Etiket: Grup

  • Aile ve Çift Terapisi

    Aile ve Çift Terapisi

    Ortak bir tema çerçevesinde bir araya gelen kişilere uygulanan bir model olmakla birlikte, ortak temalara örnek olarak uçuş korkusu, alkol ve madde bağımlılığı, yas, cinsel istismar, panik problemleri, sosyal kaygı, utangaçlık gibi konular gösterilebilir. Terapist, danışanların hepsinin birbirlerinden destek alarak sorunlarını azaltmalarını ve davranışlarını şekillendirmelerini sağlar. Grup terapisi, küçük gruplar halinde uygulanır ve konular; danışanların içlerinde bulundukları durum ve onların geçmişte yaşadıkları, şahit oldukları ve etkilendikleri olaylar üzerinde terapistlerin yönlendirmeleri ile konuşmalarından oluşur.

    Grup terapisinde paylaşım yapmak esastır. Kişiler, ortak sorunlar çerçevesinde birbirlerine destek olarak, sorunlarına yönelik çözümleri birlikte oluşturup yaşamlarına geçirirler. Grup terapisi sosyal bir ortam içerisinde danışanların sorunlarını incelemelerini, ve kişisel yaşam içerisinde karşılaşılan sorunlar, ve kaygılar üzerine anında geri bildirim almalarını sağlar. Gruptaki danışanlar, kendi sorunlarını güvenli ve gizli bir ortamda paylaşarak ve başkalarıyla empati kurup onların sorunlarına yardımcı olmaya çalışarak grup terapisinden fayda sağlarlar.

    Profesyonel bir terapistin gözlemciliği altında küçük bir grup danışanın buluşup kendilerine ve birbirlerine yardım etmelerini öngörerek özellikle yalnızlık, depresyon ve kaygı gibi konularda danışanlara yardımcı olur. Terapi için geldiğinizde, terapistiniz ve siz beraberce sorununuzun sebeplerini incelersiniz. Böylece, sorununuzu daha iyi anlama yoluna girer ve durumu değiştirip sorunu giderecek seçenekleri kendiniz yaratırsınız.

    Grubun toplantılarında, bireyler birbirleriyle özgürce konuşmaya teşvik edilirler. Bu konuşmaları gerektiğinde profesyonel bir terapist yönlendirir. Grup terapisi bazen bireysel terapi ile birlikte uygulanır. Böyle durumlarda bu kombinasyonun kişilere farklı kazanımlar sağladığı düşünülür. Bireyler, grup terapinin yardımıyla yalnız olmadığını, benzer sorunları olan kimselerle sorunlarını paylaşabilir olduğunu görür, kendilerini anlayacak insanlarla beraber olabileceğinizi hissedersiniz.

    Kulanıldığı alanlar: Kişiler arası ilişkiler, depresyon, kaygı, önemli hastalıklar, yakın birini kaybetme, bağımlılıklar ve davranışsal sorunlar. Genellikle grupları oluşturanlar, birbirlerinden bir şeyler öğrenebilecek insanlardır. 

  • Myelodisplastik sendrom ( mds )

    Kansızlık, kanamalar ve enfeksiyonlarla ortaya çıkabilen, sıklıkla orta – ileri yaşlarda görülebilen bir sendromdur. Hastalık erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. MDS çocuklarda da tanımlanmıştır. Günümüzde insan ömrünün uzaması, radyoterapi, kemoterapi, kimyasallarla artan temas sonucunda sendromun görülme sıklığı ne yazık ki giderek artmaktadır. Sendromun içeriğinde refrakter ( dirençi ) kansızlıktan ( RA ), akut lösemiye ( AML ) kadar giden bir grup hastalık bulunmaktadır. Yirminci yüzyılın başlarından itibaren ayrı ayrı refrakter anemi, ring ( yüzük ) sideroblastik anemi, prelösemi, kronik myelomonositik lösemi ( KMML ) olarak tanımlanan bu hastalıklar, seksenli yılların başlarından itibaren yapılan sınıflandırmalarla ( FAB – WHO ) myelodisplastik sendrom ( MDS ) başlığı altında toplanmışlardır.

    Bu hastalık grubunda sadece alyuvarların azlığı ile birlikte olan dirençli anemiler (refrakter – RA ) de vardır, akut ve kronik lösemiler de. Bu nedenle myelodisplastik sendromlu hastalar; hastalığın alt gruplarına, morfolojik – sitogenetik anomalilere, moleküler mutasyonlara, hastaların yaşlarına ve birlikte olan hastalıklara bağlı olarak çok farklı yaşamlar sürebilirler.

    Hastalığın tanı ve ayırıcı tanısında; çevresel kandaki sitopeni, bisitopeni ya da pansitopeni ( bir, iki ya da üç grup kan hücresinde azalma ), sıklıkla myelodisplastik değişikler içeren, hücrelerden zengin ( hipersellüler ), daha seyrek olarak da hücrelerden fakir ( hiposellüler ) kemik iliği bulguları, bazı alt gruplarda dalak büyüklüğünün varlığı ( splenomegali ), mutasyonlar, sitogenetik anomaliler yardımcı olurlar.

    Ayırıcı Tanı:

    Kemik iliği yetmezlikleri ( aplastik anemiler , PNH… )

    Lösemiler ( KML, HCL…)

    Anemiler ( B12, folik asit eksiklikleri…)

    Lökopeni ve trombositopeniler ( İTP, idyopatik sitopeniler…)

    Diğerleri ( idyopatik displaziler, Felty sendromu, folik asit antogonistleri …)

    Tedavi :

    Hastalarda, MDS’nin alt gruplarının özelliklerine bağlı olarak önemli ölçülerde değişmek üzere; hastalığa yönelik ( spesifik ) ve destek tedavilerden söz edebiliriz.

    Spesifik ( doğrudan hastalığa yönelik ) tedaviler:

    Sitozin arabinozid, antrasiklinler, azasitidin, desitabin, topotekan, isotretinoin, lenalidomid, arsenik trioksit…gibi ilaçların kullanımları.

    MDS’li hastalarda allojenik kök hücre transplantasyonu da önemli bir tedavi seçeneği olarak dikkate alınmalıdır. Hastanın yaşı, uygun vericiler ( akraba – akraba dışı ) , hastalığın alt grupları ve birlikte olan hastalıklar gibi faktörler bu tedavi seçeneğinin uygulanmasını ve başarılarını önemli ölçüde etkiler.

