Etiket: Görülen

  • Ekzema,

    Ekzema, dünyanın her yanında sık görülen, yaşamları boyunca insanların beşte birini en az bir kere etkileyen, bebekler de dahil olmak üzere her yaş grubunda görülen, bulaşıcı olmayan ve yaşamı tehdit etmeyen bir deri hastalığıdır. Genelde ‘ekzema’ ve ‘dermatit’ kelimeleri eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Klinik görünüm hastalığın şiddetine, bulunduğu vücut bölgesine ve olayın kronikliğine göre değişmektedir.

    Başlıca klinik belirtiler:
    Kızarıklık
    Kabarıklıklar
    Su kabarcıkları
    Kepeklenme veya deride kalınlaşma
    Sulantı
    Kabuklanma ve çatlaklardır.

    Ekzemada açık veya koyu renk değişikliği görülebilir. Herhangi bir ekzema hastasında bu görünümlerden bir veya birkaçı görülebilir. Ekzema bir hastadan diğerine farklılık gösterebilir. Ayrıca ekzema vücudun bir bölgesinden diğerine farklılık gösterebilmektedir.

    Eksojen Ekzema genellikle aşağıdaki gibi alt sınıflara ayrılmaktadır:
    1 – Alerjik Ekzema:

    Deri yüzeyine uygulanan bir ürüne alerjik yanıt sonucu oluşan ekzema,
    2 – İrritan Ekzema:
    Deri yüzeyine uygulanan bir ürünün deride tahriş etkisi sonucu oluşan ekzema.

    Endojen ekzemanın sınıflaması :
    1 – Atopik ekzema:

    Çocukluk çağında görülen ekzema çeşididir ve genellikle aile geçmişinde astım, saman nezlesi gibi alerjik durumlarla birlikte görülür.
    2 – Seboreik dermatit:
    Bu ekzema vücutta en fazla yağ üreten deri bölgelerinde ( örn: saçlı deri, yüz, sırt ve göğüs) oluştuğu için bu isim verilmiştir.
    3 – Nummuler dermatit:
    Adını klinik görünüşüne bağlı olarak (para gibi anlamında) almıştır. Genellikle kol ve bacakları tutar.
    4 – Variköz – Staz Dermatiti:
    Bacağın alt kısmında varislerle ilişkili olarak meydana gelen ekzemadır.
    5 – Dishidrotik ekzema:
    Simetrik oluşmaya eğilimli, avuç içi, ayak tabanında ve parmaklarda görülen, su kabarcıkları gösteren ekzemadır.
    6 – Kserotik ekzema:
    Derinin yağının azalması ve kuruması ile ilişkili, genelde de yaşlı kişilerin bacaklarında görülen ekzemadır.

    Bu sınıflama en basit ve kapsamlı görünmesine rağmen karşılaşılabilecek tüm ekzemaları kapsamamaktadır. Örneğin bir yerde bulunan ekzema çeşidinde vücuda yayılma olabilir ve bu da otosensitizasyon olarak adlandırılır. Eğer döküntüler tüm vücudu kaplarsa buna da eritrodermi veya eksfoliyatif dermatit denilmektedir.

  • Tiroid tümörleri

    Tiroid tümörleri

    TİROİD TÜMÖRLERİ

    Tanım: Vücudumuzdaki tüm organlar gibi tiroid Bezinde de iyi (Bening) veya Kötü (Malign) karakterli tümörler ortaya çıkabilmektedir. Tiroid kanseri genellikle Tiroid nodüllerinden köken alır ve tedavi edildiğinde oldukça iyi prognoza sahiptir. Kadınlarda Erkeklere oranla daha sık görülür. Tüm Tiroid nodülerinde ortalama kanser riski %5′ dir. Nadir olarak bazı Ailevi Genetik Sendromların seyri sırasında da görülebilen tiroid kanser türleride vardır.

    Türleri: Tiroid kanserleri için çok detaylı sınıflama şemaları olmakla birlikte toplumda en sık görülen tiroid kanser türleri aşağıdaki gibidir.

    Papiller Tiroid Kanseri (En sık görülen Tip)(İyi diferansiye)

    Foliküler Tiroid Kanseri ( ikinci sıklıkta görülen tip)(İyi diferansiye)

    Medüller Tiroid Kanseri (Ailevi olabilen Form)

    Anaplastik Tiroid Kanseri (En az görülen Fakat Çok kötü Seyri olan Tip)

    Tiroid Bezi Lenfoması

    Diğer kanserlerin (Meme, Akciğer vb) Tiroide metastaz yapması.

