Etiket: Güneş

  • Güneş lekeleri, yaşlanmanın ilk habercisi olabilir mi?

    Ciltte lekeler, cildimize rengini veren melanin pigmentinin artması ile ortaya çıkmaktadır. Bu pigmentin üretimi melanosit adı verilen hücreler tarafından çeşitli hormonların ve ultraviyole ışınlarının etkisiyle olmaktadır. Güneş ışınlarının etkisiyle otomatik olarak sentezi başlayan bu pigmentler, aslında cildimizin doğal güneş koruyucularıdır. Ancak ozon tabakası delik olduğu için kanserojen olan ışınlara karşı kendi doğal pigmentlerimiz yeterli koruma yapamamaktadır.

    Benler, yaşlılık lekeleri, güneş lekeleri, çiller oluş mekanizmalarına göre birbirlerinden farklı görünen cilt lekeleridir. Tedavilerinde birinci hedef güneşten ve solaryumdan uzak durmak veya bilinçli olarak bunlardan faydalanmak, ikinci hedef dermatoloji uzmanının lezyona göre uygun gördüğü tedavi yöntemlerini uygulamak ve düzenli olarak takip ederek kötü huylu hale gelmelerini engellemektir.

    Ciltte görülen lekelerden başlıcası ben’ler diye bildiğimiz melanin sayısının lokal olarak artmış olduğu lezyonlardır. Bunlar doğumsal olabileceği gibi bazıları sonradan ortaya çıkabilir. En küçük olanından, vücudun büyük bir kısmını kaplayacak büyüklükte olanlara kadar çok çeşitli olan benlerin tedavis,i bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirildikten sonra yapılmalıdır. Bazıları sadece cerrahi olarak çıkarılabilirken bazılarına lazer tedavisi de yapılabilmektedir.

    Ultraviyole ışınlarının etkisiyle oluşan güneş lekeleri bazen tek başına bazen bir hormonal durumun da etkisiyle ortaya çıkabilmektedir. Gebelik, adet düzensizliği, doğum kontrol hapları kullanmak ve ailesinde benzer durumu olmak (genetik) melazma (gebelik maskesi) adı verilen bu tip lekelere sebep olmaktadır. Daha çok alın, elmacık kemiklerin üstü, dudak üstünde görülebilen, cilt renginden daha koyu renkli olan bu durumun tedavisi çeşitli ilaç kremlerle ve dermatolojik yöntemlerle olabilmektedir.

    Bir dermatoloji uzmanı tarafından muayene edildikten sonra lekenin derinliğine ve yayılımına göre hastamızın cilt kalınlığı analiz edildikten sonra mikrodermabrazyon veya kimyasal peeling yapılabilir. Tek başına veya bu yöntemlerle birlikte lazer tedavileri ile çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Tedavi süresi hastamızın mevcut lezyonunun var oluş süresi, büyüklüğü ile ve uygulanan yöntemle ilişkili olup uygulamalar sonbaharda başlayıp bahar ayının ortalarına kadar tamamlanmak üzere programlanır.

    Ultraviyole etkisiyle ortaya çıkan bir başka cilt lekesi de lentigo (güneş lekesi veya yaşlılık lekesi)dur. Genellikle orta yaştan sonra bazen daha erken yaşlarda görülen ben’lerde olduğu gibi melanosit denilen hücrelerin sayısının artmasıdır. Şekil olarak ben’lerden farklıdır. Lentigolar daha yüzeyel ve yıldızsı uzantıları olan sütlü kahverenginden koyu kahverengiye değişen renklerde görülür. En sık el sırtında (yaşlılık lekeleri), göğüs V bölgesinde (güneş lekeleri), omuzlarda, sırtta ve alında görülür. Yaşla birlikte sayıları ve büyüklükleri artabilir. Bu lezyonların varlığı, güneş hasarına açık bir cilt olduğunun da habercisidir.

    Bu tip ciltlerin mevcut benlerinin de bir dermatoloji uzmanı tarafından dermatoskop yöntemi ile takip edilmesi gerekir. Tedavisinde soyucu tedaviler, kriyoterapi ve ilaçlar kullanılabilmekte ancak en başarılısı lazer tedavileri olmaktadır.

    Cilt tipimizin açık renkli olması ve genetik yatkınlığa bağlı olarak çiller de ortaya çıkmaktadır. Bunlar güneşin etkisiyle cildin derin tabakasından yüzeyine doğru pigmentlerin göçü ile ortaya çıkmakta olup; melanin sayısı ise normaldir. Güneşe maruziyet ortadan kalkınca kaybolmaktadır. Bu nedenle genellikle tedavi edilmelerine gerek yoktur.

  • Yaz ve deri sağlığımız

    Yaz ve deri sağlığımız

    Yaz mevsimine yaklaştığımız şu günlerde güneşin etkisini daha çok hissediyoruz. Güneş ışığı,tatil ortamı ile birlikte kişiyi dinlendirir,rahatlamasını sağlar.Ancak, son yıllarda ozon tabakasındaki delinme nedeniyle,binlerce faydası olan güneşi,yararından çok zararı nedeniyle tartışıyoruz. Kuşkusuz en büyük zararı,deri kanserlerinde özelliklede melonom denen türünde oluşturduğu belirgin artıştır.

    Fotoyaşlanma bir diğer etkisi olup,uzun süreli güneşe maruz kalma sonucunda ciltte derin çizgi ve kırışıklılar,kaba cilt yapısının oluşmasıdır. Yaşlılık lekeleri ve deri kanseri öncüsü oluşumlarda da sayıca artış mevcuttur.

    Güneşin uzun zamalı etkilerinin yanında, yaz mevsiminin gelmesiyle ısı artışına bağlı olarak artan deri hastalıklarıda mevcuttur.Güneş alerjileri, güneş yanıkları,mantar hastalıkları,isilik,kaşıntı bunlardan bazılarıdır.

    Yaz aylarında artan ısıya bağlı olarak vücutta su kaybının oluşması ve yıkanma alışkanlığının artması nedeiyle deride kuruma olur.Özellikle kol ve bacaklarda deri kuruluğu daha belirgindir.Artan kuruluk zamanla kaşıntı ve egzamalara neden olur.

    Güneş aynı zamanda kılcal damarlarda genişlemelere neden olduğundan,yaz aylarında kılcal damar varisleride artış gösterir.

    Aşırı terleme sonucunda özellikle hava almayan,sürtünmeye maruz kalan bölglerde(koltuk altı,kasıklar vb..) pişikler,ter bezi ağızlarının tıkanması sonucunda da isilikler artabilir. Sivilce ve yağlanmada artış ise diğer cilt prolemlerini oluşturur.

