Etiket: Gluten

  • Gluten nedir ve tedavisi

    Son dönemlerin en çok tartışılan konusu “Gluten” sadece tahıllarda değil, pek çok yiyecek ve içecekte, hazır besinlerde, kozmetik ürünlerde ve diş macununda bile bulunuyor.

    Glutenin; buğday, kavuzlu buğday, çavdar ve arpa gibi tahıllarda bulunan bir proteinler ailesinin genel adıdır.

    Gluten; tahıllar dışında pek çok yiyecek ve içecekte, hazır besinlerde, bira, alkollü içecekler, soslar, çorbalar, turşular, sirke, bulgur, irmik, kuskus, müsli gibi besinlerde bulunur. Toksik bir protein olan gluten, ayrıca gıda sektörü dışında diş macunlarında, şampuanlarda, maskaralarda, kremlerde, ilaçlarda, rujlarda kıvam artıcı olarak kullanılmaktadır.

    Gluten, birçok insan için mide-bağırsak kanalı yoluyla kolaylıkla sindirilebilen normal bir proteindir. Ancak, bazı kişiler gluteni sindiremez. Bu kişiler çölyak hastalığı olarak adlandırılan gluten intoleranslılarıdır.

    Çölyak hastalığı, bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus adı verilen yapıların bozulmasına sebep olan ve dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir alerjik sindirim sistemi hastalığıdır.

    Başka bir tanımla çölyak hastalığı yaşam boyu süren gıda alerjisidir. Bunun en önemli belirtileri ise yaygın olarak şişkinliktir. Özellikle yemekten sonra ağrı verecek kadar şişkinlik oluşur. İshal, kabızlık ve kötü kokulu dışkı kişinin ishal ya da kabız olması en önemli belirtileridir. Karın ağrısı, baş ağrısı, yorgunluk hissi, cilt sorunları, depresyon ve nedensiz kilo kaybı da bunun belirtileri arasında sayılabilir.

  • Çölyak hastalığında dikkat edilmesi gerekenler

    Bilindiği üzere çölyak hastalığı gluten dediğimiz buğday içerisindeki proteine karşı allerjik reaksiyon sonucu gelişen ince bağırsağın daha çok üst kısımlarını tutan bir hastalık olup bağırsakta olan ve emilimi sağlayan küçük tüycüklerin yıkımıyla sonuçlanan bir hastalıktır.

    Burada esas sorun gluten ile karşılaşmak olduğu için hayatımızdan gluteni tamamen çıkarmak isteriz.

    Takibe gelen hastalarımızda diyete uymama rağmen şikayetim devam ediyor sözünü duyarız yada kontrollerde tetkik sonuçlarından diyete yorumu sorgularız.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar şunlar olmalıdır:

    · ?Yemek hazırlığı sırasında gluten ile temas etmiş ve iyice yıkanmadan kullanılmış kaşık, süzgeç vb malzeleri kullanmamalıyız.

    · ?Fırında aynı tezgahta üretilmiş ekmekte gluten bulaşı olabilir.

    · ?Yulaf vb ürünlerde gluten yoktur ancak ürünün yetiştirilmesi,hasat ve sonraki süreçte bulaş mümkün olabilir. Bu yüzden hastalık bulgularının devam ettiği hastalarda bu ürünlerde sınırlandırılabilir.

    · ?Mısır, patates, pirinç, soya ve karabuğdaydan yapılan ürünler çölyak hastalarında güvenle kullanılır.

    · ?Kestane, nohut, bezelye, bakla, soya ve patates kıvam ve lezzet açısından buğday unu yerine kullanılabilir.

    · ?Buğday unu birçok üründe kıvam artırıcı olarak kullanıldığı için çölyak hastaları bir dedektif edası ile aldığı ürünlerin içindekiler kısmını okumalıdır.

    · ?Çölyak hastalarının emilim bozukluğu olduğu için ilk dönemde eksik vitaminler mutlaka yerine konmalıdır.

    · ?Çölyak hastalığı ile birlikte diğer organlardaki otoimmun hastalık sıklığı artabilir. Bu yüzden incelemelerde mutlaka değerlendirilmelidir.

    ?Özellikle hastalığa ilk tanı konduğu dönemde uzman kontrollerini aksatmamalılar.

  • Nedir bu çölyak ?

    Çölyak hastalığı, çölyak sprue, non tropikal sprue ve gluten enteropati de denilen bir takım genetik yatkınlığı bulunan kişilerde buğday, çavdar, arpa alımıyla uyarılan iltihabi bir ince barsak hastalığıdır.

    Hastalığın ortaya çıkması insanlık tarihi ile birlikte zamanımızdan yaklaşık 10.000 yıl önce tarımın başladığı Orta Doğu, Mezopotamya, Anodolu topaklarına dayanır.

    İlk kez Kapadokyalı Aretaeus milattan önce birinci yüzyılda yazdığı kitaplarında çölyak hastalığına benzer tablodan bahsetmiştir.

    Hastalık öyküsünün nerede ve ne zaman başladığı, buğday ve diğer tahılların insanoğlunun diyetine girdikten sonra olup olmadığı açıklanamamaktadır.

    Hastalığın bugünkü bilinen şekli ile tanımlanması önce 1887-1888 de İngiliz patolog Samuel Gee ardından hastalık ile gluten arasındaki ilişkinin bulunması Willem – Karel Dicke tarafından 2 . Dünya savaşı sırasında (1941-1950) olmuştur. Hastalık 1950 lerde özellikle Avrupa kökenli beyaz ırkta görülmekle beraber 1970 lerde kanda hastalıkla ilişkili antrikorların saptanması ile dünyanın her yerinde benzer sıklıkla görüldüğü fark edilmiştir. Halen Pasifik Adaları, doğu Çin, Japonya hastalığın nadir görüldüğü alanlardır.

    Bu durumun beslenme alışkanlıkları ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Tarama çalışmalarında hastalığın sıklığı tüm dünyada artan bir eğri çizmektedir. Avrupa kökenli toplumlarda ortalama sıklık 1/100 iken, ülkemizde yapılan bölgesel çalışmalarda çocuklarda %1, erişkinlerde %0,8-1,3 arasında saptanmıştır. Bunun yanı sıra dünyada en sık olarak önceki bilgilerin tersine Batı Sahra Afrikasında %5,6 olarak bulunmuştur.

    Çalışmalar hastalığın yaşla birlikte arttığını göstermektedir ve kadınlarda erkeklerden daha sık görülmektedir. Ayrıca tek yumurta ikizlerinde ve birinci derece akrabalar arasında sıklık 10 kat fazladır.

    Otoummin bir hastalık olduğu için tip1 diyabet, tiroidit, Adisson hastalığı, osteoporoz, Down sendromu ve Ig A eksikliğinin olduğu vakalarda artmış risk vardır. İrrite barsak sendromu tanısı koyulmuş hastaların % 10 unda çölyak hastalığı vardır.

    Hastalığın oluşmasında genetik faktörlerin önemli rolü olmakla birlikte çevresel faktörlerde önemlidir. Diyete buğday dolayısıyla gluten girmedikten sonra hastalık oluşmaz.

    Bu nedenle beslenmelerinde buğdayın önemli yer tuttuğu toplumlarda veya değişen beslenme alışkanlıkları nedeni ile daha önce bu hastalığa yakalanmayan toplumlarda hastalığın görülme sıklığı artmaktadır.

    Bu tahıllar içinde sadece yulafın toksik etkisi tartışmalıdır.

    Buğday, yapısı itibari ile çavdar ve arpa ile benzerlik gösterir. Dolayısı ile çavdar ve arpada toksit etki oluşturur. Yapı itibari ile farklılık gösteren yulaf nadiren toksiktir. Ancak halen çok güvenilir değildir.

    Etkilenen bireylerin ince bağırsaklarinin iç yüzeyi bu maddelere(gluten ve gliadin) karşı farklı tepkiler geliştirir.

    Bu oluşumlar çölyak hastalarındaki kısıtlı savunma hücrelerini ve doku enzimlerini uyarır. Böylece ince barsak yüzeyinde hastanın kendi savunma hücrelerini uyarılma sonucu başlattığı bir tür iltahaplanma ince barsak iç yüzeyinde yıkıma neden olur.

