişesini .Günler geçtikçe

    karnınızda oluşturulan yeni formları izlerken büyüleniyor, güzelliğe dair

    yargılarınız yeniden oluşuyor.Artık hiçbir çocuğu o kadar güzel

    göremiyorsunuz.

    Buna güzel bir örnek de aşağıdaki mesel ile anlatılmaktadır. Bir gün karga

    yavrusunu kaybetmiş telaşla sağına ve soluna yavrusunu soruyormuş.

    Buradan bembeyaz bir yavru geçti mi? .Diğer kuşlar beyaz bir yavru görmedik

    ama şu ilerde simsiyah bir yavru var “ diye cevap vermişler .Karga Yavrusunu

    görünce ona .”Benim yumurta beyazı yavrum ” diye sarılmış Bütün kuşlar

    şaşırarak birazda alaylı “Kendi siyah yavrusu anneye yumurta beyazı

    görünürmüş” diye gülüşmüşler.

    Uzun yıllardır ebeveynlerle görüşüyorum. İlk görüşmede hep şu sözleri

    duyarım onlardan .”Ah Nurşen hanım öylesine zeki ki yavrum şunları şunları

    yapıyor .Bu zekası ziyan olmasın iyi bir eğitim alsın, istiyorum.”Oysa

    ebeveynlerin anlattıkları çoğu kez çocuğun gelişim sürecinde göstermesi

    gereken normal davranışlardır.”.Ben büyük bir ilgiyle dinlerim .(Duyguyu

    biliyorum çünkü… annelik konusunda ortak paydalarımızdan biri de budur.

    Çocuklarımı hep diğerlerinden farklı görmek onlardaki eşsiz potansiyele

    hayran olmak” benimde bir anne olarak zaafım.

    İşte bu ebeveynlik coşkunluğu, insanı sarmalar ve bütün bir ömrü çocuğa

    adamasına sebep olur.

    Coşkunluk heyecan ve ümitlerle geçen zaman ara ara insana çaresiz anlarda

    yaşatmıyor değildir. İki yaşı şefkat sarmalıyla geçiren çocuk ,sonrasında

    ayrışmak istemektedir .Direnir ve kendi kimliğini ortaya koyar “İstemiyom

    ,Men yürüyeceğim” diyerek başkaldırır.Etrafı karıştıran oyuncaklarını fırlatan

    ve tepinerek ağlayan bir çocuk hayallerimizden uyandırır

    ebeveynleri.Başkalarında gördüğümüzde “Ailesi iyi terbiye verememiş”

    diyerek geçiştirdiğimiz davranışlar artık bize de çaresiz anlar yaşatmaya

    başlamıştır.

    Sonrasına yönelişler yaşarız kriz anlarında öncelikle bilinç altımızda kayıtlı

    olan kendi annemizin davranışlarından medet umarız.Oysa zaman

    değişmiş.Çocuklar başkalaşmıştır.

    Çocuk eğitimi ile ilgili okunacak kitaplar kütüphanemizi doldurmaya başlar.

    Verilen formüller, öneriler bizim çocuğumuzda çoğu kez işe yaramamaktadır.

    Eş dost sohbetleri hep çocuklar üzerine yönelir. Eşimizle kendimize dair

    konulara bir türlü giremeyiz. Evliliğimiz ebeveynliğimize dönüvermiştir.

    Bu arada biz arayıştayızdır. Bir eğitim modeli bulmak isteriz.Tam da bizim

    çocuğumuza göre olan.Bu öğrenme modelini uygulamak çok gayret istemesin

    .Çocuğun Birden düzelmesine sebep olsun. İsteriz. Konuşunca anlasın .Hemen

    dinlesin” Tabi ki anneciğim babacığım siz nasıl isterseniz.” Desin diye bekleriz

    Oysa bir bitki yetiştirmek bile birçok emek ve zaman istediğini unutuveririz.

    Bambunun macerası bizim için önemli bir örnektir.

