Etiket: Gıda

  • Besin alerjisi hakkında

    Besin alerjisi, bazı besin maddelerine karşı vücudun gösterdiği istenmeyen bir reaksiyondur. Çocukların yaklaşık % 5’inde görülmektedir.

    Hangi besinler alerjiye yol açar?

    Tüm gıdalar alerjiye yol açabilirse de, en sık nedenler inek sütü, yumurta, balık ve kabuklu deniz ürünleri, soya, buğday, yerfıstığı gibi kabuklu yemişlerdir.

    Besin alerjisi kimlerde görülebilir?

    Her çocukta görülebilir. Ancak, astım, saman nezlesi gibi alerjik hastalıkları olan veya ailesinde bu tarz hastalık öyküleri olan kişiler, gıda alerjisi için daha fazla risk taşırlar. Önceden alerji yapmayan bir gıdaya zaman içinde hassasiyet gelişebilir veya yenilen miktar da alerjiden sorumlu olabilir.

    Besin alerjisi hangi belirtilere yol açar?

    Dudaklarda, ağızda, boğazda aşınma, şişlik, kızarıklık

    Ciltte döküntü

    Bulantı, kusma, ishal

    Aksırık, burun akıntısı görülebilir.

    Nefes tıkanıklığı, bilinç kapanması anafilaksi denilen ciddi alerjik reaksiyonlarda görülür.

    Bebeklik çağında aşırı gaz sancısı, çok ağlama, ishal, huzursuzluk, büyüme geriliğine de yol açabilir

    Besin alerjisi ne kadar sürer?

    Gıda alerjisi 1-2 yıl içinde kaybolabilir veya ömür boyu da sürebilir.

    Gıda alerjisi nasıl önlenebilir?

    Bebeğinizi ilk 6 ay sadece anne sütüyle besleyin. Gerekmedikçe mama veya farklı gıdalar başlamayın.

    Emzirme sırasında anne, alerjen olabilecek gıdalardan kaçınmaya çalışmalı.

    6 ay dolduktan sonra ek gıdaları az az, tek tek başlayın. Her yeni gıda sonrası birkaç gün bekleyerek bir sorun olup olmadığını gözleyin. Ondan sonra yeni bir deneme yapın. Sorun yaşanan gıdalardan bir süre kaçının.

    Besin alerjisine nasıl tanı konur?

    Aslında anne babanın dikkatli gözlemleri çoğu zaman tanı koydurucudur. Doktorunuz da, kan veya cilt testleriyle alerjinin nedenini saptayabilir.

    Besin alerjisi nasıl tedavi edilir?

    Çocuk doktoru, belirtileri yatıştıracak bazı ilaçlar önerecektir. Elbette, en iyi tedavi sorumlu gıdadan uzak durmayla sağlanacaktır. Eğer belli gıdalara alerjisi olan bir çocuğunuz varsa, gıda etiketlerini inceleme konusunda deneyim kazanmanız gerekecektir.

  • Besin alerjisi

    ÇOCUKLARDA BESİN ALERJİLERİ

    Besin Alerjisi nedir?

    Herhangi bir besinin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla alerji belirtilerinin ortaya çıkmasıdır.

    Besin alerjisi sıklığı

    Besin alerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarındadır.

    Hangi besinler alerji yapar?

    Her besinin alerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm alerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, Antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.

    Besin alerjisi belirtileri nelerdir?

    Besin alerjisi belirtiler besin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, dil ve dudakta şişme, egzama belirtileri sıklıkla görülen belirtilerdir. Bu belirtilerden başka akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı kaka, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi birçok belirtilere neden olabilir.

    Besin alerji teşhisi nasıl konulur?

    Besin alerjisini düşündüren belirtiler olan çocuklarda ciltten alerji testleri, kandan alerji testleri, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testlerle birlikte çocuk alerji uzmanları tarafından tanı konulmaktadır.

    Gıda alerji testi nasıl yapılır?

    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Tek başına alerji testleri tanı koydurucu özelliği yoktur. Yükleme testleri ile doğrulanmalıdır. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile çıkmamasına rağmen farklı tip alerji olabilir.

    Besinlere bağlı alerji testi kaç yaşında yapılabilir?

    Doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte sıklıkla 2 aylıktan sonra yapılabilmektedir.

    Besin eliminasyonu

    Çocuk alerji uzmanı tarafından yapılan değerlendirme ve testler sonucunda şüpheli gıdalar belirlenir. Belirlenen gıdalar alerjik hastalığın tipine gore iki ile 4 hafta süreyle diyetten çıkarılır. Bu sure içinde diyetten çıkarılan gıdanın diline bile dokundurulmaması gerekmektedir. Çıkarılan diyet ile çapraz reaksiyon yapan gıdaların da diyetten çıkarılması gerekir. Bu nedenle bu eliminasyon diyetini çocuk alerji uzmanalarının planlaması çok önemlidir.

    Besin yükleme testi

    Şüpheli gıdanın diyetten çıkarılması ile çocuktaki belirtilerin düzelmesinden sonra şüpheli gıdanın yüklemesi yapılır. Yükleme yapılmasında alerji testi sonuçları çok önemlidir. Alerji testi sonuçlarına gore yükleme testinin nasıl yapılacağına karar verilmelidir. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir.

    Besin günlüğü: Hergün bebeğin verilen besinler ve annesini emiyorsa annenin aldığı besinler her gün hangi saatte alındığı kayıt edilir. Bebekte görülen belirtiler de hangi saatlerde olduğu kayıt edilir. Besin günlüğü tutulması beslenme ve belirtiler arasında ilişki kurulmasında doktorlara çok önemli bilgi vermesi bakımından önemlidir.

    Besin alerjisi tedavisi:

    Diyet

    Besin alerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımları bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği için dilini bile alerjik besine dokundurmamalıdırlar. Anne sütü alan bebeklerin anneleri de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin alerjisi tipine gore seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne alerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına çocuk alerji uzmanı karar vermelidir.

    Besin alerjisinde ilaç tedavisi var mıdır?

    Besin alerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur. Var olan belirtilerin ortadan kaldırılması amacıyla hafif reaksiyonlarda anti-histaminik ilaçlar ve kortizon türü ilaçlar kullanılabilir.

    Besin alerjisinin aşı tedavisi var mıdır?

    Oral immünoterapi (Aşı tedavisi): Hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (besin alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda gıda alerjenlerinin ağızdan verilmesidir. Oral dezentizasyon yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Henüz araştırma aşamasında olup bazı merkezlerce yapılmaktadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

    Besin alerjisi düzelir mi?

    Besin alerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı alerji olduğu, kaç çeşit gıdaya alerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin alerjisinin şiddeti, astım ve alerjik nezlenin birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya alerji düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine alerji düzelme şansı düşüktür.

  • Süt veren annelere kafein uyarısı

    Anne sütü bebekler için en mükemmel besindir. İçerdiği bağışıklık sistemini güçlendirici maddeler hala birçok mamada yüzde yüz oranında yer almamaktadır. Ancak mucize besin olan anne sütü, bazen yarar yerine bebeğe zarar da verebiliyor. Süt veren annelerin aşırı kafein tüketimi, mucize besin olan anne sütünü zararlı bir besin haline getirerek, bebeklerde reflü başta olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarmaktadır.

    Süt Veren Annenin Tükettiği Kafein, Bebekte Reflüyü Tetikliyor…

    Anne sütü bebekler için en kusursuz besin kaynağı olmakla birlikte, içerdiği bağışıklık sistemini güçlendirici besinler bugün, hiçbir mamada yüzde yüz oranında bulunmamaktadır. Her annenin sütü bebeğine özeldir ve onun ihtiyaçlarını en iyi şekilde giderecek özellikte doğa tarafından ayarlanmıştır. Ancak mucize besin olan anne sütü, bazen yarar yerine bebeğe zarar da verebilir, özellikle de emzirme döneminde anne, beslenmesine dikkat etmiyor ve bolca kafeinli gıda tüketiyorsa…

    Süt veren annelerin kafein yönünden zengin olan çikolata başta olmak üzere kakaolu gıdalardan ve kahveden uzak durması bebeklerinin sağlığı açısından çok önemlidir. Bebeklerde ilk iki yaşta mide başı normalden daha gevşektir. Kafein de genel anlamda mide başını gevşeten ve midede asit salgısını arttıran bir maddedir. Süt veren anneler, kafein içeren gıdalar tüketiyorsa bu doğrudan bebeği de etkilemektedir. Bebek de anne sütü kanalıyla, bol miktarda kafein almaktadır. Bu da bebeğin reflü olmasına ve ilerleyen zamanlarda reflüye bağlı diğer hastalıkların ortaya çıkmasına kaynaklık etmektedir.

    Sütünüzü Artırmak İçin Çikolata ve Kakaolu Gıdalar Tüketmeyin!

    Anneler sütlerini artırmak için tatlı olarak bol çikolata tüketmeyi tercih edebiliyor. Oysa bu, bebeğin sağlığı için son derece zararlıdır. Bir de çikolatanın yanında kahve de tüketiliyorsa, aşırı kafein tüketiminden dolayı bebek için durum daha da vahim bir hal al almaktadır. Özellikle de bu gıdaları tükettikten sonra bebeği emzirip ardından uyutmak reflüye en çok neden olan durumdur. Çünkü bebek yatar pozisyona girdiğinde mideden yukarı doğru olan kaçak, daha belirgin hale gelir ve bu da reflü oluşumunu tetiklemektedir.

