Etiket: Güçsüz

  • Anksiyete Bozukluğunun Perde Arkası

    Anksiyete Bozukluğunun Perde Arkası

    Kaygı Bozukluğunun Perde Arkası

    Kaygıyı normal bir duygudan bir psikolojik/psikiyatrik bozukluğa götüren nedenler nelerdir?

    Aslında bu soru kaygı ile yapılan psikoterapinin en temel çalışma alanıdır ve öyle de

    olmalıdır. Bu sorunun cevabı herkese göre farklılaşır çünkü herkes kendi yaşamsal

    geçmişinde geliştirmek durumunda kaldığı bir takım özellikleri sonucunda bu kaygı

    kısırdöngüsü içine girer. Ama genel anlamda kişiyi kaygılanmaktan çok panikleten faktörler

    tespit edilmelidir. Deneyimime göre bu noktada ortaya çıkan en belirgin konu kontroldür.

    Kontrol ve kaygı kısır döngüsü nasıl oluşur?

    Kişinin güçsüzlüklerine, karşısında zayıf, kontrolsüz kaldığı olaylara tahammülü düşmüştür

    veya zaten tahammülü pek yoktur. Elinden geleni yapıp, yani kontrol edebildiği kadarını

    kontrol edip olağan güçsüzlük, çaresizlik ve kontrolsüzlüğüne teslimiyet göstermek, kontrol

    edemeyeceği kısmı sürece bırakmak yerine, tam da bu noktada kontrol etme isteğini kontrol

    etmesi mümkün olmayan alanlara yönlendirir ve bir kısır döngü içine girer. Örneğin depremin

    ne zaman nerede olacağını bilemeyiz ve bunu kontrol edemeyiz. Ama ev içindeki mobilyaları

    mümkün olduğunca sabitleyip olası zarar ihtimallerini azaltmaya çalışabiliriz. Bizi aşan

    kısmını da kontrol edemeyeceğimizi bilir ve hayatın akışına güvenmeye çalışarak kaygımızı

    takılmamayı deneriz. Fakat kaygı bozukluklarında kişi kontrol edemeyeceği kısmı

    bırakamadığı gibi onu hayatının tam da merkezine alır. Yine deprem örneğinden gidecek

    olursak kişi elinden geldiğince tedbir alıp gerisini sürece bırakmak yerine, kişi depremin ne

    zaman nerede olacağını ısrarla bilmek ister ve bu durumu kontrol etmek üzere aşırı ve gerçek

    dışı bilişsel(düşüncel) çabalara girmekten kendini de alıkoyamaz hale gelir. Bu bahsettiğim

    kontrol gerçekte mümkün olmadığına göre, kişinin içinden çıkamadığı çaresizlik,

    kontrolsüzlük ve güçsüzlükle belirgin bir kısır döngü içine girmesi kaçınılmazdır. Bu da

    kişinin zayıflık ve savunmasızlık algısını daha da güçlendirir ve kişi hayatın belki olağan

    olabilecek tehditleri karşısında bile artık olağandan daha fazla endişe içine girer. Bu durumla

    baş etmek için de yüzleşmek ve bazı zorlukları tolere etmek yerine, bir an önce rahatlama

    getirecek yollar arar. İşte bu arayış sonucunda da kişi bazen anlamsız olduğunu düşündüğü

    halde bazı rutinlerle (ocağı kapattığını tekrar tekrar kontrol etme, veya kötü bir şey olmasın

    diye 3 kez bir objeye dokunma… gibi) kaygı düzeyini azaltıp kontrolün kendisinde olduğunu

    hissedip rahatlamaya çalışır. Bir süre sonra bu rutin vazgeçilemez bir alışkanlık halini alır ve

    kişi eğer bu rutinden vazgeçerse başına tam da korktuğu felaketler gelecekmiş gibi düşünür.

    Aslında kişi de masaya üç kez tıklatmakla örneğin sevdiklerimizin ölümünü engelleme

    arasında hiçbir akılcı bağlantı olmadığını bilmektedir. Ama yine de bunu bir sorumluluk

    olarak görmektedir ve vicdanen rahatlayabilmek için bu rutine ihtiyaç duymaktadır.

    Kişi neden kontrol etmek ister ya da neden güvenemez?

    Bu soruların cevabı aslında kişinin kendi iç dünyasında gizlidir. Kontrol ihtiyaçtan

    geliştirilmiştir ve herkesin kontrol ihtiyacının altında farklı sebepler yatabilir. Örneğin kimi

    kişiler desteksiz kalıp hayatta tek başlarına olduklarını düşünürler. Bundan dolayı da “kimse

    bana yardım etmez, sorumluluklarımı atlamamak için, başarılı olmak için, kazanmak için,

    yetersiz kalıp yenilmemek için her şeyi kontrol etmeliyim ve asla güçsüz kalmamalıyım yoksa

    toparlayamam, onun için kontrol tamamen bende olmalı” gibi düşünebilirler. Kimi kişiler ise

    yaşadıkları zorluklar karşısında “ancak ben hayatımın kontrolünü kendi elime alırsam

    hayatıma istediğim gibi bir yön verebilirim” algısını geliştirirler ve kontrole sımsıkı sarılırlar.

    Kimi kişiler ise hayatlarında hiç yenilen veya güçsüz kalmayı deneyimlemedikleri için

    bundan ölesiye korkarlar ve bununla yüzleşiyor olmak istemezler, kimileri ise kaygının

    motive edici tarafını bir güç unsuru olarak görür ve kaygı olmazsa harekete geçmeyeceğinden

    endişe duyarlar. Kişinin kontrole bu kadar tutunmak istemesinde bu saydıklarımdan çok farklı

    sebepleri de olabilir. Dolayısıyla kişinin neden kontrole bu kadar sarıldığını anlamak için

    kişinin hayatını mümkün olduğunca derinlemesine irdelemek ve anlamak gerekecektir.