Etiket: Guatr

  • Tiroid hastası mıyım?

    1. Guatr nedir, neden oluşur?

    Tiroid bezi boynun ön kısmında yerleşen ve vücudumuz için hayati öneme sahip bir iç salgı bezidir. Normal ağırlığı yaklaşık 20 gram kadar olup herhangi bir nedenle büyümesine guatr denir. Nodül olmaksızın tiroid büyümesi basit (diffüz) guatr, nodüllü tiroid büyümesi nodüler guatr olarak adlandırılır. Guatr oluşumunda iyot elementinin gıda ile yetersiz alınması, genetik yatkınlık, çevresel ve kişisel özellikler gibi değişik faktörler etkili olmaktadır. Ayrıca bizim yaptığımız bir çalışmada obezite ile tiroid büyüklüğünün sıkı ilişkisi olduğunu gösterdik.

    2. Tiroid hormonları neden önemlidir?

    Tiroid hormonu vücudumuzda; büyüme, gelişme, enerji oluşumu ve enerji kullanımı, vücut ısısının sağlanması ve devamlılığı, her türlü metabolizma faaliyetinin normal şekilde sürdürülebilmesi için çok önemli roller üstlenmektedir. Dolayısıyla tiroid hormonunun gereğinden az ya da fazla salgılanması vücuttaki her organ üzerinde ciddi rahatsızlıklara sebep olabiliyor.

    3. Tiroid hastalıklarının belirtileri ve bulguları nelerdir?

    Çeşitli hastalıklarda tiroid hormonlarının fazla üretilip salgılanması (hipertiroidi) ya da olması gerekenden az üretilmesi ve salgılanması (hipotiroidi) söz konusu olabilir. Salgının fazla olması durumunda çarpıntı, aşırı iştah ve yemek yemeye rağmen kilo kaybı, sinirlilik, ellerde titreme, terleme, saç dökülmesi, kas ağrısı, ishal gibi şikâyetler oluşurken, salgının yetersiz olması halinde hareketlerde yavaşlama, halsizlik, yorgunluk, uyuma isteği, saç dökülmesi, vücutta su tutulması ve kilo artışı, ciltte kuruma, ses kısıklığı, kabızlık, kadınlarda adet düzensizliği gibi şikayetler ortaya çıkar.

    Tiroid bezinin yapısal hastalıklarında; nodüllerin sayı ve büyüklüğüne göre boyunda şişlik, nefes borusuna bası nedeniyle öksürük veya ilerlemiş olgularda nefes almada zorluk, yemek borusuna bası nedeniyle yutkunma zorluğu, ses kısıklığı gibi belirtiler olabilir.

    4. Tiroid nodülü nedir, nasıl oluşur?

    Tiroid bezinde ortaya çıkabilen yuvarlak ya da elips şeklindeki oluşumlara nodül denir. Elle muayene ile hastaların %5-10’unda nodül saptanabilirken tiroid ultrason kullanımının yaygınlaşması ile erişkin insanların hemen hemen %50’sinde tiroid nodülü veya nodüllerinin bulunabileceği gösterilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülürler. Nodüllerdeki en önemli tanımlayıcı özellik nodülün kanser olup olmadığıdır. Tiroid nodüllerinin kanser riskini ortaya koymada kullanılan en önemli yöntem nodüllerden ince iğne ile alınan biyopsilerdir. Genel olarak, nodüllerin yaklaşık %90’i iyi huylu olmasına karşın %10 civarında nodül içinde kanser bulunabilmektedir.

    5. Tiroid hastalıklarında tanı yöntemi nedir?

    Öncelikli olarak kanda tiroid hormon düzeylerine (ST4 ve TSH) bakılmalıdır. Tiroid hastalıklarında olmazsa olmaz tanı aracı ultrasonografi muayenesidir. Bazı hastalarda tiroid sintigrafisi de tanısal amaçla kullanılmaktadır.

