Etiket: Güneş

  • Deri kanserlerine dikkat !!!

    BAZAL HÜCRELİ KANSER

    Tüm ülkelerde en sık görülen deri kanseri tipidir. Derinin bazal hücrelerinden köken alır. Açık tenli, aşırı güneş ışını maruziyeti olan kişilerde daha sık görülür. En sık yüz gibi güneş gören bölgelerde gelişir. Gelişimi yıllar içinde ve yavaştır. Önce şeffaf renkte olan kabarıklık sonra yaraya dönüşür. Genellikle yayılım yapmaz. İleri yaşlarda tekrarlama riski mevcuttur. Güneşi sık görmeyen vücut alanlarında görüldüğünde kimyasal kanserojenler (arsenik gibi) sorgulanmalıdır. Pratikte metastaz yapmayan ve sadece bulunduğu bölgede yayılan bir kanser olarak bilinir.

    Bazal hücreli kanserin tüm tedavi yöntemleri ile nüks gelişebilir. Yerel olarak kullanılan immunmodulatuar ilaçlarla 12 haftalık tedavi süreci oldukça etkin ve başarılıdır. Bir başka tedavi şekli tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Mohs cerrahisi bu konuda en etkin yöntemdir. Kriyoterapi (dondurma yöntemi) ağrısız alternatif bir terapi yöntemi olup nüksler sıktır. Bazı bazal hücreli kanserlerde radyoterapi ve fotodinamik tedavi de tercih edilebilmektedir.

    SKUAMÖZ HÜCRELİ KANSER

    Deriniz skuamöz hücrelerinden köken alan kanser tipidir. Kısa zamanda gelişir ve hızla ilerler. Metastaz yapma oranı yüksektir. Sıklıkla güneş hasarına bağlı gelişen solar keratoz, aktinik keilit, bowen hastalığı gibi bazı deri hastalıklarının üzerinde gelişebilir ve dönüşebilir. Bu nedenle bu kanserden korunmanın en önemli yolu güneşten korunmadır. PUVA tedavisi alanlarda risk dikkate alınmalıdır. Bazı güneş hassasiyeti ile giden genetik hastalıklarda sıklığı artmıştır. Yine organ transplantasyonu, AIDS, Lenfoma gibi immunsupresyon durumlarında sıklığı artmış olarak görülmektedir.

    Skuamöz hücreli kanser genellikle 50 yaş üzerinde ortaya çıkar. Ancak güneşli iklimlerde daha genç yaşlarda da görülür. Erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha sık görülür.En sık yerleşim yeri alt dudaktır ve sıklıkla sigara ve pipo içenlerde görülür.Bunun yanında yanakta ,burunda, kulak önü ve kulak heliksi üzerinde, saçı dökülmüş kişilerde saçlı deride de yerleşir. Bazal hücreli kanserden farklı olarak, el sırtı, ön kol ve kadınlarda bacak ön bölgede de bulunabilir. Genellikle 1-2 cm çapa ulaştığında ortadan ülsere deriden kabarık bir lezyon halini alır. Metastaz özellikle kulak , dudak ve genital bölge yerleşimli kanserlerde daha yüksektir. Lenf nodu metaztazı yapan olgularda prognoz kötüleşmektedir.

    Tedavisi birincil kanserde cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Yüksek riskli olanlarda Mohs cerrahisi tercih edilmelidir. Cerrahi uygulanamayan olgularda radyoterapi diğer bir tedavi şeklidir. İç organ metastazı olan olgularda kemoterapi uygulanır.

    Uzun süreli ülser ve yaralar, yanık zemininden de skuamöz hücreli kanser gelişebileceğinden bu hastaların dikkatle takibi gerekmektedir.

    MALİGN MELANOM

    Benler üzerinde gelişen en tehlikeli deri kanseri türüdür. Ailesel yatkınlık, çok sayıda ben varlığı, güneş yanığı öyküsü melanom için en önemli risk faktörleridir. Renk hücrelerinden kaynaklanan bu kanser, sıkığı hızla artmakla birlikte, beyaz ırkta orta yaş grubunda en sık görülen kanserlerdendir. Melanom en sık deriden, nadiren göz, mukoza beyin zarı gibi dokulardan gelişir. Çocuklarda doğuştan büyük konjenital benler üzerinden gelişebileceğinden bu olgular dikkatle takip edilmelidir. Açık tenliler, açık renk gözlüler, sarı-kızıl saçlılar, güneşli ve dağlık bölgelerde yaşayanlar, mesleği gereği güneş altında çalışanlar, çocukluğunda bir veya daha fazla ciddi güneş yanığı geçirenler, ailesinde melanom bulunanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar daha fazla risk altındadır.

    Benlerdeki değişimler mutlaka kanser gelişimi açısından değerlendirilmelidir. Simetride bozulma, kenarlarındaki düzensizlik, renk değişimleri, benin çapında büyüme ve kabarma kanserleşme belirtisi olabilmektedir. Riskli kişilerde dermatologlar tarafından erken tanı amacıyla, benlerdeki değişimi ayrıntılı olarak gösterebilen dermatoskopi cıhazı ile tarama ve izlem son derece önemlidir. Melanom için erken tanı hayat kurtarıcıdır. Her yıl dermatolojik kontrol yaptırılmalı, her ay kişi cildini ayna karşısında kendisi izlemelidir. Şüpheli benler cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    DERİ KANSERİNDEN KORUNMA GÜNEŞTEN KORUNMAYLA EL ELEDİR.

    Biz dermatologlar güneşten korunmayı vurgularken, hastalarımızdan daha tatile gitmediklerini, denize girmediklerini söylediklerini duyarız. Ne yazık ki Ultraviyolenin ne tatille nede sadece denizle ilişkisi vardır. Yaz kış insan derisi Ultraviyoleye maruz kalmaktadır. Kapalı ortamda çalışan kişiler en azından işe gidiş dönüş saatlerinde, evde vakit geçirenler balkon ve bahçeye çıktıklarında, dışarıda çalışanlar her an güneşten korunmak durumundadır. Şapka , şemsiye gibi fiziksel koruyucular mutlaka dikkate alınmalıdır. Deri tipine uygun güneş koruyucuları gün içinde yenilenerek, dışarı çıkmadan yarım saat öncesi mutlaka sürülmelidir. Çocuklarımızın Ultraviyoleye hassas bir derileri olduğunu UV ile oluşan DNA hasarlarından daha çabuk etkileneceklerini lütfen hiç aklımızdan çıkarmayalım ve aynı özeni onlara da gösterelim.

  • Aktinik keratoz

    Aktinik keratoz

    Aktinik keratoz, ultraviyole radyasyona maruz kalma sonucu deride anormal deri hücrelerinin gelişimidir. Bu durum prekanseröz (kanser öncesi) olarak değerlendirilir. Aktinik keratoz, derinin bölgesel bağışıklık sisteminin zayıflayıp, UV ışınlara bağlı hücre hasarını tamir edemeyecek duruma geldiğinde ortaya çıkar. Güneşdeki UV ışınlarına uzun süre maruz kalan açık tenli kişilerde (ör: dışarıda çalışanlar, güneşli bölgelerde yaşayanlar) aktinik keratoz riski çok daha fazladır.

    Aktinik keratozlar güneş hasarı olan deri bölgesinde çok sayıda, yassı veya hafif kalınlaşmış, pullu veya pürüzlü yüzeye sahip, deri renginde veya hafif kızarık şekilde görülür. Bazen daha belirgin kabuklar ve hatta boynuza benzer yapılar oluşturabilirler. Özellikle güneş ışığına yoğun bir şekilde maruza kalan el sırtı ve yüz bölgesinde oluşur. Yüz tutulumunda en sık burun, yanak, alt dudak, alın ve şakak bölümlerinde ortaya çıkar. Açık havada uzun süre güneşe maruz kalan beyaz tenli kişilerde görülür.

