Etiket: Güneş

  • Atopik dermatit (egzama), çevresel etkenlere deri reaksiyonları

    Atopik dermatit (egzama), kaşıntılı, deride kızarma, çatlama, pul pul kabuklanma şeklinde görülen bir alerjik hastalıktır. Her yaşta ortaya çıkabilir. Genellikle bebeklik döneminde başlar. Her zaman bir dış etken söz konusu değildir. Bazı atopik dermatit türlerinde alerjen duyarlılığı yoktur. Yani dokunan bir besin, polen, ev tozu alerjisi gibi dış etkenlerle ilişkisi yoktur. Bebeklik döneminde besin alerjisi ile bağlantısı daha fazladır. Bebeklik döneminde başlayan atopik dermatiti biraz daha ayrıntılı inceleyelim;

    Egzama, bazen şiddetle başlar, bazen yavaş yavaş başlayan kaşıntılı kızarıklıklar giderek artar. Çoğu zaman da önemsenmez, nasıl olsa geçer diye beklenir. Veya bir akrabanın tavsiyesi ile alınan krem sürülerek geçici iyileşme beklentileri yaşanır. Bebek soyulduğunda her defasında elleriyle karnını kaşımaya çalışıyorsa, bu egzemanın ilk belirtisi olabilir. Ardından kırmızı, kaşıntılı, ilerledikçe üzeri pul pul kabuk gibi sertleşmeye, bazen deri çatlayıp, sürtünmenin de etkisiyle sızıntı kanamalara bile neden olabilir. Tipik dağılımı; bebeklerde yanaklar, boyun, kulak arkası, eller, bilekler olabilir. Bazen de “para para” gibi diye nitelendirilen farklı yerlerde yuvarlak, keskin kenarlı döküntüler şeklinde görülebilir. Bebek büyüdükçe diz arkası, kolun dirsek ön taraf katlantı yeri gibi bölgelerde yoğunlaşabilir. Ailede; anne baba, kardeşler veya yakın akrabalarda astım, saman nezlesi gibi bir allerjik hastalık öyküsü varsa; bunun da allerjik egzema olma ihtimali artar. Bebeklikte en önemli olan; bu cilte lezyonlarının besin allerjisi nedenli olmasıdır. Sade anne sütü alan bebeklerde bile annenin yediği besinlerin, anne sütü aracılığı ile bebeğe geçip, allerji yapma riski vardır. En sık nedenlerden birisi de inek sütü allerjisidir. Direkt inek sütü vermek gerekmez; hazır mama ile de olabilir. Veya bir başka gıda olabilir. Öncelikle tanının doğru konması, nedenlerin araştırılması gerekir. Hemen bir Çocuk allerji uzmanına başvurmak ilk adım olmalıdır. Araştırılmadan, sadece tahmine dayanarak bebeğe bazı gıdaların yasaklanması, bebeğin normal büyüme ve gelişmesini engelleyebilir, çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

    Altta yatan neden ne olursa olsun; anne sütü asla kesilmemelidir. Tam tersine daha uzun süre verilmelidir. Araştırma sonucu gerekirse anneye yapılacak basit tedavilerle bebek de rahatlayacaktır.

    Bazen çok şiddetli olmayan deri döküntüleri ihmal edilir. Oysa bunlar, ilerde ortaya çıkacak bir “astım” veya “allerjik bronşit”in ön habercileri olabilir. İhmal edilmeden araştırmalı, uygun tedavi verilmelidir. Tedavide genelleme yapılmaz. Her bebeğin tedavisi farklıdır. Önemli olan erken teşhis, doğru yaklaşımdır.

    Güneş Allerjisi:

    Güneşe karşı hassasiyet veya güneş yanığı ile karıştırılmaması gereken bir durumdur. Cilt rengine bağlı olarak, güneşe karşı her insanda farklı sürede ve şiddette reaksiyon gelişir. Koyu ciltli kişilerde en az ve hafif, açık renklilerde daha şiddetli olur. Güneş allerjisinde ise, cilt renginin olaya katkısı yoktur. Az miktarda bile olsa, güneş gören bölgelerde kaşıntı, kızarma, şişme gibi reaksiyon gelişir. Sadece yazın deniz kenarında değil, diğer mevsimlerde ve günlük yaşantısında da güneş gören bölgelerinde kaşıntılı reaksiyon gelişir. Güneşten mümkün olduğunca korunma yanı sıra, günlük yaşamda da güneşe karşı koruyucu 20-24 faktörlü kremlerle kısmen önlenebilir. Tabii ki bu kişilerin bronzlaşmak amacı ile güneşlenmesi söz konusu bile olmamalıdır.

