Etiket: Gör

  • Gastro özefagial reflü ; kısaca “reflü” hastalığı

    Baş harflerinden yapılan kısaltmalarla İngilizce’de “GER”, Türkçe’de “GÖR” olarak da kısaltılan bir hastalıktır.

    Bu hastalığın temeli nedir?

    Normalde sindirim sistemi, ağızdan başlayıp, tüm barsak sistemini kateder ve anüste sonlanır. Ağızdan alınan gıdalar, normal barsak hareket sistemi ile daima aşağı doru ilerletilir. Bir yandan da enzimler tarafından sindirilir. Kana karışacak hale gelen besin, tüm sistem boyunca emilerek kana karışır, beslenmemizi sağlar. İşte bu ileri doğru olan hareket düzeninde bozulma; barsak içeriğinin mideden yemek borusuna doğru geri gelmesine reflü denir.

    Normalde reflü olur mu?

    Her insanın normal sindirim sistemi, bebeklikten başlayarak gelişmeye devam eder. Sindirim sistemi içinde gıdanın aşağı doğru hareketini sağlayan, çevresindeki kasların yukardan aşağı doğru sırayla kasılmasıdır. Üstteki kas kasılıp alttaki gevşeyince, içerik aşağı gider. Bu kasılmayı, kaslar sağlar. Otonom sinir sistemi denen bir mekanizma ile, biz farkına varmadan bu fizyolojik işlem oluşur. Bu kasları, parmağa alt alta takılmış yüzükler gibi düşünebiliriz. Bazı bölgelerde, bu yüzük şeklindeki kaslar, yemek yemezken biraz daha kasılı durur. Geçici kapak görevi görerek iki bölümü birbirinden ayırır. Bunun en güzel örneği, yemek borusu ile midenin birleştiği bölgedir. Gıdayı yutarken geçici olarak gevşer, gıdanın mideye geçmesine izin verir, sonra tekrar kapanır. Bebeklerde tüm kaslar gibi sindirim sistemi kasları da henüz tam gelişmemiştir.. Bu nedenle de mide girişindeki kapalı durması gereken sistem oldukça gevşektir. Mide içeriği kolayca bu kapaktan yukarı doğru geri gelebilir. Onun için bebekler çok kolay kusarlar. Öksürür kusar, ağlar kusar, güler kusar….Bu gevşeme, zaman zaman mide içeriğinin geri kaçmasına izin verir. Buna fizyolojik reflü denir. Yaklaşık ilk 4 ay boyunca olabilir. Ancak bebek büyüdükçe, kasların gelişmesi, sinir sisteminin gelişip görevini düzgün yapması gibi nedenlerle geçiş, dolayısı ile de reflü giderek azalır.

    Ne zaman hastalıktır?

    Bazı bebeklerde, bu kapak sistemi, olması gerektiğinden de daha gevşektir. Geriye kaçış çok daha kolay ve fazla olur. Midenin asitli içeriği, yemek borusuna, daha yukarı gidip bebeğin ağzına kadar gelebilir. Hatta bebek uyurken sızıntı şeklinde yukarı çıkan asitli içerik, nefes borusuna kaçıp, o bölgede de yakıcı ve zararlı etki gösterebilir, öksürük nöbeti yapabilir. İşte bu kaçışın fazla olduğu durumlarda, GÖR hastalığı söz konusudur. Tek başına olabildiği gibi bazı başka hastalıklara eşlik edebilir, tabloyu daha ağır ve karışık hale getirebilir.

    Hangi yaşlarda ortaya çıkar?

    Kesin bir başlama yaşı yoktur. Bebek doğduğundan itibaren belirtiler başlayabilir. Genellikle 4 ay civarında belirtiler başlar. Ancak her yaşta, erişkin dönemde hatta yaşlılıkta dahi oluşabilir. Fizyolojik olanı 6 aydan itibaren azalmaya başlar.

    Belirtiler nelerdir?

