Etiket: Gün

  • Kürtaj – Gebelik Sonlandırması

    Kürtaj – Gebelik Sonlandırması

    Kürtaj veya gebelik sonlandırılması rahim içindeki bir gebeliğin özel yöntemlerle sona erdirilmesidir. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması ülkemizde reşit kadınlara tanınan yasal ve çağdaş bir haktır.

    Kürtaj (orjinal söylenişi ile küretaj) işlemi yalnızca Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanınca ve bu konuda sertifikası olan hekimlerce sağlık kuruluşlarında veya muayenehanelerde uygulanır. Ve elbette yapılan işlem hekimle hasta arasındadır.

    Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre istenmeyen gebelikler kadının arzusuyla 10. gebelik haftasına kadar sonlandırılabilir. Kişi evli ise eşinin de onayı gerekirken, evli değil ise ve 18 yaşını doldurmuş ise kendi isteği ve rızası yeterlidir. Yaşı 18’den küçük bayanlarda ise velinin onayı gereklidir.

    Gebeliğin anne veya bebek için tıbben sakıncalı olması durumunda ise (bebeğin sakatlığı ya da annenin gebeliği kaldıramayacak kadar hasta olması durumlarında) 10 haftadan daha büyük gebelikler de sonlandırılabilir. Böyle bir durumda birden fazla uzman doktorun kurul kararı vermesi gereklidir.

    Kürtajın tüm riskleri gebelik haftası büyüdükçe artar.

    Zaten yasal sınır da bu nedenlerle tespit edilmiştir. 10 haftadan daha büyük gebeliklerin sonlandırılması tıbbi olarak da daha problemlidir.

    Bu yüzden kürtaja karar verildiğinde yasal sınır olan 10. haftanın geçirilmemesi gerekir. Adet gecikmesi olmasa bile gebelik şüphesinde mutlaka bir jinekoloğa müracaat edilmelidir.

    Sıkça sorulan sorulardan birisi gebeliğin bazı ilaçlar kullanılarak sonlandırılıp, sonlandırılamayacağıdır. Yurt dışında bazı ülkelerde kullanılan düşük ilacı (RU-486) Türkiyede kullanılmamaktadır. Ayrıca adet gecikmesinde bazen hekimlerin uyguladıkları ve halk arasında adet söktürücü olarak tanınan hap ve iğneler ise gebelik sonlandırılmasında işe yaramazlar.

    Dünyanın pek çok ülkesinde ve de bizde gebelik sonlandırılması halen vakum tekniği ile yani enjektör içersine negatif basınçla çekme şeklinde uygulanmaktadır.

    Kürtaj aslında kelime anlamı olarak “kazımak” anlamına geldiğinden dolayı rahim içersinden doku almak amacıyla değişik amaçlarla da uygulanabilir. Yani aslında kürete etmek (kürtaj) sadece gebelik sonlandırma için yapılmaz.

    Özellikle kadınlarda görülen kanama bozukluklarında ve menopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı küretaj yapılabilir. Ayrıca infertilite (kısırlık) araştırmalarında yumurtlama olup olmadığını anlamak vb. amaçlı kürtaj da uygulanabilir.

    Kürtajın türleri nelerdir ?

    1. Gebelik Boşaltımı

    Üreme çağındaki kadınlarda en sık uygulanan kürtaj şeklidir. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması amacı ile yapılır.

    2. Probe Küretaj

    Kanama bozukluklarında ve özellikle menopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı yapılan işlemdir. Özel aletler (küret) ile rahim içi, kürete edilir (kazınır). Şiddetli ve uzun süreli kanamalarda hem altta yatan sebebi tespit edebilmek, hem de aşırı kanamayı durdurmak amacıyla uygulanabilir.

    Bu işlem sayesinde endometrial hiperplazi, rahim kanseri, rahimde yaşa bağlı zayıflama (atrofi) teşhisi konabilir.

    3. Fraksiyone Küretaj

    Uygulanış amacı probe küretaj ile hemen hemen aynıdır. Ancak burada rahimin içini döşeyen zar tabakasından ve rahim ağzının içini döşeyen kanaldan ayrı ayrı örnekler alınır ve patolojik incelemeye gönderilir. Özellikle rahim kanseri ve rahim ağzı kanserinin ayrımında önemli bir teşhis aracıdır.

    4. Revizyone Küretaj

    Kendiliğinden olan bir düşükten sonra içeride kalan plasenta veya fetusa ait parçaları temizlemek için yapılan küretaja verilen isimdir. Düşüğün tam olduğu yani içeride parça kalmadığı düşünülse bile revizyone küretaj yapılabilir.

    Ayrıca doğumdan sonra içeride plasenta (çocuğun eşi) parçaları kaldığından şüpheleniliyorsa, özel küretler ile kalan parçalar alınır. Bu işlem de revizyone küretaj olarak değerlendirilir.

    5. Endometrial Dating (günleme)

    İnfertilite (kısırlık) teşhisinde yumurtlamanın olup olmadığını anlayabilmek için adet adetin 21. gününde rahim içersinden örnek alınır.

    Yumurtlamadan sonra salgılanan progestron hormonunun etkisi ile endometrium sekresyon (salgılama) fazına girer. Endometrial dating’de amaç endometrium durumunun adet siklusu ile uyumlu olup olmadığı anlamaktır. Bu amaçla rahim içinden özel bir küret ile tek bir örnek alınır.

    Yumurtlama varlığını ve aynı zamanda kalitesini test etmek amacıyla yakın bir tarihe kadar oldukça yaygın uygulanan bu yöntem (endometrial dating) yani rahim iç tabakasının günlemesi artık günümüzde yavaş yavaş geçerliliğini yitirmektedir.

    Gebelik sonlandırılması amacıyla yapılan kürtaj işleminin tekniği nedir, kürtaj nasıl uygulanır ?

    Kısaca bilgi vermek gerekirse vajina ve rahim ağzı, işlem esnasında mikrop kapmasını engellemek amacıyla dezenfektan sıvılarla temizlenir ve rahim ağzını sabitlemek için plastik bir alet vajinadan yerleştirilir ve genel anestezi için anestezi uzmanı tarafından gerekli ilaçlar verilir.

    Nadiren lokal anestezi de uygulanabilir. Ancak lokal anestezi daha önce normal doğum yapmış bayanlarda daha rahat uygulanabilir, aksi takdirde genel anestezi tercih edilmelidir.

    Daha sonra çok ince plastik kanüller (borucuk)rahim ağzından rahim içine yerleştirilir. Bazen rahim ağzının genişletilmesi amacıyla daha geniş çaplı plastik kanüller kullanılması gerekebilir. Bu durumda da rahim ağzını genişletmek için buji adı verilen aletler kullanılır.

    Kanül yerleştirildikten sonra kanüle bir enjektör iliştirilir. Enjektörde oluşan vakum yardımıyla rahimin içi vakumla boşaltılır.

    Kürtajdan sonra ne olacak ?

    İşlemden sonra ayılma odasına alınarak burada yarım/bir saat kadar dinleneceksiniz.

    İşlem sonrası normal bir şekilde evinize ya da işinize gidebilirsiniz. Doktorunuz başka bir şekilde önermediyse herşeyi yiyip içebilirsiniz. Bu konuda herhangi bir kısıtlama yoktur. Uzun süredir aç olduğunuz için şekerli birşeyler yemenizde yarar vardır.

    Genel anestezi sonrası 6-8 saat araba kullanmak gibi dikkat isteyen aktivitelerde bulunmamanız uygun olacaktır.

    O gün ve sonraki gün kasıklarınızda hafif şekilde adet sancısı benzeri ağrılarınızın olması normaldir. Bu durumda herhangi alışık olduğunuz ağrı kesiciyi alabilirsiniz.

    Merkezimizde işlem esnasında koruyucu olarak antibiyotik uygulaması yapmaktayız. Dolayısıyla ek olarak kürtaj sonrasında antibiyotik kullanmanıza (özel bir sebep söz konusu değilse) gerek yoktur.

    İşlem sonrası 3-4 gün kadar lekelenme tarzında kanamanız olacaktır. Kanama ile birlikte ufak pıhtı ya da parçalar da düşebilir. Bu tamamen normal bir durumdur. Buna karşılık kanamanın hiç olmaması da anormal bir durum olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle kanamanız olmasa da endişelenmeyiniz. Ayrıca adet kanaması şeklinde fazla bir kanamanız olursa da mutlaka hekiminizi arayınız.

    İşlemden sonra duş şeklinde ayakta banyo yapabilirsiniz, ancak lekelenmeler devam ettiği sürece havuza, denize girmek sakıncalıdır.

    İşlemden sonra 4-5 gün kadar ilişkiye girilmesi de rahim ağzı genişletme işlemi uygulandığından uygun değildir. Ayrıca kanamanız devam ettiği sürece de cinsel ilişki sakıncalıdır. Kanamanız bittikten sonra ilişkiye girebilirsiniz.

    Eğer işlemden sonra beklenmeyen bir şekilde ateş yükselmesi olursa mutlaka hekiminizle temas etmelisiniz.

    Bir diğer sık sorulan soru da ilk gebelikte kürtaj olan bayanların bir daha gebe kalıp kalamayacakları konusudur.

    Uygun şartlar altında, tecrübeli kişilerce gereği gibi yapılan gebelik sonlandırmalarında böyle bir tehlike söz konusu değildir. Eski dönemlerde vakum tekniği kullanılmadan sadece “küret” kullanılarak yapılan kürtajlarda rahim içersinin hasarlanma olasılığı daha fazla idi. Ayrıca yine önceki yıllarda, etkili dezenfektan ve antibiyotikler olmaması nedeniyle yapılan işlem sonrasında enfeksiyon (iltahaplanma) olasılığı fazla olduğundan böyle bir inanış geçmişten günümüze kadar gelmiştir.

    Ancak günümüzde hijyenik bir ortamda ve uygun teknikle tecrübeli hekimlerce yapılan kürtajlarda ilk gebelik de olsa işlem sonrası komplikasyon (istenmeyen bir problem) oluşma olasılığı yok denecek kadar azdır.

    Dikkat !

    Çok küçük gebeliklerde bazen gebelik ürünü boşaltılamayabilir ve gebelik rahim içersinde devam edebilir. 5 haftadan küçük gebeliklerde bu durum daha sık görülür. Fark edildiğinde 1 hafta sonra işlemin tekrarı gerekebilir. Bu nedenle kürtajın en erken 5-6. haftalarda yapılması ve kontrole de gidilmesi bu sebepten önemlidir.

    Kürtaj sonrası “parça kalması” nedir?

    Yasal gebelik tahliyesi sınırları içerisinde (<10. gebelik haftası) ve usulüne uygun olarak yapılan kürtaj uygulamalarında yaklaşık olarak %2-3 oranında gebeliğin bazı parçalarının tam alınanaması sorunu ortaya çıkabilir. Özellikle de rahim içersinde myomu olan ve rahim iç boşluğunun bu myom yüzünden normal anatomisinin bozulduğu durumlarda bu sorun ortaya çıkabilir. Bu durum kendini bir iki hafta geçmesine karşın devam eden kanama şeklinde belli eder. Bazı durumlarda özellikle de büyük gebelik haftalarında uygulanan kürtaj işleminde parça kalırsa vajinadan kanamayla birlikte parça düştüğü de gözlenebilir. Kesin tanı ultrason incelemesiyle konabilir. Parça kaldığına tam olarak karar verilemiyorsa rahim kasılmasını artırıcı bazı ilaçlar ve antibiyotikler verilir. Parça kaldığından muayene sonrası emin olunan durumlarda ise genellikle yapılan işlem bu parçaları temizlemek için daha kısa da olsa ikinci bir kürtaj işlemi uygulanmasıdır. Kürtaj sonrası rahim içinde kan birikmesi

    Özellikle çok küçük gebelik haftalarında ve rahim ağzı çok dar olan bayanlardaki kürtaj uygulamalarında görülebilir.