    Reflü, Zamanla Yerini Solunum Yolu Enfeksiyonlarına Bırakabilir!

    Reflü doğumdan sonraki ilk altı ay içinde yüzde altmış oranında görülürken, hastalık fışkırır tarzda kusmalar ve kilo alamama şeklinde seyreder. İki yaşına doğru bebeğin mide başı güçlendiğinde aşırı kusmalar çoğu zaman son bulsa da geriye iz olarak; sessiz reflü adı verilen ve ilerleyen yaşlarda çocukta tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bir durum ortaya çıkar. Sessiz reflü genellikle ağız kokusu, gece yastığa ağızdan salya akması, hıçkırık, ses kısıklığı, iştahsızlık gibi belli belirsiz bulgularla tanınır. Özetle; gıda alerjisi olsun ya da olmasın süt veren annelerin kafein ve çikolatadan uzak durması şarttır.

    Sütünüz Arttırmak İçin Bol Su Tüketin, Uyuyun Ve İstirahat Edin…

    Süt veren annelerin sütünü arttırmak için tatlı tüketmek yerine, tek ihtiyacı bol su tüketmek, uyumak ve istirahat etmektir. Çikolata ve benzeri kakaolu gıdalar sütünüzü arttırmak yerine bebeğinizi sağlığından edebilir.

    Süt Veren Annelere Öneriler;

    1- Özellikle süt yapar diyerek bol çikolata ve türevlerini tüketmekten kaçınılmalı

    2- Kafein içeren kahve, kolalı içecek gibi gıdalardan uzak durulmalı

    3- Süt yapar diye şekerli gıdayı çok tüketmekten kaçınılmalı

    4- Bol su tüketilmeli

    5- Mutlaka gün içinde ve gece vakitlerinde bebeği güvenilir birine teslim ederek istirahat edilmeli. Uyku sütü artıran en değerli yöntemdir.

  • Çölyak hastalığının tedavisi

    Buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan hamur karıldığı zaman hamura kıvam verici bir madde olan GLUTEN ismli bir proteine karşı gelişen bir gıda alerjisi olan çölyak yaşam boyu devam eden tek gıda allerjisidir.

    Hastalığın belirtileri ekgıdalara başlandıktan sonra yani kişi alerjen ile (unlu gıdalarla) tanıştıktan sonra başlamaktadır. Hastalık yaşamn 6. ayından sonra görülmektedir ve yenidoğan çağında görülmemektedir.

    Hastalık genetik, çevresel ve otoimmün (vücudun savunma mekaniznasının rol oynadığı bir süreç sonunda gelişmektedir. Bir ailede Çölyaklı bir kişi var ise diğer aile bireyleri de çölyak hastalığı açısından araştırılmalıdır. %8-20 oranında diğer kardeş ve aile bireylerinde de hastalık görülme olasılığı olduğu akla getirlmelidir.Görülüş sıklığı 1/200 olarak tahmin edilmektedir.

    Hastalık incebarsağın başlangıç kısmını tutmakta belirtiler alerjen ile tanışmadan belli süre sonra ortaya çıkmakta bazende yıllarca sessiz kalabilmektedir. Hastalık başlama yaşına göre farklı belirtiler vermetedir.

    Süt çocukluğu çağında: Kilo almada yavaşlama, karında şişlik, kas erimesi, huzursuzluk (geceleri), kusma, 2 haftayı geçen ishal ( şekilsiz, miktarı fazla olabilen, yağlı pis kokulu dışkılama, ekşimsi ) görülmektedir. Tedaviye yanıt alınamayan demir eksikliği anemisi, raşitizm gelişebilmektedir.

    Çocuk büyüdükçe bu belirtiler silikleşir. Büyüme gelişmede yavaşlama, kilo alamama, sebebi belli olmayan karın ağrıları olmaya başlar. Kansızlık, saç dökülmesi, kemik erimesi, eklem ağrıları, ergenlikte gecikme, adet görmede gecikme olur. Okul başarısı düşer ve dikatsizlik olabilir.

    Hastalık sadece çocukluk çağında görülmez, bazen stres, operasyonlar araya giren enfeksiyonlar, uzun süreli antibiyotik kullanımı, gebelik gibi durumlar erişkinlerde de hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebilir.

    Bazen şeker hastalığı, epilepsi, otizim, romatoid artrit, şeker hastalığı, tiroid bezi hastalıkları, infertilite ve down sendromu ile beraber olabilir. Bu gibi durumlarda çölyak araştırılmalıdır.

    Hastalık tanısı için belirtileri olan hastaların kandan yapılan serolojik testler ile araştırılması ( antigliadin antikor, endomisyum antikor, doku transglutaminaz ) sonrasında şüphe edilen kişeye gastroenteroloji uzmanınca yapılacak olan endoskopi ile incebarsaktan alınan parçanın patolojik incelenmesi ile kesin tanı konulur. Biyopsi alınmadan diyete başlanmamalıdır.

    Tedavi; gluten içeren gıdaların diyetten çıkartılmasıdır. Buğday, arpa, çavdar ve yulafın yerine alternatif olarak GLUTEN içermeyen mısırunu, pirinçunu, mercimekunu, nohutunu, kestaneunu ve soya ununun diyette kullanılmasıdır. Gluten bir çok gıda maddesinde koruyucu olarak bulunduğu için çölyak hastası etiket okuma alışkanlığını edinmelidir. Gıda üreticisi firmalarda etiketlendirme yapaken ürünlerinin gluten içerip içermediği konusunda etikette bilgi vermelidirler. Çölyak artık bir hastalık değil bir yaşam biçimi kabul edilmektedir. Bunun için Çölyak konusunda tüm toplum bilinçlendirilmelidir. Çölyaklı kişinin kendisi ve aile bireyleri yanında arkadaşları, öğretmeni, çalışma arkadaşları da bilgilendirilmelidir. Bu konuda biz hekimeler ellerinden geleni yapmalıdır.

    HER ŞEY GELECEĞİMİZİ EMANET EDECEĞİMİZ ÇOCUKLARIMIZ İÇİN….

  • Bebekler alerjiden nasıl korunur?

    Bebekler alerjiden nasıl korunur?