    Terlemeyle orantılı olarak artan bir diğer hastalık mantar hastalıklarıdır. Özellikle hava almayan bölglerde daha çok görülür.Gövdede ise lekeler tarzında seyrden ”tiena versicoler”denen mantar tümü sayıca artar.

  • 7den 70e herkes güneşten koruyucu kullanmalı

    7den 70e herkes güneşten koruyucu kullanmalı

    SPF (Sun protection factor yada güneşten koruma faktörü) adı verilen ürünler, güneş hasarlarına karşı korunabileceğimiz süreyi uzatırlar. Ne kadar yüksek faktörlü SPF kullanılırsanız, korunma süresi o kadar artar. Ancak bu ürünlerin çoğu suyla akıp gider. Bu nedenle terleme veya suya girme gibi bir nedenle ıslanacak olursanız, yeniden koruyucu sürmeniz gerekir. Bütün gün dışarıda kalacaksanız, ancak 45 veya 60 faktör SPF sürerek kendinizi koruma altına alabilirsiniz. Aklınızda olsun, SPF sürmeniz makyaj yapmanıza engel değildir. Ancak makyajla renklenen cildiniz,yoğun güneş altında (özellikle allık), ışığı daha fazla çekeceği için lekelenmeye neden olabilir.

    Yaşlı, genç herkes güneş riski altındadır. Bebeklere 6 aylıktan itibaren koruyucu sürülmelidir. 18 yaşın altındaki gençlerde ve çocuklarda güneş etkilerine bağlı kanser tehlikesi çok yüksektir. Çünkü bu yaşlarda deri ince ve hassastır. Ayrıca kendilerini korumayı bilmezler. Oyun oynarken veya dışarıda dolaşırken, güneş altında geçirdikleri zamanın farkına varmazlar. 18 yaşından sonra bronzlaşma tutkusu bize her türlü tedbiri unutturur. Oysa güneşten koruyucular, en iyi kırışık kreminden bile daha önemlidir.

    Bronzlaşma ürünleri ile SPF ürünleri birbirinin zıttıdır:
    Bir çok kişi bronzlaştırıcı kremleri koruyucu kremlerle karıştırır. Sanki güneş altında her yağ, her sprey , her krem aynı işe yararmış gibi davranır. Sonunda ıstakoz gibi kızarınca şaşırır, kullandığı ürünü suçlar. Oysa bronzlaşma ürünleri ile, SPF ürünleri birbirinden tamamen farklıdır. Hatta birbirinin zıttıdır!

    § Cilde hiçbir şey sürülmeksizin yanıldığı zaman, cilt güneş ışınlarının bir kısmını emer, bir kısmını yansıtır.
    § Bronzlaştırıcı kremler sürüldüğünde, cilt güneşi daha çok emer, daha az geri yansıtır. Bu da güneş hasarlı bronzlaşmanın daha çok olacağı anlamına gelir…
    § Koruma faktörlü kremler (SPF) ise, güneşin emilmesine engel olur, ışınları yansıtma oranını arttırır.

    Kendinize çok iyi bakın,

  • Kırışıklıklar ve lekelerin çoğu güneşin eseridir

    Tüm uzmanlar, giderek artan bir hassasiyetle, bizi güneşe karşı uyarıyorlar. Biz güneş altında bronzlaşarak daha güzel olmayı ümit ederken, bir yandan da cilt yaşlanmasına tüm kapıları ardına kadar açmış oluyoruz. Kısa süreli olarak esmerlik bizi hoş gösterebilir ama orta ve uzun vadede başımıza büyük işler açar. Çünkü güneşin hiç şakası yok! Güneş tüm sağlığımızı, gençliğimizi ve güzelliğimizi tehdit ediyor. Bunu anlamak için alim olmamıza gerek yoktur.

    GÜNEŞ GÖRMEYEN YERLERİMİZDE KIRIŞIKLIK OLUŞMAZ
    Gerçeği fark edebilmek için, gayet basit bir gözlem yeterlidir. En fazla güneş gören yerlerimiz nereleridir? Kuşkusuz yüzümüz, boynumuz, dekoltemiz, kollarımız ve ellerimiz. En çabuk yaşlanan yerlerimiz tam da buralarıdır. Kırışıklık, çizgiler, lekeler hep yüzümüze özgü sorunlardır. Vücudumuzun güneş görmeyen yerlerinde kırışıklıktan ve lekelerden bahsetmeyiz. Çünkü yoktur! Evet kalçalarımız, karnımız, popomuz, bacaklarımız, göğüslerimiz de bizi kaygılandırabilir ama ciltleri yönünden değil. Oralarda yağ dokusu ile, kaslarla, ödemlerle, sellülitlerle yada varisler gibi kan dolaşımına ait sorunlarla baş etmeye çalışırız. Kırışıklıklar ve lekeler ise, bire bir güneşin eserleridir. Emin olun, güzellik salonlarını, estetik merkezlerini meşgul eden işlemlerin büyük çoğunluğu güneş hasarları ile ilgilidir.

    * Güneşlenmek bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tüm hastalıklara davetiye çıkarılması anlamına gelir. Bugün konuyu güzellik açısından ele aldığım için cilt kanserlerinin ne kadar büyük bir hızla arttığından bahsetmiyorum. Kuşkusuz güneş ışınlarının en tehlikeli sonuçları onlardır. İnsan başına gelmedikçe böyle şeyleri aklına getirmemeye çalışır ama gerçek değişmez.

    BRONZLAŞMAK, GÜZELLİK ARAYIŞINDA BÜYÜK BİR YANILSAMADIR:
    Cildin yaşlanmasına yol açan birçok neden sayabiliriz ama bunlar genel olarak iki grupta toplanırlar.

    § Birincisi organizmanın doğal seyrinde gelişen içsel yaşlanmadır.
    § İkincisi ise dış faktörlerden kaynaklanan yaşlanmadır. Sigara, dengesiz beslenme, uykusuzluk vs. gibi. Bunların en başında güneş ışınlarının yıkıcı etkileri gelir.

    Cildimizdeki olumsuz değişimlerin %80’i güneş hasarlarıdır. 50 yaşında ortaya çıkan derin kırışıklıkların büyük bölümü, 20’li yaşlarda maruz kaldığımız güneş ışınlarının sonuçlarıdır.

    PHOTO AGİNG
    Doğal seyrinde yaşlanan deriler, yumuşaklığını kaybetmezler ve kırışıkları hafif, ince çizgiler halindedir. Fazla güneşlenen insanların cildi ise zamanla kalınlaşır, sertleşir ve kırışık çizgileri derinleşir. Çünkü güneş ışınları cildi gergin, esnek ve pürüzsüz tutan doğal yapıyı bozar. Deriye gerginliğini ve sıkılığını sağlayan liflerin bir kısmı dejenere olur, bir kısmı da yok olur. Bu durum cildi desteksiz bırakır. Cilt köselemsi bir görünüm almaya başlar ve photo-aging belirtileri oluşur.