    Küçük gebelik haftalarında işlem sonrası devam eden kanama rahim içinde birikir ve bu da rahimin aşırı büyümesine ve kramp tarzında kasık ağrılarının oluşmasına neden olur. Yapılan muayenede rahimin normalden daha büyük olduğu ve içerisinde kan birikimi olduğu saptanır ve rahim ağzı genişletilmesi yapılarak rahim boşaltılır ve sorun hallolur Bu da çok nadir görülen bir problemdir.

    Kürtajdan sonra adet gecikmesi

    Kürtaj sonrasi ilk adet genellikle 1 ay sonra görülür. Kürtajın yapıldığı gün adet kanamasının ilk günü olarak kabul edilir ve normalde kaç günde bir adet görülüyor ise o kadar süre sonra ilk adetin olması beklenir. Nadiren bu süre 50-60 güne kadar uzayabilir.

    Eğer beklenen günde adet görülmez ise mutlaka jinekolojik değerlendirme gerekir. Eğer adet gecikmesine sebep olan şey gebeliğin devamı veya rahim içersinde oluşan Asherman Sendromu (rahim içersinde yoğun yapışıklıklar oluşması ve buna bağlı olarak adet az görme veya adet görememe) gibi bir problem değil ise ilaçlar kullanılarak adet görülmesi sağlanır.

    Kürtajda Ne tür Anestezi Kullanılır ?

    Gebelik sonlandırılması genel anestezi altında veya lokal anestezi ile gerçekleştirilebilir. Daha önce doğum yapmamış bayanlarda rahim ağzı küçük ve kapalı olduğundan genel anestezi altında rahim ağzı açılma işlemi yapılması daha konforludur. İşlemin kendisi 10-15 dakika, genel anestezi alma durumunda ise tüm işlem ortalama 30 dakika kadar sürmektedir. Daha önce normal doğum yapan bayanlarda lokal anestezi ile kürtaj uygulaması da yapılabilir.

    Lokal anesteziyle yapılan kürtaj uygulamalarında işlem esnasında en sık rastlanan sorunlar nelerdir?

    Lokal anestezide uygulanan anestezik maddeye aşırı duyarlılık ve vazovagal senkoptur (rahimin sabitlenmesi amacıyla takılan alet nedeniyle refleks olarak bayılma oluşması). Bu, geçici ve selim bir durumdur. Yaklaşık %1 oranında görülür.

    -İşlemden hemen sonra en sık görülen sorun bulantı ve kusmadır. Bazen bayılma hissi de oluşabilir. Bu durum da yaklaşık %1 oranında gözlenir ve hayati tehlike yaratmayan geçici bir durumdur.

    -Bazen rahim ağzı kanülün geçmesine izin vermeyecek şekilde sert olabilir ve işlem yarıda bırakılabilir (çok nadiren karşılaşılan bir durumdur). Tahliye rahim ağzını açıcı bir ilaç uygulamasın takiben birkaç gün sonrasına ertelenir.

    Genel anestezi verilerek uygulanan kürtaj işlemi bittikten yaklaşık 1 saat sonra evinize dönebilirsiniz.

    Bir hafta sonra kontrol için tekrar gelmeniz önemlidir. Bu kontrol muayenesinde size ayrıca aile planlaması hakkında bilgi verilecek ve size uygun olan korunma yöntemi tartışılacaktır.

  • Fraksiyonel lazer ile iz tedavisi ve cilt gençleştirme

    Non-ablatif Cilt Yenileme (Franksiyonel Erbium Glass Lazer)

    Fraksiyonel Non-ablatif Cilt Yenileme Sistemi nasıl çalışır?

    Fraksiyonel Non-ablatif lazer sistemi (Erbium Glass) ışığı mikrosütunlar halinde yayar ve cilt altında koagülasyon (pıhtılaşma) alanları oluşturur. Bu sütunlarda yeni, sağlıklı dokuyu oluşturacak olan doğal iyileşme süreci başlar.

    Hangi bölgelerde çalışabilir?

    Fraksiyonel Non-ablatif cilt yenileme sistemi yüz, boyun, dekolte ve eller gibi birçok vücut bölgesinde güvenle çalışabilir.

    Fraksiyonel Non-ablatif Cilt Yenileme Sistemi’nin diğer cilt yenilememetodları ile ne gibi farkları vardır?

    Epidermis ve dermisin bir kısmını kaldıran CO2 lazer uygulamalarında sonuçlar çok iyi olmasına rağmen birkaç haftaya uzayan kızarıklık ve renk değişikliği sosyal hayatı kısıtlayabilir. Bu yöntemde ise cildin en üst tabakası olan stratum korneum yerinde kalırken epidermis ve dermise uyarılar gönderir, bu da hızlı iyileşme sağlar.

    Fraksiyonel lazerde soruna yönelik olarak 2 başlık kullanılır:

    10 mm başlık: daha küçük bir alan kaplamasına rağmen cildin daha derin katmanlarına inerek derin kırışıklıkların ve akne izlerinin giderilmesinde, yumuşak dokunun sıkılaştırılmasında, gözeneklerin küçültülmesinde, cildin yenilenmesinde etkili olur.

    15 mm başlık: kapladığı daha büyük alanla cildin yüzeyine etki eder. Dolayısıyla asıl etkinliği cildin yüzeyinde oluşmuş lekeler üzerinedir. Güneş ve yaş lekeleri, hamilelikte oluşan lekeler (melazma) gibi pigmentasyon artışının olduğu durumlarda kullanılır.

    Her iki başlıkla da 1 seansta cildin ortalama % 20’si etkilenmektedir. Dolayısıyla önerilen seans sayısı 3 – 5 seanstır. Genelde gözle görülür sonuçlar 3. aydan itibaren kendini göstermeye başlar.

    Tedaviler ağrılı mıdır? Tedaviden sonra neler beklemeliyim?

    Tedavi bölgesinde birkaç saat içinde kaybolan kızarıklık, sıcaklık, ödem ve gerginlik olabilir. Ciltteki pembemsi görünüm çoğu kez 5-7 gün sürebilir. Uygulama sonrasında genellikle işinize ve diğer günlük aktivitelerinize geri dönebilirsiniz. Hızlı iyileşmenin nedeni ısı kolonlarının çevresindeki sağlam doku alanlarıdır. Uygulama yapılanların çoğu ciltteki pozitif değişiklikleri birkaç gün içerisinde fark ederler. 3-4 hafta aralıklarla yapılacak olan bir dizi tedavi istenilen sonuçların görülmesi için yeterlidir. Tedaviyi yapacak olan doktorlarınız size fraksiyonel non-ablatif cilt yenileme teknikleri ve beklenen sonuçları hakkında daha ayrıntılı bilgi verecektir.

    Bu işlem neden sizin için uygundur?

    Eğer cilt renginiz koyu tonlarda (tip3, tip4) ise eğer ekstra bir zaman ihtiyaç duymadan günlük yaşantınıza geri dönmeyi tercih ediyorsanız, bu yöntem daha uygun olacaktır.

    Fraksiyonel Non-ablatif Cilt Yenileme hem iyi sonuçları hem de hızlı iyileşmeyi birarada elde etmemizi sağlar. Mikroskopik ısı kolonları, epidermis ve dermisin derin katmanlarına doğru ulaşırlar.

    Kombinasyon Tedavileri:

    Fraksiyonel Non-ablatif Cilt Yenileme Yöntemi, cilt elastikiyetinin azaldığı durumlarda İnfrared(Titan)veya Odaklı Ultrason(Ulthera) ile birlikte uygulanabilir. Daha derin kırışıklıklarda Fraksiyonel CO2 (ablatif) ile de kombine edilebilir.

    Neler Tedavi Edilebilir:

    Akne İzleri

    Yara İzleri

    Yüz gençleştirme

    İnce kırışıklıkların tedavisi

    Yüzeysel lekelerin yok edilmesi

    Gözenek sıkılaştırma

    Pürüzsüz bir cilt istenen tüm durumlarda kullanılabilir

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • Sezeryan Doğum ve Süreci

    Sezeryan Doğum ve Süreci

    Sezeryan, normal doğum yapması anne ve/veya bebek için tehlikeli olabilecek hastaların doğumunun karnından açılan bir kesi yolu ile yapılmasıdır. Bu makalenin amacı hastanın sezeryan ameliyatında nelerle karşılaşacağından haberdar olmasını sağlamaktır.
    Eğer ameliyat daha önceden planlanmış ise hasta ameliyattan bir gece önce aç kalır mümkünse oruç gibi hiç yemeden ve herhangi bir sıvı almadan hastahaneye yatmalıdır. Bu tedbir hasta genel anestezi alırsa mide içeriğinin akciğerlere geçmemesi içindir. Spinal veya epidural anestezi alacak hastalarında aç gelmesi gereklidir çünkü bazen bu anestezilerde tutmamakta ve genel anesteziye geçmek gerekli olabilmektedir.
    Hasta geldiğinde genel olarak perine temizliği yapılmaktadır. Eğer hastamız bundan çekinirse kendisine birkaç gün öncesinden ameliyat olacağı kesi bölgesinin temizliğini yapmasını önermekteyiz. Operasyon olacağı yere ve ameliyatı yapan doktora göre değişmek üzere ameliyat öncesi her hastaya yapılması gereken bazı rutin tahliller var ve biz bunu bazen ameliyat sabahı bazen birkaç gün öncesi yapmaktayız.
    Hastaya ameliyat öncesi bağırsakları boşalsın diye lavman denilen sıvı uygulanır; bu, hastanın ameliyat sonrası rahatı açısından önemlidir (Bazı doktorlarımız lavman ve sondaya gerek duymamaktadır.).
    Hasta ameliyat salonuna girdiğinde masa etrafında tahmin ettiğinden daha fazla kişiyi görmekte ve bazen korkmaktadır. Bu kişiler anestezi uzmanı, anestezi teknisyeni,asistan (yardımcı) doktor, 2 hemşire ve teknisyendir. Bu asgari gerekli kişilerdir bu kişilerin olması sizin sağlığınız için gereklidir. Anestezi doktoru ve hastanın daha önce birlikte karar verdiği anestezi şekli uygulanır. Eğer hasta genel anestezi (tamamen uyumak) istemişse çocuk anestezik maddelerden etkilenmesin diye biz önce hastayı hazırlayıp karnını antiseptik maddelerle sildikten sonra hastayı uyutmaktayız. Eğer spinal anestezi yapılacaksa hasta oturtulup belinden önce uyuşturucu lokal anestezi yapıldıktan sonra anestezik madde uygulanmakta hasta ağrı hissetmemektedir. Daha sonra hasta sırt üstü yatırılıp ameliyata hazırlanmaktadır.
    Ameliyatta önce cilt daha sonra sırasıyla cilt altı. Fascia dediğimiz karın ön tabakasına müdahalenin ardından karın boşluğuna ulaşılır. Uterus dediğimiz rahimden çocuğun amnion zarına ulaşılır amnion zarı boşaltılır. Daha sonra çocuk baş ile geliyorsa cerrah çocuğun başını eliyle tutarak başa yol gösterir. Asistan ise karın duvarında rahmi hissederek çocuğun poposundan çocuğu iter. Eğer çocuk poposuyla geliyorsa cerrah çocuğu poposundan kavrayak kendi çıkarır.
    Çocuk çıktıktan sonra plasenta denilen çocuğun eşi elle çıkartılır. Daha sonra bütün bu müdahale bölgesi anatomik yapısına uyularak dikilir. Bu sırada kanayan yerler tutulur, bağlanır. Cildi kliniğimizdeki doktorlar genel olarak halk arasında estetik dikiş denilen subkutikiler şeklinde kapatır. Cildin üzeri kapatıldıktan sonra hasta ameliyathaneden çıkartılarak odasına alınır.

