Etiket: Gün

  • Sinüzit nedir? Neden oluşur ve nasıl tedavi edilir?

    SİNUZİT NEDİR?

    Paranazal sinüsler delikleri burun ve genze açılan kafa içindeki boluklardır. Sinüzit, bu sinüslerin viral, allerjik veya bakteriyel nedenlere bağlı iltihaplanması olarak tanımlanır. Sinüzite neden olan inflamasyon burun mukozasını da etkiler. Gündüz öksürüğü, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtilerinin 10 günden uzun sürmesi ve 30. günden önce kaybolması durumunda akut bakteriyel sinüzit (ABS), 4-12 hafta sürüp geçmesi durumunda subakut bakteriyel sinüzit, 90 gün veya daha uzun sürerse kronik sinüzitten söz edilir. En az 10 günlük belirtisiz dönem aralıkları ile tekrarlayan ABS, rekürran akut bakteriyel sinüzit olarak adlandırılır. Kronik sinüzit zemininde ABS geliştiğinde, var olan sinüs belirtilerine akut atak süresince yeni akut sinüzit belirtileri eklenir, antibiyotik tedavisi sonrası yeni belirtiler kaybolur, kronik sinüzit belirtileri devam eder.

    Viral üst solunum yolu enfeksiyonu (soğuk algınlığı, ÜSYE), allerjik rinit ve sinüzit, pediatri polikliniğinde görülen hastaların büyük çoğunluğunu oluşturur ve bu hastalıkların üçü de burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve öksürük ile belirti verir. Allerjik rinit ve viral ÜSYE sinüziti kolaylaştıran en önemli hastalıklardır. Çocuklar yılda 6-8 viral üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) geçirirler. Bunların %5-10’unda ABS komplikasyonu gelişir. Komplike olmayan viral ÜSYE doğal seyri iyi tanımlanmıştır. Ateş, halsizlik, miyalji, boğaz ağrısı, aksırık gibi belirtiler 3-8 günde kaybolur; öksürük, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi sık rastlanan belirtiler hastaların %25’inde 14. güne dek, %10’unda 14. günden daha fazla uzayabilir. Burun akıntısının renk ve kıvamı sinüzitin viral veya bakteriyel olduğunu ayırt ettirmez. ABS tanısı, ÜSYE belirtilerinin 10-14. günden sonra devam etmesi ile konulabilir. Devam eden bulgular genellikle gündüz öksürüğü ve burun akıntısı şeklindedir. Burun akıntısı herhangi bir renk veya kıvamda olabilir.

    TANI NASIL KONUR?
    Normal koşullarda ve teorik olarak steril kabul edilen sinüs boşluklarının zaman zaman komşuluğundaki boğaz-geniz-burun mukozası flora bakterileri ile temasta olduğu göz önüne alınırsa, paranazal sinüs boşluğunda 104/ml veya daha fazla bakteri üretilmesi ABS tanısı için altın standarttır. Bununla birlikte invazif bir yöntem olan sinüs sıvısı alınması çocuklarda bakteriyel sinüzitin rutin tanısı için önerilmez.

    ABS tanısı, üst solunum yolu belirtileri ile başvuran çocukta belirtilerin sebat etmesi veya şiddetli olması gibi klinik kriterlere dayanır. Sebat eden belirtiler, 10-14 günden fazla sürüp 30. günden önce kaybolan nazal veya postnazal akıntı (her nitelikte), gündüz öksürüğü (gece kötüleşebilir) veya her ikisi birliktedir. Şiddetli belirtiler ise hasta görünümlü bir çocukta 39oC’den yüksek ateş ve 3-4 günden uzun süren pürülan burun akıntısıdır. ÜSYE sonrası solunum yolu belirtileri 10. güne dek sürebilir, ancak belirtilerin hafifleme eğilimi göstermemesi bakteriyel olumsuz sonuçları düşündürür. Orta derecede şiddetli komplike olmamış viral ÜSYE’nun şiddetli belirtilerle ortaya çıkan ABS’den ayrılması gerekir. Viral ÜSYE’da ateş hastalığın erken döneminde, başağrısı ve miyalji gibi belirtilerle birliktedir. Bu başlangıçtaki belirtiler 2 gün içinde kaybolur, solunum belirtileri belirginleşir. Hastalığın ilk birkaç gününde pürülan burun akıntısı gözlenmez. Şiddetli belirtilerle başvuran akut sinüzit olgularında yüksek ateş ve üstüste 3-4 gün pürülan burun akıntısı aynı anda görülür, göz kürelerinin arkasında şiddetli başağrısı olabilir.

    Fizik inceleme ABS tanısında genellikle yardımcı olmaz. Komplike olmayan viral ÜSYE ve akut bakteriyel sinüzitte mukopürülan akıntı ile birlikte burun mukozasında hafif kızarıklık ve şişlik görülür. Yanakta ağrı veya hassasiyete cocuklarda nadiren rastlanır; bu bulgular çocuk ve ergenlerde akut bakteriyel sinüzitin güvenilir belirtileri değildir. Frontal ve maksiller kemik üzerinde perküsyonla veya direkt basınç uygulayarak uyarılan ağrı, ABS’i gösterebilir. Göz etrafı şişlik etmoid sinüziti düşündürür.

    Solunum hastalığının erken dönemlerinde sinüs röntgeni, bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans gibi radyolojik yöntemler sinüzit tanısında yararlı değildir, çünkü viral ÜSYE’da mukoza ödemi ve osteomeatal kompleksin tıkanması sinüs içinde sıvı birikmesine neden olmak suretiyle sinüzitin radyolojik bulgularını taklit eder. Bazı çocuklarda frontal sinüs hiç gelişmeyebilir veya tek tarafta gelişebilir. Gelişmemiş sinüsler yanlışlıkla opasite olarak değerlendirilip gereksiz tedavi verilmesine yol açabilir. Bu nedenle bir yaş altında sinüs filmleri büyük bir dikkatle değerlendirilmelidir. Bakteriyel sinüzitin tanısını tek başına koyan radyografik yöntem yoktur. Sinüs radyolojik incelemesi normal ise sinüzit olasılığı oldukça düşüktür. Anormal radyografik bulgular iltihabı yansıtır, ilithabın viral, bakteriyel veya allerjik orijinli olup olmadığını belirleyemez. Akut bakteriyel sinüzitin rutin tanısında bilgisayarlı tomografi (BT) önerilmemektedir, çünkü viral ÜSYE’na bağlı mukoza değişiklikleri ile akut bakteriyel sinüzite bağlı olanları ayırt ettirmez. BT şu durumlarda yapılmalıdır: komplike ABS, rekürran veya kronik sinüzit durumlarında cerrahi tedavi düşünülen hastalarda, ABS’li hastalarda proptosis, görme bozukluğu, göz ve etraf kaslardaki hareketlerde kısıtlılık, şiddetli yüz ağrısı, alın veya yüzde belirgin şişlik, şidetli başağrısı veya toksik görünüm varsa, kronik sinüzit medikal tedaviye yanıt vermez ise, sinüs ve çevre dokuların anatomisini detaylı bir şekilde göstermek ve cerrahi endikasyonu değerlendirmek amacı ile.