    Destek tedavileri:

    Eritrosit ( alyuvar ) ve trombosit ( platelet ) transfüzyonları, büyüme faktörleri ( G-CSF, GM-CSF ), eritropoietin ( EPO ), demir bağlayıcı ajanlar hastalığın alt tiplerine bağlı olarak hastalar uygulanabilir.

    Hastaların izolasyonu, ağız bakımları, enfeksiyonlara karşı değişik antibiyotik, antifungal ve antiviral ilaçların kullanımı tedavilerdeki diğer yaklaşımlardır.

    Prof.Dr.Vasıf Akın UYSAL

    Hematoloji

  • Sigara bırakmada hangi yöntem daha etkili: azaltarak bırakmak mı, birden bırakmak mı?

    Sigara bırakmada hangi yöntem daha etkili: azaltarak bırakmak mı, birden bırakmak mı?

    Sigara ve sigaranın neden olduğu hastalıklar dünyada en önde gelen yaşam kaybı nedenleridir. Sigara dünyada her yıl 5 milyon, Türkiye’de 100 bin yaşam kaybından sorumlu tutulmaktadır. Akciğer kanserine bağlı yaşam kayıplarının %90’ı, kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) bağlı yaşam kayıplarının %90’ı, erkeklerde tüm kanserlere bağlı yaşam kayıplarının %35’i, kadınlarda %15’i sigaraya bağlıdır.

    Sigaranın ciddi derecede hastalıklara; yaşam, yaşam süresi ve yaşam kalitesi kayıplarına neden olduğu ortadadır. Bu nedenle sigara, kanserin önlenebilir en büyük nedenidir.

    Sigarayı bırakma konusunda yapılan çalışmalar, alternatif tütün ürünleri kullanılmasının istenilen başarıyı sağlamadığını; azaltarak bırakırım tarzında bir düşüncenin de sanılanın aksine yeterli düzeyde etkili olmadığını göstermeye devam etmektedir.

    Bu bağlamda yine yakın zamanda Oxford Üniversitesi’nde sigara kullanımını birden bırakan ve sigara kullanımını aşamalı olarak bırakan kullanıcıların karşılaştırıldığı yeni bir çalışma yapılmıştır. Yapılan kontrollü çalışmada rastgele seçilmiş 697 sigara kullanıcısı 4 haftalık dönemde ve 6 aylık dönemde incelenmiştir.

    Çalışmayı yapan ekip; toplumlarda aşamalı olarak sigara kullanımının bırakılmasının, sigarayı bırakmakta faydalı olduğunun düşünülmesine karşın, sigara kullanımının bir defada bırakılmasının daha etkili olduğunu kaydetmiştir.

    Araştırmacılar sigarayı birden bırakan 355 yetişkin kullanıcı ile sigarayı aşamalı olarak bırakan 342 yetişkin kullanıcının bulunduğu iki grup ile çalışmışlardır.

    Sigarayı birden bırakmayı seçen katılımcılar, sigarayı 2 hafta içinde hangi gün bırakacaklarını önceden belirlemişlerdir.

    Sigarayı aşamalı olarak bırakan katılımcılar, sigara kullanımını ilk haftanın sonunda %50 oranında azaltırken, ikinci hafta %25’lik bir azalma daha sağlamaya çalışmışlardır.

    Hemşireler her iki grupta da davranışsal destek vermişler ve her iki gruptaki hastalarda sigarayı bırakmadan önceki ve sonraki dönemde nikotin replasman (yerine koyma) yamaları uygulamışlardır. Sigarayı bir defada bırakan katılımcılar ayrıca öngörülen bu zaman diliminde tekrar kullanıma karşı gelmek için kısmen zor ve gelişmiş başa çıkma stratejileri izlemişlerdir. Araştırmacılar sonraki her klinik oturumda ise hastaların tükürüklerinden kotinin (nikotinin bir son ürünü) miktarını ve üfledikleri karbonmonoksit konsantrasyonunu değerlendirmişlerdir.

    4. haftada aşamalı olarak sigarayı bırakan gruptaki katılımcıların %39.2’si; bir defada sigarayı bırakan katılımcıların bulunduğu grubun ise %49.0’u bu perhizi sağlamışlardır.

    6. ayda ise aşamalı olarak sigarayı bırakan gruptaki katılımcıların %15.5’inin bu perhizi sağladığı görülürken; bir defada sigarayı bırakan katılımcıların bulunduğu grubun ise %22.0’si bu perhizi sağlamışlardır.

    Sonuç olarak açık kanıtlarla gösterilen bu çalışmanın da işaret ettiği şekilde; aşamalı olarak sigara bırakmanın etkili bir yöntem olduğu düşünülse de uzun ya da kısa dönem fark etmeksizin sigarayı bırakmanın bir defada olması, sigarayı bırakma üzerinde daha etkilidir.

  • Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Büyüme sürecinde duygusal, zihinsel ya da davranışsal sorunlar yaşayan çocuk ve ergenlerle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetidir. Bu hizmette söz konusu sorunların altında yatan psikolojik rahatsızlıklara odaklanılır. Süreçte, ebeveynlerle de işbirliği yapılır ve düzenli görüşmeler yoluyla ebeveynlerin bilinçlenmelerine yardımcı olunur.

    Çocukta ya da ergende ortaya çıkmış problemler, çocuğun/ergenin yardım çağrısı olarak düşünülür. Çocuğun ya da ergenin yaşadığı problem “bir sıkıntım var, bunu kendi başıma çözemiyorum, desteğinize ihtiyacım var, yolunda gitmeyen bir şeyler var, bana yardım edin” çağrısıdır.

    Çocukla/ergenle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetlerinde; probleme yönelik çalışıldığı gibi, çocuğun/ergenin sosyal ve duygusal açıdan güçlenebilmesi, gelişimsel becerilerini arttırabilmesi, yaşına ve gelişim özelliklerine uygun olarak yaşadığı sorunların üstesinden gelebilmesi ve ailesiyle ve arkadaşlarıyla sağlıklı ve besleyici ilişkiler kurabilmesi amaçlanılır.

    Çocukluk ve ergenlik dönemi; bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimin hızla devam ettiği dönemlerdir. Çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan sorunlara hemen müdahale edilmesi çocuğun/ergenin gelişim sürecinde tıkanıklıklar oluşmasını engelleyebileceği gibi gelişimin arzulanan çerçevede sürekliliğini sağlar.

    Bir sorun uzun süre çözülemediğinde çocuğun/ergenin tüm gelişim alanları bu sorundan olumsuz bir şekilde etkilenir ve diğer gelişim alanlarında da farklı sorunlar oluşur. Sorunlar büyümeden yapılabilecek erken müdahale hem çözüm sürecinin kısalmasında hem de başka sorunların oluşumunun önlenmesinde belirleyici rol oynar.

