Etiket: Gün

  • DEPRESYON MEVSİMİ SONBAHAR

    DEPRESYON MEVSİMİ SONBAHAR

    Sürekli uyku hali, genel anlamda kendini mutsuz hissetme ve hiç bir şey yapmak istememe gibi belirtiler sizde de varsa Sonbahar Depresyonuna girmiş olabilirsiniz. Yaz mevsimine veda edip Sonbahar aylarına girdiğimiz şu günlerde iş sorumluluklarımızın artması, hormonel değişiklikler, gün ışığından daha az yararlanma ve havaların serinlemesi gibi nedenler Sonbahar Depresyonuna yol açıyor. Peki,

    • Sonbahar Depresyonu geçici bir durum mu?
    • Korunmak için neler yapmalıyız?

    Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, Sonbahar Depresyonu hakkında bilgi verdi.

    Ailesinde ya da kendisinde Psikiyatrik Hastalık Öyküsü Olanlar Dikkat!

    Depresyon, kişinin kendini olduğundan daha üzgün ve mutsuz hissetmesidir. Bunun dışında; gündelik aktiviteleri yaparken zorlanması, isteksizlik ve ilgi kaybının oluşması, enerjide düşüklük, yorgunluğun daha fazla hissedilmesi, çok uyuma ya da uyku güçlüğü çekme, nedensiz kilo alma ya da kilo kaybetme gibi insanın hayat kalitesini düşüren ve işlevselliğini ciddi anlamda bozan bir hastalıktır.

    Yapılan araştırmalara göre; genetik yatkınlıkla birlikte hormonel değişiklikler kişide depresyon eğilimini artırmaktadır. Özellikle mevsim geçişlerinde depresif duygu durumu kişiler için risk teşkil etmektedir. Yazı bitirdiğimiz Sonbahar aylarına girdiğimiz şu günlerde, düşen hava sıcaklığı ve günlerin kısalmasından dolayı gün ışığından daha az faydalanmak kişilerde hormonel değişikliklere yol açmaktadır. Serotonin(mutluluk) hormonu düzeyi düşerken, melatonin(uyku) hormonunun düzeyinin yükselmesi; kişide depresyonun oluşmasına uygun zemin hazırlamaktadır. Bu değişiklikler herkeste olmakla birlikte; geçmiş yaşantısında depresif hastalıklar geçirmiş, ailede ya da kendinde depresif ya da psikiyatrik hastalık öyküsü olan ya da genetik yatkınlığı bulunanlar sonbahar depresyonuna daha kolay girebilmektedir.

    Gün Boyunca Devam Eden Mutsuzluk Sonbahar Depresyonunun Habercisi Olabilir

    Sabahları uyanmakta güçlük ya da çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama, gün boyunca devam eden mutsuzluk hissi, ilgi kaybı, gündelik aktiviteleri yaparken zorlanma, enerjide düşme, geçmeyen yorgunluk hissi, konsantrasyonda bozulma, bellek zorlukları yaşamaya başlama, iştahta artma ya da çok azalma, cinsel isteğin kaybı ile değersizlik ve yetersizlik duygularının artması gibi belirtiler Sonbahar Depresyonunun habercisi olabilir.

    Hareket Azlığı Depresyona Zemin Hazırlıyor

    Yapılan bilimsel çalışmalar “hiç bir şey yapmamanın” (yani zorunluluklar dışında hareketlerimizi kısıtlamak, sosyal faaliyetleri azaltmak vs.) depresyon döngüsüne zemin hazırladığını göstermektedir. Hormonel ve mevsimsel değişikliklerden dolayı da sonbaharda harekete yönelik motivasyon kaybı yaşanır. Ancak tüm mevsimsel değişikliklere rağmen kişi zorlayarakta olsa hareket halinin devamını sürdürmesi, depresyondan korunmak için oldukça önemlidir. Psikoterapilerde sık kullanılan bir kavram olarak “önce hareket sonra motivasyon” doğru olan sıralamadır. Yani unutmamak gerekir ki motivasyonu hareketin kendisi getirir.

    Sonbahar Depresyonundan Korunmak İçin Öneriler

    Gün ışığından maksimum düzeyde fayda sağlayacak bir uyku düzeni oluşturulmalı,
    Özellikle günlerin kısaldığı şu zamanlarda güne erken başlanmalı,
    Hava kapalı bile olsa dışarıda hafif tempolu 20-30 dakikalık yürüyüşler yapılmalı ya da gün içinde mutlaka dışarıda vakit geçirilmeli,
    Spor aktiviteleri artırılmalı,
    Sağlıklı beslenmeye her zamankinden daha fazla özen gösterilmeli,
    Sevdiğiniz kişilerle daha fazla vakit geçirilmeli,
    Mümkün olduğu kadar hareket halinde olunmalıdır.

    Sonbahar Depresyonu Bir Kez Başladığından Uzman Desteği Şart

    Tüm çabalara rağmen bahsedilen depresif belirtilerin iki hafta boyunca sürmesi halinde kişinin mutlaka bir ruh sağlığı uzmanına görünmesi önemlidir. Çünkü sonbaharda başlayan depresyonun kişinin soğuk havaya ya da azalan gün ışığına alışmasıyla kendiliğinden geçmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Depresyon başlarsa düzeyinin daha da ağırlaşması söz konusu olur ve tekrarlayan depresif ataklara yol açar. Sonbaharla birlikte masum bir şekilde başlayan depresif durumun kalıcı bir hal almaması için kişinin psikolojik tedavi alması şarttır.

  • SONBAHAR DEPRESYONU EN ÇOK KADINLARI SEVİYOR

    SONBAHAR DEPRESYONU EN ÇOK KADINLARI SEVİYOR

    Sürekli uyku hali, genel anlamda kendini mutsuz hissetme, aşırı yemek yeme isteği gibi belirtiler sizde de varsa sonbahar depresyonu kapınızda olabilir. Yaz mevsimine veda edip sonbahar aylarına girdiğimiz şu günlerde gün ışığından daha az yararlanmak ve soğumaya başlayan havalar ruh halimizi olumsuz etkiliyor.

    Özellikle kadınların en çok etkilendiği bu mevsim geçişlerinde sağlıklı bir ruh hali için neler yapılmalıdır?

    Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır Elbeyoğlu, sonbahar depresyonu hakkında bilgi verdi

    Güneş Işığından Az Yararlanmak Depresyona Yol Açıyor

    Yaz ve kış aylarındaki gün ışığı periyodu ile gece melatonin (uyku hormonu) salınım süresindeki farklılıklar, mevsimsel değişikliklerden etkilenmeye yatkın kişilerde depresyon atağı gelişmesine sebep olmaktadır. Sonbaharda düşen hava sıcaklığı ve günlerin kısalmasından dolayı gün ışığından daha az faydalanmak kişilerde hormonel değişikliklere yol açmaktadır. Serotonin(mutluluk) hormonu düzeyi düşerken, melatonin(uyku) hormonunun düzeyinin yükselmesi; kişide depresyonun oluşmasına uygun zemin hazırlamaktadır. Genel olarak kış aylarında daha çok uykuya ihtiyaç duyulma ihtiyacı da bu durumdan kaynaklanmaktadır. Sonbahar ve kış dönemlerinde artan melatonin uykuyu artırmakta ve aynı zamanda insanlarda iştah artışına da sebep olmaktadır.