    Aktinik keratozlar tehlikeli midirler?
    Aktinik keratoz kanser gelişiminden önceki basamak olarak kabul edilir ve skuamöz kansere dönüşme potansiyeli taşır, bu nedenle mutlaka tedavi edilmelidir. 10’dan fazla aktinik keratozu bulunan kişilerde skuamöz hücreli karsinom görülme sıklığı yaklaşık % 10-15 tir. Eğer aktinik keratozlar kalınlaşır veya üzerlerinde yara açılırsa ya da zemini sertleşirse muhakkak kontrol edilmelidirler. Skuamaz hücreli karsinomlar deri üzerinde kreter benzer oluşumlar şeklinde görülürler. Aktinik keratozu bulunan kişiler skuamöz hücreli kansere dönüşebileceği gibi; bazal hücreli kansere veya melanomada değişebileceklerinden düzenli bir şekilde dermatoloji uzmanı tarafından takip edilmelidir.

    Aktinik keratozlar nasıl tedavi edilmelidir?
    Aktinik keratozların tedavisi derinin üzerindeki anormal, hasarlı hücrelerin deriden uzaklaştırılması ile tedavi edilir. Böylelikle yeni deri, güneş hasarından korunmuş daha derin hücreleri ile oluşturulur.
    Özellikle aşırı güneş hasarına olan ciltlerde tüm aktinik keratozları tedavi etmek mümkün olamayacağından kalınlaşmış ve hassas olan keratozların tedavisi önemlidir, Çünkü bu tip keratozların cilt kanserine dönüşüm açısından riskleri daha yüksektir.

    Tedavi seçenekleri nelerdir?
    5-Fluorourasil krem: Bu tedavi özellikle yüzde çok sayıda aktinik keratoz bulunduğunda avantajlıdır. Bu krem hasta olan deri alanına günde 1-2 kez 2-4 hafta boyunca uygulanır.Tedavi edilen alan kırmızı, kabukludur ve rahatsızlık hissi vardır.
    Imikimod: İmiquimod krem şeklinde bir ilaçtır. Etkilene alana haftada 2-3 kez 1-4 ay uygulanır. Bu ilaç dokuda tahriş reaksiyonuna neden olur, bu reaksiyon 3 hafta sürer ve tedaviye devam edildiğinde azalır.
    Diklofenak jel: Bu ilaca tolerans fazladır ve aktinik keratoz tedavisinde oldukça başarılıdır.
    Krioterapi: Derinin sıvı nitrojen ile dondurulması, deri altında su toplamasına neden olarak, derinin üst tabakasının atılmasını sağlar. Yüzdeki keratozlar krioterapi sonrasında 10 günde iyileşirken; el sırtında bu süre 3 haftayı bulabilir. Keratozlar zaman içinde tekrarlayarak, yeniden tedavi edilmek zorunda kalabilirler.
    Küretaj ve koter: Bu yöntem özellikle kalın keratozlarda tercih edilir. Genellikle keratozlar keskin bir alet ile kazınır. Keratozun tam tedavisi veya kanamayı durdurmak amaçlı koter işlemi yapılır. İyileşme birkaç haftayı alır.
    Cerrahi çıkartma işlemi: Bu yöntemle aktinik keratozlar dış sınırından çıkartılırlar. Aktinik keratozun tamamı ile çıkarılıp çıkarılmadığını anlamak için patolojik incelemeye gönderilir. Bu yöntem özellikle kanser şüphesi olan hastalarda önemlidir.
    Lazer ile tedavi: CO2 fraksiyonel lazer ile tedavi bir başka seçenektir.
    Fotodinamik tedavi: Fotodinamik tedavi de, ,ktinik keratoz olan alana önceden porfirin adlı bir fotosensiziter (güneşe duyarlandırıcı) uygulanır. Sonrada güçlü bir ışık uygulanır. Tedavi edilen alanda yanık gelişir ve bir kaç haftada iyileşme olur.

    Aktinik keratozdan nasıl korunulur?
    Aktinik keratozlar ancak güneş ışığından korunularak engellenebilir. Aktinik keratozlara her gün yüksek koruma faktörlü bir güneşten koruyucu uygulandığında gerileme olur. Özellikle dışarıda çalışan açık tenli kişilerde bu koruma çok önemlidir.

  • Vitiligo, nedenleri ve tedavisi

    Vitiligo, nedenleri ve tedavisi

    VİTİLİGO
    Halk arasında ala, baras, ebreş ve albino denilen cilt hastalığıdır. Vitiligo herhangi bir yaşta ortaya çıkabilen, değişik büyüklükte ve sayıda, iyi sınırlı, sütbeyazı veya tebeşir beyazı rengindedir. Değişik büyüklükte yamalar şeklindedir. Genellikle sonradan ortaya çıkmakla birlikte kongenital(doğumsal) olarak ta oluşabilmektedir. Fiziksel görünümde kozmetik bozukluk oluşturması nedeniyle toplum içinde sosyal ilişkilerde bozukluklara ve emosyonal olarak kötü yönde etkilenmelere sebep olur. Kişinin özgüveninde azalma, sosyal anksiyete ve depresyona yol açabilir.

    Tarihçe
    Vitiligo göze batan görünümünden dolayı binlerce yıldır bilinen bir hastalıktır. Antik çağlardan beri bilinmekte olan vitiligo hakkındaki en eski belgelere Mısırda Ebers Papirüslerinde rastlanmıştır. Tarih boyunca Shwetakustha, Suitra, Kilas, Baras gibi isimler almıştır. Latince’de leke yada hata manasına gelen “vitium” veya MS 2.yüzyılda Romalı fizikçi Celcus’un kullandığı “dana” manasına gelen “vitelius” kelimelerinden türediğine inanılmaktadır. Vitiligodaki beyaz benekli alanlar benekli danalardaki beyaz yamalara benzetilmiştir

    YAYGINLIĞI
    Vitiligo, tüm dünyada ırk, cinsiyet ve yaş ayrımı yapmadan %0.14-8.8 görülse de bu hastalığa yakalanma oranı ülkemizde 0.15-0.32 dir. Vitiligo herhangi bir yaşta görülebilir. Hastalığın başlangıcı doğumla 81 yaş arasında herhangi bir yaşta olabilir. Doğumsal vitiligo çok nadirdir. Vakaların %502si 10 ile 30 yaşlar arasındadır.

    VİTİLİGO OLUŞUMU
    Vitiligo kompleks bir oluşum mekanizmasına sahip çok faktörlü poligenik bir hastalıktır. cildimize renk veren hücrelerin (epidermal melanositler) kaybını açıklamaya yönelik teoriler geliştirilmekle birlikte halen asıl sebep bilinmemektedir. Otoimmun,sititoksik,biyokimyasal,oksidan-antioksidan,nöral ve viral nedenler üzerinde durulmaktadır. Bugün için üzerinde en fazla durulan otoimmun hipotezdir. Yani bünyenin kendi melanositlerini yok etmesidir.

    KLİNİK ÖZELLİKLER
    Klinik olarak normal deri ile çevrili beyaz yamalar en sık görülen formudur. Farklı şekillerde, iyi sınırlı,değişen çaplarda, yuvarlak, oval veya çizgi şeklinde olabilir. Renk genellikle homoşen ve süt beyazıdır. Vitiligolu alanlar üzerindeki kıllarda genellikle beyazlaşır(lökotrişi), hatta bazen deri normal iken bile sadece kıllar beyazlaşabilir. Vitiligo tüm vücutta görülebilmektedir. Ancak en fazla görüldüğü bölgeler yüz, kola altı, el sırtları ve kasık bölgesidir. Çoğuzaman ilk başlangıç yeri ağız çevresidir.
    Vitiligo tutulumunun yaygınlığına ve lezyonların dağılımına göre lokalize, generalize, üniversal ve karma vitiligo olarak sınıflandırılır

    VİTİLİGO TEDAVİSİ
    Vitiligonun tedavisi zor ve vakit alıcı olmakla birlikte mümkündür. Hatta kendiliğinden iyileşme dediğimiz spontan remisyon dahi görülebilir. Ancak bu oran %15 ila %25’i geçmemektedir. Ancak tedaviye dirençli vakalar da olduğunu belirtmeliyiz.
    Tedaviyi genel anlamda 3 ana katogoriye ayırabiliriz.