    “Photo-aging” yaşa değil, güneşe bağlı yaşlanmaya verilen addır. Birçok sanatfotoğrafında gördüğümüz gibi yüz adeta oluk oluk ve kat kattır. Bu durum tipik olarak, yaşamları boyuncagüneş altında toprakla uğraşan köylülerde, balıkçılarda ve denizcilerde görülür. Ama önlem almazlarsa, saatler boyunca plajda güneşlenmeyi sevenlerin kaderi de maalesef farklı olmaz..

    Photo-Aging’in sonuçları:

    Ø Genç sayılabilecek bir yaşta yüzde derin çizgiler oluşmaya başlar.
    Ø Cilt nemini kaybeder.
    Ø Cilt yüzeyi pürtüklenir, rengi homojenliğini kaybeder
    Ø Cilt rengi küllü bir sarıya dönüşür, matlaşır ve donuklaşır.
    Ø Deri kalınlaşır ve köselemsi bir yapı alır
    Ø Gözle görünür porlar oluşur, siyah noktalar artar
    Ø Cilt en küçük bir tahrişte morarmaya başlar
    Ø Yüzdeki kılcal damarlar yüzeyde bir örümcek ağı gibi görünür
    Ø Çiller ve yaşlılık lekeleri oluşur: Kahverengi (hiperpigmentasyon) veya beyaz (hipopigmentasyon) lekeler.
    Ø Deride, ileride kanser riski taşıyabilecek, pürtükler, kabarıklıklar meydana gelir;
    Ø Aktinik keratoz, bazal hücreli epitelyoma ve squamous hücreli karsinomlar gibi cilt dejenerasyonları meydana gelir.
    Ø En büyük tehlike ise deri kanserleridir!
    Doğal yaşlanma sürecini dejenere eden faktörler

    Bazı etkenler insanı ve yaşama tutunan direncini, savunmasız hale getirir:

    § Güneş ışığı
    § Sigara
    § Hava kirliliği
    § Dengesiz beslenme
    § Alkol tüketimi
    § Stres
    § Sert sabunlar, deterjanlar ve bazı kozmetik ürünler
    § Uyku düzensizlikleri ve yatış şekli
    § Mimikler

    Güneş:

    PHOTO-AGING

    Güneş ciltteki yağı parçalar ve kollajeni yiyip bitirir !
    Sonuç, erken yaşlanmadır.

    Cildi zamanından önce yıpratan sayısız dış etken içinde en önemlisi
    güneş ışınlarıdır.

    Güneş, bir bakıma hücreleri yiyip bitiren serbest radikalleri çoğaltır ve
    aktifleştirir. Aynı zamanda, cilt hücrelerindeki yağı parçalayan bir enzim üretir.
    Bu enzimin adı, “arakidonik asit” tir. Güneş etkisiyle artan
    serbest radikaller “transciption” faktörlere dönüşürler ve hücrelerin merkezine,
    DNA’nın faaliyetine zarar verirler. Güneşten alınan ultraviyole ışığı ile yaratılan
    tüm bu faktörler ve enzimler, ciltteki kollajeni sömürmeye başlarlar. Bazı bilim
    adamları bu duruma mikro yaralanma adını verirler. Bunların bir araya gelmesiyle
    derin kırışıklıklar oluşur.

    MİKRO YARALANMA TEORİSİ

    Ø Güneş serbest radikalleri arttırır.
    Ø Serbest radikaller transcription faktör adı verilen molekülleri aktifleştirir.
    Ø Transciption faktörler hücrelerin merkezinde bulunan nükleus (çekirdek) hücresinin merkezine ulaşırlar.
    Ø Nükleusa ulaşan bu faktörler DNA’yı değişik kimyasallar üretmeye zorlarlar.
    Ø Örneğin, NFk-B gibi kimyasallar iltihaplanmalara neden olurlar ve yaşlanma sürecini hızlandırırlar.
    Ø Ultra viyole ışığı ile aktive olan transciption faktörler AP1 ‘e dönüşürler.
    Ø AP1 ciltteki kollajeni sindiren enzimler üretmeye başlar.
    Ø Bütün bunların sonucunda kollajen dokusunda mikro yaralanmalar oluşur.
    Ø Mikro yaralanmalar birleşerek derin kırışıklıkları meydana getirir.

    Kitabımızın, “Bronz Tutku” adlı bölümünde daha ayrıntılı anlatılmış olduğu gibi, bu etkilere cildin kalınlaşması, yaşlılık lekeleri, çiller, renk hücrelerinin kaybı, ekimozlar, kılcal damar çatlamaları ve deri kanseri riski eklenir.

    İyisi mi, siz güneşten korunmayı ihmal etmeyin. Saat 10 ile 15 arasında plajlara hiç uğramayın. Sabah erken saatlerde veya akşamüzeri denize girmenin keyfini çıkarın. Gene de bol bol güneşten koruyucu sürerek kendinize iyilik edin. İnanın, koruma faktörü (SPF) yüksek, iyi bir güneşten koruyucu, cildiniz için en pahalı nemlendiriciden veya kırışık engelleyici kremden daha yararlıdır. Camlarının rengi koyu, UV filtreli bir güneş gözlüğü ise hem gözlerinizi katarakt tehlikesinden korur hem de tüm gözaltı kremlerinden daha etkili olur.

    Bronzlaşmak istiyorsanız, gelişmiş solaryumlardan veya cilde renk veren kremlerden yararlanın. Bir sezonluk bronzluk ve çekicilik uğruna, daha sonraki yılları kendinize zehir etmeyin.
    Umarım tadınızı kaçırmamışımdır. Ama daha otuzlu yaşlarında yüzü kırış kırış olmuş ve lekelerle dolmuş hastalar beni çok üzüyor. İnanın güneşi ben de çok seviyorum ama güneşin saat 20’den sonra battığı bu imtiyazlı günlerde, öğle saatlerini evde geçirip, gün batımını plajda yaşamak hem daha güvenli hem de daha keyifli.

    Haftaya, sağlığınızı tehdit etmeden nasıl bronzlaşabileceğinizi yazacağım.

    Şimdilik hoşçakalın,

  • Bağışıklığın mucize formülü

    Bir sıcak bir soğuk kararsız havaların hastalıklara davetiye çıkarabildiği bahar mevsimiyle birlikte bağışıklığı güçlendirmenin en iyi formülü D vitamini deposu güneş..Bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve buna bağlı olarak çok ağır hastalıklara yol açan D vitamini yetersizliğinin en iyi ilacını güneş ışınları. Yağ içerisinde depolanan vitaminlerden birisi olan D vitamini, hücre büyümesi, kemik ve kas gelişiminde, kalsiyum emilimi, iltihaplı hastalıklarla mücadelede ve bağışıklık sisteminde çok önemli rol oynar.

