Etiket: Gün

  • Stres ve akupunktur

    STRESLİ BİR HAYAT

    Bir kış sabahı zorla kalktınız; soğuk, yağmurlu karanlık bir hava yüzünüzü yıkamak için musluğu açtınız sular akmıyor. Canınız sıkılır.

    İşinize gitmek için otobüs durağındasınız binmeniz gereken otobüs geldi ama tıklım tıklım şoför kapıları bile açmadı, binemediniz. Canınız sıkılır.

    Bindiniz; kalabalık itiş kakış, gereksiz temas, gürültü. Canınız sıkılır.

    İşinize vardınız geç veya zamanında, bütün gün kafanızı kaldırmadan çalıştınız, başınızda taktir etmekten ziyade sürekli yaptıklarınızı yetersiz bulan bir amirle. Canınız çok sıkılır.

    İş bitti eve varmak 1,5- 2 saat sabahtan daha kötü kalabalık, itiş kakış, gereksiz temasa, gereksiz koku ve yorgunluk eklendi. Gün tükendi neredeyse. Canınız çok sıkılır.

    Yine de eve vardınız. Sofraya oturdunuz, çocuklar gürültülü, hanım ödenemeyenlerden şikayetci, siz yorgun ve çaresizsiniz. Canınız çok çok sıkılır.

    Kimi bağırıp çağırmaya başlar kızgın, korkulan baba.

    Kimi hiç sesini çıkarmaz, içte birikir.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Sabah saatin alarmı ile uyandınız. Kocanız kahvaltısını hazır istiyor uyandığında. Hazırlıyorsunuz ama teşekkür yok. Kalkıyor küfür gibi bir suratla kahvaltı edip çıkıyor. Yeniden yattınız. Uyuyamıyorsunuz 3 yıl oldu evleneli her sabah aynı durum yaşanıyor. 38 yaşında bulabildiğiniz kısmetiniz bir yıl süren nişanlılık döneminde her pazar sizi evinizden alıp kahvaltıya pikniğe götürmüştü. Şimdi bir pazarı olduğunu, zaten işte çok yorulduğunu pazar sabahı uyumak ve evde olmak istediğini söylüyor. Haklı”mı” ama 3 yıl tükendi. İşten de çalışmanı istemediği için, bir de evlenen kadın tazminatini alır diyerek ayrıldın. Aldığın tazminat eşyaydı, meşyaydı gitti. Artık iş bulmak ta zor adama muhtaçsın. O da bunu bilerek ve sana bunu hissettirerek yaşamını sürdürüyor.

    Kimi olur olmaza dırdır etmeye başlar; dırdırcı kadın.

    Kimi hiç sesini çıkaramaz, içte birikir.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Parasız yatılı sınavını kazandım. İlköğretim bitti, lise bitiyor. Önümde üniversite bir devlet üniversitesi kazanamazsam ailemin beni özel üniversiteye göndermesi mümkün değil. Çok çalışmalıyım, yoksa kazanamam. Çok çalışmalıyım ama dersane, okul, evdeki sorumluluklarım nasıl olacak. Yeterince bilgiye sahip değilim. Çok giren var, özel okullarda benden daha iyi eğitilmiş öğrenciler. Işim çok zor. Geleceğim ne olacak? Nasıl yaşayacağım? Mesleğim ne olacak? Para kazanıp kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek miyim? Soru, soru, soru. Cevap yok. Bir de babam az çalıştığımı dalga geçtiğimi söylemiyor mu çıldırıyorum. O olsa şöyle yaparmış, o olsa böyle yaparmış. Sanki hiç genç olmamış gibi. Karşı da çıkılmıyor bağırıp çağırmaya başlıyor. Üniversiteyi kazanamazsam işportacı olurmuşum ancak. Başım çatlıyor kaç zamandır. Içim içimi yiyor ne yapacağımı bilemiyorum. Ya kazanamazsam.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Örnek durumları çoğaltmak mümkündür.

    STRES BİR ÇOK HASTALIĞIN TETİKLEYİCİSİDİR

    İnsan aklının üstesinden gelemediği bu ve benzeri her sürecin sonucu ortaya çıkan hale stresli olmak, bu sürecin barındırdığı her bir olumsuzluğu stres uyaranı olarak adlandırıyoruz.