    Böcek ve arı sokmalarına karşı allerji:

    Bir insanın allerjik bünyeye sahip olması; örneğin allerjik astımı olması, o insanda arı ve böcek sokmasına karşı da allerji olacak anlamına gelmez. Diğer insanlar kadar risk söz konusudur. Çünkü arı ve diğer böcek sokmasına allerjik reaksiyon, farklı bir konudur. Arı soktuğunda, her insanda az veya çok reaksiyon olur. O bölge şişer, kızarır, kaşınır. Ama arı allerjisi varsa; yine allerjinin şiddetiyle ilişkili olarak bu reaksiyonlar çok daha abartılı ortaya çıkar. Hatta sadece sokulan bölgede kalmayıp, tüm vücudu etkileyen sistemik belirtilere yol açabilir. Bunun en uç noktası “anafilaksi” denen tablodur. Yaygın kızarma-kaşınma, vücutta şişme, karın ağrısı, ishal, çarpıntı, baygınlık veya ani ölüme kadar gidebilen geniş bir yelpazeye sahiptir. Önceden arı allerjisi olup olmadığını bilmek tam mümkün değildir. Arı venomu ile yapılan deri testi veya kan tetkikleri ile yanılma payı yüksektir. Ancak daha önce arı sokmasına bağlı sistemik reaksiyon yaşamış olanların, tekrarından korunmak için, hastaneye gidecek kadar zaman kazandıracak “Epi-pen” denilen, kalem biçiminde ve arı sokunca kendi kendine acilen uygulanabilecek ilacı yanlarında taşımaları gerekir. Eczacı odası aracılığı ile yurtdışından temin edilebilen, son kullanma tarihi dolunca yenilenmesi gereken bir ilaçtır. Ancak bu ilaca sahip bile olsalar, arı sokmasına allerjisi olanların, arı sokunca hemen bir sağlık kuruluşuna gitmesi gerekir. Arı venom allerjisi için allerji uzmanı tarafından immünoterapi (aşı tedavisi) uygulanmaktadır.

    Sivrisinek sokması ile aşırı şişme, kızarma şeklinde reaksiyon olabilir. En erken dönemde lokal olarak kortizonlu bir krem sürülmesi, şiddetini azaltır. Ayrıca çocuk büyüdükçe, zaman içinde bu reaksiyonun şiddeti azalarak normale döner.

    Klor allerjisi:

    Astım, allerjik nezle gibi bilinen bir allerjik hastalığı olanların özellikle havuza girdikten sonra şikayetlerinde alevlenme görülebilir. Bu olay havuzdaki klora bağlıdır. Ancak burada klora allerji söz konusu değildir. Klor’un, allerjiyi tetiklemesi ve şikayetleri alevlendirmesi söz konusudur. Bunu baştan bilme şansı yoktur. Allerji hastalarının her türlü spor aktivitesini yapmasını önermekteyiz. Yüzme de özellikle önerilen bir spordur. Ayrıca klora bağlı reaksiyon, allerik hastaların çok az bir bölümünde ortaya çıkar. Bu nedenle yasaklamak doğru değildir. Hatta bazı hastalar, allerji nedeniyle kullandıkları ilaçları kullanarak havuza devam edebilir, kloru böylece tolere edebilirler. Yüzmeden vazgeçmeden önce her türlü denemeyi yapmakta yarar vardır.

    Soğuk allerjisi:

    Soğuk havada veya soğuk suya temasla ortaya çıkan allerjik reaksiyonlar görülebilir. Aniden soğuk denize atlamakla ölüme bile yol açabilir. Kış aylarında yüz, el, parmak gibi açıkta kalan bölgeler kızarır, şişer. Sıcak tutmak gerekir. Aynı şekilde soğuk su veya içecek içmek, dondurma yemek gibi soğukla içten temasa bağlı nefes yolunda ödem, şişme, tıkanma görülebilir. Tedavisi sakınmadır. Dondurma veya diğer yiyeceklerde; soğuk olması dışında yiyeceğin kendisine karşı da allerji söz konusu olabilir. Bu durumda o gıda sıcakken de allerji yapar. Örneğin süt allerjisi varsa; sadece dondurma değil, yoğurt, peynir de dokunabilir. Kesin tanısı allerji uzmanınca konulmadan gıda kısıtlaması yapmak doğru değildir. Bilinçsiz rastgele kısıtlama, beslenme bozukluğuna neden olabilir.