    Hastalığın birinci derece akrabalar arasında sık görülmesi, gluten duyarlılığına yatkınlık (genetik şifrelenme ile teşhis edilebilir.

    Çölyak hastalığına yakalananların %90 dan fazlasında bu genetik şifrelenme belirlenmiştir. Sağlıklı kontrol grubunda genetik değişkenliğin görülme oranı ise %20-30 dur.

    Glutene maruz kalma süresi ile hastalık başlama ve gelişme süreside doğru orantı gösterir. Anne sütünün uzun süreli verilmesi, anne sütü verilirken ek gıdalara başlanması pek çok çalışmada yararlı bulunmuştur.

    Viral enfeksiyonlar, sigara ,gıda katkı maddeleri gibi çevresel faktörlerin hastalığın oluşumunda olumsuz yönde etkili oldukları düşünülmektedir.

    Bugün için önerilen anne sütünün ideal olarak uzun verilmesi ve 4.-7. aylar arasında anne sütü alırken tahıllı ek gıdalara başlanmasıdır.

    ÇÖLYAK HASTALIĞININ KLİNİK GÖRÜNTÜSÜ

    Çölyak hastalık kliniği oldukça farklı ve değişken olabilir. Hastalığın sindirim sistemi ve diğer sistemlerle ilgili belirtileri büyük oranda ince barsağın ilk kısmında gelişen emilim bozukluğuna bağlıdır.

    Yağlı, donuk görünümlü, alışılmıştan daha sık ve bol miktarda dışkı ise bu hastalığın en önemli göstergesidir.. Ancak süt çocuklarında tipik hastalık belirtileri daha az görülmektedir.

    Bunun yanında kan testleri sayesinde çok hafif bulguları olan hastalar bile tanı alabilmektedir.

    Toplum taramalarında çok sayıda yakınmasız hasta fark edilebilmektedir.

    1-Klasik Çölyak Hastalığı

    Daha çok süt çocukları ve küçük çocuklarda yaşının 6.-24. aylarında diyete gluten eklenmesi ile ortaya çıkan tipik olarak büyüme gelişme geriliği kronik ishal veya cıvık dışkılama, kusma, karın ağrısı, karın şişkinliği, kas zayıflığı, kas kontrol güçlüğü, iştahsızlık gibi mide barsak
    sistemi bulguları ve gıda emilim bozukluğu ile karakterize durumdur.

    Hastalık haftalar ya da aylar içinde ortaya çıkabilir.İshal halen en sık görülen bulgudur, akut veya sinsi olabilir.

    Bu çocukların büyüme ve gelişmesi yaşına göre geri kalır.Vitamin D ve kalsiyum eksikliğine bağlı olarak sıklıkla rikets tablosu ile tanı alırlar. Nörolojik bulguları da olabilen bu çocuklar emosyonel olarak çekinik, huzuesuz, mutsuz ve huysuz olabilirler.

    2- Klasik Olmayan- Atipik Çölyak hastalığı

    Çoğunlukla 5-7 yaş üstü büyük çocuklar ve yetişkinlerde görülür.

    Boy kısalığı, pubertede geçikme,diş mine tabakası bozuklukları, aftöz stomatit, tedaviye cevapsız veya nedeni tam olarak bilinmeyen demir eksikliği kansızlığı, kemik erimesi ve kemik zayıflığı, kronik eklem şikayetleri, kardiyomyopati gibi kalp kası bozuklukları, karaciğer testlerinde bozukluk, nörolojık bozukluk gibi bulguların yanında tekrarlayan karın ağrısı, bulantı, kusma, şişkinlik, mide yemek borusu reflüsü gibi atipik yakınmalr olabilir.

    Genç erişkinlerde ciltte döküntü kızarma, kurdeşen dökme vitiligo alopesi gibi bulgular olabilir. Atipik bulguları ve yakınmaları olan bireylerin çoğunda sindirim sistemi bulguları yoktur. Nedeni açıklanamayan demir eksikliğiolan yetişkinlerde hastalığa çocuklardan daha sık rastlanır. Yaşın ilerlemesi tyroid hastalığı ve norolojik bulgu sıklığını arttırır.

    3-Sessiz Çölyak Hastalığı

    Sağlam görünen bir çocuk yada yetişkinde tesadüfen tarama yapılırken hastalığın yakalanmasıdır. Bu vakalar yakınmasızdır. Bu nedenle risk grubu denilen grup taranmalıdır. Bu grupta hastalık %4-5 oranında görülmektedir.

    Son yıllarda sessiz çölyak hastalarının çoğunda hafif gözden kaçabilen hastalık bulgularının olduğu ve bazı psikiyatrik değişikliklerin olduğu gösterilmiştir. Dolayısıyla bu olgulara sessiz demek tamamıyla doğru olmayacaktır. Yakınmaları olan 1 olguya karşılık 7 sessiz olgu olduğu ön görülmektedir.

    4- Potansiyel Çölyak Hastalığı

    Kan testleri pozitif olduğu halde , ince barsak biyopsileri normal veya hafif değişiklik gösteren olgulardır. Önceleri hiçbir bulgu olmamasına rağmen ilerleyen yıllarda tipik hasta olma riski taşırlar. İzlenmeleri gerekir.

    KİMLERE TEST YAPILMALIDIR ?

    Yakınması olmayan hastalarda kimlere test yapılacağı tam belirlenmiş değildir. Ancak aşağıdaki gruplar taranmalıdır;

    -iştahsızlık
    -inatçı , kronik ishal
    -kronik kabızlık

    -tekrarlayan karın ağrısı ve kusma
    -kalıcı dişlerde mine kaybı
    -kısa boy
    -belirgin puberte geçikmesi
    -kansızlık
    -kemik erimesi
    – yüksek riskli gruplar

    HASTALIĞA NASIL TANI KOYULUR ?

    Çölyak hastalığı tanısı kesin olmalıdır. Çünkü bir ömür boyu devam edecek bir hastalıktır ve tedavisi de yaşam boyudur. Hastalığın tanısı ince barsak biyopsisinde karakteristik değişikliklerin varlığı ve glutensiz diyetle iyileşmenin görülmesi işe koyulur.

    Çölyak hastalığında tanının desteklenmesinde, risk gruplarının taranmasında ve glutensiz diyete cevabın değerlendirilmesinde kan testleri
    yararlıdır. Bu testlerin özgüllüğü ve duyarlılığı değişkendir.

    Tanısında tereddüt olan hastalarda genetik çalışma yapılmalıdır.

    Gıda intolerans tesleri çölyak hastalığı tanısı koymak için kullanılmaz. Gıda intolansı veya gıda alerjisi tümüyle farklı hastalıkları tanımlar, çölyak hastalığı ile ilgili değildir.

    HASTALIKTA TEDAVİ

    Tedavi ömür boyu sürecek olan glutensiz diyettir.BU tedaviye sıkı uyulması hastalığın gidişatı açısından önemlidir.Henüz alternatif tedavi yoktur.Sadece kararlı giden hastalarda yulafın diyete eklenmesi ile ilgili kesin kanı yoktur.

    Yine daha az immunolojık olan Etiyopya tahılı, akdarı, süpürge darısı, kara buğday gibi tahılların diyete sokulma çabaları devam etmektedir.

    Diyette ana tahıl grubunu mısır ve pirinç oluşturmaktadır. Ancak son yıllarda glutensiz buğday unu diyete girmiştir.Çölyak hastalığı dayanışma grubuna erken katılım uyumda yarar sağlar. Yakınmalar düzelene kadar sıklıkla eşlik eden laktaz yetersizliği nedeni ile laktozsuz diyette önemlidir.

    Hastaların hepsi mineral, vitamin eksikliği için taranmalı, kemik mineral yoğunluğu ölçümü yapılmalıdır. Eksikliler tedavi ile yerine koyulmalıdır. Çocuk doğurma yaşındaki tüm kadınlar folik asit almalıdır. Ayrıca hasta ve bakmakla yükümlü kişilere verilecek psikolojik destek tedavinin önemli bir parçasıdır.