    Gün Boyunca Devam Eden Mutsuzluk Sonbahar Depresyonunun Habercisi

    Sabahları uyanmakta güçlük ya da çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama, gün boyunca devam eden mutsuzluk hissi, ilgi kaybı, gündelik aktiviteleri yaparken zorlanma, enerjide düşme, geçmeyen yorgunluk hissi, konsantrasyonda bozulma, bellek zorlukları yaşamaya başlama, iştahta artma ya da çok azalma, cinsel isteğin kaybı ile değersizlik ve yetersizlik duygularının artması gibi belirtiler Sonbahar Depresyonunun habercisi olabilir.

    En Çok Kadınlar Etkileniyor

    Mevsimsel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan tablo tıpkı depresyon hastalarınkine benzer. Sabahları uyanmakta güçlük ya da çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama, gün boyunca devam eden mutsuzluk hissi, ilgi kaybı, gündelik aktiviteleri yaparken zorlanma, enerjide düşme, geçmeyen yorgunluk hissi, konsantrasyonda bozulma, bellek zorlukları yaşamaya başlama, iştahta artma ya da çok azalma, cinsel isteğin kaybı ile değersizlik ve yetersizlik duygularının artması gibi belirtiler sonbahar depresyonunun habercisi olabilir. Mevsimsel değişiklerden ruhsal olarak en çok kadınlar etkilenmektedir. Bunun sebebi; kadınların serotonin (mutluluk) hormonu duyarlılıklarının daha yüksek olduğudur. Yaygın olarak sonbaharda başlayıp, kış bitimine kadar devam eden bu belirtiler kişilerde ciddi düzeyde işlev kaybına ve hayat memnuniyetinde azalmaya yol açmaktadır.

    SONBAHAR DEPRESYONUNDAN KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER

    • Sabah Doğan Akşam Batan Güneşi Seyredin
    • Mevsimselliğe bağlı gelişen depresyona yatkın kişiler sıklıkla, gerek suni bir ışık kaynağının altında ya da güneşli iklimi olan bir yere seyahat ettiklerinde kendilerini çok daha iyi hissettiklerini belirtirler. Bu nedenle, özellikle sonbahar mevsimlerinde imkânınız olduğu sürece sabah doğan ve akşam batan güneşi seyretmeniz ruhunuza iyi gelecektir.

    Açık Alanda Yürüyüş Yapın

    Havanın soğuk olmasına aldırmadan güneş gördüğünüzde mutlaka sporunuzu açık alanda yapmaya gayret etmek ya da düzenli spor yapmıyor olsanız bile güneşli günlerde açık havada hafif tempolu yürüyüşler yapmak gün ışığından fazla faydalanmanızı sağlayacaktır.

    Uyku Ritminizi Ayarlayın

    Gün ışığından fazla faydalanabilmenin bir diğer yolu da, güneş olsun ya da olmasın erken kalkıp erken yatarak uyku ritminizi aydınlıktan daha fazla yararlanacak şekilde oluşturmaktır.

    Eve Kapanmayın

    Eve kapanmak, pasif olmak insanların enerjisini artıran değil azaltan bir faktördür. Bu nedenle aktif olmaya özen gösterin. Gün içinde yapılacak hiç bir işiniz yoksa bile dışarıda vakit geçireceğiniz aktiviteler planlamak önemlidir.

    Sağlıklı Beslenmeye Özen Gösterin

    Hazmı kolay düşük kalorili yiyecekler iyi hissetmemizi sağlar. Bu nedenle iştahınız ne kadar artarsa artsın yiyecek seçimlerinize özen göstermeye çalışın.

    Pozitif Ruh Halinin Devamı İçin Sevdiğiniz Şeyleri Yapın

    Aile, sevilen arkadaşlar, sevilen mekanlar ve hobiler pozitif ruh halinin devamının en önemli ayaklarıdır. Depresif hissetmenin doğal sonucu olan sosyal izolasyonla mücadelede ve hareket döngüsünü devam ettirmede koruyucu faktörlerdir. Bu nedenle isteksizlik yaşıyor bile olsanız sevdiğiniz insanlarla bir arada, özellikle dışarıda vakit geçirmek iyi gelecektir.

    Tüm Bunlara Rağmen Depresyondan Çıkamıyorsanız Uzman Desteği Alın

    Tüm bu önerilere rağmen geçmeyen ve daha da ağırlaşan depresif duygulanım hali söz konusu olduğunda vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım almak en doğrusudur. Özellikle geçmişte depresyon tedavisi gördüyseniz, hali hazırda tekrarlayan depresif nöbetleriniz ya da tanısı konmuş bir psikiyatrik rahatsızlığınız varsa mutlaka uzman kontrolünde kalmalısınız.

  • Yeni Aile Modeli

    Yeni Aile Modeli

    Günümüzde alternatif yaşam biçimlerine rağmen, çekirdek aile modeli insanların büyük çoğunluğunun ulaşmaya çalıştığı ideal yapı olarak hala yerini koruyor. Kadının aile içindeki, erkeğin ise çalışma hayatındaki yerinin korunuyor olması bunda en önemli etken olmasının dışında, çocukların ve onların yetiştirilmesinin merkezi önemi de bu yapının sürmesinde önemli bir faktör. Ancak boşanma istatistiklerine bakıldığında her geçen gün yükselen boşanma oranları, evlilik yaşının artması, evli kalınan yılın azalması ve boşanmaların neredeyse çoğunun ilk beş yıl içerisinde olmaya başlaması gibi sonuçlardan;birçok insanın bu ideale göre yaşamaya çalışırken, memnuniyetleri ya da bu modelin kendilerine uygun olup olmadığını sorgulamalarının ön planda olduğunu düşündürmektedir. Belki de artık günümüzde aile idealimizin kendisi mi mutsuzluk sebebi, diye sormanın vakti geldi. Bunun çiftler arasında bırakın konuşulmasını kişinin bireysel dünyasında bile kendisine uymadığını kabullenmesi bile suçluluk duymalarına neden olduğu göz önüne alındığında, çoğu insan bunu kendine sormaktan veya aile idealinden sapmaktansa doğru sayılan aile mitleriyle hayatını mutsuz edebiliyor. Bu mitlerin çoğu da çocuk odaklı.