  • Kasım ayı “d vitamini farkındalık ayı”

    Kasım ayı “d vitamini farkındalık ayı”

    “GÜNEŞ GÖRMEYEN EVE DOKTOR GİRER” SÖZÜNÜN DEVASI “D VİTAMİNİ”

    Dünya’daki insanların yüzde 50’si yeterli D vitamini taşımıyor. D Vitamini eksikliği, kemik hastalıklarının yanı sıra kalp hastalıklarından, alerjik hastalıklara, metabolizma hastalıklarından kansere kadar birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bu eksikliğe dikkat çekmek isteyen “Dünya D Vitamini Komitesi”, Kasım ayını D Vitamini farkındalık ayı ilan etti.

    Dünya D Vitamini Komitesi’nin 2007 yılında “Vitamin D Farkındalık Ayı” ilan ettiği Kasım ayında, D vitamini eksikliğinin zararlarına, bu vitaminin eksikliğinin vücudumuzda yarattığı rahatsızlıklara ve D vitamini eksikliğinin nasıl giderileceğine dair çok önemli bilgilerin farkında olmamız gerekiyor.

    TÜRKİYE’NİN YÜZDE 70’İ D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ YAŞIYOR

    D vitamini eksikliği çağımızın belası kanser hastalığının da sebeplerinden birisidir. Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre, D vitamini eksikliğinde ilk sırada, yüzde 90 gibi büyük bir rakamla Kanada geliyor. Kanada’yı, yüzde 60’la Amerika ve yüzde 55 ile Avrupa ortalaması takip ediyor. Bazı araştırmaya göre, Türkiye’nin yüzde 70’i de D vitamini eksikliği yaşıyor.

    KANSER VE METABOLİZMA HASTALIKLARININ SIRRI D VİTAMİNİ

    Yaz aylarında D vitamini ihtiyacımızın yüzde 95’ini güneşten karşılayabiliyoruz. Sonbahar ve kış aylarında evden çıkma sıklığı azaldıkça D vitamini eksikliği baş gösteriyor. Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki, D vitamini eksikliği sadece kemikleri etkilemiyor. Aynı zamanda alerjik rinit, alerjik astim, atopik dermait, sedef hastalığı gibi alerjik hastalıklar, kolon, bağırsak, pankreas, kadın üreme organları ile ilgili kanserler, metabolik sendrom, şişmanlık, tip II diyabet gibi metabolizmayla ilgili rahatsızlıklar ve hipertansiyon gibi kalp hastalıklarının, D vitamini eksikliğiyle olan ilişkisi de yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA D VİTAMİNİ ALIMINA DİKKAT

    Çocukların erişkinlere göre D vitamini ihtiyacı daha fazladır. Kemikleri ve dişleri güçlendiren D vitamini çocukluk çağında yeterince alınmazsa bu eksiklik “Raşitizm” hastalığına yol açar.

    Özelikle D Vitamini takviyesi alması gereken kişiler;

    Küçük çocuklar,

    Alerjisi olan çocuklar ve erişkinler,

    Astımı olan çocuklar ve erişkinler,

    Sürekli kemik ağrısı olan kişiler,

    Güneş görmeyen, kapalı alanda yaşayan ve çalışan kişiler,

    Bağırsaklarında yağ emilimi sıkıntılı olan kişiler,

    Karaciğer hastalığı olan kişiler,

    Böbrek hastalığı olan kişiler,

    Kemik erimesi olan kişiler,

    50 yaşın üzerindeki kişiler,

    Gebeler ve emziren anneler,

    D Vitamini Eksikliği Olmaması İçin Yapılması Gerekenler;

    Yaz mevsiminde mümkün olduğunca D vitamini depolamak,

    Deride D vitamini sentezleyen ışınların en dik saatlerinde direkt deriye temas etmesini sağlamak,

    Deriden güneş ışınlarını, pencere, araba camı ve giysiler engellediği için, her gün saat 11: 00 ile 15: 00 arasında, 20 -25 dakika dışarıda kremsiz yüz ve ellerin güneş görmesini sağlayarak geçirmek,