    A) Desdekletici tedaviler;
    .Genel sağlık ve beslenme durumunun düzeltilmesi
    .Altta yatan şüpheli faktör faktörlerin ortadan kaldırılması, eğer varsa eşlik eden infeksiyonun ortadan kaldırılması , şeker ve tiroid hastalıkları gibi diğer otoimmun rahatsızlıkların kontrolü
    .Güneşten koruyucular, güneş yanıkları vitiligoyu tetikleyebildiğinden dolayı yanık gelişmemesi için kullanılmalıdır. Ayrıca normal deri bölgeleri güneşle birlikte koyulaşacağı için hastalıklı bölgeler daha göze çarpıcı hale gelecektir. Burada paradoks gibi gözüken bir husus ta güneş ışınlarının veya yapay güneş ışığı diyebileceğimiz PUVA cihazlarıyla oluşturulan ışığın aynı zamanda tedavi amaçlı kullanılıyor olmasıdır. Ancak tedavi amaçlı güneş ışığı kontrollü ve belirli sürelerle verilmektedir.
    .Kozmetik kamuflaj; Özellikle ufak bölgeleri tutan fokal vitiligolu kişilere suya ve yıkamaya dirençli 1-2 hafta kadar süresi olan kapatıcılar kullanılabilir.
    .Antioksidanlar;Vitiligoda serbest radikaller artmakta antioksidanlar azalmaktadır. Bu nedenle bazı vakalarda antioksidan, vitamin ve mineral destek amaçlı B12, Folik Asit, Çinko, Manganez, Nikel, Kobalt, Kalsiyum, Askorbik Asit(C Vitamini) ve alfatekoferolün (E Vitamini) kullanımı tedaviye cevap oranını arttırabilmektedir.

    B) Spesifik Tedaviler;
    a.)Topikal tedaviler(sürme ilaç); Vitiligo tedavisinde özellikle ufak bölgeler tutulmuş ise öncelikli olarak sürme ilaçlar ile tdaviye baaşlanmalıdır. Bu amaçla topikal steroidler, kalsipotriol(D3 vitamini), takrolimus, pimekrolimus gibi değişik preperatlar kullanılır.
    b.)PUVA Tedavisi, Psoralen denen güneşe duyarlandırıcı özelliği olan ilaçların ağızdan alınması veya cilde sürülmesi sonrasında ultraviyole ışınlarının uygulanmasıdır. Tüm vücuda uygulanabildiği gibi sadece el ve/veya ayağa uygulanabilen PUVA cihazları ile uygulanabilmektedir. Ayrıca ufak bölgelere kullanılabilen mikrofototerapi denilen parçacıklı ultraviyole üreten cihazlarla da tedavi yapılabilmektedir. Güneşe duyarlandırıcı psoralen sürümü sonrası PUVA cihazı yerine doğal güneş ışığına belirli sürelerde maruz kalınarak ta bu tedavi uygulanabilmektedir.
    c.)Sistemik Tedaviler;
    .sistemik kortizonlar: Yan etkilerinin fazla olması etkinliğinin ise düşük olması sebebiyle günümüzde fazla kullanılmamaktadır.
    .immünmodülatörler: Levamizol, vitaminler, eser elementler ve immünsüpressif olarak siklofosfamid,azatiyoprin, siklosporin hastalık aktivitesini baskılayıp iyileşme sağlayabilmektedir.
    d.)Cerrahi tedaviler;
    .Otolog minigreft, otolog epidermal greftleme, hücresel greftler, punch greftleme gibi teknikler son yıllarda yeni vitiligo lezyonu gelişmeyen hastalarda uygulanabilir.
    e.)Lazer Tedavileri;
    Excimer ve Helium-Neon Lazer ile zaman zaman başarılı neticeler alınabilmektedir.

    C) İRREVERSİBLE DEPİGMENTASYON;
    Vücudun %50’sinden fazla vitiligo tutulumunda ve tedaviye direnç olduğunda kozmetik iyilik sağlamak için kullanılabilir. Bu tedavide hastalıklı bölgelerin renklendirilmesinin tam zıddı olarak sağlam cilt bölgelerindeki rengin beyazlatılması amaçlanmaktadır.
    Görüldüğü gibi vitiligo tedavisi meşatgatli ve vakit alıcı bir süreçtir. Herzamanda yüzgüldürücü neticeler alınmayabilmektedir. Buna rağmen vitiligo hastalığının zaralı olmaması, başka bir hastalığa çevirmemesi ve bulaşıcı olmaması sadece kozmetik bir sorun olarak karşımıza çıkması sevindirici yönüdür.

  • Yaz aylarında rastlanılan cilt hastalıkları

    Yaz aylarında sık rastlanılan sağlık sorunlarından birisi de cilt hastalıklarıdır. Yaz aylarında ülkemize gelen güneş ışıklarının artması, hava sıcaklıklarının yüksek seyretmesi bu durumun temel nedenleridir. Güneşin cildimize olumsuz etkileri artık açıkça bilinmektedir ancak yaz aylarında, özellikle tatil döneminde dikkat etmediğimiz pek çok ayrıntı cilt sağlığımızı bozabilmektedir.

    Güneş ışığına bağlı olarak vücutta ortaya çıkan sağlık sorunlardan birincisi, hemen müdahale edilmesi gereken güneş yanıklarıdır. Güneşin bazı yan etkileri hemen ortaya çıkar. Özellikle beyaz tenli kişilerde dikkatsiz güneşlenmeler sonucu güneş yanıklarına sık rastlanır. Güneş yanıkları; ışınların dik geldiği anlarda çok kısa sürede 2-4 saat içinde ortaya çıkabilir. 12 saatte en üst şiddete ulaşan yanıkları, 72 saatte giderek etkisini kaybeder. Güneş yanığında, önce deri bütün olarak kızarır, sonra içi sıvı dolu sivilce gibi küçük kabarıklıklar meydana gelir. Bu sırada deri sıcak ve hassas olur. Yanık ilerledikçe derinin daha alt tabakalarda bulunan sinirlerin uçları da etkilenir ve şiddetli ağrılar oluşur.

    Uzun vadede ise güneş; ciltte kırışmalar, renk değişiklikleri, deri kanseri öncüsü bazı değişiklikler ve çeşitli deri kanserlerine neden olabilmektedir. Güneş ile yinelenen temaslara bağlı olarak yıllar içinde birikerek ortaya çıkan bu yan etkiler güneşin içerdiği bazı çok zararlı ışınların, sık yenilenen hücrelerin yapısında değişiklik meydana getirmesiyle oluşmaktadır. Güneşe sık maruz kalan yerlerde; çiller, farklı renkte lekeler, deride sertleşme ve kalınlaşmalar oluşabilmektedir. Güneşin uzun sürede ortaya çıkan bu etkisi erken deri yaşlanması olarak da adlandırılmaktadır. Gençlik aşısı olarak ta bilinen PRP (Platelet Rich Plasma- Platelet Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) yöntemiyle yazın da daha genç bir görünüm elde edilebilmektedir. PRP uygulaması; bir kişiden 8-10 cc gibi bir miktarda kanın alınarak özel bir tüpte santrifüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve PRP’nin (Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma’nın) yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilmesini temel alan bir uygulamadır. Avrupa da yaygın olarak kullanılan bu yöntem FDA onaylıdır.’nin iyileştirici etkisini şöyle açıklayabiliriz: “Vücudumuzda bir yer kesildiğinde o bölgeye ilk toplanan hücreler, kanın pıhtılaşmasını sağlayan platelet ya da trombosit olarak adlandırılan hücrelerdir. Plateletler ya da trombositler, vücudumuzda hasar gören dokuların onarımını sağlamak için gerekli büyüme faktörlerini yapısında barındıran kan bileşenleridir. PRP uygulamasında ise hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınacak miktardan daha fazla sayıda platelet verilebilmektedir, çünkü PRP ile elde edilen trombositlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır. Bu uygulama sonucu hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.