    Çocuğa/ergene yönelik danışmanlık hizmetlerinin en önemli yararlarından biri de, ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ve kişiliğin oluşumunu olumsuz etkileyebilecek problemlerin; zamanında ve büyümeden çözülebilmesine ve krizlerle baş ederek atlatılabilmesine imkan sağlamasıdır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Danışmanlık Hizmetleri

    • Travma (ölüm, şiddet, istismar, boşanma, hastalık, kaza, ameliyat vb.)
    • Davranış ve uyum problemleri
    • Risk içeren davranışlar
    • Sosyal beceri eksiklikleri
    • Bağımlılıklar
    • Ders başarısızlığı
    • Çekingenlik ve kendine güvensizlik
    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
    • Özel öğrenme güçlüğü
    • Alt ıslatma
    • İnatçılık
    • Parmak emme, tırnak yeme,
    • Kardeş kıskançlığı
    • Yeme problemleri
    • Konuşma bozuklukları
    • Gecikmiş konuşma
    • Tikler
    • Okul problemleri
    • Öğrenme performansını arttırma vb.

    Çocukla / Ergenle Çalışma Sistemi

    • Verilen danışmanlık hizmetinde öncelikle çocuk/ergen hakkında aileden ayrıntılı bir şekilde bilgi edinilir.
    • Çocuğun/ergenin yaşadığı sorunun kaynağını belirlemek ve çocuğu/ergeni tanımak amacıyla ihtiyaç duyulan konularda psikolojik testler uygulanır.
    • Çocukla/ergenle bire bir çalışılarak ve gözlem yoluyla ihtiyaç duyulan bilgiler edinilir.
    • Sorunun kaynağı belirlendikten sonra çocuğun ya da ergenin sorununun çözümüne yönelik psikoterapi yöntemleri belirlenir.
    • Problemin niteliğine ve ihtiyaca yönelik olarak çocukla/ergenle bire bir danışmanlık hizmeti sürdürülür.
    • Ailede ve okulda düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunda aileyle ve okulla gerekli işbirliği yapılır.
    • Çocuklarla ve ergenlerle çalışırken; oyun terapisi, EMDR terapisi, psikodrama, sanat terapisi, çözüm odaklı terapi, ebeveyn danışmanlığı, aile terapisi vb. birçok terapi yönteminden yararlanılmaktadır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Grup Çalışmaları

    Çocuklara ve ergenlere yönelik yardım hizmetleri, bire bir danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra grup çalışmaları yardımıyla da yürütülebilir. Grupla psikolojik danışma, benzer problemlere sahip 6-15 kişiden oluşan en az bir uzman kontrolünde yürütülen sistematik danışmanlık faaliyetleridir. Grup dinamizminden de yararlanılarak, çocuğun/ergenin yaşanılan sorunlarda yalnız olmadığını fark etmesi, benzer sorunlarla başa çıkma konusunda sosyal öğrenme olanakları sunması ve bir gruba aidiyet duygusu yaşatması ,yardım sürecinde iyileştirici etkiler yaratmaktadır. Yapılabilecek grup çalışmalarına ait konu başlıklarından bazıları aşağıda sıralanmaktadır;

    Psikodrama Grup Çalışması: Dramatik canlandırmalar yoluyla sorunlarını, çatışmalarını, kaygı ve güçlüklerini ele alarak, çocuğa ve ergene başa çıkma becerilerini geliştirme ve bunları deneme olanağını sağlar.

    Sosyal Beceri Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin yaşına ve gelişim özelliklerine uygun; kendini grup içinde ifade etme, iletişimi başlatma ve sürdürme, öfkesini kontrol etme ve öfkesini yapıcı şekilde yönlendirme gibi sosyal becerileri edinebilmesi amaçlanmaktadır.

    Yaratıcılık Becerilerini Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin gündelik yaşam içinde karşısına çıkabilecek sorunlara ilişkin özgün çözümler geliştirebilmesi, farklı alternatifler üretebilmesi amaçlanmaktadır.
    Sınava Hazırlanma ve Sınav Performansı Arttırma Grubu: Çocuğun/ergenin akademik başarının ölçüldüğü sınavlara etkin şekilde hazırlanabilmesi ve sınav esnasında yaşanabilecek olumsuz kaygıyı kontrol edebilmesinin amaçlandığı faaliyetlerdir.

  • Hodgkin lenfoma tedavisinde yenilikler

    Hodgkin Lenfoma Tedavisinde Yenilikler

    Hodgkin Lenfoma, günümüzde tedavisi en başarılı hale gelmiş kanser tiplerinden biridir. Bu hastalık genellikle lenf bezlerindeki büyüme ile kendisini belirtir. Terleme, halsizlik, kilo kaybı veya enfeksiyondan kaynaklanmayan ateş, hastalığın belirtileri olabilir. Lenf bezlerinin vücudun hangi bölgesinde olduğuna bağlı olarak, mesela nefes darlığı, öksürük gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Hastalığın tedavisindeki hedef, mümkünse hastalığı tamamen yok etmek ve hastalığın nüks etmesini de önlemektir. Dünyada Hodgkin Lenfoma hastalığın tedavisinde gelişmeler kaydetmek amacıyla çalışan ve büyük kapsamlı çalışmalar yapan bazı gruplar vardır, bunlardan birkaçı Alman Hodgkin Lenfoma Çalışma Grubu (GHSG), EORTC, Kanada NCI’dır. Alman Hodgkin Lenfoma Çalışma Grubu (GHSG)’nin çalışmalarına bu güne kadar 15.000 Hodgkin hastası katılmıştır. Hastalık vücuda pek yayılmamışsa, hafif bir kemoterapi ve ışınlama içeren tedaviler ile hastalık yok edilebilir. Hastalık ilerlemiş ve vücuda daha çok yayılmışsa, hastalığı yok edebilme şansını arttırmak için daha etkili kemoterapi tedavileri de geliştirilmiştir. Aşağıdaki yazı genel bir bilgilendirme amacı taşır. Hastalığın Hodgkin lenfoma hakkında tecrübeli bir doktor tarafından tedavisi tavsiye edilir.

