ÇOCUK BÜYÜTÜRKEN YAPILAN HATALAR
Çocuk yetiştirmede anne babaların zaman zaman hatalı davranışları olabilir. Genellikle çok inanmasalar dahi kendi ebeveynlerinin yönlendirmesiyle bazı geleneksel hatalara düşebilirler.
Doğumdan sonraki ilk günlerde miktarı az ancak içerdiği yağ ve protein oldukça yüksek olan, yoğun bağışıklık materyali içeren kolostrum denen anne sütü; annelerin bebeklerini az besledikleri yönünde yanlış bir kanıya sebep olabilir.Bu nedenle aslında bebeğin mide barsak sitemine tamamen yabancı olan, hazmedilmesi o an için mümkün olmayan şekerli su takviyesi yapılır.Aynı zamanda bunun bebek sarılığını düzelttiği yönünde çok hatalı bir inanış vardır. Bebeklerin doğumdan sonraki ilk hafta bir miktar kilo vermesinin tamamen normalolduğunu bilip her türlü mama,inek sütü, pirinç unu gibi diğer takviyelerden uzak durmalıdır. Bir bebek için en ideal besin kendi annesinin sütüdür.
Yine geleneksel hatalarımızdan biri de; bebek ve çocukların gereğinden fazla giydirilmesidir. Üşüyeceği endişesiyle kat kat giydirilen çocuklar terleyip hastalığa daha meyilli hale gelebilirler. Ateş yükselmesi ve su kaybı belirtiler ortaya çıkabilir. Bebekler için ideal oda ısısı 23-24°C dir. Bu ısıda tek kat pamuklu bir kıyafet yeterlidir. Çocuğa giydirilen fazladan yelek ve ceketler, yünlü battaniyeler hem allerji riskini artırır hem de gereksiz yere vücut ısısını artırarak havale ihtimalini yükseltir.
Bazen de tam tersine terlemeden aşırı derecede korkulup çocuğun oynaması hatta neredeyse hareket etmesi kısıtlanır. Metabolizmaları bize göre daha hızlı olan çocuklar hareket edince bir miktar terlese de normal karşılanıp tedbir alınabilir. Hareketleri kısıtlanan çocukların hantal ve mutsuz olduğu,obeziteye meyilli oldukları unutulmamalıdır.
Kilolu çocuklar halk arasında çok makbul olsa da tıbben sağlıksızdırlar. Her besin grubundan dengeli beslenen normal boydaki bir çocuk biraz zayıf olsa da sağlıklı demektir.Hangi besin grubundan olursa olsun tek yönlü beslenme tavsiye edilen bir durum değildir. Kemikleri güçlü olsun diye günde yarım litreden fazla inek sütü alımı kansızlık ve kabızlık yapar.
Aşırı güneşlendirme kemiklere iyi gelmez. Tersine aşırı su kaybı ve cilt kanseri riskini artırır.Yaz günlerinde saat 11-15 arası direkt güneş ışığına temas etmemelidir. Diğer saatlerde 15-20 dakika yüz ve kolların güneşlendirilmesi yeterlidir.
Fazla banyo yapmaktan çocuklar hasta olmaz hatta hastayken banyo yaptırmakçocuğu rahatlatır. Yazın her gün kışın gün aşırı banyo yaptırılabilir. Banyo sonrası direkt rüzgar ve soğuk teması olmamalıdır.
Dondurma yemek de hasta etmez. Pastörize ve ambalajlı dondurmalar çocuklar için iyi bir kalsiyum kaynağıdır. Yüksekkaloriiçeriğine dikkat etmek gerekir.
Çocuklarda isilik ve pişik durumlarında toz pudra kullanmak doğru bir davranış değildir. Çocuğu terletmemek, sık yıkamak ve nemlendirici sürmekf aydalı olur.
Çocuklar her ağladığında veya her aşıdan önce önlem olsun diye ağrı kesici fitil kullanılmamalıdır. Ateş 37.5°C’yi geçerse çocuğun kilosuna göre gerekli ateş düşürücü doktoruna danışılarak verilebilir.
Çocuklardaki beslenme hataları üzerinde biraz daha durmakta fayda var. Son 10 yılda dünya ile beraber ülkemizde de obezite çok hızlı bir şekilde artmaktadır. Ne yazık ki, 1 yaş öncesi zararlı olduğu halde tuz ,salça, konserve, margarin, hazır meyvesuyu, hazır yoğurt,kırzartılmış ürünler, pirinç unu gibi besinler verilebilmektedir. Bebeklerin %15-20 sinin 1 yaşından önce hamburger ve kola ile tanıştığı gösterilmiştir. Bu rakam 2-3 yaş arasında %40 lara kadar ulaşmaktadır. Çok tuzlu ve çok şekerli gıdalar ile çocukları ödüllendirmekten vazgeçilmelidir. Çikolata, cips, gofret, şekerleme, pastane ürünleri hem böbrek hastalıkları ve diabet riskini arttırırken diğer yandan da cilt ve solunum alerjisini tetiklemektedir. Bu gıdalar evde çocuğun görüş alanında bulundurulmamalıdır, evdeki diğer kişiler tarafından tüketilmemelidir. Anneler evde sıkça kek, börek, pilav, makarna pişirmemelidir. Sağlıklı gıdalar çocukların seveceği şekillerde, renkli tabaklarda ve az porsiyonlar halinde sunulabilir. Çocuklar öğünlerini Tv karşısında değil belli saatlerde, aile ile beraber sofraya oturarak tüketmelidirler.
Etiket: Gün
-
Çocuk büyütürken yapılan hatalar
-

Depresyon
Depresyon genel anlamda isteksizlik, hayattan zevk alamama, sürekli yorgunluk hali belirtileri taşıyan bir rahatsızlık halidir.