    AMELİYAT SONRASI BAKIM
    0.GÜN: Ameliyatın olduğu gün sıfırıncı gündür. Hasta genel olarak 6 saat ağızdan bir şey almaz 6 saat sonra sıvı gıdalar almaya başlar. 6 saat sonra hasta yataktan kaldırılarak yürütülür. Sonda duruma göre bazen 6 saat bazende 24 saat sonra çıkartılır. Hasta yatağına alınır alınmaz bebeğini emzirir.
    1. GÜN: Hastanın dikiş yerinin pansumanı yapılır. Pansumandan sonra bazen dikiş yeri açık bırakılır bazen kapatılabilir bu doktoruna göre değişir. Eğer hasta gazını çıkartırsa taburcu edilebilir. Genel de özel hastahanelerde yapılan ameliyatlarda hasta yattığı gün sayısına göre ücret ödediğinden dolayı bu günde hasta taburcu edilebilir.
    2.GÜN: Hasta bu güne kadar gazını çıkartmamışsa hasta gazını çıkartınca taburcu edilir.1 hafta sonra kontrole çağrılır. Bebeğin diğer metinlerde anlatılan tarama testleri yapılır.

  • Deri bakımı

    Sağlıklı deri bakımı en az deri hastalıklarının tedavisi kadar önemlidir; böylece önlenebilir deri değişikliklerinden korunmak mümkün olacaktır. Son zamanlarda toplumun bu konudaki duyarlılığı nedeniyle, kozmetik uygulamaların sağladığı güzelleşme çabalarından başka, derinin sağlıklı ve genç görünümünü sürdürmesi için eldeki bütün imkanların kullanıldığı görülmektedir.
    Deri bakımı yaş, cinsiyet, vücut bölgesi gibi faktörler yanında; kişisel deri yapısı, yaşam tarzı ve eksojen faktörlerle ilişkili olarak, karmaşık ve özen isteyen bir işlemdir. Bu makalede derinin farklı özellikleri esas alınarak sağlıklı deri bakımı prensipleri sunulmaktadır.

    Derinin sağlıklı görünmesi ve erken yaşlanma belirtilerinin önlenmesi amacıyla uygulanan deri bakımının temel prensipleri;derinin temizliği, nemlendirilmesi ve güneşten korunmasıdır.Ayrıca, istenmeyen kılların yok edilmesi, kepek giderilmesi, terleme azaltılması, tıraş ürünleri, maskeler gibi ürünler de bulunmaktadır. Deri bakımı; cinsiyet ve yaş özellikleri yanında, yapısal özellikler(kuru deri, yağlı deri, karma deri, hassas deri gibi) ve vücudun farklı bölgelerine göre değişkenlik gösterir.

    Deride yaşla oluşan değişiklikler

    Başta ultraviyole (UV) olmak üzere çeşitli dış etkenler, yaşlanmada rol alan endojen sebepler kadar etkilidirler. UV özellikle dermisi etkiler. Yaş ilerledikçe proteinlerin kalite ve miktarında değişiklik, proteoglikan, hiyaluronik asit azalması gibi kimyasal faktörler de deri yaşlanmasında rolü oynar. Her iki cinste 50 yaş civarında dermal kalınlık azalır. Diğer değişiklikler şöyle özetlenebilir:

    • Deri yumuşaklığı azalır
    • Genç erişkinlerde deri gerilimi artarken, yaşla birlikte hızlı bir azalma olur
    • Puberteden sonra deri elastisitesinde azalma olur
    • Ergenlik döneminde hormonal değişiklikler ve sebum sekresyonunda artış olurken, erişkinde ve özellikle postmenopozal kadınlarda sebum sekresyonu azalır, deri kurur.
    • Yaşla birlikte korneosit deskuamasyon oranı azalır.

    DERİ TİPLERİ
    Normal deri;herhangi bir görünür lezyonu veya rahatsızlık hissi olmayan deri olarak tanımlanabilir. Keratinizasyon, deskuamasyon, su kaybı, sebum sekresyonu ve terleme gibi biyolojik süreçler uyum halinde işler.

    Yağlı deri; pubertede, sebase bezlerin yoğun olduğu vücudun üst kısımlarında ortaya çıkar. İki şekildedir:

    • Basit yağlı deri adolesan ve genç erişkinlerde sık görülür. Deride kalınlaşma, sebase sekresyonda artış, özellikle alın ve burunda olmak üzere yüz derisinde parlak görünüm karakteristik özellikleridir. Şiddetli olgularda follikül ağızları belirginleşir(kerosis). Mikst deri bu tipin bir alt varyantıdır. Bir yanda yağlı deri bulunurken, hemen yanında epidermal atrofi gösteren ve kepeklenen kuru deri özellikleri izlenir.
    • Klinik olarak yağlı deride akne vulgaris ve seboreik dermatit tabloları ortaya çıkar.

    Kuru Deride gerginlik hissi, kepekli, pürüzlü, çatlak görünümün yanında, kabalaşma, kızarıklık ve bazen kanama olur. Transepidermal su kaybında artış, stratum korneumun bariyer fonksiyonunda azalmayla sonuçlanır.

    Edinsel kuru deri: A vitamini türevi gibi tedavi ajanları; ultraviyole ışınları; soğuk, sıcak, rüzgar, kuruluk gibi hava şartları;deterjan, çözücü gibi kimyasallara maruziyet şeklindeki dış faktörlerin etkisiyle geçici ve bölgesel kuruluk oluşabilir.
    Yapısal kuru deri: Fizyolojik kuru deri birkaç şekilde olabilir.

    1. Frajil deri;kuru ve normal deri arasında yer alır, kadınlarda veya ince derili kişilerde görülür. Eritem ve rozase sıklıkla eşlik eder, eksternal ajanlara karşı duyarlılık vardır.
    2. Senil deri: Yaşlılığın önemli bir özelliği kuru deridir.
    3. Minor kuru deri (Kserosis vulgaris): Genetik orijinli olabilir, sıklıkla soluk tenli kadınlarda görülür. Özellikle yüz, ellerin üzeri ve kollarda ortaya çıkar.

    Bütün bu farklılıklar göz önünde bulundurularak deri bakımında prensip olarak üç temel uygulama kabul edilmektedir.

    DERİ TEMİZLİĞİ
    DERİNİN NEMLENDİRİLMESİ
    GÜNEŞTEN KORUMA

    TEMİZLEYİCİLER
    Deriyi sağlıklı ve iyi görünümlü tutmak için kir, sebum, ter, ölü hücreler, uygulanmış makyaj ve gün içinde deriyi kaplayan diğer dış partiküllerin uzaklaştırılması deri temizliğinin amaçlarını oluşturur. Modern toplumda deri temizliği sosyal bir ihtiyaçtır. “Cleansing- temizlik” sözcüğü “cleaning-yıkamak” sözcüğüne tercih edilmektedir. Çünkü deri temizliği daha hassas ve kozmetik bir işlemdir.

    Farklı endikasyonlarda önerilecek çeşitli temizleme yolları bulunmaktadır. Burada sosyal amaçlı deri temizliği anlatılacaktır. Temizleyiciler hazırlanırken, yağ ve diğer bütün sebase kaynaklı lipitik sekresyonları ortadan kaldırmanın ideal olduğu düşünülür ancak; serebrosit ve seramitler gibi deride aşırı su kaybını önlemede anahtar role sahip yapısal lipitler korunmalıdır. Lipitler üzerinde dengeli bir etki sağlamak için en önemli faktör, doğru surfaktanı seçmektir. Kötü formüle edilmiş temizleyiciler sadece deriyi kurutmakla kalmaz, sonradan uygulanacak nemlendiricilerin duyarlandırma riskini de arttırırlar (örneğin vit A içeren nemlendiricilere reaksiyon). Güçlü anyonik surfaktanlar kremlerin penetrasyonunu ve hassasiyet riskini arttıracaktır.
    Temizleyicilerde bulunan; deterjan, nemlendirici, köpükleyici, emülsifiye edici ve solubulizer fonksiyonları olan surfaktanlar (yüzey aktif maddeler) 4 çeşittir. Surfaktanların geniş bir pH aralığı vardır, bu nedenle derinin pH dengesini etkilerler. Deri pH'sı ortalama 5.3'dür (4-6.5 arası) . Temizleyicilere sitrik asit, laktik asit, limon suyu eklenerek asit pH sağlanabilir. Ayrıca; su , nemlendiriciler(gliserin, lanolin, bitkisel yağlar), koruyucu maddeler, koku ve renk maddeleri (bazı ürünlerde), stabilize ediciler, köpük arttırıcılar, katılaştırıcılar, antibakteriyel ajanlar, pH düzenleyici maddeler de temizleyicilerin bileşiminde yer almaktadır. Antibakteriyel olarak eklenen maddeler apokrin terleme kaynaklı kötü vücut kokuları ve diğer tıbbi endikasyonlarda önerilirler. Şeffaf sabunlarda gliserin içeriği fazladır. Ekzotik doğal meyve ve bitki içerikli temizleyicilerin tıbbi değeri tam olarak bilinmemektedir.
    Çoğu sabun ve deterjanlar alkali yapıdadırlar ve deri pH'sını arttırarak derinin fizyolojik koruyucu “asit mantosunu” bozarlar. Sodyum tuzları ve yağ asiti bileşiği olan klasik sabun veya tuvalet sabunu olarak bilinen temizleyiciler bu türdendir. Laboratuar ölçümlerinde alkali bir sabunla yıkanan deri pH'sının 2 üniteden fazla arttığı ve bu etkinin 4 saat devam ettiği gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda ise alkali sabunla yıkadıktan sonra 30 dak ile 2 saat arasında deri pH'sının normale dönebildiği gösterilmiştir. Ancak bazı insanlarda bu kısa sürelik değişim bile deride irritasyona yol açabilir. Deri pH'sındaki artış başta stratum korneum olmak üzere deri yüzeyinde belirgin sertleşmeye sebep olmaktadır. Ayrıca sık sık sabunla yıkamak, derinin normal florasını bozacağından, bakteri ve mantarların yerleşmesine sebep olabilir. “Sindet(sentetik deterjan)” adı verilen sentetik sabunlar(sabunsuz sabun)'ın pH'sı 5.5 (çoğu non-iyonik) olduğundan, deri pH'sını değiştirmezler.Kolayca arındırılabilirler bu nedenle tercih edilmektedirler.Sindetlerden başka günlük deri temizliğinde önerilecek diğer ürünler şöyle özetlenebilir:
    KREMLER: Balmumu –boraks türü temizleyici kremler, mayileşen temizleyici kremler, emülsiyon şeklindeki temizleyici kremler bulunmaktadır. Yıkamak gerekmeksizin silinerek deriden uzaklaştırılabilirler. Deriden sadece silinerek temizlenmeleri irritasyona sebep olabileceği için suyla yıkamak tercih edilmelidir. Nemlendirici gibi algılanmamalıdırlar.
    LOSYONLAR: Yağ alkolü içerirler, silinebilir veya durulanabilirler. Krem ve losyonlar makyaj çıkarmada ve kuru derili kişilerde katı partikülleri uzaklaştırmak için çok uygundurlar. Yağ çözücü emülsiyonlar olduklarından, bir yandan makyajı temizlerken diğer taraftan deri nemlendirici bir filmle örtülür . Normal ve yağlı deri için de geliştirilmiş şekilleri vardır. Krem ve losyonlar yıkamak şartıyla sebumu da temizlemektedirler.