    Yazın sık görülen bir diğer cilt sorunu da aşırı terlemeye bağlı gelişen ve halk arasında“isilik” denilen bir durumdur. Yazın artan ısı, öncelikle metabolizmada hızlanmaya, ter bezi aktivitesinde artmaya neden olur. İsilik aşırı üretilen terin deriye atılamaması sonrasında gelişir ve küçük, kaşıntılı, bazen yanma duygusuna yol açan lezyonlar gelişir. Sık banyo yapılmadığında, aşırı giyinme devam ettiğinde bu küçücük sivilceye benzeyen kızarıklıklar, daha büyük çıbana benzeyen sivilcelere dönüşebilir. Hava sıcaklıklarının artması ile birlikte aşırı terleme sonucunda kıvrım bölgelerinde ( kasık, koltuk altı, parmak arası, kadınlarda meme altı ya da arası) yine pişik dediğimiz kaşıntılı kızarıklıklar görülebilir. Bu bölgelerin ıslak ya da nemli kalması, maya hücrelerini harekete geçirerek mantar hastalıklarının oluşmasına da neden olur. Özellikle ayaklarda kötü kokular, pişiğe benzeyen görüntüler ve şiddetli kaşıntılar başlayabilir. Tatil anlayışımızdaki deniz ve havuz alışkanlıklarımız da bazı cilt hastalıklarının oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Duş alınmadan girilen havuzlar, ya da çıktıktan sonra duş almamak enfeksiyon hastalıklarının bulaşmasını ve oluşmasını kolaylaştıran en önemli yoldur. Bu enfeksiyonlardan en sık rastlananı da molluskum, siğiller, mantar enfeksiyonlarıdır ki; bazen tedavileri uzun zaman alabilir veya tedaviye yanıt vermeyebilir.Havuz kenarlarında çıplak ayakla yürümek de bu hastalıkları bulaştırmamıza ya da kapmamıza neden olur. Mutlaka terlik kullanma alışkanlığı geliştirmemiz gerekmektedir. Terlik deyince de bilinmesi gereken önemli hususlar vardır: parmak arası ya da kapalı terlikler yazın pişiklerin, ya da nasırları temel nedeni olabilir. Çünkü sürtünme travması, deri sağlığı için istenilen bir pozisyon değildir. Yumuşak hava alan, deriye sürtme ya da terletme duygusu vermeyen terlikler kullanmak daha doğrudur.

    Otellerde kullanılan ortak alanlar ne kadar hijyenik görülürse görülsün, bu mekanlarda kullanılacak ya da temas edilecek yerlere şahsi eşyalarımızla gidersek yine bulaşıcı hastalıklardan korunmak için önemli bir adım atmış oluruz. Mesela sauna, hamam, buhar odaları gibi yerlere terlikle girmek, oralarda oturacağımız yerlerde havlu kullanmak riskleri minimuma indirecektir.

  • Güneş ve korunma yöntemleri

    Güneşin sıcak ışıkları bazılarımıza huzur verebilir, bazılarımız ise güneşli havalarda daha mutlu ve hiperaktif olabilirler ancak özellikle derimiz için tehlikeli de olduğunu defaiyetle söylemeyi kendim ve mesleğim adına bir borç biliyorum. Güneş ışınlarının %50'si görünür ışık, % 44'ü kızıl ötesi işınlar % 6'sıda UV mor ötesi ışınlardan oluşur. İşte bu mor ötesi ışınlar (UV) deri kanseri sebeplerinin en önemlisidir ve derinin erken yaşlanmasına da neden olur.

    UV-A derinin derin tabakalarına (dermis) ulaşıp yayılırken, UV-B derinin üst tabakasına (epidermis) zarar verir. UV-A yıl boyunca ve gün içinde değişik saatlerde , mevsimlerde ve hava koşullarında değişmezken , UV-B yaz aylarında ve yüksek rakımlı yerlerde daha yoğundur. Deri üst tabakamız yansıtma, dağıtma ve absorblama yollarıyla bu zararlı ışınların etkisinden bir miktar korunmaya çalışsa da ne yazık ki ozon tabakası delindiğinden beri derimizi bu canavardan korumak için bütün yöntemleri öğrenmeliyiz. Giysiler bizi ne kadar korurlar? %20-25 oranında koruyabilir ancak ipekli ve koyu renk giysiler çok az koruyucudur. Hava bulutlu diyenlere söyleyebilirim ki güneş ışınlarının %85'i bulutlardan geçer. Peki ama en etkin güneşten nasıl korunmalıyız;

    -Işınların en şiddetli olduğu 11.00-16.00 saatlari arasında güneşe çıkmamaya özen gösterelim. Gölgede oturalım. Şemsiye, şapka ve açık renk giysiler kullanalım. Mutlaka güneşten koruyucu kremleri kullanalım. Çocuklarda deri tipine bakılmaksızın yüksek faktör koruyucu kremler kullanalım.

    Bu ürünler ile ilgili dermatolog olarak size önerim; çoğu güneş koruyucu doğru ve yeterli miktarlarda kullanılmadığı için etkisiz olarak söylenirya ürünü etkin olarak kullanmak her şeyden önemlidir. Yetişkin bir insanda güneşten koruyucu ürün miktarı 2 mg/cm2 olduğundan, tüm vücut için yaklaşık 6 tam dolu çay kaşığı ürüne ihtiyaç vardır. Dermato-kozmetik bir üründe ürünün içeriğine göre uygulama şekli, uygulaman ne kadar süre sonra güneşe çıkılacağı , suya dayanıklılığı, ne kadar koruma sağlayacağı belirtilmiştir, mutlaka bakınız. Ürün raf ömrüne dikkat ediniz. Ve kapağını açtığınız bir ürünü 1 yıl içinde kullanınız. Hem UV-A hem UV-B filtresi içeren ürünleri kullanınız. Deri emilimi iyi, suya denize terlemeye buharlaşmaya sürtünmeye dayanıklı, etki süresi uzun ürünler her zaman tercihimdir. Koruma faktörlerine gelince FDA güneş koruyucu ürünleri SPF2-<15 : düşük, SPF 15- <30: Orta, SPF 30-50 : Yüksek , SPF 50+: En yüksek koruma sağlar şeklinde sınıflandırmıştır. Çocuklarınızda SPF50+ kullanmanız onların hassasiyeti ve güneşte kalma süreleri açısından bana göre son derece önemli.

    Size sık kullanılan bronzlaştırıcılar ile ilgili de küçük pratik bir bilgi vereyim. Uygulamadan 1 saat sonra renk değişikliği görülen bu ürünlerde 5-7 gün bu renk değişikliği devam eder. SPF 3-4 düzeyinde koruyuculuk vardır. UVA'yı az bir miktar absorbe edebilir ancak UVB'ye karşı koruyamaz.

    Sevgili okurlarım; güneşiniz bol ama UV korumalı olsun. Sağlıklı günler dileğiyle.