    6. Tiroid hastalıkları nasıl tedavi edilmektedir?

    Biyopsi sonucu kanser açısından şüpheli yada kanser çıkan hastalar ile mekanik basıya neden olan büyük nodüle sahip olan hastalar ameliyat edilmelidir. Bu durumda, çoğu zaman tiroid bezinin tamamı çıkarılmakta olup bu hastalar ömür boyu dışarıdan tiroid hormonu almak zorundadırlar. Ayrıca Hashimoto hastalığı gibi tiroid hormon eksikliği durumlarında hastalar ömür boyu dışarıdan tiroid hormonu almalıdırlar. Tiroid hormon fazlalığı olan hastalarda hormon fazlalığı ilaç veya radyoaktif iyot tedavisi vererek ya da ameliyat ile tedavi edilmelidir.

  • Hasimoto tiroiditi

    Hasimoto tiroiditi

    HASHİMOTO TİROİDİTİ

    (KRONİK LENFOSİTİK TİROİDİT, OTOİMMÜN TİROİDİT)

    Hashimoto tiroiditi kronik otoimmün tiroiditlerden birisi olup, 1912 yılında Hashimoto tarafından tanımlanmış ve ilk önce “struma lenfomatoza” ismini almıştır.

    Tüm toplumlarda çok sık görülür. Tiroid bezinde genişleme ile başlar, hipotiroidi ile sonuçlanır. Genellikle asemptomatiktir.

    Hashimoto tiroiditi prevalansının iyot alımıyla ilişkisi gösterilmiştir. ABD ve Japonya gibi iyot alımının yüksek olduğu ülkelerde yüksek prevalans saptanmıştır. İyot yetmezliği olan bölgelerde yapılan iyot profilaksisinin tiroid bezinde lenfosit infiltrasyonunu 3 kat arttırdığı ve serum tiroid antikor pozitifliği prevalansınının %40’ın üzerine çıktığı saptanmıştır. Yine amiodaron kullananlarda iyotla oluşan hipotiroidizm sıktır. Lityum kullanan hastalarda da sıklıkla geçici de olsa 1/3 olguda hipotiroidizm gelişir. İnterferon alfa tedavisi kullanan olgularda da tiroid antikorları ve hipotiroidizm gelişebilir.

    Hashimoto tiroiditi tüm tiroid hastalıkları içinde en yaygın olanıdır ve popülasyonun %2’sinde bulunur. Tüm yaşlarda ortaya çıkarsa da, 30-50 yaş arasında sıktır. Kadınlarda erkeklere göre 15-20 kat fazla görülür. en sık karşılaşılan tablo asemptomatik guatrı olan yaşlı bir kadındır. %20 olgu hipotiroidizm bulguları ile karşımıza çıkar.

    Hashimoto tiroiditi; hipogonadizm, Addison hastalığı, diabetes mellitus, hipoparatiroidizm ve pernisiyöz anemi ile birlikte sık görülür. Bu kombinasyona “Poliglandüler yetmezlik sendromu” denir. %2-4 olgu hipertiroidizm ile kendini gösterir ve buna “Hashitoksikozis” adı verilir. Tirotoksik fazdan sonra geçici hipotiroidizm, sonra ötiroidizm fazı ve sonunda kalıcı hipotiroidizm oluşur.

    Ultrasonografik incelemede tiroid bezinde büyüme, düşük ekojenite ve heterojen görünüm karakteristiktir.

    Laboratuvar bulguları olarak; anti-tiroid peroksidaz antikor pozitifliği-anti TPO ve anti-tiroglobülin antikor pozitifliği bulunur. Tiroid antikorları pozitif olguların %50-75’i ötiroid iken, %25-50’sinde subklinik hipotiroidizm saptanmıştır.

    Tiroid lenfoması, Hashimoto tiroiditinin nadir fakat ciddi bir komplikasyonudur. Tiroid lenfoması yaşlı kadınlarda dahya sıktır ve tiroid bezine sınırlıdır.

    TEDAVİ

    1. Hashitoksikozisin tedavisi: Tedavi beta bloker ilaçlarla yapılır. (örn: propranolol 20-40mg 3×1/gün). Hashitoksikozisi klinik olarak Graves hipertiroidizminden ayırt etmek zordur. Bezin palpasyonunda Hashitoksikoziste sert bir guatr varken, Graves hastalığında yumuşak bir guatr vardır. Yüksek antikor titreleri yine Hashitoksikozisi düşündürebilir.