    İnsan çevresinden beş duyusu ile topladığı tüm uyaranlara beyni ile bir tepki veya cevap oluşturduğu gibi stres uyaranlarının da üstesinden gelmesini sağlayacak düşünceler üretmeye çalışır. Bunu başarabilenler yaşamlarını sağlıklı sürdürme şansı bulabilirler.

    Başaramayanlar ise bir süre sonra bu boğuşmadan yorgun düşerek kronik stres sonucu ortaya çıkan ve organ fonksiyon bozukluğu olarak adlandırılabilecek kabızlık, irritabl bağırsak sendromu (IBS), organik nedeni olmayan reflü özofajit, alerjik nezle, alerjik astım, ürtiker, adet düzensizliği, nedensiz infertilite, nedeni bulunamayan baş, boyun, sırt, bel ağrısı, fibromiyalji, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ile oluşan şişmanlık veya aşırı zayıflık, kaygı bozuklukları, panic atak, zona, yüz felci, trigeminal nevralji gibi hastalıklarla karşılaşabilirler.

    Bu sorunların ötesinde kişinin kendini sürekli huzursuz, mutsuz, tedirgin, öfkeli, kaygılı hissetmesi olarak tanımlayabileceğimiz sürekli aşırı stresli olma hali de başlıbaşına tedavi gerektiren bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

    AKUPUNKTUR İLE STRES TEDAVİSİ

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem olarak adlandırılan ve bir yandan stresle boğuşan ve bir yandan otonom sinir sistemi üzerinden organ fonksiyonlarımızı yöneten bölgeyi daha güçlü hale getirerek bu fonksiyonel sorunların tedavisini sağlar.

    Ayrıca; stresli olma halinin üstesinden gelerek kişinin kendini daha sakin, huzurlu ve rahat hissetmesine yol açar.