    Hastalığın belirtileri

    Hodgkin Lenfoma, genellikle lenf bezlerindeki veya dalaktaki büyüme ile kendisini belirtir. En sık boyundaki lenf bezlerinin tutulumu olur, fakat vücudun iç kısımlarındaki lenf bezleri de büyüyebilir. Bunun dışında dalak, karaciğer veya başka organlar da tutulabilir. Bazı hastalarda şu belirtiler ortaya çıkar: Kilo kaybı (son altı ay içinde %10), geceleri terleme, tekrarlayan ve bir enfeksiyondan kaynaklanmayan ateş. Bu belirtilere “B semptomları” adı verilir.

    Hastalığın teşhisi

    Hastalığın teşhisi için, uygun bir lenf bezinin alınıp, incelenmesi gerekir. Hodgkin lenfoma patolojik incelemede çeşitli alt gruplar içerir, bu grupların tedavisi değişiklikler gösterebilir.

    Bu incelemenin yanında, hastalığın vücuda ne kadar yayıldığını gösteren araştırmalar da yapılır ki, buna “evreleme” diyoruz. Hastalığın evreleri (safhaları) şunlardır:

    Evre I: Bir tek lenf düğümü bölgesinin tutulumu

    Evre II: Diyaframın (göğüs ve karın boşluğunu ayıran kas) tek tarafında olmak üzere, 2 veya daha fazla lenf düğümü bölgesinin tutulumu

    Evre III: Diyaframın iki tarafında da tutulum

    Evre IV: Dalaktan başka bir organın yaygın tutulumu (dalak bu hastalıkta bir lenf düğümü bölgesi gibi değerlendirilir).

    Hastalığın hangi evrede olduğunu saptamak için bilgisayarlı tomografi, tedaviyi planlamak için de bazı kan testleri ve kalp, akciğer gibi organların nasıl çalıştığını gösteren testler gereklidir.

    Evrelemenin yanında bazı bulgular da hastalığın kötü risk faktörlerini tanımlar. Risk faktörü dediğimiz bulgular, duruma göre hastalığın iyileşme oranını olumsuz etkilerler, fakat diğer verilerle beraber değerlendirilmeleri gerekir. Kötü risk faktörü olan hastaları kurtarabilmek için, evresine göre, daha etkili bir tedavi uygulamak gerekebilir.

    Alman Hodgkin Lenfoma Çalışma Grubu’na (GHSG) göre bu risk faktörleri şunlardır:

    -Üç veya daha fazla lenf düğümü alanının tutulumu

    -Yüksek sedimantasyon

    -Büyük mediastinal kitle (göğüs kafesinin 1/3 ünden daha geniş)

    -Ekstranodal (lenf düğümleri dışında) tutulum.

    Hastalığın tedavisi

    Patolojik bulgulara göre, hastalık klasik tip Hodgkin lenfoma ve daha az görülen bir alt gruba (lenfosit predominant) ayrılır. Bu az görülen alt grup, özellikler gösterir. Aşağıdaki tanıtım, klasik tip Hodgkin lenfoma için geçerlidir.

    Hastalığın tedavisine lüzumsuz zaman kaybı olmaksızın başlanması ve tedavinin muntazam bir şekilde uygulanması önem taşır. Tedavi açısından hastalık üç gruba ayrılabilir:

    1. Grup: Erken evre, kötü risk faktörü yok

    2. Grup: Erken evre, fakat bazı risk faktörleri var

    3. Grup: İlerlemiş hastalık.

    Son yıllardaki çalışmalar bilhassa 2 konuda aşamaları hedef almıştır. Bunlardan birincisi, erken evre ve kötü risk faktörü olmayan hastaları kapsar. Bu hastalarda tedavi sonuçları zaten çok iyi olduğundan, yapılan çalışmalar, iyi sonuçları korumayı, fakat tedavinin yan etkilerini azaltmayı amaçlamıştır. İkinci konu ise, daha ilerlemiş hastalığı olan Hodgkin lenfoma hastalarında, tedavide başarı ve hastalığın yok edilme oranını arttırmaktır.

    Erken evre, kötü risk faktörü olmayan hastalar

    Hem evresi I veya II, hem de yukarıda yazılan kötü risk faktörlerinden hiçbirinin olmadığı hastalar için 2 kürden oluşan çok kısa bir kemoterapi ve az dozlu bir ışın tedavisi, iyi bir tedavi seçeneği oluşturur. Alman Hodgkin Çalışma Grubunun 1370 hastada yaptığı bu çalışma, sadece 2 kür kemoterapi ve ışın tedavisi ile tedavi edilen hastalarda anlamlı bir şekilde daha az yan etki oluştuğunu gösterdi. New England Journal’da yayınlanan bu çalışma, iki kür kemoterapi ve ışın tedavisi alan hastalarda, tedaviden 5 yıl geçtikten sonra, tedavinin hala başarılı olduğu hasta oranını %91 olarak belirledi. 20 ile 30 Gray dozundaki ışın tedavisi karşılaştırıldığında, etki açısından fark görülmedi.

    Erken evre, fakat bazı risk faktörleri olan hastalar

    Bu grup, yukarıdaki ve aşağıdaki grubun dışındaki Hodgkin lenfoma hastalarını içerir. Bu durumlarda, genellikle 4 kür ABVD kemoterapisi ve 30 Gray dozundaki ışın tedavisi standart tedavi olarak görülür. Bu gruptaki altmış yaşın altındaki hastalar için, Alman Hodgkin Çalışma Grubu, 1522 hastada bir çalışma yaptı. Bu çalışma 4 kür ABVD adı verilen kemoterapi protokolü ve ışın tedavisi yerine, 2 kür “escalated BEACOPP” adlı protokol + 2 kür ABVD ve ışın tedavisi uygulanırsa, 5 yıl sonraki progresyonsuz (hastalıkta ilerleme olmaksızın) sağ kalımın yüzde 6 oranında arttığını gösterdiği için, bu tedavi şekli de iyi bir seçenek oluşturur.

    İlerlemiş hastalık grubu

    Bu grup, evresi III veya IV olan hastaları, ilaveten evresi IIB olup da, ya büyük mediastinal kitlesi, ya da ekstranodal (lenf düğümleri dışında) tutulumu olan hastaları içerir. Bu durumdaki hastalarda, hastalığın tamamen yok edilmesini sağlamak, öteki grup hastalarına oranla daha güçtür. Bu hastalara 6-8 kür ABVD kemoterapisi ayaktan verilebilir. Başka bir seçenek de “escalated BEACOPP” adı verilen kemoterapi protokolüdür. Alman Hodgkin Çalışma Grubunun yaptığı çalışmalar sonucu, bu gruptaki ve altmış yaşından daha genç olan hastalarda, “escalated BEACOPP” adı verilen kemoterapi protokolü ile hastalığın kontrol edilme imkanının, standart kemoterapiden daha iyi olduğu yayınlandı. 6 kür olarak uygulanan “escalated BEACOPP” protokolünün ilk küründe, hastanın hastanede yatması gerektir. “Escalated BEACOPP” protokolü, iyi hasta takibi ve tecrübe gerekten, daha yoğun bir protokoldür. Bu hastalarda tedavi bittikten sonra, PET-BT (Pozitron Emisyon Tomografisi ve Bilgisayarlı Tomografi görüntülerinin aynı anda alınmasını sağlayan cihaz) sonuçlarına göre bazı hastalarda ışın tedavisi de gerekmez.