    Önce bambu ağacının tohumu ekilir, sulanır

    ve

    gübrelenir.

    Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum ikinci yılda

    yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı hala toprağın dışına

    filiz vermiyordur. Uçuncu ve dördüncü yıllarda da usanılmadan her yıl yapılan

    işlem tekrar

    edilir . Bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.

    Fakat inatçı tohum filiz vermez. Cinliler büyük bir sabırla besinci yılda da

    bambuya su

    ve gübre vermeye devam ederler.

    Nihayet besinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye baslar ve altı

    hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

    Aklımıza şu sorular gelir.

    Biz bambu ağacını daha öncesinden topraktan çıkmasını başaramazmıyız?

    Bambu ağacı 27 metrelik boya 6 haftada mı yoksa 5 yılda mı ulaşmıştır?

    Tohum 5 yıl boyunca bakımı yapılmasaydı da bu kadar uzar mıydı?

    Öyleyse bu sorulara verilecek cevap bize hedefimiz noktasında ışık olacaktır.

    Çocukların yetiştirilmesinde de zaman yöntem ve sabır çok önemli yer

    tutmaktadır.

    İşte yazımızın başlangıcında Şemsi Tebrizinin söylediği gibi

    Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi

    dönmüyor? Güzel bir şey gör veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin?

    Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü “her insan ölecek

    yaşta.” geç kalmayasın.

    Şemsi Tebrizi

    Güzel şeylere bir başlangıç yapmak için buradayız…

  • Güzel günler sana gelmez, sen onlara gitmelisin ….

    Güzel günler sana gelmez, sen onlara gitmelisin ….

    Son günlerin meşhur sözü. “Hayat sana güzel!” Mutlu olanların mutluluklarına bakıp mutsuz olma halinin bir nevi dile getirimi. Kendi yaşamlarındaki güzellikleri görmeyecek kadar kör olmanın bir diğer adı belki de. İster istemez kızıyor insan. Her ne kadar espriyle karışık bir şekilde söylense de yavan bir tadı var. Küfür gibi çınlıyor kafada.

    Hiçbir şey sanıldığı ve görüldüğü kadar kolay değil. Bunca gece gündüz çalışmaları, karar verme sancıları ve çeşitli badireleri aştıktan sonra karşısına geçip “hayat sana güzel!” demek biraz ayıp olmuyor mu? Oysa hayalini gerçekleştirmiş, mutlu, huzurlu birinin yazdıklarını dinleyip keyif ve dersler almaktır doğru olan.

    Psikolog olmama rağmen bu sözü ben de çok işitirim. Kendimi oyalamayı severim. Önce kendim için gezer görür dolaşırım. Güzel olan paylaşılır yaşam felsefemle ne yaptım ne ettiysem paylaşırım. Bu şu demektir: “ Bak ben yaptım, ben gittim sen de git sen de aynı duyguları yaşa, mutlu ol. Hayattan keyif al! “ Öyle fazla paralar gerektirmiyor hayatın bana güzel olması için. Gökten zembille inen bir şey de yok. Hayatın bana sunduklarından fazlasını talep etmeden yaşamımı güzel kılacak ne varsa hakkını vererek yapmaya çalışıyorum. Hepsi bu. Öyle oturduğun yerden hayat güzel olmuyor ne yazık ki!

    Her şey sadece para da değil. “Paran var hayat sana güzel” “Bekarsın hayat sana güzel, “ Her hafta geziyorsun hayat sana güzel”, “Zamanın var hayat sana güzel”… Bir insan hayatın kendine güzel olmamasından bu kadar dem vuruyorsa sormak lazım: Sen hayatını güzelleştirmek için ne yapıyorsun? Mutlu olmak için hangi adımları attın? Hep yapmak istediğini söyleyip ertelediğin şeyleri ne zaman yapacaksın? Yoksa hala oturduğun yerden, başkalarına bakıp “oh, hayat sana güzel” demeye devam mı edeceksin?