  • Akupunkturun tarihçesi

    Akupunktur; dünyada hemen hemen uygulanan en eski tıp bilimlerinden birisidir. Günümüzden 5000 yıl öncesine dayanan bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada da saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan “Huang Di Nei Jing =Klasik Dâhiliye Kitabında” ki günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitabın Akupunktur ve Moksa ile ilgili (ısı ile yapılan bir tedavi ) Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.
    Shen Nung’a göre vücutta bir enerjinin var olduğu; bunun da vücudun her yerinde dolaştığı söylenir. Çin’de bu enerjiye Qi=Çi adı verilir. Çi, vücudun ruhsal, emosyonel=tavır, davranış, mental=akıl ve de fiziksel aktivitesi olarak kabul edilir. Çin deki bu inanışa göre; Çi=enerji; YİN=negatif ve YANG = pozitif anlamında evrensel güçlerin etkisi altındadır. Çindeki bu inanışa göre vücut enerjisinin (Çi) herhangi bir azlığı, denge bozukluğu veya kesintiye uğraması Yin ile Yang’ın arasındaki dengenin de bozulmasına neden olur ,bu da kişilerin hasta olmasına yol açar.
    Çin tababetine göre Çi=Enerji; vücutta bazı özel meridyenler ve kanallar ile taşınır ve dolaşır. Bu meridyenlerin 12 adeti vücudun her iki tarafında olmak üzere çifttir. Ayrıca vücudun ön ve arka kısmından giden 2 ekstra meridyen vardır. Bu meridyenler vücudun dikeysel olarak deri altından bir yukarı bir aşağı dolanır. Bu meridyenler üzerinde de akupunktur noktaları bulunmaktadır. Meridyen boyunca enerji akımındaki herhangi bir tıkanıklık, eksiklik veya denge bozukluğu Yin ve Yang arasındaki dengeyi de bozacağından hastalıklar meydana çıkar. İşte Akupunktur bu dengeyi sağlamak için meridyen üzerindeki özel akupunktur noktalarına iğne batırmak suretiyle yapılır. Böylece hastalığı yenmek için belirli aralıklarla seanslar (15–45 dakika) şeklinde uygulanır.
    Yin ve Yang akupunktur tedavisindeki tartışmalarda kullanılan en önemli bir teori (Tao filozofisi) haline gelmiştir.
    TAO filozofisi:
    YİN=negatif, kadın, gece, karanlık, pasif, soğuk, nem, elektron, baz
    YANG =pozitif, erkek, gündüz, aydınlık, aktif, sıcak, kuruluk, proton ve asit i temsil eder. Dikkat edilirse bu her iki öğe:
    1-Birbirine zıt, (negatif- pozitif)
    2-Birbirlerini takip eden (gece bitince gündüzün gelmesi gibi )
    3-Birbirlerini çeken bir güç olması(negatifin pozitifi çekmesi gibi )
    4-Her bir öğenin az da olsa birbirlerini kendi içinde barındırması veya birbirine dönüşebilmesi.
    5-Birbirlerini doğurması neslini devam ettirmesi(Her kadının (Yin) veya erkeğin (Yang)bir annesi(Yin) bir de babası (Yang) vardır.
    Çin’deki bu inanışa göre bu öğeler sağlıklı vücutlarda hep bir denge içindedir. Yin meridyenler vücudun daha çok korumaya muhtaç olan iç kısımlarında (kol ve bacakların medial=iç kısmında) bulunurken, Yang vücudun ve uzuvların (bacak ve kol )dış ve arka kısmında yer alır. Burada da görüldüğü gibi iç kısımlar (kıllardan az olan bölgelerdir) korunmaya muhtaç Yin=kadınsıdır. Bacak ve kolların ön ve dış ce arka kısımları (kıllı olan kısım) darbelere daha dayanıklı olan Yang=erkektir.
    Akupunktur tedavisinde kullanılan en eski tedavi amaçlı iğneler İsa’dan 550 yıl önce BİAN adı verilen sert taşlardan yapılmıştır. İlk bulunan
    Gene eski Mısır’a baktığımızda (günümüzden 2500 sene önce ) Hiyelografik yazılarında Mısırlılar akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisinde kullanıyorlardı.
    1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra Çin kapalı bir kutu dönemini kapattıktan sonra Akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Bu yayılma özellikle 1944 den sonraki Başkan Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.
    1970 yılından itibaren WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.
    1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde çok etkin olduğunu açıklamıştır.
    İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Çin’i ziyaret etmiştir. Hatta o dönemde Amerikalı gazetecilerden biri apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde uygulanmasını müteakip Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenerek eğitim almaya başlamışlardır.
    Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sıralarında (1945) Fransa olmuştur.
    Önceleri alternatif tıp olarak tanımlanan akupunktur artık tamamlayıcı tıp olarak tanımlanmaktadır.
    Almanya , Fransa, İsviçre,A.B.D ve İngiltere gibi ülkelerde akupunktur yöntemleri uygulanmakta olup, bu yöntemleri uygulayan tedavi merkezleri üniversiteler ve vakıflar tarafından desteklenmekte ve teşvik edilmektedir. Amerika,İsviçre ve Almanya’da Sağlık Sigorta şirketleri, akupunktur tedavisinde sigorta kapsamı içine almış bulunmaktadırlar. Ülkemizde de artık üniversitelerde akupunktur poliklinikleri açılmaya başlanmıştır.
    Bugün Türkiye’de bulunan Tıp Fakültelerinin uygulamalı hastanelerinin hemen hemen yarısında Akupunktur uygulanmaktadır. Ayrıca Bakanlık 17 Eylül 2002 yılında Akupunktur yönetmenliğini geliştirerek son haline getirmiştir.
    30 yıldır dünyadaki hemen her tıp fakültesi ve üniversitelerinde yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Akupunktur Türkiye’de 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi.
    Sağlık Bakanlığı son olarak 2002 yılında Akupunktur (17.09.2002 tarih 24879 Resmi Gazete) tedavisi uygulanan özel sağlık kuruluşları ile bu tedavinin uygulanması hakkında yönetmeliği çıkarıp geliştirerek son haline getirmiştir. Sağlık kuruluşlarında ”Akupunktur Tedavisi Uygulama Sertifikası” olmayan hekimler akupunktur tedavisi uygulaması yapamayacaklardır.

  • Adet düzensizliği, premenstruel sendrom (pms) ve nöralterapi

    Adet Düzensizliği :

    İlk görülen adetten menopoza kadar üremeye yönelik her ay tekrarlayan hormonal değişiklik ve adet kanaması ile karakterize, özellikle genital sistem olmak üzere tüm organizmayı etkileyen periyodik değişikliklere mensturel siklus adı verilir. Mensturel siklusun 1. günü olarak adet kanamasının başlangıç günü kabul edilir. Mensturel siklus 28+/-7 gündür. Ortalama kanama süresi 5+/-3 gün kadar olup, bir dönem boyunca kaybedilen kan miktarı 30 ml. (20-80 ml.) civarındadır. İlk menstürasyon kanaması 13 (8-16) yaş civarında görülür. Menarştan (ilk adet) sonraki 12-18 aylık dönemdeki adetler genellikle düzensiz ve yumurtlamasızdır. Normal bir adeti oluşturan 4 faktör vardır;

    Hipotalamus , 2)Hipofiz, 3)Yumurtalık, 4)Rahim

    Bu faktörlerden herhangi bir aşamada oluşabilecek sorun karşımıza Adet Düzensizliği olarak çıkar.