    Bebek, çocuk ve erişkinde bazı farklılıklar gösterebilir. En sık görülenlere göre 2 yaşından önce ve sonraya ait belirtiler olarak tablo şeklinde gösterirsek:

    2 yaşın altında 2 yaşın üstünde
    Beslenme ile huzursuzluk 2 yaş öncesindeki kusmaların devamı
    Kronik öksürük Yeni başlayan kusmalar
    Tekrarlayan bronşit-zatürre Tanı konmamış kansızlık
    Genellikle mutsuz bebek Ağrılı yutkunma
    Büyüme yavaşlaması- durması Kronik öksürük
    Boyunda eğilme Tekrarlayan bronşit-zatürre
    18-24 aya kadar uzayan kusmalar Mevsimsel olmayan astım
    Kanlı kusma Larenjit, ses kısıklığı, orta kulak iltihabı

    Tablo 1. Bebek ve çocuklarda GÖR hastalığının belirtileri

    4 yaş civarında, çocuk kendini ifade edebildiğinde, göğüs ağrısı, göğüs veya mide bölgesinde yanma, devamlı yutkunma gibi şikayetlerde bulunur. Şikayetler genellikle yemekten sonra ve yatınca artar.

    Nasıl tanı konur?

    Küçük bebeklik döneminde normal kontroller sırasında ortaya çıkan bazı belirtileri değerlendirerek araştırılınca tanı konur. Hastalık çok değişik şiddette olabilir. Pek çok GÖR hastalığı çok hafif olup, bazı basit yaklaşımlarla direkt tedavi edilerek kontrol altına alınabilir. Zaten bir bunların çoğu bir süre sonra kendiliğinden düzelir. Ancak düzelmeyenlerde, veya başka hastalığa eşlik ediyorsa, ya da başka hastalıklarla ayırımı için tetkikler yapılır. Bu tetkiklerin gerekliliğine ve hangilerinin yapılacağına, her çocuğa göre izleyen doktoru karar verir. Çocuğun yaşına ve durumuna göre farklı tetkiler yapılır. Ağızdan ilaçlı mama içirilerek mide-yemek borusu röntgeni çekilmesi, radyoizotop madde içirilerek sayım yapılması, direkt yemek borusunun endoskopik olarak görülmesi, yemek borusuna hassas alıcı sarkıtılıp bir süre bekletilerek ölçüm yapılması gibi yöntemler vardır.

    GÖR’ü kolaylaştıran nedenler var mıdır?

    Kafein, çikolata, baharatlı gıdaların alımı, alkol. Aşırı kilo alımı ve pasif sigara içiciliği; yani evde içilen sigara dumanına maruz kalması olumsuz etkiler. Bebeklerin beslenmesinde erken dönemde katı gıdaya geçirilmesi tartışmalıdır.

    Nasıl tedavi edilir?

    Öncelikle basit yaklaşımlar uygulanır. Ancak tüm tedavinin mutlaka doktor kontrolünde olması, gerektiğinde değişikliklerin ve eklemelerin yapılabilmesi önemlidir.

    -Çocuğun yatış pozisyonu düzenlenir. Başın yükseltilmesi önerilir. Bebekler; sadece yastıkla baş yükseltilmesinden tam sonuç alamaz. Çünkü yatakta hareketle yastıktan kayarlar. Bu nedenle yatağın baş tarafının bütün olarak yükseltilmesi uygun olur.

    -Bebek beslendikten hemen sonra yatırılmamalı, mide dolu iken basınç yapıp içeriğin geri akmaması için 1-2 saat kadar (veya mümkün olduğunca) dikey pozisyonda tutulmalıdır

    -Mideye basıncı artıracak şekilde sıkı bel lastiği içeren giysiler giydirilmemeli, sıkı bez bağlanmamalıdır

    -Yatmaya yakın beslenmede sıvı gıdalardan çok katı gıdalar tercih edilmelidir. Ancak sırf bu nedenle bebeklere erken katı gıdaya geçilmesi önerilmez. Zaten başlanmışsa, o öğün yatmaya yakın zamana kaydırılabilir.

    -Kolaylaştırıcı gıdalar (baharat, çikolata, kafein vs) olabildiğince azaltılmalıdır.

