Etiket: Güneş

  • Erkeklerde kanserden korunma yolları

    2015 yılı verilerimize göre ülkemizde her yıl 97 bin erkek ve 62 bin kadın ve toplamda 159 bin kişi kansere yakalanmaktadır.

    Ülkemizde erkeklerde en sık görülen akciğer kanseri, her 100,000 kişiden yaklaşık 61’ini etkilemektedir. Akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen kanserler sırasıyla; prostat, kalın bağırsak, mesane, mide, larinks, lenfoma, beyin, pankreas ve böbrek kanserleridir.

    Kansere dair sayısal veriler her ne kadar bizi ürkütse de, kanserin biyolojisini eskisine nazaran çok daha iyi bilmemiz sayesinde kanserin tanı ve tedavisine yönelik artık elimizde güçlü silahlarımız var. Gelecekte çok daha güçlü yöntemler bulunup kullanıma sunulana kadar, kendimizi korumak şu an için bile çok şey yapabiliriz.

    Bazı çevresel ve genetik faktörler kansere yakalanma ihtimalinizi arttırır. Bunlara kanser risk faktörleri diyoruz. Kanser risk faktörleri bilirseniz, bu hastalıktan korunabilir veya çok erken evrede tanı koyulma şansı elde edilebilirsiniz. Kanser riskinizi birçok yolla azaltabilirsiniz:

    – Sigara içmeyin, ve pasif içicilikten sakının. Artık çok iyi biliniyor ki, dünya genelinde kansere bağlı yaşam kayıplarının ana nedeni olan akciğer kanseri, çoğunlukla tütün ve tütün ürünlerinin kullanımına bağlı oluşmaktadır.

    – 50 yaşından itibaren, kolon ve rektum (kalın bağırsak) kanserleri için tarama yaptırın. Kolonoskopi ve rektoskopi olarak adlandırılan, kalın bağırsağın kamera ile görüntülenmesi yöntemlerinin, bu bölge kanserlerini çok erken bir dönemde tespit etmede başarısı artık iyi bilinmektedir. Kalın bağırsak kanserleri ülkemizde, hem erkek hem kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser türüdür. Bu nedenle, bu kanser türü için etkili bir erken tarama yönteminin mevcut olması bir şans olarak nitelenebilir.

    – Cildinizi güneşten ve solaryumdan koruyun. Cilt kanserleri sık görülür ve cilt kanserlerinin birçoğununu sebebi güneşin ultraviyole ışınlarına maruziyettir. Erkeklerin bayanlara göre daha az güneş kremi kullanıkları çeşitli araştırmaların konusu olmuştur. Güneş kremi ve uygun kıyafetler gibi birkaç basit önlemle güneşin zararlı ışınlarından korunabilirsiniz.

    – Aktif bir yaşam tarzı benimseyin ve kilonuza dikkat edin. Sağlıklı beslenmenin ve düzenli fiziksel aktivitenin birçok kanser türü için riski azalttığı kanıtlanmıştır. Web sitemizin beslenme ve egzersiz bölümünde konuyla ilgili faydalanabileceğiniz birçok yazı mevcuttur.

  • Uv ışınları ile kanser ilişkisi

    Cilt kanseri, en sık görülen kanser türüdür. Melanom ve melanom olmayan cilt kanserleri olarak 2 başlıkta incelenir. Melanom, cilt kanserinin seyrek görülen (yaklaşık %5) bir türü olmakla birlikte en agresif hastalık seyrine sahip kanser türlerinden biridir ve özellikle son yıllarda melanom görülme oranı giderek artmaktadır.

    İyi haber ise, bu kanser türünden korunmak için alınabilecek önlemlerin olması veya erken evrede teşhis edilerek etkin tedavi uygulanabilmesidir. Cilt kanserlerinin çoğu, fazla oranda UV ışınlarına maruz kalınması sonucu oluşur. Bu UV ışınlarının çoğu güneşten gelmektedir. Ancak, bazen insan yapımı solaryum gibi UV ışını olan kaynaklarda cilt kanserine sebep olabilmektedir. Güneşi tamamen engellemeniz gerekmez. Kapalı alanlarda kalarak hareketsiz bir yaşam sürmek pek de akıllıca olmayacaktır. Çünkü günlük yapılacak fiziksel aktivite sağlıklı yaşam için önemlidir. Ancak, fazla güneş ışığı zararlı olabilir. Bazı adımlar atarak UV ışınlarının etkisini sınırlayabilirsiniz.

    Gölgede kalarak UV etkisini sınırlayabilirsiniz. Bunun yanında mümkün olduğu kadar kapalı giyinmeniz UV ışınlarına fazla maruz kalmanızı engeller. Güneş ışınlarının daha dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arası dışarı çıkmanız gerekiyorsa, şapka ve UV ışınlarından koruyan güneş gözlüğü takmanız gereklidir. Bu sayede, baş ve göz çevresindeki hassas bölgeyi korumuş olursunuz. Mevsim ne olursa olsun, güneşli havalarda açıkta kalan bölgelere (yüz, kol, bacak vs.) +30 UV koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz cilt kanserinden korunmanıza yardımcı olacak bir başka önlemdir.

