Etiket: Gün

  • Genç Kızlığa Geçiş

    Genç Kızlığa Geçiş

    Ergenlik döneminde hem erkeklerde hem de kız çocuklarında önemli değişimler yaşanmaktadır. Ancak kız çocuğunun genç kızlığa ve kadınlığa geçişindeki bedensel değişim erkek çocuklarla kıyaslanamayacak kadar çoktur. Öyle ki bu dönemde kız çocuğu; gerek bedenindeki, gerek ruh yapısındaki yaşadığı değişimlerin etkisi içerisinde yoğun bocalamalar yaşar. Bu noktada anne, baba, öğretmen özellikle de anneye büyük görevler düşmektedir. Çünkü küçük kızın bedenindeki değişimler hiç de az değildir. Bu değişimleri küçük kızın kabullenebilmesi için hem doğru bilgilenmesi hem de çevresinde güvenle sorular soracağı kişilerin olması 

    Nedir Bu Değişimler

    İlk değişim 10 yaşlarında başlar. Küçük kızın dış görünümündeki dikkat çeken değişim;  boyunun uzamaya başlamasıyla birlikte belinin incelip, kalçalarının genişlemeye başlamasıyla dikkat çeker. 

    Vücutta görünmeyen değişim ise belli etmese bile kız çocuğunu tedirgin eder şekildedir. Çünkü memeler büyümeye başlar hatta bazen ağrı da yapabilir. Diğer yandan bu süreçte koltuk altı ve cinsel bölgelerde kıllanma başlar.

    Memelerin gelişiminin yanı sıra kız çocuk külotunda beyaz lekeler görebilir. Bu vajende oluşan beyaz bir akıntıdır ve cinsel gelişiminin önemli belirtileridir.Bu noktada aile kız çocuğunun gelişimini iyi izlemelidir.  Eğer kız çocuğu 13 yaşına gelmesine rağmen hala memelerinde bir büyüme yoksa araştırılması gerektiği de unutulmamalıdır.  Diğer yandan deride de değişimlerin etkisiyle de sivilceler ve siyah noktalar oluşmaya başlar. Küçük kızın cildi korumayı öğrenmesi, deri temizliğine dikkat etmesi işte bu yaşlarda kendisine öğretilmeye başlanmalıdır. 

    Göğüslerin büyümeye başlamasından 1,5-2 yıl sonra  12-13 yaşlarında regl (adet görme) dönemi başlar. Bu sürecin doğurganlık özelliğinin ilk belirtisi olup bazen adet günleri yaklaştıkça karın ve sırt ağrıları yaşanabilir. 

    Doğurganlığın belirtisi olan regl çoğu zaman 1-2 yıl düzensiz seyredebilir. Bazı genç kızlar regl olmadan önce zaman zaman sinirli, neşesiz ve mutsuzluk yaşarken, kanama başladıktan sonra rahatlarlar. Her bireyin regl olma yaşının değişiyor olmasına rağmen eğer kız çocuğu 16 yaşını tamamladığı halde adet görmüyorsa bir hekime başvurulmalıdır. 

    Adet kanamasının süresi genellikle 21 gün de bir  4-5 gün sürerken, bazı kişilerde 35 gün de bir 2 ile 7 gün sürmesi de normal sayılır. Ancak sürekli regl olma süreci aydan aya birkaç günü aşan sürelerde oluyorsa bir hekime başvurulmalıdır.  Değişim gösterebilir. Bu süreçlerin hepsi de normaldir.  Regl dönemlerinin zaman zaman düzensizlik göstermesinde stres, hava değişimi, aşırı spor yapmak, seyahat etkili olabilir. Ancak genç kızın düzenli adet görmesine rağmen kanaması bir ay ya da daha fazla gecikirse,  bir hekime başvurulmalıdır.

    Regl kanaması zaman içinde farklı renklerde olabilir. Başlangıçta; kahverengimsi, daha sonra kırmızı bitimine doğru da yeniden kahverengiye dönüşebilir. Aynı zamanda dökülmüş doku artıklarının akıntıda pıhtı gibi normaldir.  Diğer yandan regliyken hareketlerin kısıtlanmasına aşırı kanama olmadıkça da spor yapılmasında bir sakınca yoktur.

    Regl sürecin de vücut temizliğinin önemi çok büyüktür. Bu bağlamda genç kız adet gördüğünde kanamanın yayılmaması için emici özelliği olan sıhhi petler kullanmalıdır. Bu petler; sabah, öğle, akşam ve yatmadan önce olmak üzere günde en az 4 kez  değiştirilmelidir.  

    Duş almanın bir sakıncası olmadığı için her gün duş alınabilir. Ancak denize regl döneminin yoğun günlerinde girmemek gerekir.Diğer yandan taharetlenme sırasında da dikkatli olup, temizliği önden arkaya doğru yapılması alışkanlık haline gelmeli, adet kanaması olan günlerde de bu alışkanlığa özen göstermek gerekir. 

    Diğer taraftan genç kız hangi gün adet göreceğini  önceden bilmeli ve çantasında sıhhi pet bulundurması hijyen için önemlidir.

  • Kırışıklık tedavisinde botox

    Kırışıklıklar nasıl oluşur?

    Mimik hareketleriyle yüzdeki çeşitli kaslar sürekli kasılır, kasılmanın olduğu bölgelerde kırışıklıklar görülür. Zamana bağlı olarak cildin azalan hücre üretimi, azalan savunma durumu, kollajen ve elastik liflerde azalma ve de sürekli yapılan mimikler yüzümüzün kırışıklığının temel nedenidir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) Nasıl Etki gösterir ?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A kas hareketlerini belirleyen sinir iletisini geçici bir süre durdurarak kasları gevşeten doğal ve saf protein yapıda bir ilaçtır. Mimik kaslarına uygun olan dozlarda yapılan bu enjeksiyon uygulamasında, kasın kasılmasına neden olan asetilkolin isimli maddenin salınımı engellenebilmekte bu maddenin yapacağı kasılma görevi geçici olarak durabilmektedir. Kas gevşediği için ilişkili olan cilt daha düz bir görünüm alabilmektedir.
    Yüz ifadesi bu sayede daha dingin ve daha rahat bir görünüm alabilmektedir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) güvenli midir?

    Klinik uygulamaları olan bir kas gevşetici ilaç olan botulinum toksin, clostridium botulinum bakterisinden elde edilen bir ilaç olup, çocuklarda büyük kas gruplarında tedavi ve destek amaçlı kullanım alanı vardır. Bu nedenle mimik kaslarına çok daha düşük dozlarda uygulama yapılıyor olması kırışıklık tedavisinde kullanılan bu yöntemi güvenilir kılmaktadır.

    Uygulama nasıl yapılır?

    Bu uygulama yaklaşık 10-15 dakika süren, ilgili bölgelere, gerekli dozlarda botulinum toksinin enjekte edilmesinden ibarettir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulaması ağrılı mıdır?