  • Cildimizde yaz hastalıkları

    CİLDİMİZDE YAZ HASTALIKLARI

    Yaz mevsiminin sonuna yaklaştığımız şu günlerde sıcaklar tüm hızıyla devam ediyor. Her ne kadar yaz mevsimi çoğumuz için dinlenme, kış yorgunluğunu atma fırsatı sunsa da , bazı kişiler için sıkıntılı günler anlamına da gelebiliyor. Çünkü bu mevsimde nezle , grip yaşamasak da bazı cilt hastalıkları ile yaz mevsiminde eskisine göre giderek artan sıklıkta karşılaşıyoruz. Özellikle açık tenli kişiler bu cilt problemlerinden daha fazla etkileniyorlar. Çünkü günümüzde tatil anlayışımız yüz yıl öncesinden çok farklı: yazın güney ve batı sahillerine deniz tatiline gitmek büyük-büyük annelerimizin aklına gelmezdi bile! Kıyısı olan yerleşim yerlerinde çok sıcak günlerde denize girildiğinde de insanlar derileri görünmeyecek giysilerle suya girerlerdi. Beyaz bir cilt ayrıcalık simgesiydi o yıllarda! Ancak sürekli açık havada çalışmak zorunda olan işçiler kararırlardı.

    1940lı yılların ortalarında BİKİNİ denen deniz giysisi icat edildikten sonra alışkanlıklar da hızla değişmeye başladı. 1950lerden sonra yanık ten sağlık ve çekicilik simgesi oldu. İnsanlar güneş altında daha fazla zaman geçirmeye başladılar. Bu arada ozon tabakası da delindi ve güneşin zararlı UV ışınları yeryüzüne giderek daha yoğun dozlarda ulaşmaya başladı. Sonuç: giderek daha fazla sayıda insan yaz mevsiminde yaşadığı cilt sorunları nedeniyle doktora başvurmaya başladı. Bu sorunların yazın keyfimizi kaçırmaması için karşılaşabileceğimiz durumlara ve alabileceğimiz önlemlere göz atalım:

    GÜNEŞ ALERJİSİ:

    Güneş alerjisinin başlıca iki tipi vardır:

    Polimorf ışık dermatozu en sık rastlanan tiptir. Bu hastalıkta etken doğrudan doğruya UV ışığa karşı gelişen aşırı duyarlılıktır. Döküntüler , bahar aylarının son günlerinde , henüz tatil mevsimi açılmadan , kısa kollu ve yakası açık giysiler giymeye başladığımızda, önceden güneş görmeyen vücut bölgelerinin güneşle ilk temasını izleyen 3-4 gün içinde kendini gösterir. Genellikle kolların dirsekten aşağı kısmı, boyun, dekolte , bacakların dizden aşağısı ve ayakların üst yüzlerinde şiddetli kaşıntı, kızarıklık ve kabarıklıklar şeklinde döküntüler ortaya çıkar. Kontrol altına alınmadığı takdirde bu döküntüler 2-3 ay kadar devam edip yaz sonuna doğru kendi kendine iz bırakmadan kaybolurlar. Her yıl aynı dönemde tekrarlama eğilimindedirler. Tedavisinde güneş koruyucular, kaşıntı giderici losyonlar ve antihistaminiklerden faydalanırız. Önceden bu alerjiyi yaşamış olanlar mevsiminde şikayetleri başlamadan doktora başvurduklarında bu dönemi daha rahat geçirebilecek önlemler önerilir.

    Fotoalerjik reaksiyonlar : Bazı antibiyotikler, bazı şeker hastalığı ilaçları, idrar söktürücüler ve bazı antidepresanlar gibi ağızdan alınan ilaçlar, maydanozgiller , turunçgiller,incir sütü, turpgiller ve bazı çayır bitkilerinin deriye teması, bazı kozmetiklerde , losyon ve parfümlerde kullanılan kimi esanslar ve kimyasal maddeler cildin güneş ışığı ile temasının ardından güneş alerjisini tetikleyebilir. Güneşle temastan 4-6 saat sonra ortaya çıkan reaksiyonlar genellikle geçici özellikte olup tekrarlama eğilimi göstermezler. Kaşıntıyı rahatlatıcı önlemler yeterli olur. 24-48 saatte ortaya çıkan alerjilerin ise vücudun önceden duyarlanmasına bağlı olduğu düşünülür. Bunlar tekrarlama eğiliminde olduklarından tetikleyici etkenin bulunup mutlaka bunlardan uzak kalınması gerekir.

    MAYORKA AKNESİ: Özellikle cildi yağlı olan yetişkin kadınlarda görülür. UVA ışınlarına maruz kaldıktan kısa süre sonra boyun, dekolte , omuzlar ve kollarda kırmızı ufak kabarıklıklar şeklinde kendini gösterir. Özellikle plajda kullanılan güneş kremlerindeki yağ ve kimyasal ürünlerin tetiklediği düşünülmektedir. Sonbaharda kendi kendine iyileşir. Cilt tipine uygun fazla yağlı olmayan jel tarzı güneş ürünlerinin tercih edilmesi bu sorunun ortaya çıkma riskini azaltacaktır.

    GÜNEŞ YANIĞI : Yoğun güneş ışığına uzun süre korunmasız maruz kalınması ile ortaya çıkan doğal bir deri reaksiyonudur. Güneş temasından 4-8 saat sonra deride kızarma, acıma, şişme, ağrı ile kendini gösterir. İleri vakalarda deride su toplama olur. En şiddetli seviyesine genellikle 2. Günde ulaşır. Bu tür vakalara genellikle hafta sonu günübirlik denize giden kişilerde Salı-Çarşamba günleri rastlarız. Güneş yanığı yaşamamak için ışınların en kuvvetli olduğu 11-16:00 saatleri arasında güneşte oturmamak, cilt tipine uygun güneş koruyucu krem ve losyonları sık aralıklarla, suya her girip çıktıktan sonra tekrarlamak, açık renkli giysi, şapka, gözlük gibi fiziki korunma tedbirlerini ihmal etmemek temel önlemlerdir. Unutmamalıyız ki, acısı birkaç günde geçse bile güneş yanığı , uzun vadede cilt yaşlanmasını ve deri kanseri riskini arttıran en önemli risk faktörlerinin başında gelir. Yaşam boyu 5 kezden fazla güneş yanığı geçirmek deri kanseri riskini 2 kat arttırmaktadır. Melanoma adı verilen en tehlikeli deri kanseri tipinin ağır güneş yanığı gibi kısa süreli yoğun güneşe maruz kalma sonucu ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Özellikle çocukluk çağında içi su dolu kabarcıkların gelişimi şeklinde geçirilen tek bir ağır güneş yanığı, yaşam boyu deri kanseri geliştirme riskini arttırmaktadır.

    HERPES SİMPLEKS=BASİT UÇUK : Viral bir hastalık olan dudak uçuğu vücutta sinir köklerinde uyur halde bulunur. Vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı hallerde uçuk mikrobu aktif hale geçer. Ateşli hastalıklar, yorgunluk, stres gibi etkenlerin yanı sıra, güneşin UV ışınlarının da bağışıklık sistemimizi baskılayıcı etkisi vardır. Bu yüzden önceden vücudunda Herpes virüsü taşıyan kişilerin genellikle tatillerinin ilk günü güneşlenmelerini takip eden saatler içinde dudakları uçuklar. Böyle bir tatsızlık yaşamamak için güneşe çıkmadan 24 saat önce koruyucu dozda uçuk ilacı almak faydalı olacaktır.

    İSİLİK: Yazın en sık görülen hastalıklardandır. Ter bezlerinin ağzının fazla üretime bağlı olarak tıkanmasıyla ortaya çıkar. Gözeneklerin altında biriken ter zerrecikleri dokuyu tahriş ederek döküntü ve kaşıntı yapar. En sıklıkla bebeklerde, fazla kilolu kişilerde, sıcak ve nemli ortamlarda çalışanlarda görülür. En çok boyunda, koltukaltı ve kasıklarda, diz ve dirseklerin iç yüzünde, meme altlarında ve belde kemer çizgisinde küçük kırmızı kabarcıklar şeklinde kendini gösterir. Çok şiddetli kaşıntı yapabilir. Tedavisinde öncelikle isilikli kişi serin bir ortamda tutulmalıdır. Serinletici ılık duş almak faydalıdır. Kaşıntılı durumlarda ferahlatıcı , mentollü losyonlar önerilir. Bunlar yeterli olmadığı takdirde doktora başvurulmalıdır.

