Etiket: Günlük

  • Öfke Kontrolü

    Öfke Kontrolü

    Öfke problemi, çok sık rastladığımız, günlük hayatımızı oldukça olumsuz etkileyen bir problemdir. Kişinin kendi yaşadığı huzursuzluk dışında, etrafına da verdiği huzursuzluk, kişiyi daha çok strese sokan bir durumdur. Peki neden bu kadar öfkeleniriz? Ya da neden diğer insanlar öfkelerini daha farklı şekilde ifade edebilirken, biz ani patlamalar yaşıyoruz hiç düşündünüz mü? İşte kontrol altına alabileceğiniz bir kaç öneri..

    FARKINDALIK KAZANIN

    Tabii ki günlük işte yaşadığımız problemler, ailevi yaşanan problemler, günlük stres katsayımızı belirlemekte önemli rol oynuyor. Ancak gün içerisinde bizi neyin strese soktuğunu, asıl öfkeli olduğumuz olayın ne olduğunun farkında olmak önemli bir faktördür. Stresin kaynağını bildiğimiz ve bunun farkında olduğumuz zaman, daha kontrollü davranışlar sergileyebiliriz. Böylece işte yaşadığımız bir sorunu evde ailemize veya evde yaşadığımız bir sorunu iş yerine, arkadaşlarımıza yansıtmayı minimuma indirebiliriz.

    DUYGULARINIZI İYİ TANIYIN

    Öfke, ortaya koyulması en kolay duygulardan bir tanesidir. Ancak iyi bilmeniz gereken 8 temel duygumuz vardır.

    Mutluluk: Sevinç, neşe, zevk, keyif, haz, gurur, heyecan ve coşkunluk,

    Üzüntü: Keder, acı, melankoli, umutsuzluk, yalnızlık

    Korku: Kaygı, endişe, sinirlilik, ürkeklik, dehşet ve panik,

    Şaşkınlık: Hayret, şaşırma, şaşkınlık ve merak ,

    Öfke:  Hiddet, kızgınlık, gazap, sinirlilik, düşmanlık, hınç ve şiddet,

    İlgi: Merak, güven, şefkat, sevgi ve bağlılık,

    İğrenme: Tiksinme, küçümseme, kibir, nefret, hoşlanmama, sevmeme,

    Utanç: Suçluluk, utanç, hayal kırıklığı, vicdan azabı, pişmanlık, üzüntü

    Bilmeniz gereken bu 8 temel duyguyu ne kadar iyi tanıdığınız ve ne kadar iyi ifade edebildiğiniz çok önemlidir. Özellikle “duygularını içinde yaşayan” tabirli insanların öfke patlamaları daha fazla olmaktadır. Çünkü sürekli içinize attığınız duygularınızı bedeninizde mutlaka hissedersiniz. Bir şekilde bir tepki vermesi gereken vücut, beyin ve düşünce sistemi en kolay olan öfkeyi yüzeye çıkartabilir.

    BEDENİNİZDE NELER OLDUĞUNU HİSSEDİN

        Öfkeli olduğunuzda veya bir öfke patlaması yaşamaya hazırlandığınız zamanda,  vücudunuzda neler olduğunu hissedip anlayın. Mesela ellerde karıncalanma, göz seğirmesi, başınızda uyuşma, ellerde titreme gibi vücudunuzun neresinde, ne olmaktadır? Bunların farkında olursanız eğer, öfkeyle bir davranışta veya bir konuşmada bulunacaksanız o an sinirli olduğunuzu fark edebilir ve o an yapacağınızı işi bir süre erteleyebilirsiniz. Öfkeyle kalkan zararla oturur dedikleri kısmını atlatmanız için kendinize yardımcı olmuş olursunuz.

    BEKLENTİLERİNİZİ REVİZE EDİN

        Öfke duygusu, şaşırma duygusuyla başlar. Karşılaştığınız ve beklemediğiniz bir durumda önce şaşkınlık yaşarsınız ve sonucunda doğal olarak öfke duyarsınız. Her zaman değil yalnızca kontrol edilemediğinde iyi sonuçlar doğurmayan öfke duygusu bazen hayatta kalabilmemiz için yararlı bile olabilir. Birisi çantanızı çalmaya çalıştığında eya size şiddet uyguladığında, o anda beklemediğiniz için önce şaşırırsınız. Şaşkınlığı üzerinizden attığınız zaman, öfke duygusuyla kendinizi savunmaya geçebilirsiniz. Günlük hayatta karşılaştığınız insanlar beklemediğiniz şekilde, şaşırtıcı şekilde size yaklaşırsa öfkelenebilirsiniz. Örneğin eşiniz yemekten sonra bulaşıkları toplamıyor ve dağınık bırakıyorsa buna şaşırmayın. Bunun bu şekilde olduğunu her defasında gördünüz. Her defasında buna şaşırıp hemen arkasından öfkelenmek ve tartışmak yerine, her defasında daha sakin ve güzelce anlatmaya çalışın. Bu anlamdaki beklentilerinizi daha düşük tutmaya gayret gösterin.