    SIVI TEMİZLEYİCİLER:1950'li yıllarda işçilerdeki egzemalar için geliştirilmiştir. 1970-80' lerden beri el, yüz temizliğinde popüler olmuştur. Daha az irritan olduğu iddia edilen noniyonik surfaktan içerirler, nemlendirici etkili ve kolay durulanabilir olması diğer avantajlarıdır. Bütün vücut temizliği için de en iyi seçimdir, ancak pahalı olması kullanımlarını sınırlar.

    ABRAZİV TEMİZLEYİCİLER: İçine ilave edilen partiküllerle ölü stratum korneum hücrelerini fazla ovmaya gerek kalmadan kolayca uzaklaştırarak deride uniform ve düzgün bir yüzey sağlar .Temizleme anlamında diğer ürünlere bir üstünlüğü yoktur. Haftada bir kereden fazla kullanılmamalıdır.

    TEMİZLEYİCİ YÜZ MASKELERİ: Deri bakımı için şart değildir. Deriye ince bir tabaka halinde uygulandıktan sonra 15-30 dakika beklenir, çıkartılır. Diğer temizleyicilere üstünlüğü yoktur.

    Deri tipine göre kullanılacak olan temizleyiciler değişiklik gösterir. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

    KURU DERİDE TEMİZLİK
    Kuru deri için temizleyici kremler önerilmektedir. Bu ürünler deri yüzeyine parmakla yayılır, bir peçete yardımıyla deri yüzeyinden silinirler. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi suyla temizlenmesi tercih edilmektedir. Temizleyici kremler derideki makyaj ve kiri çözen bileşikler içerirler. İyi bilinen bir temizleyici olan “Cold krem” bu gruptandır. Daha modern ürünlerde hafif yapılı bir bileşikle sonlanan “sorbiton YA esterleri” gibi non-iyonik emülsifiyerler bulunur. Bunların avantajı seramid ve serebrosidleri etkilememeleridir. Bu nedenle kuru ve çok kuru deri için oldukça uygundurlar.

    KARMA DERİDE TEMİZLİK
    Karma derili kişilerde yağlı deri kuru deriye bitişik konumdadır (alın, burun yağlı, yanaklar kuru ). Bu olgularda, hafif bir suda yağ emülsiyonu temizleyici seçmek oldukça önemlidir. Böylece T bölgesindeki yağın fazlası alınırken, kuru alanlara da bir miktar lipit ilave edilmiş olur.
    Bazı vakalarda kuru deriyle birlikte sebum sekresyonu artmıştır (kuru sebore). Laboratuar şartlarında seboreik kişilerde deride transepidermal su kaybının arttığı gösterilebilir. Aslında bu gözlem sebumun deride su tutucu olduğu ve dolayısıyla deri nemini arttırdığı gerçeğiyle ters düşmektedir. Kuru deri aşırı sebumla kaplı olduğu için kuru görünmez; bu sadece sebumun kuru derideki hücreleri bir arada tutmasına bağlıdır , böylece kuru derinin karakteristik gri renkli kepekli görünümü azalmış olur.

    YAĞLI DERİDE TEMİZLİK
    Bunun için en iyi metot yağlanmayı daha da arttıran yağ, mum veya diğer süper yağlı herhangi bir ajan içermeyen basit bir surfaktan solusyon kullanmaktır.
    Yağlı deri temizleyicilerinin sebum ve kiri temizlemesi yanında derinin yeniden yağlanmamasını da sağlaması beklenir. Böylece temizlikten yaklaşık 3 saat sonra ortaya çıkan parlaklık ve yağlılık derecesini azaltır. Parlamayı azaltmak için iyi bir yol da yağ absorbe eden materyallerin ilavesidir, bunlar temizleyici silinip alınınca deri yüzeyinde kalır. Durulanarak temizleyen temizleyiciler için bu teknik sınırlıdır. Çünkü deri suyla durulanınca absorbe olan materyal tamamen yıkanmış olacaktır. Son zamanlarda, poliquaternium bileşikleri (ceraphyl 60) gibi deri yüzeyinin gerginliğini etkileyen maddeler (deri lipofobik olur) eklenerek daha modern temizleyiciler geliştirilmiştir. Sonuçta sebum deri yüzeyine yayılmaz oluklarda kalır, böylece parlak görünüm oldukça azalır. Bu sonuçlara göre sebum miktarı azaltılmadan sadece sebumun deri yüzeyindeki dağılımını etkileyerek de yağlı görünüm azaltılabilir.
    Gençlerde sık görülen sebore genellikle akne ile birliktedir.Bir yandan aşırı sebumu temizleyip, follikül ağızlarının açık kalması sağlanırken, diğer yandan seramid ve serebrosidleri de kaldırmadan derinin bariyer bütünlüğü korunmalıdır.
    Akne gelişiminde en önemli adım sebumda “P. acnes” kolonisindeki artıştır. Bu nedenle yağlı deride kullanılan temizleyicilere “hexamidin diisothionate” gibi antibakteriyel bileşikler ilave edilerek akne gelişimi engellenir. Bu sırada follikül ağzındaki sebumun temizlenmesiyle infundibulumda bakteri kolonizasyonu da azalmış olur. Yine de akılda bulundurulması gereken bir nokta ; en sofistike temizleyici bile (oily/acne prone skin) deri yüzeyindeki lezyonların hepsini tam olarak tedavi etmeyecektir, fakat yeni komedon oluşumunu engeller. Tedaviye yönelik olarak “Salisilik asit” gibi keratolitikler veya “benzoyl peroksit” gibi antibakteriyel ajanlar içeren losyon veya kremler geliştirilmiştir. Bunlar derideki lezyonları hızla azaltabilirler ancak; durulandıkları için, aktif maddenin deriye geçişine yetecek kadar bir süre deri yüzeyinde kalmazlar. Bu özellik tedavi etkinliğini sınırlar. Sonuçta iyi bir temizliğin sadece deriyi daha sonraki tedaviye hazırlayacağını söyleyebiliriz.

    NEMLENDİRİCİLER

    Nemlendiriciler tek başına ileri yaş veya ultraviyolenin etkisiyle oluşan deri yaşlanması sürecini önlemezler. Yine de deride görülebilir bazı olumlu etkileri vardır. Bunların arasında, deri kuruluğunun sebep olduğu hasarı önlemek; havadaki kir, toz ve diğer küçük partiküllere karşı deriyi korumak;geçici estetik düzelme sağlamak en önemlileridir.

    Tıbbi bir sorun olmadığında bile kuru deri çoğu kişiyi rahatsız eder. Derinin nemlendirilerek tedavisi için en kolay yol deri yüzeyine su ilavesidir. Bunun için birkaç teorik mekanizma söz konusudur :

    • Oklüzyon (kapalı tedavi)uygulamak
    • Hücrelerearası mesafede alanda lipit sentezine yardımcı olmak veya takviye etmek (Kolesterol, serbest yağ asitleri, seramidler, serebrositler bu amaçla kullanılırlar)
    • Humektanlar kullanmak
    • Deri bakımı ve deri sağlığının devamı için kullanılan nemlendiriciler ve diğer bütün ürünler kozmesötik olarak adlandırılmaktadırlar. Stratum korneum ve epidermis yapısı kozmesötiklere eklenecek uygun aktif maddelerle geliştirilebilir.
    • Oklüzivler (kapatıcılar, örtücüler); stratum korneumu kaplayıp, kapatarak TESK'i azaltırlar.Sebum ve deri yenilenmesi sırasında deri yüzeyindeki ölü hücrelerden ortaya çıkan lipit doğal okluzyon etkisi gösteren faktörlerdir . Tıbbi amaçla kullanılan en etkili oklüziv ajan ise sıvı ve katı vazelindir. Ancak, deride yağlı bir his duyusuna sebep olduğu için kozmetik olarak pek kabul görmez. Diğer oklüziv ajanlar içinde parafin, squalen, lanolin, soya yağı, üzüm tohumu yağı, susam yağı, balmumu sayılabilir. Doğal bir ürün olan ve koyun yününden elde edilen lanolin, stratum korneum lipitlerinden olan kolesterol içermesi ve daha fazla oklüzyon sağlaması nedeniyle önemlidir ancak kontakt duyarlandırıcı olduğu için nemlendiricilerin içinde yer alması istenmemektedir. Oklüzivler yıkandıktan sonra nemli deriye hemen uygulandıklarında daha etkilidirler.

    Oklüzivler deride tek başına uygulandığında çok yağlı bir his verdikleri için nemlendiriciler içinde emülsifiyer olarak yer alırlar. Yağ içinde su emülsiyonları çoğunlukla vazelin içerir ve yağlı bir his bırakırlar bu nedenle pek tercih edilmezler. Yine de el kremi olarak, çok kuru deride veya kış şartlarında kullanılmaktadırlar. Su içinde yağ emülsiyonları en sık kullanılan nemlendirici formlarıdır. Daha estetiktirler, losyon veya krem formunda olabilirler. Aşırı kuru veya aşırı yağlı deri dışındaki deriler için uygundur. Oklüziv ajanlar deri yüzeyinden su kaybını azalttıkları gibi pürüzsüz bir deri görünümü de sağlarlar. Ancak, sadece deri yüzeyinde bulundukları sürece etkilidirler.Ayrıca oklüzivlerle deri yüzeyinden su kaybını %40'dan fazla azaltmak mümkün değildir, bu nedenle su tutucularla birlikte kullanılmalıdırlar .

    Humektanlar stratum korneuma penetre olabilen ve burada yüksek oranda su bağlayan, suda çözünen maddelerdir.Atmosferdeki nem oranı %80'in üzerinde olduğunda çevredeki ve epidermisteki nemi çekme özelliğine sahiptirler Çevre nemi çok az olduğunda ise epidermis ve dermisteki suyu çekerek derinin daha da kurumasına yol açabilirler, bu nedenle oklüzivlerle kombine edilerek kullanılırlar. Su tutucular stratum korneuma suyu çektiklerinden hafif şişme sağlayarak derinin pürüzsüz görünmesini ve kırışıklıkların geçici olarak azalmasını sağlarlar. Nemlendiricilerde bulunan humektanları üç grupta sınıflandırmak mümkündür:

    1. Gliserin, propilen glikol ve sorbitol gibi küçük moleküllü bileşikler,
    2. Glikozaminoglikanlar (hiyaluronik asit ,mukopolisakkarit gibi) , elastin, kolajen gibi deriye penetre olamayan makromoleküller,
    3. Üre, laktik asit, glikolik asit, malik asit, piruvik asit fosfolipit gibi doğal nemlendirici faktörler. Çeşitli kozmetik ürünlerde bulunan lipozomlar fosfolipit yapısındadırlar

    İyi bir nemlendirici üründe oklüziv ve humektanlar bir arada yer almalıdır. Böylece kesin bir okluzyon yapmadan str korneumu nemlendirip su salınmasını sağlarlar. Su salınması anlamında % 85 su taşıma kapasitesine sahiptirler, böylece hızla bulundukları ortama vererek etkili deri esnekliği sağlarlar.İlk birkaç dakikada yumuşama en fazladır bu bizzat suya bağlıdır, su çekildikçe eski haline döner.Nemlendiricilerin gerçek etkileri uzun süredeki etkileriyle ölçülür bu da nemlendiricinin deri yüzeyinde humektanlarla sağlanan su tutma kapasitesiyle ilişkilidir.
    Nemlendirici içinde hastanın yaşı, cinsiyeti ,deri tipi, yaşam tarzı ve uygulanacak vücut bölgesine göre diğer bazı maddelerin bulunması da istenebilir.