    Enjeksiyon sırasında insülin iğnesinin ucu kullanılmaktadır. Bu nedenle acısı da oldukça az olmaktadır.
    Çok hassas kişilerde belki soğuk kompres veya anestetik krem kullanılabilir.
    Anestezi gerektirmez. Uygulama sonrası günlük aktiviteye devam edilebilir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulayıcı özellikleri

    Yüz ifadesini kontrol eden kaslara ilişkin anatomik bilgisi olan bir hekim tarafından uygulanmalıdır. Her bireyin yüz kırışıklıklarının dimaniğine göre uygulama yapmak birbirine benzeyen yüzlerin oluşmasını engelleyen en önemli unsurdur.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) kaç yıldır uygulanmaktadır?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A farklı endikasyonlarda yaklaşık 20 yıldır kullanılmaktadır. Çeşitli hastalıkların tedavisinde 80’den fazla ülkede kullanılan bir ilaçtır.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulamsının günümüzde onaylı alanları

    Kırışıklık tedavisi
    Aşırı terleme (Hiperhidroz)
    Göz tikleri (Blefarospazm)
    Serebral palsi
    Servikal distoni
    Fokal distoniler
    Yüz felci (Hemifasyal spazm)
    Spastisite
    Şaşılık (Strabismus)
    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) kozmetik amaçlı kullanım alanları

    Temel uygulamalar

    Alın çizgileri
    Kaş arası çizgileri
    Göz kenarı kırışıklığı
    Kaş kaldırma
    İleri uygulamalar

    Burun etrafında oluşan kırışıklıklar
    Üst dudak kırışıklıkları
    Marionette (üzüntü) çizgileri
    Boyun çizgileri ve platisma bantları
    Yüzde asimetri
    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) etkisi ne zaman belli olmaya başlar?

    1. Uygulamadan 3-7 gün sonra etkisi görülmeye başlar.
    2. 10-14 gün içerisinde etkisi daha net olarak görülür.
    3. Bu aşamada doktorunuzla tekrar görüşerek uygulama sonuçlarınızı kontrol ettirebilirsiniz.
    4. Enjeksiyon yapıldıktan 30 gün sonra etkisi oturmaktadır.
    5. Bu etki 4 aya kadar sürmektedir.
    6. Etki süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) doğal görünüşü olumsuz etkiler mi?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A ile doğal görünüşünüz korunabilmektedir. Estetik bir uygulama yaptırdığınız belli olmaz. Duygularınızı mimiklerinizi kullanarak ama kırışıklık oluşmadan ifade edebilirsiniz.

  • Yaşlanmayı önlemede mucizelere yer var mı ?

    CİLDİN GENETİK ŞİFRESİ ÇÖZÜLDÜ

    Dünyada cihaz yatırımı cep telefonundan sağlığa her alanda çok yüksek miktarlarda yapılmaktadır. Ancak sağlık sektörü bu konuda daha seçici olmak zorundadır. Bu nedenle her geçen yıl yeni bir cihaz piyasaya sürülememektedir. Çünkü yeni bir cihaz ya da ürünün insan bedeni üzerindeki etkilerinin tam olarak ne olduğu ortalama 10 yılda ortaya çıkmaktadır. Bu durumda estetik tıp alanındaki gelişmeleri daha fazla mercek altına almalıyız.
    Cildin fizyolojisi, anatomisi çok iyi biliniyor. Artık en basit kremlerde bile ürünün cilde daha iyi nüfuz etmesi için nano-teknoloji kullanılıyor. Cilde uygulanan iğneli ve iğnesiz her tür işlem, tecrübeli, etik doktorlarca yapılmalıdır.

    Cildin temelinde yatan gerçek; cilt hücrelerinin her gün dökülmesi, yenisinin üretilmesi ve sürekli çoğalma eğiliminde olmasıdır. Kaliteli üretim ve üretimin hızı ne yazık ki belli bir yaştan sonra azalmaktadır. Bu nedenle cildimizi ve üretimini tetiklemeliyiz. Erkeklerin yüzleri yaşıtları kadınlara göre neden daha geç sarkar? Çünkü erkekler her gün tıraş olurlar! Yani hücrelerini uyarırlar. Cildinizi uyarmazsanız yaşlanır.

    Cilt bakımı ve yaşlanmayı önlemede mucizelere yer var mı?

    Çok konu edilen ve fazlasıyla dilimize giren “anti-aging” ile birebir uyumlu olan tanım “yaşlanmayı önleme”dir. Cildin ve dolayısıyla vücudun yaşlanma fizyolojisi, hastalıklarla mücadele etme sıklığı ve performansı, yeni virüslerle mücadele, eski ama köklü hastalıkların (şeker hastalıkları, kronik kalp hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları) yeniden genetik düzenlemelerle, kök hücre çalışmaları ile ilerlemiş organ transplantasyon teknikleri sayesinde tamamen ortadan kaldırılması, tıbbın hiç değişmeyen gündemi.

    Daha genç bir görünüm, daha sağlıklı ve uzun yaşam için yıllardır vurgulanan klasik bilgilere daha sıkı bağlanma zamanı olabilir. Bilim adamlarının söylediği, çok yakın bir zamanda ortalama ömür 100 yıl olacak.

    Cilt sağlığında da prensip, hücrelerin canlılığını daha fazla devam ettirmek, yavaşlayan üretim döngüsünü hızlandırmak ve hücrelerin yenilenmesini tetiklemek. Cilt hücreleri o kadar çok sayıda ve çok üretken ki bu nedenle bu organın tedavisinde dışarıdan sürülen kremler emilebilmekte ve sistemik dolaşıma bile karışabilmekte, yani ağızdan alınmışcasına işe yarayabilmekte. Bu nedenle sürülen ürünler de dikkatle incelenmeli. Ancak çok önemli bir gerçek de bu tip üretken olan hücrelerin aynı zamanda radyasyona (ultraviyole ışınları da dahil) veya kötü çevresel şartlara da aşırı duyarlı olabileceğidir. Bu bilgiler ışığında birçok medikal teknik ve önleyici tedbirlerle cildi sağlıklı ve genç tutmak mümkün.

    Yaşlanmayı önlemede hangi yöntemler güvenilir? Güvenilir olduğunu nereden bileceğiz?

    Konumuz estetik tıp olduğuna göre bence, bu konuda gündemden düşmeyen bilimsel makalelerde de en fazla uygulanan yöntem olan botox enjeksiyonu, güvenilirlik ile ilgili konuşulabilecek bir konudur.

    Kas gevşetici özelliği sayesinde kırışıklıkların giderilmesinde kullanılmaya başlamasından bu yana 15 yıl geçti. Ancak öncesinde bazı başka hastalıkların tedavisinde yeri olan bir ilaç olduğu için yan etkilerinin neler olduğu konusunda artık sorun da pek yok. Yeni botulinum toksin tiplerine ve markalara karşı biraz daha tutucu davranmakta fayda olabilir, çünkü onların geçmişi az, deneyimleri az, dolayısıyla uzun dönem yan etkileri olup olmadığı bilinmiyor.

    Uygulanan bir yöntemin güvenilirliği ile ilgili önemli kriter, bu ilacın ya da yöntemin etki mekanizması nedir, dolayısıyla insan bedenindeki yeri ve kabul edilirliği nasıldır ve özellikle vücuttan nasıl atılıyor? Bu konularda ilaca ve etkisine hakimseniz, sorun yok. Ayrıca bazı onay kurumları da güvenilirliğini desteklemektedir. Örneğin Food And Drug Administration (FDA), ABD’de kabul görmüş önemli bir merkez. Buradan onaylı olması da güvenilirliğini desteklemektedir.

    Tüm bu uygulamalarla cilde sonuçta kimyasallar gönderiliyor. Bunların zaman içinde kötü etkili olmayacağını nereden bilebiliriz?

    Az önce de bahsettiğim gibi maddelerin içeriği, vücutla ve ciltle etkileşimi, atılımı, zarar oranı nedir, ne kadar zamandır uygulanıyor hepsi bir kriter.

    Burada da çarpıcı örnek hyaluronik asit dolgu malzemeleri ile ciltteki kırışıklık ve izlerin doldurulması tartışılabilir. Örneğin bu madde cildimizde, eklem aralığında, göz akında vs birçok yerde zaten var. Kimyasal yollarla elde edilmesi onun hijyenik olmasını ve bakteri – mikroplardan uzak olmasını sağlamak için zorunludur. Ancak bu kimyasalların ne olduğunu iyi bilmek gerekir.