    GEVŞEME TEKNİKLERİ

        Tabii ki olmazsa olmaz, günlük stresinizi boşaltabileceğiniz bir alan yaratın. Mesela spor, mesela yoga, belki dövüş dersleri.. Hiçbirini yapamıyorsanız günlük olarak nefes egzersizleri yapabilirsiniz.

  • Gut:  hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Gut: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Diyet ve Beslenme: Gut ataklarının azaltılması için beslenme düzeninizde yapabileceğiniz pek çok değişiklik vardır:

    Kilo vermek

    Kullanıyorsanız daha az alkol tüketmek

    Yeterli su içmek

    Kilo vermek, kandaki ürik asit düzeyini düşürmek yoluyla Gut için etkili bir tedavidir. Ancak kilo vermek için yapılan diyette aşırı et ve pürin proteini içeren beslenme düzenlerinden kaçınmak gerekir. Çünkü bu beslenme biçimi kilo azalsa da besin yoluyla alınan Pürin proteinin yıkılması sonucu yine ürik asit kan seviyelerini artıracaktır.

    Çok fazla alkol tüketilmesi de (başta bira ve alkol düzeyi yüksek içkiler) Gut ataklarının daha sık tekrar etmesine neden olur. Az miktarda şarap tüketimi Gut açısından en düşük riskli alkol olarak görülmektedir. Alkol tüketiminin erkeklerde günlük 3-4 ünite, kadınlarda 2-3 ünite ile sınırlı tutulması gerekir. Alkol için yapılan bu hesaplama içilen içkinin miktarı kadar içkinin alkol oranı ile de ilişkilidir. Alkollü içkiler için ünite hesaplaması aşağıdaki gibi yapılabilir:

    Günlük yeterli su içilmesi de Gut ataklarının önlenmesi için önemli bir faktördür. Kişini aktivitesi, cüssesi ve sıvı kaybına göre günlük 1,5-2,5 litre arası sıvı tüketmesi, aşırı terleme, ishal, kusma veya ateş yüksekliği gibi sıvı kaybına neden olan durumlarda da bu kayıpların günlük miktara eklenmesi gerekir. Kişinin böbrek taşı öyküsü varsa sıvı miktarının 2-2,5 litre civarında tutulmasında fayda vardır. Su dışında içecekler de ideal çözüm olmasa da günlük alınan sıvı içerinde değerlendirilebilir. Ancak fruktoz ve benzeri şeker içeren meşrubat ve içecekler kandaki ürik asit düzeyini artırırlar. Az miktarda kahve tüketilmesi, böbreklerden ürik asit atılımını artırarak Gut riskini azaltır. Gut riskini azaltan bir diğer faktör de süttür. Alerji veya süte intoleransı olmayan bireylerin günlük 1 bardak süt tüketmesi önerilir.

    Diğer Diyet Önerileri: Gut ataklarından korunmak için pürin adlı proteini içeren gıdaları az tüketmek gerekir. Bu gıdalar şunlardır:

    Kırmızı et ve sakatatlar: Özellikle sakatatların hiç tüketilmemesi önerilir.

    Küçük balıklar ve kabuklu deniz ürünleri, kalamar ve ahtapot gibi deniz ürünleri tüketiminden de kaçınmak gerekir.

    Mantar tüketimini az olması uygundur

    Temel amaç etten alınan proteinin azaltılmasıdır. Bunun yerine baklagiller, yumurta veya düşük yağlı süt ürünleri protein kaynağı olarak tercih edilebilir.

    C vitamini, böbreklerden ürik asit atılımını artıran bir etkendir ve beslenmede C vitamininden zengin besinler tercih etmenin faydası vardır. Kirazın da faydası olabileceği yolunda çalışmalar mevcuttur. Kirazın faydasının da bir kısmı C vitamini içeriği ile ilişkili olabilir.