    ANTİBİYOTİK TEDAVİSİ SÜRESİ NEDİR?

    Optimal tedavi süresi konusunda sistematik çalışmalar olmamakla birlikte ABS’de 10-14 günlük antibiyotik tedavi süresi üzerinde görüş birliği vardır. Alternatif olarak belirtiler tamamen kaybolduktan sonra 7 gün daha antibiyotik verilebilir.

    YARDIMCI TEDAVİLER NELERDİR?

    Tamponlanmış serum fizyolojik (SF) ile burun yıkamalarının kabuk oluşumunu önlediği, yapışkan salgıları sulandırdığı, burun kan akımı üzerine hafif vazokonstriktör etkisi olduğu gösterilmiştir. Ülkemizde yapılan bir çalışmada SF burun damlası alan hastalarla antibiyotik alan hastaların 10 gün sonunda iyileşme oranları karşılaştırılmış, günde 4 kez her bir burun deliğine 5 damla SF verilen hastalarda iyileşme oranı antibiyotik alanlardan bir kat daha fazla bulunmuştur.

    Balgam yumuşatıcı ilaçların kullanımı, kalın ve yapışkan balgam yapımı arttığı için kronik sinüzitte yararlı olabilir. Ancak, akut sinüzitte bu ilaçların etkinliğini gösteren çalışmalara mevcut değildir.

    Topikal ve sistemik dekonjestan ilaçlar akut sinüzit tedavisinde kullanılmıştır. (Sudafed, Rinogest, Rhinfant, Iliadin Vs.)Ancak, sinüzitte topikal veya sistemik vazokonstriktörlerin faydalı etkilerini gösteren kontrollü çalışmalar mevcut değildir.

    Allerjik ritine sekonder gelişen ABS’de antihistaminikler (Allerset, Alores, Zaditen Vs) burun akıntısını azalttıkları için kullanılmaktadır. Ancak, antihistaminiklerin antikolinerjik etkileri burun ve sinüs salgılarının viskozitesini artırdıklarından sinüs drenajının daha çok bozulmasına yolaçabilirler.

    Çocuklarda ABS’in adjuvan tedavisinde intranazal steroidlerin (N-cort, Flixonase, Nasonex Vs))etkinliği üzerine çift kör plasebo kontrollü tek çalışma mevcut olup bu çalışma intranazal budesonid ile tedavinin ikinci haftasında sinüzit belirtilerinde orta derecede iyileşme sağlamıştır.

  • Soğuk algınlığı neden olur? Belirtileri nelerdir?

    Soğuk algınlığının etkeni nedir?

    Halk arasında “soğuk algınlığı” veya “üşütme” şeklinde adlandırılan hastalık, doktorlar tarafından “viral üst solunum yolu enfeksiyonu” olarak bilinir. Hastalığın üşüme veya üşütmekle ilgisi olmayıp, bahar ve kış gibi soğuk mevsimlerde salgınlar yapan virüslerin neden olduğu hastalıklardır. En sık rastlanan etkenleri Rhinovirus (%60), Respiratory syncytial virus, Coronavirus, Influenzae virüsü, Parainfluenzae virüsü ve Adenovirus’tür.

    Gribi SA’dan Ayıran Belirtiler Nelerdir?

    Griple soğuk algınlığı bazen birbirine karıştırılır. Grip influenza adı verilen bir virüse bağlı olarak soğuk mevsimlerde ortaya çıkan bir solunum yolu infeksiyonudur. Burun Akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, aksırık, kuru öksürük griple soğuık algınlığının ortak belirtileri olabilir. Gribi soğuk algınlığından ayıran belirtiler ise kas ve eklem ağrısı, halsizlik, yüksek ateş ve baş ağrısının olmasıdır. Çocuklarda 2 yaş altında ateş görülebilir.

    Sağlıklı bir çocuk yılda kaç kez soğuk algınlığı geçirebilir?

    Tüm çocuklar soğuk algınlğı geçirir. Bazıları daha az belirti verir. Sağlılı 1-5 yaş arası çocuklar yılda 8’e kadar sayıda soğuk algınığı geçirebilir. Bunların az bir kısmı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi hastalıklarla komplike olabilir. Sık sık komplikasyon olmadığı sürece sık soğuk algınlığı geçiren çocuklarda altta yatan bir bağışıklık sistemi hastalığı aranmasıa gerek yoktur.

    Soğuk algınlığı infeksiyonu nasıl yayılır?

    Soğuk algınlığına neden olan virüsler enfekte kişinen salyasına temas etme sonucu bulaşır. Aksırma ve öksürme ile de salyanın solunum yollarına bulaşması da mümkündür. Hastalığın bulaşmasını önlemede en etkin yöntem el yıkama ve gerekirse maske kullanmadır.

    Soğuk algınlığından korunmada günlük C vitamini alımı etkili midir?

    Bu konuda çok sayıda klinik araştırma yapılmıştır. Toplumda dağlıklı bireylerde yapılan 23 ayrı araştırmanın sonuçları bir arada değerlendirildiğinde, korunma amacıyla günlük alınan 2 gramlık dozlarda bile C vitamininin soğuk algınlığı sıklığını azaltmadığı sonucuna varılmıştır. Bu araştırmaların altısında alt grup analizlerinde sadece şiddetli soğuk veya fiziksel strese maruz kalan askerler, maraton koşucuları ve kayak sporcularında koruyucu dozda günlük olarak alınan C vitamininin soğuk algınlığısıklığını yarı yarıya azalttığı saptanmıştır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde günlük >200 mg C vitamini alımının faydası var mıdır?