    Öyle ki bazı hyaluronik asit dolguların ömrünü uzatan bir teknoloji cilt için çok alerjik olabilir, ciltte birikmelere yol açabilir, insandan insana değişen sonuçları standart olamayan bir duruma yola açabilir. Dolayısıyla bu konuda da ürün bilgisi, literatürdeki yeri, kullanım süreleri ve tecrübeler çok önemli.

    Yeni bir madde veya “x” bir teknik çıktı, cildinizde anında gerginlik etkisi yapıyor, ve de sadece bir krem dediler ne yapalım, hemen inanalım mı?

    Gerçi her alanda olduğu gibi nano teknoloji ile elde edilen ürünler cildin üretken tabakasına kadar inebiliyor ancak yine de bu teknoloji ile üretilen kremler de, çok uzun zaman içinde ve başka destek tedavilerle beraber olumlu etkiler alınabilecek yapıdalar. Anında gerginleştirici ürünler 6-8 saat ciltte uyuşmuş hissi veren hafifçe gerilmiş gibi hissetirebilen kremlerdir, aksi düşünülemez.

    Çünkü yaşlanmanın fizyolojisi belli, güneş veya ultraviyole ışınlarının etkisi ya da yer çekiminin cilde etkisi belli, dünyanın kirliliği ortada bütün bunlarla anında mücadele etmesi, bilim kurgu gibi.

    Ancak belki bir gün, cildimize kendi sağlam ve üretken olan kök hücrelerimiz verildiğinde cildimiz belirli bir süre içinde yeniden yapılanacak ve onarılacak. İşte bu mucize için kök hücre çalışmaları devam ediyor.

  • Cildiniz güneşe hazır mı?

    Yaz ayları ve sıcak havanın insan bedeni üzerinde bir çok etkisi vardır. Sıcak hava ve gün ışığının olumsuz etkilerine bazı önlemlerle cildimizi hazırlayabilir, böylece güneşin ve yazın keyfini doyasıya çıkartabiliriz.

    Güneş cildimize nasıl zarar veriyor, yapısını nasıl bozuyor?

    Güneş ışığının zararlı etkileri ultraviyole ışınlarının cildimizde yarattığı olumsuz etkilerdir. Ultraviyole A ve B cildimizde renk değişimlerine (lekeler), kılcal damarların ortaya çıkmasına (rozasea vb.), benlerin ve kötü huylu lezyonların (melanoma, cilt kanseri) oluşmasına zemin hazırlayan, hyaluronik asit ve kollajen-elastik liflerin üretimini yapan hücrelerin DNA’larında da hasara yol açarak cildi yaşlandıran ışınlardır. Hücrelere ulaşabilen ulraviyole ışınları belirli dalga boyu olan radyasyondur, zararlı olan etki mekanizması ise az önce belirttiğim gibi direkt hücrenin DNA’sını etkiler; DNA kendi kendini onaramaz hale gelerek protein adı verile kollajen ve elastik lifler de kırıklar, onarım hataları ve hasarlı yapılar ortaya çıkar. Bunun adı yaşlanmadır.

    Güneşin yararlı olduğu durumlar da vardır. Vücutta ultraviyole ışınları ile ciltte D vitamini sentezlenir, D vitamini kemik yapımında çok önemli role sahiptir. Ayrıca bazı hastalıklar ultraviyoleye olumlu yanıt verebilmektedir.edef hastalığının, bazı cilt hastalıklarının ve aknelerin iyileşmesinde de olumlu etkileri vardır.

    Güneş ışınları ciltte allerji yapabilir mi? Özellikle çocuklar üzerindeki etkileri nelerdir?

    Güneşin ultraviyole ışınları ve ısısı, ışığa duyarlı olan ciltlerde çeşitli derecelerde reaksiyonlara yol açabilir. Hafif bir kızarıklıktan, kaşıntılı kabarık döküntülere varana kadar (polimorf ışık erupsiyonu), rozasea hastalığından lupus eritematozus hastalığının tetiklenmesine kadar çeşitli durumların sorumlusudur. Ayrıca güneş ışınları çocuklar ve bebekler üzerinde daha fazla olumsuz etkilere sahiptir; onların ciltleri daha transparan daha savunmasızdır. Bebek ve çocuklar için üretilmiş; UV A ve UV B korumalı güneş koruyucuları düzenli olarak kullanmak şarttır.

    Güneş – yaşlılık lekesi nedir?

    Cilt yüzeyinde ve yıldızsı uzantıları olan ortalama 1 cm çapında güneşe maruz kalan yerlerde ortaya çıkan lekelerdir. En sık el sırtında ve boyun-göğüs V bölgesinde ve yüzde ortaya çıkan lezyonlar, yaşla birlikte daha fazla görülür. Bu nedenle yaşlılık lekeleri de denir.

    Tedavisinde soyucu işlemler, kriyoterapi uygulanabilir. Ancak en etkili yöntem laser veya ışık tedavileridir. Özellikle IPL tedavisinde cilde zarar vermeden bu lekeleri azaltmak veya yok etmek mümkün olabilmektedir.

    Güneş ışınları benlerimizi nasıl etkiliyor?

    Benler cilt renginde, ciltten biraz koyu veya kahverenginden siyaha kadar değişen renklerde ciltten genellikle kabarık, bazen üzerinde kılların da olduğu selim lezyonlardır. Benler özellikle cilt rengi açık olan kişilerde fazla görülür. Yaşla ve güneşe maruz kalmakla sayıları artabilir veya boyutlarında değişiklik olabilir.

    Önemli olan benlerin selim halini korumaktır. Bunun için öncelikle dikkat edilmesi gereken güneşin olumsuz etkilerinden korunmak için kızgın olan saatlerde güneşe çıkmamak ve yaz-kış ultraviyoleye karşı koruyan güneş koruyucular kullanmaktır.

    Ayrıca herkesin kendi ben’inin özelliklerini iyi bilmesi ve takip etmesi gerekmektedir. Takip ederken benin boyutunda ve renginde kısa süre içinde bir değişiklik olup olmadığına, kaşıntı veya kanama olup olmadığına bakabilir. Ancak daha ideal olan dermatoloji uzmanlarının dermatoskop aleti ile hastalarını belirli aralıklarla takip etmesidir. Eğer bir ben, şüpheli olarak bulunursa o ben’in cerrahi olarak çıkarılması ve mutlaka patolojik incelemesinin yapılması gerekmektedir.

    Neden bronzlaşırız?

    Cildimizde melanin isimli pigmentler bulunmaktadır. Cilt rengini veren bu pigmentler herkeste farklı miktarda bulunur. Bu nedenle açık renkli tenden esmer tene kadar 7 farklı cilt rengi vardır. Bu pigmentlerin sayısı yazın güneşle birlikte arttığı için bronzlaşılır. Bilinçli olarak bronzlaşmak gerekir. Belirli saatlerde güneşe, belirli dinlenme aralıkları vererek çıkmak ve sık sık güneş koruyucu kremler sürmek gerekmektedir.

    Güneş lekeleri nasıl oluşur, nasıl tanıyabiliriz? Diğer lekeler ve benlerden nasıl ayırırız?