    Semptomları: Tiroid kanserleri genelikle tiroid Nodüllerinden köken aldıkları için kilnik olarak Tipik tiroid nodül semptomları ile bulgu verirler (Tiroid Nodülleri Bölümünden Bakabilirsiniz). Tipik nodüllerden farklı olarak Çok hızlı büyüyen nodüller, Ses kısıklığına yol açan nodüller ve muayenede aşırı sert karakterde olan nodüllerde malinite ihtimali diğer nodüllere göre daha fazladır.

    Teşhis: Tiroid Bezinde nodül tesbit edilen kişilerde öncelikle Ultrasonografik olarak nodül incelenir. Daha sonra şüpheli görülen nodüllerden TİİAB (Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsi) yapılır. Biyopsi örneklerinin patolog tarafından incelenmesi ile kesin tanı konulur. Aiesinde tiroid kanser öyküsü olanlar ve daha önce boyun bölgesinden Radyoterapi tedavisi görmüş olanlar Tiroid kanseri açısından ektra riske sahip olduklarından bu kişilerde tesbit edilecek Tiroid nodüllerinin mutlaka biyopsi ile değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

    Tedavi ve Takip: Yapılan Tiroid biyopsisi sonucunda Tiroid kanseri yada kanser şüphesi çıkan kişiler vakit kaybetmeden ameliyata gönderilir. Yapılacak Ameliyatın Türüne (total yada parsiyel Tiroidektomi) Hastanın klinik verilerine göre karar verilir. Ameliyat sonrası çıkan patoloji raporuna göre hastaların risk derecelendirmesi (düşük- orta- yüksek) yapılır. Bu derecelendirme sonrası orta-yüksek riskli grupta yer alan papiller veya foliküler tiroid kanserli hastalara Radyoaktif İyot Ablasyon Tedavisi ve sonrasında tüm vücut tarama testi yapılır. Daha sonra hastalara yine risk gruplarına göre uygun olan dozda Tiroid Hormon tedavisi başlanır. Tedaviler sonrasında ek şikayeti olmayan hastalar ortalama 6-12 ay aralığında kontrol muayeneleri ile değerlendirilir. Bu muayeneler sırasında Tümör Markerı (Tiroglobülin,AntiTG,Kalsitonin), Boyun Usg, Tiroid Hormonları bakılır. Şüpheli durumlarda daha ileri tetkikler (Tüm vücut I131 Tarama, PET CT, MRI vb) gibi işlemlerde yapılabilir.

    Tiroid Kanserleri diğer kanserlerden farklı olarak Anaplastik tiroid kanseri dışında özellikle papiler ve foliküler tiroid kanserleri uygun tedavi verildiğinde oldukça iyi bir seyre sahiptirler .

    Tiroid Ultrasonografide Malinite Açısından Anlamlı Bulgular:

    Nodülün Hipoekoik (siyah renkli) görülmesi

    Nodül içerisinde Mikrokalsifikasyonların görülmesi

    Nodülün sınırlarının düzensiz olması

    Nodül etrafında halo olmaması

    Nodül içinde Kanlanma artışı olması

    Nodül Uzunluğunun>genişlik olması

    USG de bu bulgulardan bir yada birkaçının bir arada olması nodülün mlign olma ihtimalini artırır ve bu özelliklere sahip nodüllerde mutlaka tiroid biyopsi incelemesi yapılması önerilir.

  • Kanser alarm belirtilerin dışındaki diğer kanser belirtileri

    Memede kitle, şişlik, akıntı ve diğer değişiklikler;

    Memesinde şişlik ve/veya yumru hisseden her kadın endişelenecektir. Memede kitle, meme kanserinin en sık rastlanan belirtilerinden biri olmasına rağmen, daha göze çarpan belirtileri mevcuttur. Memenin tümü veya bir kısmında şişlik, memenin derisinde kızarıklık veya renk değişikliği, nadir görülen ancak oldukça agresif olan ve yaşam kaybı riski taşıyan inflamatuvar (iltihaplı) meme kanseri belirtileri olabilir. Ciltte tahriş, çukurcuklar, kaşıntı, pul pul bir görüntü, meme ucunda veya memenin cildinde şişlik, meme ucunda akıntı, inflamatuvar (iltihaplı)ve diğer meme kanseri türleri için uyarıcı belirtiler olarak sayılabilir.