    MANTAR HASTALIKLARI : Mantar hastalığı bütün deri yüzeyinde görülebilir. Dermatofit veya kandida denilen mikroorganizmaların yol açtığı yüzeysel deri enfeksiyonlarıdır. Derinin özellikle koltukaltı, kasıklar, ayak parmaklarının arası gibi sıcak ve nemli bölgelerinde daha sık rastlanırlar. Yaz mevsiminde terlemenin artması, hareketsiz kalınması, deniz ve havuza girme sonrası vücudun iyi kurulanmaması ve ıslak mayo ile kalınması yaz mevsiminde bu hastalıkla daha sık karşılaşmamıza neden olurlar. Bu hastalıktan uzak kalmak için genel olarak hijyen ve bakım önemlidir. Mantarlar bulaşıcı olduğu için giysi, mayo, havlu, saç fırçası gibi kişisel kullanılan gereçler risk grubunda olan veya mantar geçiren insanlarla paylaşılmamalıdır. Doktorun vereceği krem, sprey şeklinde sürülen veya ağızdan alınan ilaçlarla mantar hastalığı hızla iyileşir. Hastalığın tekrarlamaması için vücudun kuru ve serin tutulması, banyodan , denizden, havuzdan sonra iyi kurulanmak çok önemlidir.

  • Güneş yüzünü göstermeye başladı!

    Yaz aylarında güneşin zararlı etkilerinden cildimizi nasıl koruyabiliriz?

    “Güneş girmeyen eve doktor girer” çok iyi bilinen bir atasözüdür. Kısa süreler ve uygun saatlerde alınan güneş dostumuzdur. Ancak güneş, kişinin genetik yatkınlığına bağlı olarak farklı derecelerde oluşan doğal yaşlanmaya ek olarak deri yaşlanmasını artıran en önemli dış faktördür. Öte yandan uzun yıllar ve süreler ile güneşe maruz kalmak sadece deri yaşlanmasına yol açmaz aynı zamanda deri kanseri oluşma riskini de artırır.

    Ülkemizde güneş kış aylarında da kuvvetli olduğundan hem yaz hem de kış aylarında özellikle öğlen saatlerinde (11.00-16.00 arası) güneşten kaçınılması ve güneşten koruyucu ürünlerin kullanılması deri yaşlanmasını geciktirir.

    Açık tene sahip kişiler güneşten daha fazla etkilendikleri için, uzun süreli güneşe maruziyet bu bireylerde daha derin kırışıklıklara yol açar. Bu nedenle açık tenlilerin koyu tenlilere göre daha yüksek faktörlü güneşten koruyucular kullanması gereklidir. Ancak unutulmamalıdır ki güneş koyu tenlilerde de hem kırışıklara ve yaşlanmanın bir diğer belirtisi olan yoğun lekelere yol açabilir. Bu lekeler gebelik, hormonal tedavi alınması ve doğum kontrol haplarının kullanılması ile daha da belirgin hale gelebilir.

    Çocukluk dönemindeki ağır güneş yanıklarının deri kanserlerine yol açtığı gösterilmiştir. Bu nedenle bebek ve çocukların güneşten korunması çok önemlidir. Güneşten korunmak için güneşten koruyucuların kullanımının yanı sıra geniş kenarlı şapkaların giyilmesi, uzun kollu, açık renkli kıyafetlerin seçilmesi, güneş gözlüğü kullanılması gereklidir.

    Sıcak ve güneşli günlerde ya da deniz kenarında iken güneşten koruyucuların, güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi ve gün içinde özellikle su ile temastan sonra yeniden uygulanması gereklidir.

    Doç.Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu

  • Yenidoğanlarda görülen cilt sorunları

    1) Yeni doğan bebeklerde karşılaşılan en önemli cilt sorunlarından biri pişik herhalde… Tedavisi için ebeveynlerin neler yapmaları gerekir?

    Bebeklerde en sık karşılaşılan cilt problemlerinden biri pişiklerdir. Ortaya çıkaran neden gayta ve idrarla temas eden derinin hem bunlarla hem de gaytada bulunan mikroorganizmalarla direk temas ederek tahriş olmasıdır. bununla beraber bebek bezinin deri ile sürtünmesi de önemlidir. Bu temas ne kadar uzun sürerse ortaya çıkacak tahriş daha da kötüye gidebilmektedir. ayrıca çocuk bezi bölgesindeki kapalı alan tarif edilmek gerekirse sıcak ve nemli bir ortamdır. Bu durumların hepsi bir arada pişik oluşumunu tetikleyebiliyor.

    Bunu önlemek için öncelikle Bebeğin bezi sık olarak değiştirilmelidir. iyi emici özelliği olan bezler tercih edilmelidir.

    bebeğin altı ıslak, pamuklu ve yumuşak bir bezle silinmelidir. bez bölgesi ayrıca su içinde yağ içeren losyon ve kremlerle, alkol içermeyen yumuşak mendillerle silinebilir. sabun kullanılması önerilmemektedir. kız çocuklarının genital bölgesi ıslak bezle önden arkaya ve kıvrımlar da dahil olmak üzere silinmelidir. erkek çocuklarda testis bölgesi özellikle dikkatli temizlenmelidir. Temizleme işleminde mümkün olduğu kadar hassas davranılmalı, bu bölge iyice kurulandıktan sonra veya biraz açık bekletildikten sonra kapatılmalıdır.

    her bez değişiminden sonra çinko oksit gibi koruyucu özellikteki kremler düzenli sürülmelidir. talk pudrası kullanılması önerilmez.

    2) Bebeklerin cilt sağlığı için kıyafetlerinin nasıl yıkanması gerekir?

    Bebek cildinin çok hassas olmasının nedeni; henüz dış etkenlere maruz kalmamış olması, cildindeki yağ tabakasının az olması dolayısıyla cildin dış etkenlere karşı koruyucu tabakasının tam olarak oluşmamış olmasıdır.

    Bebek cilt yapısı erişkin cildinden farklı olduğu için kendi çamaşırlarınız için kullandığınız deterjanlar bebeğinizin cildine zarar verebilir. Bu nedenle bebek giysileri erişkin giysilerinden ayrı yıkanmalıdır.

    • Giysilerin marka etiketlerini çıkarırsanız bebeğinizin cildinin tahriş olmasını önlersiniz.

    • Bebeğinizin yeni kıyafetlerinin önce yıkanması ve ardından da ütülenmesi gereklidir.

    • Bebeğinizin cildi için giysilerini yıkarken cildinin tahriş olmaması için çamaşır suyu ya da buna benzer deterjanlarla giysileri yıkamamalısınız. Bebek cildinde uygunsuz deterjan kullanımına bağlı olarak kaşıntı, kızarıklık gibi yan etkiler oluşabileceği gibi ilerleyen dönemlerde alerjik kontakt dermatitler gelişebilir.

    • Bebek giysileri için özel üretilen deterjanlar veya sabun tozlarını tercih etmelisiniz. Giysileri yıkamadan önce yıkama talimatnamesinin okunması ve ona göre yıkanması gereklidir. Sıvı formdaki deterjanlar daha kolay durulandığı için bunları tercih edebilirsiniz.

    • Bebek giysileri çok iyi durulanmalıdır. Yıkanan giysileri mutlaka açık havada kurutulmalı ve ütülemelisiniz. Ütü sağladığı yüksek ısı nedeniyle hijyenik etkiyi artırır.