    Birçok kişi solaryumun oluşturduğu UV ışınlarının zararsız olduğuna inanır. Bu doğru değildir. Ultraviyole lambalar, UVA ve UVB ışınları yayarlar. Hem UVA hem de UVB ışınları ciltte uzun süreli zarara yol açar ve cilt kanserinin gelişimine katkı sağlar. Özellikle 30 yaş öncesi solaryum kullanımına başlamanın, melanom riskinin artması ile bağlantısı vardır. Dermatologların ve sağlık örgütlerinin çoğu solaryum ve ultraviyole lamba kullanımını tavsiye etmemektedir. Bronz tenli görünmek isterseniz, bronzlaştırıcı losyon kullanarak tehlikesiz bir yöntemle bronz görünmeniz mümkündür.

    Cilt kanseri, çocuklarda dikkat edilmesi gereken bir başka kanser türüdür. Cilt kanseri gelişiminin %90’ında etken rol oynayan güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından çocuklarımızı korumak için basit önlemler almanız yeterli olacaktır. Çocuklar özel ilgi ister. Deniz kenarında veya dışarıda oynayarak fazla vakit geçiren çocukların güneşte yanma olasılığı daha yüksektir ve yaklaşan tehlikeden haberdar değillerdir. Anne-babalar ve bakıcılar, çocukları güneşin zararlı ışınlarından korumak için dışarı çıkarken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar kapalı giydirin, şapka takın ve güneş kremi sürmeyi bir alışkanlık haline getirin. Biraz daha büyüdüklerinde çocuklarınıza güneşin zararlı ışınları hakkında bilgi verin. Eğer çocuğunuz güneşte kolay yanıyorsa, daha da dikkatli olmanız, kapalı giydirmeniz, en az +30 koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz ve güneşte fazla kalmamasına (özellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arası) özen göstermeniz gerekir. Ayrıca, çocuğunuzun UV ışınlarından koruyan bir güneş gözlüğü takması, hem gözleri hem de göz çevresindeki hassas deriyi koruyacaktır. Bunun yanında, 6 aydan küçük bebekler, direk güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır ve koruyucu şapka ve giysi giydirilmeli, bebeğin güneş gören bölgelerine güneş kremi sürülmelidir.

  • D vitamini ve kemik sağlığı

    D vitamini hem vücuda dışarıdan alınan, hem de güneş ışığı sayesinde ciltte yapılan bir vitamindir. Günümüzde çok yaygın etkileri ve kendi özel reseptörleri de olduğundan bir hormon olarak da kabul edilmektedir. D vitamininin görevi, kemik yapımı için gerekli olan harç maddelerinden kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini sağlamaktır. Yiyeceklerle aldığımız ve ciltte yapılan D vitamini öncül maddedir. Yani aktifleşmeden D vitamininden beklenen etkileri gösterememektedir. D vitamininin aktifleşmesi ilk olarak karaciğerde, ikinci olarak da böbreklerde gerçekleşen iki aşamalı bir aktivasyon sürecini gerektirir. Dolayısıyla ciddi karaciğer ve böbrek hastalıklarında D vitaminin aktivasyonu olmadığından eksiklik belirtileri görülür.

    Sağlıklı bireylerde yeterli güneşlenme ve yiyeceklerle alım söz konusu ise D vitamin eksikliği gelişmez. Ciltte yeterince D vitamininin yapılması bazı şartlara bağlıdır. Ülkemiz için D vitamini yapılabilecek dalga boyundaki güneş ışınlarının uygun açısı, Mayıs-Kasım ayları arasında ve saat 10:00-15:00 arasında ulaşmaktadır. Yeterli D vitamini yapımı için güneşlenirken cilt-güneş ışını arasında herhangi bir engel (giysi, cam ve kozmetik madde gibi) bulunmamalıdır. Cilt hafif pembeleşinceye dek ve vücudun en az %70’i güneşe maruz kalınca sentezlenen D vitamini miktarı yaklaşık 3 bin üntedir. Buna minimal pembeleşme miktarı denir ve cilt rengine göre bu düzeye ulaşma süresi değişir. Örneğin açık cilt rengi olanlar daha kısa sürede bu kadar D vitamini yapabilir. Günlük D vitamin gereksinimi, sağlıklı bir yetişkin için 600-800 ünitedir. D vitamini yağda depolanabilir bir hormon olduğundan, yeterli yapıldığı takdirde kış aylarında D vitamin takviyesi de gerekmez.

    Yiyeceklerden en fazla D vitamini içeren besinler karaciğer, balık, yumurta, tereyağı, peynir ve mantardır.Ancak mantarın da yeterince D vitamini içermesi için güneş görmüş olması gerekir.

    D vitamini eksikliğinde kemik yapımında kullanılan kalsiyum ve fosfor emilemeyeceğinden osteomalazi dediğimiz kemik rahatsızlığı olur. Şiddetli D vitamin eksikliğinde kemiklerde ağrı ve hassasiyet, çok uzun sürmesi durumunda kan kalsiyum ve fosforunda düşme ve buna bağlı belirtiler görülebilir.