Depresif bozukluk hem vücudu, hem düşünceleri, hem de duygu durumu etkileyebilir. Kişinin yemek yemesinden uyumasına, fiziksel dayanıklılığından sağlıklı düşünce üretebilmesine kadar her şeyini bozabilir. Belli sıkıntıların sonucunda gelişen anlık ve geçici üzüntüleri depresyon olarak tanımlamak çok doğru değildir. Depresyonda şiddetli üzüntü ya da umutsuzluk hissi vardır ve en az iki hafta sürer. Kişinin çalışmak, yemek yemek, uyumak gibi günlük hayat etkinlikleri bozulur. Odaklanma ve konsantre olma konusunda problem yaşarlar. Depresif kişiler ümitsiz olmaya ve kimseden yardım göremeyeceklerine inanmaya eğilimlidirler. Böyle hissettikleri için de kendilerini suçlarlar. Sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınır, aile ve arkadaşlarından uzaklaşırlar. Hatta kimi zaman ölümü ya da intiharı düşünebilirler.
Tüm depresyon türleri aynı değildir. Klinik depresyon olarak tanımlanan majör depresyon ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın türdür. Fakat kendine özgü işaretleri, belirtileri ve tedavisi olan başka depresyon türleri de vardır.
Depresyon döneminde bir uzmandan yardım almak süreci doğru yönetmeniz ve bir an önce eski yaşantınıza dönmeniz açısından çok önemlidir. Yardım almadan depresyonu atlatmak mümkün olmakla birlikte bazen aylarınıza, yıllarınıza mal olabilir.
Majör depresyon tanısı koyabilmek için DSM-IV kriterlerine göre aşağıdaki belirtilerden en az 5 tanesinin bulunması ve bunlardan en az birinin en az birinin “depresif duygudurum“ ya da “ilgi kaybı” ya da “zevk alamama” olması gerekir.1. Her gün ve gün boyu süren depresif duygudurum. (Ağlamaklı görünüm, mutsuzluk hali, boşlukta hissetme)
2. Her gün ve gün boyu süren etkinliklere ilgide azalma, eskisi kadar zevk alamama
3. Önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımı
4. Uyku düzeninde bozulma (uyuyamama ya da aşırı uyuma)
5. Psikomotor davranışlarda aşırı artma ya da gerileme
6. Yorgunluk, bitkinlik ve enerji kaybı
7. Değersizlik hissi, aşırı ya da ugun olmayan suçluluk duyguları
8. Düşünceleri yoğunlaştırmada azalma ya da kararsızlık
9. Yineleyen ölüm düşünceleri -

Mevsimsel Depresyon
Güneşli güzel günlerin yerini daha kapalı, yağışlı havalara bırakması, günlerin kısalması,
açık alanlardansa kapalı yerleri daha çok tercih etmek zorunda kalışımız ister istemez
keyfimizin kaçmasına neden olabiliyor.
Çocuklu ailelerde ve öğrencilerde okulların açılması ile birlikte oluşan maddi ve manevi
kaygı, çalışan kesimde genellikle iş yoğunluluğun yaz dönemi sonrası artması, özellikle
büyük şehirlerde yaşayanlar için kötü hava koşulları sebebiyle oluşan normal dışı trafik vb.
sebepler bu mevsimde modumuzun düşmesine sebep oluyor. İlkbahar ve yaz mevsimlerinde
değişik sosyal faaliyetlerle meşgul olup kafamızı dağıtma fırsatı bulurken sonbahar ve kış
mevsimlerinde soğuk ve karanlık sebebi ile kapalı ortamları seçmek ya da evden hiç
çıkamamak daha kaygılı ve depresif olmamıza neden olabiliyor.
Bununla birlikte güneş ışınları ile birlikte beyinde artan seratonin (mutluluk hormonu)
miktarının azalması ile de mevsimsel depresyon görülebilir.
Sonbahar depresyonu daha çok kadınlarda görülmekle birlikte daha önce depresyon tanısı
almış kişilerin de bu mevsimde yineleme ihtimali yüksektir. Hamilelik sürecinde bulunanlar da
hormonal değişikliklerle birlikte bu süreçten daha fazla etkilenebiliyor.
Bu dönemde kişi yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik, çabuk sinirlenme, karamsarlık, libidoda
azalma, konsantrasyon eksikliği, uykusuzluk, yorgun ve bitkin uyanma gibi şikayetler
yaşayabiliyor. Bu tip sıkıntılar yaklaşık olarak 2 hafta sürmesi normal sayılabilecekken, 2
haftadan daha uzun süre devam etmesi halinde bir uzmandan destek almak gerekmektedir.
Tedavi edilmeyen depresyonda bu belirtiler çok uzun süre devam edebilir, mesleki ya da
akademik başarıyı düşürebilir, ikili ilişkilerde sorunlara, cinsel bozukluklara, alkol ve
uyuşturucu madde kullanımına ve hatta kişinin kendisine fiziksel zarar vermesine yol açabilir.
Depresyon tedavisinde ilaç ve psikoterapinin son derece faydalı olduğu bilinmektedir. Bunun
yanı sıra gündelik hayatta uygulayabileceğiniz bazı basit yöntemler de depresyondan
uzaklaşmanızı ve keyiflenmenizi sağlayacaktır.
Mümkün olduğunca sevdiğiniz kişilerle vakit geçirin, aklınıza takılan çözümsüz konulardan
uzaklaşın
Spor yapmaya özen gösterin. En azından günde yarım saatinizi açık havada yürüyüşe
ayırmaya çalışın.
Evinizi mümkün olduğunca temiz ve toplu tutmaya çalışın, canınız sıkıldığında evdeki bir
çekmeceyi ya da dolabı düzenleyin. Bir şeyleri düzeltiyor olmak sizi psikolojik olarak
rahatlatacaktır.
Çarşaflarınızı sık sık değiştirin, odanızı mümkün olduğunca havalandırın, güzel kokular
keyfinizi yerine getirecektir.
Gün ışığından olabildiğince faydalanın. Eve daha çok ışık girmesini sağlayın. Dışarı çıkmak
için bütün fırsatları değerlendirin
Karbonhidrat tüketimini mümkün olduğunca azaltın, bol bol su tüketin, kafeinli içecekler
yerine bitki çaylarını tercih edin.
Zamanınızı uyuyarak geçirmeyin, erken kalkmaya özen gösterin
Kendinize bir hedef koyun ve onu gerçekleştirmek için çaba sarfedin
Sizi oyalayacak bir hobi edinmeye çalışın. Yeni insanlarla tanışma olanağı sağlayacak
aktivitilere katılın fakat çok kalabalık ortamlar sizi rahatsız edebliir, daha ufak grupları tercih
edin.