    Alerji genetik ve çevre faktörlerinin birbiri ile etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Bu etkileşim anne karnındayken başlar.
    Genetik olarak annesinde alerji olan bir çocukta alerjik hastalık görülme oranı %25 iken; hem annede hem babada alerji varsa oran %50'e yükselmektedir.
    Vücudumuzda bağışıklık sistemi, yabancı maddeyi vücuttan atmak üzere programlanmıştır. Bebek de anneye yabancı bir organizmadır. Annenin vücudunun bebeği yabancı olarak görüp vücuttan atmaması için bağışıklık sistemi yabancı maddeye tolerans geliştirmeyi sağlayan farklı bir yapıya bürünür. Bağışıklık sisteminin mecburen dönüştüğü bu farklı yapı alerjik reaksiyonlardan da sorumlu olan sistemdir. Dolayısıyla; tüm gebeliklerde annenin vücudu alerjiye yatkın bir özellik kazanır.
    Bu durumdan dolayı; tüm yeni doğan bebekler alerjiye yatkın bir bağışıklık sistemi ile doğar. Doğduktan hemen sonra çevredeki mikroplarla ve alerji yapıcı maddelerle temas ettikçe bebeğin gerçek bağışıklık sistemi şekillenir. Yapılan çalışmalarda; bu dönemde alerjiye neden olan maddelerle aşırı temas söz konusu olduğunda eğer genetik zemin de varsa, çocukta vücut yapısının kalıcı olarak alerji yönüne saptığı görülmektedir.
    Çocukların ilk temas ettiği yabancı madde gıdalardır. Alerjik genetik zemini olan bebeklere mutlaka ilk 4 ay sadece anne sütü verilmelidir. Annenin bu dönemde alerjik maddelerden kaçınmak üzere diyet yapması önerilmez. Ek gıdalar mutlaka 4-6 ay arası çocuğa tanıştırılmalıdır. Her yeni gıda en az 1 hafta arayla ve yavaş yavaş artan miktarlarda verilmelidir. Böylece hem bebeğe bu gıdalara tolerans geliştirmesi için zaman verilmiş olur, hem de alerji gelişip gelişmediği gözlenmiş olur. Alerji genetiği olan bebeklere ek gıda başlama yaşı 6 ayı geçmemelidir. Altı aydan sonra ilk ek gıda ile tanışma alerji gelişimine katkıda bulunuyor.
    Bebeklerde alerjik hastalıklar ilk gıdaya karşı geliştirilen alerji sonucu, atopik dermatit (alerjik egzama) şeklinde başlar. Birçok bebekte atopik dermatit sadece yanaklarda hafif kuruma, sertleşme şeklinde belirti verirken; bazı çocuklarda bu kuruma daha yaygın olur ve egzama şekline döner. Bebeklerde egzamaya sıklıkla kaşıntı eşlik eder.
    Bebeklerde Alerji Annenin Gözlemi ile Saptanır
    Atopik dermatite neden olan alerjilerin başında inek sütü ve yumurta gelmektedir. Bu alerjiler kanda yapılan alerji testleri ile araştırılabilir, ancak bu testler her zaman alerjiyi yakalayamaz. Bebekte alerji olup testlerde çıkmayabilir. Bu nedenle annenin gözlemi çok değerlidir. Eğer bir gıda verildiğinde bebekte döküntüler artıyorsa ve bu durum tekrar tekrar gözleniyorsa; bebeğin o maddeden uzak tutulması gerekir. Anne sütü ile besleniliyorsa annenin de bu gıdadan uzak durması önerilir.
    Atopik dermatit ve gıda alerjisi çoğu bebekte zamanla ilk 3 yaş içinde geçer. Ancak bu bebeklerin yaklaşık % 50'sinde ileride alerjik nezle ve alerjik astım gelişir. Solunum yolunu tutan bu alerjilerde sorumlu faktör genellikle gıda olmaz; hava yolu ile alınan maddeler olur. Solunum yolu alerjisi yapan maddelerin başında ev tozu akarları(toz böcekleri) gelir. Ev tozu akarı küçük yaşta gıdadan sonra çocuğun ilk tanıştığı alerjendir. Evde daha çok zaman geçiren bebek yerlerde emeklemeye başladıktan sonra ev tozu ile tanışır. Zamanla bir bardağın dolması ve taşması gibi temas devam ettikçe alerjik duyarlılık gelişir ve hastalık ilk belirtilerini vermeye başlar.
    Alerji bir kez geliştikten sonra tedavisi uzun zaman ve emek gerektirir. O yüzden erken dönemde henüz alerji gelişmemişken bu durumun engellenmesi gerekir. Ailesinde veya kendinde alerjik hastalık olan anne babaların evlerinde halı bulundurmaması önerilir. Halı yerine yıkanabilen kilimler tercih edilmelidir. Bebeklerin yatak ve yorganı ve de yastığı sentetik yıkanabilen malzemeden yapılmalıdır. Yün, pamuk önerilmez. Yatak ve yastık kılıfları her hafta 60 derece suda yıkanmalıdır. Riskli gruptaki bebeklerin yataklarına akar geçirmeyen özel alerji kılıfları önerilebilir. Aynı ortam çocuk bakım evi ya da kreş için de sağlanmalıdır.
    Sigara alerji ve astımın en önemli tetikleyicisidir. Gebelikte pasif veya aktif sigara içiciliği bebekte alerji ve astım gelişmesine neden olmaktadır. Hamilelikten başlayarak bebeğin sigaradan kesinlikle uzak tutulması gerekir. Henüz alerji geliştirmemiş ancak ailesinde alerjik hastalık olan sağlıklı bebeklerin yanında bile kesinlikle sigara içilmemelidir. Atopik dermatiti olan çocuklarda astım riski daha fazla olduğundan bu önlem daha da büyük önem taşır.
    Alerjik Genetik Zemini Olan Bebeklerin Ailelerine Öneriler;
    1- Alerjik genetik yapıya sahip bebeklerin anneleri gebelik sırasında kesinlikle sigaradan uzak durmalıdır.
    2- Doğduktan sonra da bebeğin yaşadığı evde kesinlikle sigara içilmemelidir.
    3- Doğumun mümkün olduğunca normal yoldan yapılması planlanmalıdır.
    4- Bebeğe en az 6 ay anne sütü verilmelidir
    5- Annenin gebelikte veya emzirme sırasında özel bir diyet yapması önerilmez.
    6- Ek gıdalar 4-6 arası başlanmalıdır. Ne daha erken ne de daha geç başlanması önerilmez.
    7- Ek gıdalar en az 1 hafta arayla ve yavaş yavaş artırılarak verilmelidir.
    8- Bebeğin evinde halı yerine kilim kullanılmalıdır.
    9- Yatak yastık yorgan yıkanabilir sentetik malzemeden yapılmalıdır.
    10-Yatak çarşafları haftada bir 60 derecede yıkanmalıdır.

  • Gıda intoleranslarında tedavi nasıl olmalı?

    Gıda intoleranslarını tedavi ederken temelde sindirim sisteminin genel işleyiş mekanizmasına odaklanmakta fayda var. Kronik toksisite ve stres mutlaka çözülmeli. Burada intolerans için neler yapabileceğimizden bahsedeceğiz.

    1-Mide Asidini Güçlendirmeliyiz

    Eğer mide asidiniz yeterli değil ise gıdalar doğru oranda sindirilemeyecektir, yeterli asit olmazsa mide pilor kapağı doğru zamanda açılmaz. Bağırsaklara gecen gıdalı karışımın asitlik oranı yeterli olmaz ise bağırsaklara da salınacak pankreatik enzimler, safra salgılanamaz ( çünkü alkali olan bu enzimlerin salgılanmasını mideden bağırsağa gecen salgının asidik olması uyarır ) Sonuç olarak bağırsak PHI bozulur, bağırsak florası bozulur, gıdalar sindirilemez ve sonuç geçirgen bağırsak ve gıda intoleansları ve immün yanıtlar! Bir mide asidi nelere neden oluyor değil mi? Sizlere sürekli tekrarlıyorum sağlıklı bir hayat için doğru şekilde mide asidi şart!
    Mide asidini nasıl arttırabiliriz şeklinde bir yazım olacak ama kısaca önerilerden bahsedersek:

    Limonlu su

    Elma sirkesi ( maya intoleransına ve orana dikkat etmek önemlidir )

    Kereviz sapı suyu

    Doğru nefes alma

    Taze zencefil kullan

    Nane ve maydonoz ( ayrıca diğer yeşillikler )

    Çiğnemek

    Yemek sırasında sıvı tüketmemek

    Yemek öncesinde ve sonrasında (tercihen 1 saat, en az 30 dakika ) sıvı tüketmemek

    2-Eliminasyon Diyeti Yapmalıyız

    Öncelikle sunu belirtmek istiyorum, eliminasyon diyeti hem semptomlarınızı takip etmek acısından hem de hastalığınızı takip etmek acısından yapılabilir. Yani intolerans bulguları veriyorsanız kendi kendinize adım adım bir eliminasyon diyeti yaparak sonuca ulaşabilirsiniz. Ama kronik bir hastalığınız var ise ve bunun altındaki intoleransları saptamak ve kronik inflamasyonu tedavi etmek istiyorsanız bu konuda yetkin bir doktordan yardım almalısınız. Çünkü eliminasyon sürecinde bağırsaklarda ve vücutta belirli gıdaların yarattığı stresi ortadan kaldırıp aynı anda detoksifikasyona ve inflamasyona odaklanarak tedavi oluşturulmalı ki sorunlar kökten geçebilsin.
    Öncelikle şunu da belirtmek isterim sizlerde inflamasyona neden olacak gıdaların hepsi hayatınız boyunca diyetinizde olmamalı zaten!
    Bunlar;

    Paketli ve işlenmiş gıdalar

    Boya ve gıda katkı maddeleri içeren gıdalar

    İşlenmiş şeker içeren her türlü gıda

    Gdolu ürünler ( soya-mısır-tavuk )

    Palm ve kanola yağı içeren ürünler

    ELİMİNASYON DİYETİ NASIL YAPILIR?

    Gıda intoleransı yanıtı gözlemlemek için en iyi yöntemin eliminasyon diyeti olduğundan bahsetmiştik. Bu belki biraz uzun bir yol olabilir ama bu diyeti yaptığınıza değecek.

    Adım adım nasıl yapacağız?

    Bir ay boyunca ne yediğinizi ve ne kadar yediğinizi yazınız. İleri derece intolerans bulgusu veriyorsanız yemekleri nasıl pişirdiğinizi de yazınız. Ayrıca ertesi gün ve o hafta boyunca nasıl hissettiğinizi, tüm semptomlarınızı not ediniz.

    Sonrasında gıdalarınızdan şüphelendiğiniz gıdaları 4 hafta süre ile tek tek çıkararak semptomlarınızdaki yanıtları gözlemleyiniz. Bu süreçteki tüm gelişmeleri not ediniz.

    Eğer yanıtlarınız ileri derece ise hassasiyetiniz olduğunu düşündüğünüz gıdayı hayatınızdan tamamen çıkarmanızda fayda var.

    Eğer şikayetleriniz hafif ve orta seviyede ise eliminasyon yaptıktan belirli bir süre sonra ( 1 ay gibi ) gıdaları az az vücudunuza yeniden tanıtabilirsiniz. Her çıkardığınız gıdayı birkaç gün arayla tek tek vücuda tanıtmanızda fayda var hangisinin ne yanıt vereceğini daha net görebilmek adına. Vücuda yeniden tanıtma döneminde gıdayı aldığınız saati ve zamanı not etmenizde fayda var çünkü semptomlar bazen birkaç saat içinde bazen ise gün içinde gelebiliyor demiştik yukarıda hatırlarsanız.

    Gıdayı vücudunuza yeniden tanıttığınızda yeniden semtomlar veriyor ise bu gıdaya karsı intoleransınız devam ediyor demektir. Eğer yanıtınız yani semptomunuz ciddi ise gıdayı çok uzun bir süre diyetinizden çıkarmanızda fayda var.

    Bir gıdayı tanıttıktan sonra semptom yasadınız diyelim, diğer bir gıdayı tanıtmadan önce daha önceki gıdanın oluşturduğu semptomların geçmesini bekleyiniz. Yeni bir gıda tanıtmadan en az 2 gün semptomsuz olmanız daha doğru bir yanıt almanızı sağlayacaktır.

    Bu eliminasyon dönemini şüphelendiğiniz tüm gıdalara karsı uygulayabilirsiniz.