    Günümüzde insanlar kimlikleriyle ilgili ciddi sorunlar yaşamaktalar, örnek alabilecekleri net bir ideal yok gibi. Değişen ekonomik koşullar, kadınların yeni konumu da bu belirsizlikte önemli rol oynamakta. Günümüzde erkekler ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayan taraf olmaktan ve vazgeçilmez olmazdan çoktan çıktı. Cinsiyetler arasındaki farklılıkların azalması cinsel çekiciliği ortadan kaldırdığı gibi, yeni kurulan ilişkilerin pamuk ipliğinde sürmesine de en önemli etken. Erkekler kaygılı, kadınlar güvende değiller. Oysaki en temel ruhsal ihtiyacımız birine güvenli bağlanmayken, bunun neredeyse imkânsız hale gelmesi ve ne yapacağımız bilmediğimiz bir özgür olma hali…

    İş arkadaşlarıyla toplanılan kahve arası bir zamanda, artan boşanmalar konuşulurken daha önce hiç bilinçli olarak düşünmediğim o an ağzımdan çıkan cümleler geliyor aklıma “en iyi hayat arkadaşı belki de hemcinslerimiz”…Burada kastedilen cinsel yönelimin hem cinslere kayması değil, doyurulmayan duygusal boşlukları hemcinslerin çok daha iyi anlayıp ilişkilerine daha çok güvenebilmesi. Belki de önümüzdeki yıllarda güvenli bağlanma ihtiyacımızı hem cinslerimizle doyurup, onlardan duygusal destek alırken; karşı cinsi sadece anne/baba olarak görmeye başlayıp, adeta bir şirketin yönetimini paylaşır bir ilişki içinde olacağız. Ya da ne yapacağımızı bilmediğimiz özgürlüğümüzle savrulurken, temel ruhsal ihtiyaçlarımızı çocuklarımızla karşılamaya hayatın anlamını onlarda aramaya bir yandan da hayatta kalmaya çalışacağız. Kabullenmesi çok zor, ama belki de ruhumuzu kapsayan varoluşsal kaygılarımızı azaltmanın yolu alternatif yaşam biçimlerinin artık konuşulması, global gelişmeleri, erkeğin ve kadının toplumdaki ve ekonomideki yeri, dinsel değerleri göz önünde bulundurarak yeni bir seçim yapabilmenin mümkün kılınabilir olması. Erkekler kaygılı, kadınlar güvende değiller. Ama ikisinin de en temel ruhsal ihtiyacı aynı “güvenli bağlanma”…Denemeye devam edecekler, farklı farklı biçimlerde de olsa birliktelikler olacak.

  • SEVGİLİLER GÜNÜ YALNIZLIĞI

    SEVGİLİLER GÜNÜ YALNIZLIĞI

    Her yıl kutlanan ve en romantik gün olarak kabul edilen 14 Şubat Sevgililer Gününün yaklaşmasıyla birlikte; o gün için özel planlar yapan çiftler olduğu kadar bu tarihi önemsemeyen çiftler de var. Ama asıl sorun sevgililer gününe gereğinden fazla önem verip bir de yalnız olmak… İlişkileri yürütmekte sıkıntı yaşayan kişiler, özellikle böyle özel günlerde kendilerini yalnız hissedip karamsarlığa düşüyor.Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır Elbeyoğlu, sevgililer gününde yalnız olanlar ve ilişkiler konusunda sıkıntı yaşayan kişiler için önerilerde bulundu.

    Sevgi Ruhun En Temel İhtiyacı

    Sevilmek ve sevmek, birisi için özel olduğumuzu bilmek insanların en temel ihtiyaçlarındandır. Hayatında özel biri olan ya da olmayan; ilişkileri başlatma ve sürdürme konusunda sürekli sıkıntı yaşayan; hatta artık karamsar bir şekilde ilişkilere kendini kapatan ya da bile bile ilişkilerden kaçan herkes ama herkesin “sevilebilir bir diğeri” ile sevgi, ilgi, eş duyum, saygı, şefkat, anlayış ve korunma içeren bir yakınlık içerisinde temas etmeye ihtiyacı vardır. Bu insan ruhunun en temel ihtiyaçlarındandır. İlişki süreci, normalde kendiliğinden olan herhangi bir özel beceri gerektirmeyen bir şeydir. İlişki karşımızdaki kişiden sevgi, saygı, güven alıp vermemizi ve hayatın kişiye iyi gelmesini sağlar. Özellikle sevgi ihtiyacımız, ilişkiler içinde sağlanabilir.

    Sevgililer Gününe Aşırı Önem Vermek Karamsarlığa Yol Açıyor

    Bir ilişki içerisinde var olan ya da şu anda olmasa bile olabildiğini gören, hayatın bu konuda kendisine getirebilecekleri için çok karamsar olmayan çoğu insan için “sevgililer günü” gibi özel günler, ilişkisine heyecan veren bir aracı olabildiği gibi; ilişkisi olsun ya da olmasın sıradan bir gün de olabilmektedir. Ancak bazı kişiler için bu durum farklıdır. Bu tarz özel günler; karamsarlığını tetiklemekte, kendini yalnız hissetmesine neden olmaktadır. Yani kısmen içinde bir yerde burukluk hissetmesine yol açmaktadır. Bir sevgiliye ya de eşe sahip olmamaktan çok daha fazlasıyla anlam bulabilecek bir durumdur bu…

    Sevgiyi Bulmakta Zorlanıyorlar

    Gerçekten de bazı bireyler için erişkinlikte sevilebilir diğeri ile güvenli bağ kurabilme, yakın ve ait hissedebilme oldukça zordur. Sevgiyi diğerleri kadar kolay alıp veremezler. Hayatın her alanında memnuniyet içerisindeyken ilişkileri başlatma ya da sürdürme konusunda tekrarlayan bir durum yaşarlar. İnsanlar tarafından kronik olarak hayal kırıklığına uğratılmış ya da kendi kendini hayal kırıklığına uğratmaktadırlar ya da artık denemekten vazgeçmişlerdir. Normalde kendiliğinden olan ilişki süreci bazı insanlar için çok daha zorlayıcı bir süreç olmaktadır. Kendimiz ve karşımızdaki hakkında olumsuz yorumlar yapmamızı sağlayan, genellikle çocukluktan mizaç ve yetiştirilme tarzıyla gelen, katılık gösteren “düşünme- duygulanma ve davranış” kalıpları buna neden olur.