    Biliyorum ve eminim ki hayat hareketi seviyor. Oturduğun yerden spor yapamaz, sevgili bulamaz ya da dünyayı dolaşamazsın… Hayatını değiştirmek isteyip, parmağını bile oynatmayacaksan hiçbir şey zaten sana güzel olamaz. Hayat ancak içinde bulunduğun koşulları kabul edip teslim olduğunda güzel olur. Örneğin sahile yakın oturuyor olmana rağmen üşenmeyip yürüyüşe çıktığın an, bisiklete binmeyi bildiğin halde erinmeyip denize sıfır pedal çevirdiğin an yaşamın sana verdiklerini kullanmaya başlarsın. İşte o an hayat da sana sürprizlerini sunar. Hayat her şeye rağmen çok güzel, tabi bunu görene… “Hayatın bizim için ne ifade ettiği hayatın karşımıza neler çıkarttığı ile değil, bizim hayatın karşısına çıktığımız tavırla belirlenir, başımıza gelenlerden çok bizim olanlara verdiğimiz tepkiler ile gelişir.” Der Lewis Dunnington Şimdi, “hayat sana güzel” diyenlere demeliyiz ki Evet, HayaT BanA GüzeL ! Kanser hastalarının “yaşayacağım ” motivasyonuyla iyileştiği dünyada hayatını elemle dolduranlara bu da benim eleştirim…

    Hayatın güzelliğini ve çirkinliğini kadere bağlayanlar var bir de. Onlara söylenebilecek tek şey Şems-i Tebriz’den : “ Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,”ne yapalım, kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.”

    Ve Mevlana der ki;

    ‎”Üzülme!..Dert etme can!..Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan,…yürüyebiliyorsan…Ne mutlu sana!..Elinde olmayanları söyleme bana…Elinde olanlardan bahset can!…Üzülme!..Geceler hep kimsesiz mi geçecek?..Gidenler dönmeyecek mi?..Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede..Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış…Bil ki! Güzellikler de var bu hayatta…Gel Git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?..Hüzün olgunlaştırır” …Kaybetmek sabrı öğretir”Dört dörtlük tanımı sadece müzikte var. Hayatı olduğu gibi kabullenmeli ve üzerine elimizden gelenleri inşa etmeliyiz. Hayatın güzelliği beş para etmez bu sendeki ki yaşama aşkı olmazsa!

    ROTA: İnsan kendine olan güveni, cesareti ve umudu kadar genç, kuşkusu, korkuları ve bezginliği kadar yaşlıdır. Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz. İnsanları yaşlandıran ideallerinin bitmesidir. Bir insan hayranlık duyup sevebildiği kadar genç demektir. İçinizdeki çocuğa iyi bakın. O mutluysa siz de mutlusunuz.