    Çölyak hastalığı nedeni ile glutensiz diyete başlayan hastaların %90 nında 2 haftalık diyet sonrası klinik düzelme başlar. Tedaviye cevapsızlığın en sık nedeni diyetteki gluten kaçağıdır. Diğer sebepler arasında enfeksiyonlar, pankreas yetersizliği, besin alerjileri ve diğer
    tip kolitler olabilir.

    Hastaların küçük bir yüzdesinde uygun diyete rağmen kalıcı bağırsak yapı değişiklikleri olabilir, farklı bir neden bulunamaz. Çölyak hastaları barsak lenfoması, ince barsak kanseri, yemek borusu kanseri ve yutak kanseri açısından artmış riske sahiptirler takipleri gerekir.

  • Yalnızca yiyecekler değil kozmetikler de hasta edebilir

    Karın ağrısı, şişkinlik ve kilo alamamak gibi masum şikayetlerle kendini belli eden çölyak hastalığı genellikle farklı hastalıklarla karıştırılıyor. Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunan glüten proteininden uzak durarak beslenmek, çölyak hastalığının tek tedavisi olarak biliniyor.

    Alerji ömür boyu devam eder

    Glüten enteropatisi yani çölyak hastalığı ince bağırsağın glüten proteinine karşı ömür boyu gösterdiği bir alerjidir. Çölyak hastalığı, yaşam boyu devam eden bir gıda alerjisi olarak bilinmektedir. Vücudun verdiği tepki neticesinde 12 parmak bağırsak yapısı bozulmakta ve ince bağırsağın özellikle başlangıç kısmı normal yeteneğini kaybetmektedir. Dolayısıyla kişiler bu noktada gelişmesi gereken emilim faaliyetlerinden yoksun kalmaktadır.

    Bu belirtiler varsa siz de çölyak olabilirsiniz

    Çölyak hastalığı farklı yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Çocukluk yaşlarında ortaya çıkabileceği gibi ilerleyen dönemlerde de kendini gösterebilmektedir. Hastalığın çok hafif ilerlemesi ve belirtilerin farklı rahatsızlıklarla karıştırılması teşhisin ileri yaşlarda konulmasına neden olabilmektedir. Çocukluk döneminde en bilinen belirtisi büyüme geriliği olan çölyak hastalığı;

    · Karın bölgesinde öne doğru şişkinlik

    · Yaşa göre kilo azlığı

    · Kas zayıflığı ve kansızlık

    · Gaz şikayetleri ve dışkıda anormallik

    · Kusma, halsizlik ve iştahsızlık

    · Ağız içinde oluşan aftlar

    · Eklem ve kemik ağrıları

    · Sinirlilik

    · Ciltte kaşıntılı ve döküntüler gibi belirtilerle kendisini göstermektedir.

    Çölyak hastalığının belirtileri farklı hastalıkları da akla getirebilir. Doğru tanının konulabilmesi için bazı özel kan testleri, endoskopi ve alınan doku örneklerinin patoloji tarafından incelenmesi gerekmektedir.

    Yiyeceklerinizi ayırın

    Çölyak hastalığının tek tedavisi glütensiz diyet olarak bilinmektedir. Glütensiz bir yaşama geçildiğinde hastalıkla ilgili bir sorun görülmemektedir. Burada önemli olan glütenli ve glütensiz gıdaların iyi ayrılmasıdır. Glüten daha çok buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunmaktadır. Ancak günümüzde hazır gıda sektöründe glüten sıklıkla kullanılmaktadır. Bisküviler, hazır çorba ve köfteler, malt içecekler, glüten içeren sakız ile çikolatalar çölyak hastaları için tehlikeli olabilmektedir. Hatta kadınların kullandığı bazı kozmetik ürünlerinin içinde bile gluten bulunabilmektedir. Bunların yanı sıra ilaç, şampuan, krem gibi ürünler glüten içerikleri nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Çok iyi bir etiket okuyucusu olunmalı, gıdaların etiketleri mutlaka okunmalıdır. Özellikle evde glütenli ve glütensiz gıdaların birbirinden ayrı ve uzak saklanması önemlidir. Yemek hazırlığı sırasında glütenli gıdalara değmiş veya bulaşmış çatal, kaşık, süzgeç, tabak gibi gereçler kesinlikle çölyaklı kişilerin gıdalarına dokundurulmamalıdır. Bir ton gıdada 2 kaşık glütenin bile tehlikeli olabileceği unutulmamalıdır.

    Bu gıdaları tercih edin

    Çölyak hastaları tükettikleri her gıdayı sorgulamak zorunda kalmaktadır. Glütensiz ama sağlıklı beslenme alışkanlığı yaşam şekli haline getirilmelidir. Mısır, pirinç, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık gibi besinleri ve bu besinlerden elde edilen un ve nişastaları tercih etmek gerekmektedir. Ceviz, fındık gibi kuruyemişler ile incir ve kuru üzümü beslenme zincirinden eksik etmemek önemlidir. Bunların yanı sıra kümes hayvanları ve kırmızı et, tüm sebze ve meyveler, bakliyatların tüm çeşitleri, yumurta, bal gibi gıdalar rahatlıkla tüketilebilmektedir. Buğday ekmeği yerine mısır ekmeği yenilebilir. Hazır alınan mısır ekmeklerinin içine farklı unların karışabileceği ihtimaline karşı mısır ekmeğini evde yapmak daha sağlıklıdır.

    Diyeti aksatmanın sonuçları ağır olabilir

    En sık görülen sıkıntı bağırsaklardaki emilimle ilgili sorunlardır. Kötü beslenme ve besin emilimi bozukluğu en sık görülen rahatsızlıklardır. Bunlarla birlikte halsizlik, kemik erimesi, osteoporoz, kısırlık, düşük ve depresyona neden olabilir. Tedavi edilmemiş çölyak hastalığı uzun dönemde ince bağırsak kanseri ve lenfoma gibi rahatsızlıkların ortaya çıkma riskini de artırır. Çocuklarda ise boy kısalığı, davranışsal sorunlar ve gelişme geriliğine neden olabilir. Kişi eğer diyetine gerekli dikkati gösteriyorsa ömrünün sonuna kadar rahatça yakınmasız yaşamını sürdürebilir. Ancak yine de belirli aralıklarla gerekli tetkikleri yaptırmak önemlidir.

  • Kanserde immunoterapi ve bağışıklık sistemi

    Bağışıklık sisteminin ne kadar önemli olduğu artık çok iyi biliniyor. Onun korunmasının, güçlendirilmesinin ve dengeli çalışmasının gerekliliği çeşitli yayınlarla topluma anlatıldı.

    Hastalıklar ile savaşırken bağışıklık sisteminin silahşorları olan akyuvarlar yani lökositler bizim için en önemli hücrelerdir. Bunların yeterli sayıda ve fonksiyonlarının sağlıklı olması bizi hastalıklardan korur veya hastalıkları kolaylıkla atlatmamızı sağlar. Akyuvarların birçok alt kolları vardır. Makrofajlar, dentritik hücreler, natural killer (doğal öldürücü hücreler) , B ve T lenfositler, monositler ve bu hücrelerden salınan binlerce faktör, enzim vb. bağışıklığımızı oluşturan, dengede tutan faktörlerdir. Bağışıklığımız neden bozuluyor da biz hastalanıyoruz? İşte bu tüm bilim adamlarının yıllar yılı araştırdığı ve hastalıklarla mücadelede odaklandığı konu budur! Birçok mikrobik hastalıklara karşı antibiyotiklerin, antivirallerin keşfi, aşıların ortaya çıkarılması bu yolla sağlanmıştır.

    Günümüzde İmmünoloji ve bağlantılı bilim dallarının yeterli önemi kazanmadığını düşünmekteyim. Sağlam bir bağışık sistemi, oluşan her kanser hücresini her an fark eder ve aynen mikropları ve yabancı cisimleri temizlediği gibi yok eder. Peki, bu neden herkeste çalışmaz? Aslında herkeste çalışabilir. İmmunoterapi burada devreye girer. Biz bağışıklığımızı tam olarak sağlıklı hale getirirsek kanseri yenebiliriz!

    Öncelikle bağışıklığımız neden bozulmuş olabilir gelin bir göz atalım.

    Gece uykusu: Bağışıklığımızın en önemli belirteçlerinin başında gece uykusunu vaktinde, çok düzgün uyumak ve sabah dinç kalkmak gelir. Bunu sağlayabiliyor muyuz? Sağlayamıyorsak nedenlerini bulup düzeltmeliyiz.