    2. Hipotiroidizm tedavisi: Aşikar hipotiroidizmi olan tüm olgular levotiroksin ile tedavi edilmelidir. Levotiroksin dozu serum TSH düzeyini normalin alt sınırına yani 0.3-1.0 IU/L getirecekı şekilde ayarlanmalıdır. Kadınların çoğunda gebelik süresince dozda %25-50’lik bir artış gerekir. TSH >4IU/L ve anti-TPO (+) ise mutlaka tedaviye başlanmalıdır.

    3. Guatr tedavisi: Guatrlı Hashimoto tiroiditli olgularda hasta ötiroid bile olsa guatrı küçültmek için levotiroksin verilmelidir. 6 aylık levotiroksin tedavisiyle guatrın %50-90 olguda küçüldüğü gösterilmiştir. Özellikle genç hastalarda iyi cevap genellikle alınır.

    4.Cerrahi tedavi: Cerrahi tedavi sadece önemli bası semptomları mevcudiyetinde ve kanser yönünden kuvvetli şüphe varsa düşünülebilir. Hashimoto tiroiditli hastalara iyotsuz tuz önerilmektedir:
    Hashimoto Hastalığından şüphelenilecek durumlar

    Diğer nedenlere bağlanamayan hipotiroidi

    Tiroid disfonksiyonu/guatr olmadan anti-TPO veya anti-TG pozitifliği

    Tiroid lenfoma şüphesi olan vakalar

    Ultrasonografik incelemede hipoekoik, heterojen görünüm

    HAZIRLAYAN:UZM.DR.ELYESA KARACA

    İÇ HASTALIKLARI UZMANI

  • Çocukluk çağında guatr

    Birçok hastalığın klinik bulgusu olan guatr; tiroid bezinin büyümesi olarak tanımlanır ve çocukluk döneminde de yaygın olarak görülür. Çocukluk döneminde guatr nedenleri erişkinde olduğu gibi iyot eksikliğinden, enfeksiyona ve infiltrasyona kadar uzanan geniş bir spektrum içinde yer alır. Günümüzde guatr sıklığı ülkeden ülkeye değişiklik göstermekte özellikle endemik bölgelerde çok yüksek oranlarda görülmektedir. Amerika ve Japonya’dan yapılan çalışmalarda okul çağı çocuklarında guatr sıklığının %6 olduğu bildirilmiştir. Guatrının en sık nedeni endemik bölgelerde iyot eksikliğidir. Dünya nüfusunun yaklaşık % 13’ünde guatr olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde guatr sıklığı üzerine yapılan çalışmalarda bölgelere ve iyot eksikliği düzeyine göre farklı oranlar tesbit edilmiştir. Bir çalışmada Ankara ilinde 2155 okul çağı çocuğunda muayene sonucu guatr sıklığı %35 olarak bulunmuştur. Çocukluk çağı guatr sıklığı o bölgenin endemik bölge olmasına bağlı olarak değişim gösterebilmektedir.
    Guatr, görülme sıklığına göre sporadik ve endemik, görülme yaşına göre doğumsal ve edinsel, parankimin durumuna göre diffüz ve nodüler, tiroid fonksiyonlarına göre de hipotiroidi, hipertiroidi ve ötiroid olarak sınıflanır. Yaygın olarak tiroid bezinin büyümesine diffüz guatr, nodül içerenlere ise nodüler guatr denilir. Diffüz guatrlara daha sık rastlanır ancak zaman içinde diffüz olanlar nodüler guatr haline dönüşebilir. Guatr tanısı koymadan önce normalin değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir. Önceleri tiroid bezi büyüklüğü elle muayene ile değerlendirilirken günümüzde fizik muayene yanı sıra daha objektif bir yöntem olan tiroid ultrasonografisi ile tiroid hacminin tesbitine başvurulmaktadır.
    Guatr, ortaya çıkış zamanına göre de doğumsal veya edinsel(sonradan kazanılmış) olarak ayrılır. Doğumsal ve edinsel guatr nedenleri farklılık gösterir. Endemik bölgeler dışındaki en sık neden kronik lenfositik tiroidit(Hashimato hastalığı), ikinci sıklıkta kolloid guatrdır.
    Guatrlı Olguya Yaklaşım