    Güneş lekelerinin bir kısmı sadece güneşlenme sonrasında görülür ve mutlaka güneşe maruz kalan yerlerdedir. Kenarları yıldızsı uzantılar gösteren bu lekeler sütlü kahverengi renktedir ve 0.5-2 cm arasında değişen çeşitli büyüklüktedirler. Kalıcı olan bu lekelere lentigo solaris yani güneş (solar) lekesi denir. Çiller ise güneşle ortaya çıkar ancak kalıcı değildir ve kışın tekrar kaybolur. Bir kısım lekeler ise yine güneş gören yerdedirler ancak altta yatan başka bir sebep de bulunabilir. Bunlar genellikle bayanlarda görülen ve hormonal olarak oluşmuş olan lekelerdir. Benlerin ise güneşe maruz kalındıkça sayıları artabilir veya renkleri koyulaşabilir, boyutları artabilir. Ancak güneş görmeyen yerlerde de görülebilir. Deriden daha kabarık veya deri düzeyinde olabilir. Dermatoloji uzmanı tarafından dermatoskapik yöntemle kontrol edilmeleri gerekir.

    Güneş lekelerinin tedavisi nasıl olur?

    Çok yeni ve yüzeyel olan lekelerde cildin üst tabakasının soyulmasıyla yani mikrodermabrazyon yöntemi veya kimyasal peeling ile tedavi uygulanabilir. Ancak eski veya daha derin lekelerin tedavisi daha zor ve daha zaman alır. En çok tercih edilen tedavi yöntemi IPL laser veya laser tedavileridir.

    Cildi beyazlatan, lekeleri açan kremler etkili midir?

    Bu kremler yeni ve yüzeyel lezyonlarda başarılı oalbiliyor. Bazen diğer tedavilere destek olarak da kullanılabiliyor. Lekenin derecesine göre karar verilebilir.

    Güneş lekeleri kansere sebep olur mu? Nasıl?

    Güneş lekeleri varsa cilt güneşin zararlı ışınlarına açık ve cilt kanserine yatkınlık olabilir anlamı çıkarılabilir. Lentigo isimli bilinen güneş lekesi nadiren lentigo maligna isimli cilt kanserine dönüşebilir. Ancak göğüs dekolte ve omuz başlarında ellerde sıklıkla görülen lentigo solarisler (güneş lekeleri) kansere döüşecek anlamı çıkarılmamalıdır.

    Önemli olan şunun bilincine ulaşmak; ”madem ciltte lekeler var o halde güneş cilde bir şeyler yapabiliyor”, bu durumda etkileniliyor kansere de davetiye açık.. O halde güneş koyucu kremler kullanılmalı ve güneşin kızgın olduğu (10-16) saatlerde güneşlenmekten kaçınmalıyız.

    Güneş koruma kremlerini nasıl seçmeliyiz? Öncelikli kriterler neler olmalı?

    Son yıllarda güneş koruma kremlerinin çeşitliliğnde büyük bir artış var. Hemen hemen çoğu hem ultraviyole A hem de B ’ye karşı etkili, bazıları ınfrarede karşı da etkili ürünler. İçerisindeki mineral bazlı (çinko oksit), filtre etkili bariyer görevi iyi olan (mexoryl XL vs) birçok madde bulunmaktadır. Çocuklarda da güvenle kullanılabilen bu ürünleri seçerken cildimizin tipine uygun olan koruma faktörü en az 15-30 ve üstü olan ürünleri seçmeliyiz.

    Hassas&kuru ciltler

    Bu tip ciltlerin nemsizlik dışında bazen kızarıklık oluşması veya kılcal damar oluşumuna yatkınlık gibi durumları söz konusudur. Bu nedenle bizim için özel bir yeri vardır. Kullanılan günlük ürünlerin dahi özenle seçilmesi yazı ve kışı ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Yaz aylarında terlemeyle birlikte ciltte su ve mineral kaybı ortaya çıkabilmekte ancak bu durumu yaz aylarında hafifçe artan yağlılık ile dengeleyebilmektedir.

    Ter ve yağ bezlerinin kanallarının ortak olması su kaybını dengelemek adına doğal bir savunma sistemidir. Bu doğal koruma sisteminin bozulmaması için aşırı cilt temizlikleri, kuru ve hasas olan ciltlere tavsiye edilmez. Ancak haftada bir enzim peelinglerle veya haftada bir veya iki defa hafif glikolik asitli ya da salisilik asitli toniklerle veya maskelerle bakım yaparak ölü deri birikimi ve yaz mevsiminin getirdiği ciltte siyah nokta oluşumunun da önlenmesine faydası olur. Bu tip ciltlerin günlük temizliğinde yaz kış sütler tercih edilebilir. Ancak yaz aylarında toniklerle takviye temizlik de yapılabilir. Akşamları kışa göre biraz daha su bazlı ürünlerle nemlendirme, gündüz ise çinko oksit ve titanyum dioksit oranı yüksek olan C vitamini içermeyen (yazın kullanmak gündüz için uygun olmayabilir) 30 korumalı güneş kremleri kullanılabilir.

    Yağlı & akneye eğilimli ciltler

    Daha önce de bahsettiğim gibi yaz aylarında terle birlikte yağ (sebum) salgısının artması kuru ciltlerin tam tersi prosedürlerle bakımı gerekli kılar. Özellikle bu tip ciltlerin siyah noktalarının, artması veya kapalı komedon denilen beyaz noktaların artması cildin gözeneklerden nefes almasını engelleyebilir ve kullanılan ürünlerle de daha da tıkanmasına-dolmasına sebep olur. Bu nedenle cildi jel veya köpük şeklindeki suyla temizleyen ürünlerle temizlemeli, uygun olan bir tonikle de her akşam arındırmalıyız. Ayrıca haftada bir veya iki defa akşamları antioksidan içerikli hafif soyucu ve nemlendirici etkileri olan peeling maskelerle canlandırabiliriz. Güneş koruyucuların karma ciltlere uygun olan daha likit özellikli ürünleri gündüz tercih edilebilir. Ancak bilinmelidir ki her güneş koruyucu özelliği gereği mutlaka bir miktar yağ içerir. Bu nedenle akşamları iyi bir cilt temizliği ile bu ürünlerin de yarattığı yağlılık azaltılmalıdır. Akşam cildin nemlendirilme ihtiyacı olan durumlarda su bazlı hafif vitaminli ürünler kullanılabilir.

    Olgun ciltler

    Olgun ciltlerin özelliği kollajen ve elastik liflerin yıpranmış olması, fabrika hücreler olan fibroblastların, kronolojik-genetik-hormonal yaşlanma mekanizmalarına uyan şekilde üretimlerini azaltmış olmaları en önemli özelliğidir. Bu tip ciltlere önerimiz, C vitamini, E vitamini, hyaluronik asit, retinol, peptidler veya bitkisel antioksidanlardan geceleri zengin kremlerle onarımı desteklemek, gündüz ise yine antioksidan özellikli güneş koruyucular kullanmalarıdır. Ayrıca bu tip ciltlerin daha fazla neme ve daha fazla vitamin ve minerale olan ihtiyaçları yaz aylarında daha da fazladır. Haftada bir veya iki defa uygulanan bakımlar dışında profesyonel yardımlara da ara vermeden devam etmek hatta bu dönemde daha önce danışmadıysa bir cilt hastalıkları uzmanından destek almalarını tavsiye ederim, çünkü en önemli yaşlandırıcı dış faktör olan güneş, olgun ciltleri çok daha hızlı etkiler. Olgun ciltlerin savunma hücrelerinin desteklenmesi ultraviyole ile savaşmada temel bakım olmalıdır. Bu amaçla coenzyme Q10, E vitamini, üzüm çekirdeği yağı vs. gibi yüksek antioksidan özellikli koruyucu ve nemlendiricilerden faydalanılabilir.

    Vücut ve yüz için ayrı ürünler kullanmalı mıyız, neden?