    Vücut sıcaklığımız: Sabah yataktan kalmadan uyanır uyanmaz ölçümleyeceğimiz beden sıcaklığımız bağışıklık ve metabolizmamızın en önemli göstergelerindendir. Aynı zamanda tiroid bezimizin de çalışıp, çalışmadığını bize gösterir. 36,5ºC civarı bir sıcaklığımız olmalıdır.

    Beslenme: Bu konuda sayfalarca yazı yazılabilir, ancak en önemli faktörler; tedavi esnasında şeker, rafine gıda, unlu mamullerin tümü, her tür ekmek asla tüketilmemelidir. Şekere dönüşen alkol ve benzeri gıdalar da derhal terkedilmelidir!

    Güneş ve D vitamini: Güneşten gerektiği kadar faydalanılmalıdır. D vitamin seviyesinin uygun düzeyde (80-120 ng/ml) olması için her gün en az 20 dakika güneş görülmelidir.

    B12 ve folat (Folik asit): B12 seviyesinin 500pg/ml üzerinde, folik asit seviyesinin de 15 ng/ml üzerinde olması uygundur. Böylece vücutta DNA sentezi düzgün yürüyecek, lökositler sağlıklı üretilecek, kemik iliği doğru çalışacak ve bağışık sistemi güçlenecektir.

    Bağırsak flora dengesi: Tiroid fonksiyonları, kortizol seviyesi, pankreasın çalışması, insülin direnci, kolesterol, karaciğerin dengesi gibi birçok ana faktörü etkileyen en önemli husus bağırsak flora dengesidir. Alerjilerin tümü, anjiyo-ödem, ürtiker, egzama, sedef, vitiligo gibi cildi etkileyen tüm hastalıklar yine bağırsakların bozukluğunun değişik nedenler ile oluşması sonucu gelişmektedir.

    Gıda duyarlılıkları: Glüten hassasiyeti ve laktoz in-toleransı en önemlileridir. Yapılan araştırmalar, glüten hassasiyeti olduğunu düşünen birçok hastanın aslında çölyak-dışı glüten hassasiyetine (ÇDGH ) sahip olabileceğini ve glütenden de fazlasına hassasiyet geliştirmiş olabileceklerini göstermiştir. (New York Times “Well” adlı blogunda kaleme alan Jane Brody). Glüten, buğday, arpa ve çavdarda bulunur. Çölyak hastalarında bu protein oto- immün tepkisine yol açıp, bağırsaklara zarar vermesine sebep olur. Ulusal Çölyak Farkındalık Kurumuna göre, Amerika’da iki ila üç milyon insan çölyak hastasıyken, 18 milyon insanda ise glüten hassasiyeti saptanmıştır. Wallstreet Journal soruyor: “Glütensiz bir diyet daha mı sağlıklıdır?” Yapılan son araştırmalara göre, bahsi geçen 18 milyon glüten hassasiyeti bulunan Amerikalının bir kısmının ÇDGS hastası olabileceği tahmin ediliyor. 2011’de yapılan bir araştırmada, Monash Üniversitesinde görevli olan gastroenterolog Peter Gibson, 34 tane IBS (irritabl bağırsak sendromu) hastasını muayene ediyor ve bu hastaların çölyak olmadığı halde glütene kötü tepki verdiklerini saptıyor. Araştırmalarının sonucunda ÇDGS nin var olabileceğini savunuyor. Daha da önemlisi, başka araştırmalar ÇDGS hastalarının sadece glütene değil, bazı karbonhidratlara da hassasiyetleri olabileceğini göstermektedir. Bu karbonhidratlar fermente olabilen oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve polyollardır. (Sorbitol, xylitol, maltitol ve isomalt gibi şeker türü alkol ve tatlandırıcılarda bulunan, birden fazla hidroksil grubu barındıran alkol türleri içeren karbonhidratlar). Araştırmacılar henüz sorunun çölyak hastalarında olduğu gibi oto-immün bir tepkiden mi, yoksa glütenin salınım yaptığı kimyasallardan ötürü mü oluştuğundan emin değiller. Başka bir araştırmada Gibson, incelediği 37 tane IBS ve ÇDGS hastalığına sahip kişilerin sadece %8’inde glütene özellikle tepki verildiğini saptıyor. Bu sonuç araştırmacıları semptomlarda esas sorumlu olan Fodmap (Polyol) karbonhidratlarına yönlendirdi.

    Yeni ‘Glütensiz’ amblemler ne anlama geliyor? IBS’den şikâyetçi hastalar, Fodmap (polyol) karbonhidratlarını altı ila sekiz hafta tüketmediklerinde, sıkıntılarının azaldığını ve hatta kaybolduklarını görmekteler. Uzmanlar bu tür hastaların Fodmap’ları tamamen diyetlerinden çıkarmalarını ve sorunların ortadan kalktıktan sonra tekrar yavaş ve azar azar diyetlerine katıp hassasiyetlerini kendi kendilerine ölçmelerini öneriyorlar. ÇDGS tanısını yüzeysel olarak koymak için, Mayo Clinic’te Görevli olan Joseph Murray, çölyak hastalığı kan testinin negatif olması, bağırsak biyopsisinin, bağırsakta bir zararın olmadığını göstermesi, semptomların başka hiçbir açıklamasının olmaması, glütensiz bir diyette semptomların kaybolması, glüteni tekrar diyete dahil ettiğinizde semptomların geri dönmesine dikkat edilmesini öneriyor.(Brody, “Well,” New York Times, 10/6).

    Bu gün bir çok bağırsak şikayeti olan hastanın; kabızlık, şişkinlik, aşırı ishal atakları gibi altında yatan ana nedenlerinin gıda intoleransları ve bağırsak flora bozuklukları ile bunlara bağlı gelişmiş metabolik hormonal bozukluklar ve yetmezlikler, emilim bozukluklarına bağlı gelişmiş demir, B12, folat, D vitamin, çinko selenyum magnezyum eksiklikleri ve sonuçları kaynaklı olduğunu biliyoruz. Bir kişinin kolesterolü çok yüksek ise bağırsak florası çok bozuk demektir. Bir kişinin ürtikeri varsa bağırsak ve midesinde kötü huylu bir bakteri ve/veya mantar mutlaka araştırılmalıdır. Eğer bunlar çok önce tespit edilir ve önlenirse kanser dâhil birçok hastalığa karşı korunmuş oluruz. Kanserde İmmunoterapi tüm bağışıklığı bozan nedenleri tek tek ele aldığı için çok önemli bir tedavi şeklidir. Bağışıklığı onaran, güçlendiren bir tedavidir. Kemoterapi ve radyoterapiden çok farklıdır. Bağışıklıktaki bozukluğu gidererek, hedefe yönelik tedavi uygular. Bu da tedavide yanıtı güçlendirir, yan etkiyi minimalize eder.

    CEA seviyesinin önemini önceki makalelerimde de anlatmıştım. Bağışıklığımızın en önemli belirteçlerindendir. Yeni belirteçlerden biri de bağırsakta salgılanan kalprotektin miktarı, bağırsaktaki inflamasyon ve permeabilitenin yani geçirgenliğin göstergesidir. Bir de bağırsaktaki mukozal bağışıklık seviyesidir. Günümüzde bunların hepsini ölçümleyebiliyoruz. Glüten duyarlılığının olması kişide kanser riskini 5 kat arttırmaktadır. Glüten duyarlılığı olan kişinin glütenden fakir beslenmesi bu riski normalize edebilmektedir. Aynı durum laktoz duyarlılığı için de mümkündür. 18 yaşından büyük, ve büyüme, gelişme çağını tamamlamış tüm erişkinlerde laktoz duyarlılığı olsun olmasın süt içilmesini önermiyoruz. Çünkü süt tüketiminin vücutta bir çok growth hormon -IGF -1(büyüme hormonları) ve benzeri yolakları uyardığını ve bağışıklığı kötü yönde etkilediğini artık biliyoruz. Bu hormonların uyarılması en çok kanser hücrelerinin beslenip büyümesi ve vücuda kolayca yerleşmelerine yol açmaktadır.