    Vitamin D açısından zengin, somon, sardalya, uskumru, ringo, lüfer, ton balığı gibi yağlı balıklar tüketmek,

    Vitamin D takviyeleri almak,

    D vitamini eksikliği yaşayıp yaşamadığınızı en az yılda bir kez test ettirmek,

    Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony

  • Güneş alerjiniz mi yoksa güneş yanığınız mı var

    Güneş alerjiniz mi yoksa güneş yanığınız mı var

    Hava sıcaklıklarının arttığı, insanların serinlemek için denizi ve havuzu tercih ettiği günümüzde, cildinizde oluşan kızarıklık, güneş alerjisinden mi yoksa güneş yanığından mı kaynaklanıyor? Güneş alerjisi ile güneş yanığı zaman zaman karıştırılabilmekte ve arasında farkları bilmek gerekmektedir.

    Güneş alerjisinde ciltte kızarıklık, şişme ve kaşıntı, güneş yanığında ise, acıma ve yanmanın ön planda olur. Alerji, az miktarda güneşe maruz kalındığında bile bir tür kurdeşen döküntüsü şeklinde, yanık ise uzun süre güneşe maruz kalınmasıyla oluşur.

    Güneş alerji genellikle, vücudun yüz ve kol dışındaki, kışın güneş görmeyen bölgelerinde gelişir. Güneş yanığı daha uzun sürede iyileşme gösterirken, güneş alerjisi güneşten uzaklaştıktan 24 saat sonra geçebilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu bu alerjinin, güneş ışığı ile şekil değiştiren cilt proteinlerine karşı bedenin verdiği bir tür tepki olduğu düşünülüyor. Nadir de olsa çok ağır vakalarda anafilaksi denilen tüm vücudu etkileyen döküntü, şişme ve tansiyon düşüklüğü gözlenmekte, hayatı tehdit edici durum gelişebilmektedir.

    Güneş Alerjisinin Testi Nasıl Yapılıyor?

    Güneş alerjisi testi değişik dalga boyundaki ultraviole ışığına cildin verdiği tepkiyle ya da doğal güneş ışığı kullanılarak alerji uzmanları ve dermatologlarca yapılmaktadır. Tedavide, ağızdan alınan alerji ilaçları ve haricen sürülen kortizonlu kremler, çok ağır vakalarda ağızdan alınan kortizon tabletleri kullanılmaktadır.

    Uzun süreli tedavi ise cildin kısa sürelerle ancak defalarca güneşe maruz kalması sağlanarak duyarsızlaştırılmasıyla gerçekleştiriliyor. Alerjisi olmayan kişilerin öğle saatlerinde dışarı çıkmamalarını, çıktıkları takdirde güneşten korunmaya yönelik en uygun kıyafetleri tercih etmelerini tavsiye ediyoruz.

  • Anne – babalara tatil önerileri

    Anne – babalara tatil önerileri

    Sevgili anne-babalar

    Tatile çıkmadan önce çocukları sağlık kontrolünden geçirmeyi ihmal etmeyin. Çocuğunuzda alerji/astım, diyabet v.s gibi kronik hastalıkları varsa devamlı kullandığınız ilaç ve/veya aletleri ve acil durumlarda kullanılacak tedavileri mutlaka yanınıza alın.

    Güneş sadece zararlı olan bir şey değildir. Yüksek faktörlü ürünü çocuğumuza evde sürersek D vit’den faydalanamamış oluruz. Bunu önlemek için, evde düz-faktörsüz nemlendirici sürüp, 5-15 dak. güneşlendikten sonra faktörlü ürünü sürmeniz uygundur

    Güneşte sıvı kaybını önlemek için bol sıvı tüketilmeli, 10-16 saatleri arasında direk güneşte durulmaması ve şapka-tişört gibi güneşten koruyacak giysilerden yardım almanızı öneririm. Güneş çarpması olduğunda çocuğu ıslak kompreslerle soğutmak, ateş düşürücü vermek, bol sıvı içirmek ve gereğinde sağlık kuruluşuna başvurma gerekir.

    Tatil programı yaparken gittiğiniz otelde çocuğunuza uygun kıvam-şekil ve lezzette yemekler olduğundan emin olun, bebeğinizin besinlerini kendiniz hazırlıyorsanız ısıtma-saklama için hijyenik bir ortamın olduğundan emin olun.