    Yüzümüze seçtiğimiz ürün cildimizin yağlı veya kuru oluşuna göre seçilmiş olan likit veya krem formunda bir ürün olabilir. Bu ürünü vücudumuza sürmekte herhangi bir sakınca yoktur. Ancak vücut için alınan bir ürünün yüzümüzde yoğun olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir. Vücut için kolay kullanılabilen sprey formunda olan ve daha yoğun miktarda ürünler tercih edilebilir.

    Sağlıklı bronzlaşmak ve güneşin zararlarından daha az etkilenmek için nasıl beslenmeliyiz?

    Havuç, elma vs gibi besinlerin bu anlamda yararlı olduğu doğru mu?

    A vitaminin beta karoten olarak alınmasının vücuda zarar verme etkisi yoktur, depo edilerek karaciğerde toksik etkiye neden olmamaktadır. Ancak bu tip hücreleri koruma özelliği olan vitaminlerin güneşin yarattığı hasarı tamir etmede etkili olduğu bilinmektedir. Bu tip besinlerin güneş banyosu sırasında alınması önerilmez. Güneş sonrası tavsiye edilir.

    Yazın C vitamini ve çinko minerallerine yönelmek daha doğrudur. Güneşin yarattığı yaşlanma etkilerine karşı antıoksidan olarak savaşan bitkiler, meyveler tüketilmelidir. Bol yeşillik, üzüm (çekirdeği de çiğnenerek), mor olan meyveler tavsiye edilebilir.

  • Peeling nedir ?

    Peeling nedir ?

    Peeling cildin üst tabakasını temizleyerek yerine taze genç deri gelmesini sağlar. Bu sayede cildiniz parlaklık kazanır ve renginde hafif bir açılma olur. Leke ve sivilce tedavisinde ise verilen tedavilere yardımcı olarak cildin eski sağlığına kavuşmasına yardım eder, iyileşme sürecini hızlandırır.

    Peeling ayrıca anti-agingin vazgeçilmez bir parçasıdır. Geçen yılların sonucunda oluşan ince çizgiler ve yüzeyel lekelerin temizlenmesini sağlar.

    Peeling çoğunlukla bazı meyve asitlerinin kullanılmasıyla uygulanan bir tür cilt bakımı ve yenilenmesi işlemidir.

    Peelingin cildinize kazandırdıkları

    Cildimiz bazı tabakalardan oluşur. En üst tabakada ölü deri hücreleri ile yağ tabakası bulunur ve günlük makyajınızın kalıntıları , toz ve hava kirliliği partikülleri buraya yapışır kalır. Yine sivilceli ve yağlı cilde sahip kişilerde sivilce oluşmasında rol oynayan deri tıkacı da bu tabakada oluşur. Lekeli ciltlerde ise koyulaşmaya sebep olan renk hücrelerinin bazıları bu tabakada birikir.

    Peeling üstteki problemli tabakayı temizler ve alttan yeni deri hücrelerinin gelişmesini sağlar. Böylece alttan gelen yeni sağlıklı deri hücreleriyle derinizin üst kısmı kaplanmış ve cildiniz yenilenmiş olur.

    Anti – Aging’in vazgeçilmezi peeling

    Peeling’in cildi yenileyici etkisi kuşkusuz gençleştirici etkiye de sahiptir. Özellikle ince kırışıkların tedavisinde etkili olup tüm yüze uygulandığı için yüzünüzün her bölgesinin aynı özelliklere sahip olmasını sağlar. Ciltteki bölgesel farklılıkları gidererek daha genç bir görünüm verir. Botox ve dolgu tedavileri sadece kırışıklıkları ortadan kaldırır ama peeling beraber uygulanmadığı zaman cilt “doldurulmuş ve gerilmiştir” fakat yine aynı yaşlı cilttir.

    Peelingle cildim soyulacak ve kıpkırmızı mı dolaşacağım ?

    Peelingin uygulandığı madde ile peelingin yoğunluğu değişmektedir. Kimyasal asitlerin kullanıldığı bazı peelinglerde cildin daha derin tabakaları soyulmakta bu tür peelinglerde 1-2 seansta iyi bir görünüm elde edilmekte ama 1-2 hafta arasında süren ciltte kızarma ve soyulmaya yol açmaktadır.

    Biz ise hastanemizin dermokozmetik ünitesinde daha çok yüzeyel peelingi tercih etmekteyiz. Meyve asitleriyle yapılan bu peeling cildin sadece üst tabakasını etkilediğinden 1-2 gün içersinde cilt hassas olmakta belirgin bir soyulma ve kızarıklık cildinizin yapısına göre ortaya çıkmamaktadır. Bu şekilde bir “öğlen arası” tedavisi şeklinde uygulanabilen yüzeyel peeling ile 3-4 seansta iyi bir sonuç alınabilmektedir. Amacımız hastalarımızı normal hayattan koparmadan basamaklı bir cilt yenileme işlemi uygulamaktır.

    Peelingten önce ve sonrası

    Peelingten yaklaşık 3 gün önce ve 5 gün sonra cildinizi tahriş edebilecek uygulamalardan kaçınmak gerekir. Bu nedenle kullandığınız krem tarzı ilaçlar kesilir ve sir ağda gibi cildinizi tahriş edebilecek işlemler önerilmez. Cildinizi hafif temizleyicilerle gerekirse temizlemeniz önerilir. Ayrıca peeling öncesi ve sonrası yoğun güneşlenmeden kaçınılmalıdır. Bu nedenle peelingi daha çok sonbahar ve kış aylarında uygulamaktayız.

    Cilt bakımı mı Peeling mi ?

    Genellikle güzellik merkezlerinde yapılan cilt bakımı ile hastanede dermatolog kontrolünde uygulanan peelingin etkinlikleri çok farklıdır. Özellikle yüksek etkinliğe sahip ürünlerin dermatolog kontrolü dışında uygulanması istenmez ve bu ürünlerin sadece doktor ve hastanelere satışı yapılır. Cilt bakımında ise cilde buhar uygulanır güzellik cihazları ile ek bazı uygulamalar yapılır ama etkinlik olarak dermatolog kontrolünde uygulanan peelingin cilt üzerindeki etkisi doktorunuzun önerdiği durumlarda farkedilir olarak daha iyidir.

  • Derdiniz uçuk mu ?

    Derdiniz uçuk mu ?

    Sanırım uzun zamandır size uçuklardan söz etmedim. Kim bilir bu müddet zarfında kimi dudaklar kaç kere yeniden uçuk çıkarmışlardır..

    Uçuk tatsız bir derttir. Dudağın kenarında bir kaşıntı başlar, sonra ufak bir yara belirir! Bu yaranın içi su ile doludur. Acır, sızlar, yemek yedirmez, konuşmayı zorlar, gülmek güçleşir ve birde dudakların şekli allak bullak olur! Genellikle birkaç gün sonra uçuk kurur ve kaybolur. Ama büyük bir ihtimalle yeniden çıkar..

    UÇUK BİZİ ZAYIF BULUNCA BELİRİR

    Uçukların nedeni, “herpes simplex” virüsüdür. Bu virüs yerleştiği vücuttan kolay kolay ayrılmaz. Faaliyete geçmek için direncimizin düşmesini bekler. Bu yönüyle zayıf taraflarımızın bir aynası gibidir; Uykusuzluk, heyecan, sevinç, kırıklık, soğuk algınlığı, sıcak, rüzgar, adet öncesindeki hormonal dalgalanmalar, özellikle güneş gibi pek çok neden, uçukların geri gelmesine yol açabilir.