    Bu belirtiler sadece kadınlar için değil, erkekler içinde meme kanserinde dikkat edilmesi gereken belirtilerdir. Özellikle, göğüs bölgesine radyoterapi almış olan erkeklerin dikkatli olması ve ilgili belirtilerden birine rastladığında, tıpkı kadınlar gibi vakit kaybetmeden doktora başvurması gerekir. Sevindirici olan ise, meme kanseri erken teşhis edildiğinde tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Kilo kaybı;

    Birçoğumuz, birkaç kilo verelim diye uğraşırız. Ancak bu kilo kaybı, isteğimizin dışında gerçekleşirse, kanserin habercisi olabilir. Amerikan Kanser Derneğine göre, ortalama 4.5-5 kg’dan fazla istem dışı kilo kaybı, birçok kanser türünün ilk habercisi olabilir. Açıklanamayan kilo kaybı mide, pankreas, akciğer ve zaman zamanda böbrek kanserlerinde sıkça rastlanan bir belirtidir. İstem dışı kilo kaybı, kişinin iştahı yerinde olmasına ve iyi beslenmesine rağmen kilo kaybı yaşamasıdır. Buna ek olarak, bazı kişilerde mide bulantısı, kusma ve halsizlik belirtileri de görülebilir.

    Ses kısıklığı;

    Ses kısıklığı, kolaylıkla soğuk algınlığı, alerji veya basit bir ses rahatsızlığı olarak değerlendirilebilir. Gastrointestinal reflüden şikayet eden kişilerde mide asiti, özofagustan yukarı çıkar ve ses kısıklığı şikayetine sebep olabilir. Bir diğer olasılık ise, sigara kullanan kişilerde devam eden kronik ses kısıklığının yaygın olmasıdır. Ancak, devam eden ses kısıklığına dikkat edilmesi gerekir. Sigara kullanan kişilerin, devam eden ses kısıklığında doktora başvurması olası gırtlak veya akciğer kanserinin daha erken teşhis edilmesine ve daha etkin bir tedaviye imkan sağlar. Ayrıca, ses kısıklığı özofajeal, mide veya tiroid kanseri belirtisi olarak da görülebilir.

    Karın şişliği;

    Karında şişlik veya genişleme, yumurtalık kanserinin erken – ve bazen tek – uyarı işareti olabilir. Türkiye’de jinekolojik kanserler arasında 7’inci sırada yer alan yumurtalık kanseri, en fazla yaşam kaybı riski taşıyan kanser türlerinden biridir. Yumurtalık kanserlerinin %80’i teşhis edilmeden önce yayılım gösterir. Ancak, iyi takip edilip erken tedavi edilirse birçok kanser türlerinde olduğu gibi hastalığın seyri olumlu ilerler.

    Sürekli devam eden karında şişlik(karında 2 hafta veya daha uzun süren şişlik) ciddiye alınmalıdır. Yumurtalık kanserinin diğer uyarıcı belirtileri; yeme güçlüğü veya hızlı tokluk hissi veya sık idrara çıkma olarak sıralanabilir.

    Karında şişlik, ülkemizde hem erkek hem de kadınlarda sık görülen yaşam kaybı riski yüksek olan kolorektal kanserin belirtisi de olabilir. Kolorektal kanserin göze çarpan uyarıcı belirtileri; dışkılama alışkanlıklarında birkaç günden uzun süren değişiklik (ishal, kabızlık v.s.) veya dışkılama hissi ancak dışkılama sonrası rahatlayamama olarak sıralanabilir.

    Tokluk hissi ve iştahsızlık;

    Az miktarda yenen bir yemek sonrası bile tokluk hissetmek yumurtalık, pankreas veya mide kanseri belirtisi olabilir. Pankreas kanseri, en zor tedavi edilen ve mümkün olan en erken evrede tespit edilmesi gereken bir kanser türüdür. Tüm dünyada 4’üncü sırada yer alan pankreas kanseri, yaşam kaybına neden olan agresif bir kanser türüdür. Hem erkek hem de kadınlarda görülen pankreas kanserinin diğer sık rastlanan belirtileri; iştah kaybı, istem dışı kilo kaybı, sarı renk gözler ve/veya cilt (sarılık) ve solgun, iri, kaygan ve yüzen dışkıdır.