    Guatrlı olguda nedeni araştırmadan önce iyi bir öykünün alınması ve dikkatli fizik muayene yapılması gereklidir. Öyküde hastanın oturduğu bölge, ilaç ve guatrojen madde kullanıp kullanmadığı, baş-boyun bölgesine radyasyon alıp almadığı, guatrın ortaya çıktığı yaş, guatrıya eşlik eden belirtilerin bulunup bulunmadığı, aile hikayesi mutlaka sorgulanmalıdır. Endemik bölgeden gelen olgularda ilk önce iyot eksikliği düşünülmeli, aile hikayesi varlığında, graves hastalığı, hashimato hastalığı, tiroid hormon sentez bozukluğu, multipl endokrin neoplazi akla gelmelidir. Fizik muayenede guatrının büyüklüğü ile birlikte bezin kıvamına, simetrik yada asimetrik büyüme olup olmadığına, yüzeyine, yaygın yada nodüler büyüme olup olmadığına bakılmalı, hassasiyetine, solunum güçlüğü, ses kısıklığı, yutma güçlüğü gibi bası bulgularının varlığına, boyunda lenf bezi büyüklüğüne dikkat edilmelidir. Yumuşak kıvamda tiroid bezi büyümesi kompansatuar guatrı, inflamasyonu düşündürürken, lastik kıvamında olması Hashimato tiroiditini, sert kıvam ise maligniteyi akla getirir. Diffüz ancak asimetrik bir büyüme söz konusu ise tiroid disgenezisi, kist veya malignite düşünülmeli büyümenin simetrik yada asimetrik olup olmadığına bakılmalıdır. Guatrının yüzeyinde çok sayıda nodül palpe edilmesi iyot eksikliğine bağlı multinodüler guatr veya kronik lenfositik tiroiditi, tek ve sert nodül tiroid malignitesini düşündürmelidir. Ağrılı, hassas, ısı artışının olduğu bir guatr varsa inflamasyon üzerinde durulmalı akut süpüratif veya subakut tiroidit araştırılmalıdır. Bası bulguları yanı sıra guatr tesbit edilen bir olguda irdelenmesi gereken hipo yada hipertiroidizme ait klinik bulguların olup olmadığıdır. Guatrı olan hastalarda bezin fonksiyonları normal olabileceği gibi (ötiroidizm), tiroid hormon yapımında eksiklik (hipotiroidizm) veya tiroid hormon yapımında artış (hipertiroidizm) söz konusu olabilir. Guatr ile birlikte hipotiroidi kliniği varlığında kompansatuar guatr, kronik lenfositik tiroiditin geç evresi gibi patolojiler üzerinde durulurken, guatr ile birlikte hipertiroidi kliniğinde graves hastalığı ya da kronik lenfositik tiroiditin erken evresi gibi nedenler araştırılmalıdır. Fonksiyon olarak hipotiroidi mevcut ise büyüme gelişme geriliği, kabızlık, cilt kuruluğu, halsizlik, yorgunluk, cansız saçlar, soğuk intoleransı gibi klinik bulgular görülür. Hipertiroidide ise sinirlilik, hiperaktivite, ishal, uykusuzluk, iştah artışı, tartı kaybı, çarpıntı hissi, sıcak intoleransı, okul başarısında düşme olur. Hipo ya da hipertiroidiye ait klinik bulgular araştırılmalı ve laboratuar tetkikleri ile desteklenmelidir. Serum tiroid hormonları (T3, T4), TSH düzeyi ölçülmeli, otoimmun tiroid hastalığı düşünüldüğünde tiroid antikorları bakılmalıdır. Graves hastalığında T3 ve T4 düzeyleri yüksek saptanırken, TSH düzeyleri çok düşük düzeydedir. Çoğu çocukta otoimmun tiroiditler klinik ve biyokimyasal olarak ötiroiddir. Ancak bu olguların TSH, T3 ve T4 düzeyleri belirli aralıklarla izlenmelidir. Görüntüleme yöntemleri olarak tiroid ultrasonografi ve sintigrafisi tanıya yardımcıdır. Ultrasonografi ile tiroid hacmi yanı sıra parankim yapısı, kistik yada solid nodüller hakkında bilgi edinilir. Tiroid sintigrafisinde tiroid bezi anatomisi, bezin aktivitesi, nodüler yapının tek yada multipl olup olmadığı, sıcak veya soğuk olup olmaması önemlidir. Öykü, fizik muayene, biyokimyasal testler ve görüntüleme yöntemleri ile guatrılı olguda uygun tanı konulur ve tedavinin izlemi başarılı bir şekilde yapılabilir. Tedavi nedene göre yapılmalı, hipotiroidide tiroksin, hipertiroidide ise anti tiroid ilaçlar kullanılmalıdır.