    Alfa hidroksi asitler (AHA): Stratum korneumun alt kısımlarında korneosit adezyonunu azaltarak keratolitik etki göstermesi yanında, epidermal hücre proliferasyonunu da uyarırlar. Str korneumu incelterek daha esnek olmasını sağlar. AHA, GAG ve kollajen sentezini artırabilir. Derideki ince çizgilerde ve pigmentasyonda azalma yanında gergin ve parlak bir görünüm sağlar. AHA' lar güneşli mevsimlerde nemlendiriciler içinde düşük konsantrasyonda (%4) yer almalı ve gündüz güneşten koruyucular önerilmelidir. Vücut nemlendiricilerinde de AHA bulundurulmalıdır.
    Antioksidanlar ;UVR etkisiyle oluşan serbest oksijen radikalleri (SOR) teorik olarak deri yaşlanmasından sorumludurlar . “Antioksidan ağı” olarak bilinen beş antioksidan Vit C, Vit E, glutation, lipoik asit, koenzim Q10' dur. Vit C, Vit E gibi antioksidanlar SOR'nin yaptığı hücre hasarını engelleyebilirler. Dolayısıyla yoğun güneşlenme günlerinde, günlük bakım ürünlerinde güneşten koruyucular yanı sıra antioksidanlar gibi onarıcıların da yer alması gerekir. Vit C'nin antioksidan etkisinden başka, kolajen sentezi üzerine olan etkisinden dolayı kırışıklık oluşumunu önleyici olarak da önerilmektedir.
    Tretinoin metaloproteinazlar üzerinde inhibitör etki gösterir: Kırışıklığı azaltıcı, deri yapısını düzeltici, lentigo ve aktinik keratozu azaltıcı etkileri vardır.
    Güneşten koruyucular da nemlendiriciler ve diğer kozmetik ürünlere eklenmelidir.
    Bugün deri yaşlanmasının ana sebebinin güneş hasarı olduğu kabul edilmektedir Dolayısıyla nemlendiricilerin UVB ve UVA koruyucu içermesi gereklidir. Günlük kullanımda SPF 8 yeterlidir.
    Ekzotik maddeler: Allantoin, jelatin, vitaminler, proteinler, royal bee jeli gibi maddeler nemlendiricilerdeki diğer maddelere üstün bulunmamışlardır. Son zamanlarda östrojen tipi etkisi olan soya ve deriveleri ile yeşil çay da pahalı nemlendiriciler bileşiminde yer almaktadır. Sadece hayvan deneyi olduğu için bu konuda ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Bazı nemlendiriciler balinalardan elde edilen “spermaceti” adı verilen bir madde içerir, ancak Amerika'da yasaklanmış olan bu maddenin balina katliamına karşı olanlarca da kabul edilmeyeceği açıktır.

    Yüzeyde su bağlama ve salma kuru deri problemini çözmez, ancak internal su bağlama kapasitesi artmasıyla belirgin düzelme olur. Modern nemlendiriciler GAG sentezini uyararak epidermis ve dermiste su tutulmasını artırabilirler. Bu, formüldeki retinil palmitat gibi vit A deriveleriyle sağlanır. Uzun zincirli aminoşeker olan GAG'lar, ağırlıklarının pek çok katı kadar su bağlayarak deride internal su retansiyonunu artırırlar. Dış ortamın nem oranı da derinin su içeriğini etkileyecektir. Diğer taraftan günde 6-8 bardak su içmek derinin su miktarı için gereklidir, daha fazlasının ise bir katkısı olmaz, idrarla atılır.

    Nemlendirici Kullanım Prensipleri

    • Kuru derili kişiler yüzlerini sabunla sık yıkamaktan kaçınmalıdırlar
    • Nemlendiriciler deri temizlendikten sonra, daha nemli iken, nazikçe sürülerek uygulanmalıdır.
    • Uygulama sıklığı deri tipine göre düzenlenmelidir, kuru derililerde ihtiyaca ve uygulanan nemlendirici tipine göre günde birkaç kere uygulanır.
    • Soğuk havalarda su içeriği fazla olan ürünler sürülüp, hemen soğuk havaya çıkılırsa ıslak deride soğukta kuruma artacaktır. Soğuk, kuru ve rüzgarlı havalarda nemlendiriciler dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce uygulanmalı, yağlı kremler tercih edilmelidir.
    • Yüze uygulanan her ürün boyuna da uygulanmalıdır.
    • Yüz için nemlendirici etkisi olan ürünler vücut için de etkilidir, ancak daha geniş alanlar olduğu için krem ve pomat yerine uygulanması daha kolay olan losyonlar şeklinde üretilmektedirler.
    • Vücut nemlendirilmesinin banyodan sonra derinin su içeriğinin en fazla olduğu anda yapılması önerilmelidir.
    • Çok kuru derili kişilerde banyo sonrasında uygulanan vücut yağları etkili nemlenme sağlayacaktır.
    • Çalışmalar deri yüzeyine uygulanan kremlerin 8 saat sonra sadece %50'sinin bulunduğunu göstermiştir.
    • Gündüz kremleri güneşten koruyucu içermelidir.
    • Yüze uygulanan kremlerin göz çevresine uygulanmasından irritasyon riski nedeniyle kaçınılmalıdır.
    • Klasik bakım ürünleri lipit içeriği ve emülsiyon tiplerine göre 2 çeşit krem (gündüz, gece)içerirler. Optimum bakım elde etmek için her bir ürünün içeriği ve kullanma sıklığı, kişinin yaşı, deri tipi, mevsim ve iklim özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.

    Deri tiplerine göre nemlendirici seçimi:

    Kuru derili kişilerde sadece humektan içeren nemlendiriciler yeterli olmayacaktır. Okluziv etkisi fazla olan yağlı kremler uygulanmalıdır. Normal deride humektan da içeren su içinde yağ emülsiyonları uygun olacaktır.Yağlı deride soğuk havalarda oluşabilecek kuruluk dışında nemlendiriciye gerek yoktur.Eğer kombine deri söz konusu ise, “T” bölgesine çok gerekmedikçe nemlendirici uygulanmaz, yüzün kalan kısımlarına humektan içeren yağlı olmayan nemlendiriciler uygulanır.Yaşla birlikte derideki kuruma nedeniyle eskiden nemlendirici ihtiyacı olmayan kişilerde belli bir yaştan sonra gerekebilir.
    Mevsimsel değişiklikler de göz önünde bulundurulmalıdır.
    Hassas derili kişilerde nemlendirici içindeki koku maddeleri veya koruyucular duyarlandırıcı olabilir, bu kişilerde hipoallerjenik ürünler tercih edilmelidir.

    ULTRAVİYOLEYE KARŞI KORUMA

    Güneşten koruyucuların, güneşten koruma faktörü (SPF) değerinin yetersiz olması, güneşe çıktıktan sonra uygulanması, sadece bir kere sürülmesi veya miktarın yetersiz olması gibi yanlış kullanım örnekleriyle sıkça karşılaşılmaktadır. Kontrollü çalışmalarda 2mg/cm2 uygulanması gereken güneşten koruyucuların ancak 0.5mg/ cm2 uygulandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, kullanılan güneşten koruyucunun üzerinde yazılı olan SPF değerinin en çok yarısı kadar koruyucu olabileceği kabul edilebilir. Bugün deri yaşlanmasının ana sebebinin güneş hasarı olduğu kabul edilmektedir dolayısıyla, nemlendiricilerin UVB ve UVA koruyucu içermesi beklenir.

    Güneşten koruyucu kullanım prensipleri:

    • Kullanılacak üründeki UV koruma düzeyi amaca uygun olmalıdır. Günlük kullanım için en az SPF 15 değerinde güneşten koruyucu; deri tipi 1 ve 2 olanların ise 30 faktör kullanması gerekir.SPF 2-10 arası olan koruyucular minimal koruma sağlarlar.
    • Sadece deri tipi değil, bireysel özellikler de (evde, arabada, işte olma gibi) göz önünde bulundurulmalıdır.
    • Burun üzerine daha sık uygulanmalıdır.
    • Water-resistant (suya dirençli) koruyucuların etkisi suda 40 dakika süren aktivasyon sonunda bile devam etmektedir. Toplam 40 dakika yüzdükten sonra etkisi %25 den daha fazla azalmamış olmalıdır.
    • Waterproof (su geçirmez) koruyucuların etkisi, suda 80 dakika süren aktivasyon sonunda bile devam etmelidir.
    • Güneşten koruyucular gün ışığına çıkmadan en az 30 dakika önce sürülmelidirler.
    • Gün içinde güneşte kalma durumuna göre uygulama sıklığı 2 saate kadar kısalabilir. Yüksek koruma faktörlü ürünleri günde bir veya iki kez uygulamanın yetersiz olacağı akılda bulundurulmalıdır.
    • Camın UVA' ya karşı koruyucu olmadığı bilinmelidir.
    • Güneş koruyucuların Vit D sentezini engellemediği bilinmelidir.
    • Yüzün her tarafına, ellerin üzerine, dudaklara ve eşit oranda, yeterli miktarda uygulanmalıdır.
    • “sunblock” terimi güneşin tam engellendiği anlamı verdiği için FDA bu deyimin kullanılmasına izin vermeyecektir.

    FARKLI LOKALİZASYONLARDA DERİ BAKIMI

    YÜZ BAKIMI

    • Arındırma(tonik)
    • Nemlendirme
    • Güneş koruyucu
    • Kırışıklık önleyici
    • Antiseboreik, antiakne
    • Yaşlanma belirtilerini giderici bakım
    • Pigmentasyon giderici

    GÖZ ÇEVRESİ BAKIMI

    • Makyaj temizleyici
    • Kırışıklı önleyici
    • Morluk önleyici- giderici
    • Yorgunluk giderici
    • Torbaların tedavisi

    EL BAKIMI

    • Temizleyiciler
    • Sindetler, likit temizleyiciler
    • Yumuşatıcılar
    • Lanolin
    • Koruyucu tabaka oluşturan maddeler
    • Parafin, balmumu,selüloz, çinko oksit
    • Tedavi edici;
    • Allantoin, üre
    • Nemlendirici
    • Gliserin, propilen glikol, sorbitol, emülsifiyen, koruyucu ,parfüm,renk)

    AYAK BAKIMI

    • Temizlik
    • Tea tree oil içeren nemlendiriciler,
    • Antiperspiran
    • Antiseptik
    • Masaj
    • Pudra

    VÜCUT BAKIMI

    • Temizleme (sabun, scrub, kese, antibakteriyel, duş jeli)
    • Nemlendirici (üre, gliserin, vaselin, güneş sonrası nemlendiriciler )
    • Verjetürler
    • Sellülit tedavisi (incelticiler)
    • Göğüs bakımı, karın, kalça, uyluk bölgesi

  • Aile Planlaması

    Aile Planlaması

    Ergenlikten başlayarak bir erkekte üreme yeteneği sperm üretiminin kesintisiz olmasına bağlı olarak sürekli iken, kadınlarda bu yetenek adet döngüsünün belli günleriyle sınırlıdır.Kadında karın içinde bulunan yumurtalıklarda, ergenlik sonrası üreme hormonlarının etkisiyle her ay bir yumurta gelişerek belli günlerde döllenmeye elverişli halde karın boşluğuna atılır. Yumurtlama dönemi olarak tanımlanan bu günlerde, kadın vücudunda gebeliğe hazırlık olarak düşünülebilecek bazı belirtiler de olur.
    Bu konuda bilinçlenerek doğurganlık belirtileri olan değişiklikler izlendiğinde kadınlar hangi günlerde gebe kalabileceklerini aslında anlayabilirler.