    Az bir öğünden sonra bile üst karın bölgesinde tokluk hissi, mide kanserinin en sık rastlanan belirtilerinden biridir. Ne yazık ki, bu belirti çoğunlukla hastalık ilerleyene kadar fark edilmez. İstem dışı kilo kaybı, mide kanserinin genellikle yetişkinleri ve kadınlardan çok erkekleri etkileyen bir belirtidir. Yaşam kaybı riski yüksek olan mide kanseri, Türkiye’de en sık görülen beşinci kanser türüdür. Ülkemizde mide kanseri, erkeklerde 100.000’de 13 ile beşinci sırada, kadınlarda 100.000’de 7 ile yine beşinci sırada yer almaktadır.

    Sık idrara çıkma;

    Sık idrara çıkma veya sık idrara çıkma isteği olmasına rağmen idrara çıkamama, mesane kanserinin sinsi belirtilerindendir. Ülkemizde mesane kanseri erkeklerde akciğer, prostat ve kalın barsak kanserlerinden sonra en sık görülen dördüncü kanser türü olarak nitelendirilebilir. Kadınlarda ise, mesane kanseri görülme oranı daha alt sıralarda yer alsa da, ilk 10 arasına girmeyi başarmıştır. Daha çok ileri yaştaki erkekleri etkileyen bu hastalıkta, kırmızımsı sarı veya koyu kırmızı idrar olası belirtilerden biridir.

    Sık idrara çıkma isteği, yumurtalık kanserinin de göze çarpan belirtilerinden biri olabilir. Kanserin netlik kazanmayan birçok belirtisi gibi idrar problemleri de, kanser dışında idrar yolları enfeksiyonu veya erkeklerde prostat büyümesini işaret eden belirtiler olabilir.

    Tırnak çizgilenmesi;

    Ayak veya el tırnaklarınızda görülen koyu renk çizgiler, endişelenecek bir durum olduğu anlamına gelmeyebilir. Ancak, bu en fazla yaşam kaybı riski taşıyan kanser türlerinden biri olan cilt kanserinin (melanom) belirtisi olabilir ve göz ardı edilmemesi gerekir.

    Bunun yanında kronik yaralar, deri tüberkülozu, yara izleri, bazı kanserojen madde içeren kimyasallar ve risk taşıyan benler (rengi ve şekli değişik, büyük benler) cilt kanserinde etken rol oynayabilir.

    Sevgili okurlarım, yazımda anlattığım belirtilerin birçoğu ve daha onlarcası, kanser hastalığı yerine daha küçük sağlık problemlerinden kaynaklanıyor olabilir. Bundan emin olmanın en iyi yolu, sizde var olduğuna inandığınız devam eden belirtileri, doktorunuzla konuşmanızdır. Zaman zaman kısa süreli görülen karında şişlik, ses kısıklığı veya sık tuvalete çıkma isteği önemsiz olabilir. Ancak, bu dikkat çekici belirtiler birkaç haftadan fazla sürerse, doktora başvurulması yerinde bir davranış olacaktır. Üstüne basa basa her zaman belirttiğim gibi kanserde erken teşhis, hastanın hızla tedavi edilmesi ve olumlu sonuçlar alınmasına imkan sağlayacaktır.

    Kanser için uygulanan hiçbir tarama testinin %100 kesin sonuç vermediğini bilmeniz önemlidir. Örneğin; bazen tarama testleri kanser teşhisi koyarken aslında birey kanser olmayabilir ya da testler bireyin kanser olmadığını gösterirken aslında kanser varolabilir. Ancak, tüm bunlara rağmen tarama testlerinin hayat kurtardığının altını çizmek gerekir. Bu sebeple, birden çok ve farklı zamanlarda yapılan testlerle bu tür olası pozitif ya da negatif sonuçlar düzeltilebilmektedir.

    Bu bölümde, sık görülen bazı kanser türlerini inceleyerek belirtileri, erken teşhis ve tarama testleri konusunda bazı önemli bilgilere ulaşabilirsiniz. Sıklıkla görülen birçok belirti, kanserden daha hafif seyreden ve kolay tedavi edilebilen bir başka hastalığın belirtileri ile benzerlik gösterebilir. Kanserle benzer belirtiler görmeniz halinde vakit kaybetmeden uzman bir doktora başvurmanız gerekmektedir.

  • Çocuklarda sinüzit

    Çocuklarda sinüzit

    Sinüzit paranazal sinüslerin viral,allerjik ve bakteriyel nedenlere bağlı iltahaplanmasıdır.

    Viral üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE), allerjik rinit ve sinüzit çocuk hekimlerinin polikliniklerde gördüğü hastaların büyük çoğunluğunu oluşturur ve bu hastalıkların üçünde de burun tıkanıklığı,burun akıntısı ve öksürük belirtileri vermektedir.