    Dirençli veya nüks eden hastalık

    Bu durumda, hasta 65 yaşından genç ise, genellikle kök hücre transplantasyonu (kemik iliği nakli) içeren bir tedavi tavsiye edilir. Kök hücreler hastadan toplanır, bu tip kök hücre transplantasyonuna otolog nakil denilir.

    Kök hücre transplantasyonu yapılamayan hastalar için bazı ilaç seçenekleri vardır. Brentuximab vedotin adlı antikor da yeni tedavi imkanları arasında yer almaktadır.

    İzlem: Tedavi tamamlandıktan sonra da, belli aralıklarda hastanın ve hastalığın takibi büyük önem taşır.

  • Psikodrama

    Psikodrama

    Jacop Moreno tarafından rol kuramı ve sosyometri ile temellendirilmiş bireysel ve grup psikoterapisi tekniğidir. Birçok terapi tekniğinden farklı olarak içine eylemi, spontaniteyi ve yaratıcılığı koymuştur.

    Psikoterapi tekniğinde eylemin olması, söze dökülmeyen bilginin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Sözle dile gelen bilginin de doğruluğunu sorgulatmaktadır. Aynı zamanda da yeni keşiflerin hızlı, etkili ve doğru bağlantılarla ortaya çıkmasına aracı olmaktadır.

    Günümüzde yaşamın rutin eylemleri insanların spontanitesi ve yaratıcılığını ortadan kaldırıyor. İnsanlar an’da kalamadığı için bir kısır döngünün içine düşüyorlar. Psikodrama spontanite ve yaratıcılık zeminiyle insanların kendi gerçeklerini keşfetmelerini yerine yaratıcı ve spontan bir şeyler (düşünce, duygu, anı, davranış) koymalarını sağlıyor. Sağlıklı insanın da kör noktaları ve düğümleri var. Bu düğümler ve kör noktalar eylem, spontanite ve yaratıcılık zemininde psikodrama teknikleri ile kişiyi kendi gerçeğine hızlı ve etkin bir şekilde içgörü sağlıyor. Psikodrama, dramatik yöntemlerle gerçeği araştıran bilim olarak da tanımlanabilir. Bu yöntem bizlere, kişiler arası ilişkilerimize bakmamızı ve iç dünyamızla ilgilenmemize aracı oluyor.

    Psikodrama bireysel psikoterapi sürecinde de kullanılan bir tekniktir. Grup içinde kullanılan teknikler bireysel danışmada da kullanılabilir.

    Psikodrama grup terapisi en az sekiz kişilik gruplarda yapılmaktadır. Grup çalışması yaşantı gruplarında iki saat sürmektedir. Grup çalışmaları haftalık, on beş günde bir veya aylık olarak oluşturulabilmektedir. Grup çalışmasına katılmadan önce bireysel bir değerlendirme yapılmaktadır. Gruplar kadınlara yönelik yaşantı grupları, anne atölye çalışmaları, karma yaşantı grupları ve belirli spesifik konularda (sınav kaygısı, iş ve eğitim grupları gibi) olabilmektedir.

    Psikodrama;

    • Bireyin sağlıklı yönlerini güçlendirmek.

    • Yaşamda an’da kalma ile ilgili sorunlarını aşmak.

    • Yaşamda işlevsel olmayan bağlarını, güçlüklerini ortaya çıkarmak.

    • Yaratıcılığını ve spontanitesini arttırarak problem çözme becerisini arttırmak.  

    • Kendi içsel gerçeğinin farkına varmak, görünmeyen yönlerimizin keşfi, kendini tanıma bir diğer kişiyi anlama vb.  Birçok konuda destek almak isteyen herkese açık, deneyime dayalı, eylemsel süreci içeren bir terapi tekniğidir.

    Psikodrama grup terapisi alanda eğitim almış, psikodramatist veya yardımcı psikodramatistlerin uygulama yapabileceği bir terapi tekniğidir.

    Son olarak Psikodrama temelinde güçlü bir felsefeye dayanır. Psikodrama’nın hedefi, hayatı bir model olarak kullanan bir terapi ortamı yaratmak ve bunu evrensel olan zaman, mekân, gerçeklik ve evrenden başlayarak hayatın bütün ayrıntılarına varıncaya kadar bütün yaşam biçimleriyle bütünleştirmektir.

    ‘Gerçeğin eylemle keşfi’ olan psikodrama grup terapisinde ve bu bütünleşme sürecinde olmanız dileğiyle.

  • Çocuk Psikodraması

    Çocuk Psikodraması

    Sosyometri ve psikodrama grup terapisinin oluşmasını sağlayan alanlardan biri Spontaniye Tiyatrosu diğeri çocuklarla yapılan gözlem ve çalışmalara dayanmaktadır. Psikodrama grup terapisinin kurucusu Jacop Levi Moreno önceleri felsefe ile uğraştı. Sonra tıp eğitimi aldı ve sonra çocukların günlük oyunlarını izlemeye başladı. Çocukların yetişkinlerden farklı olarak spontanite ve yaratıcılıklarının yüksek olmasına dikkatini verdi. Hayatın başlangıcında var olan yönlerin sonrasında nasıl köreldiğini ve insanların kullanamadığı bu yapının hayatlarına nasıl yansıdığını da fark ederek Psikodrama grup psikoterapisini oluşturdu.

    Çocuk Psikodraması , Psikodrama’nın çocuklarla yapılan uygulamasıdır. Çocuk psikodraması çocukların günlük yaşamda yaşadıkları zorlukları, önemli olayları ve bunlara ilişkin duyguları, düşünceleri, inançlarının sahneleyerek otaya koydukları ve bu yolla değişimin sağlandığı terapötik süreçtir. Yetişkinlerle yapılan çalışmalardan farklı yanları vardır. Fakat psikodramanın temelinde yer alan eylemi, spontaniteyi, yaratıcılığı, rol kuramını ve sosyemetriye yer verir. Farklı yanları olarak belli yaş aralığında olması, grup sayısı, grup odasının düzeni, grubun çalışmasında ki lider sayısı, psikodrama teknikleri uygulanırken dikkat edilmesi gereken durumlar olarak sıralayabiliriz.