    Mensturel siklus bozukluklarını tanımlamak istersek;
    Oligomenore; 35 günden uzun aralıklarla oluşan düzensiz kanamalardır.
    Polimenore; 21 günden kısa aralıklarla oluşan düzenli kanamalardır.
    Hipomenore; Menstürel kanama miktarının az olmasıdır.
    Hipermenore; Menstürel kanama miktarının fazla olması, ancak süresinin normal olmasıdır.
    Menoraji; Menstürel kanamanın uzamasıdır.
    Metroraji; Düzensiz aralıklarla oluşan kanamalardır.
    Menometroraji; Düzensiz aralıklarla oluşan bol kanamalardır.
    Ovulasyon kanaması; İki adet ortasında görülen hafif kanamadır.
    Premenstürel kanama; İki adet kanamasının öncesinde görülen hafif kanamadır.
    Spotting; Lekelenme şeklinde kanamalardır. Sıklıkla rahim içi araç veya hormonal bozukluklara bağlıdır.
    Jüvenil kanama; Menarş veya hemen sonrasında görülen çoğunlukla yumurtlama sorunununa bağlı kanamadır.

    Anormal vajinal kanamaları ikiye ayırmak mümkündür;

    Organik nedenler

    Disfonksiyonel uterin kanamalar

    Organik nedenler; RIA (rahim içi araç, spiral) kullanımı, ilaçlar, abortus (düşük), ektopik gebelik (dış gebelik), trofoblastik hastalık, karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği, kan, tiroit hastalıkları, vajina, dış genital, rahim ağzı ve rahimin kendisinden kaynaklanan kanamalardır. Rahim ağzından veya rahim içinden kaynaklı bir polip yapısı adet düzensizliğine neden olabilir. Yine rahimden kaynaklı myom yapısı da kanama yaratır, travmaya bağlı yırtıklar da bir diğer anormal kanama nedenidir. Tedavileri genellikle sebebe yöneliktir ve tanıları basit bir jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile konulabilir.

    Disfonksiyonel kanamalar organik bir nedene bağlı olmayan, normal dışı rahim kanaması olarak tanımlanabilir. Bu nedenle disfonksiyonel kanama tanısı, diğer kanama nedenleri dışlandıktan sonra konan bir tanıdır.

    Adet düzensizliklerinin %90 kadarı anovulatuvar (yumurtlama fonksiyon bozukluğu) disfonksiyonel kanamalar olup bu tip kanamalar daha çok menarş sonrası ve menopoz öncesi görülürken, %10’u yumurtlamalı disfonksiyonel kanamalardır ve 30-40’lı yaşlarda görülür.

    Disfonksiyonel kanamalar adet kanamalarının ya da miktarının veya her ikisinin birden bozulması ile ortaya çıkar.

    Tedavi : Yukarıda anlatılan Organik Nedenler ve / veya Endometrial Hiperplazi var ise nedene yönelik tedaviler uygulanmalıdır.

    Ancak bunların hiç biri yok ve anlamlandırılamıyorsa, psikojenik ve / veya tespit edilemeyen bir hormonal bozukluk kaynaklı olduğu şüphesi varsa, Hormonal Aksı Düzenleyen NÖRALTERAPİ , bu konuda faydalı olabilecektir.

    Adet Öncesi Gerginlik-Ağrı / Premenstürel Sendrom (PMS) ;

    Menstürel siklusun ikinci yarısında ortaya çıkan ve menstürasyonla birlikte ortadan kalkan bazı rahatsızlıkların günlük aktiviteyi engelleyecek ve tedaviyi gerektirecek boyutlarda oluşu premenstürel sendrom adını alır. Genellikle adet kanamasından 7-14 gün önce başlayan, kişisel farklılıklara göre değişik semptomlar kompleksi gösteren ve bu nedenle bir sendrom olarak adlandırılan PMS ilk olarak ruhsal yapıda dengesizlik ve ödem oluşumuna eğilim olarak tanımlanmıştır. PMS yaklaşık 200 kadar semptomu gösterilmiş olan bir psikonöroendokrin bozukluktur. Kadınların yaklaşık %30-50’sinde PMS vardır. Bu olayların %5-10’unda semptomlar çok şiddetli olabilmektedir. Genellikle 25-35 yaşlarında görülür. Ensık görülen şikayetler memelerde ağrı, vücutta su toplanması, karın şişliği, iştah değişiklikleri ve ruhsal değişikliklerdir. PMS tanısı koymak için bazı kişiler göz önünde bulundurulmalıdır.