    Not:Bu süreçte en önemli şeyin bu intoleransların oluşmasına neden olan sindirim sistemleri sorunları, kronik toksisite sorunlarını, inflamasyonu çözmek olduğunu tekrardan hatırlatmak isterim. Bu sorunları çözmezseniz sürekli yeni intoleranslar geliştirmeniz olasıdır.

    3-Gerekliyse Sindirim Sorunları Düzelene Kadar Bir Müddet Sindirim Enzimleri Kullanılabilir

    Özellikle mide asidini desteklemek için BETAİN HCL, onu dışında pankreatik enzimler içeren toplu sindirim enzimleri tercih edilebilir. Bitkisel bir beslenme ile birçok enzimatik sistemin daha aktif olduğunu yıllardır çok net gözlemliyorum. Hastalarıma direk enzim başlamadan bir müddet beslenme ve bazı fitoterapik ajanlarla destek olup gerekirse enzim eklemenin daha doğru bir yol olduğunu düşünüyorum.
    Sindirim enzimi seçerken proteaz ( proteinleri sindiren ) , lipaz ( yağları sindiren ) , amilaz ( karbonhidratları sindiren ) enzimler içermesine dikkat edin.

    4- İntoleranslara Karşı İnflamasyon Oluşmasını Önlemek, İntolerans Yanıtı Azaltmak Ve Bağırsakları Onarmak İçin Bazı Supplementler Kullanılabilir

    *Kuersetin; Bağırsaklardaki inflamasyonu azaltır. Günde 500-1000 mg kullanılabilir. Doğal olarak quercetin içeren gıdalar, elma, yaban mersini, ahududu, brokoli, üzüm, biber, kırmızı soğan.
    *C vitamini; İnflamasyonu azaltır. Böbrek üstü bezlere ve Karaciğere destek verir. Antihistaminik olarak görev yapar. Günde 500 mg- 3 gr arası kullanılabilir.
    *B 5 vitamini; Stres ve inflamason yönetiminde önemlidir. Günde 500-1000 mg kullanılabilir. Adrenal sistemi düzenlemek acısından önemlidir.
    *Nane yağı; Bağırsakları rahatlatır ve inflamasyonu azaltır. Nane yağı mide asidini de artmasını sağlayacak uyarılar oluşturabilir. Nane yağı içeren kapsüller oldukça faydalı olabilir.
    *Keten tohumu yağı; İnflamasyonu azaltır. Günde 1-2 yemek kaşığı kullanılabilir.
    *Bromelain; Ananasın içinde bulunan bir enzim olan bromelain aynı zamanda kuersetin etkinliğini arttırabilir. Bromelain özellikle solunumsal semptom veren alerjilerde öne çıkmaktadır. Ananas alerjisi olan kişilerin bromelain supplementinden uzak durması gerekmektedir.
    *Milk thistle; Karaciğer fonksiyonlarına yardım eder.
    *L Glutamin; Bağırsak onarımında önemlidir. İnflamasyonu azaltır ve stresi azaltır. Kanser hastalarında bile bağırsakları onarmak için kullanılmıştır. Günde 5 gr kullanılabilir.
    *İnülin; Prebiyotik olarak kullanılabilir yalnız inülin kendisi de hassasiyet oluşturabilir o yüzden dikkatli kullanılmasında fayda var.
    *Aleo vera jel; Bağırsak florasını düzenlemede, lümeni toparlamada oldukça önemli yeri vardır. Yıllarca mucize bitki olarak anılmıştır.
    *Probiyotik; Probiyotikler sorunlar başladığında kullanıldığı anda direk şikâyetleri daha da kötüleştirebilir. Şöyle düşünün; sindirim sistemi bozuk bir yapıdayken siz sağlıklı bir flora desteği yapabilir misiniz? hayır! O yüzden öncelikle sindirim sistemi arındırılmalı ve eliminasyon yapılmalıdır. Gerekli detoksifikasyon yapıldıktan sonra probiyotik başlanmalıdır.
    *Omega 3; Omega 3 inflamasyon yanıtını azaltmak için kullanılabilir. En az 1000 mg EPA+DHA içermesine dikkat ediniz günlük omega 3 alımınızın. İleri kronik vakalarda bu oran 3000 mg EPA+DHA oranına çıkabilir.
    *D Vitamini; D vitamini eksikliği intolerans ve alerji tablosuna yol açabilir. D vitamini değerlerini 60-80 arasında tutmakta fayda var. Bunun için de güneşlenme ve gerekirse supplementasyon önemlidir.
    *Kürkümin;İnflamasyonu azaltmak için kullanılabilir
    *Zencefil;Mide asidini arttırmak için ve inflamsyonu azaltmak için ayrıca da zararlı patojenleri temizlemek için kullanılabilir. Zencefil çayı ya da zencefil suyu tüketilebilir.
    *Çinko;Çinko eksikliği ciddi immün düşüklük yapabilir. Lenfatik kanalları etkileyebilir. İnflamasyonu arttırabilir.15 mg çinko idealdir.
    *Magnezyum; Adrenal sisteme destek olmak için ve ayrıca sinirsel uyarı için önemlidir.
    *Meyan kökü; Adrenal sisteme destek olmak için oldukça önemlidir. Ayrıca inflamasyonu ve bağırsak florasındaki flora oluşumunu olumlu yönde etkilediği birçok çalışma ile gösterilmiştir.2 hafta aralıklarla cay olarak ya da tentür olarak tüketilebilir.
    *B6 Vitamini; Adrenal sistemi desteklemek ve histamin yanıtında önemlidir.
    *Koenzim Q10; Mitokondriyi ve adrenal yanıtı desteklemek acısından oldukça önemlidir.
    *Isırgan otu; Alerji altındaki inflamasyona faydalıdır. Alerji semptomlarını da azaltabilir.
    *Havuç ve salata suyu; İçindeki antiallerjenik bileşikler bileşikler intolerans ve alerji tablolarında oldukça etkilidir.

    5-Kronik Enfeksiyonları Tedavi Et

    Burada ise sindirim sistemi üzerine odaklanarak flora bozukluklarını tedavi etmek büyük önem taşımaktadır. Florada bozukluk oluşturacak

    H.pylori

    Mayalar

    Diğer zararlı bakterileri elemine etmek doğru bir yol olacaktır. Bunu yaparken gerçekten çok gerekli olmadığı sürece antibiyotikler tercih edilmemesi taraftarıyım. Uygun fitoterapik ajanlarla ve mide asidini toparladıkça sistem kendi dengesini bulacaktır.

    Burada kullanabileceğiniz ajanlar kekik yağı, Hindistan cevizi yağı, susam yağı gibi ajanlar olabilir.

    6-Bağırsak Florasını Yeniden Yapılandır

    Bağırsak florası ile alerjiler arasında oldukça büyük bir bağlantı vardır.Çok sık antibiyotik kullanma

    Kimyasal içeriklere maruziyet

    İşlenmiş gıda tüketimi

    Çocukken mama ile beslenme, anne sütü emememe

    Sterilize ortamlarda çok uzun süre geçirmek

    Bağırsak sağlığı için önemli gıdaları tüketmeme

    gibi sorunlar sonucu bağırsak floranız bozulmaktadır. Bağırsak florandaki bakterilerin üstünlüğüne göre alerjiye yatkın da olabilirsin, alerjiden korunabilirsin de. Çağımızda çok fazla alerjik çocuk ve hasta olmasının nedenleri yukarıda saydığımız nedenlerdir.
    Yapılan çalışmada bağırsak floranızdaki “Laktobacilli, Sacharomyces boulardii, Bacillus coagulans, L.acidophilus “ bakterilerinin gıda intoleranslarını azaltmakta önemli payı bulunmaktadır.
    Bağırsak florasını yapılandırmak deyince hemen herkes ilk probiyotiklere sarılmaktadır. Bu doğru bir seçenek değildir. Yani ilk yapılması gereken şey değildir. Öncelikle beslenmenizi bağırsak floranıza en iyi gelen beslenme şekli olan, bol lif içeren bitkisel ağırlıklı bir beslenme olarak değiştirmekte fayda var. Bunun üzerine sayısız çalışma bulunmaktadır. Öncelikle eliminasyonu yapıp bağırsaklarımızı yıpratan gıdaları uzaklaştırdıktan sonra yeniden yapılandıracak gıdalara ağırlık vermeliyiz. Bunun için bol sebze-bol meyve, baklagiller, glütensiz tahıllar, yağlı tohumlar, belirli oranda hayvansal gıdalar tüketebilir (intoleransınızın olduğunu düşündüğünüz gıdaları tüketmiyoruz).

    Bu dönemde bağırsak florasını yapılandırmak için fermente edilmiş gıdalar da kullanılabilir. Ev yapımı turşular, kefir, kombucha tüketilebilir. Yalnız tekrar dikkatinizi çekmek isterim çoğu zaman fermente edilmiş gıdalar da size intolerans oluşturabilir(mayalı gıdalar-süt ürünleri içeren gıdalar ). O yüzden kullanırken dikkatli olmanızı öneririm.

    Dirençli nişasta bağırsak floranızın yapılanmasında oldukça önemlidir; peki nelerde olur? Muz ve patates evet yanlış duymadınız muz ve patates dedim! Yıllarca bu gıdalardan uzak durmanızı söylediler değil mi? yapılan birkaç çalışmada bu gıdaların bağırsak florasının yapılanmasında oldukça önemli yere sahip olduğunu gösteriyor.