    İlişkiyi Başlatma ve Sürdürme Konusunda Kişileri Zorlayan 7 Düşünce Hatası

    1. Yüksek düzeyde red edilme korkusuna sahip olmak
    2. İlişkiyi sağlamlaşana kadar oluruna bırakmaktansa, karşısındakinin niyetini sürekli sorgulayan kuşkuculuğa sahip olmak
    3. İlişkiye inancın oluşmasını bekleyemeden henüz başlangıç safhalarında “adının konmasına” fazla ihtiyaç duymak
    4. Talepkar ya da istekli görünmemek adına beklenti ve ihtiyaçlarını ifade etmekten bilerek kaçınıp, hep karşı taraftan adım gelsin diye beklemek
    5. İlişkilerde terk edilme ya da aldatılma belirsizliğine dayanamayarak; her an terk edilebilirim korkusuyla birlikte ilişkisini yaşamaya çalışmak
    6. Olabilecek en iyisine karar vermeye çalışmak yani; katı mükemmeliyetçi bir bakış açısına sahip olmak
    7. İçten içe kimse için özel olmayacağına ve kimse tarafından sevilemeyeceğine inanan bir yoksunluk içerisinde olmak. Ya da birisi için özel olabilmek için özel biri olmak zorunda hissetmek

    Sevgililer Gününü Yalnız Geçirmeyin

    Eğer tekrarlayan bir döngü içerisinde uzun süredir devam eden ilişki sorunları yaşıyorsanız, içinizde bir yerlerde bir şeyler mutlaka size “bu işte bir terslik olduğunu” fısıldar. İşte bunun önce ilişkilere yönelik geliştirdiğimiz uyumu bozan ve sizi en temel ihtiyacınızı gidermekten mahrum bırakan “katı düşünce, duygulanım ve davranış kalıplarınızı” tespit edip bunları değiştirmek için adım atmak “sevgililer günü” için kendinize vereceğiniz bir hediye olabilir.
    Sevgililer gününde yalnızsanız ve bugüne çok önem veriyorsanız kendinizi yalnız hissetmemek için en iyi yol sevdiklerinizle bir arada olmaktır. Arkadaşlarınızla ya da ailenizle plan yapabilir, hoşlanacağınız bir aktivite organize edebilirsiniz. Böyle günlerde sevilen insanların varlığını hissetmek ve onlarla temas etmek karamsarlığa kapılmamak için en iyi yollardan biridir.

  • CİNSEL YAŞAMDA İLETİŞİMİN ÖNEMİ

    CİNSEL YAŞAMDA İLETİŞİMİN ÖNEMİ

    Cinsel yaşamda iletişim konusu eşler arası iletişim konusundan ayrı bir başlıkta ele almamın nedeni eşler maalesef ki iletişim kurallarını cinsel yaşam dışındaki her alanda kullanıyorlar. Cinsel yaşam da yaşanan birçok problemin başında iletişimsizlik yatıyor. Bu duruma en güzel örnek ise bir terapiste giden yaşlı bir çiftin hikayesidir.

    Terapist önce bayanla konuşur ve bayan ; ‘eşim evlendiğimizden bu zamana kadar ilişkiye girdiğimizde eşim kulağıma üflüyor ‘ diye belirtir. Bunun nedenini soran terapist ‘ eşimin hoşuna gidiyor bende o mutlu oluyor diye bir şey söylemiyorum ‘cevabını verir. Bu durumu merak eden terapist erkekle konuştuğu seansta ise eşinizin cinsel ilişki sırasında kulağına üfleme nedeninizi öğrenmek istiyorum der ve beyefendi ‘ benim hoşuma gitmiyor ama eşim mutlu olduğu için kulağına üflüyorum ‘ der bu örnekten anlaşıldığı üzere çiftler neyden hoşlanıp neyden hoşlanmadığını dile getirmediği sürece uzun yıllar boyunca istemedikleri davranışları yaşamak zorunda kalıyorlar. Sağlıklı bir cinsel yaşam sağlıklı bir iletişimden geçer. Eşlerinizi cinsel yaşamınıza dair keşfe çıkmalı hangi durumlardan hoşlanıp hangi durumlardan rahatsız olduğunuzu açıkça dile getirmelisiniz. Siz duygularınızı rahatsız olduğunuz durumları veya hoşlandığınız durumları dile getirmezseniz eşiniz anlamaz ve istenmeyen mutsuz bir cinsel yaşam uzun yıllar boyunca kabusunuz olarak kalır.

    SAĞLIKLI İLETİŞİMİ NASIL ELDE EDEBİLİRİZ ?

    Sağlıklı iletişimi elde etmenin yolu duygularımızı doğru yaşamaktan geçer. Duygularımız ise üç şekilde yaşanır.

    1-GÜNLÜK

    Duygularımızı günlük doğru bir iletişim diliyle dile getirmeliyiz. Sinirlendiğimiz öfke duyduğumuz veya mutlu olduğumuz bir durumu 10 gün sonra dile getirmek hesaplaşmak yerine duygularımızı kime yönelikse o kişiyle ve yaşandığı zamanda dile getirmeliyiz. Örnek vermek gerekirse eşinizle yaşadığınız cinsel ilişki de eşiniz hoşlanmadığınız bir yaklaşımda bulundu veya istemediğiniz bir sözcük kullandı bunu huzurunuz bozulmasın diye içinize atıp günler sonra bunun hesabını sormamalısınız. Veya hiçbir zaman söylememezlik yapmamalısınız çünkü siz hoşlanmadığınızı dile getirmezseniz eşiniz bu durumu anlayamaz ve aynı rahatsız eden durum defalarca tekrarlanabilir.

    2- İFADE EDEREK

    Duygularımızı doğru zamanda yaşamak önemli olduğu kadar ifade etme şeklimizde çok önemlidir. İki tür ifade etme şekli vardır bunlar; ben dili ve sen dilidir. Sen dili ; suçlayıcı kırıcı , alaycı bir olumsuz iletişim dilidir. Sen dilinde vermek istediğimiz mesaj alıcıya ulaşmaz ve karşı tarafın savunma mekanizmalarını harekete geçirir ve tartışma ortamı ulaşır. Ben dili ise ; değer veren, olumlu, dinleyen sevecen bir iletişim dilidir. Ben dilini kullandığımızda vermek istediğimiz mesaj karşı tarafa olumlu bir şekilde ulaşır ve istenmeyen kırıcı davranışlar oluşmaz. Örnek vermek gerekirse hayatım ben ilişki esnasında yaptığın sert davranışlardan dolayı kendimi değersiz hissediyorum gibi yani ben dilini rahatsız olduğumuz durumu ve nasıl hissetiğimizi dile getirmeliyiz.

    3-DAVRANIŞA DÖKEREK

    Son olarak ise duyguları davranışa dökme yöntemini kullanmalıyız. Duygumuzu günlük yaşadık ifade de ettik ama hala rahatlamadık. Bu nokta da yapmamız gereken duygumuzu davranışa dökmektir. Çünkü duygumuzu günlük yaşamamız içimize atmamamız gerekiyordu. Bu nedenle rahatlamak için davranışa dökmeliyiz.

    Bunu da şu şekilde yapabiliriz;

    • Koltuk yumruklayabiliriz,
    • Bağırarak şarkı söyleyebiliriz,
    • Otobüsü kaçırmış gibi koşabiliriz ,
    • Yorganı üstümüze çekerek ağlayabiliriz…

    vb örnekleri çoğaltabiliriz.

    Bu davranışlar hem bizi rahatlatacaktır hem de duygularımızın birikmemesini sağlayacaktır.