    Yaşla birlikte ciltte D vitamini yapımı azalır, bağırsaktan kalsiyum emilimi azalır ve böbreklerde de D vitaminin aktifleşmesi azalır. Bu nedenle yaşlı kişilerde günlük D vitamini ihtiyacı biraz artmakta ve ağız yoluyla takviye gerekebilmektedir.

  • Vitamin d eksikliği neden oluşur? Osteomalazi nedir?

    D Vitamini Nedir?

    D vitamini vücutta önemli görevleri olan yağda çözünen bir vitamindir. D Vitamininin görevi ihtiyaca göre kemik ve bağırsaklardan kalsiyum emilimini sağlayarak, kemiklerde mineralizasyonu arttırmakta, kemik erimesini engellemektedir. D vitamini, iki yolla elde edilir. İlk olarak deride bulunan öncü maddenin, güneş ışınları etkisiyle başka bir forma dönüşmesi, emilimi, daha sonra önce karaciğer, sonra böbrekte aktif metabolit haline gelmesiyle, diğer yol ise diyetle D vitamini öncü maddenin alınması ve yine aynı şekilde aktif formuna dönüşmesiyle elde edilir. Diyetle alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilmesi için D vitaminine ihtiyaç vardır. Vitamin D’nin insanlar için iki önemli formu mevcuttur; Ergokalsiferol (Vitamin D2) , Kolekalsiferol (Vitamin D3).

    D vitamini eksikliğinde nasıl anlaşılır?

    İnsan vücudunda D vitamini durumu 25-hidroksivitamin D 10–30 (25-OH D) düzeyi ile değerlendirilmektedir. Serum 25-OH D düzeyi güneş ışığına maruziyet, yaşanılan bölgenin deniz seviyesinden yüksekliği, deri pigmentasyon yoğunluğu, yaş ve beslenmeyle alınan D vitamini miktarına göre değişmektedir. Bu nedenlere bağlı değişiklikler göstermekle birlikte genel olarak; erişkinlerde paratiroid hormon (PTH) yükselmesine neden olmayacak 25-OH D düzeyi olan 30 ng/ml eşik değer olarak alınmakta ve 30 ng/ml altındaki değerler yetersiz/düşük, 10 ng/ml altı ise eksiklik olarak normal kabul edilmektedir.

    D vitamini eksikliği nasıl engellenir?

    D vitamini, güneş ışınları etkisiyle deride oluşur. Günlük D vitamini gereksinimi; kollar, bacaklar ve yüzün 20 dakika gün ışığına maruz kalmasıyla karşılanabilir. Gerekli güneş ışığı miktarı, kişini yaşı, deri rengi, maruziyet süresi ve varsa diğer tıbbi sorunlara göre değişir. D vitaminin deride yapımı, yaşla giderek azalır. Deri rengi koyu olan kişilerde, yeterli D vitamininin deride oluşması için, özellikle kış aylarında uzun süreli gün ışığına gereksinim vardır. Güneş koruyucular (faktör 20 ve fazlası) kullananlarda deride D vitamini oluşamaz.

    D vitamini kaynakları nelerdir ?

    D vitaminin diğer önemli kaynağı gıdalardır. Bazı gıdalarda D vitamini doğal olarak bulunur (yağlı balıklar, balık yağı, yumurta). Tereyağ, süt, yulaf, tatlı patates, yumurta sarısı, sıvı yağlar, karaciğer, özellikle yağlı olan tuzlu su (deniz) balıklarından somon, sardunya ve ton balığında bulunur. Bitkilerden maydanoz, ısırgan otu, yoncada mevcuttur. Bazı ülkelerde süt ve süt ürünleri, ekmek, tahıllar D vitamini ile zenginleştirilmektedir. Ülkemizde henüz böyle bir uygulama yoktur.

    D vitamini eksikliği olan annnenin çocuğunda neler olabilir ?

    Fetus kalsiyum ihtiyacını anneden karşılar; annenin gebelikte ve laktasyon döneminde normak kalsiyum dengesi için D vitamini düzeyinin yeterli olması gereklidir. Bu nedenle D vitamini eksikliği olan annelerden, doğan bebeklerde eğer dışardan destek sağlanmazsa serum 25-OHD düzeyleri hızla düşer ve bu da yenidoğan döneminde kalsiyum düşüklüğü , konjenital riketse neden olur. Annede D vitamin eksikliğinin doğum zehirlemesi, gebelerde tansiyon yüksekliği, bebekte düşük doğum ağırlığı, çocuklarda diş minelerinde gelişme bozukluğu, doğuştan katarakt ,Tip1 şeker hastalığı, zeka geriliği yapabilir. Çocuklarda bağışıklık sistemini zayıflatır.

    Vitamin D eksikliği sebepleri nelerdir?

    Güneşe maruziyetin az olması, Diyetle alımının yetersiz oluşu, İlerlemiş karaciğer hastalıkları, böbrek yetersizliği, ilaçlar (barbituratlar, fenitoin, rifampin vs.) vb nedenler D vitamini eksikliği yapabilir.

    Vitamin D eksikliği nasıl tedavi edilir?