  • Yeni Yıl

    Yeni Yıl

    Yeni yıl bazen gerçekten en yeni güzellikleri getirebilir.
    Geçen yıl zorlukları yorgunlukları kadar çok özel güzellikleri de yaşattı. Bu aralık ayı benim için tüm aralık aylarından çok daha özel . 2015 bana yep yeni bir güzellikler getirdi. Bu bu yıl aralıktan ocağa yeni bir yıla kavuşurken içimdeki heyecanı sebebi olan duygu kelimelere sığar mı bilemiyorum. Yıllardır bebeklerle , hamile annelerle , çocuklarla çalışan bir uzmanım. Hep onları ailemin bir parçası gibi hissetim.Dayılar ,teyzeler kuzenlerler ve kuzenlerimin bebekleri ,çocukları derken kalabalık bir ailem var. Bu nedenlerle hep kendimi şanslı hissetmişimdir. Bu yıl ise hepsinden de özel bişi oldu. Bunu deneyimlemek hepsinden özel bir şans. Dört ay önce teyze oldum. Kaan bebeğe dört ay boyunca hikayeler anlattım. Onunla oyunlar oynadım . Annesi kadar vakit ayıramasam da onunla vakit geçirmek kendi olmasına katkı sağlamak harika bir şey. Ve içimde anne olmaya dair çok güçlü gerçek kıpırtılar var. Çünkü kendim olabilme mücadelesini vermiş ve ayrılmış bir birey olarak benden ayrılmasını kabullenebileceğim bir varlığın içinde başlayan serüvenine dahil olmak istiyorum. Çünkü bence bir bebeğe ,bir çocuğa hediye edilebilecek en önemli şey kendi olma fırsatı. Yeni yıl için duygularımı yazama fikri oluşunca size 2015’te bana verilmiş en güzel armağanı Kaan bebeği, anne olma isteğimi sizinle paylaşmak istedim. Ve bilgilerin çok konuşulduğu dünyamızda duygulara dair bir şey yaz yazmak istedim. Ve bu nedenle de önce kendi duygumdan başladım Yıl bitmeden terapist , gelişim psikoloğu ve aile danışmanı olarak sizinle paylaşmayı sevmeyi ve aile olmayı kolaylaştırcak bir kaç öneride bulunmak isterim Yeni yıla girerken genelde hediyeleşiriz, paylaşaırız, heyecanlarınırız. Doğru hediyeleri seçmek için özeniriz. Hediyeler seçerken sevdiklerinizi mutlu etmek ve güzel anılar bırakmak için uğraştığımız saatlerin sonunda istediğimiz şey sevdiklerimizin yüzünde oluşan mutluluk ifadeleridir. Bebeğin neşeli bir şekilde agulaması, çocuğun sevinçle yaşasın harika demesi, yetişkinin samimi bir şekilde hediyesini sahiplenmesi işte oldu dedirtir bize. Her gelen yeni yılda hediyeleşmeler, sofrada buşmalar ve diğer paylaşımlar sevdiğimizi mutlu etmenin hazzını yaşatır . Yaşamımızda sevdiklerimizinle mutlu anılar ve iyi duygular biriktirmek çok önemlidir.
    Psikolog, pedagog ,aile danışman ve psiko terapist olarak bebeklerin, çocukların,annelerin ,babanın duygusu ile ilgileniyorum. Mesleğimde 17. Yılı bitirip on sekizinci yıla girereken tecrübeler ve bilgilerim ışıgında bebeklerin daha anne karnında duygu belleklerini oluşturmaya başladığından çok emininim . Üç yaş öncesinde ne yaşadıklarını hatırlasamasalarda bebekler annelerinin babalarının ve çevrelerinde ki diğer kişilerin duygularından etkilemektediler. Böylece bebeklerin doğum anı dahil tüm anıları, yaşam boyu yaşa başa bakmazsızın mutlu başarılı ,özgüvenli ve sağlıklı kalmaya , kaliteli yaşam sürdürmeye etki etkilemektedir. Bugüne kadar duygularla ilgilenirken önce kendi duygularının mimarı olmayı ve kendimi değiştirmeyi kendime verilmiş en büyük hediye olarak gördüm. Kendime beğendiğim ürünleri alırken bir dakika kendi içime bakıp bana ne hissettirdiğini anlayıp sonra satın aldım. 31 Aralık 20015 akşamı içinde öyle yapıcağım. Sevdiklerime süpriz yapmayı çok çok seven bir insanım. Sevdiklerime , hayatıma değer katan güzel insanlara hediye seçerken onların beğenileri ile benim onlar için olan güzel duygularımı birleştirerek seçimler yaptım. Size bilindik gelecebilecek çok önemli bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Aynı zamanda kendim için sizin için ve sevdiklerimiz bir temenni de bulunacağım. Dilerim sevdiklerinize hazırladığınız tüm güzel süprilerin içine koşulsuz sevgi koyasınız. Ve dilerim sevdikleriniz için yaptığınız tüm yatırımları kendiniz istediğiniz için yaptığınızı hep hatırlarsınız. Bu farkındalıkla onlara ayrılma ve kendi olma şansını tanırsınız. Ve yaptığınız ve yepamadığınız şeyler için bir dakika içinize bakıp yapabildiklerinizi için kendizi taktir edersiniz Ve dilerim yapamadıklarınızı için kendi yolculuğunuzu başlatacak iç enerjiye ,inanca ve rehbere sahip olursunuz. 2016 ya kavuşa heyecanlarının ve 2016 daki duygu ve düşüncelerinizin isteklerinizi ve dileklerinizi kolayca getirmesi dileğiyle