Sizi mutlu eden anılarınızı sıklıkla aklınıza getirin, hayallerinizi gerçekleştirebilmek için bir
program yapın.
-

OKULA UYUM SÜRECİ
Her yeni eğitim ve öğretim yılının başlaması ile birlikte
çocuklar ve aileler için zorlu bir dönem başlar. Bu süreçte
Öğrencilerimizin okula başladıkları ilk günlerinde uyum
süreçlerini kolaylaştırmak için, hazırladığımız bülten
doğrultusunda ve iletişim içinde bulunarak Rehberlik ve
Psikolojik Danışmanlık Bölümü olarak sizlerle işbirliği içinde
onlara destek olacağız.
Özellikle tatil dönemlerinden sonra çocuklar okuldan uzak
kalmakla birlikte ev ortamına ve ebeveynlerine alışmış olur.
Tekrar okula alışması zaman alan bir süreçtir.
Alışma sürecinde çocuklar güne ‘Bugün okul var mı?’ ‘ Okula
gitmek istemiyorum.’ gibi cümlelerle başlayabilir. Okulun
kapısına gelindiğinde çocuk ebeveynden ayrılmamak için
şiddetli ağlamalara başvurup eve geri dönmek için her türlü
yöntemi deneyebilir. Bu gibi durumlarda siz ebeveynlerin sakin
kalmaya calışmaları çocuğunuzun okula alışmasında birinci
basamaktır. Bu süreçte anne-baba kaygılı davranırsa çocukta da
kaygı oluşur. Çocuktan ayrılırken ona suçlu gözlerle bakmak
yerine güler yüzlü ve neşeli bir tavır sergilenmelidir.
KARARLI OLUN
Çocuğunuzu okula getirdiğinizde ağlarsa onu tekrar eve
götürmek büyük bir hata olacaktır. Bir süre sonra çocuk bunu
alışlanlık haline getirerek gözyaşlarını kullanmaya başlar. Eğer
sabahtan okula gelmek istemiyorsa ve evden çıkmadıysanız bir
seferliğine o günü evde geçirin. Fakat okulda yapılan aktivileri
evde yapmak isterse onunla hiç birini yapmayın. Tüm elektronik
aletlerden çocuğunuzu uzak tutar ve oldukça kararlı davranıp
günü mümkün olduğu kadar az aktiviteyle geçirirseniz
çocuğunuz okulda geçirdiği kaliteli zamanla evdeki durumu
kıyaslayıp sizi fazla zormalamadan okula kendisi gitmek
isteyecektir.
VERDİĞİNİZ SÖZLERİ TUTUN
Güven duygusu çocuk ve ebeveyn arasında ki en önemli bağdır.
Çocuğunuza onu okuldan alacağınız zamanı günün başında
söylemeniz ve tam zamanında okuldan almanız önemli bir
ayrıntıdır.
Onu sınıfa bıraktığınızda geri döneceğinizi bilsin. Sınıftan kısa
sürelerle çıkıp geri dönerek her zaman geri döneceğinizi
öğrenmesini sağlayacaksınız. Böylece sizden ayrı kalacağı süre
gittikçe uzayacak ve bir gün sınıfta tek başına kalacak.
Alışana kadar okula her gün aynı kişinin bırakması da başka bir
detay. Başka kişiler bıraktığında ne yazık ki aynı ağlama
sürecine geri dönülebilmesi mümkün.
Sınıfta ona eşlik ediyorsanız, geride durun. Müdahil olmadan,
her şeyi öğretmeniyle yapmasına fırsat verin. Sınıftan gizlice
kaçmayın; öğretmeni, ebeveynin kaybolması ile
ilişkilendirebilir. Yanınıza geldiğinde oynamayın, arkadaşları ve
öğretmeni ile olması için teşvik edin. Oyuna dahil
olmadığınızda bir süre sonra öğretmenine geri dönecektir.
ONUNLA SOHBET EDİN
Çocuğunuz okula gitmeden önce orada olacaklarla ilgili ona
bilgi verin. Edineceği arkadaşlardan, oynayacağı oyuncaklardan
ve öğreneceği bilgilerden bahsedin.
Çocuğunuz okuldan geldiğinde neler yaptığını, gününün nasıl
geçtiğini, neler öğrendiğini sorun . Okulla ilgili mümkün
oldukça keyifli ve uzun sohbetlerde bulunun.
Tüm bunlara ek olarak sevdiği bir oyuncakla okula gelmesi
alışma sürecinde faydalı olacaktır.
Kıyafetlerini ve çantasını akşamdan birlikte hazırlamanız hem
sabah oluşacak karşmasayı önler hem de çocuğunuz özenle
hazırlanırsa okula gitmekte hevesli olur.
Hafta sonu tatilinde okuldan uzaklaştığı için bir gezinti sırasında
okulun önünden geçmek, o civarda dolanmakta faydalı
etkenlerden birisidir.
Unutmayın okula uyum süreci kararlı olunduğunda kolay ve
hızlı bir şekilde gelişir. Çocuğunuz her ağladığında kapıdan
dönerseniz bu süreç hem onun hem de sizler açısından oldukça
zor bir durum haline dönüşür. Henüz yaşlarının çok küçük
olduğunu düşünerek okula düzensiz getirilen çocuklar ileride
kuralsız birer yetişkine dönüşebilir. Okul hayatlarının ilk
döneminde nasıl başlarsanız çocuğunuzun alışkanlıkları öyle
devam edecektir.
Uyum sürecinin uzaması ya da ailenin başa çıkamadığı bir
durumun oluşması halinde sınıf öğretmeni ve Rehberlik ve
Psikolojik Danışmanlık Birimi ile iletişime girilmeli, işbirliği
içinde çalışılmalı ve çocuğun okula gelmek istememesinin
gerçek nedenleri araştırılmalıdır.
Hepimize sağlıklı, mutlu ve başarılı bir yıl diliyoruz.