    Bağırsak florasının bozulmaması için, yetiştirme kümes hayvanları, bunların yumurtaları, yetiştirme büyük ve küçükbaş hayvanlar, yetiştirme balık ve türevleri tüketilmemelidir. Bunlar aynı şeker gibi bağırsağımızın çürümesine, bağışıklığımızın bozulmasına yol açar. Alfatoksin içeren karabiber, pulbiber, yerfıstığı gibi gıdalardan da mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Kızartmaları, margarinleri, toksik yağları saymama gerek yok sanırım.

    Peki ne yemeliyiz? İyi koşullarda hazırlanmış soğuk sıkım çörekotu yağı, üzüm çekirdeği yağı, EPA DHA sı yüksek omega 3’ler hindistancevizi yağı özütü MCT, zerdeçal, spiruluna gibi yosunlar, koenzim Q10, alfa lipoik asit, C vitamini, antioksidanların tümü ve beta glukan bağışıklığı destekleyen etkinliği kanıtlanmış gıdalardır.

    Kanserde immunoterapi bağışıklıkta oluşmuş arızaların tamiri ile meşgul olduğu için başarılıdır. Günümüzde bilim dünyası bu tedaviden uzak kalınamayacağını, hatta daha fazla yakınlaşması gerektiğini anlamıştır. Bugüne dek binlerce antibiyotik üretildi ama mikroplar hep galip geldi ve direnç geliştirdiler, bizi yenmeyi başardılar. Bunun çözümünün vücudumuzun doğal savunma sisteminin güçlendirilmesi olduğu yeni yeni anlaşılmaktadır.

    Zararın neresinden dönsek kardır diyerek, daha bilinçli beslenerek, bağışıklığımızı güçlendirelim. Bunu bir yaşam şekli haline getirelim.

    Sağlıcakla kalın.

  • Gluten enteropatisi (çölyak hastalığı)

    Gluten enteropatisi (çölyak hastalığı)

    İncebağırsak besinlerin sindiriminin ve emiliminin gerçekleştiği hayati bir organdır. İnce barsağın uzunluğu yaklaşık 4metre (3-4.5m) kadar olup bunun % 40′ ı duodenum ve jejunum, % 60 ‘ı da iluem olarak adlandırılan ince barsak kısımları tarafından oluşturulur. İncebağırsağın emilim yüzeyi yaklaşık 200-400 m2 kadardır. Emilim yüzeyi alanındaki bu genişlik barsakların iç yüzeyini döşeyen mukaza kıvrımları ve villüs ve mikrovilüsler olarak adlandırılan ve mikroskop altında görülebilen milyonlarca çıkıntı sayesinde oluşturulur. Villuslar incebağırsağın boşluğuna doğru çıkıntı yapan uzantılardır, mikrovillüsler ise yaklaşık 1 mikron uzunluğunda ve 0.1 µm çapında olup ancak mikroskopla görülebilen ve enterosit olarak adlandırılan barsak hücrelerinin uzantılarıdır (mikron milimetrenin bindebiridir). İncebağırsakta emilim villuslarda meydana gelir.

    Çölyak hastalığı nedir ve nasıl ortaya çıkar?

    Gluten enteropatisi olarak ta bilinen Çölyak hastalığı (Celiac disease, Celiac sprue, nontropical sprue) barsaklarda besin maddelerinin sindiriminin ve emiliminin bozulmasına yol açan bir hastalıktır. Çölyak hastalığı olan insanlar buğday, arpa, çavdar ve bir dereceye kadar da yulafta da bulunan bir protein olan ‘gluten’ e karşı hassasiyet gösterirler. Bu kişiler gluten içeren gıdalarla beslendiklerinde ince barsakların iç yüzeyini örten hücrelerden oluşmuş olan ve mukoza diye adlandırılan kısımda meydana gelen immunolojik reaksiyonlar sonucunda bu bölgede bulunan emici hücrelerde harabiyet oluşur (İmmunolojik reaksiyon = Vücudun bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan bir tür iltihabi reaksiyon). Oluşan bu harabiyet sonrasında vücut için gerekli olan besin maddelerinin sindirimi ve emilimi bozulacağından, ishal ve zamanla vücutta bu maddelerin eksikliği başlar. Bu nedenle Çölyak hastalığı emilim bozukluğu ile giden barsak hastalıkları arasında sınıflandırılır. Çölyak hastalığı olan insanlar glutensiz diyetle beslendiklerinde barsaklarında oluşan harabiyet düzelir, ancak tekrar glutenli gıdaları tüketmeye başlamaları halinde hastalığın bulguları yeniden ortaya çıkar.

    Çölyak hastalığı genetik bir hastalıktır, bu hastalığın oluşmasına yol açan genler aile içinde geçiş gösterebilir. Çölyak hastalarının % 10 kadarında ailede çölyak hastalığı olan başka bireyler bulunur. Cerrahi girişimler, hamilelik, doğum yapma, bazı viral enfeksiyonlar ve şiddetli ruhi sıkıntılar hastalığın ortaya çıkmasına sebep olabilir. Zencilerde ve Asya kökenlilerde daha nadir görülür. Her yaşta ortaya çıkabilmesine rağmen 8-12 aylık çocuklarda ve 30-40 yaş aralığında daha sık görülmektedir.

    Çölyak hastalığının gerçek sıklığı bilinmemektedir. Hastalığın giderek artan sıklıkta akla gelmesi ve teşhisde kullanılan testlerin yaygınlaşması hastalığın eskiye nazaran daha sık görülür olmasından sorumlu olabilir. Hastalık en sık olarak batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaşayan insanlarda görülmektedir. Bu bölgelerde yaşayan her 300 kişiden birinde çölyak hastalığı bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri genelinde çölyak hastalığı sıklığı 1/3000 civarındadır. Ancak kan bankasındaki kanlar üzerinde yapılan serolojik çalışmalar her 300 kişiden birinde bu hastalığın bulunabileceğini düşündürmektedir.

    Çölyak hastalığının nedeni nedir?

    Çölyak hastalık vücutta immunolojik cevabı tetikleyen çevresel (gluten) ve genetik faktörlerin birlikte rol oynaması sonucunda ortaya çıkar. Yani çölyak hastalığın oluşması için hem genetik yatkınlık hem de bir çevresel faktör olan glutenle temas gereklidir.

    İmmunolojik reaksiyonlar:
    Buğday, arpa, yulaf ve çavdarda bulunan bir madde olan ‘gluten’in aktif maddesi olan ‘gliadin’in ince barsakların iç yüzeyini döşeyen emici hücrelerle etkileşimi çölyak hastalığının oluşmasında rol oynayan en önemli mekanizmalardan biridir. Çölyak hastalığı olan bir kişi gluten (gliadin) içeren bir gıda ile beslendiğinde bağışıklık siseminin bu maddeyi yabancı bir madde olarak kabul etmesi sonucunda (bir tür allerji) vücudun bağışıklık sistemi aracılığı ile bu maddeye karşı antikor olarak adlandırılan bazı maddeler üretmeye başlar (Anti-gliadin antikorlar gibi). Bu antikorların gliadinle karşılaşması sonucunda ortaya çıkan immunolojik reaksiyonun esas olarak oluştuğu yer ince barsak mukozası olduğundan bu reaksiyon sonrasında ince barsak mukozasında emilim bozukluğu ile sonuçlanan bir hasarlanma oluşur.

    Çölyak hastalığı olan insanların kanında anti-gliadin antikor dışında iki tür antikor daha bulur. Anti-gliadin antikorların aksine bu antikorlar kişinin kendi dokularına karşı oluşmuş antikorlardır. Bunlardan biri ince barsağın iç yüzeyini döşeyen emici hücrelerin yapısında bulunan bir maddeye karşı oluşan ‘anti-endomysial antikorlar’, diğeri de hücrede bulunan bir enzime karşı oluşmuş olan ‘anti-transglutaminaz antikorlar’ dır. Bu antikorların varlığı çölyak hastalığının oluşumunda otoimmunitenin rol oynadığını göstermektedir (Otoimmunite: Vücuttaki bağışıklık sisteminin vücudun kendi yapısındaki oluşumları hasarlamaya, yok etmeye çalışması- bir tür kendini tanıma kusuru).