    Çocuk psikodramasi, 6 ve 11 yaş arasında en az 3 en fazla 6 kişilik gruplarda iki terapist eşliğinde uygulanır.

    Çocuk psikodraması haftada bir gün veya on beş günde bir periyotlarda bir saat on beş dakika süreyle yapılır.

    NEDEN ÇOCUK PSİKODRAMASI?

    Çocuk psikodraması ile çocuklar da sağlıklı yapıyı güçlendirmek ve ihtiyaç duyduğu sağlıklı yapıyı yeniden oluşturmak. Duygularını ve kendini tanımalarını sağlamak. Rol repertuarını arttırarak kendini ve bir diğer kişiyi tanımasını kolaylaştırmak. Eylemle birlikte kendi potansiyelini ortaya çıkarmak. Çocuklukta yaşanan korkular, takıntılar, öfke, kardeş kıskançlığı, davranış sorunlarının da iyileştirici olması sebebiyle uygulanmaktadır.

    Biz yetişkinlerden farklı olarak var olan spontanite ve yaratıcılıkları grup çalışmalarında kendilerini ortaya koymada ve karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları güçlüklerle başa çıkmada önemli bir faktör olmaktadır. Çocuk psikodramasında eylem kullanıldığında ve engellenmediğinde çocuk hakkında birçok bilgiye sahip olmamız da mümkün olmaktadır.

    Çocuk psikodramasında, grup çalışmasına katılan çocukların ebeveynleri ile de çalışma yapılmaktadır. Çocuklarla çalışma yapılan birçok yöntem, ailelere müdahale gerekliliği destekler. Bu durum çocuk psikodraması için de geçerlidir. Ailelere müdehale de ailenin yaklaşımları, tutumları ve çocuğun ihtiyacına uygun olarak iyileştirici müdahaleler ebeveyn gruplarında ele alınmaktadır.

  • Psikodrama – Rol Oynama ile Terapi

    Psikodrama – Rol Oynama ile Terapi

    Sorunlarınızı çözmek için tiyatroyu denediniz mi?Hayır,izlemek değil bu kez..Oynamaktan söz ediyorum.

    Psikodrama, spontan tiyatrodan yararlanılarak gerçekleştirilen bir ruhsal tedavi yaklaşımıdır.Psyche ve Drama sözcüklerinden oluşan psikodrama kelime olarak kişilerin iç dünyalarının aksiyona dönüşmesi anlamına gelir.

    Psikodramatiyatro tekniklerini ruh sağlığı hizmetleriyle birleştiren spontanite, doğaçlama ve yaratıcılık üzerine kurulu bir psikoterapi metodudur.

    Zerko Moreno tarafından geliştirilen psikodramaduygusal problem çözümünü içeren “protagonist merkezli” bir oyun biçimidir.

    Moreno’ya göre ikinci kez yaşanan her gerçek birinciden kurtuluştur.Eğer bir gerçeği ikinci kez yaşarsak, bu gerçeği kontrol altına alabiliriz.Yani ilk kez yaşadığımız olaylar bizi kontrol altına alabilir.Ancak bunu psikodrama sahnesinde ikinci kez yaşarsak bu olayları yıkıcı etkisini kaybeder ve artık biz onları kontrol edebiliriz.

    Psikodrama ne işe yarar?

    • Duygusal problemleri çözümlemek

    • Çözümlenmemiş meseleleri nihayete kavuşturmak.

    • Sorunlarımıza ilişkin farklı bakış açıları kazanmak.

    • Yas ve kayıplarla baş edebilmek.

    • Sosyal ilişkilerimizi gözden geçirmek ve başkalarıyla olan çatışmalarımızın üstesinden gelmek.

    • Sağlıklı olmayan bağlanma şekilleri ile ilgili sorunları çözümlemek

    • Kişisel gelişim sağlamak

    • Farkındalıkkazanmak, kendimizi daha iyi anlamak

    • Yaşam kabiliyetleri, baş etme yöntemleri kazanmak

    • Yaratıcılığımızı geliştirmek.

    • Doğal ve içimizden geldiği gibi davranabilme yetenekleri kazanmak

    Psikodrama 3 aşamadan oluşur:

    1-Isınma

    2-Oyun

    3-Görüşme

    Psikodramada kişisel bir konuyu/sorunu gruba getirerek sahnede canlandıran kişiye başoyuncu(protagonist) adı verilir.Protagonist grubun ve yöneticinin ilgisinin üzerine yoğunlaştığı,oyunun eksen kişisidir.Oyun sırasında bütün üyeler protagoniste yardımcı olmak için hazır beklerler.Protagonist grup üyelerinden istediklerine rol verir.Rol alan kimselere yardımcı oyuncu denir.Oyun esnasında yönetici protagonistle yürüyüşe benzer bir gezinti yaparak konuşur,çalışılması gereken sahneyi belirler.Çeşitli müdahalelerde bulunarak sorunun çözümüne ilişkin teknikleri uygular.Gerekli katarsisin sağlanması ve kişinin içgörü kazanarak bütünleşmesi ve problemden kurtulması amaçlanır.

    Oyundan sonra grup üyelerinin geribildirimleri ve duygularının paylaşımı yapılır.Protagonistin sorunu ve kendi meseleleriyle ilgili çağrışımlarını ifade ederler.(İlginç biçimde alınan roller kişinin kendisinde bir noktaya dokunuyor, tele ilişkisi☺

    Psikodrama grupları ortalama 8-12 kişiden oluşur.Diğer grup terapilerinde olduğu gibi yeni üyelerin sonradan katılmalarına izin verilir ya da verilmez. Böylelikle kapalı ve açık psikodrama grupları adını alırlar.Genelde kapalı gruplar tercih edilir.

    Psikodrama oyunları genellikle 1,5 – 2 saat olarak gerçekleşir. Psikodrama grupları yalnızca bir oturum olabilir, yıllarca da sürebilir.(Benim katıldığım yaşantı gruplarında 10 oturum olarak planlanıyor).

    Siz de sorunlarınızın çözümü için psikodramaya başvurabilirsiniz.Bazı merkezlerde psikodrama grup terapileri yapılmakta.