-

Obez olan bedenin değil bilinçaltındaki düşüncelerin!
Dünya genelinde giderek yaygınlaşan obezite sorunu sadece kalp hastalığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve felç riskini artırmıyor. Yapılan araştırmalar obezitenin özellikle kadınlarda rahim ağzı, meme kanseri ve kalınbağırsak kanseri riskini de artırdığını gösteriyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanan obezite tüm dünyanın alarma geçtiği global bir sağlık sorunudur hatta artık hastalık olarak kabul edilmektedir. DSÖ’nün araştırmalarına göre, 2008 yılında obez olan insan sayısı 400 milyonken, bu sayının 2015’te 700 milyon olması bekleniyor.
Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı tarafından, 7 bölgedeki 7 ilde 15 bin 468 birey üzerinde yapılan ‘’Sağlıklı beslenelim, kalbimizi koruyalım’’ araştırmasına göre, erkeklerde obezite görülme sıklığı yüzde 21,2 olarak belirlendi. Bu oran, kadınlarda ise yüzde 41,5 olarak tespit edildi.
Obezitenin nedeni..
Obezitenin en önemli nedenleri yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği gibi görünse de asıl neden beynimizde yani bilinçaltımızın işleyişinde gizli.
Zihnimiz, aldığı bilgileri hem bilinçli hem de bilinçaltı olarak işlemektedir. Bilinç, zihnin yaklaşık yüzde 1’ini oluşturan, mantık yürüten, kavrayan, eleştiren, yargılayan kısmıdır. Bilinçaltımız ise beynimizin yüzde 99’unu oluşturan farkında olmadığımız yanıdır. Birçok kişi yüzde 1’i şef sanar. Öyle olsaydı; doktorlar zararlarını bildikleri halde sigara içer veya kilolu olurlar mıydı?
Gerçek şef bilinçaltıdır. Sadece bilincin bilmesi yetmiyor, bilinçaltının da ikna olması gerekiyor. Hepimiz sağlığımız için spor yapmamız, sağlıklı beslenmemiz gerektiğini biliyoruz ama yapamıyoruz. Çünkü bilmek yetmiyor, bilinçaltı çalışmaları ile yeme davranışı ile ilgili hataları bulup, bilinçaltını ikna etmek gerekiyor. Yoksa her şey geçici olur, kilo verirsiniz ama tekrar alırsınız ki bu çok zararlıdır.
Kontrolsüz yemenin altında aslında duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarımız yatıyor. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular, aşırı yemeye neden olabiliyor. Yemek yiyerek bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışıyor olabilirsiniz. Öte yandan yemek yeme keyifli bir şeydir ve bununla ilgili çocukluğumuzdan beri bilinçaltımızda olumlu anılar mevcuttur. Örneğin doğum günleri birçoğumuz için eğlence, pasta ve yemek demektir. Bu durumda bilinçaltı bu anları daha sık yaşamak, anne babayı memnun etmek, kızdırmamak için yedirtir. Ya da içindeki değersizlik duygusuna bir yanıt olarak “Madem kendini değersiz hissediyorsun, kendini beğenmiyorsun, ben de sana yardım edeyim” der ve çılgınca yedirerek sizi şişmanlatır.
Bir hastamla bilinçaltı çalışmaları yaparken neden aşırı yediği ile ilgili imgelem çalışmasında 8 yaşlarındayken çok hasta olduğu bir zamanda annesinin ona söylediklerini hatırladı:’’Ben sana demedim mi iyi yemezsen hasta olur ve ölürsün’’. Bilinçaltımız bizi hayatta tutmak için vardır. Sonuç; yemezsem ölürüm düşüncesi bilinçatına yerleşince danışanım şişmanlamıştır.
Yine bir hastamın aşırı çikolata yeme durumu ile çalışırken, babasını işten eve geç geldiği zamanlar çikolata getirdiğini ve kendisine sarılıp okşadığını hatırladı. Çikolata ile baba sevgisini ve güvende olmayı birbirine bağlamıştı ve kendini güvende hissetmediğinde canı çikolata çekiyordu.
Bazen de zayıflamak için mide kelepçesi ameliyatı olan ama hala kilolu olan birçok hastam oluyor. Sorunun midede değil, beyinde yani bilinçaltında olduğunu farkettiklerinde ise hızla kilo vermeye başlıyorlar.
Bence metaforik olarak mideye değil, bilinçaltına kelepçe gerek. Zaten ben de bilinçaltı imgelem çalışmalarında danışanlarıma midelerinin içi hava dolu balonun ağzı açıldığında sönmesi gibi küçüldüğünü ve çok az yediğinde bile hemen doyduklarını hayal ettiriyorum. Ayrıca aşırı yemenin, hızlı yemenin anlamlarını bilinçaltında farkettirince işim kolaylaşıyor.
Peki ne yapmalıyız?
Sağlıklı beslenme alışkanlığını egzersizle desteklemek kilo vermenizi hızlandırır, ama esas önemli olan sorunu temelde yani bilinçaltında çözmektir. Bataklığı kurutmazsak sivrisinekler bitmez. Terapi ancak bilinçaltını ikna ederek, inançlarını değiştirerek gerçekleşir. Dış şartları değiştirmek yerine içimizdeki inançları değiştirmek zorundayız. Mevlana’nın söylediği gibi: “Sen düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.’’