    Gebelik istendiğinde bu günlerde cinsel ilişkide bulunarak gebe kalmak, istenmiyorsa da cinsel ilişkiden kaçınarak gebelikten korunmak olanaklıdır.

    Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler
    Adet döngüsü boyunca doğurganlık dönemlerinde rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzının biçimi ve kıvamı ile vücut sıcaklığında değişiklikler olur.

    Rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı değişir.
    Vajinada (hazne) çok kıvamlı olmayan, bol, şeffaf, kaygan ve iki parmak arasında uzayan bir akıntı olduğu günler (mukus uzaması), gebelik için elverişli günlerdir.
    Rahim ağzının biçimi ve kıvamı değişir.
    Adet günlerinin bitiminde sert olan rahim ağzı yumurtanın olgunlaşmasından 4-5 gün önce yumuşamaya başlar, parmakla dokunulmak istendiğinde vajinanın üst bölümünde hissedilir, yumurtlama olduğu günlerde rahim ağzı iyice yumuşar ve zor ulaşılacak derinliktedir.
    Vücut sıcaklığı değişir.
    Yumurtlamadan hemen sonra vücut ısısı biraz (yarım derece kadar) artar ve yüksek kalır.
    Akıntının Niteliğini İzlemeye Dayalı Yöntem
    Adet kanaması tam olarak bitince birkaç gün vajinadan akıntı gelmez. Bu günler “KURU” günler sayılır.
    Kuru günlerden sonra yapışkan, koyu kıvamlı ve pürtüklü az miktarda bir akıntı hissedilir. Rengi sarı ya da beyazdır. Bu akıntı bazen fark edilemeyebilir.Yumurtlama günleri yaklaşırken akıntı artar, kıvamı incelir ve görünümü berraklaşır. İki parmak arasında uzayabilir. Vajinadan “ISLAKLIK” olarak hissedilen bu ortamda spermler rahatlıkla 3-5 gün yaşayabilir, rahim içine geçer ve yumurtayı dölleyebilirler.
    Islak günler doğurgan günlerdir. Gebelik isteniyorsa düzenli cinsel ilişkide bulunulur, istenmiyorsa ilişkiye girilmez.
    Yumurtlamadan sonra akıntı yine değişir. Azalır, pürtüklü ve yapışkan olur. Vajinada yine KURU hissedilir. Bu ortamda spermlerin hareketleri güçleşir, rahim ağzından geçemezler ve yaşayamazlar.

    Bu bulguları izleyerek gebelikten korunmak isteyenler üç ay süre ile yalnızca akıntılarını gözleyerek ve bulgularını kayıt edip gözden geçirdikten sonra korunmaya başlayabilirler. Bu sırada mutlaka bu konuda eğitim almış bir sağlık personelinin rehberliği gereklidir. Cinsel ilişki, sıvıların niteliğinin değişmesine yol açar, bu nedenle ilk ayda cinsel ilişkiye girilmez. Akıntı izlenemeyeceğinden adet kanaması sürerken de cinsel ilişkiye girilmemelidir.

    Adet sonrası hiç akıntı olmayan KURU GÜNLERDE GÜNAŞIRI İLİŞKİ OLABİLİR. DAHA SIK İLİŞKİ OLURSA GEÇERLİ İZLEM YAPILAMAZ.

    Vajinada ISLAKLIK hissedilince cinsel perhize başlanır. İNCE KIVAMLI, UZAYAN, BERRAK GÖRÜNTÜLÜ AKINTIDAN SONRAKİ DÖRT GÜN EN TEHLİKELİ GÜNLERDİR.

    Tehlikeli günler geçince adet görene kadar olan cinsel ilişkilerde artık gebelik riski yoktur.
    Arada kanama olursa, bu günlerde ve kanamanın en az üç gün sonrasına kadar yine ilişkide bulunulmaz.
    Yalnızca vücut ısısını ya da rahim ağzının değişimini izleyerek gebelikten korunma da olasıdır. Ancak bunlar etkililiği daha az olan yöntemlerdir.

    Pratik ancak daha uzun süreli cinsel perhizi gerektiren ve takvime dayalı bir yöntem olan Standart günler Yöntemi”nde adet sıklığı 26 ile 32 gün arasında değişen kadınlar adet başlangıcından itibaren 8 (sekiz) ile 19. (ondokuzuncu) günler arasında cinsel ilişkide bulunmayarak ya da bu günlerde kondom kullanarak da gebelikten korunabilirler. Bu yöntem eskiden önerilen takvim yönteminin daha geçerli bir uygulamasıdır.

    Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler ile Gebeliğe Karşı Etkili Bir Koruma Sağlanabilir mi?
    Özenle doğru uygulandığında bu yöntemler elbette koruyucudur. Kurallarına tam uyulmadığı takdirde ise koruyuculuk çok azalır. Bu yöntemlerin kadın ya da erkek kondomu, diyafram, spermisit gibi bariyer yöntemlerle birlikte uygulanması etkililiği artırır.

    Yumurtlama günleri bazı hastalıklarda, büyük sıkıntı ya da üzüntüler yaşandığında, tatil dönemlerinde değişiklik gösterebilir. Bu durumlarda izlem özel bir dikkat gerektirir. Genital yol enfeksiyonları varlığında akıntının niteliği değişeceğinden bu yöntemin uygulanması uygun değildir.

    Emzirmeyle Korunma (Laktasyon Amenoresi)
    Halk arasında süt koruması olarak adlandırılan yöntemdir. Doğumdan sonra ilk altı ay boyunca anne, bebeğini sadece anne sütü ile sık aralıklarla günde toplam en az 60 dakika emzirerek beslediği takdirde annede yumurtlama gerçekleşmeyebilir. Bu durumda cinsel ilişki olsa dahi gebelik meydana gelmez. Ancak bu süre sırasında adet kanaması görülür, ek gıdaya geçilir ya da anne emzirmeyi keserse bu yöntemin koruyuculuğu çok azalır. Bütün kurallarına uyulduğunda koruyuculuğu yüksektir. Emzirme ile korunmanın ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilmeli ve daha bu süre bitmeden mutlaka etkili ancak emzirmeyi etkilemeyecek bir yönteme geçilmelidir.

    Geri Çekme(Dışarı Boşalma)Yöntemi

    Cinsel ilişki sırasında vajina içine boşalma olmadan önce erkeğin cinsel organını kadının vajinasından çıkararak dışarıya boşalmasıdır. Bu yöntemin doğru uygulanabilmesi ve cinsel ilişkinin olumsuz etkilenmemesi için iki tarafın da bu konuda istekli ve kesin kararlı olması gerekir. Tam uygulanmadığında koruyuculuğu çok düşer.

    Cinsel ilişki sonrasında gebelikten korunma amacıyla vajinanın yıkanması tamamen etkisiz bir uygulamadır. Vajinanın yıkanması doğal korunmasını bozarak enfeksiyonların oluşma riskini artırdığından kesinlikle önerilmez.
    DoğalYöntemlerinVücuttaGebeliğiÖnlemeDışındaBaşkaBirEtkisiVar mı?

    Hiçbir yan etkisi olmayan bu yöntemleri özenle uygulamak için çok bilinçli ve kararlı olmak gerekir. Eşle tam uyum sağlamadan kullanılamazlar.

    Herhangi bir nedenle doğal korunma yöntemlerini uygularken kurallarına tam uyamazsanız ilişki sonrasında korunmak için en geç 72 saat içinde acil gebelikten korunma önlemlerinden faydalanmak üzere hekime başvurabilirsiniz.

    UNUTMAYIN!
    DOĞAL YÖNTEMLER CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARDAN KORUMAZ. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmanın tek yolu cinsel ilişki sırasında kadın ya da erkeğin kondom kullanmasıdır.

    Özetle, yaygın olan ama yanlış bilinen bazı noktaları hatırlatmakta yarar vardır.

    Erkeğin spermleri kadın vücudunda 2-3 gün kadar canlı kalabilirler. Bu da takvim metodunun güvenilirliğini azaltmaktadır.

    Spermlerin ilişkiden 2-3 dakika sonra rahim ağzındaki mukus adı verilen yapının içersine yerleştikleri ve rahim içine doğru yola almaya başladıkları bilinmektedir.Dolayısıyla ilişki sonrası vajinal duş koruyucu etkiye sahip değildir!..
    Geri çekme yöntemi ise güvenilir değildir ve bireysel olarak çok farklılıklar göstermektedir.
    Bu yöntemde başarısızlıklar % 30″lara varabilmektedir.

    Dolayısıyla günümüzde modern ve etkili korunma yöntemleri uygulanmalıdır.

  • Malign melanom nedir? A, b, c, d kriterlerine dikkat!

    Malign melanom (MM) epidermis, dermis veya mukoza epitelinde lokalize olan cilde renk veren melanosit denen hücrelerin veya doğuştan yada displastik benler gibi bazı öncül lezyonlardaki hücrelerin kötü huylu değişimiyle meydana gelen en kötü deri tümörüdür.

    Günümüzde insidansı hızla artmaktadır. Genellikle erişkinlerde görülen bu tümör, %2 oranda 20 yaştan küçüklerde, %0.3-0.4 oranda da prepubertal dönemde ortaya çıkmaktadır.

    RİSK FAKTÖRLERİ:

    Ultraviyole (UV): Aralıklı yoğun güneş ışını, çocukluk çağında ciddi güneş yanıkları kuvvetli risk faktörleridir. Yine solaryum gibi yapay UV kaynakları da tehlikelidir. Uzun süreli tekrarlayan UV ise lentigo malign melanoma gelişiminde etkilidir.

    Fenotip: Açık tenli kişiler, kızıl veya açık renkli saç ve çiller risk olarak sıralanmaktadır. Deri fototip I, II yani hemen yanıp ama bronzlaşamayanlar bu sıralamada yer almaktadır.

    Melanom veya multipl nevüs anamnezi: Kişisel veya ailevi melanom öyküsü olanlar, çok sayıda nevüsü (beni) yada displastik nevüsü yada büyük doğuştan melanositik nevüsü (beni) olanlar riskli kişilerdir.

    Diğerleri: 10 yıl veya daha uzun süreli oral kontraseptif (doğum kontrol ilacı) kullanımının melanom ile kısmi bir ilişkisi bildirilmiştir. Kseroderma pigmentosum gibi genetik hastalıklar, immunsupresif tedaviler de risk faktörü olarak sıralanmaktadır.

    KLİNİK ÖZELLİKLER:

    Melanomun, yüzeyel yayılan melanom (SSM), nodüler melanom (NM), lentigo malign melanom (LMM) ve akral lentijinöz melanom (ALM) şeklinde kliniko-patolojik subtipleri tanımlanmıştır. Ayrıca histopatolojik bir antite olmayan amelanotik melanom özellikle vurgulanmalıdır, çünkü klinik özelliklerini tanımlamak güçtür.

    Yüzeyel yayılan melanom (SSM): Melanomların %70’in oluşturan bu form en sıklıkla 30-50 yaşların hastalığıdır. Erkeklerde sıklıkla gövdede, kadınlarda ise daha çok alt ekstremitelerde, bacakta yerleşir. Kahve-siyah, pembe, viyole gibi çeşitli renk varyasyonları gösteren düzensiz şekilli bir makül yada plak olarak kendini gösterir

    Nodüler melanom (NM): Melanomların %15 ‘ini oluşturan bu form en sıklıkla 40-60 yaş arası ve erkeklerde 2 misli daha sık gözlenir. En çok baş, boyun ve gövde lokalizasyonludur. Radyal gelişim fazı olmadığından kötü prognozludur. Hızla gelişen, mavi-siyah, kubbe şekilli, sıklıkla ülsere bir nodüldür.