    -Çocuğun yaşadığı evin hiçbir odasında ve hiçbir zaman sigara içilmemelidir.

    -Doktorun uygun ve gerekli gördüğü ilaç tedavisi verilmelidir. İlaçlar, farklı mekanizmalarla etki eder. Bu nedenle birbirini tamamlayıcı şekilde gereken ilaçlar seçilerek tedavi uygulanır. Bunların bazıları; mide asit salgısını azaltarak, geri kaçan salgının yemek borusunu yakmasını engeller. Bazıları, beslenme sonrası içirilerek, midenin içindeki gıdaların üstünü kapak gibi kapatır, geri kaçışı azaltır. Bazıları da barsak hareketlerini düzenleyerek normal yönde hareketi sağlar. Her ilaç her hastaya verilmez. Çocuğun yaşına ve durumuna uygun ilaç seçimi, mutlaka konunun uzmanı doktor tarafından yapılmalıdır. Tedavi, 3-5 gün değil; uzun sürelidir. En az 3 ay kullanılacak ilaç tedavisinin süresine de kontrolllere ve hastanın durumuna göre doktoru karar verir.

    -Cerrahi tedavi. Yemek borusunun mide ile birleştiği bölgeye ameliyatla yüzük takar gibi daraltıcı değişik yöntemler uygulanabilir. Çok ve etkili ilaçlar bulunduğu için, cerrahi tedavi giderek daha azalmaktadır.

    Başka hastalıklarla karışabilir mi?

    Evet. Bazı başka hastalıklara eşlik edebilir, bulguları ağırlaştırabilir. Örneğin astım. Tedaviye cevap vermeyen astım vakalarında ilave GÖR olabileceği de akla gelmelidir. Örneğin gıda allerjisi. Bebekte inek sütü allerjisi olduğunda, GÖR’de görülen tüm şikayetlere yol açabilir. Aşırı hava yutma, metabolik hastalıklar, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları da benzer şikayetlere yol açabilir. Bu nedenle sadece bazı belirtilere dayanarak, kesin tanı koymadan direkt tedaviye başlamak, faydadan çok zarar verebilir. En doğru yaklaşım; bahsedilen şikayetleri olan bebek ve çocukların, mutlaka doktora götürülmesi, gerekli araştırmanın yapılması, doğru tanıyı koyduktan sonra tedaviye başlamasıdır

  • EBEVEYNLİK GERÇEKLİĞİ İLE YÜZLEŞMEK

    EBEVEYNLİK GERÇEKLİĞİ İLE YÜZLEŞMEK

    Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi

    dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin?

    Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü “her insan ölecek

    yaşta.” geç kalmayasın.

    Şemsi Tebrizi

    Güzel Hareketler Yapın ,Çünkü Allah Güzellik Yapanları Sever (Bakara 195 )

    Hayat ,insana her an değişik sürprizlerle geliyor.Her sürpriz onu taşımayı ve

    oluşturduğu değişime uyumlu davranışlar sergilemeyi

    gerektiriyor.Sürprizlerin en kıymetlisi ,dokuz ay emek emek büyüyen

    doğumuyla yaşamımızı kendi rengine boyayan küçük insan yavrusu olsa

    gerek…

    Ebeveyn olmak ,Bir başlangıç yapmak demek ,her şeye yeniden .Kucağı

    dopdolu olmak ve kendini değerli hissetmek demek .Ebeveyn olmak öylesine

    değerli kılıyor ki insanı ,bazen diğer rollerinizi bile unutturabiliyor.Bir canlı ki

    sizin etrafınızda dönüyor.Sizde onun etrafında aşık maşuk ilişkisi .Siz ona

    sütünüzü o ise size bütünlüğünüzü veriyor.Yarım kalan yanınızı tamamlıyor.

    Duyguları tamamlanıyor içinizde . Öncesinde kaygıyı hiç bu kadar yakından

    tanımamış oluyorsunuz .Ve şefkati ,gelecek endişesini .Günler geçtikçe

    karnınızda oluşturulan yeni formları izlerken büyüleniyor, güzelliğe dair

    yargılarınız yeniden oluşuyor.Artık hiçbir çocuğu o kadar güzel

    göremiyorsunuz.