    D vitamini, kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini sağlar. D vitamini aynı zamanda parathormonun (paratiroid bezleri tarafından salgılanan, kandaki kalsiyum seviyelerinin en önemli düzenleyicisi)salınımını önler. Yine D vitamini birçok hastalık ve kanser türüne karşı koruyucu etkilere sahiptir.

    D vitamin için en iyi ve doğal kaynak güneştir. D vitamininden faydalanabilmek için derinin güneşte 15-30 dakika kadar durması gerekir. Güneş ışınları deri üzerindeki yağları harekete geçirerek daha sonra vücutta emilebilen formda olan vitamini üretir.

    Bahar mevsimindeki kararsız havalar, soğuk algınlığı başta olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bu dönemde bağışıklık sistemini güçlü tutmanın en iyi yolu güneşten geçer.

    D vitamini eksikliği hastalıklara yakalanma riskini artırır.Zayıf bünyelerde düşük bir bağışıklığa, kas ve kemiklerde gelişim geriliklerine, saç ve tırnak soruları ile kanser gibi ciddi bir rahatsızlıklara da sebep olan D vitamini yetersizliği kalp krizi ve böbrek taşının da sebepleri arasındadır.

    Genel olarak D vitamini yetersizliği; metabolizmada kemik ve iskelet sistemi rahatsızlıkları olarak kendini gösterir. Özellikle bebeklerde ve çocuklarda görülen bir beslenme yetersizliği hastalığı olan “Rikets” ve onun erişkinlerdeki şekli olan osteomalasi (Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık) D vitamin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

    D Vitamini bazı kanserlerin, kalp ve diyabet hastalığının gelişimini önler. Tansiyonu dengeler. Depresyondan korur.

    Günlük D vitamin ihtiyacı kadınlarda ve erkeklerde 15 mcg/gündür. En iyi D vitamini kaynağı ise güneş ile D vitamin içeren hayvansal besinlerdir.

    Deniz ürünleri de D vitamin deposudur. Özellikle somon, uskumru, ringa, ton balığı, karides, istiridye, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, yogurt, peynir, tereyağı, balıkyağı karaciğer D vitamin içeren besinlerdir.

    D vitamininin fazla miktarlarda alınmasının ise metabolizmada toksik etkiye yol açarak, dönüşümü olmayan problemlere sebep olabileceği unutulmamalıdır.

  • Kanser riskini nasıl azaltabiliriz

    Sağlıklı beslenmeden tutunda düzenli yaptırılan kanser taramalarına kadar hayatınızda yapacağınız küçük değişiklerle kansere yakalanma riskini kontrol altına alın.

    Muhtemelen kanseri önleme ile ilgili birbiriyle çelişkili pek çok rapordan haberiniz vardır. Bazen bir çalışma veya raporda önerilen spesifik bir kanser önleme tavsiyesi bir diğerinde söylenenin tam da aksi olabilir. Peki. Eğer kanser önleme konusunda endişeleriniz varsa, günlük hayatınızda küçük değişiklikler yaparak büyük bir fark yaratabilirsiniz.

    Tütün kullanmayın

    Tütünün her türlü kullanımı sizi kanserle yaşanacak bir çarpışmaya sürükler. Sigara içmek akciğer, mesane, rahim ve böbrek kanseri de dahil olmak üzere pek çok kanser türüne davetiye çıkarıyor. Ayrıca tütün çiğneme ağız boşluğu ve pankreas kanserinin oluşumu ile yakından ilişkili. Tütün kullanmasanız bile, sigara dumanına maruz kaldığınızda akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmış oluyorsunuz.

    Tütün ve mamullerinden uzak duruyorsanız veya bırakmaya karar verdiyseniz bu sağlığınız için aldığınız en önemli kararlardan biridir. Ayrıca, sadece bununla kalmayıp kanseri önleme konusunda da önemli bir adım atmışsınız demektir. Eğer sigarayı bırakabilmek için yardıma ihtiyaç duyuyorsanız doktorunuza danışın. Size sigara bırakmaya yardımcı ürünler ve diğer metotlar hakkında bilgi verecektir.

    Sağlıklı beslenin

    Yemek saatlerinde ya da market alışverişi yaparken sağlıklı tercihlerde bulunmak sizi kanserden korumak için garanti vermez fakat kansere yakalanma riskini düşürmekte size yardımcı olacaktır.

    Bu kuralları dikkate alın:

    Meyve ve sebze yiyin

    Beslenme düzeninizi sebze, meyve ve bitkisel kaynaklı gıdaları baz alarak oluşturun — tam tahıllar ve baklagiller gibi.

    Yağ tüketimini sınırlandırın;

    Hayvansal yağları kullanmaktan, fazla yağlı besinleri tüketmekten kaçının. Bunun yerine daha hafif ve daha küçük porsiyonlar oluşturarak yemek yemeyi deneyin.

    Eğer alkol tüketecekseniz aşırıya kaçmamaya özen gösterin;

    Düzenli olarak alkol kullanımının ve tüketilen alkol miktarının artması meme, kolon, akciğer, böbrek ve karaciğer kanseri gibi kanser türlerine yakalanma riskinizi de arttırır.

    Günlük rutininizde fiziksel aktivitelere her zaman yer ayırın ve ideal kilonuzu korumaya çalışın;

    Sağlıklı olduğunuz kiloyu korumak meme, prostat, akciğer, kolon ve böbrek kanseri de dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinin görülme riskini azaltabilir. Hareket etmeyi unutmayın. Kilo kontrolünü sağlamaya yardımcı olmasının yanı sıra fiziksel aktivitelerde bulunmak meme ve kolon kanserine yakalanma riskinizi de azaltmakta.

    Günlük olarak en az 30 dakikanızı egzersize ayırmalısınız. Tabi daha fazlasını yapabiliyorsanız bu çok daha iyi olur. Bir fitness sınıfına kaydolmayı, favori bir sporu yeniden keşfetmeyi veya günlük tempolu yürüyüşler için bir arkadaşınızla buluşmayı deneyin.

    Kendinizi güneşin zararlı ışınlarından koruyun;

    Cilt kanseri kanser türleri arasında en sık rastlananı olmasına karşın korunabilirliği de en fazla olan kanserdir. Bu ipuçlarını deneyin:

    Öğle saatlerinde güneşe çıkmaktan kaçının;

    Güneş ışınlarının en kuvvetli olduğu saatler olan 10:00 ve 16:00 arasında güneşten uzak durun.

    Gölgede kalmaya çalışın;

    Açık havaya çıktığınızda mümkün olduğunca gölgede kalmaya çalışın. Güneş gözlüğü ve geniş kenarlı şapkalar kullanmak bu konuda size yardımcı olacaktır.