    DUDAK DEFORMASYONU

    Uçuklar pek yer değiştirmezler. Genellikle aynı yerde nüksetmeye devam ederler. Uçuklarınız dudaklarda çıkıyorsa, zamanla dudak kontürünün bozulmasına yol açabilir.. Sık sık tekrarlıyorsa, dudakların rengi solabilir ve üzerinde yer yer beyaz lekeler belirebilir. Aklınızda olsun bu tür kontur sorunlarını kalıcı makyajla düzeltebilirsiniz. Yanakta veya yüzün başka bir yerinde çıkıyor ise, güneşten korunmak önem taşır çünkü leke kalabilir.

    GÖZLERİ KORUYUN
    Uçuk çıkaran bir bünyeniz varsa ve günün birinde gözleriniz ağrımaya, ışıktan rahatsız olmaya başlarsa hemen doktora gidin. Çünkü uçuklar göze bulaşırsa görme yeteneğine zarar verebilir. Uçuklar diş etlerinde ve damaklarda da çıkabilir. Farklı bir uçuk virüsü ise cinsel organlarda uçuk çıkmasına yol açar. Bu oldukça tatsız ve dikkatle tedavi edilmesi gereken bir durumdur.

    «Uçuklar son derece bulaşıcıdır. Her iki tip uçuk virüsü de temasla bulaşır. Bir kez bulaştıktan sonra da direnç her düştüğünde tekrar edebilir. Böyle dönemlerde kimseyle öpüşmemek, bardakları, havluları, yastıkları dikkatle ayırmak gerekir.

    «Dudaklarınıza en az 15 faktörlü güneşten koruyucu ruj sürün.

    UÇUK AŞISI BİR BULUNSA!

    Ne yazık ki, yüzümüze ve dudaklarımıza yerleşen Herpes simplex virüsünün, yani uçuk sorununun, henüz kesin bir tedavisi bulunamamıştır. Aşı araştırmaları yapılmakta, lazer ve ozon terapileri denenmektedir. Bugüne kadar en iyi sonuç veren tedavileri şöyle sıralayabilirim;

    Lysine:

    Uçuğun en etkin tedavisi “Lysine” adı verilen bir amino asittir. Lysine’i hem hap hem de krem şeklinde bulabilirsiniz. Önerilen doz, uçuk iyileşinceye kadar günde 3 defa 1000 mg.alınmasıdır. Daha sonra da koruyucu olarak günde 500 mg.Lysine almaya devam edilir. Bu hapları aç karnına su ile almanız gerekir. Bu ilacı asla süt ile birlikte kullanmayın.. Lysine uzun süreli kullanımda uçukların yeniden çıkmasını önler. Ama tabii önce doktorunuza danışın ve kullandığınız diğer ilaçlar halında bilgi verin.

    «Her ihtimale karşı; çerez, çikolata, tam tahıllar ve jelatinden uzak durun. Bu gıdalarda arginine adı verilen bir amino asit bulunur. Arginine Lysine’in etkisizleştirir ve kanıtlanmamış olsa da, birçok doktor bu maddenin uçukları tetiklediğini düşünür.

    Antiviral kremler:

    Uçuğun çıkmasını önlemez ama daha çabuk iyileşmesini sağlar ve yayılmasını engeller.

    Melisa kremi:

    Bu kremi uçuğun ilk belirtilerini fark edince hemen sürün ve günde 2-4 kez uygulamaya devam edin. Oldukça etkilidir.

    Melisa çayı:

    Yoğun bir melisa çayı hazırlamak için; 2-3 tatlı kaşığı melisayı kaynamış suda 15 dakika bekletin, sonra soğumaya bırakın. Bir kulak temizleme pamuğu ile günde birkaç kez uçuğun üzerine sürün.

    A- C vitaminleri ve flovonoidler:

    Bu destek vücut direncinizi ve bağışıklık sistemini güçlendirerek size yardımcı olur. Uçuk çıktığında günde 1000 mg C vitamini / 500 mg flavonoid almanızı tavsiye ederim. Ek olarak, şekersiz C vitaminini suda eritip bir pamukla dışarıdan uygulayabilirsiniz. A vitaminli kremler tahriş edici olduğu için uçuk varken sürmeyin.

    Ozon tedavisi:

    Genel vücut direncini arttırdığı için birçok uçuklu hastayı iyileştirir.

    Buz yararlıdır:

    Günde birkaç kere, uçuğunuzun üzerine buz koyun ve birkaç dakika tutun. Bu uygulama uçuğun acısını azaltır ve daha çabuk kurumasını sağlar.

  • Erkekler için cilt bakımı

    Erkekler için cilt bakımı

    Cilt bakımı tabii ki sadece kadınların meselesi değildir. Erkeklerin ciltleri de kırır ve her türlü cilt sorunları ile karşılaşırlar. Onların en büyük derdi sakal ve bıyıklarıdır. Her gün tıraş olmak cildi tahriş eder. Kızarıklıklara, kimi zaman kıl dönmesine neden olur. Bir de akneleri varsa, tıraş birçok sıkıntıya yol açar.

    Hassas ciltler için hazırlanan tıraş ürünlerini tercih edin:

    Tıraş köpükleri, tıraş jelleri gibi ürünlerde bol miktarda alkol, mentol, nane, potasyum, sodyum hidroksit, kafur gibi maddeler bulunur. Bunların tümü tahriş edici malzemelerdir.

    Örneğin tıraş köpüğü veya jellerin hassas ciltler için hazırlananları daha yumuşaktır. Bunların içinde parfüm, mentol, alkol, limon, portakal, greyfurt, okaliptüs, kafur ya da nane gibi tahriş edici maddeler bulunmaz.

    After shave parfüm yerine kullanılmaz:

    En azından after shave’iniz yumuşak olmalıdır. Makinenin veya jiletin tahriş ettiği cilde biraz daha fazla özen göstermeniz gerekir. Tıraşınızı tamamladıktan sonra yüzünüz fazla kızarıyorsa, bunun nedeni büyük bir ihtimalle kullandığınız after shave’lerdir.

    Piyasada bulunan after shave’lerin hemen hepsi serttir. Tümü yüksek oranda parfüm, alkol ve daha bir çok tahriş edici madde ile doludurlar. Zaten birçok erkek bunları parfüm niyetine kullanırlar. After shave olarak en uygun ürünler, cildi tahriş etmeyen alkolsüz toniklerdir. Bu tonikleri, tıraştan sonra güvenle kullanabilirsiniz.

    Parfüm kullanmak istiyorsanız onu da giysilerinize veya saçınıza sürebilirsiniz.

    Günlük bakım:

    Erkeklerin her gün tıraş olmaları, bir bakıma ciltlerindeki ölü deri tabakasının temizlenmesini sağlar. Hücre oluşumu ve cildin yenilenmesini canlandırır. Ancak yüzlerinin üst kısmındaki deri tabakası soyulmadığı için zamanla sertleşerek matlaşır. Bu nedenle yüzün tıraş olmayan bölgelerinde ( alın, göz kenarları ve yanak üstü) Meyve asitleri (AHA) içeren ürünler kullanılması, cildin tazeliği korur, canlandırır.

    Sivilceli yüzler:

    Siyah noktalar ve sivilceleriniz varsa, size salisilik asit (BHA) içeren bir ürün kullanmanızı tavsiye ederim. BHA’lar tıraşlı cilt bölgelerinde bile rahatlıkla kullanılabilir. Bunlar cildi hafifçe soyarak, gözeneklerin açılmasını sağlarlar. Böylece siyah noktalar ve sivilceleri önlerken cildi rahatlatırlar, kızarıklıkları, şişkinlik ve tahrişleri iyileştirirler.