    Çölyak hastalığının belirtileri ve bulguları nelerdir?

    Çölyak hastalığı çocuklarda ve erişkinlerde farklı belirtilerle kendini gösterir. Çocuklarda gelişme ve büyüme geriliği çölyak hastalığının erken bulgusu olabilir. Karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal, huysuzluk, davranış bozuklukları ve okulda başarısızlık görülebilecek diğer belirtilerdir. Bulguların ortaya çıkması ve şiddetlenmesi yıllar sürebilir. Genellikle adolesan döneminde bulguların şiddetinde kısmen de olsa bir azalma görülür.
    Çölyak hastalığı erişkinlerde genellikle 30-40 yaş civarında ortaya çıkarsada daha ileri yaşlarda da görülebilir. Özellikle yağlı gıdaların alınmasından sonra belirginleşen ishal, karında gaz ve rahatsızlık hissi, karın ağrıları, iştahı iyi olduğu halde kilo alamama veya kilo kaybı ve yorgunluk erişkin yaşta ortaya çıkan çölyak hastalığın başlıca bulgularıdır. Bazı çölyak hastalarında yıllarca aralıklı ishal ve hazımsızlık dışında başka bir bulgu olmayabilir. Kadınlarda adet bozuklukları ve hamile kalamama, erkeklerde cinsel güçte azalma çölyak hastalığında nadir de olsa görülebilecek olan diğer belirtilerdir.

    Çölyak hastalığı tedavi edilmediğinde ince barsaklardaki emilim bozukluğu nedeniyle zamanla vücutta vitamin, mineral ve diğer besin maddelerinin eksikliği ortaya çıkar. Bunlar arasında özellikle demir, folik asit ve B12 vitamini eksikliği sonucunda değişik şiddetlerde olabilen kansızlık (anemi) en sık görülen bulgulardan biridir. Bunun yanında D vitamini ve kalsiyum emiliminin bozulması sonucunda kalsiyum seviyesinde azalma, kemik erimeleri ve kırılmaları, A vitamini eksikliğine bağlı görme bozuklukları ve cilt problemleri, B vitamini türevlerinin eksikliğine bağlı denge bozukluğu ve his kusurları gibi sinir sistemine ait problemler, K vitamini eksikliğine bağlı pıhtılaşma bozuklukları ve kanamalar, sodyum, potasyum ve magnezyum gibi maddelerin eksikliğine bağlı kas güçsüzlükleri ve protein (albumin ve diğer proteinler ) eksikliğine bağlı bacak ödemleri ve bağışıklık sisteminde zayıflama barsaklardaki emilim kusuru sonucunda ortaya çıkabilecek diğer bulgulardır. Çölyak hastalığında görülebilecek başka bir rhatsızlık da su çiçeğine benzer bir görünümü olan, daha çok sırtta, alt ve üst ekstremitelerde ve kalçalarda kaşıntılı, döküntülü ve su toplayan lezyonlarla ortaya çıkan ve dermatitis herpetiformis olarak adlandırılan bir cilt hastalığıdır. Ayrıca bazı romatizmal hastalıklar, tiroid bezi ve böbreküstü bezi hastalıkları da çölyak hastalığı ile birlikte bulunabilir.

    Çölyak hastalığı nasıl teşhis edilir?

    Çölyak hastalığından şüphelenildiğinde doktorunuz ayrıntılı bir beden muayenesinden sonra sizden bazı kan ve dışkı testleri isteyecektir. Kalsiyum, magnezyum, potasyum, protein (albumin, immun globulinler ve pıhtılaşma faktörleri), kolesterol, B12 vitamini, A vitamini, folik asit ve demir gibi bu hastalıkta vücutta eksilebilecek bazı maddelerin kandaki seviyelerinin ölçülmesi, tam kan sayımının yapılması ve iltihap belirteçlerinin kontrol edilmesi yanında çölyak hastalığının teşhisinde kullanılan bazı serolojik testlerin de yapılması gerekir. Anti-endomysial, anti-transglutaminaz, anti-gliadin ve anti-retikülin antikorlar günümüzde çölyak hastalığının teşhisinde yardımcı olan serolojik testlerdir. Bu serolojik testlerin hastalığın tanısındaki değerleri yüksektir (%55-95). IgA eksikliği olan bireylerde bu testler yanlış negatif çıkabilir.

    Çölyak hastalığının teşhisinde mutlaka yapılması gereken bir diğer inceleme endoskop yardımı ile ince barsak mukozasından doku örneği alınmasıdır. Bu işlem için yapılacak girişim normal gastroskopiden farklı değildir (Bkz. Endoskopi). Endoskopi sırasında ince barsak mukozasındaki yapısal değişikliklerin görülmesi de mümkün olmaktadır. Alınan doku örneğinin özel yöntemlerle boyandıktan sonra mikroskop altında incelenerek bu hastalığa ait olabilecek bulguların görülmesi hem çölyak hastalığının kesin teşhisi hem de bu hastalıkla karışabilecek lenfoma gibi başka hastalıkların ayırımı için kesinlikle gereklidir.

    Teşhiste kullanılabilecek diğer yöntemler baryumlu ince barsak filmi çekilmesi ve ince barsakların kapsül endoskopi veya enteroskopi ile görüntülenmesidir. Özellikle belirgin kilo kaybı, karın ağrısı, kansızlık, gece terelemeleri ve kanama gibi bulguları olan hastalarda bu incelemelerin biri veya birkaçının yapılması ve gerektiğinde bilgisayarlı batın tomografisi gibi başka görüntüleme yöntemlerine başvurulması gerekebilir.

    Çölyak hastalığı nezaman ve nasıl tedavi edilmelidir?

    Erken dönemde teşhis edilmediğinde çölyak hastalığı ciddi problemlere yol açabilir. Yukarıda tarif edilen bulgulara benzer şikayetleri ve/veya ailesinde çölya hastalığı öyküsü olanların bir gastroenteroloğa başvurmaları gerekir. Çölyak hastalığı ailevi geçiş gösterdiğinden hastaların yakınlarının da en azından serolojik testlerle incelenmesi uygun olacaktır. Çölyak hastalığı olanların %10 kadarında anne, baba, kardeş veya çocuklarında da aynı hastalık görülebilmektedir. Gebelik döneminde kansızlığı belirgin ölçüde şiddetlenen kadınların çölyak hastalığı yönünden araştırılması gerekir.

    Çölyak hastalığında tedavinin temelini sıkı bir glutensiz diyet uygulanması oluşturur. Bu amaçla gluten içeren tahıl ürünleri ( buğday, arpa ve çavdar) kullanılarak yapılan gıda maddelerinin kesinlikle yenmemesi gerekir. İçinde buğday parçacıkları bulunabileceğinden, en azından hastalığın erken dönemlerinde, yulaf da yenmemelidir. Pirinç, mısır, patates ve soya unundan yapılmış ürünler yenilebilir. Normal un yerine pirinç unu veya mısır unu ve bunlardan yapılan hamur işleri tercih edilmelidir. Mısır şurubu sos vb. yapımında kıvam artırıcı olarak kullanılabilir.

    Meyve, sebze, yumurta ve et ürünlerinin yenmesinde sakınca yoktur ancak sosların hazırlanmasında buğday unu kullanılmamalıdır. Alkollü içecekler ve meyva suları aşırıya kaçılmamak şartıyla içilebilir. Bira ve viski az miktarda tolere edilebilir ancak şikayetleri başlatıyorsa içilmemelidir. Gluten içermeyen bir diyetin uygulanması normal beslenmeye göre daha pahalı, güç ve sıkıcı olabilir. Bu nedenle kesin teşhis konulmadan bu tür bir diyetin uygulanması tavsiye edilmez.

    Günümüzde çölyak hastaları için hazırlanmış çeşitli gıda ürünleri büyük marketlerden kolaylıkla temin edilebilmektedir. Alınan gıdaların etiketleri dikkatle okunmalı ve gluten içeren bir gıda maddesi içerip içermediği araştırılmadan çölyak hastasına verilmemelidir. Piyasada satılmakta olan ve gluten içermediği sanılan birçok üründe (salata sosları, hazır pudingler vb.) gluten bulunabilmektedir. Sıkı diyet uygulayan bir çölyak hastasının günün birinde glutenle tekrar karşılaşması ciddi tablolara yol açabileceğinden bu durum özellikle önemlidir. Bu hastalarda laktaz eksikliği (laktoz intoleransı) de olabildiğinden başlangıçta süt ve sütlü gıdaların alınmaması tavsiye edilmelidir.