  • Kırım kongo ateşi

    KIRIM KONGO ATEŞİ

    Viral bulaşıcı bir hastalıktır.Etkeni olan virus çamaşır suyuna,deterjanlara,ultraviyole ışınlarına çok hassastır.Ancak 40 santigrad derecede konakda yaşayabilir. Virusun konağı kenedir. Kene sert kene grubundan (Hyalomma grubu )olup , 8 bacaklıdır. bir seferde yaklaşık 3000 yumurta yapar ve çoğu gelişip yaşar.Virus kenenin sindirim sistemindeki reseptörlerde çoğalır,kenenin tüm sistemini infekte eder. Kene ölmez ama kenenin ısırdığı insan ya hastalanır ya da ölür.Kene birkaç mm dir.İnsanın derisini ısırarak başını ve hortumunu cildinin içine sokarak kan emer,yapıştığı yerde günlerce kalır,boyu 0.5 _1 cm e ulaşır.Kene eskiden beri vardı ancak lokalizasyon değiştirdi.Kene bodur bitkilerde çalılıklarda yaşar.

    Hastalığın ilk belirtisi 5,6 gün sonra başlar (Bu süre ortalama 3_10 gün arasında değişir.)Daha sonra nonspesifik belirtilerin görüldüğü prehemorajik dönem gelişir. Bu dönem 1_5 gün sürer. Hastada sıklıkla karın ağrıları ayrıca baş ağrıları vardır.Hastalığın son dönemi hemorajik dönem olup bu dönemde ateş ,kusma , karın ağrısı,kanamalar ve ciltte döküntüler vardır.Bu dönem 6_14 gün sürer.

    Bu dönemde hastada sarılık yoktur . Karaciğer enzimleri yükselir,AST nin yükselmesi çoklu organ tutulumunu gösterir. Özgül antikorlar 4_7 gün sonra serumda gösterilebilir ,IGG sınıfındaki bu antikorlar serumda uzun süre kalır.

    Özgül antikorların serumda 4 misli artması ,PLT<20.000, aPTT nin 60 saniyeden uzun olması, Fibrinojen<110mg/dl olması ciddi( FATAL ) kanamayı gösterir.

    Hastalık çok bulaşıcıdır.Hastalığından şüphe edilenler,hastalar mutlaka izole edilmelidir.Hastdan hastane personeline hastalık geçer, izolasyon şarttır.Şüphenilen kişiler ve hastalar RİBAVİRİN ( 30 mg/kg :yükleme dozu ) ile tedavi edilir.Keneler birçok mikroorganizma taşır,ısırdığı yerde inflamasyon varsa stafilokoklara karşı antibiotikler verilir. Kene yapıştığı yerden koparılmadan cerrahi olarak portökü ile çıkarılmalıdır.

    Baharda sağlıklı günler diliyorum.

  • 1 – 5 yaş arası çocuklarda beslenme

    Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.

    Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Aile fertleriyle birlikte sofraya oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.

    Bu dönemde de çocuklar günde 4 öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar… Etler, yumurta ve baklagiller, sebze ve meyveler, unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketilmelidir.

    Ülkemizde sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyuyla beslemektir. Hiçbir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır. Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır.

    Hergün yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı verilebilir.

    Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.

    Günde iki kez meyve verilmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.

    Günde bir iki kez nişastalı besinler, üç dilim ekmek beslenme listesinde bulumalıdır.

    Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.

    Her çeşit şekerleme,pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir.

    Öğün arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürümelerinin de önde gelen nedenidir.

    Çay, kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.

    Bu dönemde çocuklar ağız ve diş sağlığı konusunda eğitilmelidirler. 1,5-2 yaşına gelen çocuğun bir diş fırçası olmalı, macunsuz olarak fırçalama eğitimi verilmelidir. 3 yaşından itibaren diş macunu kullanmaya başlanabilir.

  • Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Malumunuz, çalışma hayatında stres kaçınılmaz. Fakat bunun sizi alt etmesine izin vermeyin!

    Hepimiz stressiz bir iş hayatı hayalini kuruyor olsak da, maalesef böyle bir şey neredeyse mümkün değil. Her iş, stressiz olabileceğini düşündüğümüz işler dahi, stresten payını alıyor muhakkak. Ofis yaşamı ‘yapılacak çok fazla iş’ ve ‘sahip olunan az zaman’ baskısı altında fokur fokur stres kaynıyor. Bir de insan faktörünü ve özel hayatlardaki uzak hayalleri ekleyince, stres seviyesi sürekli kırmızı çizginin etrafında dolanıyor. Günün sonunda şu soruyla baş başa kalıyor insan: “Nereye gitti benim 24 saatim?”
    Gerçek şu ki, çalışma hayatında stres, değişmez ve yerleşik bir unsur. Ve işleri zamanında yetiştirmemiz için motive eden ‘iyi stres’ olduğu gibi, negatif sonuçlara sebebiyet veren ‘kötü stres’ten de bahsetmek mümkün.

    Gerçeklikle yüzleşmek gerek: İş hayatı içinde stresten kaçmak mümkün değil. Fakat iyi haber: Bu stresle baş etmenizi sağlayacak, ofis yaşamı sınırları dahilinde stres kurbanı olmanızı önleyecek yollar da var. Stresin sizi değil, sizin stresi yönetmenize ve lehinize çevirmenize yarayacak bazı ipuçlarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Stresi kullanın, ondan kaçmayın

    Stres, baskı altında olduğumuzu düşündüğümüz durumlara karşı oluşan doğal bir tepkidir. Ve kontrol altında tutulduğunda, stresten faydalanabilirsiniz. Çalışma hayatında stres, daha iyisini başarabilmeniz için tetikleyici bir unsur olabilir. Bir işi teslim tarihinden önce tamamlamak, son projenizi bir öncekinden daha iyi hazırlamak veya hak ettiğinizi bildiğiniz terfiyi almak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Stres, ofis yaşamı ile iç içe geçmiş ise, stresin yönünü değiştirmek lehinize olacaktır.

    Ne zaman mola vereceğinizi bilin

    Eğer günde 8 saat çalışıyorsanız, gün içerisinde zaman zaman mola vermeniz gerekir. Bu da demek oluyor ki, öğle yemeği vakti geldiğinde masanızdan uzaklaşın ve yemek yerken çalışmayın. Ya da kafeteryaya gidip bir şeyler için ve o 5 dakikalık zaman diliminde kafanızda iş olmasın. Sizi stresten uzaklaştıracak küçük bir iş bulun veya en azından masanızdan kalkıp şöyle bir yürüyün.

    Bir hobiniz olsun

    Eğer işini bitirmeden veya bir şeylerle uğraşmadan duramayan biriyseniz, mola vermek diğerleri için olduğundan daha zor olabilir sizin için. Bu durumda, işle alakalı olmayan ufak tefek şeylerle uğraşmak hem sizi işin stresinden uzaklaştıracaktır, hem de zamanınızı boşa harcadığınızı düşündürmeyecektir. Örneğin her gün bir origami yapabilirsiniz. 5 dakikada tamamlayabileceğiniz kolay figürler var; bir yandan mola verecek, diğer yandan üretkenliğinizi korumuş olacaksınız.