  • Çocuklarda alerjik bronşit / astımın doğal koruyucusu: güneş ışığı vitamini

    Çocuklarda alerjik bronşit / astımın doğal koruyucusu: güneş ışığı vitamini

    Güneş ışığının sağlık üzerine olumlu etkileri ilk kez 1970'lerde tüberküloz ile savaş sırasında güneşe çıkan hastalarda hastalığın daha kolay yenildiğinin görülmesi üzerine fark edilmiştir. Araştırmalar güneş ışığının tüberküloza etkisinin ciltte üretilen D vitamini sayesinde gerçekleştiği göstermiştir. Günümüzde birçok araştırmacı D vitaminini “Güneş Işığı Vitamini” olarak da adlandırmaktadır.
    D-VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ SALGIN HALİNDE YAYILIYOR !
    Dünya'da görülme sıklığı %30-50 olarak bildirilen D vitamini eksikliği oranı, ülkemizde güneşin en çok kendini gösterdiği bölge olmasına rağmen Ege bölgesinde (Hekimsoy ; 2010) %75 olarak bildirilmiştir.
    ŞEHİR ÇOCUKLARI D-VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ AÇISINDAN RİSK ALTINDA !
    D-vitamininin en önemli kaynağı güneş ışığı (Ultraviole-UVB) etkisiyle deride üretilen D vitaminidir. Gıdalarda D vitamini çok az miktarda vardır. Kış aylarını genellikle kapalı alanlarda; okul, kreş ve evlerde geçiren çocuklar kışın neredeyse hiç güneş ışığı görmemektedir. Güneşe çıkılsa bile şehirlerde yaşayan çocuklarda atmosferdeki ozon deride D vitamini sentezini azaltmaktadır.
    D VİTAMİNİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR !
    “Güneş girmeyen eve doktor girer” özlü sözünü desteklercesine çocuklarda astımdan diyabete birçok kronik hastalığın görülme sıklığı gittikçe artmaktadır. Kemikleri güçlendirici etkilerinin yanı sıra; D vitamini bağışıklık sistemindeki hücrelerin enfeksiyonla savaş sırasında daha aktif olmasını sağlamaktadır.
    D VİTAMİNİ ÇOCUKLARDA ALERJİK ASTIMI AZALTIYOR !
    D vitaminin solunum yolunda iltihabı azaltıcı etkileri vardır. Bu nedenle D vitamini eksikliği olan toplumlarda astım ataklarının görülme sıklığı ve ağırlığı artmaktadır. Güneşin ısıtan ancak yakmayan ışıklarını görmeye başladığımız ilkbahar aylarında alerjik bronşit/astım hastalığı olan çocukların 11:00 öncesi ve 16:00 sonrası saatlerde günde 2 kere güneş koruyucu kullanmadan, kollar ve bacaklar çıplak olarak 30 dakikayı geçmeyecek şekilde açık havaya çıkarılması D vitamini eksikliğini önleyerek güçlü bir bağışıklık sistemi ile kışa hazırlanmalarına katkıda bulunacaktır.
    KIŞ AYLARINDA TÜM ÇOCUKLAR D-VİTAMİNİ TAKVİYESİ ALMALIDIR!
    Buna ek olarak 0-18 yaş arası tüm çocukların; özellikle astımlı çocukların; en azından kış aylarında rutin ek D vitamini almalarının sağlanması gerekir. Mutlaka doktor önerisiyle alınması gereken D vitaminin fazlasının zarar olabileceği, vücutta birikim yapabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Yaz ve çocuk sağlığı

    Yaz ve çocuk sağlığı

    Yaz çocuklar için oldukça keyifli bir dönemdir ancak yazı sağlıklı geçirebilmek için bir çok konuya dikkat edilmesi gerekir.

    1-Güneş ve Deniz

    Güneş

    Güneş ışınları gün geçtikçe daha herkes için daha tehlikeli hale geliyor. Ancak bebekler ve çocuklar düşünüldüğünde bu konunun çok önemli iki yönü var.