    Cildinizi güneşten koruyun;

    Mümkün olduğunca teninizi örten sıkı dokunmuş bol ve pamuklu giysileri tercih edin. Pastel tonlar ya da ağartılmış pamuk kumaşlar yerine ultraviyole ışınlarını geri yansıtan açık parlak renkleri veya koyu renkleri tercih edin.

    Dışarıya çıkarken güneş kreminizi sürmeyi ihmal etmeyin;

    Dışarıda kaldığınız sürece güneş kreminizi sık sık ve bolca sürmeye devam edin.

    Solaryuma girmeyi tercih etmeyin;

    Solaryum da cildinize en az doğal güneş ışığı kadar zarar verir.

    Aşı olun;

    Bazı viral enfeksiyonlardan korunmak kanser oluşumunu önlemek için etkili bir yoldur. Hepatit B ve HPV’ ye karşı aşılanma konusunda doktorunuza danışın.

    Hepatit B. Hepatit B virüsü karaciğer kanseri oluşu riskini arttırabilir. Hepatit B aşısı rutin olarak bebeklere yapılır. Ayrıca, kanser görülme riski yüksek olan bazı yetişkinler için tavsiye edilir. Özellikle karşılıklı sadakate dayanmayan cinsel aktiviteler içinde olan yetişkinlere, hemcinsi ile ilişkiye giren erkeklere, enfekte kan veya vücut sıvılarına maruz kalabilecek sağlık veya kamu güvenliği işçilerine aşılama yapılmalıdır.

    İnsan papilloma virüsü (HPV). HPV rahim ağzı kanserine sebep olabilecek cinsel yolla bulaşan bir virüstür. HPV aşısı 26 yaşından daha genç ya da ergenlik döneminde aşı olmamış erkekler ve kadınlar için yapılması uygun bir aşıdır.

    Riskli davranışlardan kaçının

    Kanseri önlemeye yardımcı bir diğer strateji ise kansere sebebiyet verebilecek riskli davranışlardan kaçınmaktır. Örneğin;

    Güvenli cinsel hayatınız olsun;

    Cinsel partner sayınızı sınırlayın ve sex yaparken prezervatif kullanmayı ihmal etmeyin. Cinsel partner sayınız arttıkça HIV ve HPV cinsel yollarla bulaşan enfeksiyonlara yakalanma riskiniz daha da artar. HIV veya AIDS virüsü taşıyan kişilerin bağışıklık sistemi zayıflar ve anüs, rahim ağzı, akciğer kanserine yakalanma riski de yüksektir. HPV en çok rahim ağzı kanseri ile ilişkilidir, ama aynı zamanda anüs, penis, boğaz, vulva ve vajina kanseri riskini arttırabilir.

    İğnelerin tek sefer ve bireysel kullanıma uygun olduğunu unutmayın;

    İlaç kullanan bağımlılar arasında aynı iltihaplı iğneyi paylaşmak HIV, hepatit B, hepatit C gibi virüslerinin bulaşmasına sebebiyet verir ve buda karaciğer kanserine yakalanma riskini arttırır. Eğer hap ve uyuşturucu bağımlılığı hakkında endişeleriniz varsa, profesyonel yardım isteyin.

    Erken teşhis konusunu ciddiye alın;

    Deri, kolon, prostat, rahim ve meme kanseri gibi kanser türleri için düzenli olarak kendi kendinizi muayene etmek ya da kanser tarama testleri yaptırmak hastalığı ilk aşamalarındayken yani tedavinin beklenenden daha iyi sonuç verdiği erken evrelerde teşhis etmenize ve tedavide başarılı sonuçlar almanıza yardımcı olur. Sizin için en iyi kanser tarama programını doktorunu

    Obezite

    Obezite (şişmanlık) bir çok kanser türüne yakalanmayı kolaylaştırmaktadır. Obezitenin meme ve rahim kanserleri başta olmak üzere bugün 13 kanser türüyle ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle kilo almayınız, eğer kilo fazlalığınız varsa diye azaltınız.

    Fizik aktivite

    Fizik olarak aktif olunuz. Mümkünse her gün bir saat yürüyüş yapınız. Bu da sizi kanserden ve kalp hastalıklarından koruyacaktır.

  • Sıcak çarpmasına karşı 7 önlem

    Açık ve sıcak alanlarda çalışanlar dikkat!

    Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:

    * Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar

    * Kalp ve böbrek yetmezliği

    * Şeker hastalığı

    * Yüksek tansiyon

    * Gebeler

    * İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar

    * Alkol bağımlıları

    * Obezite ve aşırı zayıflık

    * Cilt hastalığı olan bireyler

    Güneş yanığı vakaları artıyor

    D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.

    Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!

    Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:

    * Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt

    * Halsizlik, bitkinlik

    * Terlemede azalma

    * Çarpıntı ve hızlı nefes alma

    * Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları

    * Yüksek vücut sıcaklığı

    * Baş ağrısı

    * Kas krampları

    * Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali

    * Kasılma

    * Bayılma ve baygınlık

    * Bilinç kaybı, koma

    Soğuk uygulama şart

    Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir.

    Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.

    Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu

    1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.

    2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.

    3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

    4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.

    5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.

    6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

    7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.

  • Güneş çarpması

    Güneş çarpması güneş altında uzun süre kalma sonucu, vücut ısısını ayarlayan mekanizmaların bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan klinik bir tablodur.

    BELİRTİLER

    Sıcak çarpmasında yüksek ateş, kuru –sıcak-ağrılı cilt, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma ve baş dönmesi, kas krampları , çarpıntı gibi belirtilerin yanında uykuya eğilim,şuur bulanıklığı ve komaya kadar varabilen ciddi klinik tablolar görülebilir.

    KİMLER DAHA RİSKLİ?

    Özellikle kronik hastalıkları olan hastalar ( yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kronik böbrek yetmezliği olanlar), kanser hastaları, aşırı kilolu
    veya kaşektik olan kişiler, psikiyatrik rahatsızlığı olanlar, 65 yaş üzeri kişiler, 5 yaş altı çocuklar, gebeler sıcak yaz aylarında çok daha dikkatli olmalıdır.

    NASIL KORUNMALI?

    Sıcağın zararlı etkilerinden vücudumuzu korumak için ; Mecbur kalmadıkça güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarıya çıkılmamalı, Terletmeyen ince, açık renkli ve bol giyisiler tercih edilmeli, mutlaka güneş gözlüğü, şapka ve şemsiye gibi güneş ışığından koruyacak aksesuarlar kullanılmalı, Güneşe çıkmadan yarım saat önce güneş koruyucu kremler sürülmeli günde en az 2,5-3 lt sıvı tüketilmeli( ayran soda su vb.) sindirimi kolay hafif yiyecekler tercih edilmeli. Fırsat buldukça ılık duş alınmalı Uzun ve ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır.