    Akral lentijinöz melanoma (ALM): Beyaz tenlilerdemelanomların %2-8 ‘ini oluşturan bu klinik tip, koyu tenlilerde ve siyahlarda en sık gözlenen formdur (ör: Japonlarda MM olgularının %50 ‘sini oluşturmakta). Genellikle yaşlı kişilerde gözlenir. En sık yerleşim yeri ayak tabanı ve sonra sırasıyla el ayası ve tırnak yatağıdır.

    El ayası ve ayak tabanı yerleşimde kahverengi-siyah, kenarları belirsiz bir leke ile kendini gösterir. İlerlediği zaman bu leke üzerinde invaziv komponentin işareti olan elle hissedilen bir tümör gelişir.

    Subungualmelanom ise tırnak plağının alt kısmından başlayan kahverengimsi siyah bir renk değişikliği şeklinde kendini gösterir. Kahverengi alanın tırnak çevresine sıçraması (Hutchinson işareti) kıymetli bir klinik tanı kriteridir. Bazen kahverengi uzunlamasına bir bant şeklinde veya tırnakta uzunlamasına bir yarılma ve kırılma ile kendini gösterebilir.

    Mukozal melanom mukozal yüzeylerden gelişen bir melanom olup, histopatolojik olaral ALM’ya benzer. Ağız içi, genital ve anal mukozalar en sık tutulan alanlardır. Düzensiz şekilli ve pigmentasyonlu leke şeklinde bir pigmentasyon şeklinde başlayıp, bir süre yayıldıktan sonra yükselebilir.

    Lentigo malign melanoma (LMM): Tüm melanomların % 5 ‘ini oluşturan bu form genellikle daha ileri yaşlarda (50-70 yaş) ortaya çıkar. Güneş hasarlı deride gözlenen bu formun %90’ı yüzde yerleşir. Geri kalan olgular el, bacak gibi yüz dışındaki alanlara lokalize olabilir.

    Amelanotik melanom:

    Melanomun bu subtipi pigmentasyon içermediğinden pek çok antiteyi taklid eder.

    Özet olarak melanomun klinik tanısında ABCDE kriterleri (asimetri, kenar düzensizliği, alacalı veya çok koyu pigmentasyon, çapın 5 mm’den büyük olması ve atipik evolusyon yani renk, büyüklük veya topografide ani, hızlı değişim) dikkate alınır.

    MELANOM BELİRTİLERİ: A, B, C VE D

    1. Asimetri: Benin bir kenarı, diğerinin aynısı (ayna görüntüsü gibi) değildir.

    2. Sınırlar: Sınırlar belirgin değildir. Benin nerere başlayıp nerede bittiğini söylemek zordur?

    3. Renk: Bir renkten fazla veya siyah, beyaz, kırmızı ve sarı renklerin varlığı

    4. Çapı: 0.6 cm’den büyükse?

    Güneşten kaçınarak riskini azaltabilseniz bile, melanomu engellemenin yolu yoktur. En iyi şans, hala tedavi edilebilirken tespit etmektir. Şüpheli bir ben fark ederseniz, hemen bir dermatoloğa görünün. Bu, hayatınızı kurtarabilir. Bir gün beklemek bile fark yaratabilir.

    Bu yöntemle dahi melanomların %1-25’i tanınamayabilir, belki de çok sayıda benign MN gereksiz yere eksize edilebilr. İşte bu noktada da dermoskopik inceleme (benlerin özel bir cihazla incelenmesi) yardımcıdır.

    TEDAVİ:

    Etkin tedavide anahtar erken teşhistir. Mümkün olduğunca erken teşhis edilip o kadar çabuk melanom cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama işlemi sırasında ve sonrasında anne adayları nadiren oldukça hafif bir kasık ağrısı hissedebilir. Bu hissedilen hafif ağrı normal bir ağrıdır. Fakat genel olarak aşılama tedavisine bakıldığında; aşılama işlemi uygulanan kadınların büyük bir çoğunluğunda böyle bir ağrı oluşumu gözlemlenmemektedir. Aşılama tedavisi genel açıdan değerlendirilirse eğer oldukça konforlu bir tedavi yöntemi olduğunu söyleyebiliriz. Aşılama işleminde meydana gelen hafif ağrı, kadının ilaç kullanmasını gerektirmemektedir. 

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda bazı durumlarda şiddetli ağrı hissedilebilir. Aşılama sonrası hissedilen ağrı çok şiddetli ise farklı bir nedenden dolayı yaşanıyor olabilir. Vakit kaybetmeden doktora danışmakta fayda vardır.

    Aşılama sonrasında ağrı hissedilmesi sıklıkla rastlanan bir problem değildir. Kasık ağrısı gebeliğin belirtilerinden birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan 7 ila 10 gün sonrasında kasık bölgesinde ağrı hissedilebilir. Fakat bu hissedilen kasık ağrısının adet döneminde hissedilen kasık ağrısı ile karıştırılıp karıştırılmadığından emin olmak gerekir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında kanama olması normal mi?

    Aşılama yönteminin uygulandıktan sonra kanamanın olmaması gerekir. Çünkü aşılama işlemi sonrasında kanamanın gerçekleşmesi için herhangi bir sebep yoktur. 

    Ancak aşılama işlemi uygulanan kimi kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak tabir edeceğimiz şekilde kanama oluşabilir. Bu lekelenmelere sıkça rastlanmaz, nadiren yaşanır.

    Aşılama işlemi ardından görülen kanama;  kısa, ortalama olarak 1 gün süreli kanamalardır. Bu kanama durumu kadınları gebelik şansını olumsuz yönde etkileyeceğini düşünerek tedirgin edebilir. Fakat söz konusu kanama gebelik şansını olumsuz yönde etkilememektedir. Şayet 3 günden fazla, lekelenme olarak değil yoğun bir kanama yaşanırsa böyle bir durumda mutlaka hekime başvurulmalıdır. Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan kanama; halk arasında yaygın olan adı ile üstüne görme, üstüne adet görme durumudur.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası progesteron hormonu kullanmak şart mı?

    Doktorun tekniğine bağlı olarak aşılama işlemi uygulanırken progesteron hormonu kullanılabilir. Ancak aşılama işleminin uygulanmasından sonra progesteron hormonu kullanmak gibi bir şart söz konusu değildir. Aşılama uygulaması sonrasında bazı hastalara progesteron tedavisi verilebilir.  Bu progesteron tedavisi gebelik testi neticesi alınıncaya kadar devam eder. 

    Aşılama sonrasında ne zaman cinsel ilişkiye girilebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişki konusunda hekimler arasında görüş birliği olmayabilir. Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişkiye girmenin sakıncalı olup-olmadığı ya da cinsel ilişkiye girilebilecek süre hakkında bilgilendirmeyi aşılama uygulamasını yapan hekimin vermesi gerekir. Aşılama uygulamasını yapan hekim çiftlerin, aşılama işlemi sonrasında cinsel ilişki ile ilgili merak ettikleri sorularını yanıtlar.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası ne zaman gebelik testi yapılabilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılır. Bu 2 haftalık sürede aşılama işlemi uygulanan kadınlara genel olarak progesteron vaginal tablet veya jel kullanması tavsiye edilmektedir. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda bakılan gebelik testi neticesi pozitif çıktığı durumdan 3 hafta sonra fetusu ve kalp atımını görmek için anne adayına ultrason muayenesi yapılmalıdır.

    Aşılama yöntemi sonrasında ne zaman gebelik belirtileri görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair bazı belirtiler görülmeye başlanır. Kadında aşılama sonrasındaki gebelik belirtileri şunlardır;

    • Göğüslerde ağrı ve büyüme
    • Göğüs uçlarında aşırı hassasiyet
    • Damarlarda belirginleşmeler
    • Dudaklarda kuruluk
    • Kabızlık
    • Hafif hissedilen bel ağrıları
    • Kasıklarda ağrılar, sancılardır. 

    Bahsi geçen bu belirtilere rastlanılması halinde gebeliğin oluştuğu ihtimali mümkündür. Ancak belirtilen gibi bu belirtiler gebeliğin oluştuğuna dair bir ihtimaldir. Gebeliğin gerçekleşip gerçekleşmediğine dair en net yanıt gebelik testinden alınacaktır. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra bu belirtilere rastlandığı takdirde, öncelikle evde gebelik testi ile gebelik durumu kontrol edilebilir. Evde yapılan gebelik testi sonucunda da gebelik ile ilgili durum için hekime başvurulmalıdır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında gebelik testi sonucu pozitif ise ne yapılmalı?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair göğüslerde ağrı ve büyüme, göğüs uçlarında aşırı hassasiyet, damarlarda belirginleşmeler, dudaklarda kuruluk, kabızlık, hafif hissedilen bel ağrıları, kasıklarda ağrılar, sancılar gibi belirtilere rastlandıktan sonra yapılan gebelik testleri neticesi pozitif çıkması; gebeliğin gerçekleştiğini yani anne rahminde bebeğin var olduğunu gösterir. Söz konusu gebelik testi pozitif çıktığı takdirde zaman kaybetmeden hekime danışılmalıdır ve gebelik ile ilgili kontrollere başlanmalıdır. 

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra gebelik testi sonucu negatif ise ilk adet ne zaman görülür?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılmaktadır. Bu gebelik testi sonucu negatif çıktığı takdirde yaklaşık olarak en geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olması gerekir. En geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olmaması halinde söz konusu durum için doktora danışılmalıdır. 

    Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan olası kanamalar; halk arasında üstüne görme, üstüne adet görme durumu olarak adlandırılmaktadır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının ardından ne kadar süre sonra gebelik ultrasonda görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testinini pozitif çıkması gebeliğin gerçekleştiğini göstermektedir. Gebeliğin ilk haftalarında ultrason cihazı ile yapılan muayenede bebek görülmemektedir. Bebek en az 5 haftalık olduğu takdirde ultrason cihazı ile yapılan muayenede görülebilir. Aşılama işlemi uygulandıktan 20 gün sonra ultrason ile yapılan muayenede gebelik saptanabilir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında düzensiz bir kan lekesi veya akıntı olur mu?

    Aşılama işlemi uygulanan bazı kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak nitelendirebileceğimiz şekilde nadiren rastlanan kanamalar oluşabilir. 

    Aşılama işlemi sonrası ise genel olarak bir kanama ya da akıntı görülmemektedir. Aşılama işleminden değil fakat başka durumlardan kaynaklı olarak kanama ya da akıntı görülebilir. Böyle bir durumda da vakit kaybetmeden hekime başvurmak yararlı olacaktır.

    Aşılama sonrasında ne zaman banyo yapılır?

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda hijyen konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan sonra kadının ilk gün değil ancak ikinci gün itibariyle banyo yapılabileceği hekim tarafından tavsiye edilmektedir.

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra nasıl beslenmeli?

    Beslenmenin genel sağlık üzerindeki etkilerinden yola çıkarak aşılama işlemi uygulanan kadınlarda beslenme konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulanırken veya aşılama yöntemi uygulaması sonrasında özel bir beslenme diyeti söz konusu değildir. 

    Doğal yolla gebe kalan bir kadın nasıl besleniyorsa; aşılama işleminin uygulanması ile gebe kalan kadında aynı şekilde beslenebilir. İki gebelikte beslenme arasında bir değişkenlik yoktur. Önemli olan sağlıklı ve düzenli beslenmektir. 