    a)Cilt kanseri . Artık biliyoruz ki cilt kanserinin en önemli nedeni bebeklik ve çocuklukta maruz kalınan korunmasız güneş ışınları.Cilt kanseri genellikle çok uzun bir süre sonra 5.dekattan sonra ortaya çıkıyor ancak daha erken yaşlarda da ortaya çıkan cilt kanseri oranının arttığı biliniyor

    b)Güneş yanıkları Güneş yanıklarının kendisi clt kanseri riskini çok arttırabildiği gibi aynı zamanda çocuğa oldukça zarar verecek rahatsızlıklara neden olabiliyor.Güneş ışını birinci ,ikinci ya da üçüncü derecede yanıklara sebep olabiliyor.Bu yanıklar cildin iikincil iltihabina neden olabilir ve antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    c)Vücudun susuz kalması (dehidratasyon) Bu bebekler ve küçük çocuklar için çok daha büyük problemdir.Havanın sıcak olması su gereksinimini arttırırö özellikle güneşte uzun kalmak ya da güneş yanıkları bebekler ya da küçük çocuklarda sıvı kaybına neden olabilir.Özellikle de ishal ya da kusma varsa sıvı kaybı olasılığı çok artacaktır.

    Ne yapmalı

    1-Çocuklar 10-4 arasında güneşe çıkmamalı

    2-Güneş kremlerinin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesinde fayda var.Mayıs ayında da hava güneşli iken güneş kremi kullanmakta fayda var.Güneş kremleri 50 faktör ve üstü olmalı. Daha koyu kıvamda olanlar daha etkin.

    3-Güneşe çıkılması gerekirse giysilerin güneş kremlerinden çok daha etkin olduğu unutulmamalı.

    4-Şapka çok önemli.Artık bebeklerde kataraktı önleme açısından güneş gözlüğü de öneriliyor ancak kullanımı zor olabiliyor.

    5-Bebek ve çocukların günde 5-10 dakika kadar ya sabahın erken saatlerinde ya da akşamüstü geç saatlerde korunmasız güneşe çıkması D vitamini sentezi açısından önemli.

    Deniz

    Üç aydan büyük bebekler denize girebilir ve başlarını da sokabilirler.Deniz suyu çocuklar ve bebekler için çok yararlıdır.Denizin temiz olmasına ve ısısına dikkat etmeli.Tabii 10-16 arası güneşe çıkmamak gerektiği unutulmamalı.Eğer bebek üç aydan küçükse ya da deniz bebeğin dayanamayacağı kadar soğuksa deniz suyu portative havuza doldurulabilir ve bebek onun içinde banyo alabilir.Suda güvenliğe çok dikkat edilmesi gerekir.Bebekler ve küçük çocuklar bir saniye bile göz önünden ayrılmamalıdır.

    Havuz

    Deniz suyu bebekler ve çocuklar için havuzdan çok daha sağlıklıdır.Klor miktarı çok önemlidir.Klor az olduğunda enfeksiyon riski olmakta çok olduğunda solunum yollarını tahriş edebilmektedir.Allerjik çocuklarda normal klor miktarları bile rahatsız edici olabilir.6 aydan küçük bebekler havuza girmemeli ya da ille gireceklerse de başlarını sokmamalıdırlar.Hassas çocukların burunun havuz sonrası hemen serum fizyolojikle yıkanması ve hemen duş alınması faydalı olacaktır.

    2- Yaz Hastalıkları

    Besin zehirlenmeleri

    Yazın besin zehirlenmeleri kıştan daha sık görülür. Bunun nedeni sıcaklığın besinler üzerindeki etkisi ve ayrıca ev dışında sık yemek hazırlanıp evdeki kadar hijyen kurallarına dikkat edilmeyişi olabilir. Hem bakteriler ( salmonella gibi) hem de virusler ( örneğin yeni isimlendirilen norovirus) besin zehirlenmelerine neden olabilir. Özellikle suyun bakteri ya da viruslerle kontaminasyonu sıklıkla besin zehirlenmesi nedenidir. Ayrıca meyve ve sebzelerin yeterince yıkanmamış olması, çiğ et tutulan elle direk yenen besinlere ellenmesi besin zehirlenmesi nedeni olabilir.

    Korunma için mutlaka içme ya da kullanma suyunun temizliğinden emin olunmalı, yoksa kaynatmadan kullanmamalıdır. Meyve ve sebzeler dikkatle yıkanmalı ve sirkeli suda bekletilmelidir. Et ve çiğ yenen besinler ayrı muhafaza edilmeli, ete ellenen elle çiğ yenen besinlere dokunulmamalıdır. Yiyeceklerde bir miktar bakteri ya da virus bulunsa da bağışıklığı iyi durumda olanlara bir şey olmayabilse de, bağışıklık sisteminde problem olan insanlarda, küçük çocuklar ve yaşlılarda besin zehirlenmesi görülebilmektedir.