    Buna güzel bir örnek de aşağıdaki mesel ile anlatılmaktadır. Bir gün karga

    yavrusunu kaybetmiş telaşla sağına ve soluna yavrusunu soruyormuş.

    Buradan bembeyaz bir yavru geçti mi? .Diğer kuşlar beyaz bir yavru görmedik

    ama şu ilerde simsiyah bir yavru var “ diye cevap vermişler .Karga Yavrusunu

    görünce ona .”Benim yumurta beyazı yavrum ” diye sarılmış Bütün kuşlar

    şaşırarak birazda alaylı “Kendi siyah yavrusu anneye yumurta beyazı

    görünürmüş” diye gülüşmüşler.

    Uzun yıllardır ebeveynlerle görüşüyorum. İlk görüşmede hep şu sözleri

    duyarım onlardan .”Ah Nurşen hanım öylesine zeki ki yavrum şunları şunları

    yapıyor .Bu zekası ziyan olmasın iyi bir eğitim alsın, istiyorum.”Oysa

    ebeveynlerin anlattıkları çoğu kez çocuğun gelişim sürecinde göstermesi

    gereken normal davranışlardır.”.Ben büyük bir ilgiyle dinlerim .(Duyguyu

    biliyorum çünkü… annelik konusunda ortak paydalarımızdan biri de budur.

    Çocuklarımı hep diğerlerinden farklı görmek onlardaki eşsiz potansiyele

    hayran olmak” benimde bir anne olarak zaafım.

    İşte bu ebeveynlik coşkunluğu, insanı sarmalar ve bütün bir ömrü çocuğa

    adamasına sebep olur.

    Coşkunluk heyecan ve ümitlerle geçen zaman ara ara insana çaresiz anlarda

    yaşatmıyor değildir. İki yaşı şefkat sarmalıyla geçiren çocuk ,sonrasında

    ayrışmak istemektedir .Direnir ve kendi kimliğini ortaya koyar “İstemiyom

    ,Men yürüyeceğim” diyerek başkaldırır.Etrafı karıştıran oyuncaklarını fırlatan

    ve tepinerek ağlayan bir çocuk hayallerimizden uyandırır

    ebeveynleri.Başkalarında gördüğümüzde “Ailesi iyi terbiye verememiş”

    diyerek geçiştirdiğimiz davranışlar artık bize de çaresiz anlar yaşatmaya

    başlamıştır.

    Sonrasına yönelişler yaşarız kriz anlarında öncelikle bilinç altımızda kayıtlı

    olan kendi annemizin davranışlarından medet umarız.Oysa zaman

    değişmiş.Çocuklar başkalaşmıştır.

    Çocuk eğitimi ile ilgili okunacak kitaplar kütüphanemizi doldurmaya başlar.

    Verilen formüller, öneriler bizim çocuğumuzda çoğu kez işe yaramamaktadır.

    Eş dost sohbetleri hep çocuklar üzerine yönelir. Eşimizle kendimize dair

    konulara bir türlü giremeyiz. Evliliğimiz ebeveynliğimize dönüvermiştir.

    Bu arada biz arayıştayızdır. Bir eğitim modeli bulmak isteriz.Tam da bizim

    çocuğumuza göre olan.Bu öğrenme modelini uygulamak çok gayret istemesin

    .Çocuğun Birden düzelmesine sebep olsun. İsteriz. Konuşunca anlasın .Hemen

    dinlesin” Tabi ki anneciğim babacığım siz nasıl isterseniz.” Desin diye bekleriz

    Oysa bir bitki yetiştirmek bile birçok emek ve zaman istediğini unutuveririz.

    Bambunun macerası bizim için önemli bir örnektir.

    Önce bambu ağacının tohumu ekilir, sulanır

    ve

    gübrelenir.

    Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum ikinci yılda

    yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı hala toprağın dışına

    filiz vermiyordur. Uçuncu ve dördüncü yıllarda da usanılmadan her yıl yapılan

    işlem tekrar

    edilir . Bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.

    Fakat inatçı tohum filiz vermez. Cinliler büyük bir sabırla besinci yılda da

    bambuya su

    ve gübre vermeye devam ederler.

    Nihayet besinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye baslar ve altı

    hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

    Aklımıza şu sorular gelir.

    Biz bambu ağacını daha öncesinden topraktan çıkmasını başaramazmıyız?

    Bambu ağacı 27 metrelik boya 6 haftada mı yoksa 5 yılda mı ulaşmıştır?

    Tohum 5 yıl boyunca bakımı yapılmasaydı da bu kadar uzar mıydı?

    Öyleyse bu sorulara verilecek cevap bize hedefimiz noktasında ışık olacaktır.

    Çocukların yetiştirilmesinde de zaman yöntem ve sabır çok önemli yer

    tutmaktadır.

    İşte yazımızın başlangıcında Şemsi Tebrizinin söylediği gibi

    Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi

    dönmüyor? Güzel bir şey gör veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin?

    Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü “her insan ölecek

    yaşta.” geç kalmayasın.

    Şemsi Tebrizi

    Güzel şeylere bir başlangıç yapmak için buradayız…

  • Süt çocuğu beslenmesinde doğru bilinen yanlışlar

    Süt çocukluğu dönemi doğumdan 12. ayın sonuna kadar, yani 1 yıllık sürece denir. Bu dönemin insan hayatında önemi oldukça büyüktür. Ayrıca bu dönemdeki gelişme ivmesi de oldukça yüksektir. Şöyle ki 1 yılın sonunda ağırlık olarak 3 katına erişen bir canlıdan bahsediyoruz. Bu gelişim fiziksel, zihinsel ve ruhsal alanda da olur. Bu nedenle bu dönemdeki beslenme insanın geleceğinin temellerini oluşturmaktadır.

    Bilindiği gibi yenidoğan bir bebek doğum sonrası ilk 1 saat içinde anne ile temas ettirilerek anne sütüne başlanmalıdır. İlk 6 ay sadece anne sütü ve vitamin desteği yeterli olmaktadır. Daha sonra ek gıdalara başlanmalıdır. İşte tam da bu dönemde yanlışlar yapılmakta ve bebeğin gelecekteki kişiliğinin genetik kodları da doğru veya yanlış bir şekilde oluşturulmaktadır. Kas iskelet sistemi, beyin fonksiyonları ve dolayısıyla kimlik oluşumu bebeğin beslenmesiyle yakından ilgilidir. Özellikle belleme ve kavrama(algılama) fonksiyonları çok önemlidir.

    Bebek ve gelişimi ile ilgili dünyada birçok dev sektörler vardır. Örneğin emzik ve biberon üretiminde marka olmuş dev firmalar. Halbuki emzik çok istisnai durumlar dışında bebek için hiç de faydalı bir ürün değildir ve hatta zararlıdır. Ha keza biberon da aynı şekilde birçok zararları vardır. Ağızda şekil bozukluğu, emme iç güdüsünün uzun süre kalması, ağız hijyeninde bozulma gibi. Yine aynı şekilde mama sektörüne bakıldığı zaman da aynı fotoğrafı görmek mümkündür. Çok özel istisnai durumlar dışında mama ile beslenmeye özendirmek son derece yanlış ve bu yanlışın en çarpıcı örnekleri,1970-1980 yıllarında Almanya'da gurbetçilerimizin çocuklarında görmek mümkündür. Fiziki olarak iri yapılı, adeta hormonlu sebze gibi çocuklardı. Zira o dönemde Avrupa'da önde gelen mama firmaları bazı sözüm ona Prof.'ları para ile satın alarak mama reklamı yaptırdılar ve o dönemlerde Avrupa'da anne sütü verme oranı çok düştü ve bu prof'lar yıllar sonra yaptıkları hataları kendileri ikrar ettiler. Halbuki yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de birçok Ayet'te geçiyor ve bir annenin bebeğine 24 ay anne sütü vermesi gerektiği taa 14 asır önce bildirilmişti. Hal böyleyken bu yanlışları yapma lüksümüzün olmadığını düşünüyorum. Zira dünyada en iyi yatırım çocuklarımıza yapılan yatırımdır, yatırımdan kastım maddesel değil manada da yatırım. Yani onları hem maddi hem manevi anlamda güzel yetiştirmek, özellikle 21.yüzyıl dünyasında çok büyük önem arzetmektedir.