    Güneşten korunun:

    Erkeklerin yüzü çoğu zaman güneşten daha fazla etkilenir. Tıraşla hassas bir hale gelen, ardından sert tıraş losyonlarıyla tahriş olan cilt güneşte kolayca yanar ve köselemsi bir hale dönüşür. Orta yaştaki birçok erkeğin yüz cildi vücudundan çok farklı bir renkte ve yapıda olur. Bunun nedeni tamamen güneştir. Güneşten koruyucular sadece çocuklar ve kadınlar için değildir. Erkeklerinde onları sürmeden sokağa çıkmaması gerekir.

    Haftaya yeni bir konuda buluşmak üzere, hoşça kalın,

  • Uykusuzluk/İmsomnia

    Uykusuzluk/İmsomnia

    Güzel ve deliksiz bir gece uykusundan daha dinlendirici, iyileştirici ve yatıştırıcı bir şey düşünemiyorum. Uyku esnasında vücut kendini onarırken beynimiz de bir yandan düşünce ve duygularımızı düzenlemekle meşguldür. Maalesef çeşitli sebeplerden dolayı bazılarımız uykunun muhteşem iyileştirici özelliklerinden faydalanamayız. Uykusuzluk yetişkin popülasyonun üçte birini etkileyen, ciddi ruhsal ve fiziksel sağlık problemlerine neden olan yaygın bir rahatsızlıktır. Uykusuzluk deyince aklımıza genellikle hiç uyuyamamak gelir. Fakat uykuya dalamama, normalden erken uyanma ve bölünen uyku da insomnia kategorisine girmektedir.

    Nedenleri
    Anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları, depresyon ve kronik stres uykusuzluğun ruhsal sebeplerinden bir kaçıdır. Fiziksel ağrılar, uyku apnesi, sinir sistemindeki bozukluklar, hormonel bozukluklar ve vücut saatindeki değişiklikler de uykusuzluğun bilinen bazı fiziksel sebepleridir. Bazı ilaçların yan etkileri de uyku düzenimizi olumsuz etkilemektedir. Uzun saat farkları olan kıtalararası seyahatlerde de vücut saatimiz değişir ve kişiler uyku problemleri yaşarlar. Fakat bu durumlarda uykusuzluk geçicidir ve zamanla kişilerin uykuları düzene girer. Kalp rahatsızlıkları, şeker hastalığı, kronik ağrılar ve solunum yolu problemleri gündüzleri aşırı uyku hali, geceleri ise uykusuzluğa sebep olur. Uykusuzluk genç ve sağlıklı bireylere oranla yaşlıları ve hastaları daha fazla etkilemektedir. Bunun sebepleri ise depresif ruh hali, kronik anksiyete, Alzheimer hastalığı ya da sinir dokusunun bozulumu ile ilgili rahatsızlıklar olarak sıralanabilir. Yaşlılarda uykusuzluk zamanla hafıza ve beyin fonksiyonlarında gerilemelere sebep olur. Alkol, sigara ve diğer bağımlılık yapan maddeler de uykusuzluğa sebep olmaktadır.

    Ne Yapmalı?
    1.Uyuyamıyorsanız kendinizi yatağa mahkum etmeyin. Yatakta öylece yatıp uyumak için kendinizi zorlamak sizi daha da strese sokar. Kalkıp uykunuz gelene kadar yorucu olmayan bir aktivite ile ilgilenmeniz (örneğin kitap okumak) ve sonra tekrar uyumayı denemeniz gerekir. 
    2.Her gün aynı saatte kalkın. Hafta sonları da dahil. Böylece içsel saatinizin düzene girmesine yardımcı olursunuz.
    3.Alkol, nikotin ve diğer uyarıcı maddelerden uzak durunuz. Özellikle yatma saatinize yakın bu maddeleri tüketmeyin.
    4.Kestirmeleri azaltın. Gün içerisinde kestirme yapmak uykusuz geçen bir geceden sonra çok cazip gelse de gece uykusunun kalitesini ve süresini kısaltmaktadır. 
    5.    Yatak sadece uyumak içindir. Yatakta uzun telefon görüşmeleri yapmak, günü planlamak, televizyon seyretmek, ders çalışmak yatakta uyarıcı etkiye sebep olur ve uykuya dalmanızı geciktirir.
    6.    Yatmadan hemen önce yiyecek ve içecek tüketmeyin. Sindirim sisteminizi harekete geçiren bu davranışlar uykunuzu kaçırabilir. 
    7.    Yatak odanızın rahat olmasını sağlayın. Çok sıcak ya da çok soğuk ortamlar uyku kalitesini olumsuz etkiler. Karanlık ve sessiz bir ortam uyku için idealdir. 
    8.    Yatmadan önce bütün kaygılarınızdan uzaklaşın. Bir sonraki gün için yapacaklarınızı gün içerisinde planlamanız kafanız rahat bir şekilde uykuya dalmanızı sağlar. Sizi düşündüren ya da kaygılandıran durumlar varsa bunları yatmadan önce çözmenizde fayda var.
    9.    Stresinizi azaltın. Yatmadan önce yapacağınız rahatlatıcı nefes ve kas egzersizleri, imajeri, meditasyon ve biyolojik geribildirim gibi teknikler stresi azaltır.
    10.    Uzman bir psikologla görüşüp uykusuzluğunuzun psikolojik sebepleri tespit edilip çözümlenmelidir. 

  • Sağlık İçin Bir Kahve Molası Verin

    Sağlık İçin Bir Kahve Molası Verin

    Kaldi adında Etiyopyalı bir keçi çobanı bundan yüzyıllar önce ormanda dolaşırken keçilerinin garip bir bitki yediklerini fark eder. Keçiler bu bitkiyi afiyetle yedikten sonra o kadar enerjik olurlar ki akşam uyuyamazlar bile. Ertesi gün koşa koşa köyün din adamına gider Kaldi. Din adamı da denemek için bu bitkiyi pişirip içer. Aynı keçilerde olduğu gibi çok enerjik olduğunu ve uykuya ihtiyacının azaldığını söyler. Bir süre sonra Arap Yarımadasına da ulaşır bu bitki. Ve kahvenin serüveni bu şekilde başlar.
    Kaldi günümüzün en popüler içeceği olacak kahveyi bulduğunun farkında değildi elbette. Dünyada bugün kahve 70 ülkede yetiştirilmekte ve yüzyıllar boyunca vücudumuza olan türlü faydaları bilinmektedir. Kahve birçoğumuz tarafından kafein ihtiyacımızı gidermek için tükettiğimiz bir içecek olarak bilinir. Fakat kahvenin içeriği sadece kafeinden ibaret değildir; kahve birden fazla kompleks kimyasal bileşenden meydana gelir. Uzmanlar kahvenin fiziksel sağlığımız olduğu kadar akıl sağlığımız için de birçok faydası olduğunu tespit etmiştir. Şimdi gelin bu lezzetli içeceğin ruh sağlığımıza olan olumlu etkilerine bir göz atalım.

    Depresyonla Savaşır
    Gün içerisinde kahve arası vermekten daha güzel bir şey düşünemiyorum. Uzmanlar da bu konuda aynı fikirde. Günde birden fazla fincan kahve tüketen bireylerin tüketmeyen bireylere göre daha aktif ve mutlu oldukları tespit edilmiş. Bunun kafein ile ilgili olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü kafein içeren kola gibi içeceklerin içeriğindeki diğer zararlı maddeler yüzünden aynı etkiyi yapmadığı bulunmuş. Kahve günümüzde bilinen en iyi doğal moral deposudur. Kim “hadi bir kahve içelim” denildiğinde mutlu olmaz ki? Kahve içeriğinde bulunan yüksek miktarda antioksidanlarla bizi fiziksel olarak sağlıklı kılarken bir yandan da bizi sakinleştirip mutlu ederek depresyonumuzla da savaşır.