  • Kendin Olma ve Koşulsuz Sevgi

    Kendin Olma ve Koşulsuz Sevgi

    Yeni yıl bazen gerçekten en yeni güzellikleri getirebilir. Geçen yıl zorlukları yorgunlukları kadar çok özel güzellikleri de yaşattı. Bu aralık ayı benim için tüm aralık aylarından çok daha özel . 2015 bana yep yeni bir güzellikler getirdi. Bu bu yıl aralıktan ocağa yeni bir yıla kavuşurken içimdeki heyecanı sebebi olan duygu kelimelere sığar mı bilemiyorum. Yıllardır bebeklerle , hamile annelerle , çocuklarla çalışan bir uzmanım. Hep onları ailemin bir parçası gibi hissetim.Dayılar ,teyzeler kuzenlerler ve kuzenlerimin bebekleri ,çocukları derken kalabalık bir ailem var. Bu nedenlerle hep kendimi şanslı hissetmişimdir. Bu yıl ise hepsinden de özel bişi oldu. Bunu deneyimlemek hepsinden özel bir şans. Dört ay önce teyze oldum. Kaan bebeğe dört ay boyunca hikayeler anlattım. Onunla oyunlar oynadım . Annesi kadar vakit ayıramasam da onunla vakit geçirmek kendi olmasına katkı sağlamak harika bir şey. Ve içimde anne olmaya dair çok güçlü gerçek kıpırtılar var. Çünkü kendim olabilme mücadelesini vermiş ve ayrılmış bir birey olarak benden ayrılmasını kabullenebileceğim bir varlığın içinde başlayan serivenine dahil olmak istiyorum. Çünkü bence bir bebeğe ,bir çocuğa hediye edilebilecek en önemli şey kendi olma fırsatı. Yeni yıl için duygularımı yazama fikri oluşunca size 2015’te bana verilmiş en güzel armağanı Kaan bebeği, anne olma isteğimi sizinle paylaşmak istedim. Ve bilgilerin çok konuşulduğu dünyamız duygulara dair bir şey yaz yazmak istedim. Ve bu nedenle de önce kendi duygumdan başladım Yıl bitmeden terapist , gelişim psikoloğu ve aile danışmanı olarak sizinle paylaşmayı sevmeyi ve aile olmayı kolaylaştırcak bir kaç öneride bulunmak isterim Yeni yıla girerken genelde hediyeleşiriz, paylaşaırız, heyecanlarınırız. Doğru hediyeleri seçmek için özeniriz. Hediyeler seçerken sevdiklerinizi mutlu etmek ve güzel anılar bırakmak için uğraştığımız saatlerin sonunda istediğimiz şey sevdiklerimizin yüzünde oluşan mutluluk ifadeleridir. Bebeğin neşeli bir şekilde agulaması, çocuğun sevinçle yaşasın harika demesi, yetişkinin samimi bir şekilde hediyesini sahiplenmesi işte oldu dedirtir bize. Her gelen yeni yılda hediyeleşmeler, sofrada buşmalar ve diğer paylaşımlar sevdiğimizi mutlu etmenin hazzını yaşatır . Yaşamımızda sevdiklerimizinle mutlu anılar ve iyi duygular biriktirmek çok önemlidir. Psikolog, pedagog ,aile danışman ve psiko terapist olarak bebeklerin, çocukların,annelerin ,babanın duygusu ile ilgileniyorum. Mesleğimde 17. Yılı bitirip on sekizinci yıla girereken tecrübeler ve bilgilerim ışıgında bebeklerin daha anne karnında duygu belleklerini oluşturmaya başladığından çok emininim . Üç yaş öncesinde ne yaşadıklarını hatırlasamasalarda bebekler annelerinin babalarının ve çevrelerinde ki diğer kişilerin duygularından etkilemektediler. Böylece bebeklerin doğum anı dahil tüm anıları, yaşam boyu yaşa başa bakmazsızın mutlu başarılı ,özgüvenli ve sağlıklı kalmaya , kaliteli yaşam sürdürmeye etki etkilemektedir. Bugüne kadar duygularla ilgilenirken önce kendi duygularının mimarı olmayı ve kendimi değiştirmeyi kendime verilmiş en büyük hediye olarak gördüm. Kendime beğendiğim ürünleri alırken bir dakika kendi içime bakıp bana ne hissettirdiğini anlayıp sonra satın aldım. 31 Aralık 20015 akşamı içinde öyle yapıcağım. Sevdiklerime süpriz yapmayı çok çok seven bir insanım. Sevdiklerime , hayatıma değer katan güzel insanlara hediye seçerken onların beğenileri ile benim onlar için olan güzel duygularımı birleştirerek seçimler yaptım. Size bilindik gelecebilecek çok önemli bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Aynı zamanda kendim piçin sizin için ve sevdiklerimiz bir temenni de bulunacağım. Dilerim sevdiklerinize hazırladığınız tüm güzel süprilerin içine koşulsuz sevgi koyasınız. Ve dilerim sevdikleriniz için yaptığınız tüm yatırımları kendiniz istediğiniz için yaptığınızı hep hatırlarsınız. Bu farkındalıkla onlara ayrılma ve kendi olma şansını tanırsınız. Ve yaptığınız ve yepamadığınız şeyler için bir dakika içinize bakıp yapabildiklerinizi için kendizi taktir edersiniz Ve dilerim yapamadıklarınızı için kendi yolculuğunuzu başlatacak iç enerjiye ,inanca ve rehbere sahip olursunuz. 2016 ya kavuşa heyecanlarının ve 2016 daki duygu ve düşüncelerinizin isteklerinizi ve dileklerinizi kolayca getirmesi dileğiyle
    Uzman Psikolog
    Burçin Demirkan Baytar
    www.burcindemirkan.com
    www.cocukailadanismanligi.com