    Doktorların çoğu soğuk algınlığı geçiren hastasına C vitamini önermekte veya bu vitamini içeren gıdaları hastalık sırasında bolca tüketmesini önermektedir. Ancak bu konuda yapılan klinik araştırmaların çoğu C vitamininin soğuk algınlığı belirtilerini azaltmada yararını gösterememiştir. Sadece 1974 yılında yapılan bir araştırmada hastalığın ilk gününde alınan tek 8 gramlık dozun hastalık süresini bir miktar kısalttığı gösterilmiştir. C vitamininin asit yapıda olğu ve yüksek niktarlarda alındığında mideye zarar verebileceği unutulmamalıdır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde antihistaminlerin değeri nedir?

    1800 erişkini kapsayan 9 klinik araştırmayı içeren analizlerde birinci kuşak antihistaminik ilaçların burun akıntısı ve aksırık belirtilerini 2. günden sonra azalttığı, ancak bu yararın sınırlı olduğu saptanmıştır. 9000 erişkin ve çocuk hastayı içeren 32 kontrollü araştırmanın bir arada incelenmesi ile elde edilen sonuçlar ise antihistaminik ilaçların tedavide yararını gösterememiştir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde su buharı solumanın faydası var mıdır?

    Bu konuda yeterli araştırma olmadığından buhar solumanın soğuk algınlığındaki etkinliği bilinmemektedir. B ununla birlikte soğuk mevsimlerde ev içinde nem oranının %40’ın altında olmamasına dikkat edilmelidir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde dekonjestanların yararı var mıdır?

    Dekonjestanların burun tıkanıklığını tek doz uygulamadan sonraki 3-10 st azalttığını gösteren kanıtlar vardır, ancak daha uzun sürede yararı ile ilgili yeterli kanıt yoktur. Özellikle astım hastalarında solunum yollarının sistemik dekonjestan ilaçlarla kurutulması zararlı olabilir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde ekinezya’nın değeri nedir?

    Sekiz ayrı klinik araştırmanın sonuçları birlikte değerlendirildiğinde bazı ekinezya preparatlarınınsSoğuk algınlığı belirtileri üzerine sınırlı yararı olduğu görsterilmiş, ancak bu araştırmalarda 200 den fazla farklı preparatın kullanılmış olması, preparatların bitkinin farklı kısımlarından elde edilmesi ve ekstraksiyon yöntemlerinin farklılığı gibi nedenlerle, bitkinin yararı konusunda kesin bir yargıya varmak mümkün olmamaktadır. 2007 yılında ekinezya kullanımının etkinliğini araştıran 14 çalışma birarada değerlendirildiğinde ekinezyanın soğuk algınlığı gelişme olasılığını %58 oranında azalttığı, hastalık süresini ise ortalama 1.4 gün azalttığı gösterilmiştir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde çinko etkili midir?

    Çinkonun soğuk algınlığı tedavisinde etkinliği ile ilgili birçok çalışma yapılmış ve bu çalışmalar iki meta-analizle bir arada incelenmiştir. Bu analizlerden birinde belirti sürelerini 7 günde azalttığı, diğerinde ise hiç bir yararı olmadığı sonucuna varılmıştır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde antibiyotikler kullanılmalı mıdır?

    Gerek klinik çalışmalar gerekse bu açlışmaları bir arada sistematik biçimde bir araya getirerek değerlendiren meta-analizler antibiyotiklerin soğuk algınlığı belirtilerini azaltmadığını, soğuk algınlığı sırasında veya sonrasında gelişen bakteriyel kulak iltighabı, sinüzit veya zatürre gibi kompliasyon olasılığını da azaltmadığını göstermiştir.

    Soğuk algınlığında doktorlar niçin gereksiz antibiyotik tedavisi uygular?

    Doktorların gereksiz antibiyotik reçete etmesinin nedenleri ebevenyin beklentisini tatmin etme, başka hekimin nasıl olsa antibiyotik yazacağı öngörüsü, aşırı tanı, eksik veya yanlış bilgi, ve komplikasyon korkusudur. Anne ve babaların birçoğu gerçekten solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olduunda doktorun antibiyotik reçete etmesini beklerler, ancak bu beklentileri daha önceden gittikleri hekimin uygulamasından öğrenilen bir tecrübeye dayanır. Eğer aileye daha çok zaman ayrılıp hastalık ve antibiyotikle ilgili açıklama yapılırsa bu beklentilerinin ortadan kalktığı görülmüştür. Antibiyotik verilmeyen üst solunum yolu viral enfeksiyonlarında sonradan bakteriyel enfeksiyon gelişme ve hastanın geri dönme olasılığının artmadığı gösterilmiştir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları içinde antibiyotik tedavisi gerektiren durumlar nelerdir?

    Halk arasınd “beta mirobu” olarak tannan grup A streptokok bakterisine bağlı boğaz ve bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı, sinüzit, epiglottit ve boğmaca antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.

  • Sütüm bebeğime yetiyor mu?

    Bebeğin bir öğünde alacağı miktarı, kilosunu 15 ile çarparak, bir günde alacağı toplam miktarı da kilosunu 150 ile çarparak hesaplarız. Örneğin 3 kilo bir bebeğin bir kerede alacağı anne sütü miktarı 45 ml; bir günde alacağı anne sütü miktarı ise 450 ml civarıdır. Bu bebeğimizin 2 saatte bir emdiğini varsayarsak her 2 saatte bir 40 ml civarı alması yeterlidir.

    Birinci haftadan sonra annenin günde 3 litre civarı su içmesi ve haftada iki gün balık yemesi sonucu sütü daha çok artacak, bebeğin ihtiyacı karşılanacaktır. Günlük kaka sayısı, kilo alımı takibi, ateşin takibi bize yeterli beslenmenin olup olmadığını kabaca anlamamızda yardımcı olur.