    Besin zehirlenmesi durumunda yavaş yavaş ama bolca dengeli sıvılar alınması önemlidir, ilaç tedavisinin genellikle yeri yoktur ama probiyotikler işe yarayabilir. Mide barsak enfeksiyonları Kışın aksine rotavirus gibi viruslere az rastlanırken bakteriyel etkenler daha sıktır.

    Cilt problemleri

    Ciltte milaria dediğimiz halk arasında isilik olarak bilinen döküntü sıcağa bağlı olarak oluşmaktadır. Yine sıcaklık ve terlemeye bağlı olarak mantar enfeksiyonları yazın daha sık görülür. Cildi kuru ve temiz tutup bunlara özgü tedaviyi uygulamak gerekir.

    Sinek ısırıkları, cilt yaralanmaları ya da güneç yanıklarına bağlı sekonder cilt enfeksiyonları görülebilir. Yine sık el yıkama, cilt temizliği önemlidir. Cilt enfeksiyonun yeri ve şiddetine göre ya krem olarak ya da ağızdan antibakteryel tedavi uygulanır. Yine böcek ısırıklıklarına ya da arı sokmalarına bağlı olarak allerjik reaksiyonlar da görülebilir. Kimi zaman bölgesel ağrı ve şişme ile sınırlı kalırken bazen vücudun diğer yerlerine de yayılan bir dökinti ve şişme, nadir olarak da anafilaktik reaksiyon dediğimiz ürtiker ve solunum yollarında şişmeye yol açabilen anjiyödem görülür. Bu farklı şiddetlerde olabilen bir durumdur. Nadiren hayatı tehdit edici bir boyuta varabilir ama çocuk allerjik dahi olsa ilk böcek sokmalarında ( mesela arı) bu durum nadirdir. Local antihistaminli ve analjezik etkili kremler hafif reaksiyonlarda yeterli olabilirken, daha ağırlarında ağızdan antihistamin alınması çok şiddetli reaksiyonlarda ise bir hastaneye başvurulması gerekmektedir.

    Ateşlenmeler

    Yazın ateşlenmeler kıştan oldukça nadir olmakla birlikte zaman zaman görülebilmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonları nadirdir. Halk arasında güneş çarpması olarak da bilinen ısı şokuna bağlı olarak da yüksek ateş görülebilmektedir.

    Yaralanmalar

    Yazın çocuklar açık havada çok daha fazla zaman geçirip çok daha hareketli oldukları için yaralanmalar çok daha sık görülür. Ufak tefek sıyrık ve yaralanmalar evde temiz suyla yıkanıp antibakteryel kremler sürülerek tedavi edilebilir. Eğer toprak ya da kirli zeminlere maruz kalma söz konusuysa çocuğun tetanoz aşısının güncel olup olmadığından emin olunmalıdır. Durdurulamayan bir kanama ya da ciltte kalan bir açıklık mevcut ise bir hekime başvurmak gerekir. Çocuklar sıklıkla kollarını ve bacaklarını yaralar, burkulmalar ve yumuşak doku yaralanmaları yaşarlar. Ancak bilinmesi gereken bir şey özellikle bileklerdeki kemiklerin oldukça hassas olduğu ve küçük çocuklarda bu bölgelerdeki kemik kırıklarının da burkulmaya yakın bir sıklıkla görülebileceğidir. Bu tip yaralanmalarda mutlaka doktor muayenesi gerekecektir.

  • Dna onarıcı yeni nesil ürünlerle kombine korunma

    KOMBİNE KORUNMA ile ESKİ DOST DÜŞMAN OLMAZ,

    Güneşlenmeyi eskiden sağlık kaynağı sanırdık. Ancak güneş bugün bizlere eskisinden farklı davranıyor. Delinen ozon tabakası nedeniyle daha fazla UV atmosfere giriyor ve canlılara eskisine göre daha çok zarar veriyor.

    Eskiden sadece yazın korunmayı yeterli sanırdık. Şimdi kışın bile korunmak zorunda olduğumuzu biliyoruz.

    Eskiden yalnızca açık havada iken direkt güneş ışınlarından korunmaya çalışırdık, şimdi kapalı ofis mekanlarında bile UV kaynakları bizi yakından etkiliyor, biliyoruz.