  • İdrarda protein kaçağı: idrar tetkikinin önemi

    Kronik böbrek yetersizliği olasılığı, etrafımızda diyaliz ve böbrek nakli hastaları arttıkça ‘’Acaba böbreklerim nasıl, günün birinde ben de diyalize girmek zorunda kalabilir miyim ?’’ diye bir çok kişiyi endişeye sokmaktadır. Hastalığın en dikkatici özelliği sinsi gidişi ve günün birinde bardağı taşıran son damla ile kişiyi hastanelik etmesidir. Birden bir diyaliz gerçeği kişinin yaşamına daha doğrusu tüm ailesine bomba gibi düşebilmektedir. Halbuki bu sorunun yanıtını verebilmek için hekimler çok kapsamlı araştırmalara girişmeden önce basit bir idrar tetkiki yaptırarak işe başlarlar. Çünkü vücudumuzdaki organlarımızdan sadece böbreklerimiz idrar dediğimiz bir ürün dışarı atarak çalışması hakkında adeta bize bir rapor sunmaktadır. Onun için de rastlantısal olarak idrarda herhangi bulgu bulunması da kişiyi yukarıda sözünü ettiğimiz endişeye haklı olarak sevketmektedir. Böbrekte bir hasarın varlığını göstermede en etkin en güvenilir idrar bulgusu da proteinüri yani idrarda protein görülmesidir.
    PROTEİNÜRİ NEDİR?
    İdrarla günde 150mg civarında protein atılır. Bu miktar da rutin kullanımdaki basit idrar incelemelerinde saptanmaz. Genç yaşlarda, 30 yaşından önce, postural proteinüri dediğimiz hemen tamamı günün aktif zamanlarında (gündüz) atılan hiçbir zaman günde 1gm’ı geçmeyen proteinüri görülebilir. Bu fizyolojik bir durumdur. Yine de bu gibi durumların bazen bir başka böbrek hastalığına ait bir belirti olup olmayacağı bir uzman hekim tarafından araştırılması ve açıklanması zorunluluğu olabilir (Askeri okul muayeneleri veya benzeri durumlar) ve hatta ayrıca 30 yaşına kadar da izlenmesi gerekir. Ateşli durumlarda ve kalp yetersizliğinde de bir miktar proteinüri geçici veya aralıklı olarak da görülebilir. Genellikle günde 300mg üstünde bir proteinüri varsa rutin idrar tetkiklerinde saptanabilir.
    Tam idrar tetkiki dediğimiz inceleme yöntemi ucuz ama gayet güvenli önemli bir araştırma yöntemidir. Bu yöntemde idrar bulgularını bu arada proteinüriyi daldırma çubuğu dediğimiz bir test aracı ile üzerindeki renk indeksiyle çalışan indikatörler vasıtasyla 1+ ile 4+ arasında yarısayısal bir ifade ile saptama olanağı vardır. Rastgele alınan idrar örneğinde kolayca saptanan proteinürinin günlük atılımının sayısal değeri ise gayet önemlidir. Bu miktar hastalığın türünü dahi tahmin etmede yararlı olabilir. Ayrıca bir çeşit hastalık (minimal lezyon hastalığı) dışında daha yüksek günlük protein atılımı daha olumsuz bir gidişi düşündürür. Genel olarak günlük idrarda 500mg ve üzerindeki proteinüri, özellikle 1gm üzerine de çıktığı zaman anlamlı bir proteinüri olarak algılanır. Hele 3 gm ve üzerinde günlük protein atılımı ise molekülünün küçük olması dolayısıyla daha çok albumin kaybı demektir ki karşılanamayan bir kayıp olduğu için de kanda albumin miktarında düşmeye neden olur. Bunun sonucunda da vücudun her tarafında (bacaklarda, karında, akciğer zar boşluğunda ) sıvı toplanması yani ödem görülür. Biz bu duruma nefrotik sendrom diyoruz. Nefrotik sendrom daima nefron dediğimiz böbreğin fonksiyonel organcığının kılcal damarlardan oluşan yumakcık (glomerul) dediğimiz parçasının hastalığıdır, biz bu tür hastalıklara glomerulonefrit diyoruz.
    Bir çok çeşiti olan bu hastalıklar ödem dışında başka yakınmalara da yol açarlar. En önemlisi de bu hastalıklar önemli bir kısmının tedavisinin yapılamadığı durumda böbrek yetersizliği (üre yüksekliği) ile son bulmasıdır. Basit idrar tetkikinde proteinüri saptandığı taktirde günlük idrar toplanarak bir günlük miktarı saptanmalıdır. Özellikle 1gm ve üstünde günlük proteinüri ile seyrettiği taktirde- erken ve aktif dönemde ve daha böbrek yetmezliği gelişmeden bir nefroloji kliniğinde böbrek biyopsisi yapılmalıdır. Bu alınan parçanın bir nefropatoloji laboratuvarında özel yöntemlerle incelenmesiyle glomerulonefritin türünün tayini önem arzetmektedir. Bu hastalıklar vücudumuzu koruyan bağışıklık (immun) sisteminin kendine karşı reaksiyon geliştirerek (oto immun) oluşan antikor-antijen komplekslerinin böbreklere yerleşerek başlattığı yangısal reaksiyon sonucu gelişen hastalıklardır. Onun için de bağışıklık sistemini baskılayıcı bazı ilaçların bir süre veya sürekli kullanılmasını gerektirecektir. Bu tedavilerle herbir glomerulonefrit türüne göre değişen, hastadan hastaya da farklı olabilen başarılı, kısmen başarılı veya başarısız sonuçları olabilir. Ama şunun altı çizilmelidir ki- birçok hasta diyalize girmek zorunda olduğu noktada hastalığını öğrenmektedir- erken olarak bir tedavi şansı yakalamanın çaresi basitçe tam idrar tetkiki yaptırıp böbrek hasarının en güvenilir göstergesi olan proteinürinin varlığının saptanmasıdır.