    Yenidoğan bebek yeterli beslenemezse kaka yapamaz, ateşi olur ve çok ağlar. Bazen açlığa bağlı olarak hareketliliği de azalabilir. Şüphe edildiğinde bir hekime gösterilmelidir.Annenin gece muhakkak en az iki saat derin ve kaygısız bir uyku uyuması çok önemlidir. Burada baba veya aileye yardımcı olan kişi annenin endişesini gidermekte yardımcı olmalıdır. Bebeğin ortamında ısı 22-24 arasında nem 45-55 arasında olmalı, bebek hergün duş aldırılmalı, ama gün aşırı şampuan kullanılmalıdır.

  • 5. V. Beşinci hastalık

    5. BEŞİNCİ HASTALIK ERİTEMA İNFEKSİYOZUM
    ERİTEMA İNFEKSİYOZUM (5. hastalık)

    Parvovirus B19’un neden olduğu, genellikle çocuklarda görülen bir enfeksiyon hastalığıdır. Kızlarda görülme oranı erkeklerden biraz daha fazladır. Vakaların % 70’i 5-15 yaş arasındaki çocuklardır.

    Klinik : İnkübasyon süresi 7-10 gün (4-21 gün)’dür. Subklinik enfeksiyonlar sıktır. Bifazik bir hastalıktır. Temastan yaklaşık bir hafta sonra hafif prodromal semptomlar (başağrısı-% 20, ateş-% 20, boğaz ağrısı-% 15, kaşıntı-% 15, burun akıntısı-% 10, karın arısı-% 10, artralji-% 10) ortaya çıkar ve 2-3 günde kaybolur. Artralji yetişkinlerde % 50 kadar yüksek oranda görülebilir. Yaklaşık 7 günlük bir semptomsuz dönemden sonra tipik ekzantem ortaya çıkar, bunun da 3 dönemi vardır: Önce yüzde kırmızı, “tokat yemiş çocuk görünümü” olarak tarif edilen eritem ve peroral solukluk ortaya çıkar. Genellikle 1-4 gün sonra gövdede ve ekstremitelerin proksimalinde dantel görünümünde makülopapüler döküntü gelişir. Üçüncü dönemde ise kaybolan döküntünün haftalar veya aylar sonra, eksersiz, irritasyon, banyo veya güneş ışıkları ile ısınma gibi uyarılarla rekürrensi söz konusudur. Döküntü özellikle yetişkinlerde kaşıntılıdır. Enantem görülmez. Döküntü çocukların % 75’inde, yetişkinlerin ise % 50’den azında görülür.

    Komplikasyonlar : Artropati (Simetrik poliartrit tarzındadır, genellikle parmaklar tutulur, temastan 2-3 hafta sonra gelişir, daha çok yetişkin kadınlarda görülür), kronik hemolitik anemili hastalarda aplastik krizler, hidrops fetalis (gebeliğin erken döneminde hastalığı geçiren annelerin çocuklarının % 10’unda görülebilir. Malformasyon bildirilmemiştir, bu nedenle abortus endikasyonu yoktur).

    Epidemiyoloji ve bulaşma : Bulaşma genellikle solunum yolu sekresyonları ile olursa da, atıklarla ve kan transfüzyonu veya anneden bebeğe vertikal geçiş şeklinde parenteral bulaşma da bildirilmiştir. Daha çok kış ve ilkbahar aylarında görülür, 4-7 yılda bir siklik epidemiler yapar. Eviçi temaslarda bulaşma şansı % 30-50’dir.

    Tanı : Döküntünün tipik olması ve hastalığın prognozunun iyiliği nedeniyle rutin laboratuvar testi gerekmez. Beyaz küre sayısı genellikle normaldir, hafif eozinofili görülebilir. Birlikte hemolitik anemi, gebelik veya artropati varsa serolojik tanı gerekebilir. Akut dönemde Ig M pozitifliği veya konvalesan serumda akut döneme göre en az 4 kat Ig G artışı veya negatifken pozitifleşme tanıyı doğrular. Virus standart hücre kültürlerinde üretilemez. PCR ve antijen testleri de mevcuttur.

    Ayırıcı tanı : Kızamık, rubella, rozeola infantum, kızıl, riketsiyal ve enteroviral döküntüler, sistemik lupus eritematosus, ilaç erüpsiyonları, allerjik döküntüler.

    Tedavi : Spesifik tedavi yoktur. Semptomatik tedavi (antipiretik, antihistaminik…) uygulanabilir. Vakaların aşırı sıcaktan ve güneş ışığından uzak tutulmaları uygun olur.

    Korunma : Döküntü çıktığında bulaşıcılık kaybolmuştur. Aplastik krizli hastalar eritrosit sayısı normale dönünceye kadar viremiktir ve virusu bulaştırabilir. Bu vakaların gebe kadınlardan, kronik hemolitik anemili ve immün yetmezlikli hastalardan uzak tutulması uygun olur.

  • Sık ateşlenen çocuk

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenit Semptomları ile tanınan bu antiteye dikkat çekmek isterim.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6ºC’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve spontan olarak gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara yanıt vermemesi dikkat çekicidir. Ateşle beraber aftöz stomatit %70, farenjit %72 ve servikal adenit %88 oranında eşlik etmektedir (5). Aftöz stomatit genellikle grup yapmayan 5 mm’den küçük, yüzeyel ülserler şeklindedir. Bunlar skar bırakmadan 5-10 gün içinde iyileşirler.

    Tonsillerde genellikle non-eksudatif eritem görülebildiği gibi kript ve membranlar da görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal boğaz florası olarak saptanır. Servikal lenfadenit genellikle bilateral, çapları 5 cm’yi geçmeyen, ağrısız, hareketli lenfadenopatilerdir. Servikal bölge dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez. PFAPAsendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir .. Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    PFAPA sendromu düşünülen hastaya atak başlangıcında 1mg/kg tek doz prednizon tedavisi verilip bu tedaviyle hastanın klinik bulguları bir gün içinde hızla düzeliyor mu test edilerek tanıya gidilebilir. Hastanın prednizolon aldıktan sonra saatler içinde semptomlarında iyileşme olduğu gözlenmesi tanıda kıymetlidir.PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • Ateşe bakış ve sık ateşlenen çocuklarda (pfapa)

    ATEŞLİ ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞILMALI

    Çocuğunuzun ateşi 37.9 ve üzeri ise ve kendini rahatsız hissediyorsa ateşe müdahale edilmelidir. Hastalık süreci içerisinde alttaki neden tedavi edilmediği sürece ateş tekrar yükselecektir, ancak ateşi düşürerek çocuğunuzun kendini daha rahat hissetmesini sağlayabilirsiniz.