    Vitamin D eksikliği, insanlar yeterli güneş ışığına maruz kalmadıkları veya yeterli şekilde gıda ile vitamin D almadıklarında oluşur. Yüz, kollar eller, bacaklar, yüz veya sırtın haftada en aşağı 2 kez 10-15 dakika güneş ışığına maruziyeti optimal serum vitamin D düzeylerini sağlar. Güneş koruyucuların kullanımı vitamin D sentezini azaltır. Yağlı balıklar (somon, sardunya)yumurta sarısı vitamin D’den zengindir. Gıda hazırlama sırasında vitamin D kaybına neden olan en önemli pişirme şekli, bitkisel yağlarla kızartmadır. Hastalarda ileri bir vitamin D eksikliği varsa hastalar 50.000 IU/haftada bir D vitamini , 6- 8 haftalık bir tedaviye alınır ve serum 25OHD düzeylerinin normal seviyelere ulaştırılması hedeflenir.

    Vitamin D eksikliği kas-kemik sistemi dışında ne gibi etkileri vardır?

    Son yıllarda vitamin D eksikliğinin iskelet sistemi dışındada çok önemli 2 fonksiyonarı olduğu anlaşılmıştır. Bağışıklık sistemi metabolik sendromun ögeleri olan kardiyovasküler sistem bozuklukları, obezite, glukoz intoleransı oluşundaki etkileri yanında kanser oluşumu, yaşlanma ve yaşam süreci üzerine de önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Genelde yeteri kadar güneşe maruziyet vitamin D yoksunluğu veya yetmezliğini önleyebilmekte ise de, güneşin deriye ulaşmasındaki sorunlar (kapalı giyim tarzları, yüksek rakımda veya enlem boylarında bulunmak, hava kirliliği yaratan durumlar ve yaşlılık ta yoksunluk tabloları veya bazı hastalıklara yatkınlık ortaya çıkmaktadır.

    Osteomalazi ne demektir?

    Erişkinde yeni oluşan osteoidin (kemiğin organik, protein matriksi) mineralizasyonunda bozulma ve mineralize olmamış osteoidin kemikte birikimi ile karakterize bir metabolik kemik hastalığıdır. Genelde vitamin D eksikliği sebebi ile oluşur.

    Osteomalazi ne gibi şikayetlere sebep olur?

    Osteomalazi sinsi başlar ve genelde semptom vermez. Semptomatik olduğunda yaygın kemik ağrısı, kemik hassasiyeti, proksimal kas güçsüzlüğü ve bazen kas kaybı ile kendini gösterir. Ağrı künttür. Palpasyonla ve hareketle artar. Sıklıkla bel, kalça, alt ekstremitelerde ve kırık alanlarında ağrı oluşur. Kaburgalar, vertebralar ve uzun kemiklerde travmasız veya hafif travma ile kırık oluşabilir. Kas güçsüzlüğü, paytak yürümeye, sandalyeden kalkmada veya merdiven çıkmada zorluğa yol açabilir.

  • Vitamin d eksikligi tahmin edilenden fazla

    Sonbaharla birlikte gunes isinlarindan faydalanmamiz azaliyor.
    Ulkemiz gunesten zengin olmasina ragmen ne kadar yararlanabiliyoruz acaba ?

    Gunesten gelen morotesi isinlarin B isinlari derimizdeki kolesterolle D vitamini oncul maddesini olusturuyor. Daha sonra bu oncul D vitamini karacigerimize ve yine kan dolasimiyla bobrege giderek esas etkin D vitaminine donusuyor.Iste gunesin sayesinde tabii derimiz gunesle dogrudan temas ederse vucut kendisine gerekli D vitaminini kendisi olusturuyor.Bu mukemmel isleyisin olabilmesi icin bizim omuzlarimiz acik gunes altinda 20-30 dakika yurumemiz gunluk D vitamini ihtiyacimizi karsiliyor.

    Bu bilgiler isiginda D vitamini ne ise yariyor?

    Oncelikle kemik erimesine karsi yetiskinlerimizi koruyor.Ayrica son birkac yildanberi bu vitaminin bizim otoimmun hastalikar’hipertansiyon’ve bazi allerjik hastaliklara karsi koruyucu olduguna dair arastirmalar birbiri ardina siralaniyor.

    Gunesin son gunlerini gunes altinda yuruyerek elbette ki doktorumuzun iznini alarak yuruyelim.

    Yard.Doc.Dr.Gulbuz Sezgin
    Maltepe Tip Fakultesi Ic Hastaliklari ABD

  • Melanomların tedavisinde cerrahinin şekli önemlidir.

    MELANOMLARIN TEDAVİSİNDE CERRAHİNİN ŞEKLİ ÖNEMLİDİR.

    Soru 1. Ben açık tenli bir bayanım. Boynumda siyah bir ben oluştu. Ameliyatla alındı. Melanom denilen bir cilt kanseriymiş. İnternetten öğrendiğime göre bu benin derinliği önemliymiş. Benim boynumdan çıkarılan tümörün derinliği 1,3 milimetre. Bundan sonra ek bir işlem veya tedaviye gerek var mı? Takipte ne yapılmasını tavsiye edersiniz?