    İlk 6 aydan sonra ki beslenmede çok farklı önerileri basın yayın organlarında sıkca görmekteyiz. Ben bunların üzerinde durmayacağım. Meslekte 30 yılı geride bıraktım. İstanbul Çapa Tıp Fakültesinde stajyer doktor iken hocalarımız Türkiye gerçeklerine göre bebeğe en iyi ek gıdanın İnek sütü olduğunu ve bunun da bebeğin yaşına göre modifiye edilmesi yani sulandırma ve şeker ilavesi yapılması gerektiğini öğrettiler bizlere. Daha sonra o dönemde mide rahatsızlıklarında yine inek sütü kürleri verilirdi. Tıp eğitimi dinamik bir eğitimdir ve her yıl değişik bilgilere ulaşılmaktadır. O zamanın bu doğruları şimdinin yanlışları oldu. Özellikle bebek için son yıllarda İnek sütü üzerinde birçok araştırmalar yapılmakta ve sonuç mualesef doğruların yanlış olduğu yönündedir. Yani konuyu açarsak; bebek beslenmesinde en az 2 yıl hiç inek sütü verilmemesi önemle vurgulanmaktadır. Zararları oldukça fazladır. Ama gel gör ki TV'de reklamlarla meyveli süte özendirilmekteyiz. Benim de bu kadar yıllık tecrübemle gördüm ki biberon birinci hata, inek sütü ikinci hatamız. En basit somut yan etkilerini sıralarsam: Demir eksikliği anemisi, kalsiyum fosfor dengesinde fosfor lehine bozulma, dişlerde biberon çürükleri, hırçınlık ve iştahsızlık ve tek yönlü beslenmeye gidiş, en önemlisi de bir hipotez olup tip 1 diabet(çocukluk çağı şeker hastalığı) görülme sıklığında artma ki bu oldukça önemlidir. Halbuki mayalanmış süt ürünlerinde böyle bir tehlike yok ve ilk 6.aydan sonra verilmeli ve de oldukça faydalıdır. Araştırmalarda, dünyada en uzun süre yaşayan insan topluluklarının beslenmesinin özünde mayalı süt ürünleri(yoğurt, peynir, çökelek, kefir) görülmüştür. Şükür ki son zamanlarda bu sektörde ciddi gelişmeler gözlenmektedir. Probiyotik denilen şeyin yoğurdun mayası da olduğunu ve bu ürünün değişik bebek mamalarına dahil edildiğini görmek tezimizi daha da güçlendirmektedir ve bence büyük bir yanlıştan dönüldüğünü de görür gibiyiz .

    Sonuç olarak hiç kimse Amerikayı keşfetmiyor. Özümüze dönerek doğal beslenmeyi bebeklerimize sunmak zorundayız. Her sebze ve meyvayı mevsiminde tüketmeye tekrar döneceğiz, çökeleği, yoğurdu, peyniri, köy yumurtasını, ev tarhanasını, mercimeği, bulguru bebeklerimize zamanı gelince uygun şekilde hazırlayarak vermek zorundayız. Beslenme konusunda bu dönemde hata yapma lüksümüz yok. Zira Allah'ın bize bahşettiği en değerli varlık olan yavrularımızı en güzel bir şekilde geleceğe hazırlamakla mükellefiz. Bunların ekonomik boyutu yoktur, sadece kültürel boyutta konuyu düşünmek yeterlidir.

    Sağlıklı nesiller dileğiyle….

    Uzm.Dr.Yaşar ÖZKAN