Bilinçaltımızı olumlu düşünce ve duygularla doldurursak hastalığı sağlığa, mutsuzluğu mutluluğa, başarısızlığı başarıya çevirebiliriz. Kendinize 15 dakika ayırarak ’’Bilinçaltı Değişim Çalışması’’ olarak adlandırdığım çalışmayı yapabilirsiniz:
Değiştirmek istediğiniz inancı ve yerine koymak istediğiniz inancı belirleyin ve başınızı hareket ettirmeden sadece gözlerinizle önce kaşlarınızın arasına gözlerinizi kırpmadan 10 saniye bakın, nefeslerinizi verirken içinizden veya sesli‘’rahat, daha rahat ” deyin. Sonra yine başınızı çevirmeden sadece gözlerinizle sol üst tarafa bakın. Böylece bilinçaltınız ile iletişime geçmiş olursunuz. Olumlu düşünceyi örneğin ’’Yavaş yavaş azar azar yiyorum’’ veya ‘’İdeal kiloma iniyorum.’’ telkinlerini içinizden veya sesli olarak bir kez söyleyin. Cümleniz bitince sağ elinizin işaret parmağı ile sol elinizin üstüne bir kere hafifçe vurun. Sol üst yöne olan bakışınızı bozmadan tekrar olumlamanızı söyleyin ve tekrar parmağınızla elinize vurun. Bu işlemi bu şekilde en az 40 kere tekrarlayın. Bu çalışma süresince gözünüz hep sol üst köşeye bakıyor olsun, gözünüz yorulursa kırpabilirsiniz ama sol üste bakmaya devam edin.Bu çalışmayı bir gün bile atlamadan 21 gün boyunca yapın. Atlarsanız baştan başlamanız gerekecek bunu hatırlayın. 21 gün bitince artık her gün yalnızca 1 kere sol üst köşeye bakarak parmağınızla elinize vurmanız ve 1 kere olumlamanızı söylemeniz yeterli olacaktır. Günde 1 den fazla olumsuz inanç ile çalışabilirsiniz. Ancak her biri ile 21 gün çalışmanız gerektiğini unutmayın. Tabii ki bir Hipnoterapist ile çalışırsanız,değişim daha hızlı ve kalıcı olacaktır.
Bilinçaltınızı daha iyi tanıyarak ve yöneterek ideal kilonuza inmeniz dileğiyle…
-
Yenidoğan tarama testleri
Yenidoğan tarama testleri yenidoğanın sağlıklı büyüyüp gelişimi için oldukça önem taşımaktadır. Hayatın son derece önemli ve dinamik olan bu döneminde yenidoğanlara yapılacak müdahaleler son derece değerlidir.
Sağlıklı bir yenidoğan normal doğumuda 24 saat sonra, sezaryen doğumda ise en az 48 saat sonra taburcu edilmelidir.24 saatten önce yapılan taburculuk işlemleri erken taburculuk olarak nitelendirilmektedir.
Bu sebeple bebeklerin optimum zamanda taburculuğu yenidoğan ve anne sağlığı açıdından da oldukça önem taşımaktadır.
Genellikle zamanında doğmuş sağlıklı yenidoğanın 3 gün sonra doktor kontrolüne götürülmesi ve bu sırada fizik muayenesinin yapılarak tarama testinin alınması önerilmektedir.bU TEST İLE BEBEKLERDE FENİLKETONÜRİ, BİOTİNİDAZ EKSİKLİĞİ VE HİPOTİROİDİ taranmaktadır.
Bazı kliniklerde genişletilmiş yendioğan taraması TANDEM MASS yapılmakta ve birçok metabolik hastalık taranmaktadır.
Ayrıca bebeğin taburculuk öncesi ve ilk muayene sırasında tartılarak tartı kaybının değerlendirilmesi ve emzirmenin ve sarılığın sdeğerlendirilmesi gerekmektedir. Bu günlerde D vitaminin 15 günü beklemeden de günlük 400 IU verilebileceği Amerikan pediatri akademisi tarafından bildirilmektedir.
Taburculuk sonrası annenin psikolojik durumunun da değerlendirilmesi çocuk hekimlerine düşmektedir. Doğum sonrası depresyonun ilk belirtileri çocuk hekimi tarafından değerlendirilerek gerekirse anne psikiatrik destek için yönlendirilebilir.
Bebek anne bağının kurulduğu ilk günler çok değerlidir. Bu günlerde anne tarafından sık sorulan sorular bebeğin göbek bakımı, beslenme aralıkları, su verilmesi, uyku düzeni, gaz sancıları,pişik bakımı,vitamin desteği gibi konulardır.Doktor bu konuda rahatlatıcı öneriler sunmalıdır.
İşitme testi, doğumsal kalça çıkığı muayenesi ve göz muayenesi yenidoğan muayenesinin parçası olmalıdır.
Sıklıkla ilk ayde yapılan OAE testi (otoakustik emisyon testi) işitme için değerlidir.Bu test bebek uyanıkken dahi saniyeler içinde birçok devlet hastanesinde dahi yapılabilmektedir.
Göz muayenesi oftalmoskop ile çocuk hekimi tarafından yapılabilir.
Kalça muayenesi normal olsa bile 1 aydan sonra kalça USG nin yapılması faydalıdır.
Tarama testleri erken taburcu olan bebeklerde (24 saatten önce) alınmış ise mutlaka tekrar edilmelidir.Patolojik durum varlığında haber verildiğinde mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmaldıır.
-

OKULA UYUM SÜRECİ
Her yeni eğitim ve öğretim yılının başlaması ile birlikte çocuklar ve aileler için zorlu bir dönem başlar. Bu süreçte Öğrencilerimizin okula başladıkları ilk günlerinde uyum süreçlerini kolaylaştırmak için, hazırladığımız bülten doğrultusunda ve iletişim içinde bulunarak Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü olarak sizlerle işbirliği içinde onlara destek olacağız.
Özellikle tatil dönemlerinden sonra çocuklar okuldan uzak kalmakla birlikte ev ortamına ve ebeveynlerine alışmış olur. Tekrar okula alışması zaman alan bir süreçtir.
Alışma sürecinde çocuklar güne ‘Bugün okul var mı?’ ‘ Okula gitmek istemiyorum.’ gibi cümlelerle başlayabilir. Okulun kapısına gelindiğinde çocuk ebeveynden ayrılmamak için şiddetli ağlamalara başvurup eve geri dönmek için her türlü yöntemi deneyebilir. Bu gibi durumlarda siz ebeveynlerin sakin kalmaya calışmaları çocuğunuzun okula alışmasında birinci basamaktır. Bu süreçte anne-baba kaygılı davranırsa çocukta da kaygı oluşur. Çocuktan ayrılırken ona suçlu gözlerle bakmak yerine güler yüzlü ve neşeli bir tavır sergilenmelidir.