    Yanıt 1. Malin melanom olarak bilinen cilt kanserlerinin tedavisi cerrahi olarak yapılır. Cerrahide dikkat edilmesi gereken husus tümörün çevresindeki temiz dokuyla birlikte çıkarılmasıdır. 1 mm'ye kadar derinliği olan tümörlerde çevredeki temiz dokunun 1 cm olması arzu edilir. 1 mm'lik derinliğin üstündeki tümörlerde istenen doku genişliği artar. Sizin tümörünüz 1,3 mm olduğuna göre çevresinde en az 1,5 cm'lik temiz doku ile çıkarılmış olması istenir.

    Malin melanomlar komşu lenf düğümlerine gitme eğilimindedir. O nedenle benin alındığı bölgeye en yakın lenf düğümünün incelenmesi gerekir. Bunun için tümörün alındığı yere boyalı madde verilir. Bu maddenin ilk gittiği yer, tıpkı tümör hücresinin gidebildiği ilk yer olan komşu lenf düğümüdür. Bu lenf düğümü çıkarılıp tümör yönünden araştırılmalıdır. Burada tümör varsa daha geniş olarak bölgesel tüm lenf düğümlerinin ameliyatla alınması gerekir. Lenf düğümlerinde tutulum olduğunda interferon denilen bağışıklık sistemini düzenleyici ilacın 1 yıl süreyle kullanılmasının yararlı olduğu bilinmektedir. Lenf düğümünde tümör yoksa ek bir tedaviye de gerek yoktur.

    Malin melanomlar genetik eğilimi olan, güneşe maruz kalan, daha çok açık tenli kişilerde görülür. Bu nedenle özellikle güneşlenmenizi önermem. Denize güneş ışınlarının daha eğik geldiği sabah ve akşam saatlerinde girmeniz iyi olur. Güneşte kalma durumunuz olacaksa güneş koruyucu kremlerin kullanılması gerekir.

    Onkolojik kontrolleri ilk yıl 3 ayda bir, ikinci yıl 4 ayda daha sonra 6 ayda bir yaptırmanız uygun olur. 5 yıldan sonra yıllık kontrol yeterlidir. Tomografi çekilmesi kural değildir. Buna onkolog doktorun karar vermesi daha doğrudur. Ayrıca belli aralarla dermatoloji doktoru tarafından cilt muayenesinin yapılması da gerekir.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Yaz hastalıkları

    Yaz geldi tatilin tadını çıkaralım derken yaz hastalıklarına yakalanmayalım.. Güneş çarpması, gıda zehirlenmesi, yaz ishali, böcek sokması ve temiz olmayan havuz suyundan kaynaklı göz ve kulak enfesiyonları yaz aylarında sıkça karşılaşılan rahatsızlıklardır.

    Uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak güneş çarpması ve güneş yanıklarına neden olabilir. Güneş çarpması baş ağrısı, bilinç değişiklikleri, bayılma şeklinde de kendini gösterebilir. Böyle bir durumda bilinci yerindeyse çocuğa bol sıvı verilerek, elbiselerin derhal çıkartılması ve soğuk bir ortam oluşturulması gerekir. Ayrıca, çocuklar ılık duşa sokularak rahatlatılabilir. 40 dereceyi bulan bir ateş söz konusu olduğunda doktora başvurulmalıdır.

    Güneş ışınlarından korunmak için sadece şemsiye altında veya gölgede bulunmak yeterli olmaz. Ultraviyole ışınları, özellikle bir yaşın altındaki bebeklerin cildini olumsuz etkiler. Tekrarlayan güneş yanıkları da cilt kanserine neden olabilir. Bu nedenle özellikle küçük bebeklerin saat 10.00- 16.00 arasında güneşe çıkarılmamaları, güneşte kalma süresinin 10 dakika ile başlayıp yavaş yavaş artırılması ve mutlaka bebeklere yüksek koruyuculuğu olan güneş kremlerinin kullanılması gerekir.

    Yaz aylarında tükettiğimiz gıdaya da dikkat etmek gerekir. Tavuk, balık ve süt ürünleri gibi özellikle de sıcak ortamda çabuk bozulan ürünler alındıktan kısa bir süre sonra tüketilmelidir. Besin zehirlenmesine neden olan bir diğer etken ise tüketilen gıdaların yeterince iyi yıkanmamasından kaynaklanır. Bu nedenle sebze ve meyveleri çocuğa vermeden önce iyi yıkandığından emin olmak gerekir. Çocukların keyifle vakit geçirdiği havuzlar da dikkat edilmezse sağlık sorunlarına yol açabilir. Sağlık ve hijyen kurallarına uyulmayan havuzlar göz ve kulak enfeksiyonlarına neden olabilir.

    Bu nedenle özellikle çocuklar için havuz yerine deniz tercih edilmelidir. Yaz aylarında böcek, kene, akrep sokmalarına da rastlanır. Özellikle piknik alanlarında meydana gelen böcek sokması alerjik bünyelerde istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Böcek sokmalarında ilk müdahale ısırılan bölgeye soğuk kompres ve buz uygulamak, iğne varsa uzaklaştırmaya çalışmak olmalıdır. Arı sokmasında ise alerjik bünyelerde şok tablosu gelişebilir acil tıbbi müdahale gereksinimi doğabilir. Aynı zamanda akrep gibi zehirli böceklerde de acil müdahale gerekebilir. Bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kurumuna başvurmak gerekir.