    Ateşi düşürmek için bazı şurup ve fitilleri kullanabiliriz. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda ilaç seçiminde doktorunuza danışmakta fayda vardır.Ateşin sebebi ne olursa olsun ılık sularla banyo yaptırmak alnına, koltuk altlarına, kasıklarına ılık ıslak bez ile uygulama yapmak her zaman işe yarar.

    Çıplak kalabilir ya da ince giydirilmelidir

    Sık sık emzirin ya da bol sıvı veriniz.

    Ateş ölçümü için dijital termometreler hem kullanım hemde fiyat açısından uygundur, çabuk ve doğru ölçebilirler.

    Ağız, koltuk altı veya her iki yoldan ölçebilirler. Kullanmadan önce koltuk altındaki teri veya suyu silmek gerekir.

    Bebeğiniz 3 ay ve altındaysa, ateşi 37.9 C’ nin üzerinde olduğunda doktorunuzu aramalısınız.

    Düşüremediğiniz her ateşte veya sık tekrarlayan ateşte hekiminizi aramalısınız.

    Bunların yanında huzursuzluk ateş düşürücüye cevap vermeyen ateş;döküntü var ise çocuğunuzun ateşi düştüğü halde halsiz görünümü devam ediyor ya da giderek artıyorsa, ateşi 2 yaşın altında 24 saatten daha uzun süre, 2 yaş ve üzerinde 3 gün ve daha uzun süre devam ediyorsa doktorunuza gitmelisiniz.

    Önce duş veya kompresle müdahale peşinden ilaç tercih etmek ateşi daha kolay kontrol etmemizi sağlar..

    ALTINCI HASTALIK (ROSEOLA İNFANTUM)

    Roseola üç ay- altı yaş arasındaki çocukları etkileyen çok yaygın hafif viral hastalıklardan biridir.

    Bir kaç saat ile üç beş gün sürebilen yüksek ateş ve sonrasında kırmızı deri döküntüleri ile seyreder.

    Döküntü, bazen kızamık veya kızamıkçık ile karışabilir.

    Rozeola da en büyük risk ateşin tetiklediği febril konvülziyon (havale) riskidir.

    Tedavi seçenekleri bol sıvı, parasetamol, dinlenme ve evde bakımı içerir.

    Belirtiler:

    Roseola 39,4 – 40,6 derece arasında genellikle 2-3 gün süren, en fazla 8 güne kadar uzayabilen ani yüksek ateş ile başlar. Ateş başladığı gibi aniden normale döner. Bazen yüksek ateşe bağlı nöbetler gelişebilir. Kulak arkası ve boyunda lenf bezlerinde şişmeler görülebilir.Nadiren ensefalit ve hepatit gelişebilir.
    Diğer belirtileri göz kızarıklığı, burun akması, huzursuzluk, sinirlilik,iştahsızlık, boğaz ağrısıdır.
    Ateşin düşmesi ile birlikte pembe-kırmızı döküntüler başlar. Döküntüler önce gövde ve boyunda başlar, daha sonra yüz, kollar ve bacaklara yayılır. Kabuk hafifçe kaldırılırsa altında yara oluşabilir. Döküntüler birkaç saat ile 1-2 gün arasında sürebilir. Genellikle kaşıntı yoktur.

    Hastalık genellikle bir haftada iyileşir. HHV-6 enfeksiyonlarının yaklaşık % 70 inde döküntü oluşmaz, sadece ateş vardır.

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenit Semptomları ile tanınan bu antiteye dikkat çekmek isterim.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6ºC’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve spontan olarak gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara yanıt vermemesi dikkat çekicidir. Ateşle beraber aftöz stomatit %70, farenjit %72 ve servikal adenit %88 oranında eşlik etmektedir (5). Aftöz stomatit genellikle grup yapmayan 5 mm’den küçük, yüzeyel ülserler şeklindedir. Bunlar skar bırakmadan 5-10 gün içinde iyileşirler.

    Tonsillerde genellikle non-eksudatif eritem görülebildiği gibi kript ve membranlar da görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal boğaz florası olarak saptanır. Servikal lenfadenit genellikle bilateral, çapları 5 cm’yi geçmeyen, ağrısız, hareketli lenfadenopatilerdir. Servikal bölge dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez. PFAPAsendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir .. Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    PFAPA sendromu düşünülen hastaya atak başlangıcında 1mg/kg tek doz prednizon tedavisi verilip bu tedaviyle hastanın klinik bulguları bir gün içinde hızla düzeliyor mu test edilerek tanıya gidilebilir. Hastanın prednizolon aldıktan sonra saatler içinde semptomlarında iyileşme olduğu gözlenmesi tanıda kıymetlidir.PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • Öksürük var neden?

    Çocuğum niçin öksürüyor? Astım mı? Sinüzit mi? Bronşit mi? Zatürre mi? Boğmaca mı?Allerjik mi?

    Özellikle bahar ve kış aylarında bazı anne-babaların kabusu olur çocuklarının inatçı öksürükleri. Hatta arkadaşlar ve komşular bile duruma el koyabilir: “Şu çocuğu bir de filanca doktora götürün!”.

    Solunum yollarının bir korunma refleksi olan öksürük çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE) belirtisidir. Öksürüğün özellikleri ve ona eşlik eden diğer hastalık belirtileri “soğuk algınlığı” veya “grip” olarak tanımlanan ve 5-10 gün içinde hafifleyerek iyileşen viral ÜSYE’den ayırımına yardımcı olur, örneğin:

    – Okul mevsiminin başlamasıyla birlikte ayda 1-2 kez tekrarlayan, burun akıntısı, aksırık ve bazen ateşle birlikte başlayan kuru öksürük 5-10 gün içinde hafifler, ancak tam kaybolmadan yeni bir burun akıntısı ve aksırık belirtileri ile yeniden başlar, bu durum kış boyunca devam eder. Ebeveyn bu durumu iyileşmeyen bir akiğer hastalığı olarak yorumlayabilir. Halbuki her öksürük dönemi farklı bir solunum yolu virüsüne bağlı bir ÜSYE’dir. Bu dönemlerde hastanın muayenesinde orta kulak iltihabı, sinüzit veya zatürre gibi bir komplikasyon saptanmamışsa antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir, hastalık süresini kısaltmaz, bakteriyel komplikasyonları da önlemediği gösterilmiştir.