KARARLI OLUN
Çocuğunuzu okula getirdiğinizde ağlarsa onu tekrar eve götürmek büyük bir hata olacaktır. Bir süre sonra çocuk bunu alışlanlık haline getirerek gözyaşlarını kullanmaya başlar. Eğer sabahtan okula gelmek istemiyorsa ve evden çıkmadıysanız bir seferliğine o günü evde geçirin. Fakat okulda yapılan aktivileri evde yapmak isterse onunla hiç birini yapmayın. Tüm elektronik aletlerden çocuğunuzu uzak tutar ve oldukça kararlı davranıp günü mümkün olduğu kadar az aktiviteyle geçirirseniz çocuğunuz okulda geçirdiği kaliteli zamanla evdeki durumu kıyaslayıp sizi fazla zormalamadan okula kendisi gitmek isteyecektir.
VERDİĞİNİZ SÖZLERİ TUTUNGüven duygusu çocuk ve ebeveyn arasında ki en önemli bağdır. Çocuğunuza onu okuldan alacağınız zamanı günün başında söylemeniz ve tam zamanında okuldan almanız önemli bir ayrıntıdır.
Onu sınıfa bıraktığınızda geri döneceğinizi bilsin. Sınıftan kısa sürelerle çıkıp geri dönerek her zaman geri döneceğinizi öğrenmesini sağlayacaksınız. Böylece sizden ayrı kalacağı süre gittikçe uzayacak ve bir gün sınıfta tek başına kalacak.
Alışana kadar okula her gün aynı kişinin bırakması da başka bir detay. Başka kişiler bıraktığında ne yazık ki aynı ağlama sürecine geri dönülebilmesi mümkün.
Sınıfta ona eşlik ediyorsanız, geride durun. Müdahil olmadan, her şeyi öğretmeniyle yapmasına fırsat verin. Sınıftan gizlice kaçmayın; öğretmeni, ebeveynin kaybolması ile ilişkilendirebilir. Yanınıza geldiğinde oynamayın, arkadaşları ve öğretmeni ile olması için teşvik edin. Oyuna dahil olmadığınızda bir süre sonra öğretmenine geri dönecektir.
ONUNLA SOHBET EDİN
Çocuğunuz okula gitmeden önce orada olacaklarla ilgili ona bilgi verin. Edineceği arkadaşlardan, oynayacağı oyuncaklardan ve öğreneceği bilgilerden bahsedin.
Çocuğunuz okuldan geldiğinde neler yaptığını, gününün nasıl geçtiğini, neler öğrendiğini sorun . Okulla ilgili mümkün oldukça keyifli ve uzun sohbetlerde bulunun.
Tüm bunlara ek olarak sevdiği bir oyuncakla okula gelmesi alışma sürecinde faydalı olacaktır.
Kıyafetlerini ve çantasını akşamdan birlikte hazırlamanız hem sabah oluşacak karşmasayı önler hem de çocuğunuz özenle hazırlanırsa okula gitmekte hevesli olur.
Hafta sonu tatilinde okuldan uzaklaştığı için bir gezinti sırasında okulun önünden geçmek, o civarda dolanmakta faydalı etkenlerden birisidir.Unutmayın okula uyum süreci kararlı olunduğunda kolay ve hızlı bir şekilde gelişir. Çocuğunuz her ağladığında kapıdan dönerseniz bu süreç hem onun hem de sizler açısından oldukça zor bir durum haline dönüşür. Henüz yaşlarının çok küçük olduğunu düşünerek okula düzensiz getirilen çocuklar ileride kuralsız birer yetişkine dönüşebilir. Okul hayatlarının ilk döneminde nasıl başlarsanız çocuğunuzun alışkanlıkları öyle devam edecektir.
Uyum sürecinin uzaması ya da ailenin başa çıkamadığı bir durumun oluşması halinde sınıf öğretmeni ve Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi ile iletişime girilmeli, işbirliği içinde çalışılmalı ve çocuğun okula gelmek istememesinin gerçek nedenleri araştırılmalıdır.
Doctors profile: https://www.doktortakvimi.com/busra-obuz/psikoloji/istanbul -

Çocuklarda İştahsızlık
Ailelerin büyük sorunu: İştahsız Çocuk!
Günümüzde anne-babalar için derin bir endişe kaynağı olan çocuklarının iştahsızlığı,
poliklinik başvurularının önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Akıllarda çoğunlukla “Acaba çocuğum yeterli düzeyde besleniyor mu?”, “Büyüme gelişme
potansiyeline ulaşabilecek mi?” soruları yer tutmaktadır.
Bu sorun aile içi huzursuzluklara dahi yol açabildiği için topluma ait bir problem olarak
kabul edilmelidir.
Öncelikle izlenecek yol sorunun gerçek olup olmadığının saptanmasıdır. Ne var ki çocuklar
yaşına ve ihtiyacına göre tam olarak beslenseler dahi aileleri bu miktarlar tatmin
edemeyebilmektedir. Bu durumda çocuğun muayenesinde boy ve ağırlık ölçümlerinin yaşa
göre değerlendirmeleri ile günlük beslenmesinin ayrıntılı olarak anlaşılması önem
tutmaktadır. Ailelerin miktar-ölçü belirterek tuttukları en az bir haftalık liste sürece
yön vermek adına oldukça faydalıdır.
Çocukların mide kapasitelerinin düşük olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla faydasız ya da
düşük faydalı gıdalarla midelerin doldurulmaması çok önemlidir. İştahı kapatan en önemli
sebeplerin başında; şeker ya da tuz miktarı yüksek, doygunluk hissi yaratan çöp-gıda
anlamına gelen junk-meal ile sık beslenmek yer almaktadır. Bunlar genel olarak “bakkal
gıdası” olarak nitelendirdiğimiz paketin içine girmiş her türlü cips, kek, bisküvi,
şekerleme ve çikolataları içermektedir. Fiyatlarının uygun olması, çocukların mutlu
edildiğinin düşünülmesi ve bir de “bari bunu yesin” düşüncesi aileleri bu gıdaları satın
almaya itmektedir. Anne-babalar almamaya kararlı olsa dahi Türk aile yapısı gereği büyük
akrabaların işin içine girerek istikrarlı davranışı bozmaları işleri zorlaştırmaktadır.