    TEDAVİ

    Güneş çarpmasına maruz kalan kişi hemen serin olan bir yere alınarak üzerinde sıkı giysiler varsa gevşetilir ve kusma riskine karşı yan yatırılır.

    Vücut ısısnı düşürmeye yönelik başına göğüsüne ve koltukaltlarına soğuk su ile ıslatılmış bez koyulabilir veya soğutucularla soğutmaya çalışmak gerekir. Kişinin bilinci açıksa sıvı alımının sağlanması, bilinç kapalı ise kesinlikle içmesi için sıvı verilmemesi takip ve tedavi amaçlı en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılması gerekir.

  • D vitamini ve sağlımız

    D vitamini ve sağlımız

    D vitamini, hormon benzeri fonksiyonları olan bir grup yağda çözünen vitamindir. Türkiye bol güneş ışığına sahip coğrafi bir konumda olmasına rağmen, gebe kadınlar, bebekler, çocuklar ve yetişkinlerde D vitamini eksikliği gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Özellikle kış aylarında güneşten az faydalandığımız için D vitamini sentezi hemen hemen hiç olmamaktadır.

    Bu nedenle D vitamini eksikliği bir hastalık göstergesi olacağı gibi, yetersizliğiyle birlikte bir çok sağlık sorunları da ortaya çıkmaktadır. Diyetisyen Selvi Pamukçu ile hazırladığımız ve siz değerli okuyucularımızın ilgiyle okuyabileceği bu makalenin dikkat çekeceğini umuyorum.

    D Vitamininin Vücuttaki Sentezi

    Bitkisel ve hayvansal kaynaklı olarak alınan D vitamini öncülleri deride ve vücutta sentez edilir. D vitamini iki şekilde oluşur.

    Deride güneş ışığı yardımı ile;

    Yeterli D vitamini alımı günde 20 dakika boyunca kol, bacak ve yüzün ışığa maruz kalması yeterli olabilir. D vitamini

    Tüm D vitamini yapımının yüzde 80’i deride olur,

    Geri kalanın yüzde 20’si ise diyetle bitkisel kaynaklardan ergokalsiferol (D2 vitamini) ve hayvansal kaynaklardan kolekalsiferol (D3 vitamini) alınır

    2. Diyetle besinlerden vitamin D2 ve vitamin D3 alınmasıyla ;

    Hayvansal besinlerden alınan kolekalsiferol(D3) ile bitkisel besinlerden alınan ergokalsiferol (D2), ince bağırsaklardan emilir. Emilen D Vitamini Karaciğerde metabolize olur. D Vitamininin fazlası Karaciğer, yağ ve kas dokularında depolanır. Vitamin D’nin bir kısmı, karaciğerde 25-hidroksikolekalsiferole [25(OH)D3] veya 25-hidroksiergokalsiferole [25(OH)D2]’ye çevrilir. D Vitamininin depolanmayan önemli bir kısmı 25(OH)D3’e dönüşerek kana geçerse de az bir kısmı karaciğerde işlenerek safra yoluyla bağırsağa taşınır ve ince bağırsaktan tekrar emilir(enterohepatik dolaşım). Plazmada bulunan 25(OH)D3 veya 25(OH)D2, böbrek hücrelerine gelir ve hidroksilaz enziminin etkisiyle hücre içinde 1.25(OH)2D3 veya 1.25(OH)2D2’ye dönüşerek aktif D Vitamini Metabolitini oluşturur.

    D vitaminin vücuttaki rolü

    D vitamini bağırsaktan kalsiyum ve fosfor emilimini kolaylaştırıp, böbreklerden fosfor geri emilimini uyararak kemik mineral metabolizmasını doğrudan etkilemektedir.

    İskelet sistemi ve D vitamini ; Eksikliği ile iskelet sisteminde belirtilerle ortaya çıkan hastalıklar raşitizm ve osteomalasidır. Raşitizm, özellikle süt çocuklarında ve ilk yaşlarda çok görülür. Raşitizmde kemikler yumuşar ve kolay bükülür hal alır. Bacaklarda X veya O biçimi çarpıklıklar olur. Osteomalasi ise yetişkinlerde yaygın olarak görülür ve kemikler daha yumuşaktır. Vücutta kalsiyum emilimi ve kemik mineral yoğunluğu düşüktür. Sık doğum yapan, yetersiz ve dengesiz beslenen, güneşten yararlanamayan kişilerde risk artar.

    Diyabet ve D vitamini ; D vitamini pankreastan insülin salgılayan beta hücrelerini uyararak insülin salınımını arttırır. Serum 25-OH-D ile insülin duyarlılığı arasında pozitif ilişki gözlenmiştir. Ayrıca D vitamini yangısal madde üretimi ve lenfosit çoğalmasını azaltarak Tip 1 diyabet oluşuma riskini ve özellikle açlık kan şekerini düşürdüğü gözlenmiştir.

    Obezite ve D vitamini; Vitamin D eksikliği deri altında yağ birikimini artırabilir. Obezitede yağ dokusu arttığı için D vitamini bu dokuda daha fazla depolanmaktadır.

    Ortak genetik ve çevresel ortamlarda gelişen, bel çevresi kalınlığı, yüksek tansiyon, kan yağlarında bozukluk, kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir kardiyometabolik risk faktörleri olarak tanımlanan metabolik sendroma bağlı olan D vitamini eksikliğinin dünyada populasyonu yüzde 30- 60 olarak görülmektedir.

    D vitamini alımı, BKİ (Beden Kitle İndeksi )’ni azaltır ve birlikte kan basıncını düzenleyerek tansiyonu dengeleyebilir. Ayrıca D Vitamini bazı kanserlerin (meme, prostat, kolon rektum kanseri) otoimmün hastalıkların, kalp hastalıklarının gelişimini önler.

    D vitaminin eksikliği riski taşıyan grupları şu şekilde sıralayabiliriz

    Hamile ve emziren kadınlar

    Bebekler ve <5 yaşındaki çocuklar

    <65 yaş üzeri insanla

    Güneşten az yararlananlar veya kapalı ortamda çalışanlar

    Koyu cilt yapısına sahip olanlar(Afrika ve Güney Asya kökenli gibi)

    Ayrıca eksikliğinin nedenlerine baktığımızda diyetle yetersiz D vitamini alımı olanlarda, obezite (şişmanlık), yağ emilimi bozukluğu yapan hastalıklarda (kistik fibrozis, çölyak, whipple, crohn hastalıkları), katabolizmayı arttıran ilaçlar (glukokortikoidler) kullananlarda, karaciğer yetmezliği, nefrotik sendrom, kronik böbrek yetmezliği, genetik hastalıkları (vitamin D bağımlı rikets tip 1-2-3), hipertroidizmi olan kişilerde ve anne sütü kullanan bebeklerde bu vitaminin eksikliği bulgularına çok sık rastlanmaktadır.