  • Yaz geldi , çocuklarla tatile giderken ;

    Yazın gelişiyle pencerelerin açılması,havuz ve denize girilmesi,doğanın uyanması ,sıcakta gıdaların daha kolay bozulup, mikroorganizmaların üremesi, güneş ile uygunsuz saatlerde ve sürede temas edilmesi sebebiyle kışın rastlamadığımız ya da daha az rastlanan hastalıklar birden artar. Özellikle güneş çarpması, yanıklar, isilik, cilt rahatsızlıkları, ishaller böcek, sinek sokmaları, göz, kulak ve idrar yolları infeksiyonlarına daha sık rastlarız. Güneş çarpmasında kişinin kaybettiği su yerine konulmazsa ateş, kusma , halsizlik gibi belirtiler görülebilir. Su ve elektrolit kaybının şiddetine göre hipovolemik şoka kadar varan tablolar oluşabilir.

    Güneş çarpması sık sık su, ayran veya meyve suyu verilmesi ile önlenebilir. Güneş çarpan kişiye ılık duş yaptırılmalı ağızdan yeterli sıvı alamıyor ya da kusuyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak damar yoluyla sıvı verilmesi sağlanmalıdır.

    Güneşten korunmak için 10.00 ile 17.00 saatleri arasında açık havaya mümkün olduğunca çıkılmaması, bol sıvı tüketilmesi, en az 30 koruma faktörlü koruyucu güneş kremi kullanılması büyük önem taşır.

    Dikkat edilecek konu; bu kremlerin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi, her 3 saatte bir de tekrarlanmasıdır. Özellikle yüzü korumak için de kıyıda oynayan çocuklara geniş kenarlı şapka takmak yararlı olur. Çevre ısısı arttıkça, deriden ter salgılanması artar. Aşırı sıcaklarda ter bezleri kanalları tıkanır ve halk arasında isilik denen boyun, omuzlarda daha sık olmak üzere vücudun daha fazla terleyen bölgelerinde küçük kırmızı ve kaşıntılı cilt lezyonları belirir. Tedavisinde her gün ılık suyla 3 -4 kere banyo yapılması önerilir. Yeterince temizlenmeyen havuzlardan mantar, ishal yapan mikropların ve idrar yolunu seven mikropların bulaşmasıda kolaylaşır. Havuzdan çok denizin tercih edilmesi, sıcakta çok beklemiş gıdaların tüketilmemesi,ellerin sıkça yıkanması, uzun süreli idrar tutulmaması olası hastalıkları azaltacaktır.

  • Bebeğiniz doğduktan kısa bir süre sonra d vitamini takviyesine başlamak ve sürdürmek çok önemli!!

    D vitamini kalsiyum dengesi ve kemik sağlığında çok önemli rol oynayan yağda eriyen bir vitamindir. Vücuttaki önemli görevleri;

     Diyetle alınan kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilmesini sağlar.

     Kemik erimesine yol açan bir hormon olan, paratiroid hormonun salgılanmasını önler.

     Vücutta kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar, kemik ve kasların sağlığı için gereklidir.

     Son çalışmalar göstermiştir ki D vitamini eksikliği multipl skleroz (MS), tip 1 diyabet, romatoid artrit, inflamatuar barsak hastalığı gibi otoimmun hastalıklar, duygu-durum bozuklukları, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, meme, prostat, barsak gibi kanserler ile ilişkilidir.

     Üst solunum yolu enfeksiyonları, besin allerjileri, astım gibi rahatsızlıklar da düşük D vitamini düzeyleri ile ilişkilendirilmiştir.

    D vitamini bir ön hormondur, karaciğerde ve böbrekte metabolik olarak aktif formlarına dönüşür. D3 vitamini (kolekalsiferol), ciltten UV-B ışınlarına maruziyet ile sentezlenir. D2 vitamini (ergokalsiferol), bitkilerde bulunan ve diğer diyetle aldığımız şeklidir. En çok balık (somon, sardunya, uskumru), balık yağı, karaciğer, et ve yumurta sarısında bulunur. Besinler D vitamini ile güçlendirilmediğinde ya da takviye D vitamini alınmadığında diyetle alınan D vitamini %10 ‘un altındadır. Amerika’ da süt ve süt ürünleri, portakal suları, ekmek, tahıllar ve formül mamalar D vitamini ile güçlendirilmiştir.

    Deride sentezlenen ya da diyetle alınan D vitamini ilk önce karaciğerde 25 hidroksi D vitaminine, daha sonra D vitamininin aktif formu olan 1,25 hidroksi D vitaminine dönüşür. 25 hidroksi D vitaminin yarı ömrü yaklaşık 20 gündür ve bu nedenle organizmadaki D vitamini durumunu en iyi yansıtan parametre olarak kabul edilir, vücutta D vitamini seviyesi olarak 25 hidroksi D vitamini ölçülür.