İştahsız çocuk beslenmesinde yapılan yanlışlar sorunun çözümünü daha da
zorlaştırmaktadır. Bu hatalara örnek verilecek olursa evde çocuğun yediği gıdaların
pişmesine özen gösterilmesi söylenebilir. Sadece makarna, pilav, patates kızartması ve
ekmek arası ile beslenen bu çocukların oranı oldukça yüksektir. Diğer farkında olunmayan
bir hata da sıvı beslenmenin fazla oluşudur. Gün içerisinde fazla miktarda süt ya da
meyve suyu ile beslenen çocukların midelerinin bu hacimlerle dolduğu düşünülürse
doygunluk hislerine şaşırmamak gerekir. Aşırı inek sütü tüketiminin aynı zamanda
barsaklardan kanamalara yol açarak demir eksikliğine sebep olması; sonrasında gelişen bu
kansızlığın da yine başlıca iştahsızlık sebebi olduğu bilinmelidir. Çocuklarımızın günlük süt
tüketiminin en fazla 500 ml olması gerektiği unutulmamalıdır.
Bebeklik çağında katı gıdalara geç başlamak, uzun süre besinleri makinadan geçirerek
püre kıvamına getirerek yedirmek, iştahsız geçecek bir çocukluk dönemine davetiye
çıkarmaktır.
Aile içi huzursuzluklar da çocuklarda iştahsızlığa yol açabilmektedir. Anne-baba ya da
ebeveyn-çocuk arasındaki çekişmeler çocukların kendini ifade etme şekli olarak
iştahsızlığı ortaya çıkarabilmektedir. Bunların önlenmesi amacıyla çocukların eşler arası
huzursuzluklardan uzak tutulmasının yanında ev içi küçük sorumluluklar verilmesi, yemek
hazırlanırken yapabilecekleri ölçüde çocukların da bu sürece katkıda bulunmalarının
sağlanması özgüveni artıracak ve negatif ifade ihtiyacını azaltacaktır. Yemek yemenin
sofrada gerçekleşmesi gerektiği, bunun hayatın doğal bir süreci olduğu ve sadece kendisi
için yediği çocuğa hissettirilmeye çalışılmalı, sofranın bir mücadele, adeta savaş ortamı
olmasından kaçınılmalıdır. Öğün saatlerinde mümkünse ailecek sofraya oturulmalı, pozitif
bir ortam yaratılmaya çalışılarak, bir süre sonra ; örneğin 30 dk; sofradan kalkılmalıdır.
Bu sürenin sonunda çocuğun yemeği bitirip bitirmediğine bakılmamaya çalışılmalıdır.
Çocuğun yemeğini yememesinden duyulan kaygı mümkün mertebe çocuğa
yansıtılmamalıdır.
Bunun yanında mide haznesi kısıtlı olan çocuğumuza bir öğünde ihtiyacı olan faydalı
besinlerden bir arada verilmeye çalışılmalıdır. Makarna seven çocuğumuza biz bu
makarnayı kıymalı ya da peynirli bir tabakta sunabilirsek, kısa süreli enerji ihtiyacını
karşılayacak karbonhidratın yanında büyüme gelişmesini sağlayacak proteini de yedirmiş
oluruz. Ya da et sevmeyen çocuğumuza kıymalı börek, değişik şekilli köfteler, ev
hamburgeri yedirebiliriz. Sebze sevmeyen çocuğumuza ıspanaklı püre, lahana çorbası
pişirebiliriz. Her gün en az bir yumurta, bir kase yoğurt; haftada en az üç köfte kadar
kırmızı et, en az iki tabak sebze; ayda bir kez bir porsiyon kuzu karaciğeri; gece
yatarken de bir bardak ballı süt içirebilirsek büyüme gelişmeleri için ihtiyaçları olan
besinleri yedikleri anlamında içimiz rahat olabilir. Özellikle bulunduğumuz çevrenin en
büyük nimetlerinden biri olan tarhana çorbasının, hele de içine kıyma kavurularak
pişirilirse, ek gıdaya başlayan bebeklerden tutun da büyüme çağında ki çocuklara kadar
harika bir besin kaynağı olduğunun gözardı edilmemesi gerekir.
İştahsızlığa yol açabilecek organik nedenler dışlanmalı, var olan kabızlık tedavi edilmeli,
hormonal sorunların olup olmadığı ortaya konmalıdır. Bu nedenle; iştahsız olduğu
düşünülen çocukların Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Hekimlerince mutlaka
değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Uz. Dr. Görkem ASTARCIOĞLU
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
-

Kabakulak nasıl bulaşır ? Klinik bulgu ve yan etkileri

Kabakulak paramyxovirus’ların neden olduğu vücuttaki bezler ve sinir sistemini tutan bulaşıcı bir hastalıktır.
Virus solunum yoluyla ve doğrudan temas sonrası bulaşır.Çocukluk döneminde herhangi bir yaşta ortaya çıkan bu hastalık,erişkinlerde daha ağır seyretmektedir.Kuluçka süresi ortalama 16-18 gündür.bu süreç 12-25 gün arasında değişebilir.En bulaştırıcı dönem tükürük bezinin şişmesinden 1-2 gün önce başlamakta ve bezin şişmesinden 5 gün sonrasına kadar devam etmektedir.
Hastalık ateş,baş ağrısı ,iştahsızlık,halsizlik ve kulak ağrısı ile başlar.Çiğneme hareketleri ağrılıdır.Parotis bezinde şişlik görülür.Ateş 1-6 gün sürer ateşin düşmesi ile birlikte genellikle şişlik kaybolur.Bezdeki şişlik başlangıçta tek taraflıdır.Aynı anda her iki parotis bezinde şişlik görülebilir.Diğer tükürük bezlerinde şişlik olabilir.Orşit,Meningoensefalit pankreatit görülebilir.