    Akut sinüzit viral ÜSYE’unu takiben meydana gelen akut bakteriyel bir enfeksiyondur.Viral ÜSYE’ları genellikle 5-7 gün süren hafif veya orta şiddette belirtilerle seyreder.Belirtiler 10 gün sonra tam olarak kaybolur veya büyük ölçüde düzelir.Belirtilerin ısrarla devam etmesi veya şiddetlenmesi çocuklarda akut sinüziti düşündürmelidir.Belirtilerin 10 günden daha fazla ve 30 günden daha az sürmesi “akut sinüzit” ,bir ay ile 2-3 ay arası süreyle devam etmesi “subakut sinüzit” ve 2-3 aydan daha uzun sürmesi “kronik sinüzit” olarak kabul edilmektedir.

    Adolesan dönemde ve erişkinlerde en sık görülen sinüzit belirtileri yüz ağrısı,baş ağrısı ve ateştir.Çocukluk döneminde görülen belirtiler genellikle belirgin değildir.Bu nedenle viral ÜSYE olan çocukların takibinde dikkatli olunmalıdır.Akut sinüzitte nazal akıntı seröz,mukoid veya pürülan olabilir,Gün boyu olabilen fakat özellikle geceleri şiddetlenen yaş veya kuru vasıflı bir öksürük vardır.
    Çocuğun nefesi kötü kokar.Baş ve yüz ağrısı nadirdir fakat hastanın öyküsünde sabahları görülen ağrılı periorbital şişliğin olduğu öğrenilebilir. Bazen sinüzite bağlı yüz ağrısı,diş ağrısı şeklindede kendini gösterebilir.Akut sinüzitli çocuklarda ateş genellikle düşüktür ve önemli bir hasta görünümleri yoktur.
    Çocuklarda nadir olmakla beraber bazen 39*C nin üstünde bir ateş,pürülan nazal akıntı,periorbital şişme ve yüz ağrısı ile seyreden şiddetli sinüzitler görülebilir. Üst ve alt dudakta şişme ile birlikte olabilen periorbital şişlik özellikle sabah uykudan uyanınca belirgin olur.

    Genellikle on yaşından küçük çocuklarda fizik muayenede sinüzit tablosunu değerlendirmek zor olabilmektedir.Muayenede,burun ve nazofarinkste mukopürülan bir akıntı saptanabilir.Burun mukozası kızarık ve farinks normaldir.Servikal lenf nodları hafif büyümüş ve hassas olabilir.Bu özelliklerde sinüziti rinitten ayırt edebilmek mümkün değildir.Periorbital şişliğin görülmesi ve paranazal sinüslerin üzerine bastırmak veya perküte etmekle ağrı olması sinüziti düşündürmelidir.Ağız hijyeni iyi olan,farejit veya burunda yabancı cisim olmayan hastalarda nefesin kötü kokması muhtemel bir sinüziti akla getirmelidir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sinüzit gelişimi için kolaylaştırıcı bir faktör olabileceği,ayrıca adenoid hipertrofisi,nazal polip,allerjik rinit,immun yetmezlik ve immotil silia sendromu gibi hastalıkların sinütizi eğilimi arttırabileceği bilinmektedir.

    Çocuklarda akut maksiller sinüzit etkenleri erişkinlerdekine benzerdir.En sık görülen etkenler sıklık sırasına göre S. pneumonia, H. Influenzae ve M. catarhalis bakterileridir.Kronik sinüzitlerde anaerop bakteriler söz konusu olabilmektedir,Sinüzite neden olan ajan patojen sinüs kavitesinden alınan örneklerden üretilebilse de bu oldukça zor ve invaziv bir yöntemdir,Boğaz kültürü çalışmalarının ise sinüzitin etkeninin saptanmasında yararlı olmadığı gösterilmiştir.

    Çocukluk yaş grubunda sık görülen sinüzitler,belirtilerin değişken ve çoğu zaman belirsiz olması,hemde birçok hekimin paranazal sinüslerin yeterince gelişmemiş olduğu şeklindeki düşünceleri nedeniyle kolaylıkla gözden kaçabilmektedir.Kronik akciğer hastalığı ve immun yetmezliği olan hastalarda hastalığın tablosu ağır seyredebilmektedir.Tedavisinde, serum fizyolojikle yıkayarak nazal hijyeni sağlamak gibi basit yöntemlerden faydalanılabildiği gibi antibiyotik tedavisi ve cerrahi işlemlere kadar değişen tedavi yöntemleri söz konusu olabilmektedir.