    Çocuklarda ve adölesanlarda güncel kabul edilen D vitamini standart düzeyleri;

    D vitamini YETERLİ: 25 hidroksi D vitamini > 20 ng/mL

    D vitamini YETERSİZ: 25 hidroksi D vitamini 15-20 ng/mL

    D vitamini EKSİK: 25 hidrokdi D vitamini < 15 ng/mL

    D vitamini eksikliği nedenleri ve risk faktörleri:

    – Sütçocukluğu döneminde bebeklerin ana besin kaynağı anne sütüdür. Anne sütünün 1 litresinde 12-60 IU D vitamini bulunmakta ve bu miktar bebeklerin günlük 400 IU olan gereksinimini karşılamamaktadır. Benzer şekilde bu dönemdeki bebeklerin aldığı diğer besinlerde de D vitamini yetersizdir. Formül mamaların litresinde 400 IU D vitamini olsa da bebek genellikle günde 1 lt kadar formül mama alamadığından D vitamini yine yetersiz kalmaktadır.

    – Maternal D vitamini eksikliği

    – Prematüre doğum ( 3. trimester plasentadan bebeğe D vitamini transferi için kritik, fetusta iskelet sisteminin kalsifiye olduğu dönem)

    – Koyu tenli olmak

    – Nöbet önleyici (antikonvülzan) ya da HIV tedavi edici ilaçlar kullanıyor olmak, ketakonazol ve bazı diğer mantar önleyici ilaçlar

    – Malabsorpsiyon (barsaktan emilim bozukluğu) ile giden hastalıklar ( Kistik fibrozis, inflamatuar barsak hastalığı)

    – Obezite ( D vitamini yağ dokusunda toplanır)

    -Yüksek enlemlerde yaşamak

    -Kış mevsimi (Şubat ve Martta en düşük)

    -Düşük güneş ışığı almanın diğer nedenleri

    -Kapalı alanlarda uzun süre kalmak (engelli çocuklar)

    -Dişi cinsiyet

    Bu yüzden, hayatın ilk haftasından itibaren anne sütü veya formül mama alan tüm bebeklere en az bir yaşına kadar 400 IU/gün D vitamini (günde 3 damla D vitamini) uygulanmalıdır.

    Bununla birlikte, güneş koruyucu kremlerin (30 koruma faktör ve üzeri) D vitamini sentezini %95 oranında azalttığı ve camdan geçen güneş ışınlarının D vitamini sentezi için uygun olmadığı bilinmelidir. Ailelerin yaşam şekilleri (kültürel nedenlerle bebeklerin çok fazla dışarı çıkartılmaması, evlerin balkonsuz olması gibi), hava kirliliği de bebeklerin yetersiz güneş görmesine neden olmaktadır.

    Özetleyecek olursak; bütün gebelerin ve bebeklerin günde 10-15 dakika süre ile kol ve bacakları açık şekilde gün ortasına yakın saatlerde güneş ışınlarından faydalanması desteklenmelidir. Bebeklere yaşamın ilk haftasından itibaren D vitamini verilmelidir. Ayrıca yeterli güneş görmeyen veya D vitamini yetersizliği bakımından riskli bir yaşam şekli olan annelere gebeliklerinin son üç ayında D vitamini verilmelidir.

  • D vitamini ve alerji

    Vücudumuzda devamlı bir kimyasal olaylar zinciri süregelmektedir. Yediğimiz gıdaların sindirilmesi, kana karışması, çeşitli organlara gidip oraları beslemesi, atıkların oluşması, bunların toplanması, atılması. Birbiri ile sonsuz uyum içinde çalışan mükemmel bir fabrika gibi… Bu olaylar, çocukların büyümesini, büyüklerin sağlıklı yaşamasını sağlar. Bu düzenin sağlıklı devamı, dengeli bir beslenme ile gerçekleşir. Alınan dengeli oranlardaki protein, karbohidrat ve yağ içerikli besinler, birbiri ile birleştirilerek vücuda uygun hale getirilir. İşte bu birbiri ile birleştirme aşamasında vitaminler devreye girer. Temel maddelerin olduğu ortamda yardımcı olarak görev yaparlar. Pek çok kişinin yanlış bildiği şekilde vitaminler beslenmeyi sağlamaz; alınan besinlerin işlenmesine yardım eder. Yemek yaparken yemeğe lezzet katan tuz, biber gibi çeşni görevi görür.

    Vitaminlerin de vücuttaki belli organlarda iş yükü paylaşımı söz konusudur. Örneğin B vitamini, siniri sistemi ve kan yapımında daha aktif görev görür. C vitamini, enfeksiyonlara direnci artırır. Konumuz olan D vitamini de ağırlıklı olarak iskelet sistemi; yani kemiklerin sağlığında ana görev görür.

    D vitamini, yağda eriyen vitaminlerdendir. Suda eriyen vitaminlerde olduğu gibi fazlası vücuttan idrarla atılamaz; depolanır. Fazlasının kendine göre zararları vardır. Az tuz yemeğe lezzet katar; çok tuzlu yemeği ise yiyemezsiniz. Dengesi önemlidir.