    Muhtemelen akıllarda “hiç tanımadığım insanlara nasıl anlatabilirim ki sorunumu?,Ben tiyatrocu değilim ki nasıl rol yapayım?” gibi sorular beliriyor.Psikodramada çeşitli ısınma oyunları sayesinde grup üyeleri arasında ihtiyaç duyulan grup enerjisi sağlanmış oluyor.Ayrıca psikodramanın etik kuralları var.Yani merak etmeyin,grup sizi korumuş oluyor ☺

    Psikodramatist olmak hayli uzun süren ve emek gerektiren bir eğitimle mümkün olabiliyor.Psikodramatist olabilmek için kişiler kendi süreçlerini psikodrama sahnesinde çalışıyor ve bizzat deneyimleyerek sonra da psikodrama gruplarını yöneterek bu süreci tamamlamış oluyorlar.Ben henüz olmadım,sırada psikodrama eğitimi var ☺

  • Psikodrama ..

    Psikodrama ..

    Psikodrama başka bir tanımla bir tür dramatizasyondan ya da başka bir ifade ile spontan tiyatrodan yararlanılarak gerçekleştirilen bir ruhsal geliştirme tedavi yaklaşımıdır. Ortada yazılı her hangi bir metin yoktur: bir spontan tiyatro sergileyerek izleyenleri eğlendirmek ya da eğitmek de amaç değildir. Sahnede görülen spontan tiyatro, gerek oyuncuların gerekse izleyenlerin ruhsal yönden gelişmelerini iyileşmelerini amaçlayan karmaşık bir sürecin, ancak su yüzündeki bölümüdür. Psikodrama’da her şey mümkündür. Buradaki ‘’her şey’’ in altını çizmek isterim. Kişiler psikodrama sahnesine geçmiş de yaşadıkları bir takım olayları getirebilecekleri gibi geleceğe ilişkin hayallerini, rüyalarını, hatta deja-vu yaşantılarını ya da halüsinasyonlarını da getirebilirler. Ne tür olursa olsun, geçirdiğimiz bir iç yaşantıyı psikodrama sahnesinde tekrar yaşama şansımız vardır. Bir takım yaşantıların psikodrama sahnesinde tekrarlanması, iyileştirici / tedavi edici işleve sahiptir. Moreno’nun bu işlevle ilgili görüşü de ilginçtir. Ona göre ‘’İkinci kez yaşanan her gerçek, birinciden kurtuluştur.’’ Belki şöyle dersek daha belirgin olabilir; eğer bir gerçeği ikinci kez yaşarsak, bu gerçeği kontrolümüz altına alabiliriz. Yani ilk kez yaşadığımız bazı olaylar, bizi kontrollerine alabilir; fakat biz bu olayları Psikodrama sahnesinde ikinci kez yaşarsak, bu durumda biz onları kontrolümüz altına alırız. Bir çocuk, havlayarak kendisini korkutan bir köpeği yalnız kaldığında taklit ederek korkusunu hafifletmeye çalışır. Muhtemelen eski çağlarda ilkel insanlar da böyleydi; kendilerini korkutan doğa olaylarını ve hayvanların davranışlarını, dans ederek ya da benzeri yollarla tekrarlıyor, onlar karşısında duydukları kaygıyı denetim altına almaya çalışıyorlardı. Kuramsal bir takım temellere oturtulmuş, çeşitli tekniklerle bezenmiş Psikodrama’da ise, sistematik bir ‘’yeniden yaşama’’ etkinliği söz konusudur. Psikodrama yöneticilerinin organize ettikleri bu etkinliklerin kişilerin katarsis sağlamalarına bir takım ağırlıklarından kurtulmalarına yardımcı olur. Psikodrama’da bilinen belli teknikler vardır; yönetici duruma göre bunları kullanır. Ancak Psikodrama’da yöneticiler, bilinen tekniklerle sınırlı kalmak zorunda değildir, bir psikodrama yöneticisi, gerektiğinde yaratıcılığını kullanarak, bilinenlerin dışında bir takım etkinlikler, teknikler üretebilir, uygulayabilir. Psikodrama’da rol kavramı/kuramı çok önemli bir yere sahiptir. Moreno’ya göre roller ben’den çıkmaz, ben, rollerden çıkar. Yine Moreno’ya göre rol, kişiler arası bir yaşantıdır, sosyal yaşantının ayrılmaz bir parçasıdır; hatta sosyal yaşam rollerden ibarettir.

    Psikodrama insanlar arası ilişkiler zemininde ruhsal olguların geliştiğini, ve ancak bu ve benzeri ilişkiler ağı içinde daha uygun yollarda gelişebileceğini kabul eden ve çalışma alanını yalnız klinik içinde bırakmayıp insanların ve toplulukların bulunduğu her yöne yayan çağdaş akımların tipik bir örneğidir. 

    Günümüzde pek çok kuram geçerliliğini yitirmesine rağmen psikodrama, etkinlik ve güncelliğini korumaktadır. Sosyometri toplulukların iç dinamiklerini anlama ve araştırma yöntemi olarak varlığını sürdürürken psikodrama içinde de kullanım alanları bulmaktadır. Freud’un son dönemlerine yetişen Moreno onu insanı kısıtlı bir laboratuvarın içine sokmakla eleştirir ve kendisinin bizzat onların yaşamına katılarak, gözleyerek, yaşayarak ve yaşarken düzelterek önemli bir farklılık getirdiğini söyler. Moreno’nun grup psikoterapisi bir süre sonra psikanalistleri etkilemiş ve psikanalitik grup psikoterapisi gelişmeye başlamıştır. Daha sonra bu oluşum grup analizi olarak adlandırılmıştır.