    Serum D vitamini düzeyleri

    Kişide vitamin D düzeyini değerlendirmek için genellikle serum 25- Hidroksi vitamin D (25-OH D) ölçümü yapılır.

    25(OH)D düzeyi; 20 ng/ml D’den düşük ise D vitamini eksikliği,
    21 ile 29 ng/ml arasında ise D vitamini yetersizliği,
    30 ile 80 ng/ml arasında ise normal D vitamini düzeyi,
    80 ng/ml’den yüksek ise yüksek D vitamini düzeyi,
    150 ng/ml’den yüksek ise D vitamini intoksikasyonu olarak belirlenmiştir.

    D Vitamini kaynakları

    Bu vtaminin yoğun olduğu diyetlerle, bitkilerde bulunan ergokalsiferol (D2 vitamini) ve hayvan dokularında bulunan kolekalsiferol (vitamin D3) şeklinde alınabilmektedir. Aşağıdaki tabloda gördüğümüz üzere asıl D vitamini, kaynağı Güneş ışığı olup besinlerde ise en fazla sırasıyla derin yağlı su balıklarında (somon, sardalya, uskumru, ton balığı), morina balığı ciğeri ve yumurta sarısında bulunmaktadır.

    D Vitamini

    Doğal Kaynaklar

    Morina karaciğer yağı ∼400–1,000 IU/çay kaşığı vitamin D3
    Somon ∼600–1,000 IU/100 gr vitamin D3
    Sardalya ∼300 IU/100 gr vitamin D3
    Uskumru ∼250 IU/100 gr vitamin D3
    Ton balığı 236 IU/100 gr vitamin D3
    Shiitake mantarları ∼100 IU/100 gr vitamin D2
    Yumurta sarısı ∼20 IU/yumurta sarısı vitamin D3 /D2

    D Vitamini eksikliği önleme ve tedavi yaklaşımı

    Bu önemli vitaminin eksikliğini önlemek için, Endokrin Topluluğu kendi uygulama rehberlerinde bebeklerde ilk bir yıl için günlük 400-1000 IU (2000 IU’ye kadar güvenli), 1-18 yaş arasındaki çocuk ve ergenler için günlük 600-1000 IU (4000 IU’ye kadar güvenli), 18 yaş üzeri erişkinler için ise günlük 1500-2000 IU (10,000 IU’ye kadar güvenli) vitamin desteği önermektedir.

    Ülkemizde ve dünyada bu vitaminin yetersizliği yaygın olarak görülmektedir. Bu durumun kısıtlı güneş ışığına maruz kalma ve diyetsel faktörlerle ilişkili olacağı düşünülerek, kişilere vücudun ihtiyacını karşılamak için uygun beslenme kaynaklarından yeterli D vitamini alımı sağlanmalı ve takviyesi yapılmasının uygun olacağı görüşündeyiz.

    Her gün 30 dk kadar baş, yüz, el, kol ayak ve bacakların güneş ışınlarıyla doğrudan temas ettirilmesi ile birlikte yeterli ve dengeli beslenme çerçevesinde her gün 1 yumurta, 2 su bardağı tam yağlı süt yada ürünleri, haftada 1-2 yağlı balık tüketilmesiyle yetişkin insanlar D vitamini ihtiyacını karşılayabilmektedir.Bu koşulları sağlayamayanlara doktor kontrolünde ek D vitamini verilmesi gerekir.

    Referanslar;

    Fatma Uçar1, Mine Yavuz Taşlıpınar1, Ayşe Özden Soydaş1, Nurgül Özcan. Ankara Etlik İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine Başvuran Hastalarda 25-OH Vitamin D Düzeyleri. Eur J Basic Med Sci 2012;2(1):12-15

    Belkız Öngen Ceyda Kabaroglu Zuhal Parıldar. D Vitamini’nin Biyokimyasal ve Laboratuvar De¤erlendirmesi. Türk Klinik Biyokimya Derg 2008; 6(1): 23-31

    Laird E, McNulty H, Ward M et al. Vitamin D deficiency is associated with inflammation in older Irish adults. J Clin Endocrinol Metab. February 2014.

  • Çocuklarda kanserden korunma yolları

    Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanlığı 2009 yılı kanser istatistiklerine göre, ülkemizde en sık görülen çocukluk çağı kanseri akut lenfositik lösemidir. Daha sonra sıklık sırasına göre beyin tümörleri, nöroblastom, Non-Hodgkin lenfoma, Wilms tümörü, akut myeloid lösemi, kemik tümörleri, Hodgkin lenfoma, rabdomyosarkom ve retinoblastom gelmektedir.

    Gelin diğer yazıları inceleyerek çocukları kanserden nasıl koruyabileceğimizi öğrenelim.

    Doğru ve düzenli beslenme alışkanlığı ve sağlıklı bir yaşam şekline sahip olan ebeveynlerin çocukları da tıpkı aileleri gibi sağlıklı bir yaşam sürdürecek ve obeziteden uzak kalacaktır.

    -Mümkün olduğu kadar birlikte ailece yemek yiyin.

    -Davranışlarınızla çocuğunuza örnek olun. Çocuklar konuşmadan çok hareketleri örnek alırlar.

    -TV izleme saatlerini kısıtlayın. Günde en fazla 2 saat TV seyretmesine izin verin.

    -Çocuğunuzun günde en az 1 saat fiziksel aktivite yapmasını sağlayın.

    -Çocuğunuzu her sabah kahvaltı etmeyi alışkanlık haline getirmesini sağlayın. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür ve beyin gücünü olumlu yönde etkiler.

    -Çocuğunuzun şekerli içecekler tüketmesini yasaklayın (soda, yapay meyve suları ve kola vs.) Doğal meyve suları ve bol su içmelerini sağlayın.

    -Evinizde daha çok doğal yiyecek ve içecekleri bulundurmaya dikkat edin. Çocuğunuza günlük olarak bol taze meyve-sebze ve tam tahıllı ürünler tüketmesini aşılayın.

    -Çocuğunuza fast food, abur cubur ve şekerli yiyecek ve içeceklerin tüketimini kısıtlayın.

    -Çocuğunuzun çok tuzlu ve çok tatlı yiyecek ve içecekleri tüketmesini engelleyin. Tuz sağlıklı hücrelere zarar verirken, şekerin kanser hücrelerini beslediğini unutmayın.

    -Çocuğunuzu en az 6 ay emzirin.

    -Çocuklarımızı düzenli olarak sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık yedirerek kanserden koruyabiliriz.