    Hayatın ilk 1 yılında, beslenme esas olarak anne sütüne bağımlıdır. Bebeğin hareketi ve direkt güneş ışınlarıyla karşılaşması da kısıtlı olduğu için bütün yük anne sütüne düşer. Anne sütündeki D vitamini ise bebeğin ihtiyacını karşılamada yetersiz kalır. Hele annenin kendisinde D vitamini eksikliği varsa, bu yetersizlik iyice belirginleşir. Bu nedenle de özellikle ilk 1 yaşta bebeğin günlük D vitamin ihtiyacı damla olarak eklenir. Kemik gelişiminin oldukça hızlı olduğu; henüz kıkırdak aşamasında olan iskeletin kemikleşmeye geçişi bu dönemlerdedir. Bu aşamada D vitamini eksikliği; kemiklerin yetersiz, eğri büğrü oluşmasına yol açar. Bütün iç organların yerleştiği kemik çatının bozuklukları içindeki bütün iç organları ve onların fonksiyonlarını etkiler. İlk 1 yaş boyunca ortalama günde 400 ünite kadar D vitamini desteği çok önemlidir.

    Daha sonraki yaşlarda D vitamini vücutta kendi yapılır. Alınan gıdalardaki kolesterol ana madde olarak kullanılır, deriye ulaşan güneş ışınları bunları işler; böbrek ve karaciğerin de yardımı ile aktif D vitamini yapıp ihtiyacını karşılar. Ya yeterli ana madde oluşacak gıda alım yetersizliği ile ya da derinin direkt güneş ışığını yeterince alamaması sonucu ise D vitamini eksikliği gelişir. Yanlış yapılan diyetler, özellikle hanımların giyinme alışkanlıklarına bağlı vücudun yeterli güneş görmemesi sonucu her yaşta D vitamini eksikliği olabilir. Bizim ülkemizde de gerek kadınlarda, gerek erkeklerde D vitamini eksikliği sanıldığından çok daha fazladır. Bir Akdeniz ülkesi olan ülkemizdeki bol güneşten yeterince yararlanamıyoruz.

    Başta dedim ki; D vitamini eksikliği , kemik ve iç organları etkileyen sorunlara yol açabilir. İşte solunum sistemi de bundan payını alıyor. Allerjik hastalıklarda da D vitamini ile ilişkiler bulunmuştur. Yapılan pek çok çalışmada, D vitamini eksikliği ve bunun derecesine bağlı olarak astım görülmekte veya şiddeti artmaktadır. Sadece astım değil, egzema, alerjik nezle gibi diğer alerjik hastalıkların da D vitamini eksikliği ile ilişkisi vardır. Sadece eksik olan D vitaminini tamamlamakla astım kontrolüne büyük katkılar sağlanabilir.

    D vitamini, güneş ışınlarının çok yatık geldiği sabah erken veya akşam geç saatlerde üretilemez. Daha dik geldiği öğle civarındaki ışınlar daha etkilidir. Bunun için güneş altına yatıp uzanmak gerekmez. Kollar, bacaklar gibi açık olan vücut yüzeyleri de yeterli olabilir. Sadece D vitaminini değil; bütün vitaminleri doğal yollardan, gıdalardan almak en doğrusudur. Pek çok annenin yanlış alışkanlıkları olan hadi bir de vitamin verelim yaklaşımı doğru değildir. Neyse ki ilaç olarak verilen vitaminlere bağlı yüksek doz yan etkileri kolay kolay oluşmuyor. Yine de doktorunuza danışmadan çocuğunuza devamlı vitaminler, balık yağları, bitkisel diyerek zararsız olduğu sanılan ilaçları vermeyin.

    Son yıllarda kanserojen etki riski ile güneş ışınlarından aşırı sakınmak da söz konusudur. Güneşten koruyucu kremler çok yaygın kullanılmaktadır. O zaman da D vitamini eksikliğine zemin hazırlamaktadır. Peki ne yapalım? Hem kanserojen ışınlardan korunun diyorsunuz, hem güneş ışınları faydalı diyorsunuz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da denge önemli. Hiçbir kısmını abartmadan; hem güneşlenelim, hem de aşırıya kaçmadan korunalım. Medyada gördüğümüz bazı kişiler gibi yaz boyu deniz kenarındaki şezlonga uzanıp yarı zenci kıvama gelene kadar karamak da doğru değil, ellerini kapatmak için eldiven , yüzünü kapatmak için peçe takacak kadar aşısı sakınmak da doğru değil.

    Çocuklar, içlerinden gelen dürtülerle en doğruya ulaşır. Eskiden çocuklar sokaklarda daha doğrusu açık havada oynarken bu sorun bu kadar yoktu. Şimdi kapalı ortamda, bilgisayar ve benzeri elektronik oyunların başında, güneşle tanışmadan yaşadıkları için D vitamini eksikliği de çocuklar arasında çok yaygın görülmekte.

    Benim önerim, en azından çocuklarımıza herhangi bir nedenle kan tahlili yaptırmak gerekirse, bir de kandan D vitamini düzeyi baktırıp, eksiklik varsa doktoruna danışarak tamamlanmasını sağlayın.