    -Şikayetler bir adet döneminin 2. yarısında ortaya çıkar.
    -Adet döneminin ilk yarısında hiç şikayetsiz en az 1 haftalık dönem vardır.
    -Şikayetler en azından ardışık 3 ay üst üste tekrarlamalıdır.
    -Şikayetler günlük aktiviteyi engeller ve tedavi gerektirir.

    Tedavi : Hormonal Aksı Düzenleyen NÖRALTERAPİ başta olmak üzere, B6 vitamini, egzersiz ve sıvı – elektrolit dengesinin ayarlanması, tuzun azaltılması da tedaviye yardımcı olması açısından eklenebilir.

    Tüm Sevgi ve Işığımla…Herkese sağlıklı ve huzurlu bir yaşam dileklerimle… !!!

  • Anne sütü ve oruca bakış

    Anne sütü; yenidoğanda ideal büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin öğelerini içeren, biyoyararlılığı yüksek, sindirimi kolay doğal bir besindir.

    Emzirme dönemi içinde bulunulan fizyolojik ve psikolojik durum açısından özel bir dönemdir. Emziren annenin sağlıklı, yeterli, dengeli beslenmesi ve psikolojik açıdan desteklenmesi gerekmektedir. Bu sure zarfında günlük en az 1800-2000 kalori alınmalı 3lt civarında su içilmelidir. Emzirme sırasında günlük kalori diyetine yaklaşık 500 kalori daha gıda takviyesi yapılmalıdır.

    Bu amaçla annenin günlük protein, karbonhidrat, yağ, mineral, su, sıvı alımı sağlanmalıdır. Anne beslenme açısından geceyi gündüze gündüzü gece çevirir yeterli ve çeşitli miktarda gıdasını ve sıvı ihtiyacını karşılarsaoruç tutmasında sakınca yoktur. Bebeğin 24 aya kadar anne sütüyle beslenmesi tavsiye edilmektedir.

    İlk 6 ay bebeklere yalnızca anne sütü verilirken ortalama 5. Ay gibi ek gıdaya başlanmaktadır. Bu sure zarfında ek gıdaya başlanmış bebekler anne sütü dışında dışarıdan gıda takviyesi ile desteklenmelidir. Bu aydan sonra annelerin oruç tutması nisbeten yani bebeğin beslenmesi açısından alternatif taşıdığından kolaylık arzetmektedir.

    Bebek gunde 6-8 kez idrar yapıyorsa, ağırlığı haftada 150-200 g artıyorsa, annenin sütü yeterlidir

    Özellikle çalışan anneler gün boyu bebeklerinden uzak kaldığı için sütlerini sağıp uygun koşullarda saklayaraktan süt ihtiyacının giderildiği düşünülürse oruçlu dönemde çalışan hatta çalışmayan annelerin hali hazırda uygun koşullarda muhafaza ettikleri süt kotalarına başvurulabilmeleri diğer bir seçenektir. Çünkü anne sütü buzdolabında 3-5 gün buzlukta 2 hafta derin dondurucuda 3 ay hatta 6 aya kadarsaklanabilmektedir.

    Bebeklerin Günlük Kalori, Protein, Mineral ve Vitamin Gerekliliği :

    Kalori İhtiyacı

    Yenidoğan bebeklere 90-140 kcal/kg,

    1-3 ay arası bebeklere 120 kcal/kg,

    4-9 ay arası bebeklere 110 kcal/kg,

    10-12 ay arasındaki bebeklere 105 kcal/kg onerilmektedir.

    1 yaşından sonra genellikle toplam gunluk 1000 Kalori baz alınmakta ve bunun

    uzerine, her yaş icin 100 kcal ilave edilmektedir.

    Ortalama protein

    gereksinimleri (Dunya Sağlık Orgutu verilerine gore):

    0-3 ay: 3.3 g/kg,

    4-6 ay: 2.6 g/kg,

    7-9 ay: 2.1 g/kg,

    10-12 ay: 1.7 g/kg onerilir.