    Hastalarımda bu iki gıdayı kısıtlamıyor ve oldukça da kullandırıyorum; ben kendim de bu iki gıdayı bolca tüketiyorum ve bilin bakalım ne oluyor? Sağlıktan başka bir şey değil! Kan şekeri yükselmesi falan da olmuyor! (doğru zamanda doğru kombinle yemek bu işin anahtarı). Bunu ben değil bilim söylüyor! Sadece patatesin kızartması asla değil, fırınlanmış ya da haşlanmış olarak tüketmeye dikkat edin! Ve meyveleri her zaman aç karnına tüketmeye dikkat! Dirençli nişasta aynı zamanda baklagillerde de bulunmaktadır.
    Bağırsak florasını yapılandırmak için aynı zamanda polisakkaritlere ihtiyacınız vardır. Bunlar için de en güzel kaynaklar soğan, kabak, aleo vera jel gibi seçeneklerdir.
    En son olarak da uygun bir eliminasyon ve arınma sonrası bağırsak florası için probiyotik takviyeler düşünülebilir.

    7- Adrenal Sisteme Odaklan

    Alerji ya da intoleranstan bahsederken adrenal sisteme mutlaka odaklanmak gerekir. Vücudun düzgün histamin yanıtı verebilmesi ve kronik inflamasyonu çözebilmeniz için sağlıklı çalışan bir aderanal sistem olmalıdır. Adrenal sistem ile alakalı çok ayrıntılı bir yazım olacak. (ADRENAL = BÖBREK ÜSTÜ BEZ )
    Vücudun stres yanıtını düzeltmek ve gerekirse supplement ve fitoterapik ajanlar kullanmak önemlidir.

    8-Ruhsal Sisteme Odaklanın

    Alerjileke reaksiyonlar bilinçaltının kendini koruma girişimleri olarak yer alır bütüncül yaklaşımda. Zihin bir tehdit olduğunu düşündüğünde hipotalamus ve retiküloendotelyal sistemi aktive eder ve sonuçta da antikorlar aktive olur.
    Bilinçaltına yönelmek ve zihnimizi meşgul eden tehditleti keşfetmek alerjik yanıtlarda önemli olabilir. Gerekirse profesyonel bir yardım ile psikoterapi almak, homeopati bu konularda faydalı olabilir.

    9-Diğer Öneriler

    Lenfatik masaj ve lenfatik sisteme odaklanmak toksinlerin atılımı ve yanıtların azalması için önemlidir. Lenfatik sistem aynı zamanda bağışıklık yanıtını regüle eder çünkü.

    Duşlarda önce sıcak sonra en son çıkmadan soğuk suya maruziyet histamin yanıtını düzenler vücutta.

    Böbrek üstü bölgesine masaj yapmak alerjik yanıtları toparlamada ve adrenal sisteme destek vermede önemli olabilir.

    Sonuç Olarak;

    Gıda intoleransları ve alerjileri aynı şeyler değillerdir ama birbirinden ayırmak da zordur. Tedavi kısmındaki adımları takip etmeniz size intoleranslarınızdan kurtulmak konusunda yardımcı olabilir. Ama ciddi semptomlarınız var ise ve kronik bir hastalığınız var ise profesyonel bir yardım almanızı öneririm.

  • Peki, gıda intoleransları neden oluşur?

    Genel nedenlere bakarsak;

    Yanlış beslenme; İşlenmiş şekerler, işlenmiş ürünler, yüksek oranda hayvansal gıda, alkol tüketiminin çok olması ve beslenmemizde taze sebze, meyvelerin az olması gıda intoleransına yol açabilir. Bu tarz bir yanlış beslenme bağırsak, kan bariyerini bozabilir, proteinlerin kana geçmesine neden olabilir. Buna da yanıt olarak antikorlar üretilir vücutta dolasan ve lenf nodları tıkanabilir. Bunun sonucunda birçok kronik hastalığın zemini oluşmuş olur.

    Aynı gıdaların özellikle glüten gibi alerjen olabilen gıdaların çok yoğun ve sık tüketilmesi de bağırsaklarda stresse yol açarak intolerans tablosuna yol açabilir.

    Yaşlanmak; Yaşlandıkça sindirim sistemindeki bazı gıdaları sindiren enzimler azalabilir (örneğin, laktoz intoleransında laktaz azalması gibi)

    Kronik toksisite bağırsak duvarını ve florasını etkileyerek ayrıca mide asidi ve enzimlerine etki ederek (ve daha birçok mekanizmaya) intolerans tablosuna neden olabilir.

    Kronik stres; Sürekli strese maruz kalmak mide enzimlerinden başlayarak tüm sindirim sisteminizi etkileyen bir tablodur.

    ***Sürekli sizlerle paylaştığım gibi gıda intoleransları birçok hastalığın altında bulunmaktadır. Gıda intoleransları “LEAKY GUT” yani geçirgen bağırsakla oldukça bağlantılıdır. Uzun süreli gıda intoleranslarına maruz kalmak geçirgen bağırsağa neden olacak ve bu da inflamasyonun daha da büyümesine neden olacaktır. Geçirgen bağırsak ile kana gecen proteinler immün reaksiyonları uyaracaktır ve oto immün durumlar bile oluşabilir. Hatta oto immünite patogenizinde temelde bu adımlar vardır.

    GIDA İNTOLERANSLARI İLE BAĞLANTILI OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN HASTALIKLAR

    Egzama

    Akne

    Migren

    Sedef hastalığı

    Astım

    Baş ağrıları

    Kilo alma

    Duygu durum sorunları, anksiyete, depresyon

    İrritabl bağırsak sendromu

    Hiperaktivite

    Öğrenme zorlukları

    Eklem ağrıları

    İnsomnia

    Kulak enfeksiyonları

    Sinüzit

    Çocuklarda yatak ıslatma

    Post nazal akıntı

    Fibromiyalji

    Kronik yorgunluk

    Oto immün hastalıklar

    Bu hastalıklar bağlantısı çalışmalarla ortaya konulmuş hastalıklardır ama bütüncül bir hekim olarak kronik her hastalığın altında bir gıda intolerans tablosu bulunabilir diye düşünüp hastayı ona göre değerlendirmenin önemini vurgulamak istiyorum.

    EN SIK GÖRÜLEN GIDA İNTOLERANSLARI

    Süt ve süt ürünleri

    Gluten

    Yumurta

    Maya-aminler

    Soya

    Fıstık-fındık-badem, ceviz, kaju

    Kabuklu deniz ürünleri

    Kafein

    Salisilatlar

    Foodmaps

    Yapay Früktoz içerikli gıdalar

    Aspartam

    Msg (monosodyumglutamat )