    Glutensiz diyete başlanmasından günler sonra şikayetlerde azalma görülmeye başlar. Şikayetlerin tamamiyle ortadan kalkmasına rağmen barsak mukozasının tamamiyle iyileşmesi bazen 2 yıl kadar uzun bir süre alabilirse de barsak mukozasındaki iyileşme genellikle 3-6 ay içinde gerçekleşir.

    Çölyak hastalığında ilaç tedavisi yoktur. Glutensiz diyete cevap vermeyen hastalarda kortikosteroid tedavisi denenebilir. Sıkı bir glutensiz diyet uygulayan hastalarda hastalık genelde iyi bir gidiş gösterir. Tedavi edilmeyen hastalarda barsaklardaki emilim bozukluğunun devam etmesine bağlı yukarıda anlatılan bulgular devam edecektir. Tedaviye cevap vermeyen vakalarda ince barsakların lenfoma gibi başka hastalıklarının araştırılması gerekir. Tedavi edilmeyen vakalarda uzun dönemde ortaya çıkabilecek ciddi bir hastalık bir tür ince barsak kanseri olan ve Non-Hodgkin lenfoma (NHL) olarak adlandırılan bir hastalıktır. Çölyak hastalığı olanlarda NHL görülme sıklığı normal bireylere göre üç kat daha fazladır. Sıkı diyet uygulanan vakalarda kansere dönüşüm engellenebilmektedir.

  • Çocuklarda çölyak hastalığı

    Çocuklarda çölyak hastalığı

    Çölyak hastalığı nedir?

    Çölyak Hastalığı ince bağırsağın, GLUTEN adlı proteine karşı ömür boyu süren ve kronikleşen alerjisi, hassasiyetidir. Buğday, Arpa, Çavdar ve Yulaf gibi tahıllar GLUTEN içerir. Alınan gıda, ince bağırsakta bileşenlerine ayrıştırılıp bağırsak mukozası üzerinden kana karışır. Vücudumuzun yeterince gıda alabilmesi, ince bağırsakta çok sayıda bulunan ve VİLLUS çıkıntıları olarak adlandırılan kıvrımlar tarafından sağlanır. Çölyak Hastaları glutenli yiyecekler tükettiklerinde bağırsak mukozasında alerji nedeniyle villus çıkıntıları ve kıvrımları tahrip olarak azalır ve küçülürler. Böylece bağırsak yüzölçümü gittikçe azalır ve alınan gıdalar emilemez hale gelir. Sonuçta beslenme yetersizliği, arkasından da hastalık belirtileri ortaya çıkar. 

    Belirtileri
    -Karın Bölgesinde öne doğru şişkinlik
    -Yaşa göre kilo azlığı
    -Kas zayıflığı
    -Kansızlık
    -Dışkıda anormallik, büyük tuvalet ihtiyacı artması
    -Kusma
    -Bezginlik
    -İştahsızlık
    -Büyüme geriliği
    -Ağız içinde oluşan aftlar
    -İştahsızlık, gaz şikayetleri
    -Eklem ve kemik ağrıları
    -Sinirlilik
    -Ciltte kaşıntılı döküntüler

    Çölyak hastalığı ile ilişkili hastalıklar
    Atrofik gastrit
    Addison hastalığı
    Alopecia
    Kolit (özellikle mikroskopik / lenfositik kolit)
    Konjenital kalp kusurları
    Dermatit herpetiformis
    Down sendromu
    Hypo-splenia
    IgA nefropati I
    nfertilite ve düşük nüks
    Karaciğer enzim bozukluğu
    Nörolojik hastalıklar (nöropati, ataksi, hafıza bozukluğu, migren, epilepsi, ya da kas sertliği dahil)
    Primer biliyer siroz
    Sedef hastalığı
    Sarkoidoz
    Serum IgA eksikliği
    Sjogren sendromu
    Tiroid hastalığı (otoimmun hipo-veya hiper-thyroidism)
    Turner sendromu
    Tip 1 diyabet
    Vaskülit Williams sendromu
    Bağırsak kanseri ve Lenfoma gibi hastalıklar
     

    Tanı yöntemleri
    Çölyak hastalığının insan sağlığı üzerinde önem taşıyan birçok değişimlere neden olmasından dolayı doğru teşhisi önemlidir. Çölyak hastalığı her yaşta teşhis edilebilmektedir. Çoğunlukla belirtiler ilişkili bir başka hastalığı da düşündürmektedir. Erken osteoproz, kansızlık, teşhis edilmemiş Laktoz alerjisi gibi. Kan testleri ve sonrasında ince bağırsak biyopsisi ile kesin tanı konulmaktadır.
    Çölyak Hastalığı Alerji Testleri, Rezonans ve Homeopati v.b yöntemlerle teşhis edilemez.
     

    Tedavi
    Çölyak hastalığının tek tedavisi GLUTENSİZ sıkı bir diyettir. Diyetin sıkı bir şekilde uygulanması ile düzleşen ince bağırsak yüzeyi normal şeklini ve işlevini tekrar kazanmaktadır. Çok az miktarda alınan gluten bağısaklardaki tahribatın tekrarlamasına neden olur.
    Glutensiz sıkı bir diyetin uygulanması süesince Çölyak hastasının genellikle bir şikayeti olmaz. Beslenme tarzının değiştirilmesinin ardından genelde kısa b ir süre içerisinde şikayetler belirgin şekilde azalır. Şikayetlerin tamamen kaybolma süresi ince bağırsaktaki tahribat derecesi, hastanın yaşı, ve diğer faktörlere göre değişkenlik gösterebilir.
    Gluten içeren gıdalardan kaynaklanan, hissedilebilir şikayetler çoğunlukla uzun süreler sonrası hatta bazen yıllar sonra kendini gösterir. Diyetin bozulması ya da terk edilmesi tedavi edilmesi çok daha zor olan ağır hastalıklara neden olabilir.
    Diyetin uygulanmasında yapılan ihlal ya da ihmallere rağmen hasta tarafından hissedilebilir şikayetlerin oluşmaması, asla glutensiz diyetten vazgeçilmesi anlamına gelmez.
     

    Kesinlikle yasak gıdalar
    Buğday, arpa , çavdar ve yulaf katkılı her türlü ürün (Un, bulgur, irmik, makarna, şehriye, kuskus kepek gibi).Galeta ununa, una batırılarak kızartılmış tavuk balık gibi et ürünleri. Malt kullanılan içecekler, bira votka cin v.b.Hazır çorbalar, pilav, köfte, pane harçları. Gluten içeren çikolata ve sakızlar.

    Gluten içermeyen güvenli gıdalar
    Mısır, Pirinç, Patates, Kestane unu, Nohut unu, Soya unu, üzüm çekirdeği unu, tapioka, Yumurta, Reçel, Bal, Baharat ve bitki içermeyen sirke çeşitleri, meyve sirkesi, Balık, balık konserveleri (Una batırılmamış baharatlanmamış taze veya dondurulmuş balık. Kendi suyunda ya da yağında balık konserveleri, midye karides yengeç v.b (Una batırılmamış, daha önce unlu gıdalar kızartılmış yağda kızartılmamış). Domates ve tuz içeren salça. Tüm işlenmemiş, kabuklu kuru yemiş türleri yer fıstığı ay çekirdeği kabak çekirdeği badem (Paketlenenler ve işlenmiş olan,tuzlanan kuruyemişler gluten içermektedir). Kümes hayvanları etleri, sığır dana kuzu etleri (Una batırılmamış ve baharatlanmamış olmalıdır). Tüm Sebze çeşitleri. Tüm Meyve çeşitleri. Bakliyatların tüm çeşitleri. Kuru fasulye,mercimek, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek, barbunya, soya fasulyesi, börülce gibi. Tüm katı ve sıvı yağ çeşitleri, Tüm şeker çeşitleri (Toz şeker, pudra şekeri, kahverengi şeker).