Orşit (erkek çocuklarında yumurtaların (testis) iltihabı) kabakulakta tükürük bezi iltihabından sonra en sık görülen klinik tablodur.Tek veya iki taraflı olabilir.Özellikle ergenlik döneminde geçirilen kabakulak enfeksiyonlarında görülür. Genellikle ilk haftada ortaya çıkar. Ateş, titreme, bulantı,kusma,baş ağrısı ve karnın alt kısmında ağrı vardır.Testisler ağrılı ve şiştir.Ateş klinik tabloya eşlik eder.Testis atrofisi görülebilir.Kabakulağa bağlı korkulan bir komplikasyon olan orşit,empotans ve sterilite nadiren yol açar.
Her kabakulak vakasında hastalık klasik bulguları göstermeyebilir.Vakaların yaklaşık %30-40 da enfeksiyon belirtisiz enfeksiyon şeklinde görülebilir.
Tanı serolojik testler ve virusun izolasyonu ile konur.Her vakada laboratuvar testinin yapılması önerilmez.Hastanın öyküsünde kabakulakla temas varsa tükürük bezlerinde tutulum ve aseptik menenjit bulguları gözleniyorsa tanı klinik olarak konulmaktadır.Bu durumda laboratuvar testlerinin yapılması önerilmez.Eğer enfeksiyon belirsiz enfeksiyon şeklinde seyrederse laboratuvar tanısına başvurulur.Virus izolasyonu,serolojik testler,kan amilaz düzeyi değerlendirilebilir.
Korunmada aşılama önemlidir.Tek doz aşılama ile tam bir korunma sağlanamaz.Hastalık salgınlara neden olabilir. Ergenlik dönemindeki gençlerde özellikle kabakulak geçirme öyküsü mevcut değil ve aşılama güvenilir değilse,bağışıklama önerilmektedir.
Unutulmaması gereken en önemli nokta tükürük bezlerindeki her şişme kabakulak virusuna bağlı değildir.Enteroviruslar ve sitomegalovirus aynı klinik tabloya yol açar.Diğer taraftan Parotis bezinin tek taraflı şiştiği durumlarda,tükürük bezi kanalında tıkanma,tümör veya bazı bakterilerin oluşturduğu enfeksiyonla düşünülmelidir. -

Karanlık Sabaha Uyanmak
Gün Işığının İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkisi
Gün ışığının insan psikolojisi üzerindeki etkisi uzun süredir araştırılan bir konudur. Güneş ışınlarını yeterince gören insanların çok daha mutlu, depresyondan uzak ve yaşam dolu olduğu artık kanıtlanmış bir gerçektir. Yaz günlerinde daha erken ve dinç bir şekilde uyanıyor olmamız tesadüf değildir. Birçok terapist arkadaşım da benimle aynı fikirde olacaktır ki sonbahar döneminde yoğun bir tempo ile çalışırken, ilkbaharın gelmesi, yazın yaklaşmasıyla daha az danışanın yardım için başvurduğunu görürüz. Bu durum bile güneşin insan psikolojisi üzerindeki yadsınmaz etkisini göstermektedir. Bilimsel olarak da açıklamak gerekirse, bizi yorgun, bitkin hissettiren, fiziksel hareketlerimizi yavaşlatan “melatonin” hormonunun karanlık ve ışıksız ortamda salgılanıyor olmasıdır. Kış depresyonu olarak tabir ettiğimiz psikolojik bozukluğun da sebebinin, melatonin hormonunun fazlaca salgılanması olduğunu söyleyebiliriz. Bu şikayetle başvuran kişilerin ortak özellikleri sürekli bir yorgunluk ve bitkinlik içinde olmaları ve kol, bacak, sırt gibi bölgelerinde nedensiz ağrı hissetmeleridir.
Kış saati uygulaması, enerji tasarrufunun yanı sıra kişilerin gün ışığından daha fazla yararlanmaları için de faydalı bir uygulama idi fakat hepinizin bildiği gibi bu sene artık uygulanmıyor. Danışanlarımın bu konu ile ilgili sıkça dile getirdiği şey sabahları güne başlamakta zorlandıkları oluyor. “Uykumu alamamış bir şekilde uyanıyorum, sanki hala geceymiş gibi hissediyorum ve bu yorgunluk hali tüm gün üzerimde kalıyor” diye tanımlıyorlar genelde durumu. Birçok işveren çalışanlarının dikkatlerini toplayamamasından, unutkanlıklarından ve isteksizliklerinden dert yanmaktadır. Tahmin edersiniz ki karanlık bir sabaha uyanmak ve sabahın uzunca bir kısmını karanlık havada yaşamak tüm bu durumların tetikleyicisidir.
21 Aralık gününe kadar bu karanlık sabahlar artarak devam edecek ancak aylar sonra bu durum son bulacak bu sebeple sizlere kış depresyonuna girmemeniz, motivasyon ve performansınızın düşmemesi için bazı öneriler vermek isterim.
-
Öncelikle uyku düzenimizi sabitlememiz çok önemlidir, aşağı yukarı aynı saatlerde yatıp kalkmak, gerekenden az uyumamak vücut direncimize iyi gelmektedir.
-
Beslenme yine bu dönem için önem arzetmektedir. Dengeli ve sağlıklı beslenme güneşsiz kalmamızı tolere edebilmek için iyi bir yoldur. Bazı doktorlar bu kısa günlerde kişilere vitamin takviyesi de önermektedir.
-
Haftaiçi iş temponuz yoğun olsa bile haftasonu mutlaka 30 dakikalık açık hava yürüyüşleri yapmaya çalışın. Haftaiçi de çalıştığınız binanın balkon, teras ya da bahçesinde küçük molalar verin kendinize. Eğer ki o güneşli bir gün ise bu molaları biraz daha uzun tutmaya çalışın. Belki bilgisayarınızı yanınıza alıp yarım saat açık havada çalışmayı deneyebilirsiniz.
-
Stresi olabildiğince hayatınızdan uzak tutmaya çalışın. Kış aylarında evinizin kalın perde ve panjurlarını minimumda kullanarak evinize gün ışığının girmesine yardımcı olun.
Eğer ki bu küçük öneriler sizi içinde bulunduğunuz yorgunluk, bitkinlik halinden kurtaramıyorsa, bu depresyon halinin çoktan sizi pençelerine aldığını düşünüyorsanız daha doğru ve kalıcı çözüm için bir uzman psikoloğa başvurmayı geciktirmeyin.
-