    Gerçeğin aksiyonla yeniden keşfedilmesi olan psikodrama kaynağını insandaki üç önemli temel özellikten alır. Bunlar: Eylem, yaratıcılık ve spontanlıktır. İnsan eyleme dönük bir varlıktır. Hareketsiz bir yasamdan söz etmek mümkün değildir. Bu eylem ihtiyacının doyurulabilmesi eylemin yeterli ve uygun olmasına bağlıdır, bu ise insanın yaratıcılığı ve bu yaratıcılığın sergilemesine olanak tanıyan spontanlığı sayesinde gerçekleştirilir. Spontanlık yeni ya da eski durumlara kişinin yeni ve uygun tepkiler verebilme halidir. Spontanlık ve yaratıcılık arasındaki ilişki Moreno’nun şu benzetmesinde anlamını bulur : “Eğer kişi spontan ise ve yaratıcı değilse, bu samuray kılıcı taşıyan bir köylüye benzer; kılıcı kullanmasını bilmediği için kendini bile kesebilir. Eğer kişi yaratıcı ama spontan değilse, bu kılıcı olmayan bir samuray savaşçısına benzer; kılıç olmadığı zaman bildikleri bir isine yaramaz”. Psikodrama, insanin yaratıcılığının ve spontanlığının sınırlarını yakalamasını ve ulaşılan bu noktada eylem ihtiyacını karşılamasını hedefler. Psikodrama grup psikoterapileri içinde belki de uygulama alanı en gelişmiş olan grup psikoterapisidir. Tedaviden eğitime, endüstri psikolojisinden tiyatroya uzanan geniş bir yelpaze içinde kendine kendine uygulama alanları bulur. Doğası gereği hızlıdır. Birçok önemli çalışmanın bir kaç saatin içine sığdığına tanık olunur. İnsanın üç temel ilişki kurma biçimi olan empati, tele ve tranferans, tüm ilişkilerde varlığını gösterir. Tele: İnsanlar arası kaynaşma yani Moreno’nun sosyalizasyon yaratıcı iş birliği, “sevgi ve beraberliktir” Ancak kapsamlı bir ilişki biçimi olarak karşılıklı gerçek nedenlere dayalı mücadele de bu tür ilişki içine alınmalıdır. Moreno, iki ya da daha fazla insan arasında ki ilişki biçimine tele süreci adını verir.Tele bir an için karşılıklı olarak diğer kişinin iç dünyasını ve o anda kendisini nasıl hissettiğini, duruma göre de onun içinde bulunduğu yaşam koşullarını kendi içinde yaşaya bilmektir. Böylece tele tek yönlü bir empati değil, iç dünyaların karşılaşmasıdır. Psikodrama sağlıksız ilişki kurma biçimi olan tranferansların çözümlenmesini (Transferans: Tam olarak gerçeğe dayanmayan bir kişiler arası ilişki biçimidir. Bir insan duygusal aktarım yoluyla diğer bir insanla ilişki içine girdiğinde, bu kişi artık onun için kendi gerçeği olan bir kişi değil, daha çok diğerinin bilinç dışı istek ve anılarının taşıyıcısı olarak görünür.buna transferaz denir.) buna karşılık olarak sağlıklı ilişki kurma biçimleri olan tele ve empatinin geliştirilmesini hedefler. Bütün bunları gerçekleştirirken sayısız ısınma tekniklerinden ve yardımcı tekniklerden ve vazgeçilmez olan üç temel teknikten yararlanır

  • Hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur

    Hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur

    Tüm hastalıklar,vücudda yaptıkları etkiler bakımından iki grupta değerlendirilir.Birincisi,”geri dönüşümlü” olan hastalıklar;ikincisi,”geri dönüşümsüz”hastalıklar.Geri dönüşüm özelliği gösteren(reversibl) hastalıklarda,hastalığa yol açan sebepler,etkenler;vücudda hücresel düzeyde onarımı imkansız tahribatlar yapmazlar yada ameliyatı gerektiren tümör,kanser,kist,anevrizma v.b gibi klinik durumlara yol açmazlar.Bu gruptaki hastalıklara örnek olarak; migren, astım, bel ve boyun fıtıkları (ameliyat gerektirmeyen), depresyon, anksiyete, allerjik cilt hastalıkları gibi hastalıkları verebiliriz.Akupunktur,bu grup hastalıkları çok iyi tedavi eder.

    Geri dönüşümsüz(irreversibl) hastalıklarda ise,hastalığa yol açan sebepler,vücudda hücresel düzeyde onarımı imkansız tahribatlar yaparlar yada ameliyatı gerektiren tümör,kanser,kist,anevrizma v.b gibi durumlara yol açarlar.Bu grup hastalıklara örnek olarak; KOAH( Kronik Tıkayıcı Akciğer Hast.),bronşiektazi,amfizem,tümör ve kanserler,ameliyat gerketiren fıtıklar,protez takılması şart olan büyük eklem artrozları gibi hastalıkları verebiliriz.Akupunktur,bu grup hastalıklarda tedavi edici değildir.

    Geri dönüşümlü(reversibl) hastalıklarda,vücudumuzun tedavi edici mekanizmaları,mevcut hastalığı yenmeye ve tedavi etmeye çalışır.Bu mücadelede başarısız kaldığında da,tüm klinik bulgu ve belirtileri ile hastalık ortaya çıkar.İşte akupunktur,bu grup hastalıklarda vücudun içinde bulunan nöro-hormon,nöro-mediatör,nöro-transmitter gib maddelerin salgılanmasına yol açar ve vücudun iç dengesinin(hemostazis) yeniden kurulmasını sağlar.Böylece,dışarıdan herhangi bir ilaç uygulamasına gerek kalmadan,yan etkisiz olarak,mevcut hastalık tedavi edilmiş olur.

    Bilgisayarların,nasıl beyin olarak hard-diskleri varsa,vücudumuzun da,beyin olarak hard-diski vardır.Bilgisayarı,nasıl klavyesindeki tuşlardan komut vererek,istediğimiz şekilde kullanabiliyorsak;vücudumuzda da,akupunktur noktaları aracılığı ile MSS’nin hard-diskine komut verme şansımız vardır.Akupunktur noktalarını uyararak,MSS’nin hard-diskini ele geçirmiş ve onu yönetmiş oluruz.Bir bakıma beyine yeni bir format atmış oluruz.Bunun olabilmesi için de, akupunkturun,deneyimli uzmanı tarafından doğru,bilimsel şekliyle uygulanması gerekir.

    Özetle;migren,astım,bel-boyun fıtıkları(ameliyat gerektirmeyen),depresyon,uyku bozuklukları,allerjik cilt hastalıkları gibi daha birçok yüzlerce hastalıkta,yan etkisiz oluşu ve çoğunlukla kalıcı tedavi edişi nedeniyle akupunktur,öncelikli olarak tercih edilmelidir.Tüm bu açıklamalardan,ilaç tedavilerine tamamen karşı olduğumuz anlaşılmamalıdır.Yukarıda da belirttiğimiz gibi,akupunkturun,tedavi edemediği hastalıklar da vardır.Bu hastalıkların tedavilerinde,mutlaka ilaç kullanılması gerekiyorsa,tabii ki,ilaç kullanılacaktır.Ameliyat yapılması gerekiyorsa da,ameliyat yapılacaktır.Bazı klinik durumlarda da,ilaç tedavisinin yanında,onu destekleyici olarak da akupunktur tedavisi uygulanabilir.Bu nedenle,hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur düşünülmeli ve uygulanmalıdır.