    Prof. Dr. Peyami Cinaz

  • İyot tutulması değil akıl tutulması

    -Çorba olarak lahana sulusu, ana yemek olarak da lahana katısı.

    -Akşama ne olacak, anne!

    -Gözlerinin önünde sarmaladığım.

    -Tarlada lahana kalmadı bizde de mecal.

    -Yarına kavurma yapayım o zaman.

    -Çoban kavurma mı, ciğer kavurma mı?

    -Lahana kavurma neyinize yetmiyor çocuğum!

    Demokrasi anlayışını “Haksızlık olmasın diye bir sağdan astık bir soldan” gibi bir ucube anlayışla özetleyen ve neredeyse gökten zembille indirildiğini iddia etme kertesine gelen komite başı haykırdı:

    -Doktor! Nedir Karadeniz dağlarından yükselen bu ayrık otu?

    -Endemik guatr!

    -Türkçe konuş be adam!

    Sağlık otoritesinin başında ki emekli subay yutkundu, gerindi ve içtima kışlasına geri dönmek zorunda olduğunu anladı:

    -İyot eksikliği efendim.

    Hazret nihai emri verdi hemen akabinde:

    -Yerine koyun o zaman, netekem ayrık ses duymak istemiyorum artık!

    General rütbesine emir komuta tekmilleri ile yükselen doktor; çaresiz çaktı emre amadeyi üst rütbelisine.

    1950’lerin başında elindeki haritaya bakarak dünyanın yarısını iyot yetersiz diye tanımlayan Dünya Sağlık Örgütü; Türkiye’yi özellikle Karadeniz’i riskli bölge içine dahil etmişti uzaydan petrole bakan adamlarıyla.

    1948 de üç belde de endemik ilan edilen guatr; 1980 de Türkiye genelinde % 30 olarak açıklanıyordu. Ve 1994 yılında komite yaklaşımının uzantıları; tuzları iyoda, Karadeniz halkını da tuza mahkûm ediyordu ilelebet…

    Hiç kimse sormadı; hani toprak analizleri, nerede bitki analizleri.

    Ne hikmetse iyodu bağlayan şalgam, turp ve en önemlisi karalahana bile aklanmıştı çarçabuk.

    Yıl 12 ay lahanaya mahkum edilen halk neredeyse bedava olduğu için mevsiminde kolayca ulaştığı yeterli iyot içeren hamsisinden bile mahrum ediliyordu. Endemik raporları destekleyecek veriler hızla yerine konuyordu siyah takımlı adamlar tarafından.

    Antitezleri dile getiren bilimsel veriler ayrık otu yaftası yiyordu kolaylıkla.

    Doktor “Hastalık yoktur, hasta vardır” desturunu unutmuş, iyot bağlayarak guatr yapan yiyeceklerden başka bir şey yemeyen hastaların diyetlerini dahi sorgulama gereği duymamıştı.

    Propaganda öylesine etkiliydi ki; bütün çiçek özlerinden tuz yağıyordu, yetmiyor cangılın üzerine iyot yağıyordu, Çernobil yağıyordu.

    Ekranlarda iyotlu Çernobil yağmurlarında yıkanmış tavşankanını yudumlayarak halka güven aşılamaya cüret edecek kadar aymazlaşan basiretsizler yüzünden; tuz salgını başlamıştı yurdun dört bir yanında. Gereğinden fazla iyot; papiller tiroid kanseri yapıyordu. Hipertiroidi yani zehirli guatr yapıyordu. Beraberinde hipertansiyon yapıyordu.

    Tiroid bezinde iyi huylu büyümeye neden olan endemik guatr yoktu artık.

    Onun yerine zehirli, kötü huylu ya da çok nodüllü guatr vardı.

    Eşantiyon paketlerinden fırlamış hızlı çalışan iyatrojenik guatr yani hediye edilmiş guatr vardı.

    Zevkten dört köşe olmuş bir şekilde avuçlarının içini kaşıyan ilaç devleri vardı!

    İyot tutulması yerine artık akıl tutulması vardı!