    Gıda boyaları

    Sülfitler

    ***Listede fark ettiğiniz üzere en sık gıda alerjileri yapan gıdalar ile en sık gıda intoleransları yapan gıdalar neredeyse tamamen aynı, bu yüzden de alerji mi intolerans mı saptamak için beslemenizde iyi bir detektif olmanız gerekecek. İntoleranslar sindirim sistemini ve alttaki sorunları tedavi ettikten sonra yok olabilir ama alerjiler hayatınız boyunca sizinle beraber. Yanıtınızın şiddeti azalabilir ama bu gıdaların alerji yanıtı oluşturduğunu düşünüyorsanız hayatınızdan çıkarmakta fayda var.
    Bu intolerans tablolarını biraz ayrıntılı açıklamak gerekirse;
    ***Süt ürünlerindeki yanıt daha çok sütte görülmekle beraber süt ürünleri yani peynir, yoğurt, kefir gibi gıdalarda da görülebilir. Temel nedeni sütün içerisindeki laktoz şekerini vücutta sindiren laktaz enzimindeki sorunlardır(eksiklik, fonksiyon bozukluğu ). Dünyadaki insanların %65’inin laktozu sindirmekte sorunları olduğu düşünülmektedir. Bu ciddi bir rakamdır. Laktoz miktarı süt fermente edildikçe oldukça azalır yani peynir ve yoğurt ya da kefire dönüştükçe ama yine de tamamen yok olmaz. Ayrıca laktoz dışında süt içerisinde bulunan bazı protein yapıları da intolerans tablosu oluşturabilir ve bu protein yapıları fermente edilmek ile kaybolmazlar. Yani bazı kişiler hayatlarından sadece sütü çıkararak rahat etseler de birçok kişinin süt ürünlerinin tamamına karsı intoleransı oluşabilir. Özellikle oto immün hastalıkları bulunan tüm kişilere süt ürünlerinin her türlüsünü hayatlarından çıkarmasını önermekteyim.
    ***Gluten arpa buğday gibi tahıllarda bulunan bir proteindir. Gluten intoleransı karsımıza ilk çölyak hastalığı ile çıkmıştır. Çölyakta glutene karsı oto immün bir yanıt vardır. Son yıllarda artık net ortaya konuldu ki çöl yak dışında da glüten de intoleransa sebep olabilir. Hatta veriler çölyak olmayan gluten intoleransının dünyada %15’leri bulan rakamlara sahip olduğunu savunuyor. Otoimmün bir hastalığınız var ise glutenden tamamen uzak durmanızda fayda var.
    ***Yumurta intoleransı da toplumda sık görülmektedir ve en sık şişkinlik şikâyetleri ile karsımıza çıkar. Özellikle yumurta beyazına karsı yanıt daha yüksektir. Yumurta tüketiminin temel sorunu daha çok yumurtayı çok ve sık tüketmekle alakalıdır. Basta bir müddet kesip sonra haftada birkaç gün kullanım seklinde sokulduğunda genelde yanıt oluşturmaz.
    ***Maya intoleransının altında aslında vücudun aminlere karşı yanıtı vardır. Aminler bakteriler tarafından üretilen; fermantasyon ve gıdaların uzun süre beklemeleri sonucu oluşan proteinlerdir. Bunlardan biri de sizlerin de çok sık duyduğu histamindir. Histamin vücutta bağışıklık sisteminde, sinir siteminde ve sindirim sisteminde görev alan bir yapıdır. Alerjenlere karşı inflamatuar bir yanıt oluşumunda görev alır; Bu da kasıntılara, hapşırmalara neden olur. Histamin sağlıklı kişilerde yani intoleransı olmayan kişilerde kolaylıkla metabolize olur. Ama “diamin oksidaz (DAO ) ve n-metil transferaz “ eksikliğinde ve fonksiyonel bozukluğunda ki bu enzimler histamini yıkıp ortadan kaldıran enzimlerdir; histamin ortamda birikir ve intolerans yanıtlarının oluşmasına ve artmasına neden olur. Ayrıca kronik inflamasyonu tetikler. Histamin dışında mayalanma sürecinde oluşan başka yapılar da kişilerde intolerans yanıtını uyarabilir. O yüzden mayalı ürünlere oldukça dikkat etmek gereklidir ki çoğu mayalı ürün sağlıklı da olsa dikkatli yaklaşılmalıdır. Klinikte o kadar sık maya intoleransı ile karşılaşmaktayım ki, hatta gözlemlerime göre ve birçok uzman görüşe göre toplumda oldukça yoğun bir maya intoleransı olduğunu söylemeliyim.
    ***Soya protein yapısı nedeniyle hem alerji hem de intolerans oluşturabilir. Alerjiler genelde çocuklarda görülmektedir. Soya ürünlerine karsı benim güvenim GMO yani genetiği modifiye edilmiş ürünler olması nedeniyle çok yok. Genel olarak soya ürünleri tüketmenizi özellikle önermem.
    ***Çiğ kuruyemişler sıklıkla alerji ve intolerans yapabilir. Fıstık alerjisi gibi durumlar hayati tehlike bile oluşturabilir anafilaksiye neden olarak. Toplumun ortalama %1inde alerji görülmektedir. İntolerans hakkında net bir data yoktur. Ama hastalarıma da söylediğim gibi bu gıdaları tüketirken kendinizi yakından takip ediniz.
    ***Kabuklu deniz ürünleri alerji olarak oranları %5lere kadar çıkmaktadır. İntolerans sıklığı ile alakalı net bir data yoktur. Genelde sindirim sistemlerindeki enzimleri sorun olan hastalarda daha çok intolerans olarak karsıma çıkmaktadır. Genelde alerji tablosu değilse sindirim toparlandığında şikâyetler de geçmektedir. Ama alerji durumu hayati tehlike yaratabilir dikkatli olunuz.
    ***Kafein adenozin reseptörünü bloke ederek etki eden uyarıcı bir kimyasaldır. Kahvede, yeşil çayda, enerji içeceklerinde vb. bulunur. Toplumda çoğu insan kafeini belirli oranlara kadar rahatça sindirip metabolize edebilmektedir ama neredeyse toplumun yarısında ise intolerans görülmektedir. Bunun nedeninin bazı insanlarda olan kafeini metabolize etmekteki genetik bir defekt olduğu düşünülmektedir ve bazı çalışmalarla da ortaya konulmuştur. Yani kafeini sindiremiyor ya da kafeine karsı semptomlar yasıyorsanız genetik olarak kafeine intoleransınız olabilir.
    ***Salisiltlar bitkiler tarafından çevresel böceklere ve toksinlere karsı kendilerini korumak amaçlı üretilen bir kimyasaldır. Yani bitkiler böcekler gelip onlara zarar vermesin diye salislat üretip kendilerini koruyorlar. Salisilatlar antiinflamtuar ajanlardır ve birçok gıdada bulunabilir meyve, sebze, bal, çaylar, kahve, kuruyemişler, baharatlar gibi. Salisilatlar aynı zamanda kimyasal olarak bazı gıdalarda koruyucu olarak kullanılabilir, bazı ilaçlarda olabilir. Salisilatların yüksek oranda tüketilmesi genelde intolerans tablosuna neden olur ve salisilat içeren gıdaları hayatımızdan tamamen çıkarmak imkansızdır. Çünkü birçok bitkisel kaynakta mevcutlar. Ama yoğun oranda salisilat içeren gıdaları hayatımızdan çıkararak eliminasyon ile etkilerini gözlemleyebilir; mesela salisilat içeren ilaçlar, kahve, baharatlar, portakal, üzüm gibi.
    ***Foodmaps; Fermente olabilen oligosakkarit ve disakkaritlerdir, monosakkarit, poliollerdir. Bunlar karbonhidrat çeşitleridir ve vücutta bağırsaklarda çok kolay fermente olabilirler. foodmap intoleransında bağırsaklar bu karbonhidratları sindirmekte zorlanır ve sonuç olarak emilmesinde de zorluk yaşanır. Sonrasında bağırsak florasındak bakteriler bunları kolaylıkla fermente edebilirler. Bu fermentayon sonucunda da gaz ve şişkinlik oluşur karında.
    Bu tarz hastalarda low foodmap diyeti yapılabilir. Yalnız bu diyetin kısa süreli yapılması önemlidir çünkü uzun vadede bu şekilde beslenme bağırsak florasını olumsuz etkilemektedir.
    ***Yapay früktoz içerikli gıdalar kola, meyve suları, paketli gıdalar içerisinde bulunan yapay früktoz şekerinin malabsorbsiyonu seklinde görülür. Ciddi olarak kronik hastalıklarla da bağlantılıdır. Früktoz malabsorbsiyonunda früktoz kana emilemez ve bağırsak bakterileri tarafından fermente edilir. Ve bağırsak sorunlarına neden olur.
    ***Aspartam bir tatlandırıcı olarak birçok paket ürünün içinde bulunmaktadır. Aspartam intoleransı bulunan kişiler ile anksiyete ve depresyon gibi hastalıklar arasında bağlantı kurulmuştur. Her şekilde beslenmenizden tamamen çıkarılması gerekir
    ***MSG (monosodyumglutamat) gıdalara tat vermek amaçlı ve tatlandırıcıların baharatların etkisini arttırmak amaçlı kullanılan bir kimyasaldır. Birçok hastalıkla bağlantısı vardır. İntolerans oluşturan kimyasallardan birisidir. Her şekilde beslenmeden tamamen çıkarılması gerekmektedir.
    ***Gıda boyaları birçok gıda boyasının insanlarda hassasiyet ve semptom oluşturduğu gösterilmiştir.
    ***Sülfitler birçok ilaç ve paketli gıdada koruyucu olarak kullanılan kimyasallardır. Kurutulmuş meyvelere, şaraplara kadar birçok gıdaya eklenebilir. Beklemiş peynirlerde doğal olarak kendiliğinden oluşur. Birçok kişinin sülfitlere karsı hassasiyeti bulunmaktadır. Sülfitler genel olarak solunumsal reaksiyonlar verseler de birçok intolerans semptomuna neden olabilirler.

  • Gıda alerjileri ve gıda intoleransları

    Şimdi hepinizin kafasını karıştıran ve merak ettiğiniz bir konuyu anlatıyorum. Nedir bu sürekli bahsedilen intolerans ve alerji denilen şeyler? Neler yapılmalı? Bu yazımla aklınızdaki birçok soruyu cevaplamış olabilirim umarım.
    ***Öncelikle gıda intoleransı ve gıda alerjisi aynı şey demek değildir
    ***Gıda alerjileri immün sistem yanıtıdır. Belirli yapılardaki proteinlere karsı vücudunuzun geliştirdiği immün sistem yanıtıdır. Bu proteinleri vücudunuz yabancı olarak algılar ve onlara karsı immün yanıt ile adeta savaş açar. Bazı durumlarda anafilaksi tablolarında hayatı tehdit edebilir.
    ***Gıda intoleransları ise daha çok sindirim sistemi sorunlarıdır. Sindirim sisteminde oluşan bir stresse bağlı olarak ya da bir enzim yapı eksikliğine bağlı olarak gelişir.
    Peki, sindirim sistemindeki bu sorunlar nelerdir?

    Yediğiniz gıdalardaki yapıları yeterli şekilde parçalayamamak, sindirememek (Sindirim enzimlerinin eksik olması ya da aktif olamaması; mesela laktoz intoleransı, süt ürünleri içerisindeki laktoz şekerini sindirecek laktaz enzimi eksikliğinde oluşur.)

    Gıdalardaki bir maddeye kimyasal yanıt ( gıda katkı maddelerine, MSG, sülfitlere, boya maddelerine )

    Gıdalardaki bulunan bazı doğal yapılara ve proteinlere hassasiyet olabilir ( kafeine mesela ya da bruksel lahanası soğan gibi gıdalardaki doğal şekerlere, glüten vs.)

    NOT: Burada ufak bir not düşmek istiyorum. Literatüre yeni yeni giren çalışmalar artık intoleranslarında birer immün sistem yanıtı olduğunu gösterecek bulgular ortaya koymaktadır ama henüz net olarak kabul görmüş değildir.
    NOT:İkinci önemli notumuz ise intoleranslar uzun süre devam ettiği anda bağışıklık sistemini bağırsaklar üzerinden sürekli uyaracağından uzun vadede immün bir yanıt oluşturmaktadırlar yani basta immün bir yanıt değil iken sonradan bağışıklık sistemi de devreye girmektedir.
    NOT:Gıda alerjilerinde genelde IgE yanıtı hakimdir. Ama IgE yanıtı olmayan alerji durumları da mevcuttur; Mesela çölyak hastalığı.