    – Bir viral ÜSYE sırasında 7-10 günden uzun süren ve şiddetinde hafifleme olmayan öksürük, burun/geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler akut sinüziti, 10 günden uzun süren inatçı kuru ve şiddetli öksürükler aşısız bebeklerde boğmaca sendromunu düşündürmelidir.

    – Her viral ÜSYE sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ve bazen nefes darlığı ile birlikte olan hışıltılı solunum, çocukluk çağı astımı veya hava yolu reaktivitesine yol açan mide-yemek borusu reflüsü gibi diğer hastalıkları düşündürmelidir.

    – “Havlama sesine benzeyen” boğuk sesle öksürük, ses kısıklığı, nefes almada zorluk ve/veya nefes alırken “ötme sesi” gibi belirtiler kurup sendromunu, en sıklıkla akut larenjiti düşündürür.

    – Ateş, halsizlik, iştahsızlık, nefes darlığı, karın veya göğüs ağrısı, kusma gibi belirtiler zatürreyi düşündürmelidir. Bir viral ÜSYE sırasında başlangıçta düşen ateşin birkaç gün sonra tekrar yükselmesi, öksürüğün sebat etmesi veya artması, veya nefes darlığının başlaması da zatürreyi hatıra getirmelidir. Gene öksürük sebeplerinden biri olan ;ALLERJİK NEZLE de ,göz altı mor halkalar ve fırça gibi kirpikler dikkat çeker.

    Çocuklar genellikle hareketli ve hırçın çocuklardır.

    Bu çocuklarda östaki borusu allerjiye bağlı şiş ve ödemli olduğundan sık sık orta kulak iltihabı ve ateşli hastalık geçirirler.
    Burunları ve gözleri kızarık ,kaşınan,şiş görünen çocuklardır.
    Çocukların uykuda kafa ve boyun kısmı yoğun ter içinde kalır.Çoğunun yastığı terden ıslanır.Uykuda diş gıcırdatma allerjik nezleli çocuklarda sıktır .Buda orta kulağın havalanma dengesini sağlayan östaki borusunun tıkanması ve gıcırdatarak bu boruyu açma girişimi gayretlerinden dolayıdır.
    Solunum allerjileri sıklıkla allerjik nezleyle başlar.Belirli süre sonra astım bronşiale gelişme riski yüksektir.

    – 15 günden uzun süren, geceleri artan ardışık şiddetli kuru öksürük nöbetleri özellikle ÇOCUĞUMUZ 6 ayın altında ve 8 yaşın üstünde ise boğmacayı da düşündürmelidir.

    İnatçı ve sıradışı öksürükleri olanların, özellikle çocukların %7-15’inde rastlanan çocukluk çağı astımı açısından çocuk uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.Uzayan,gece meydana gelen,hareketle artan öksürük muhakkak hekime danışılmalıdır.

  • Eve bebek geldi, neler yapmalıyız?

    BEBEĞİMİZ GELDİ

    İlk gebelik testinin üzerinden takriben 40 hafta geçti ve ellerini,yüzünü,gözünü,sağlığını merak edip hayal ettiğiniz,ultrasonda gördüğünüz kişi artık yanınızda,artık annesiniz artık babasınız hayatınız çok daha güzel ,ama çok daha kaygılı bir döneme başlıyorsunuz.İşte bu kaygılı,ama harika dönemde size doğru bilgiyi verecek ,bebeğimizin sağlıklı büyümesini yönlendirecek ,acil durumda bilgi alacağınız bir kişi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının hayatınıza katılması sizi daha güvende hissettirecektir.

    Anne kendine gelir gelmez hemen bebeği emzirmeye başlamalıdır,sıkça bebeğin emzirilmesi annenin sağlığı içinde çok önemlidir. Emzirme sırasında salgılanan hormonlar uterusun kanamasını daha çabuk durduracak,anne daha hızlı iyileşecektir.Annelerin ilk günlerdeki en büyük kaygısı sütlerinin yetmediğidir.Oysa ilk günlerde gelen ağız sütü denen kolostrumu bebeğin alması gelecekte bebeğin savunma sisteminde etkili olan immunglobulinleri yoğun miktarda içermektedir,bu nedenle sık sık emzirmek bebeğe yeterli sütü sağlayacaktır.Pratikte bebeğin bir öğünde alacağı miktarı kilosunu 15 ile çarparak,bir günde alacağı total miktarı da kilosunu 150 ile çarparak hesaplarız.Örneğin 3 kilo bir bebeğin bir kerede alacağı anne sütü miktarı 45 ml bir günde alacağı 450 ml civarıdır.Bebeğimizin 2 saatte bir emdiğini varsayarsak toplam bir günde 450 ml alacak ise yani 3 kilo civarı ise her 2 saatte bir 40 ml civarı alması yeterlidir.Zaten birinci haftadan sonra annenin aldığı bitki çayları,günde 3litre civarı su içimi haftada iki gün balık yemesi ile anne sütü çok daha artacak, bebeğin ihtiyacı karşılanacaktır .

    Günlük kaka sayısı,kilo alımı takibi,ateşin takibi bize kabaca yeterli beslenmenin olup olmadığını anlamamızda yardımcı olur.Yenidoğan bebek yeterli beslenemezse kaka yapamaz,ateşi olur,genelde çok ağlar ama bazen açlığa bağlı olarakta hareketleri azalabilir.Şüphe edildiğinde bir hekime gösterilmelidir.Bebek emdiği sayıda kaka yapabilir,sık hapşırık,sık aksırık,sık hıçkırık olabilir.Bu belirtiler anne karnından dünyaya uyum sağlama çabaları ve bebeğin ihtiyaçtan fazla beslenmesi sebebi iledir.İkinci haftanın bitimi ile altıncı hafta arasında bebeğimizin genelde saat 3 ten sonra ,haftada 3 kere ,3 saat civarı ağlamaları olması kolik yani gaz sancılarının başladığını düşündürür.Doğru emzirme ,gazını çıkarma sancıyı azaltabilir, elektrik süpürgesi-davlunbaz-saç kurutma makinesi seside bebeğin ağlamasını azaltır,hekiminiz bir gaz damlası önerir ama gene de krizler bitmezse otomobil ile gezinti bebeği rahatlatan en sağlam tedavi şekillerinden biridir. Çocuk hekimi ile ilk altı ay ayda bir kere sonra üç ayda bir görüşerek bebeğinizin sağlıkla büyümesi noktasında yardım alabilirsiniz.Aşılarınızın çoğu sağlık ocaklarında yapılmakta olup ilk üç ayda rotavirüs aşısı ,9. Ayda meningokoksik menenjit aşısı ve 4 yaş bitiminde ikinci doz suçiçeği aşısını özel olarak yaptırmanızı öneririz

  • Bebeklerde gaz sancısı nasıl düzelir?