    Zamanınızı yönetin

    İş hayatı söz konusu olduğunda, zaman yönetimi çok önemlidir. İşinizi nasıl organize edeceğiniz tamamen sizin kişisel tercihinize bağlıdır fakat günlük, haftalık ve aylık yapılacaklar listesi ve öncelikleri belirleme yöntemleri ile ‘etkili zaman yönetimi’, işinizde ciddi anlamda kolaylık sağlayacaktır. Hangi sorumlulukların daha öncelikli olduğunu ve hangi işlerin bir sonraki günü bekleyebileceğini belirleyin ve stresten buhran geçirtmeyen bir ofis yaşamı size kapılarını aralasın.

    Gün içinde egzersiz yapın

    Günlük egzersizlerin ne denli faydalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Egzersizin faydalarından biri de stresi azaltmasıdır. Gün boyunca masa başında bilgisayarınıza kilitlenip kaldıysanız, öğle aranızın bir kısmını dışarıda yürüyüş yapmak için kullanabilirsiniz. Egzersiz yapıyor olmanın yanı sıra gün ışığının ve temiz havanın da sayısız nimetlerinden faydalanmış olursunuz. İşten sonra bir yoga dersine katılmak veya spor salonuna gitmek de günlük stres seviyenizi kontrol edebilmenize yardımcı olacak ve çalışma hayatında stres sizin icin bir kabus olmaktan çıkacaktır.

    Arkadaş edinin

    Bir çok araştırma gösteriyor ki iş yerinde arkadaş edinmek sizin için iyi bir şey. Aynı ofisi paylaştığınız arkadaşlarınız olması demek, zor zamanlarda yetişen destekleri sayesinde daha az stresli bir ofis yaşamı demek. Ayrıca mola vakitlerinizde de iş arkadaşlarınız ile iki lafın belini kırabilir, iş stresinden biraz da olsun uzaklaşabilirsiniz.

    Abur cuburdan uzak durun

    Kabul; bazen o kadar stresli oluyoruz ki abur cubur tıkınmak, o an için yapabileceğimiz en ideal şeymiş gibi gözükebiliyor. Çekmecesinde bisküvi, gofret, çikolata stoğu tutanların sayısı hiç de az değil. Fakat bu abur cubur faslının suçluluk duygusuyla sonlandığını da biliyoruz. Çekmecenizi daha sağlıklı atıştırmalıklarla doldurabilirsiniz. Su, meyve ve kuruyemiş gibi yiyeceklerle, suçluluk duygusuna kapılmaksızın savaşabilirsiniz stresle. Tabii ki arada sırada o çok sevdiğiniz kurabiyelerle bir kaçamak yapabilirsiniz.

    Pozitif olun

    Gerçekten çok fazla stres altında olduğunuzda, kendinize işinizle ilgili keyif aldığınız şeyleri hatırlatın. Elinizdeki işi tamamladığınızda ya da hedefinize ulaştığınızda kendinizi ödüllendirebilirsiniz. Pozitif noktalara odaklanmak stresle başa çıkmanızda yardımcı olacaktır.

    Stres günlüğü tutun

    Yaşantımızın büyük bölümünü iş hayatı oluşturuyor ve çalışma hayatında stres gün içersinde sıklıkla deneyimlediğimiz bir durum. Bazı anlar içimizi dökecek birine ihtiyacımız olabiliyor fakat o kişiyi her zaman bulmak da mümkün değil. Böyle zamanlarda bir stres günlüğü tutmanız, tahmin ettiğinizden daha fazla işinize yarayabilir. Bir kere, drama yaratmadan içinizdekini dışa aktarmış olursunuz. Buna ilaveten, stresinizi nelerin tetiklediğini de zamanla keşfetmeye başlar ve o tetikleyicilere karşı kendinizi korumayı öğrenebilirsiniz. Ofis yaşamı stres mayınlarıyla dolu; onların yerlerini bilmek kontrolün sizde olduğunu gösterir.

    İşi işte bırakın

    Bazı günler işlerin yetişmeyeceğini hissederek işinizi eve götürmek isteyebilir ve böylece hafta bitene kadar her şeyi zamanında yetiştireceğinizi düşünebilirsiniz. Bu düşünceden uzaklaşın. Yetiştirilmesi gereken işler olması iş hayatının bir parçasıdır fakat iş ile evi birbirinden ayırmanız gerek. Evdeyken işle ilgili teknoloji kullanımınızı sınırlandırın. İş telefonunuzu uzak bir yere koyun ve e-postalarınızı kontrol etmeyin. Evdeki zamanınızı rahatlayıp şarj olmak için kullanın. Çalışma hayatında stres ile baş etmenin belki de en etkin yolu budur.

  • Kızamık kızamıkçık kabakulak su çiçeği

    Kızamık

    Son derece bulaşıcı olup yüksek ateş, döküntü ile seyreden tipik olarak çocukluk çağında görülen bazı olgularda hatyatı tehdit eden bir hastalıktır. Bu nedenle aşı geliştirilmiştir.

    Hastalık mikrop ile temastan yaklaşık 10-12 günlük bir kuluçka süresini takiben başlar. Yüksek ateş , her iki gözde kızarıklık ve iltihaplanma yani konjonktivit ve burun akıntısı ile başlar.

    Döküntüler saç ve deri birleşim yerlerinden ilk yüzde başlayarak üç günde tüm vücuda yayılır. Döküntüler kırmızı ve ciltten kabarık olarak seyreder

    Normalde döküntünün üçüncü gününden itibaren ateşin gerilemesi beklenir ancak ateş gerilemiyorsa komplikasyonla seyredebilecek hastalık seyrine tanık olacagız demektri. Komplikasyonlar arasında zatürre , orta kulak iltihabı, sinüzit, menenjit yeralmaktadır. Komplikasyonlardan bir kısmı hayatı tehdit edici özellikte olduğundan aşılanma12. ayda ve tekrarı 4-6 yaş arasında tamamlanması gerekmektedir

    Kızamıkçık

    Kızamıkçığa bir virüs (Rubella) neden olmaktadır

    . Kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır .Kızamıkçığın kuluçka dönemi 12-23 gün arasında değişir. Kızamıkçık geçiren çocuklarda ilk belirti genellikle yüzde başlayıp aşağıya vücuda yayılan döküntüdür. Büyük çocuklar ve erişkinlerde döküntü öncesinde genellikle ilk belirti olarak düşük düzeyde ateş, boyundaki veya kulak arkasındaki lenf bezlerinde şişme ve üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları görülür. Kızamıkçık ile ilgili esas endişe hamile kadınlarda kızamıkçık enfeksiyonunun etkileridir. Hamileliğin ilk üç ayı içinde geçirilen kızamıkçık bebeğin ölümüne, erken doğumuna ve pek çok ciddi doğumsal sakatlığa neden olur. Genellikle erişkinlerde olmak üzere 5.000 vakada bir ensefalit (beyin enfeksiyonu) oluşabilmektedir. Trombosit sayısında düşüş ve kanama gibi nadiren geçici kan problemleri oluşabilir. Kızamıkçığa bağlı en ciddi komplikasyon doğumsal kızamıkçık sendromudur. Bu sendrom, anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelmektedir. Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık virüsü ile enfekte olan bebeklerin %95'i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamileliktensonra).Kızamıkçığın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

    Kabakulak

    Kabakulak, kabakulak virüsünün (Mumps) neden olduğu bir hastalıktır. Kabakulağın kuluçka dönemi ortalama 14-18 gün arasındadır

    Kabakulak virüsünü alan kişilerde ilk belirtiler genellikle baş ağrısı, iştahsızlık ve düşük düzeyde ateş gibi spesifik olmayan belirtilerdir. Kabakulağın en çok bilinen belirtisi kulakların hemen altındaki tükrük bezlerinin (parotid bezlerin) şişmesidir. Bu şişlik kabakulak virüsünü alan çocukların %30-40'

    ında görülür.