  • Saç ekimi sonrası dikkat edilmesi gerekenler nelerdir ?

    • İlk 72 saat minör travmalardan dahi (takılan şapkanın temas etmesi, uyurken yastığın temas etmesi gibi) korunmak için çok dikkatli olunmalıdır.
    • İlk 72 saat mümkün olduğunca istirahat edilmeli ve fiziksel efordan kaçınılmalıdır.
    • İlk günlerde şişlik gelişmesi olasılığına karşı, fırsat buldukça soğuk kompres-buz uygulaması yapılmalıdır.
    • 5 gün süreyle antibiyotik kullanılmalıdır.
    • 15 gün süreyle ağır işlerden kaçınılmalıdır.
    • 2. günde ekim alanını (varsa dikiş alanını) yıkamaya başlamalıdır.
    • Yaklaşık 15 gün süreyle pH’ ı 5.5 olan şampuan kullanılmalıdır.
    • Yara iyileşmesi esnasında saçlı deri kaşınmamalıdır.
    • İlk 15 gün sıcak ve basınçlı su kullanılmamalıdır.
    • Durulama sonrası ılık hava ile saçlar kurutulmalıdır.
    • Yaklaşık 1 ay boyunca havlu kullanılmamalıdır.
    • Saçlı deride oluşan minik kabuklara, yara iyileşmesini hızlandıran epitelizan solüsyonlar yıkama öncesi uygulanmalıdır.
    • Yaklaşık 1 ay süreyle güneşten kaçınılmalıdır.
    • Yaklaşık 1,5 ay süreyle havuz ve denize girilmemelidir.
    • 1-1.5 ay süreyle fitnes, futbol gibi sporlardan kaçınılmalıdır.
    • 3-4 ay süreyle saç boyası, jöle, sprey, köpük gibi maddelerden kaçınılmalıdır.

  • Adet Düzensizliği Neden Olur?

    Adet Düzensizliği Neden Olur?

    1)Adet Düzensizliği nedir?

    Adet kanamaları, her ay düzenli bir şekilde hormonlar vasıtası ile kalınlaşan rahim iç tabakası endometriumun döktüğü doku kalıntıları ile birlikte rahminden gelen bir miktar kanın vücut dışına atılmasıdır. Bu eylem doğurganlık sistemin devamlığını sağlayan yumurtalık, rahim, hipotalamus ve hipofiz bezinin beraber yürüttüğü sistemik ilişkiden kaynaklanmaktadır.

    Adet kanamalarının 2-7 gün arasında sürmesi ve iki adet dönemi arasının 21-35 gün olması normal kabul edilmektedir. Bu süreler kişiye göre değişmekle beraber, minimum ve maksimum değerlerin dışına çıkması normal kabul edilmeyen bir sorun olarak adlandırılır. Kadınların düzenli adet döngülerinin günü, miktarı ve süresinin artması ya da azalması, seyrekleşmesi, sıklaşması ve uzun süreli olmama durumu bir hastalığın göstergesi olarak, adet düzensizliği olarak tanımlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre sağlıklı bir kadının yılda ortalama 11-13 defa adet görmesi gerekir. Bu değerlere yakın kadınlar normal olarak kabul edilirken, adet düzensizliği tanımı için kişinin 1 yıl boyunca kaç defa adet gördüğü değerlendirilir.

    2)Adet düzensizliği neden olur?

    Adet kanaması, vücudun hormonal sisteminin doğurganlık özelliğini sürdürebilme çalışmaları olarak, her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmektedir. Ancak vücudun hormonal dengesinin bozulması sonucunda bu sistematik döngüde bazı aksamalar meydana gelerek, ilk olarak adet kanamalarını etkilemektedir. Kısacası kadınların yaşadığı adet düzensizliğinin başlıca nedeni hormonal sistemin yaşadığı sorunları kapsamaktadır. Bu nedenle vücudun hormonal sistemini etkileyen ve adet düzensizliğine neden olan faktörler aşağıdaki gibi olmaktadır:

    • Beslenme alışkanlığı

    Kişinin aşırı kilolu olması ya da ideal kilosunun altında olması fiziksel olarak büyük bir etkiye sahip olsa da, metabolik sistemi etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Düzensiz beslenme, sık sık düşük kalorili diyet programları uygulama, sağlıksız ve aşırı yağlı beslenme gibi metabolizmanın etkilenmesi sonucu hormon aktiviteleri yavaşlayarak, adet düzensizliğine neden olmaktadır.

    • Stres

    Kişinin sosyoekonomik durumu, eğitim düzeyi ve yaşam tarzına bağlı olarak şekillenen biyolojik hayatının en çok etkilendiği ve günümüzde birçok hastalıkta tetikleyici etkiye sahip olan stres yer almaktadır. Yoğun strese maruz kalan kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlardan birisi adet düzensizliğidir. Kişinin strese maruz kalması sonucunda salgılanan stres odaklı hormonlar vücudun hormonal dengesinin bozulmasına neden olmaktadır.

    • Doğum kontrol hapları

    Doğum kontrol hapları progesteron ve östrojen hormonu ihtiva eden ve bu sayede yumurtlama döngüsünü geçici olarak durdurarak hamileliği engelleyen doğum kontrol yöntemlerinden birisidir. Ancak kişiye uygun olmaması ya da doğru dozlarda kullanılmaması ve düzensiz kullanım sonucunda hormonal sistemi etkileyerek bazı yan etkilerle birlikte adet düzensizliğine neden olmaktadır. 

    • Endometriozis (çikolata kisti)

    Çikolata kisti rahim içini döşeyen iç astar dokusu endometrium tabakasının, rahim dışında herhangi bir organa yerleşmesi sonucunda her ay gerçekleştirdiği kanama döngüsünün bir ürünü olarak çikolata rengini anımsatan yapışıklık ve kisttik oluşumdur. Genellikle adet düzensizliği, adet dönemlerinde şiddetli ağrı ve ağrılı cinsel ilişki gibi belirtilerle ortaya çıkmaktadır.

    • Prematüre yumurtalık yetmezliği

    Kadınların 40 yaşından önce yumurta rezevlerinin azalması ve yumurtlama fonksiyonlarının gerçekleşemediğinin göstergesi olarak, adet düzensizliği ortaya çıkmaktadır. Genellikle yakın aile bireylerinden erken menopoz hikayesi olan ve kanser tedavisi gören hastalarda yaşanmaktadır. 

    • İltihaplı pelvik hastalık

    Kadın üreme sistemini etkileyebilecek bakteriyel enfeksiyon çeşitlerini kapsayan iltihaplı hastalık olarak adlandırılır. Genellikle cinsel yolla bulaşan hastalık virüsleri rahim ve üst genital organları etkileyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca mevcut enfeksiyon küretaj operasyonları ile yayılma eğilimine sahiptir. Adet düzensizliği, anormal vajinal akıntı, kötü koku, şiddetli alt karın ağrısı, ateş, bulantı, kusma ve ishal gibi birçok semptomla ortaya çıkmaktadır.

    • Polikistik over sendromu

    PKOS, yumurtalıklarda çok sayıda içi sıvı dolu kesecik olarak adlandırılan kistik oluşumdur. Yumurtalıklardan çok fazla androjen hormonu salgılanmasına neden olarak, yumurtlama fonksiyonları ve yumurta gelişimi etkilenmektedir. Bunun sonucunda adet düzensizliğinin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

    3)Adet düzensizliğine neden olan diğer etkenler nelerdir?

    • Diyabet (şeker hastalığı)
    • Antidepresan kullanımı
    • Obezite (aşırı kilo)
    • Hızlı kilo alma ya da hızlı kilo verme
    • Hormon bozukluğu
    • Östrojen tedavileri
    • Steroid kullanımı
    • Karaciğer sirozu
    • Rahim kanseri
    • Kan sulandırıcı ilaç kullanımı
    • Sistemik lupus
    • Ağır ve aşırı fiziksel aktivite
    • Trioid sorunları
    • Endometrial hiperplazi (endometrium kalınlaşması)

    4)Adet düzensizliği nasıl teşhis edilir?

    • Adet kanamalarını 21 günden kısa, 35 günden uzun sürmesi
    • Arka arkaya 3 siklus adet görmeme
    • Adet kanamalarını miktarının artması veya azalması
    • Adet dönemleri dışındaki ara günlerde lekelenme tarzında kanama
    • 7 günden uzun süren kanama ile birlikte ağrı, kusma ve kramp
    • Cinsel ilişki sonrasında kanamanın olması
    • Genel olarak normal adet düzeninin miktarında, gününde ve yoğunluğunda ciddi değişimlerin olması halinde adet düzensizliği teşhis edilmektedir.
  • Dermatolojinin vazgeçilmezi dermatolojik cerrahi

    Dermatolojinin vazgeçilmezi dermatolojik cerrahi

    Bu devasa organımız aynı zamanda bir sağlık göstergemizdir. Vücudumuzdaki her türlü değişimin hatta tümoral gelişimin gözlenebildiği, erken tanıya en çok hizmet veren organımızdır. Hemen hemen her hastalığın küçük ya da büyük deriye bir yansıması vardır. Bu anlamda da dermatoloğun her uzman hekimle yolu sık sık kesişir.

    Değişen dünyamızda yanlış beslenme( GDO’ lu ürünler), güneş ışınlarına fazla maruz kalma, kısacası kirlenen dünyamızın insan üzerinde bıraktığı en büyük etki de tüm vücudumuzda olmakla birlikte derimizde daha fazla olmaktadır.

    Eskiye oranla cilt kanserlerinin( melanom, bazalyom vs.) günümüzde kat kat arttığı istatiksel bir gerçektir. Değişen dünyayla birlikte günümüz dermatoloğunun iş sahası da bu alanda değişip gelişmek zorundadır. Çünkü; ciltteki her türlü benin kanserleşme riskinden dolayı dermatologlar tarafından takip edilmesi, şüphelenildiği takdirde cerrahi müdahale ile alınıp patolojik incelemesinin de yapılması gerekir.

    Cilt kanserlerinin kendi aralarında çok çeşitli türleri vardır. Her insanın vücudunu iyi tanıması, ciltteki her türlü renk ve yapısal değişiklikte dermatoloğuna başvurması gerekir. Güneşe maruz kalan vücut bölgelerinin zararlı ışınlardan korunması için güneş koruyucularının önemini yadsımamak gerekir.

    Çocuklarda ve yaşlılarda bu konu ekstra hassasiyet gerektirir.Ülkemizde dermatolojinin yeni bölümlerinden biri sayılan cerrahi dermatoloji birçok Avrupa ülkesinin çok gerisinde olmakla birlikte, bizde de hızla yayılmaktadır( her şehirde birkaç tane uygulayıcı olsa da). Hekimlik mesleği öğrenilip kenara bırakılan bir meslek değildir. Günün şart ve koşullarıyla birlikte hekimin de kendi branşında kendini yenilemesi ve eğitmesi şarttır. Geçmişte meslektaşlarımız lepra ile uğraşırken günümüzde bu hastalıktan eser bile bulamıyoruz. Bunun yanında stres, zorlu hayat temposu ve kirli çevre sebebiyle hemen hemen her gün geçmişte var olmayan yeni semptomlar ve hastalıklarla yüz yüze geliyoruz. Bu anlamda da dünyada olduğu gibi bizde de dermatolojinin alt branşlarını görmek, örneğin; immun dermatoloji, cevre dermatolojisi, genel dermatoloji, infeksiyöz dermatoloji, dermatolojik cerrahi gibi, bu alanlarda yetkin meslektaşlarımla vatandaşlarıma daha iyi hizmet sunabilmek ülkem adına en büyük arzumdur.