    Bebeklerde gaz sancısı nasıl düzelir?

    İyi beslene hiçbir sorunu olmayan bir bebek neden ağlar?

    Kolik , gaz sancısı ve bağırsak gazı tüm bebeklerde görülebilir.

    Normal sağlıklı olan haftada en az 3 gün süren ve hergün 3 saatten fazla ağlama krizleri infantil koliktir. Kolik bir sinirlilik halidir. Yeni doğan bebeklerin pek çok konuda kapasiteleri düşüktür. Bu yediklerini hazmetme konusunda da geçerlidir. Tek besini anne sütü olan bebek annesini emdikçe laktoz tüketmiş olur, laktoz bebeğin yegane besin kaynağıdır. alar, hazmettirir. Bebeklerde yeterince bu sütteki besini parçalyacak enzim yeterli gelmeyebilir. Bu nedenle bir çok bebekte bağırsak gazı oluşur.

    Başını omzunuza yaslayın ve minik darbelerle vurun!

    Bebek annesini emerken her iki göğüs arasında ve emzirme bittiğinde gazı çıkartılmalıdır.

    1-Bebeğin sanki etrafı seyrediyormuş gibi başını annenin omzuna yaslaması ve bu sırada annenin, bebeğin iki kürek kemiği arasına el ayasıyla minik darbelerle vurmasıdır.

    2-İkinci yöntemse, bebeği dizüstü yatırıp yine iki kürek kemiği arasına el ayasıyla minik darbelerle vurmaktır.

    Bebeğin gazının oluşacağı durumlar

    Bebeğin süt şekeri olan laktozu zor hazmedebilmesinin dışında, telaşlı ve sık emme olabilecek sırasında hava yutması, annede belirgin bağırsak gazı olması ya da bağırsak gazına neden gıdalar tüketmesi durumunda da bebeğin kolaylıkla gazlandığı görülür.

    Bebeğin gazı çıkartmasına yardımcı olmanın yanı sıra bebek sırtüstü yattığında bebeğe bisiklet çevirir gibi pasif bacak hareketleri yaptırmak,

    bebeğin emme anında hava yutmasını engellemek,

    bebeğin karnına sıcak bez koyduktan ve karnı ısındıktan sonra uygun masaj yağıyla masaj yapmak.

    Bu amaçla hazırlanmış, içeriği sadece kimyon olan masaj merhemi eczanelerde bulunmaktadır. Annenin sigara, koyu çay ve kahve, bakliyat, karpuz, kavun, mayalı hamurlar gibi bebeğin gazlanması ve keyfinin kaçmasına neden olacak gıdalardan kaçınması gerekir.

    Kolik ağrısı ne zamana kadar sürer?

    Bebek genelde 3 haftalık olduğunda kolik krizleri başlar ve en fazla üç aylık olana kadar devam eder. Genelde bu krizler akşamüzeri saatleri ve gece olur, bebek saatlerce ağlar.

    Bebek anne ve babasına doğum sancısını tekrar yaşatır ve bebek evdeki varlığını herkesin beynine kalıcı olarak işler. Bu huzursuzluğun sebebi yeni doğan bebeğin gelişiminin tam olmamasıdır. Bebeklerin beyni ilk aylar içerisinde çok aktiftir, beyinde beyin hücreleri mevcuttur amahücreler arasındaki bağlantılar yeni yeni oluşmaktadır.

    Yeni doğan bebekler çevrelerindeki uyaranları süzmekte zorlanırlar. Erişkinler kol saatinin cilde uyguladığı basıncı isterlerse hissedebilirler, caddenin gürültüsünü duymamazlıktan gelebilirler. Bir bebek beyni bu uyaran süzme kapasaitesini çok iyi gösteremez ve sonuçta tüm gün boyunca çevresinde oluşan uyarıları düzenlemediğinden akşam üzeri huzursuz olur. Sıcak günlerde otomobille tur atmak, uzaktan ritmik ses çıkarak saç kurutma makinesi ya da aspiratör çalıştırmak, bazı ritmik müzikler dinletmek bebeği sakinleştirebilir. Kolik krizleri ile baş etmek için hekim görüşü almak şarttır.

    Anne adayı için beslenme önerileri

    Loğusa her gün en az 3 litre olmak şartıyla bol sıvı almalıdır. Hoşaf ve komposto gibi içeceklerle, minerallerden zengin kuru kayısı ve kuru erik tüketilmelidir. Sabahları her gün bir yumurta yenmelidir. Vücudun üretemediği ve gıdalarla alınması gereken tüm protein ögeleri yumurtada mevcuttur.Peynir, reçel, bal, domates ve maydanoz sabahları mutlaka tüketilmesi gereken çeşitlerdir.

    Her gün et tüketilmelidir: Balık,hindi,kuzu eti ihmal edilmemelidir.

    Makarna ve abartılı olmayan miktarda yoğurt tüketilmelidir.

    Üzüm,mandalina,armut,şeftali,kayısı,kiraz,malta eriği, Trabzon hurması çiğ olarak tüketilebilecek meyvelerdir.

    Salata olarak domates, marul, maydanız, dereotu, semizotu ve mısır tercih edilmelidir.

    Taze fasulye, ıspanak, semizotu, kabak, bezelye, bamya ve enginar, bol bol tüketilmesi gereken sebzelerdir.