    Beyin Dostu Kahve
    Hayatımız yorucu bir maraton gibidir. Koca bir günü birden fazla işi aynı anda yerine getirmek, ailemizi geçindirmek, sosyal sorumluluklarımızı tamamlamak gibi işlerle geçiririz. Bu yorucu koşuşturma esnasında bir kahve molası kendimize verebileceğimiz en güzel ödüldür. Kahve beyin reseptörlerini uyarıp bizi daha dinç ve zinde tutar. Yorgunluk için en iyi ilaç kahvedir. Kahve aynı zamanda hafızamızı da güçlendirir. Kahve içen bireylerin içmeyen bireylere göre daha keskin bir hafızaya sahip oldukları ve gündelik işlerini daha iyi organize edebildikleri tespit edilmiştir. Kahvenin Alzheimer, demans (bunama) ve Parkinson hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıkların da önüne geçtiği güvenilir çalışmalarla kanıtlanmıştır. Özellikle uzmanlar yaşlı bireylerin hafızalarını güçlendirmeleri için kahve içmelerini önermekte.

    Doğru Tüketim Önemli
    Uzmanlar kalkar kalkmaz kahve içmek yerine uyandıktan birkaç saat sonra kahve tüketmenin daha doğru bir karar olduğunda uzlaşıyorlar. Uyandığımızda vücudumuz kortisol denilen bizi enerjik tutan bir hormon salgılar. Gün içerisinde azalan kortisolün etkisi ile daha yorgun hissetmeye başlarız. Dolayısıyla, gün ortasında kahve içmek çok daha mantıklı bir karar olur. Uyku sorunu yaşayan bireylerin de kahve konusunda dikkatli olmaları önerilmekte. Eğer geceleri uyumakta zorlanıyorsanız uykunuzu daha fazla kaçırmaması için kahveyi yatmadan en az 6 saat önce tüketmenizde fayda var. Her şeyde olduğu gibi kahve tüketiminde de aşırıya kaçmamak önemli. Çok fazla tüketildiği takdirde kafein vücutta olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Ayrıca sağlıklı bir alışkanlık olan kahve tüketimi sigara içmek gibi zararlı bir alışkanlıkla birleştirildiği takdirde kahve tüketimi sigara tüketimini tetiklediğinden faydadan çok zarar verebilmektedir. Keyifli ve dozunda içilen güzel kahve molalarınız olsun.

  • Hamilelikte cilt bakımı

    Hamilelikte cilt bakımı

    Hamilelik süresince de güneşten korunmaya özen göstermek gerekir. Sürekli güneşten koruyucu kullanın. Güneş ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) ışınları yayar. Günümüzde UVA ve UVB’nin erken deri yaşlanması, leke oluşumu, ve hatta deri kanserlerine sebep olduğu bilinmektedir. Gün içi normal hayatta bile farkına varmadan sürekli ultraviyole ısınlarına maruz kalırız. Örneğin camdan UVA ışınları rahatlıkla geçmektedir. Hamilelikte hormonların etkisi ile cilt hassaslaşır ve lekelenmeye meyilli hale gelir. Bu yüzden her gün, düzenli olarak dışarı çıkmadan yarım saat önce en az 20 faktörlü bir güneşten koruyucu krem kullanılmalıdır. Ayrıca sokağa çıkmadan önce ve uzun sure güneşli ortamda kalınacağı zamanlarda güneşten koruyucu ürün üç veya dört saatte bir tekrar sürülmelidir. Havuz ve denize girdikten sonra tekrar sürmeye özen gösterilmelidir. Güneşten koruyucu ürün hem UVA hem de UVB’ye etkili , en az 20 faktörlü olmalıdır. Sivilce ve ciltte yağlanma şikayeti olanlar özellikle yağsız (oil_free) güneşten koruyucu kullanmalıdırlar Yüz temizliği düzenli yapılmalıdır. Çünkü bazı hamilelerde cilt daha yağlı hale gelir. Eğer düzenli temizlenmezse gözenekler tıkanarak sivilce artısı olabilir. Bazen de hamilelerde cilt kuruluğu olabilir. Uygun olmayan temizleyici ürünler ciltte tahrişlere veya alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamile kadınlarda cilt günde bir veya iki kez temizlenmelidir. Temizleyici ürün cilt yapısına uygun olmalıdır. Yağlı ve karma ciltler köpük veya jel seklindeki temizleyici ürünleri kullanabilirler. Bu ürünler aşırı kurutucu olmamalıdırlar. Çok kuru ve hassas ciltler ise cilt yapılarına uygun jel, köpük veya süt seklindeki ürünleri kullanabilirler.

    Nemlendirici kullanımı da çok önemlidir. Hamilelik döneminde bazı ciltler yağlanırken bazılarında kuruluk oluşabilir. Yağlı ciltler yağ içermeyen oil-free ibareli krem ya da losyonlar kullanmalıdırlar. Kuru ve hassa ciltler cilt tiplerine uygun ürün kullanmalıdır. Sabah nemlendirici olarak güneşten korucu ürün de tek başına kullanılabilir veya nemlendirici üzerine uygulanabilir. Nemlendirici kullanım sıklığı cildin ihtiyacına ve dış etkenlere göre değişir. Günde iki kez veya da sık kullanılabilir.

    Hamile kadınlarda aşırı terleme nedeniyle banyo ihtiyacı artar. Banyo her gün veya hafta da en az üç kez yapılabilir. Terleme ve kilo artısı nedeniyle kasık, göğüs altı ve koltuk altı gibi kıvrım bölgelerinde pişik, isilik veya mantar olmaması için banyodan sonra iyi kurulanılmalıdır. Ayrıca kıvrım bölgeleri pudralanabilir veya hafif bir krem sürülebilir. Cilt kuruluğundan yakınanlar için hafif bir vücut losyonu uygun olabilir.

    Hamilelikte ciltte çatlak oluşmaması için alınabilecek önlemler ne yazık ki kısıtlıdır. Masaj veya cilt yağı gibi ürünlerin kullanımı faydalı olabilir. Cildin aşırı gerilmesi cilt çatlağının sebeplerinden biridir. Bu yüzden aşırı kilo alınmamasına özen gösterilmelidir. Cilt çatlağına faydalı olduğu belirtilen kremleri doktor gözetimi altında hamileliğin üçüncü ayından sonra başlayabilirsiniz. Doğumdan sonra emzirme olmadığı dönemde cilt çatlağı dermatolog tarafından tedavi edilebilir. Tedavi erken dönemde başlanırsa yüz güldürücü olabilir. Tedavide retinoik asitli kremler, meyve asitli kremler, vitamin enjeksiyonları ve lazer uygulamaları kullanılmaktadır.

    Hamilelik döneminde varis ve kılcal damar artısına meyil vardır. Ailesinde varis ve kılcal damar öyküsü olanlar, hamilelik öncesi bu tür şikayeti olanlar ve ayakta uzun sure kalması gereken mesleği olanlar dikkatli olmalıdırlar. Varis ve kılcal damar oluşumuna eğilimli olan kişilerin varis çorabı giymesi uygun olacaktır. Hamileler için özel üretilen varis çorapları mevcuttur. Her sabah yataktan kalkmadan önce giyilmelidir. Bacak kaslarını kuvvetlendirmek ve kas hareketlerinin damarlar üzerine masaj yapıcı etkisinden yararlanmak için yürüyüş çok faydalıdır. Günde en az bir kez, 30 dakika kadar bacakları kalp hizasının üstünde uzatarak dinlendirilmelidir. Doğumdan sonra varis ve kılcal damarların bir kısmında gerileme olur. İyileşmeyenler lazer, skleroterapi veya ameliyat yöntemleriyle tedavi edilebilir

    Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.