    GIDA HİPERSENSİTİVİTESİ = GIDA İNTOLERANSI VE GIDA ALERJİLERİNİN GENEL ADI OLABİLİR

    Genel olarak Ig yanıtlarına göre ayırırsak:

    IgE Aracılı: Tüm sistemi etkileyen alerjik yanıtlar

    IgE Olmadan: Daha çok bağırsak düzleminde oluşan yanıtlar ve bağırsağı etkileyen sonuçlar. Sonrasında sistemi etkiler.

    IgG Aracılı: Gıda intoleranslarının altındaki temel neden olduğu düşünülmektedir. Sürekli gıdaya maruz kalınma sonucu oluşan reaksiyonlar olabilir. Sistematik sorunlara yol açabilir.

    ***Gıda alerjiler hayatı tehlike edecek şekilde karsınıza çıkabilir (anafilaksi) ama intoleranslar daha çok kronik bir zeminde yavaş yavaş etki ederler. Ve intolerans oluşumu her gecen sene git gide artmaktadır. Bunu altındaki nedenlerden birinin de gene kronik toksisite, yanlış beslenme, sedanter yaşam olduğu düşünülmektedir.
    ***Endüstriyel toplumlardaki insanların %20den fazlasında artık gıda intoleransları görüldüğü ortaya konmuştur. Ailede birinde alerjik hastalığı olan kişilerin ( alerjiler, astım, egzama vb. ) alerji geliştirme olasılığı %40 daha fazladır. Eğer iki aile bireyinde alerjik bir hastalık var ise bu oranın %80lere kadar çıktığı ortaya konulmaktadır.
    ***Yapılan bir çalışmada erişkinlerde görülen gıda alerjilerinin %45inin 18 yasından sonra çıktıyı ortaya konulmuştur. Bu da yukarıda bahsettiğimiz gibi benim nazarımda yanlış beslenme, sedanter yaşam ve kronik toksisite sonucudur.
    ***İşin en kötü yanlarından biri gıda intoleranslarını tespit etmek hem zordur hem de tespit etseniz bile bu intoleransın neden olduğu toksisiteyi ve alttaki sorunları, sindirim sorunlarını çözmeye odaklanmamak toplumda yapılan en büyük hatalardan biri olmaktadır.
    Peki bizde intolerans olduğunu nasıl anlayacağız? Ne gibi şikâyetler oluşur intolerans ya da alerji durumunda?

    ***Gıda intoleransları ve gıda allerijleri benzer semptomlar verirler bu yüzden bunları ayırmak oldukça zor olabilir. Bu semptomlar;

    İshal

    Kabızlık

    Anksiyete hali

    Şişkinlik

    Karında gaz sürekli

    Titreme

    Kızarıklar

    Ciltte yanma hissi

    Çarpıntı

    Baş ağrıları

    Bulantı

    Ödem

    Yorgunluk

    Karın ağrısı

    Burun akıntısı

    Asit reflüsü

    Mide yanmaları

    Nefes alma sorunları

    Kasıntı gibi semptomlar olabilir.

    Gıda alerjilerinde ise basit durumlarda yukarıdaki semptomlar görülebilir ama ileri durumlarda yaşanan şikâyetler ise su şekildedir;

    Nefes almakta zorlanma

    Kaşıntı

    Kurdeşen

    Baş dönmesi

    Hipotansiyon

    Anafilaksi şeklinde karşımıza çıkabilir.

    ***Semptomlar gıdayı yedikten birkaç saat sonra başlayabilir ya da 24-48 saati bulabilir başlaması. Hatta bazı durumlarda birkaç gün sonra bile semptom verebilir, bu yüzden de saptaması zor olmaktadır. Hatta çoğu kişi 2 gün sonra gelen şikâyetlerin bir alerji ya da intolerans tablosu olabileceğini anlayamadığı için alerjiler, intoleranslar çoğu zaman göz ardı edilmektedir.
    ***Alerji vakalarının %5i çok hızlı reaksiyon gösterebilir ( 0-30 dk. İçin de ) ve anafilaksiye kadar giden tablo ile ölüme bile neden olabilir. Alerji vakalarının %95i ise 30 dakikadan daha geç semptomlar verir, hatta 4 günü bile bulabilir. Burada daha çok hayati tehlike oluşturmayan ama sistemi stresse sokan yanıtlar ve semptomlar oluşur.
    ***Kan tahlilleri ya da biofeedback testleri bize intoleranslar konusunda fikir verebilir ama çoğu testte bu bilgiler yanıltıcı olabilir, en iyi yanıtı bedeniniz bilir. Hastalarımda da bu tahlillerin bazılarını kullanıyorum (onlara maddi yük olmayacak şekilde muayene ücretine dâhil, kliniğimde kendim yapıyorum.) Ama aynı zamanda bir eliminasyon diyeti ile hastamızla beraber semtpomları yakından takip ediyoruz ve bu sayede intoleransımız olan gıdaları daha kolay tespit edebiliyoruz. Her zaman söylediğim gibi semptomlar her zaman en önemlisidir, birçok testten üstündür gözümde. Ama bu demek değildir ki testlerin hepsi anlamsız. İntoleranslar söz konusu olduğu anda eliminasyon diyetlerini ve soncularının en kötü yanı bunlarda da net bir şey anlayamama ihtimalimizin olması. Çünkü intoleranslardaki semptomlar günler içinde gelişebilir ve gözden kaçabilir. Bazen küçük fark edilmeyecek semptomlar verebilir baslarda. O yüzden testlerle eliminasyon diyetini bir müddet kombinlemek daha olumlu sonuçlar almanıza fayda verebilir.
    ***Eliminasyondaki mantık; intolerans olduğunu düşündüğümüz gıdaları beslenmemizden çıkarıyoruz. Belirli bir süre (1-2 ay) bu gıdaları tüketmiyoruz ve sonrasında düşük oranda bu gıdaları yeniden beslenmemize sokarak vücudumuzun yanıtını gözlemliyoruz. Gıdaya karşı hala semptom veriyorsak (yukarıda saydığımız semptomlardan) intoleransımız var demektir. Tabi bu sürede kişinin sindirim sistemi için uygun bir beslenme düzenlenmelidir ve gerekirse supplementer destekler gerekirse başka yöntemler ile altta yatan başka sorunlar var ise çözmek doğru bir yaklaşım olacaktır. Alt kısımlarda adım adım eliminasyondan bahsedeceğiz.
    Buradan sonra da size hem sık görülen gıda alerjilerinden hem de en sık görülen gıda intoleranslarından ve de bunlara karşı neler yapılabileceğinden bahsedeceğim.

    Alerjiye neden olan gıdaya alerjen denmektedir. Ve en sık alerjen olarak anılan gıdalar bunlardır:

    Süt ve ürünleri

    Yumurta

    Balık

    Kabuklu deniz ürünleri

    Fıstık

    Gluten

    Soya

    Mısır

    Maya

    Nightshades ailesi ( domates, patates, biber, patlıcan )

    Her türlü kabuklu yemiş ağacı türevi = Badem, fındık, kaju, ceviz, antepfıstığı, brezilya cevizi vb.

    Çikolata

    Çilek

    şeklindedir.

    ***Gıda alerjisi daha öncede belirttiğimiz gibi immün bir yanıttır ve alerjiniz olduğunu gözlemlediğiniz bir gıdayı hayatınızdan tamamen çıkarmanız gerekmektedir. Alerjiler daha çok kan testleriyle tanı koyulabilir. Sindirim sisteminizi düzeltmenize rağmen geçmeyen sorunlarınız var ise gıdalara karşı; Bu da bu gıdaya alerjiniz olduğunu düşündürebilir.

    Şimdi buradan sonra daha çok gıda intoleranslarından bahsedeceğiz…
    Gıda intoleransları yukarıda da bahsettiğimiz gibi immün bir yanıttan ziyade sindirim sistemindeki bozukluklarla alakalıdır.

  • Baş ağrıları hakkında

    Baş ağrılarını: 1-Primer (birincil) baş ağrıları 2-sekonder (ikincil) baş ağrıları olarak ikiye ayırabiliriz.

    PRİMER BAŞ AĞRILARI:Sadece baş ağrısı şeklinde olup, başka bir hastalıkla beraber görülmeyen, sadece beyin ile ilgili olan baş ağrısı tipidir.

    1 Migren
    2 Gerilim tipi baş ağrısı
    3 Küme baş ağrıları olarak ayrılırlar.

    SEKONDER BAŞ AĞRILARI:Toplam baş ağrılarının ancak % 10 unu oluştururlar. Oluşan baş ağrısı başka bir hastalığa bağlıdır. Beyin tümörleri, göz hastalıkları, sinüzit, menenjit gibi hastalık sonucunda ortaya çıkan bir semptomdur.Özellikle sebebe yönelik tedavi ön plandadır.
    BAŞ AĞRISINDA SÜLÜK TEDAVİSİ OZON TEDAVİSİ
    Geçmeyen, tedaviye inatçı baş ağrılarında önemli konulardan birisi de SİNDİRİM SİSTEMİ BOZUKLUKLARIDIR. Normal barsak florasının bozulması veya herhangi bir gıdaya karşı meydana gelmiş olan gıda intoleransı (Allerjisi) varsa bir türlü iyileşmeyen baş ağrılarınızın sebebi olabilir.