    • Yıkama sonrası bebeğinizin giysilerini güneş gören bir yerde kurutun. Güneş ışınları bazı bakterilerin yok olmasına yardım eder. Çamaşırları kuruduktan sonra serin ve kuru bir yere ya da çocuğunuzun dolabına kaldırın.

    3) Güzel koksun diye bolca deterjan ya da yumuşatıcı kullanmak doğru mudur?

    Parfüm içeren, bol deterjan ve yumuşatıcılar kullanmayı önermiyoruz. Kıyafetlere nüfus eden parfüm ve deterjan-yumuşatıcı kalıntıları ileride gelişebilecek allerjik reaksiyonları ve ekzema gibi deri hastalıklarını tetikleyebilir.

    4) Çocuklarda görülen konak için neler yapılabilir?

    Konak konusunda anne babaların gereksiz endişelere kapılmamasını öneririm. Çünkü konakların nedeni kötü bakım değildir. Esas neden derinin yağ bezlerinin aşırı çalışması sonucu, fazla yağ salgılaması, bu yağların yama tarzında birikmesi ve daha sonra kuruyarak dökülmesi.

    Konağı olan bebeklerde o bölgelerin hassas bebek şampuanları ile yıkanması ve banyonun ardından bebek yağı uygulanması faydalıdır.

    Konak tedavi edilmese bile normal şartlar altında aylar içerisinde kendiliğinden geçer.

    Konak tedavisi için şöyle bir öneride bulunabilirim:

    Pullar kuru ise bebeği yıkamadan bir saat önce pullu alana zeytinyağı veya bebek yağı sürerek yumuşamasını sağlayabilirsiniz.

    Bebeğin başını her gün bebek şampuanıyla yıkayabilirsiniz.

    Kafa derisine kabukların dökülmesini sağlayacak şekilde masaj yapabilirsiniz.

    Bebeğinizin saçını yumuşak uçlu bir fırça ile nazikçe fırçalayabilirsiniz.

    Bu önerileri uygularsanız bir süre sonra genellikle konakların kaybolduğunu göreceksiniz.

    5) Yeni doğan bebeklerin bazılarında benler oluyor… Bunların bir doktora gösterilmesi gerekli midir?

    Bel bölgesinde mongol lekesi olarak adlandırılan mavi-kurşuni renkte yuvarlak oval lekeler olabilir. Bunun bir önemi yoktur ve genellikle kendiliğinden ilerleyen yıllarda kaybolur.

    Yenidoğanların %1^nde benler olabilir.bunlar zamanla kalınlaşır ve renkleri koyulaşabilir. bunların bazıları 20 cm’den büyük olabileceği gibi 1 cm’den küçük de olabilir. Bu tür benleri olan bebeklerin en azından yılda bir kez olmak üzere düzenli olarak benlerini kontrol ettirmeleri önerilir.

    6) Özellikle yazın, bebeklerin cildini kurumalardan ve güneş ışığından nasıl korumalıyız?

    Bebeklerin ciltleri ve koruyucu özellikleri erişkinlere göre daha zayıftır. Bu yüzden özellikle yaz aylarında da her gün düzenli olarak ciltlerini nemlendirmek ve özellikle güneşten çok iyi korumak gerekir. Güneşten: açık renkli kıyafetler ve şapka ile korurken, açıkta kalan bölgelerine özellikle kimyasal madde içermeyen fiziksel güneş koruyucuları 2-3 saatte bir sürmek çok önemlidir. Fiziksel koruyucu olarak titanyum dioksit ve çinko oksit içeren güneş koruyucular tercih edilmelidir. Bunlara rağmen güneşten koruma tam olamamaktadır ve bu yüzden 10 ile 15 saatleri arasında dışarıda bulundurmamaya özen gösterilmelidir.

    7) Bazen de aileler çocuklarındaki cilt rahatsızlıklarına karşı etraftan duydukları bazı bitki karışımlarını kullanıyor, bunların cilde direkt uygulanması ne kadar doğrudur?

    Hiç bir cilt hastalığının tedavisinde özellikle bebek gibi hassas bir cilde sahip ise etraftan duyulan bitkisel ürünler kullanarak tedavi etmeye çalışılmamalıdır. her bebeğin ve her hastalığın tedavisi kişiye özel olmalıdır ve birine iyi gelen bir karışım diğerine tam ters etki yapıp daha ciddi sorunlar yaşanmasına neden olabilir. yada bebeğin hayatı boyunca yaşayacağı allerjik deri hastalıkları yada lekelenmeler ortaya çıkabilir.

    8) Son olarak bebeklerde cilt problemleriyle ilgili ebeveynlere neler söylemek istersiniz?

    Yenidoğan derisi erişkinlerin derisinden birçok yönü ile farklılıklar gösterir. yenidoğanların yaklaşık %80’nde cilt problemlerine rastlanır ve bunların çözümleri doğru tedavi ile genellikle hızlı bir şekilde çözüme kavuşabiliyor. Bebeklerde gelişebilecek mikrobik enfeksiyonun en önemli kaynağı bebeği bakan kişinin elleridir. Bu yüzden bebeğinize dokunmadan önce her seferinde elleri yıkamak çok önemlidir. dışarıdan eve girer girmez evdeki büyükler mutlaka ellerini yıkasınlar. hassas bebeklerinizin ciltlerinde karşılaştığınız bir problemde mutlaka bir uzmana danışın.

  • Kimyasal peeling (soyma)

    Kimyasal Peeling (Soyma)

    Yüz, boyun, göğüs, eller ve kollarda oluşan kırışıklıklar, izler, lekeler ve çiller kimyasal peeling sayesinde daha iyi bir görünüme kavuşabilmektedir. Çeşitli kimyasal solüsyonların cilde uygulanmasıyla yapılan kimyasal peeling, ciltte oluşan küçük çukurların ve izlerin giderilmesinde çok etkili bir yöntem.

    Kimyasal Peeling nedir?

    Deriyi canlandırmak, gençleştirmek, görünüşünü iyileştirmek için bazı kimyasal solüsyonların uygulamasıdır. Bu tedavide deriye, yüzeyel tabakaların ayrılmasına ve soyulmasına neden olan kimyasal bir asit uygulanır. Çok sayıda kimyasal peeling ajanı olmakla birlikte en sık kullanılanlar glikolik asit, alfa hidroksi asitler (AHA), triklosetik asit (TCA), salisilik asit, jesner solüsyonu ve kombinasyonlarıdır.

    Kimyasal peeling ile neler tedavi edilebilir?

    Güneş ve yapısal faktörlerin deride oluşturduğu kırışıklar, güneşe ve yaşa bağlı lekeler, çiller, kanser potansiyeli taşıyan kabuklu kızarıklıklar veya yüzdeki koyu renkli lekeler, melazma denilen hormonal veya gebelik lekeleri peeling ile düzeltilebilir, hatta iyileştirilebilir. Aktif aknede iyileşmeye ve akne izlerinde düzelmeye yardımcıdır. Deride oluşturulan soyulmanın ardından yeni deri oluşumu tetiklenir. Yeni gelen cildin dokusu ve rengi daha düzgün ve daha dengelidir.

    Neler tedavi edilemez?

    Derideki gevşeme ve sarkmalar düzeltilemez. Kimyasal peeling işlemi yüz gerdirme, kaş kaldırma işlemlerinin yerini tutmaz. Gözkapağı düşüklüğünü gidermede de etkili değildir. Derin çukurlarda bir dereceye kadar yardımcı olabilmektedir. Küçük çukurlar ve izlerde ise çok etkilidir.

    Nasıl uygulanır?

    Yüz, boyun, göğüs, eller ve kollara doktorun seçimi ve hastanın derisinin durumuna göre bir asit solüsyonu seçilerek hastane şartlarında uygulanabilir. Deri, yağlarından arındırıldıktan sonra tedavi alanına uygulama yapılır. İşlem esnasında 5-10 dakika kadar hafif yanma ve batma görülebilir. İşlem sonrası normal günlük yaşama hemen dönülebilir. İstenilen sonuçları elde etmek için birkaç seans gerekebilir.