    Çölyak hastalığının uzun vadedeki riskleri
    Çölyak hastalığının uzun dönem sonuçları kötü beslenme ve besin emiliminin bozukluğu ile ilgilidir.Tedavi edilmemiş çölyak hastalığı kronik kötü sağlık, osteoporoz, kısırlık, düşük, depresyon gibi rahatsızlıklara yol açabilir. Ayrıca ince bağırsak kanseri ve lenfoma gibi rahatsızlıkların ortaya çıkma riski artar. Çocuklarda, boy kısalığı ve davranışsal sorunlar, gelişim eksikliğine neden olabilir.

  • çölyak hastalığı

    çölyak hastalığı

    Ülkemizin Önemli Bir Sorunu: Çölyak Hastalığı

    Çölyak hastalığı (Gluten duyarlı enteropati, çölyak sprue, ÇH), genetik olarak yatkın bireylerde, gluten içeren gıdaların alınması ile ortaya çıkan ince barsağı tutan ve yaşam boyu süren tek gıda alerjisidir. Gluten buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda doğal olarak bulunan, gıda sanayiinde kıvam verici olarak kullanılan bir maddedir. Çölyaklı hastalar gluten içeren yiyecekler yediklerinde, bağışıklık sistemleri bunu ince bağırsaklara zarar vererek yanıtlar. Sonuçta parmak şekline benzeyen villus olarak adlandırılan ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar düzleşir ve görevini yapamaz hale gelir.

    ÇH’ nın patogenezinde genetik ile birlikte çevresel faktörler de etkin olduğu için, ülkeler ve ırklar arasında hastalığın görülme sıklığında belirgin farklılıklar vardır. Hastalık kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Ayrıca birinci derece akrabalar arasında prevalans on kat daha yüksektir. Tip I diyabetes mellitus, tiroid hastalıkları, addison, osteopenik kemik hastalıkları, Down Sendromu, selektif immunglobulin A (Ig A) eksikliği gibi bazı hastalıklarda ÇH’ nın görülme sıklığı normal populasyona göre yüksektir.

    Çocukların diyetinde gluten bulunmadığı sürece, ÇH ortaya çıkmaz. Bu yüzden ÇH İngiltere, Avustralya, Avrupa, Kuzey Amerika gibi buğdayın beslenmede önemli yer tuttuğu ülkelerde çok sık görülürken, Çin ve Japonya’da hemen hemen hiç görülmez. Uzun süreli anne sütü ile beslenme ÇH gelişme riskinin azaltmaktadır. Anne sütünün tek başına en az 4-6 ay verilmesi, erken dönemde unlu gıdaların verilmemesi, en önemli koruyucu stratejidir. Viral enfeksiyonlar, sigara gibi çevresel faktörlerin de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Serolojik yöntemlerle sağlıklı toplumda yapılan taramalarla çeşitli Avrupa ülkelerinde prevalans 1/83–1/500 arasında bulunmuştur.

    Ülkemizde sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansını araştıran tek çalışma Erzurum merkez 6–17 yaş grubu okul çağı çocuklarında yaptığımız çalışmadır. Bu çalışmada 1263 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansı serolojik olarak 1/115 saptanmıştır.

    Çalışmamız ülkemizde sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansını gösteren ilk çalışma olması nedeni ile oldukça önemlidir. Akraba evliliklerinin çok sık ve gluten içeren unlu gıdaların çok erken yaşlardan itibaren verilmeye başlandığı, unlu gıdaların temel besin maddesi olarak çok fazla miktarda tüketildiği ülkemizde ÇH nın zannedildiğinden çok daha sık görülen bir hastalık olduğunu saptadık. Ayrıca sağlıklı çocuklarda yapıldığı için ÇH seroprevalansının gerçek verilerini göstermektedir. Bu durum da halk sağlığı açısından son derece önemlidir.

    Çölyak Hastalığının Belirtileri

    ÇH tüm sistemleri tutabilen, çok farklı klinik bulgularla ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Gluten, içeren yiyeceklerin diyete girmesinden sonra kusma, ishal, karın şişkinliği, iştahsızlık, huzursuzluk, kilo alamama, büyümede gerilik ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkabileceği gibi, karaciğer enzimlerinde yükseklik, kansızlık, tek başına boy kısalığı, kemiklerde kırılma, ağızda iyileşmeyen yaralar, saç dökülmesi, diş çürükleri, infertilite, sık düşük yapma bulguları ile de hastalık karşımıza çıkabilir. Son zamanlarda ise kalp ve böbrek hastalıkları ile birlikteliği de tartışılmaktadır. Ayrıca hiçbir semptomu olmadan sadece taramalar sırasında saptanan olgular da vardır. Hastalık çok farklı klinik bulgular ile ortaya çıktığından hastalar farklı tanılar ile uzun süreli takip edilebilir ve hatta tanı alamadan kaybedilebilir. Diş hekimleri dahil,tüm hekimler özellikle uzun süren, geçmeyen, nedeni bulunamayan ve tedavi edilemeyen bu gibi semptom ve bulgular karşısında ÇH’ nı akılda tutmaları gerekmektedir.

    Çölyak Hastalığında Tanı Yöntemleri

    Tanı konulması en zor olan hastalıklardan biri ÇHdır. Çünkü hastalığın belirtileri diğer hastalıkların belirtileriyle karışmaktadır. Kesin tanı için özel kan tahlilleri ve deneyimli bir çocuk gastroenteroloji uzmanı tarafından ince bağırsak biyopsisi yapılmalıdır. Biyopsi için üniversite hastanelerinin gastroenteroloji kliniklerine başvurmak şarttır. Genetik bir hastalık olduğu için ailesinde çölyak vakası olanların şikâyeti olmasa da mutlaka doktora başvurmalı ve gerekli tetkikleri yaptırmalıdırlar.

    Tedavi

    Günümüzdeki tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz diyet uygulamaktır. ÇH bu derecede ciddi sağlık sorunlarına yol açmasına rağmen sadece diyetle düzelen tek hastalıktır. Diyet uygulanmaya başladıktan kısa bir süre sonra ince barsaklar düzelmekte ve şikâyetler ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle gluten içeren gıdaları kesinlikle tüketilmemelidir. Özellikle ülkemiz şartlarında beslenme alışkanlıklarını göz önüne aldığımızda ekmeksiz bir yaşam sürdürmek gerçekten çok zordur. Çölyak hastası, restoran, pastane ve kafelerde yemek yiyemez. Yediği her gıdayı sorgulamak ve özel yiyeceklerini beraberinde götürmek zorundadır. Buğday, arpa, yulaf ve çavdar yerine pirinç, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık gibi besinleri ve bu besinlerden elde edilen un ve nişastaları tercih etmeliler. Gluten, gıda sanayinde kıvam verici, koyulaştırıcı ve yapıştırıcı katkı maddesi olarak kullanıldığından, hazır gıdaların çoğunda gluten vardır. Hazır gıdaların etiketinde 'glutensiz' ibaresi aranmalıdır. İçeriğinde gluten olup olmadığı belli olmayan olan tüm gıdalar tüketilmemelidir.

    Sonuç olarak;

    ÇH’ nın ekstra intestinal bulgularının özellikle birinci basamakta görev alan hekimler ve sağlık personeli tarafından bilinmesi ve serolojik testlerle çeşitli risk gruplarının aktif olarak tarama programlarına alınması ile, su altında kalmış buzdağının büyük bir kısmının su yüzüne çıkarılabileceği bir gerçektir.

    Malnütrüsyon ve demir eksikliği anemisinin çok yaygın olduğu bölgelerde ÇH prevalansının bu kadar yaygın olduğunun anlaşılması ile bu hastalar çölyak açısından çok daha dikkatle araştırılmalı, serolojik testlerin pozitifliğinin tanıda tek başına yeterli olmadığı, kesin tanı için ince barsak biyopsisinin gerekli olduğu mutlaka hatırlanmalıdır.

    Uzun süreli anne sütü ile beslenme ÇH gelişme riskini azaltan önemli bir koruyucu mekanizmadır. Bu nedenle süt çocuğu beslenmesinde anne sütünün tek başına en az 4-6 ay verilmesi yaygınlaştırılmalı ve teşvik edilmelidir.