    Kabakulağa bağlı olarak merkezi sinir sisteminin tutulumu (menenjit) sık görülen bir komplikasyondur

    . Kabakulak geçiren kişilerin yaklaşık %15'inde görülen menenjit, baş ağrısı ve ense sertliği ile seyreder ve çoğunlukla kalıcıbir hasar bırakmadan düzelir.Erişkin erkeklerin %50'ye yakını kabakulağa bağlı bir komplikasyon olarak testis tutulumu (orşit) yaşar. Testis tutulumuna bağlı ağrı, şişlik, bulantı, kusma, ateş ve haftalarca devam eden bir hassasiyet görülür. Testis tutulumuna bağlı kısırlık nadir görülen bir durumdur. Hamileliğinin ilk üç ayında kabakulak geçiren kadınlarda düşük görülme ihtimali artmaktadır. Ancak kabakulağa bağlı doğumsal sakatlıklar gelişltiğine dair bir kanıt yoktur. Bir veya iki kulakta sağırlık yaklaşık her 20.000 kabakulak vakasından birinde oluşabilmektedir.

    Kabakulağın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

    Kabakulağın bulaştırıcı olduğu dönem yaklaşık 7 gündür. Bulaşıcılığın hastalığın belirtileri başlamadan üç gün öncesinden başlayıp, belirtiler başladıktan sonraki dört gün boyunca devam ettiği kabul dilmektedir.

    Eğer çocuğunuz KKK aşısı olmamış ve kabakulağa karşı bağışıklık kazanmamış ise karşılaşma sonrasında eğer çocuğunuz hali hazırda enfekte olduysa çocuğunuzun aşılanması hastalığı geçirmesini önlemeyecektir. Bununla birlikte eğer çocuğunuz virüsle karşılaştıktan sonra enfekte olmadıysa aşı onu ileride karşılaşabileceği kabakulak enfeksiyonuna karşı koruyacaktır.

    Su Çiçeği

    Su çiçeğine Varisella zoster adı verilen bir virüs neden olmaktadır. Su çiçeği kişiden kişiye direkt temas veya havaya dağılan virüsün solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Su çiçeği çok bulaşıcıdır. Su çiçeği geçiren kişilerin döküntüleri veya zona döküntüleri ile direkt temas yoluyla da bulaşır. Su çiçeğinin kuluçka dönemi 10-21 gündür

    .Su çiçeğinin en sık görülen belirtileri döküntü, ateş, öksürük, baş ağrısı ve iştahsızlıktır. Döküntü başlangıçta kafa derisi ve vücutta başlar ve yüze, kollara ve bacaklara yayılır. Hastalık yaklaşık 5-10 gün sürer.Su çiçeği vakalarının çoğu hafiftir ancak bu hastalığa bağlı ölüm oluşabilir. Su çiçeği aşısı geliştirilmeden önce Amerika'da her yıl yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetmekteydi. Bu kişilerin çoğu daha önce herhangi bir hastalığı olmayan kişilerdi. Su çiçeği aynı zamanda her yıl yaklaşık 11.000 hastaneye yatışa da neden olmaktadır. Su çiçeğini hafif geçiren çocuklar bile huzursuzdur ve en azından bir hafta veya daha uzun bir süre okula veya kreşe gidemezler.

    Su çiçeğine bağlı olarak en sık görülen komplikasyon cilt veya kemikler, akciğerler, eklemler ve kan gibi diğer bölgelerde görülen ikincil enfeksiyonlardır Su çiçeği virüsü zatürre veya beyin enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Bu komplikasyonlar nadir ancak ciddidir. Komplikasyonlar küçük bebekler, erişkinler ve bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişilerde 1

    00 kat daha sıktır.

    Su çiçeği geçiren kişiler döküntüler başlamadan bir-iki gün öncesinden başlayarak, tüm döküntüler kuruyup kabuklanıncaya kadar hastalığı bulaştırabilirler

    .
    Daha önce herhangi bir hastalığı olmayan ve su çiçeği geçiren çocukların büyük kısmıyatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş kontrolü ile tedavi edilirler. Su çiçeği geçiren çocuklara kesinlikle aspirin verilmemelidir (Reye sendromu riski nedeniyle)! Çocuğunuza ateşdüşürücü olarak hangi ilacın kullanılması gerektiği doktora sorulmalıdır. Ciddi su çiçeği vakalarında hastanın yaşı, sağlık durumu, hastalığın ciddiyeti ve tedavinin zamanlamasına bağlı olarak antiviral ilaçlar kullanılabilir.

    Su çiçeği geçiren insanların çoğu hastalığa karşı bağışıklık kazanır. Bununla Eğer çocuk daha önce su çiçeği geçirdiyse veya aşılandıysa herhangi bir şey yapmaya gerek yoktur. Ancak çocuk hastalığı geçirmediyse ve aşısızsa virüsle karşılaşmadan sonra en kısa sürede su çiçeği aşısı ile aşılanması önerilmektedir.

  • Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Malumunuz, çalışma hayatında stres kaçınılmaz. Fakat bunun sizi alt etmesine izin vermeyin!

    Hepimiz stressiz bir iş hayatı hayalini kuruyor olsak da, maalesef böyle bir şey neredeyse mümkün değil. Her iş, stressiz olabileceğini düşündüğümüz işler dahi, stresten payını alıyor muhakkak. Ofis yaşamı ‘yapılacak çok fazla iş’ ve ‘sahip olunan az zaman’ baskısı altında fokur fokur stres kaynıyor. Bir de insan faktörünü ve özel hayatlardaki uzak hayalleri ekleyince, stres seviyesi sürekli kırmızı çizginin etrafında dolanıyor. Günün sonunda şu soruyla baş başa kalıyor insan: “Nereye gitti benim 24 saatim?”
    Gerçek şu ki, çalışma hayatında stres, değişmez ve yerleşik bir unsur. Ve işleri zamanında yetiştirmemiz için motive eden ‘iyi stres’ olduğu gibi, negatif sonuçlara sebebiyet veren ‘kötü stres’ten de bahsetmek mümkün.