  • Kadınlar

    Kadınlar

    Güzelliğine ve gençliğine düşkün kadınlara bir hekim ve erkek olarak önerim:

    Kadınlar hayatımızın vazgeçilmezleri, evde olduğu gibi artık iş hayatında da etkili ve başarılılar. Erkeklerden daha bakımlı, gençliğine ve güzelliğine daha düşkünler. Bence kadınlar hangi konumda olursa olsunlar Feminen özelliklerini kaybetmemeliler.

    İş hayatının zorlukları ve aşırı hırslı olmak testesteron hormonunu artırarak kadınsı güzellikleri maskeleyebiliyor. Erkek gibi davranmanın ne size, ne de biz erkeklere faydası var, ne gereği var ki biz erkeklerin şövalyelik ruhumuzu zedelemenin. Bu ne sizi mutlu eder ne de bizleri. Sizler kadınsı özellik ve davranışlarınızla da otorite kurabilir hem başarılı hem de feminen güzelliklerinizi kaybetmeyebilirsiniz.

    Fazla kilolar, sigara, içki, gece hayatı, stres ve uykusuzluk cildimizi en olumsuz etkileyen faktörler. Kendine güven duygusu da kadını çekici kılan faktörlerden birisi. Bunlara dikkat eden bir kadın, yüzüne ve vücuduna yaptıracağı doğal görünümlü medikal estetik uygulamalarla yıllara meydan okuyabilir, çekici ve güzel kalabilir.