    GAPS TEDAVİSİ

    Kronik yani geçmeyen, tedavilere cevap vermeyen migren veya migren olmayan tüm baş ağrılarında her hastaya mutlaka GIDA İNTOLERANS TESTİ yapılmalıdır. Bu test ile hastanın herhangi bir gıdaya karşı bir alerjisinin olup olmadığı tespit edilmektedir. Şayet bir gıdaya karşı allerji varsa, bu gıda hayatınızdan çıkmadığı sürece baş ağrınızı tedavi etmek mümkün olmayacaktır. Ayrıca barsak florasının bozuk olması halinde özel diyetlerle flora normal haline getirilmelidir. Kliniğimizde buun için GAPS doğal tedavi diyeti uygulaması yapılmaktadır.

    Baş ağrısında klasik tıbbi tedavilerin yanı sıra tamamlayıcı tıbbi tedavilere de yer verilmelidir. Özellikle migren hastalarında tıbbi sülük tedavisi ve medikal ozon tedavisi uygulanması halinde çok iyi sonuçlar alınmaktadır.

    TIBBİ SÜLÜK TEDAVİSİ

    Sülüğün salyasında buluna 106 değişik enzim sayesinde migren hastaları yarar sağlamaktadır. Özellikle alın bölgesine, enseye ve kulak arkasına yapılan sülük uygulamalarının sonuçları açıkça görülebilmektedir. Bazı hastaların tamamen ilaçsız olarak hayatlarına devamı söz konusu olabilmektedir.

    MEDİKAL OZON TEDAVİSİ

    Ozon tedavisi ile amaçlanan mikrosirkülasyon dediğimiz kılcal damarların açılması ve kanın oksijen taşıma kapasitesinin arttırılarak beynin beslenmesini arttırmaktır. Ozon aynı zamanda vücutta kan yapımını arttırarak etki yapmaktadır.

    Sülük ve ozon hakkında daha detaylı bilgi almak için ana sayfadan ilgili bölümlere girebilirsiniz.

    NÖROPROLOTERAPİ (NPT)

    Cilt altında bulunan ve ağrıyı ileten sinirlerin %5 Dextroz enjeksiyonları ile bloke edilmesi prensibine dayanır. Seanslar halinde uygulanır.

  • Gıda alerjileri (leaky gut)

    Gıda alerji ve sensitivitesi çok önem verilmese de ülkemizde çok sık görülen ve hastaların birçok çözülemeyen problemlerine neden olan sinsi yavaş ilerleyen kronik bir problemdir. Alerji denilince kişilerin aklına gelen ani dudaklarda , gözlerde şişme , nefes darlığı , şok , bayılma gibi durumlardır. Ancak gıda intoleransları yavaş gelişir.

    İntoleransların toplumda en bilineni Gluten İntoleransı’dır. Gluten intoleransı Çölyak hastalığı ile belirgin benzeşme içindedir. Bu hastalar gluteni tolere edemezler. Bazı araştırmalarda Çölyak dışı Gluten İntoleransının bir alerjik reaksiyon türevi olduğu ve doğuştan bağışıklık yanıtla ortaya çıktığı belirtilmiştir.

    Besin alerjileri ise eskiye göre hızla artmaktadır. Bu konuda birçok neden suçlanmaktadır. Gelişen tanı mekanizmaları , kullanılan besinlerdeki katkı maddeleri ve GDO’lu besinler olağan şüpheli durumundadır.

    Örneğin ABD‘de yapılan bir çalışmada 1997 – 2007 yılları arasında kliniklere başvurup besin intoleransı tanısı alan hastaların oranı %17 artmıştır. Bu kişilerden hastaneye yatırılanlarda ise dramatik bir artış olup 1998- 2000 yılları arasında %365 oranında dramatik bir artış olmuştur.

    Besin alerjilerinde Gecikmiş Tip 1 hipersensitivite reaksiyonu görülüp İgE baskın ve histamin dediğimiz bir nörotransmitter deşarjı sonucu oluşan ürtiker , kaşıntı ve bunun gibi birçok farklı duruma yol açabilir.

    Ancak tamamlayıcı tıp uygulaması yapan hekimler için asıl dikkat edilmesi gereken gecikmiş tip Gıda Sensitiviteleridir. Bunlar ortalama 72 saatiçinde gelişir .Hollanda’da Aardoon ve arkadaslarının yaptığı bir çalışmada ailelerin 5-6 yaş çocuklarda oluşan bazı problemlerde gıda intoleransı düşünmediği ve ABD’de birçok hekimin gıda sensitivitesi ile kronik hastalıkların ilişkisini ayırt edememektedir.

    Gıda Sensitiviteleri genellikle ortaya çıkmaz ve gerçekten ciddi problemlere yol açar. Kronik gıda sensitiviteleri kronik bir inflamasyona neden olup otoimmun hastalıklara neden olmaktadır. Gıda sensitivitesi deri problemlerinden davranışsal bozukluklara, nörolojik problemlerden Gastrolojik problemlere çok geniş spektrumlu problemlere yol açar.

    Başlıca neden olduğu ve görülen durumlar:

    -Akne

    -Astım

    -Kronik Kabızlık

    -Kronik ishal

    -Egzema

    -Baş Ağrıları

    -Hiperaktivite

    – İrritable Bağırsak Sendromu

    – Eklem Ağrısı

    – Obezite

    -Migren

    – Bağışıklık Sistemi Zayıflaması

    – Kronik kulak enfeksiyonları

    – Nadiren alopesi

    – Hırıltı

    Peki belli bir yaşa kadar alerjisi bulunmayan bir kişi neden aniden Gıda Alerji ve Sensitivitesine maruz kalır?

    Son 15-20 yılda endüstriyel gıdaların beslenme rutinimize girmesi zamanla değişen ve GDO ‘lu gıdalar. Artan ilaç kullanımı ve toksik yük gibi birçok faktör problemin asıl kaynağını oluşturmaktadır.

    Ana başlık olarak toplamak gerekirse:

    ⦁ Antibiyotikler

    ⦁ İşlenmiş Gıdalar

    ⦁ Pestisitler

    ⦁ Gıda katkıları

    ⦁ GDO

    ⦁ Çevresel toksin ve kimyasallar

    Böyle onlarca etkenin birleşimiyle bağırsak floramız bozulmakta ve sonuç olarak Gıda Sensitiviteleri ortaya çıkmaktadır.

    Gıda sensitiviteleri ve Leaky Gut(Geçirgen Bağırsak Sendromu) çoğunlukla bir arada bulunur. Geçirgen Bağırsak Sendromunu kısaca anlatmak gerekirse bağırsaklarımız besinlerin parçalanmasının devam ettiği ve son emilimin gerçekleştiği vücut kısmıdır. Bağırsak hücrelerimiz birbirlerine tight junction denilen yapılarla birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bulunmaktadır.

    Bu yapılar sayesinde vitamin , mineral ve sindirilmiş besinler bağırsaktan kana geçişini sağlamaktadır. Eğer bu bağlantı yapısı bozulursa bağırsağınızdan kanınıza sadece yararlı maddeler dışındaki ürünlerde geçer ve vucutta bir reaksiyon oluşmasına neden olur.

    Bazı fırsatçı bakteriler bu tight junction yapısını bozup geçirgenliği arttırmaktadır. Bu bakteriler Lipopolisakkarit dediğimiz bir yapı oluşturup geçirgeliği bozarlar.

    Peki Gıda Sensitivitesi Nasıl Teşhis Edilir?

    Gıda Sensitiviteleri veya leaky gut durumu geleneksel alerji testleriyle tanımlanamaz. Bu hastalığın tanısı için özellikli testler gerekmektedir(Kanda Zonulin Testi bunlardan biridir). Bu testler birçok farklı şekilde planlanmakta ve hastalara en uygun ve yararlı olanlar klinisyenin direktifleri ile önerilmektedir. Gıda sensitivitesi ve leaky gut hastalığında en olası süpheliler:

    Beyaz un

    Mısır

    Alkol

    Süt ve süt ürünleri

    Yumurta

    Soya

    Ve Şeker ürünleridir.

    Kliniğimizde uygulanan test yöntemi hali hazırda en doğru sonuç veren ve en seçici test yöntemlerinden biridir.

    Testimizi Yaptık Ve Gıdaları Saptadık Şimdi Ne Yapmalıyız?

    Öncelikle zararlı bakterilerin artışına neden olan özellikleri yukarıda bahsedilen yiyeceklerden uzaklaşma diyeti önerilir. Bağırsakta eksik olduğunu düşündüğümüz ve iyileşmeyi sağlayacak yararlı bağırsak bakterilerini vücudun ve hastanın ihtiyacı oranında kullandırılır. Buna ek olarak hastaya Tamamlayıcı Tıp yöntemleri ve detoks programları uygulanır.

    Stresten uzaklaşması istenir.

    Lifli gıda tüketimi arttırılır.

    İlaçlar ve koruyucu madde içeren her türlü maddeden uzaklaştırılır.

    Glutamin , Meyan Kökü , Probiotik ve probiotik içeren besinler (sirke , şalgam, kefir, turşu vbg.) Uygun olanlar beslenme ritüellerine eklenir.Herkese sağlıklı güzel günler.