    Hem annede hem de bebekte bağırsak gazı ve de kabızlık oluşmaması amacıyla annenin tüketirken dikkat etmesi gereken gıdalar şöyledir: Süt ve sütlü tatlılar (sütteki laktoza karşı hassasiyet varsa yoğurt ve peynir dahil), gazlı içecekler, alkollü içecekler, bakliyat, soğan, soya, turp, brokoli, her tür lahana, karnabahar,patlıcan, elma, muz, karpuz,kavun, havuç, ramazan pidesi gibi mayalı hamurlar, kereviz ve salatalık.

  • Bebeğime anne sütü yeterli geliyor mu?

    Anneler mümkün olduğunca, bebekleri 6 aylık olana kadar sadece anne sütü ile bebeklerini beslemeliler. 6 aylık olana kadar tüm besin ihtiyaçlarını anne sütü karşılar. Emzirme aynı zamanda bebeği kulak enfeksiyonlarından, akciğer enfeksiyonlarından ve diyareden korur.

    Anneler doğum gerçekleştikten sonraki ilk bir kaç saat içinde (mümkünse 30 dk içinde göğüse bebeği koyun çünkü bebek ilk 1 saatinde genellikle uyanık olur) bebeklerini emzirmeye başlamalılar. İlk birkaç gün birçok annenin kolostrum dediğimiz sarı renkli az mikarda olan sütü olur ve kolostrum yenidoğanın ihtiyacı olan tüm besin değerlerini içerir. İlk 24 saat bir kaç damla olur ve birçok annenin 2-4. gün süt yapımı artar. 5. gün daha sert hatta süt sızdıran göğüsleri olur. Sert göğüs uçlarını bebeğin kavraması zor oluyor ise göğüs ucunu yumuşatmak için el ile ya da pompa ile birkaç damla sağmayı düşünebilirsiniz .6. günden sonra emzirme sonrası göğüste yumuşaklık hissi olur.

    Bebeğinizin yeterli anne sütü alıp almadığını nasıl anlarsınız;

    -bebeğinizin bezlerini takip edin; ilk 24 saat en az 1 ıslak bez olmalı, 3. gün ıslak bez sayısında artış görmeliyiz ve doğumdan sonra 4. ve 5. günlerde bebeğinizin artık günde en az 6 ıslak bezi olmalıdır.

    -barsak hareketlerini takip edin yani dışkılama sayısına bakın; doğumdan sonraki 4. günde bebeğinizin 4 ya da daha fazla dışkısı olması gerekir. 4-6 haftadan sonra kademeli olarak dışkılama sıklığı azalabilir.

    -Kilosunu takip edin; doğumdan sonra belli miktarda kilo kaybı normaldir. Genellikle 5. gün kayıp durur ve tipik olarak en geç 2 haftaya kadar doğum kilosuna ulaşırlar.

    Bebeğin acıktığının erken birtakım işaretleri olur; uyanma, memeyi arama, ellerinin üstünü, dudaklarını ya da dilini emmek gibi. Bir çok bebek çok fazla acıkmadığı sürece ağlamaz ve emzirmek için bebeğin ağlamasını beklemek önerilmez.

    İlk 1-2 hafta bebeklerin çoğu günde 8-12 kez beslenir, bazı bebekler daha sık emzirilmek ister, 30-60 dk da 1 gibi, bazılarının da uyandırılıp emzirmek için desteklenmesi gerekir. Doğumdan sonraki ilk 24 saat bebeğiniz derin uykuya dalabilir ve yine ilk 24 saat içinde kendi kendilerine beslenmek için uyanmazlar, o yüzden bebeğinizi uyandırın. 2. gün daha az uykulu olurlar. 3-4. gün yukarıda bahsedilen erken acıkma işaretlerinin olup olmadığını takip edebilirsiniz. İlk hafta bebeği emzirdikten sonra 4 saat geçmiş ise uyuyan bebeğinizi uyandırıp besleyin deriz ama bazı bebekler toplu halde sık sık emip daha uzun süre uyuyabilir (24 saat içinde 1 kez 5 saatlik gibi daha uzun bir süre olabilir). Göğüs ne kadar sık boşaltıtlırsa o kadar çok süt yapılmaya devam eder. Düzenli emzirmek prolaktin ve oksitosin adında süt üretimi ve salınımıyla ilgili 2 tane hormonun salgılanmasını tetikler. Göğüs düzenli ya da tamamen boşaltılamaz ise süt yapımı azalır. Ayrıca emzirme ertelenirse göğüs de rahatsız edici şekilde dolu ve sert bir hal alır. Bu yüzden anneler bebekleri açlık sinyalleri gösterdikçe emzirmeye teşvik edilmelidir.

    Bebeğin emzirmeyi ne zaman bırakacağı, memede ne kadar kalacağı bebekten bebeğe değişir. Özellikle doğumdan sonraki ilk birkaç hafta bazı bebeklerin 5 dakikaya bazı bebeklerin 20 dk ya da daha fazla zamana ihtiyacı olur. Her bir göğüs için en az 10 dakikayı hedeflemek gerekir ama genel olarak emzirmeyi zamanlamak yani saati gözetlemek, ölçmek önerilmez, bebek aktif emdiği sürece istediği kadar emzirilir. Aktif emmek demek düzenli emiyor ve yutuyor demektir. 6. günden sonra bebek beslenme sonrası tatmin olmuş görünmelidir.

    Emzirmenin ortasında meme değiştirip diğer göğse almak gereksizdir, bebeğin tek memeyi tamamen boşaltmasına izin verilmelidir böylece yağlı kısımdan zengin son sütü alabilip daha iyi doyması sağlanabilinir.

    Birçok bebek emmesinin bittiğini memeyi bırakarak ya da yüz kasları ve ellerini gevşeterek sinyal verir. 2-3 aydan küçük bebekler emme bitmeden memede uyuyakalabilir. Bu durumda bebeği uyandırıp, emzirmeyi bitirmesinin desteklenmesi gerekir. Bir göğüsü emme bitince diğer göğüsü alıp almadığı anlaşılmaya çalışılınır.

    Yalancı emzik, emzirme işi iyi başarılana kadar yani ilk hafta gibi verilmemelidir.

    Sıcak iklimlerde dahi anne sütü ile beslenen bebeklere 6 aylık olana kadar su vermenize gerek yoktur.

    Tüm anne sütü ile beslenen bebeklere 1. haftadan sonra günde 400 U D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    Dr Evrim Şenkal