    Birçok çalışma anne sütünün üstünlüklerini ve anne sütü ile beslenen çocukların sağlıklarının daha iyi durumda olduğunu göstermektedir. Literatürde anne sütü alan bebeklerde ishalli hastalık, kulak enfeksiyonları ve allerji ataklarına daha az rastlanmakta olduğu gösterilmiştir. Aile ekonomisine sağladığı maddi kazanç dışında anne sütü alan çocukların daha ileri zekada olduğu düşünülmektedir. Anne sütünün zengin besi değeri sağlaması annenin beslenmesiyle de alakalı olup gereken miktarda protein, karbonhidrat, vitamin desteğinin gıdalarla alınması sağlanmalıdır.

    ilk 4 ay anne sütü bebeğin temel ihtiyacı iken, 5*6 aydan sonra öğün düzeniyle ek gıdaya geçilen bebeğin artık dışarıdan gıda temini gerçekleşmektedir. Anneler böylece sütün az olduğunudüşündüğü vakit bebeklerine gıda desteği yapabilecek, daha gönül rahatlığıyla oruçlarınıtutabileceklerdir. İftar ve sahurhatta ara öğünlerle beslenme zenginliği ve sıvı alımına özen göstererekten ;gece bebek uyuyakaldığında da süt verilmeli veya süt sağılarak kullanılmak üzere uygun şartlardamuhafaza edilmelidir.

    Gece beslemelerinde bebeğin giysileri ıslak değilse bebeğin altı değiştirilerek rahatsız edilmemelidir. Bebek yavaşca kaldırılıp uyandırılmadan emzirilebilir.

    Süt veren annenin alması gerektiğiBesin Grupları ve Günlük Miktarlar

    *Süt, yoğurt

    *2-3 su bardağı (400-600ml)

    *Peynir 2 kibrit kutusu kadar (60 g)

    *Et, tavuk, balık 3-4 porsiyon

    *Yumurta, kurubaklagiller 1 porsiyon

    *Taze sebze ve meyveler 5-7 porsiyon

    *Tahıllar

    *Ekmek 4-6 dilim

    *Pirinç, bulgur, makarnavb.Hiç/2-3 pors.

    NOT:

    1 porsiyon süt=1 su bardağı süt veya yoğurt veya 2 kibrit kutusu kadar peynir

    1 porsiyon et=60-90 g et veya 1 yumurta (50 g)

    1 porsiyon sebze=150-200 g

    1 orta dilim ekmek=50 g

    Birtakım gıdaların, özel çayların günümüzde anne sütü miktarını arttırdığı bilgisi ışığında gerektiğinde bu yola da başvuru da oruç tutup sütü azalacağı endişesi taşıyanlar için bir seçenek olmaktadır. Konuyla ilgili gıda diyet listesi dışında eczanelerde ürün teminiaçısından halka yardımcı olunmaktadır.

    Anne sütünün azalmaması için bir önerimiz de uygun aralıkla sağım veya emzirmenin ihmal edilmemesidir. İlk 4 ayda sütü her şeye rağmen az olan annelere bir seçenek deanne sütüne yakın içeriklerin mevcudiyetidir.Mümkün olduğunca anne sütü verilmesine özen gösterilmelidir.

    Anne sütü veren bayanlar için oruç tutma mevzunda Kuran ve hadisler ışığında ruhsat verildiği görülmektedir.Dolayısıyla güç yetirebilen anneler anlattığımız hususlara dikkat ederekten orucunu tutabilecekken, bunları yapamayacak ve bebeğinin sağlığını riske atabileceği kaygısını taşıyan annelerin de orucunu daha sonra kaza etmek üzere erteleme seçeneği mevcuttur.

    Sayılı günler olarak (oruç size farz kılındı)! Fakat içinizden kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, artık (tutamadığı günler) sayısınca başka günler(de oruç tutsun)! Ona gücü yetmeyenlerin üzerine ise, (tutamadıkları her gün için) bir fakirin (bir günlük) yiyeceği kadar fidye (verme borcu) vardır. Buna rağmen kim gönlünden koparak bir hayır işlerse(daha fazla verirse), o takdirde bu, onun için daha hayırlıdır. Bununla berâber bilirseniz,(güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.(Bakara 184)

    Uzm.Dr.Seda SEZER