    Peeling sonrasında beklenebilen durumlar nelerdir?

    Kimyasal peelingin derinliğine bağlı olarak ciltte, hafif veya güneş yanığı benzeri reaksiyon oluşur. Yüzeysel tipte 1-5 gün süren kızarıklıklar ve hafif soyulmalar olur. Derin tiplerde ödem ve deride gerginliğin yanı sıra kahverengi bir tabaka oluşumunun görülmesi normaldir. Bu tabaka 7-10 günde soyulur.

    Peeling sonrası nelere dikkat edilmeli?

    Ciltte oluşan kabuklar kesinlikle soyulmamalıdır. Sadece hekim tarafından önerilen nemlendirici prepatlar kullanılmalıdır. Ayrıca güneşten korunmaya dikkat edilmelidir.

    Peeling hangi durumlarda uygulanmaz?

    Peeling yapılacak yüzeyde açık uçuk bulunuyorsa, derin güneş yanığı, açık yara ve enfeksiyonlar varsa, daha önceden o bölgede soyma işlemi yapılmışsa bu yöntem kullanılmaz. Ayrıca Roaccutane tedavisi gören ya da yakın zamanda görmüş kişilere kimyasal peeling uygulanmaz.

  • Melanoma dikkat!! Benlerinizi kontrol ediyor musunuz?

    Malign Melanom Nedir?

    Melanom, cildimizin rengini veren melanin adlı pigmenti üreten melanosit hücrelerinden kaynaklanan deri kanserlerinden biridir ve deri kanserleri içerisinde en ölümcül olanıdır.

    Melanositler saçlı deriden, ayak tırnağına kadar derinin her bölgesinde, bunun dışında gözümüzde, ağız içi ve genital bölge gibi mukozalarda bulunmaktadır ve tüm bu bölgelerde melanom da gelişebilmektedir.

    Melanoma tüm dünyada ciddi bir sağlık sorunu olarak görülmektedir. Son yıllarda beyaz ırkta melanoma görülme sıklığı artmıştır. Dünya sağlık örgütü her yıl 132.000 yeni melanoma olgusu tahmin etmektedir. Her ülkede sıklığı değişmekle birlikte en çok Avustraya’da görülmektedir.

    Melanoma görülme sıklığı yaşa bağlı olarak artmakla birlikte, 20-45 yaş aralığında oldukça sık görülür. Tüm dünyada genel kaide olarak; melanom ne kadar erken teşhis edilirse, yaşam süresi o kadar uzamaktadır.

    Melanomun Güneş Işığı ile İlişkisi Nedir?

    Melanomun güneş ışığı ile ilişkisi çok önemlidir. Yaşlılarda sürekli güneşe maruz kalınan bölgelerde daha sık görülürken, gençlerde aralıklı ve yoğun olarak güneşe maruz kalınan bölgelerde daha sık ortaya çıkmaktadır. Özellikle çocukluk döneminde tekrarlayan kısa süreli yoğun güneş ışınlarına maruz kalmak; yaz tatili, hafta sonu tatili, dışarıda yapılan eğlenceler ve güneş yanığı önemli bir risk faktörüdür. Ozon tabakasındaki azalma güneş ışınlarına bağlı melanomların artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle güneşi bol ülkemizde önemi daha da artmaktadır.

    Güneşten hem kendimizi hem de çocuklarımızı sürekli korumak bu yüzden çok önemlidir.

    Solaryum üniteleri de riks faktörüdür. Yılda 10 kez veya daha fazla kullananlarda risk 30 yaş üstünde 2 kat, 30 yaş altında 7.7 kat artmaktadır.

    Kimler risk altındadır?

    Açık tenli kişiler

    Çilli, renkli gözlü bireyler

    Vücudunda çok sayıda beni olanlar

    Ailesinde melanom öyküsü olanlar

    Çocukluk çağlarında güneş yanığı öyküsü olanlar

    melanom gelişimi açısından risk altındadırlar.

    Kendi Kendine Muayene Nasıl Olmalı?

    A-B-C-D-E Kuralı Nedir?

    MELANOM, deri kanserleri arasında en ölümcül olanıdır. Tedavinin anahtarı ise erken tanıdır.

    Bireyin vücudundaki benlerini kendi kendine muayene etmesi mümkündür. Ingilizce baş harflerinin kısaltılması ile belirtilen A,B,C,D,E kuralı ile benler kontrol edilmelidir.

    A (Asimetri): Bir beni ortadan ikiye ayırdığımızda her iki taraf birbirinin ayna görüntüsü şeklinde ise simetriktir. Ancak farklılıkların olması melanom açısından risk olarak değerlendirilmelidir.

    B (Border: Kenar): Benin kenarlarındaki düzensizliklere bakılır ve düzensiz olması risklidir.

    C (Color: Renk): Bir bende koyulaşma olması, renginde açılma olması yada renk alacalanması olması melanom açısından önemlidir.

    D (Diameter: Çap): 5 mm (Yarım santimetre)’den büyük benler daha risklidir.

    E (Evolution: gelişim): Bir benin doğal seyrinin dışında gelişen her türlü değişikliktir. Tavanı düz bir bende kabarıklık ortaya çıkması, genişleme olması, bende kaşıntı başlaması, kanama gelişmesi melanom gelişim sinyali açısından önemlidir.

    Yukarıda belirtilen risk grubunda olan bireyler, mevcut beninde değişiklik farkeden kişiler dermatoloğa başvurmalı ve muayene olmalıdırlar.

    Benlerin Dermatoloji Muayenesi Nasıl Yapılır?

    Benlerin muayenesi ve takibi öncelikle gözle muayene edilerek, ardından el dermoskopu yada dijital bilgisayarlı dermoskopi cihazları ile incelenerek yapılır. Bu cihazlar yüksek ışık altında ve yüksek büyütme ile benlerin yapısını, kötü olabilecek bir takım sinyalleri değerlendirme olanağı sağlamaktadır. Bu sayede incelenen lezyonun melanom açısından daha doğru değerlendirmesi mümkün olabilmektedir.

    Kötü huylu bir takım belirtiler gözlenir ise hemen müdahale olanağı sağlanmakta, riskli olmayanların ise bilgisayar ortamında kayıt altına alınarak ileriki dönemlerde gelişiminin takibi yapılabilmektedir.

    Melanom Şüphesinde Nasıl Bir Yol İzlenir?

    Melanom şüphesinde veya teşhisi konduğunda ilk yapılacak iş o bölgeden biyopsi alınarak teşhisin netleştirilmesi ve melanom ise tipinin, derinliğinin belirlenmesidir. Mümkün ise lezyonun tamamı çıkarılarak incelenmelidir, büyük lezyonlarda ise uygun yerden biyopsi alınarak incelenebilmekte ve biyopsi sonucuna göre çıkarılması planlanabilmektedir.

    Melanom tanısı ile lezyon çıkarıldıktan sonraki tedavi ve takip süreci, melanomun tipi ve derinliğine ve bir takım melanomdaki özelliklere göre değişiklik göstermektedir.

    Unutulmamalıdır ki, melanomda erken tanı hayat kurtarır!

    Melanomun geç farkedilmesi ve gerekli operasyonun zamanında yapılmaması, bu tümörün hızla ilerleyip iç organlara yayılmasına neden olabilir.

    Eğer çok sayıda bene sahipseniz, açık tenli- kızıl saçlı- renkli gözlü yani güneş ışınları ve melanom açısından risk grubunda iseniz, ailenizde melanom öyküsü varsa, mevcut beninizde yukarıda bahsedilen değişiklikleri gözlemlediyseniz benlerinizin kontrolü ve muayene için hiç beklemeden bir dermatoloğa başvurunuz.