    Gerçeklikle yüzleşmek gerek: İş hayatı içinde stresten kaçmak mümkün değil. Fakat iyi haber: Bu stresle baş etmenizi sağlayacak, ofis yaşamı sınırları dahilinde stres kurbanı olmanızı önleyecek yollar da var. Stresin sizi değil, sizin stresi yönetmenize ve lehinize çevirmenize yarayacak bazı ipuçlarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Stresi kullanın, ondan kaçmayın

    Stres, baskı altında olduğumuzu düşündüğümüz durumlara karşı oluşan doğal bir tepkidir. Ve kontrol altında tutulduğunda, stresten faydalanabilirsiniz. Çalışma hayatında stres, daha iyisini başarabilmeniz için tetikleyici bir unsur olabilir. Bir işi teslim tarihinden önce tamamlamak, son projenizi bir öncekinden daha iyi hazırlamak veya hak ettiğinizi bildiğiniz terfiyi almak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Stres, ofis yaşamı ile iç içe geçmiş ise, stresin yönünü değiştirmek lehinize olacaktır.

    Ne zaman mola vereceğinizi bilin

    Eğer günde 8 saat çalışıyorsanız, gün içerisinde zaman zaman mola vermeniz gerekir. Bu da demek oluyor ki, öğle yemeği vakti geldiğinde masanızdan uzaklaşın ve yemek yerken çalışmayın. Ya da kafeteryaya gidip bir şeyler için ve o 5 dakikalık zaman diliminde kafanızda iş olmasın. Sizi stresten uzaklaştıracak küçük bir iş bulun veya en azından masanızdan kalkıp şöyle bir yürüyün.

    Bir hobiniz olsun

    Eğer işini bitirmeden veya bir şeylerle uğraşmadan duramayan biriyseniz, mola vermek diğerleri için olduğundan daha zor olabilir sizin için. Bu durumda, işle alakalı olmayan ufak tefek şeylerle uğraşmak hem sizi işin stresinden uzaklaştıracaktır, hem de zamanınızı boşa harcadığınızı düşündürmeyecektir. Örneğin her gün bir origami yapabilirsiniz. 5 dakikada tamamlayabileceğiniz kolay figürler var; bir yandan mola verecek, diğer yandan üretkenliğinizi korumuş olacaksınız.

    Zamanınızı yönetin

    İş hayatı söz konusu olduğunda, zaman yönetimi çok önemlidir. İşinizi nasıl organize edeceğiniz tamamen sizin kişisel tercihinize bağlıdır fakat günlük, haftalık ve aylık yapılacaklar listesi ve öncelikleri belirleme yöntemleri ile ‘etkili zaman yönetimi’, işinizde ciddi anlamda kolaylık sağlayacaktır. Hangi sorumlulukların daha öncelikli olduğunu ve hangi işlerin bir sonraki günü bekleyebileceğini belirleyin ve stresten buhran geçirtmeyen bir ofis yaşamı size kapılarını aralasın.

    Gün içinde egzersiz yapın

    Günlük egzersizlerin ne denli faydalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Egzersizin faydalarından biri de stresi azaltmasıdır. Gün boyunca masa başında bilgisayarınıza kilitlenip kaldıysanız, öğle aranızın bir kısmını dışarıda yürüyüş yapmak için kullanabilirsiniz. Egzersiz yapıyor olmanın yanı sıra gün ışığının ve temiz havanın da sayısız nimetlerinden faydalanmış olursunuz. İşten sonra bir yoga dersine katılmak veya spor salonuna gitmek de günlük stres seviyenizi kontrol edebilmenize yardımcı olacak ve çalışma hayatında stres sizin icin bir kabus olmaktan çıkacaktır.

    Arkadaş edinin

    Bir çok araştırma gösteriyor ki iş yerinde arkadaş edinmek sizin için iyi bir şey. Aynı ofisi paylaştığınız arkadaşlarınız olması demek, zor zamanlarda yetişen destekleri sayesinde daha az stresli bir ofis yaşamı demek. Ayrıca mola vakitlerinizde de iş arkadaşlarınız ile iki lafın belini kırabilir, iş stresinden biraz da olsun uzaklaşabilirsiniz.

    Abur cuburdan uzak durun

    Kabul; bazen o kadar stresli oluyoruz ki abur cubur tıkınmak, o an için yapabileceğimiz en ideal şeymiş gibi gözükebiliyor. Çekmecesinde bisküvi, gofret, çikolata stoğu tutanların sayısı hiç de az değil. Fakat bu abur cubur faslının suçluluk duygusuyla sonlandığını da biliyoruz. Çekmecenizi daha sağlıklı atıştırmalıklarla doldurabilirsiniz. Su, meyve ve kuruyemiş gibi yiyeceklerle, suçluluk duygusuna kapılmaksızın savaşabilirsiniz stresle. Tabii ki arada sırada o çok sevdiğiniz kurabiyelerle bir kaçamak yapabilirsiniz.

    Pozitif olun

    Gerçekten çok fazla stres altında olduğunuzda, kendinize işinizle ilgili keyif aldığınız şeyleri hatırlatın. Elinizdeki işi tamamladığınızda ya da hedefinize ulaştığınızda kendinizi ödüllendirebilirsiniz. Pozitif noktalara odaklanmak stresle başa çıkmanızda yardımcı olacaktır.

    Stres günlüğü tutun

    Yaşantımızın büyük bölümünü iş hayatı oluşturuyor ve çalışma hayatında stres gün içersinde sıklıkla deneyimlediğimiz bir durum. Bazı anlar içimizi dökecek birine ihtiyacımız olabiliyor fakat o kişiyi her zaman bulmak da mümkün değil. Böyle zamanlarda bir stres günlüğü tutmanız, tahmin ettiğinizden daha fazla işinize yarayabilir. Bir kere, drama yaratmadan içinizdekini dışa aktarmış olursunuz. Buna ilaveten, stresinizi nelerin tetiklediğini de zamanla keşfetmeye başlar ve o tetikleyicilere karşı kendinizi korumayı öğrenebilirsiniz. Ofis yaşamı stres mayınlarıyla dolu; onların yerlerini bilmek kontrolün sizde olduğunu gösterir.

    İşi işte bırakın

    Bazı günler işlerin yetişmeyeceğini hissederek işinizi eve götürmek isteyebilir ve böylece hafta bitene kadar her şeyi zamanında yetiştireceğinizi düşünebilirsiniz. Bu düşünceden uzaklaşın. Yetiştirilmesi gereken işler olması iş hayatının bir parçasıdır fakat iş ile evi birbirinden ayırmanız gerek. Evdeyken işle ilgili teknoloji kullanımınızı sınırlandırın. İş telefonunuzu uzak bir yere koyun ve e-postalarınızı kontrol etmeyin. Evdeki zamanınızı rahatlayıp şarj olmak için kullanın. Çalışma hayatında stres ile baş etmenin belki de en etkin yolu budur.