    Çocuğunuzun beslenmesini işlenmiş et (sucuk, sosis, salam vs.) ve hazır gıdalar yerine doğal sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık tüketmesini sağlayacak şekilde düzenleyin. Çocuğunuzun beslenmesini işlenmiş et (sucuk, sosis, salam vs.) ve hazır gıdalar yerine doğal sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık tüketmesini sağlayacak şekilde düzenleyin. Lahana, kara lahana, semiz otu, ıspanak, brokoli, tere, karnabahar gibi taze sebzeler tüketmesini sağlayın. Bu sebzelerin kimyasal ilaçlar içermeyen organik olarak yetiştirilmiş olmasına dikkat edin. Organik sebze bol vitamin, bol mineral ve omega 3 demektir.

    Çocuklarımızda K vitamini eksikliği olduğunu gösteren son yapılan araştırmaları da göz önüne alacak olursak, organik ve doğal olarak yetişmiş sebzeleri tüketen çocuklarımız, yeterli vitamin ve minerale sahip olacaktır.

    Yapılan birçok araştırma hiç meyve tüketmeyen çocukların yaşamlarının ileriki dönemlerinde kansere yakalanma riskinin arttığını göstermiştir. Meyvelerin kimyasal ilaçlar kullanılmadan organik olarak yetiştirilmiş olmasına dikkat edin. Organik olarak yetiştirilen meyvelerin bol vitamin, bol mineral ve omega 3 anlamına geldiğini unutmayın.

    Balık içerdiği yağı ve proteini ile çocuklarınızın IQ seviyesini yükseltir ve çocuklarınıza mükemmel bir beslenme sağlar. Balık içeriğindeki yağı ile insan sağlığına büyük faydaları olan bir gıdadır.

    Çocuklarımızın süt ve süt ürünlerini dengeli tüketmelerini sağlamalıyız.

    Yapılan bazı araştırmalar, süt ürünleri (süt, yumurta, peynir vs.) ile kanser riski arasında bağlantıya rastlamıştır. Ancak bu bilgilerden yola çıkarak çocukları süt ve süt ürünlerinden uzak tutmak doğru değildir. Ancak her gıdada olduğu gibi süt ve süt ürünlerinin faydalı olacağı düşüncesi ile abartılması doğru değildir. Ayrıca, süt iştahı kapattığı için çocuğunuzun başka gıdalarla beslenmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle tüm gıdalara bakış açımızda olduğu gibi dengeli tüketim en kıymetli yaklaşımdır.

    Tütünün ve pasif içiciliğin çocuk kanserleri üzerindeki etkisi

    Çocuklar, anne ve babalarına bakarak onları taklit ederler. Ailenizde kimsenin sigara içmesine izin vermeyin ve evinizde sigara içirmeyin. 2010 yılında elde edilen verilere göre çocuklar ve gençler arasında sigara kullanımı azalmaktadır. Son 10 yıldır tütün ürünlerinin kullanımının yol açtığı sonuçlar konusunda blinçlendirme çalışmaları, hız kesmeden devam etmektedir. Ancak, bu konuda ailelerin devamlı tetikte olması gerekir. Yapılan araştırmalar, 12 yaş ve üzeri çocukların %25’den fazlasının düzenli olarak sigara kullandığını göstermiştir ki bu hiçte azımsanacak bir rakam değildir.

    Akciğer kanseri halen en sık rastlanan ve görülen vakaların yaklaşık %85’inde yaşam kaybına sebep olan bir kanser türü olarak baş sırada yer almaktadır. Sigara kullanan kişilerin yaklaşık %80’inin 18 yaşından erken sigara içmeye başladığı gözönüne alınacak olursa, ailelerin çocuklarına sigaranın zararlarından bahsetmeleri ve sigarasız bir yaşam sürmenin insan sağlığına faydalarını anlatmaları gereklidir. Sigara kullanan ebeveynlerin örnek olmak adına sigarayı bırakması hem akciğer, ağız, özofagus, mesane, böbrek ve pankreas kanserleri ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltacak hem de çocuklarında olumlu etki yaratacaktır.

    Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı) ile kanserden korıunma

    Ülkemizde 12-15 yaşlarından itibaren kız çocuklarına uygulanan insan papillom virüs aşısı (HPV) aşısı, yüksek risk taşıyan iki tür HPV enfeksiyonundan koruyarak rahim ağzı kanserinde yeni bir çığır açmıştır. Rahim kanserlerinin %70’ine sebep olan HPV 16 ve 18’den korunmak için kullanılan aşılar, Gardasil® ve Cervarix®’dir. Gardasil, genital siğillere yol açan HPV 6 ve 11’den de korur. HPV aşısı, rahim kanseri ve serviks kanseri riskini ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir. Bu aşıların, HPV enfeksiyonunu önlemek için kullanıldığını, rahim ağzı kanserini veya enfeksiyonu tedavi amacı taşımadığını bilmek önemlidir. HPV enfeksiyonu, genellikle kişi aktif cinsel yaşamına başladığında ortaya çıktığına göre öncesinde yani kişi gençken yapılan aşı ile bu virüsten korunmak mümkün olacaktır. İleri yaşlarda yapılan aşının koruyuculuğunun da azalmakta olduğu unutulmamalıdır. Çocuğunuzu aşılatma kararını bireysel olarak almamalı kar ve zararı mutlaka hekiminizle konuşmalısınız.

    Güneşin zararlı UV Işınlarının kanser üzerindeki etkisi;

    Çocuklar dikkat edilmesi gereken bir başka kanser türü cilt kanseridir. Cilt kanseri gelişiminin %90’ında etken rol oynayan güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından çocuklarımızı korumak için basit önlemler almanız yeterli olacaktır. Çocuklar özel ilgi ister. Deniz kenarında veya dışarıda oynayarak fazla vakit geçiren çocukların güneşte yanma olasılığı daha yüksektir ve yaklaşan tehlikeden haberdar değillerdir. Anne-babalar ve bakıcılar, çocukları güneşin zararlı ışınlarından korumak için dışarı çıkarken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar kapalı giydirin, şapka takın ve güneş kremi sürmeyi bir alışkanlık haline getirin. Biraz daha büyüdüklerinde çocuklarınıza güneşin zararlı ışınları hakkında bilgi verin. Eğer çocuğunuz güneşte kolay yanıyorsa, daha da dikkatli olmanız, kapalı giydirmeniz, en az +30 koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz ve güneşte fazla kalmamasına (özellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arası) özen göstermeniz gerekir. Ayrıca, çocuğunuzun UV ışınlarından koruyan bir güneş gözlüğü takması, hem gözleri hem de göz çevresindeki hassas deriyi koruyacaktır. Bunun yanında, 6 aydan küçük bebekler, direk güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır ve koruyucu şapka ve giysi giydirilmeli, bebeğin güneş gören bölgelerine güneş kremi sürülmelidir.