    Bugünlerde yaza girmenin sevinci içimizi doldururken, dışarıdan ise güneş parlak ve sıcak ışınları ile bedenimizi yalıyor.

    Neyse ki güneşin yaşlandıran, yıpratan zararlı etkilerini azaltmak için kullandığımız güneş koruyucular var. Güneş koruyucular hakkında bilgilerimiz de yıllar içinde değişti. Koruma faktörü arttıkça daha çok korunduğumuza inanırken, koruyuculuğun SPF ile paralel artmadığını gördük.

    Diğer yandan filtrelerin içerikleri ile ilgili bilinmeyenleri de zamanla öğrendik. Kimyasal filtrelerin hormon reseptörleri ile etkileştiği ve anne sütüne geçtiği ortaya çıktı. Uluslar arası Kanser, Androloji ve Toksikoloji dergilerinde bu konuda çıkan yazıların bir kısmı basından da duyuruldu. Sonradan kullanıma sunulan fiziksel filtreler bu nedenle alternatif yarattı ise de, titanyum ve çinko oksit gibi fiziksel filtrelerin de üretilirken nano-partikül olmalarına karşın, kullanıcıya ulaşana kadar küçük nano-partiküllerin birbirleri ile birleşerek büyük parçacıklar oluşturduğu ve koruyucu yüzey kaplayıcılığının azaldığı ortaya çıktı. Peki çaresiz miyiz?

    Temel cilt bakımını “Yeni Nesil” cilt bakım ürünleri ile yaparsak güneşin zararlarına karşı çaresiz değiliz. Zaten düzenli olarak yapmamız gereken koruyucu, yapılandırıcı ve onarıcı “Temel Cilt Bakımı” nı AC-11 içeren “Yeni Nesil” cilt bakım ürünleri ile yaparsak, DNA onarımını destekleyen etkisi, UV filtrasyonu ile birleştiğinde, cilt için koruyuculuk yaklaşık 6 kat artıyor. Buna karşılık AC-11 içeren ACTIVAR gibi bir cilt bakım kremi ile kullanılan daha düşük SPF’li koruyucular sayesinde kimyasal ve hormonal etki azalır ya da fiziksel filtrelerin etkisine katkıda bulunurken, AC-11 içeren ACTIVAR gibi “Yeni Nesil” cilt bakım ürünü ile güneş lekesi oluşumu da belirgin olarak azalıyor.

    Günümüzde şaşırtıcı şekilde yaygın bulunan D Vitamini yetmezliğinin, UV’den aşırı korunmaya bağlı olduğu düşünülmektedir. Cildimizin D vitamini üretmesine izin verecek yeterlilikte UV filtresi ile birlikte DNA onarımının desteklenmesi gibi kombine koruyucu bir yaklaşım daha güvenli bir çözüm olarak görünüyor. Bu sayede cildimiz, daha fazla D Vitamini üreterek hem erken yaşlarda osteoporoz gelişimine hem de D Vitamini eksikliği ile paralel olan meme ve endometriyum kanseri riskine karşı korunmayı en doğal yolla artırabilecektir.

    Kış boyunca cilt lekelerini tedavi ettirmeye çalışan pek çok kişinin yaz güneşiyle yeniden lekelenmemek için arayış içinde bulunduğunu göz önüne alırsak, UV filtrasyonu ve DNA onarım desteği kombinasyonu ile bir yandan güneşin zararlarından daha fazla korunurken, diğer yandan da D vitamini eksikliğinin yol açtığı sakıncalara karşı da önlem almış oluruz.

    DNA onarımını artırıcı “Yeni Nesil” cilt bakım ürünü ile güneş koruma ürünlerinin “KOMBİNE KORUNMA”sı sayesinde, yaz boyu yeterli D Vitaminini alırken, cildin kendini doğal koruma yöntemi olan bronzlaşmaya da izin verilecek, hem daha iyi bir bakım hem de daha az yaşlanmak için de etkin bir yardımcı olacaktır. Yeni Nesil cilt bakım ürünleri yalnız çok iyi bir temel cilt bakımı ve etkili bir anti-aging etki sağlamak değil, aynı zamanda onarıcı etkiye de sahip olmak için geliştirildiğinden, özellikle yaşlandıran güneşli yaz günlerinde akıllarda kalması ve yaz boyunca uygulanması cilt sağlığı ve lekelerden korunma için yararlı olacaktır.